#ödüllü filmler
türkçe adı: kopma
tony kaye'in yönettiği, carl lund'un yazdığı, 2011 yılında gösterilmiş olan amerikan yapımı filmdir. konusunda; bir sınıftan diğerine sürüklenen bir yedek öğretmen olan henry barthes'ın gözünden lise öğrencileri, öğretmenler ve okul yöneticileri hakkında izlenimler edinir filmin izleyicileri. barthes, son görevi sırasında kurumdaki öğrenciler ve öğretmenlerle bir bağ kurabilir.
tony kaye'in yönettiği, carl lund'un yazdığı, 2011 yılında gösterilmiş olan amerikan yapımı filmdir. konusunda; bir sınıftan diğerine sürüklenen bir yedek öğretmen olan henry barthes'ın gözünden lise öğrencileri, öğretmenler ve okul yöneticileri hakkında izlenimler edinir filmin izleyicileri. barthes, son görevi sırasında kurumdaki öğrenciler ve öğretmenlerle bir bağ kurabilir.
yönetmen:
tony kaye
oyuncular:
adrien brody
marcia gay harden
christina hendricks
william petersen
bryan cranston
tony kaye
oyuncular:
adrien brody
marcia gay harden
christina hendricks
william petersen
bryan cranston
*tokyo enternasyonal film festivali (2011) - en iyi sanatsal katkı ödülü [tony kaye]
*woodstock film festivali (2011) - onursal maverick ödülü [tony kaye]
*são paulo enternasyolan film festivali (2011) - en iyi yabancı film
*deauville film festivali (2011) - büyük özel ödül [tony kaye]
*cineuphoria ödülleri (2013) - enternasyonal yarışma en iyi senaryo [carl lund]
film toplam 8 ödüle sahiptir.
*woodstock film festivali (2011) - onursal maverick ödülü [tony kaye]
*são paulo enternasyolan film festivali (2011) - en iyi yabancı film
*deauville film festivali (2011) - büyük özel ödül [tony kaye]
*cineuphoria ödülleri (2013) - enternasyonal yarışma en iyi senaryo [carl lund]
film toplam 8 ödüle sahiptir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "kürkmantolulavinia" tarafından 12.12.2020 00:32 tarihinde açılmıştır.
1.
detachment, tony kaye tarafından yönetilen senaryosunu carl lund'un kaleme aldığı 2011 yapımı amerikan drama filmidir. hikayesi, öğrencileri ve diğerler insanlar için bir rol modeli haline gelen lise öğretmeni henry barthes'ı konu alıyor. filmi izlerken kendi yaşanmışlıklarınızdan parçalar bulabilir göz yaşlarınıza engel olamayabilirsiniz ancak buna değer.
devamını gör...
2.
beni oldukça etkileyen tony kaye'in yönettiği başrolünde de hayran olduğum oyuncu olan adrien brody'nin oynadığı muazzam filmdir. eğitim sistemini ve insanların kendilerini sorgulamasını sağlayacak türdendir. herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum.
devamını gör...
3.
günümüz dünyasının ekrana yansıtılan yalancı yüzü ile değil aksine en pis yerlerini ve o yerin acı/elemlerini ekrana mükemmel yansıtmış bir filmdir.
reklamlarını gördüğümüz dünyanın kanalizasyonunu bize tasvir eder.
tavsiye edilir.(+1)
reklamlarını gördüğümüz dünyanın kanalizasyonunu bize tasvir eder.
tavsiye edilir.(+1)
devamını gör...
4.
izlenip izlenebilecek en güzel filmlerden bi tanesi. adrien brody nin zaten tüm filmlerini izleyin lütfen. bu filmde bir öğretmeni oynar kendisi, kötü bir okulda aslında çocukların yardım çığlıklarına kulak verir. çocukluk travmalarını kendi içinde affetmiş, kendi gibi geçmişi ve aileleri olan çocukları kurtarma hikayesi ancak, bazıları için geçerli değil. mutlaka izleyin.
devamını gör...
