kadınların erkekleri adam etmesi
buradaki "kadın", bir anne yada büyütme görevi üstlenen başka bir dişi olsa gerek. zira erkek büyürken edindiği prensipler çerçevesinde yaşar. sonradan olacak iş değil.
çok ağlarsınız kızlar, hiç denemeyin.
çok ağlarsınız kızlar, hiç denemeyin.
devamını gör...
30 yaşından sonra anlaşılanlar
hiçbir şeyi, hiç kimseyi gözünde fazla büyütmemek gerektiği.
içimdeki ses 16 yaşımda bana ne söylüyorsa hala aynı şeyleri söylüyor. hala sünger bop izliyor ve hamam böceklerinden korkuyorum. üstelik fazla cips yediğimde hala sivilcem çıkıyor.
kendinize haksızlık etmeyin ve ezmeyin. eger bunu yaparsanız diğerleri de gelip yapıyor ve emin olun bu daha çok canınızı yakıyor.
içimdeki ses 16 yaşımda bana ne söylüyorsa hala aynı şeyleri söylüyor. hala sünger bop izliyor ve hamam böceklerinden korkuyorum. üstelik fazla cips yediğimde hala sivilcem çıkıyor.
kendinize haksızlık etmeyin ve ezmeyin. eger bunu yaparsanız diğerleri de gelip yapıyor ve emin olun bu daha çok canınızı yakıyor.
devamını gör...
anime önerileri
naruto
death note
fairytale
uyarı: anime bağımlılık yapabilir.
death note
fairytale
uyarı: anime bağımlılık yapabilir.
devamını gör...
yazarların bugüne kadar hissettiği en büyük fiziksel acı
tüm ağır ameliyatlar bir yana,
namussuz deniz anası bir yana.
namussuz deniz anası bir yana.
devamını gör...
seninle başlamadı
özellikle bahsettikleri ' çekirdek dil' rahatsız olduğumuz şeyi dile getirirken kullandığımız kelimelere odaklanıyor.
'uyursam donacağım' diyen kadın uyku problemi nedeniyle başvurduğu klinikte çekirdek dil önergesi ile travmasını fark ediyor. amcasının yıllar önce elektrik arızası nedeniyle karlı bir kış günü evden ayrılması ve donarak hayatını kaybetmesi buna örnek. olay travmatik olduğu için aile içinde pek konuşulmuyor ama travma olarak dna'sına işleniyor.
'uyursam donacağım' diyen kadın uyku problemi nedeniyle başvurduğu klinikte çekirdek dil önergesi ile travmasını fark ediyor. amcasının yıllar önce elektrik arızası nedeniyle karlı bir kış günü evden ayrılması ve donarak hayatını kaybetmesi buna örnek. olay travmatik olduğu için aile içinde pek konuşulmuyor ama travma olarak dna'sına işleniyor.
devamını gör...
gideremeyecegini bildiği arıza ile saatlerce uğraşan tip
bir hata sonucu arızaya sebep olduktan sonra yaptığı saçmalığa inanamayıp tekrar tekrar aynı şeyleri deneyen ve farklı sonuç bekleyen insan. (bkz: ben) dün yaşadım bunu. güzel tesadüf.
devamını gör...
izmirlilerin kendilerini üstün görme çabası
yok öyle bişi.
sadece hepimizin kanı mavi, hepimizin paşa dedeleri var, lalalar ile büyüdük o kadar.
bir de çok mütevaziyiz.
sadece hepimizin kanı mavi, hepimizin paşa dedeleri var, lalalar ile büyüdük o kadar.
bir de çok mütevaziyiz.
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
/ yiğidin sevdiği güzel olunca
ömrü ardı sıra sökülür gider /*
ömrü ardı sıra sökülür gider /*
devamını gör...
cemal süreya'nın dediği gibi
''uzaktan sevmediyseniz birini, hiç sevdim demeyin.''
devamını gör...
öğrenmek
aslında herkeste aynı olan, sanılandan daha karmaşık bir süreçtir.
