1.
"gecikme" efekti. sesi kopyalayıp tekrar arkdaplandan verir. doğadaki ses yankısı etkisini geçekleştirir.
elektronik yöntemlerde zaman (sesin ne kadar gecikmeli geleceği), derinlik (gelen yankı sesin asıl sinyalin arkasında ne kadar şiddetle duyulacağı) ve geribildirim (yankının ne kadar tekrar edeceği) kontrolleri bulunur. bu standartların dışında onlarca ayar eklenmiş araçlar da var.
hemen şu şarkının girişinde bir örneği var:
kayleigh
elektronik yöntemlerde zaman (sesin ne kadar gecikmeli geleceği), derinlik (gelen yankı sesin asıl sinyalin arkasında ne kadar şiddetle duyulacağı) ve geribildirim (yankının ne kadar tekrar edeceği) kontrolleri bulunur. bu standartların dışında onlarca ayar eklenmiş araçlar da var.
hemen şu şarkının girişinde bir örneği var:
kayleigh
devamını gör...
2.
hazır sample rate, bit depth ve bit rate mevzularını kurcalamışken, dijital ses dünyasının başka bir “insan kulağını kandırma” yöntemine daha bakalım:delay.
çünkü çoğu insan delay’i yalnızca sesin tekrar etmesi sanıyor. halbuki olayın altında yine baya enteresan bi algı hikayesi yatıyor.
şimdiii gerçek dünyada duyduğumuz hiçbir ses tamamen tek başına değildir. siz boş bir odada konuştuğunuzda bile, ağzınızdan çıkan ses yalnızca kulağınıza gelip bitmez.duvarlara çarpar, zeminden seker,tavana vurur, geri döner. yani aslında kulağınıza sürekli küçük gecikmelerle ulaşan kopyalar oluşur.
işte insan beyni de yıllardır buna alışmış durumda.bir ses duyduğumuzda yalnızca “ne duyduğumuza” değil, “o sesin ne kadar sonra geri döndüğüne” de bakıyoruz. çünkü bu gecikmeler bize mekan hakkında bilgi verir.
mesela ses çok hızlı geri dönüyorsa: küçük bir alan hissi oluşur ama geri dönüş uzadıkça, mekan büyümeye başlar.
işte delay dediğimiz olayın temelinde tam olarak bu var. bir sesi belirli süre geciktirip tekrar kulağa vermek.
işin ilginç kısmı şu: insan kulağı zaman konusunda inanılmaz hassastır. mesela aynı sesi kulağınıza birkaç milisaniye arayla iki kez verirseniz, beyin çoğu zaman bunu iki ayrı ses olarak algılamaz. tek bir ses duyarsınız ama o ses: daha geniş, daha kalın, daha büyük hissedilmeye başlar.
çünkü sistem aslında ikinci sesi ayrı bir olay gibi değil, ilk sesin uzantısı gibi yorumlar.
zaten delay efektlerinin büyük kısmı da tam olarak bunun üzerine çalışır; beynin zaman algısını manipüle etmek.
mesela slapback delay diye bir türü vardır; özellikle eski rock’n roll kayıtlarında falan çok duyarsınız.ses gelir,ardından çok kısa bir tekrar gelir ama bu tekrar öyle uzun değildir. beyin onu “echo” gibi değil, sesin fiziksel olarak büyümüş hali gibi algılar.
özellikle eski elvis kayıtlarındaki o duvardan sekmiş hissin büyük kısmı buradan gelir.
işin başka bir tarafı da şu: delay yalnızca tekrar üretmez, aynı zamanda ritim hissi de oluşturabilir.* çünkü tekrar eden birçok şey, bir süre sonra beynin gözünde ritme dönüşmeye başlar. o yüzden delay süreleri genelde parçanın temposuna göre ayarlanır.
örneğin:quarter note*, eighth note*, dotted eighth* falan dediğimiz delay ayarları aslında doğrudan bpm hesabına bağlıdır. yani delay bazen yalnızca efekt değil, parçanın groove’una çalışan ritmik bir eleman haline gelir.
özellikle gitaristlerin veya ambient prodüksiyon yapan insanların delay’e kafayı takmasının sebebi de budur zaten. tek nota çalarsınız ama delay tekrarları sayesinde sistem kendi kendine hareket etmeye başlar.
fakat burada yine bir problem çıkıyor; fazla delay kullanırsanız miks* dağılmaya başlar.
çünkü sistem sürekli yeni tekrarlar üretir ve eğer bunlar kontrol edilmezse transient’ler bulanıklaşır, vokal anlaşılmaz hale gelir*, ritim çamurlaşır.
o yüzden delay kullanımında en kritik meselelerden biri “feedback” dediğimiz olaydır. yani tekrar eden sesin ne kadarının tekrar sisteme geri sokulacağı.feedback arttıkça delay uzar, bir noktadan sonra ses kendi kendini beslemeye başlar. hatta bazı analog delay sistemlerinde olay tamamen kontrolden çıkıp cihaz kendi kendine osilasyona bile girebilir.*
özellikle eski tape delay sistemlerinde bu baya meşhurdu çünkü olay tamamen fiziksel mekanik sistemlerle çalışıyordu. ses gerçekten dönen manyetik bant üzerinde tekrar tekrar dolaşıyordu ve işin güzel tarafı şuydu; o tekrarların hiçbiri bire bir aynı değildi. her tekrar biraz daha kirleniyor, biraz daha kararıyor, biraz daha bozuluyordu.
o yüzden insanlar hâlâ bazı analog delay sistemlerini “daha sıcak” veya “daha organik” buluyor. çünkü gerçek dünyada zaten kusursuz tekrar üretmez, her yansıma biraz değişir.