5.
beni oldukça etkileyen (bkz: tony kaye) tarafından yönetilen 2011 çıkışlı bir psikolojik dram filmidir. başrolünde (bkz: adrien brody) yer almaktadır. senaryosu, oyuncusu. görüntü yönetmenliği vs. olsun her bakımdan oldukça başarılı bir film.
filmde hayatın tüm gerçeklerini yüzünüze tokat gibi çarptığından etkisinden çıkmak da bir o kadar zor.
filmde hayatın tüm gerçeklerini yüzünüze tokat gibi çarptığından etkisinden çıkmak da bir o kadar zor.
devamını gör...
6.
filmi herkese önerebilirim.ama bence öğretmen adayları da izlemeli. amerikan kapitalist toplum düzeninde sosyoekonomik olarak bitik, arka mahalle okullarına ayna tutuyor. dolayısıyla amerika gibi toplum yapısı olan ülkeleri de gözümüzün önüne seriyor.
çocukluğu zor diyebileceğimiz yaşantılarla geçmiş başrol kahramanımız(piyanist filminin başrol oyuncusu olarak bildiğimiz adrien brody) kendisine hiç de yabancı olmayan bu dönemin z kuşağı diye tabir edebileceğimiz(çevre etkisine açık, insan hayatının en hassas olduğu yaş aralığı olarak ele alıyorum), yine buradaki adıyla ücretli öğretmenlik yapıyor.
okulun ticarethaneye dönmesi(kar-zarar ilişkisi, eğitim kalitesinden, öğrencilerin hayata hazırlanmasından ziyade afedersiniz barınak gibi olması), öğretmenlerin de çocuklardan yılıp, kendilerini onlara göre koşullaması, ailelerin çocuklar üzerindeki baskısı filmden çıkarım yapılabilecek bazı önemli konular.
başrol oyuncumuz da bu kaotik ve karanlık, ümit vermeyen ortamda filmin adına yaraşır şekilde karşımızda yer alıyor; detachment-kopma-kayıtsızlık!
kime, neye göre kopma, kayıtsız olma? kendimize mi, başkasına mı, topluma mı? koptukça, kayıtsız kaldıkça yaşamıyoruz.
"ah kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya"
gülten akın-ilkyaz şiirinden
ionna kuçuradi'nin sözü çok hoşuma gidiyor.
"uzaya da gitsek yapılacak ilk iş insan ilişkileri"
diye
filmi tersten okursak aslında bir bağlanış söz konusu. kopmama, kayıtsız olmama. insanları bu farkındalığa yönlendiriyor.
fimdeki karakterler çok da uzağımızda olmayan kişilerdir. hatta belki bizden yakınımızdan birileri. daha ileri gidiyorum belki de ben!
film dram türünde bir film ve amerikan yapımı. buna istinaden yine amerikalı bir yazar olan f. scott fitzgerald'a ait muhteşem gatsby romanından bir alıntılama yapmak istiyorum;
birisini eleştirmeye kalkıştığında, "dedi bana, "şu dünyada her insanın senin sahip bulunduğun ayrıcalıklara sahip olmadığını hiç aklından çıkarma."
çocukluğu zor diyebileceğimiz yaşantılarla geçmiş başrol kahramanımız(piyanist filminin başrol oyuncusu olarak bildiğimiz adrien brody) kendisine hiç de yabancı olmayan bu dönemin z kuşağı diye tabir edebileceğimiz(çevre etkisine açık, insan hayatının en hassas olduğu yaş aralığı olarak ele alıyorum), yine buradaki adıyla ücretli öğretmenlik yapıyor.
okulun ticarethaneye dönmesi(kar-zarar ilişkisi, eğitim kalitesinden, öğrencilerin hayata hazırlanmasından ziyade afedersiniz barınak gibi olması), öğretmenlerin de çocuklardan yılıp, kendilerini onlara göre koşullaması, ailelerin çocuklar üzerindeki baskısı filmden çıkarım yapılabilecek bazı önemli konular.
başrol oyuncumuz da bu kaotik ve karanlık, ümit vermeyen ortamda filmin adına yaraşır şekilde karşımızda yer alıyor; detachment-kopma-kayıtsızlık!
kime, neye göre kopma, kayıtsız olma? kendimize mi, başkasına mı, topluma mı? koptukça, kayıtsız kaldıkça yaşamıyoruz.
