yazar: sandor marai
yayım yılı: 1932
bir köpeğin yaşamını odağa alan ama aslında insanın yalnızlığını, sahiplenme arzusunu ve doğayla olan kopuk ilişkisini inceleyen psikolojik ve felsefi bir romandır.
yayım yılı: 1932
bir köpeğin yaşamını odağa alan ama aslında insanın yalnızlığını, sahiplenme arzusunu ve doğayla olan kopuk ilişkisini inceleyen psikolojik ve felsefi bir romandır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "all tiny beautiful things" tarafından 26.01.2026 17:33 tarihinde açılmıştır.
1.
sándor márai’nin, yer yer güldüren; güldürürken de alttan alta kötü bir şeyler olacağı hissini veren ve nihayetinde hüznün ağır bastığı 180 sayfalık romanı.
yazar aslında en çok "işin aslı judit ve sonrası" romanıyla tanınıyor; fakat ben onun dünyasına bu kitapla girmeyi tercih ettim ve çok da sevdim. özellikle sınıfları yerin dibine sokan anlatısını, insanın egemenlik kurma güdüsünü ustalıkla alaşağı edişini.
hikâye kısaca şöyle: yazar olan burjuva bir adam, karısına noel hediyesi olarak bir yavru köpek alır. köpek başta herkesin gönlünü kazanır; üstelik cins olması da önemlidir ve ev halkı onun bir puli olduğunu düşünür. ancak köpek büyüdükçe ve eve girip çıkan insanlar arttıkça, csutora’nın safkan bir puli olmadığı anlaşılır. bu fark edilişle birlikte ev halkının köpeğe bakışı da başkalaşır. csutora ise evcilleştirilmeye, yola getirilmeye öyle bir direnç gösterir ki, işler giderek kontrolden çıkar.
bu noktadan sonra yaşanan çatışmalı ve gerilimli süreç okuru fazlasıyla sarsıyor. evcil hayvanları olan, her canlıya sonsuz merhametle yaklaşmaya çalışan biri olarak okurken gözyaşlarımı tutamadım; hatta çok ağladım. kitabı bitirmemin üzerinden epey zaman geçti ama kalbim hâlâ csutora için buruk.
bu küçücük roman, her türlü ilişkiye dair şu soruları düşündürüyor: “bir şeyi sevmek mi?”, “ona egemen olmak mı?”; “onu özgür bırakmak mı?”, "onu yola getirmek mi?”.

not: sokak hayvanlarına dair yaşadığımız bu süreci düşündüğümüzde, hassas okurlar için zorlayıcı bir metin olduğunu söylemem gerek. buradan vahşice katledilen tüm sokak hayvanlarını, gönlümdeki ağır bir yükle anmak istiyorum.
yazar aslında en çok "işin aslı judit ve sonrası" romanıyla tanınıyor; fakat ben onun dünyasına bu kitapla girmeyi tercih ettim ve çok da sevdim. özellikle sınıfları yerin dibine sokan anlatısını, insanın egemenlik kurma güdüsünü ustalıkla alaşağı edişini.
hikâye kısaca şöyle: yazar olan burjuva bir adam, karısına noel hediyesi olarak bir yavru köpek alır. köpek başta herkesin gönlünü kazanır; üstelik cins olması da önemlidir ve ev halkı onun bir puli olduğunu düşünür. ancak köpek büyüdükçe ve eve girip çıkan insanlar arttıkça, csutora’nın safkan bir puli olmadığı anlaşılır. bu fark edilişle birlikte ev halkının köpeğe bakışı da başkalaşır. csutora ise evcilleştirilmeye, yola getirilmeye öyle bir direnç gösterir ki, işler giderek kontrolden çıkar.
bu noktadan sonra yaşanan çatışmalı ve gerilimli süreç okuru fazlasıyla sarsıyor. evcil hayvanları olan, her canlıya sonsuz merhametle yaklaşmaya çalışan biri olarak okurken gözyaşlarımı tutamadım; hatta çok ağladım. kitabı bitirmemin üzerinden epey zaman geçti ama kalbim hâlâ csutora için buruk.
bu küçücük roman, her türlü ilişkiye dair şu soruları düşündürüyor: “bir şeyi sevmek mi?”, “ona egemen olmak mı?”; “onu özgür bırakmak mı?”, "onu yola getirmek mi?”.

not: sokak hayvanlarına dair yaşadığımız bu süreci düşündüğümüzde, hassas okurlar için zorlayıcı bir metin olduğunu söylemem gerek. buradan vahşice katledilen tüm sokak hayvanlarını, gönlümdeki ağır bir yükle anmak istiyorum.
devamını gör...