özetle hodjam;
delay dediğimiz şey, sesi belirli süre geciktirip tekrar kulağa vererek beynin zaman ve mekan algısını manipüle etmeye çalışan sistemdir.
yanlışlar ve hatalı bilgi varsa affola, uyarınız. derhal düzeltiriz.
ps: bu ara evde olduğumdan teoriye sardım yine, aklıma geldikçe sıkıyorum palavraları.
öperler*
çünkü çoğu insan delay’i yalnızca sesin tekrar etmesi sanıyor. halbuki olayın altında yine baya enteresan bi algı hikayesi yatıyor.
şimdiii gerçek dünyada duyduğumuz hiçbir ses tamamen tek başına değildir. siz boş bir odada konuştuğunuzda bile, ağzınızdan çıkan ses yalnızca kulağınıza gelip bitmez.duvarlara çarpar, zeminden seker,tavana vurur, geri döner. yani aslında kulağınıza sürekli küçük gecikmelerle ulaşan kopyalar oluşur.
işte insan beyni de yıllardır buna alışmış durumda.bir ses duyduğumuzda yalnızca “ne duyduğumuza” değil, “o sesin ne kadar sonra geri döndüğüne” de bakıyoruz. çünkü bu gecikmeler bize mekan hakkında bilgi verir.
mesela ses çok hızlı geri dönüyorsa: küçük bir alan hissi oluşur ama geri dönüş uzadıkça, mekan büyümeye başlar.
işte delay dediğimiz olayın temelinde tam olarak bu var. bir sesi belirli süre geciktirip tekrar kulağa vermek.
işin ilginç kısmı şu: insan kulağı zaman konusunda inanılmaz hassastır. mesela aynı sesi kulağınıza birkaç milisaniye arayla iki kez verirseniz, beyin çoğu zaman bunu iki ayrı ses olarak algılamaz. tek bir ses duyarsınız ama o ses: daha geniş, daha kalın, daha büyük hissedilmeye başlar.
çünkü sistem aslında ikinci sesi ayrı bir olay gibi değil, ilk sesin uzantısı gibi yorumlar.
zaten delay efektlerinin büyük kısmı da tam olarak bunun üzerine çalışır; beynin zaman algısını manipüle etmek.
mesela slapback delay diye bir türü vardır; özellikle eski rock’n roll kayıtlarında falan çok duyarsınız.ses gelir,ardından çok kısa bir tekrar gelir ama bu tekrar öyle uzun değildir. beyin onu “echo” gibi değil, sesin fiziksel olarak büyümüş hali gibi algılar.
özellikle eski elvis kayıtlarındaki o duvardan sekmiş hissin büyük kısmı buradan gelir.
işin başka bir tarafı da şu: delay yalnızca tekrar üretmez, aynı zamanda ritim hissi de oluşturabilir.* çünkü tekrar eden birçok şey, bir süre sonra beynin gözünde ritme dönüşmeye başlar. o yüzden delay süreleri genelde parçanın temposuna göre ayarlanır.
örneğin:quarter note*, eighth note*, dotted eighth* falan dediğimiz delay ayarları aslında doğrudan bpm hesabına bağlıdır. yani delay bazen yalnızca efekt değil, parçanın groove’una çalışan ritmik bir eleman haline gelir.
özellikle gitaristlerin veya ambient prodüksiyon yapan insanların delay’e kafayı takmasının sebebi de budur zaten. tek nota çalarsınız ama delay tekrarları sayesinde sistem kendi kendine hareket etmeye başlar.
fakat burada yine bir problem çıkıyor; fazla delay kullanırsanız miks* dağılmaya başlar.
çünkü sistem sürekli yeni tekrarlar üretir ve eğer bunlar kontrol edilmezse transient’ler bulanıklaşır, vokal anlaşılmaz hale gelir*, ritim çamurlaşır.
o yüzden delay kullanımında en kritik meselelerden biri “feedback” dediğimiz olaydır. yani tekrar eden sesin ne kadarının tekrar sisteme geri sokulacağı.feedback arttıkça delay uzar, bir noktadan sonra ses kendi kendini beslemeye başlar. hatta bazı analog delay sistemlerinde olay tamamen kontrolden çıkıp cihaz kendi kendine osilasyona bile girebilir.*
özellikle eski tape delay sistemlerinde bu baya meşhurdu çünkü olay tamamen fiziksel mekanik sistemlerle çalışıyordu. ses gerçekten dönen manyetik bant üzerinde tekrar tekrar dolaşıyordu ve işin güzel tarafı şuydu; o tekrarların hiçbiri bire bir aynı değildi. her tekrar biraz daha kirleniyor, biraz daha kararıyor, biraz daha bozuluyordu.
o yüzden insanlar hâlâ bazı analog delay sistemlerini “daha sıcak” veya “daha organik” buluyor. çünkü gerçek dünyada zaten kusursuz tekrar üretmez, her yansıma biraz değişir.
özetle hodjam;
delay dediğimiz şey, sesi belirli süre geciktirip tekrar kulağa vererek beynin zaman ve mekan algısını manipüle etmeye çalışan sistemdir.
yanlışlar ve hatalı bilgi varsa affola, uyarınız. derhal düzeltiriz.
ps: bu ara evde olduğumdan teoriye sardım yine, aklıma geldikçe sıkıyorum palavraları.
öperler*
devamını gör...