"ah kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya"
gülten akın-ilkyaz şiirinden
ionna kuçuradi'nin sözü çok hoşuma gidiyor.
"uzaya da gitsek yapılacak ilk iş insan ilişkileri"
filmi tersten okursak aslında bir bağlanış söz konusu. kopmama, kayıtsız olmama. insanları bu farkındalığa yönlendiriyor.
fimdeki karakterler çok da uzağımızda olmayan kişilerdir. hatta belki bizden yakınımızdan birileri. daha ileri gidiyorum belki de ben!
film dram türünde bir film ve amerikan yapımı. buna istinaden yine amerikalı bir yazar olan f. scott fitzgerald'a ait muhteşem gatsby romanından bir alıntılama yapmak istiyorum;
birisini eleştirmeye kalkıştığında, "dedi bana, "şu dünyada her insanın senin sahip bulunduğun ayrıcalıklara sahip olmadığını hiç aklından çıkarma."
devamını gör...
7.
ortamlarda erkek adamız olum en son ne zaman ağladığımı bile hatırlamam, dümdüz adamım hoo hu der hödük hödük gezerim.
böyle filmler izlediğimde gözlerim dolar.
gözleri dolan bir erkek olduğum için beni utandıran toplumun tabularından nefret ediyorum.
ayrıca gözleri dolan bir erkek olmak demek zayıf, kendini koruyamayan ezme bir tip olmak demek değildir.
böyle filmler izlediğimde gözlerim dolar.
gözleri dolan bir erkek olduğum için beni utandıran toplumun tabularından nefret ediyorum.
ayrıca gözleri dolan bir erkek olmak demek zayıf, kendini koruyamayan ezme bir tip olmak demek değildir.
devamını gör...
8.
sonunda beni hüzne ve gözyaşına boğmuştur. kişinin bana göre kendisiyle yapmış olduğu iç hesaplaşmaları gayet akıcı ve anlaşılır şekilde yansıtmıştır. piyanist filminden tanıdığımız usta oyuncu adrien brody'nin de hakkını vermek gerek.
devamını gör...
9.
detachment veya kopma
başrolünde piyanist filminden tanıdığımız ve her zaman hüzünlü gözüken adrien brody yer alıyor, yönetmen ise tony kaye
1 saat 37 dakikalık bir film.
yedek öğretmen henry barthes'ın kısa süreliğine geldiği bir okulda yaşadıkları konu ediniliyor.
filmin adı ile bağlantısı şu, henry'nin kendisi dâhil, hayatındaki ve sınıftaki herkes neredeyse hayattan kopma durumuna gelmiş.
henry düzeni değiştirmek, öğrencilerin ortalamalarını yükseltmek, ama hepsinden önce onlara hayatı öğretmek istiyor. kendi de kopma noktasında olduğu için yardım etmek istiyor herkese.
filmdeki herkes yalnız, kopma noktasında ve kopuşlar herkese acı veriyor, öğretmen de kopma noktasında olduğu halde sevdiklerine yardım etmek istiyor.
hayattan kopmamaları için elinden geleni yapıyor bazılarını kurtaramıyor.
bir büyükbabası var bakımevinde, beni ziyarete gelmediğin gün öleceğim diyor ve bunda haklı çıkıyor. o sahne etkileyiciydi.