öncelikle öğrenmek hakkında bilinmesi gereken en önemli nokta, öğrendiğinizi uygulamazsanız öğrenmemiş sayılırsınız. bu uygulama şekli; bilgilerinizi paylaşarak olarak olabilir veya herhangi bir bölüm sonu testi çözerek olabilir; ama kesinlikle bilgiyi kullanacağınız günü beklemek değildir. bu süreçte üzerinde en ufak tereddüt bırakmaması gereken konu ise; bilginin paylaştıkça artacağıdır.
peki nasıl daha iyi öğrenilir ? zeka ne kadar önemlidir bu süreçte ? bilgilerinizi uygularken izlenebilecek yöntemler nelerdir ? yıllardır içinde bulunduğum öğrenme süreci hakkında sadece kendi tecrübelerime dayanarak bu sorulara cevap vereceğim. öğrenme sürecini başarıyla tamamlayan insanlar, bir araya geldiklerinde hepsinin aynı yollardan geçtiğini görmek çok şaşırtıcıdır. yani siz diğer başarılı insanlarla karşılaştığınızda onların da aynı karın ağrılarını çektiğini duyduğunuzda çok şaşırırsınız. bana göre, altını çiziyorum bana göre; çok zeki insanlar hariç, öğrenme süreci herkes için aynıdır, disiplinden disipline ya da kişiden kişiye göre değişiklik göstermez.
yıllarca bir şeyi ezberlemenin yanlış olduğunu düşündüm, ama sanılanın aksine ezber öğrenmenin en büyük parçasıymış. kendimden örnek verecek olursam; sürekli bak bu buradan çıkıyor, şu işlemleri yapar çıkarırım, sadece bunun buradan çıktığını bilsem yeter dedim, bu sefer de şu sorunla karşılaştım. karşımdaki insan çok ileri seviye bir şey anlattığı zaman, beynimin köşelerinden bir takım bilgiler çıkarıyorum ve bu burdan geldi, şu burdan geldi, diye yorumlarken konuyu kaçırıyorum. yani önce öğreneceğiniz şeyi ezberleyip daha sonra öğrenmeniz, öğrenmenin en güzel yöntemidir. sanırım bunu yapanlar sürekli ezberliyor diye eleştirdiğimiz; doktorlar, veterinerler vs.. varmış bir bildikleri, ezberlenen bilginin üzerine bilgi koymak çok daha kolaydır ve ezberledikten sonra bilginin içine girmek çok daha eğlencelidir. insanın ezber yeteneği de en hızlı gelişen özelliklerinden biridir.
diğer önemli nokta ise çalışma tekniğinizdir. bunun en etkili yöntemi de pomodoro tekniğinidir. ne kadar salakça gözükse de uygularken napıyorum lan ben deseniz de, diğer öğrenme tekniklerine göre en fayda sağlayanı budur. ben bunu 33 dakika çalışmaya 8 dakika dinlenme şeklinde uyguluyorum. işin en önemli kısmı ise; 8 dakikalık sürede rahatlayarak, 33 dakikada öğrendiklerinizi düşünmenizdir, bu düşünce çok yoğun olmamalı, sakince düşünmelisiniz. örnek verecek olursam, sonsuz boyut diyip duruyor kitabınızda, 8 dakikalık sürede bu sonsuz boyut kafanızda resimlendirmelisiniz. tam bu sırada bilgi kafanıza oturacaktır.
ayrıca yapılan en büyük hatalardan bir diğeri ise sadece tek bir konu üzerine çalışmaktır. bu bir süre sonra o çalıştığınız tek bir konuyu bile kullanmakta yetersiz olmanıza sebebiyet verecektir. bu bilgisizliğinizden değil, beyninizi kullanış şeklinizin yanlış olmasından kaynaklanır. bu yüzden bir konuda daha çok çalışmayı seçseniz bile, yanına başka konular da koymalısınız. flüt çalmayı öğrenin mesela, ama bu ikisini eş zamanlı yapın. mesela bir biyoloji alanındaysanız, matematik soruları çözün. özellikle sayısal alanlarda okuyanlar bu hatayı çok yapıyor, bunun sonucunda öğrenmesi çok basit olan şeyleri kompleks yöntemlerle öğremeye çalışıyor ve bir süre sonra tıkanıyorlar.
en büyük yanılgılardan birisi de öğrendim sanmaktır. bilgiyi nerede çıkarıp kullanacağınız bilmek, öğrenmenin en önemli parçasıdır. zaten bu oluşmadıysa henüz öğrenmiş sayılmazsınız. tekrar ediyorum bu öğrenmenin en büyük parçasıdır. eğer bir şeyi öğrenmişseniz uygulamaktan çekinmezsiniz çünkü bu sizin işinizi kolaylaştıracaktır bu yüzden uygulamaktan çekiyorsanız öğrenmiş sayılmazsınız.