henry sürekli annesini hatırlıyor, çocukken ansızın ölen annesini...
kopma noktasına gelişinde annesizliğinin payı büyük çünkü.
filmi beğendim, replikleri düşündürücü, kendisi ders niteliğindeydi.
başrol oyuncusunun oyunculuğu çok iyiydi, üzgün ve keskin bir adam olması dokunaklıydı.
daha fazla kişinin de izlemesini istediğim için de yazmak istedim.
elbette her yaptığımızı/ izlediğimizi/ okuduğumuzu/ paylaşmak mecburiyetinde değiliz.
izlenmesi gerektiği için yazıyorum.

hayatımda hiç bu kadar kendimden kopuk hissetmemiştim, ama hemde bu kadar kendimde hissetmemiştim.
albert camus/ görsellerden birinde bu yazıyor.
başrolünde piyanist filminden tanıdığımız ve her zaman hüzünlü gözüken adrien brody yer alıyor, yönetmen ise tony kaye
1 saat 37 dakikalık bir film.
yedek öğretmen henry barthes'ın kısa süreliğine geldiği bir okulda yaşadıkları konu ediniliyor.
filmin adı ile bağlantısı şu, henry'nin kendisi dâhil, hayatındaki ve sınıftaki herkes neredeyse hayattan kopma durumuna gelmiş.
henry düzeni değiştirmek, öğrencilerin ortalamalarını yükseltmek, ama hepsinden önce onlara hayatı öğretmek istiyor. kendi de kopma noktasında olduğu için yardım etmek istiyor herkese.
filmdeki herkes yalnız, kopma noktasında ve kopuşlar herkese acı veriyor, öğretmen de kopma noktasında olduğu halde sevdiklerine yardım etmek istiyor.
hayattan kopmamaları için elinden geleni yapıyor bazılarını kurtaramıyor.
bir büyükbabası var bakımevinde, beni ziyarete gelmediğin gün öleceğim diyor ve bunda haklı çıkıyor. o sahne etkileyiciydi.
henry sürekli annesini hatırlıyor, çocukken ansızın ölen annesini...
kopma noktasına gelişinde annesizliğinin payı büyük çünkü.
filmi beğendim, replikleri düşündürücü, kendisi ders niteliğindeydi.
başrol oyuncusunun oyunculuğu çok iyiydi, üzgün ve keskin bir adam olması dokunaklıydı.
daha fazla kişinin de izlemesini istediğim için de yazmak istedim.
elbette her yaptığımızı/ izlediğimizi/ okuduğumuzu/ paylaşmak mecburiyetinde değiliz.
izlenmesi gerektiği için yazıyorum.

hayatımda hiç bu kadar kendimden kopuk hissetmemiştim, ama hemde bu kadar kendimde hissetmemiştim.
albert camus/ görsellerden birinde bu yazıyor.
devamını gör...
10.
film hakkında ne desem bilemedim.
hani böyle bazı filmler olur. hep böyle kürekle acıyı atar üstüne üstüne, sürekli haranlık hep karanlık. hep beklersin bir şey beklersin, bi bakarsın film bitmiş. hass***** lan! dersin basarsın küfrü. bazı tipi büzüşesiceler de çıkar filmi över de över, yok sanat yok ot yok b*k diye.
hah! işte bu öyle bir film değil. şimdi zaten adrien brody filmi izleyip de hayat bayram olsa tadında bir şey beklemek abesle iştigal etmek olur.
bundan sonrası benim hissettiklerim. sizde başka hissiyatlar uyandırabilir tabii. onları da okumak isterim.
filmi izlerken acı yine kürekle üzerinize atılıyor. ancak ilginç bir şekilde bunu önce benimsiyorsunuz sonra da özümsüyorsunuz. tıpkı henry (adrien) gibi dışarıda ruhsuz ama içiniz acıyla dolu bir şekilde, içinizde bir umut pırıltısı var ama umut etmeye mecaliniz yok gibi hissediyorsunuz. bu sebeple mutlu bir son ya da bir kırılma noktası, bir şahlanma bir silkelenip kendine gelme beklemiyorsunuz.
acıyı ve tatlıyı size öyle yediriyor ki başta dediğim hass tepkisini vermek yerine ağzınızda kekremsi acı bir tat ama garip bir rahatlama duygusuyla sizi bırakıyor.
bağ kurmamaya çalışan henry ne yaparsa yapsın bu savunma mekanizmasının işe yaramayacağını bize gösteriyor.
yine anlıyoruz ki herkes, herkesin üzerinde iz bırakır. yanımızdan öylece geçen birisi olsa bile. hareketlerimizdeki çok küçük bir değişiklik kimi zaman bir şey inşa etmeye veya bir şeyleri yıkmaya yetmektedir.
özellikle meredith'in babasından bir parça neredeyse her ebeveynde var. kendimde de o parçadan gördüm. çocuklarımız için endişelenirken bunu nasıl ve ne kadar dışa vurduğumuza dikkat etmeliyiz. pervasızca sarf ettiğimiz o sözler çocuklarımızı yaralamasın. insanı en çok onları en iyi tanıyanlar, sevdikleri yaralar. çünkü meredith'in de dediği gibi "her zaman ne söyleyeceğini çok iyi biliyorsun baba"
güya artık sözlüğe içerik girmeyecektim but here we are
hani böyle bazı filmler olur. hep böyle kürekle acıyı atar üstüne üstüne, sürekli haranlık hep karanlık. hep beklersin bir şey beklersin, bi bakarsın film bitmiş. hass***** lan! dersin basarsın küfrü. bazı tipi büzüşesiceler de çıkar filmi över de över, yok sanat yok ot yok b*k diye.
hah! işte bu öyle bir film değil. şimdi zaten adrien brody filmi izleyip de hayat bayram olsa tadında bir şey beklemek abesle iştigal etmek olur.
bundan sonrası benim hissettiklerim. sizde başka hissiyatlar uyandırabilir tabii. onları da okumak isterim.
filmi izlerken acı yine kürekle üzerinize atılıyor. ancak ilginç bir şekilde bunu önce benimsiyorsunuz sonra da özümsüyorsunuz. tıpkı henry (adrien) gibi dışarıda ruhsuz ama içiniz acıyla dolu bir şekilde, içinizde bir umut pırıltısı var ama umut etmeye mecaliniz yok gibi hissediyorsunuz. bu sebeple mutlu bir son ya da bir kırılma noktası, bir şahlanma bir silkelenip kendine gelme beklemiyorsunuz.
acıyı ve tatlıyı size öyle yediriyor ki başta dediğim hass tepkisini vermek yerine ağzınızda kekremsi acı bir tat ama garip bir rahatlama duygusuyla sizi bırakıyor.
bağ kurmamaya çalışan henry ne yaparsa yapsın bu savunma mekanizmasının işe yaramayacağını bize gösteriyor.
yine anlıyoruz ki herkes, herkesin üzerinde iz bırakır. yanımızdan öylece geçen birisi olsa bile. hareketlerimizdeki çok küçük bir değişiklik kimi zaman bir şey inşa etmeye veya bir şeyleri yıkmaya yetmektedir.
özellikle meredith'in babasından bir parça neredeyse her ebeveynde var. kendimde de o parçadan gördüm. çocuklarımız için endişelenirken bunu nasıl ve ne kadar dışa vurduğumuza dikkat etmeliyiz. pervasızca sarf ettiğimiz o sözler çocuklarımızı yaralamasın. insanı en çok onları en iyi tanıyanlar, sevdikleri yaralar. çünkü meredith'in de dediği gibi "her zaman ne söyleyeceğini çok iyi biliyorsun baba"
güya artık sözlüğe içerik girmeyecektim but here we are
devamını gör...