öğrenmeyi hızlandırmanın bir çok güzel yöntemi vardır. birincisi hayal gücü öğrenme aşamasındaki en önemli silahınızdır. bunu şu şekilde düşünün; bizim atalarımızın derdi bir denklemi ya da bir formülü aklında tutmak değildi, avlanırken takip ettiği yolu aklında tutmak üzerine gelişmiş beyinleri vardı. günümüzde biz de aslında aynı böyle çalışıyoruz. öğrendiklerinizi hayal edin, saçma sapan nesnelere benzetseniz de hayal etmeyi sürdürün. bu sayede kafanızın içindeki bilgileri en derinden alıp getirmek yerine sadece o resmi kafanızda canlandırırsanız o size her şeyi hatırlacak büyük zahmetten kurtaracaktır. ikinci hızlandırıcı süreçse; fiziksel aktivitedir. bu gerçekten garip bir şey, kolumla bacağımla öğreniyorum sanki. bunu öğrendikten sonra yapmalısınız, öğrenmenizi ne kadar hızlandırdığınızı deneyimlediğinizde vazgeçemeyeceksinizdir. üçüncüsü ise ödüldür, kendinize ödül vermeyi bilmelisiniz, çok çalışan insanlarda gördüğüm genelde dinlenirken bile ruh gibi olduklarıdır, bu da çok büyük yanlış. fiziksel aktivite, ödüle benziyor gibi gözükse de sanırım ikisinin çalışma mekanizması farklı, yani kendinize ödül olarak fiziksel aktivite vermeyin bu çok işe yaramıyor, yani mesela sevişmek fiziksel aktivite değil ödüldür, yürüyüşe çıkmak ödül değil fiziksel aktivitedir. bu ayrım çok saçma bir ayrım gibi dursa da kendinizi geçiştirmemenizi sağlar.
zekanın başarıyla alakası olmadığı konusu tamamen yalan, bazı insanlar hiç efor harcamadan bir şeyleri öğrenebiliyorlar, adam hayal kurarak öğreniyor var mı ötesi. bunu sizden daha zeki insalarla aynı ortamda bulununca anlayabilirsiniz. kabullenmek tek çözümdür. buradaki motivasyonumuz, öğrenmeyi sevmemiz olabilir ancak.
genelde yapılan yanlışlardan biriyse bir konuyu tekrar tekrar okumak veya tekrar tekrar yazmaktır. yazmak en güzel öğrenme yöntemlerinden biri bu tartışmasız bir gerçek, fakat tekrar tekrar yazmak hatadır. bir kere yazdıktan sonra yazdıklarınızı, yazdıklarınıza bakmadan hatırlamaya çalışmalısınız ve ne kadar hatırladığınıza göre sadece eksikleriniz üzerine yoğunlaşmalısınız.
bir öğrenme sürecindeki diğer büyük hatalardan biri ise, ürüne odaklanmaktır. mesela dikkat edin, öğrenmeyi seven adamın ağzından "sınavda bunu sorar mısınız hocam" gibi saçma sorular duymazsınız. öğrenmeyi bilen insan ise gidecek hocasına ödev vermediği için sitem edecektir. öğrenme sürecine odaklanmanız, ürüne odaklanmaktan daha büyük başarılar elde etmenizi sağlayacaktır. ayrıca insanlar öğrenmeden saygınlık bekliyorlar, bu böyle olmaz. saygınlık en sonda gelecek süreçtir. size ne kadar saygı gösterileceği, öğrenme sürecini ne kadar başarılı geçireceğinizle ilintilidir, bu da öğrenmeye odaklanmanızı gerektirir.
öğrenme sürecinde benim en çok zorlandığım konu ise; olaylar arasında geçiş yapmak, hala zor geliyor. örneğin; akşam kahve içmeye çıktıysam, dönüp çalışmaya odaklanamıyordum. dikkat ettiğim kadarıyla bunu başarabilen insanlar gerçekten başarılı oluyorlar, mesela bazı arkadaşlarım içip evlerine dönüp çalışmalarına devam edebiliyorlar. bu özelliğinizi geliştirmeniz öğrenme hızınızı çok arttıracaktır. size stres atmanız için imkanlar sağlayacaktır.
şunu da unutmayın, bir şeyi öğrenmek, diğer düşüncelerinizi bile değiştirecektir. aslında yaptığınız tüm salaklıklar bilgisizliğinizden kaynaklanır, o yüzden ne kadar çok öğrenirseniz o kadar yerinde kararlar vermeye başlarsınız.
son olarak; soru veya sorun çözme tekniği herkeste farklılık gösterebilir. burada benim dikkat ettiğim her zaman işe yarayan bir yöntem ise; zor olandan başlamaktır. zor olanı 'çözememek' bakış açınızı geniş bir perspektifte tutmanızı sağlar. zoru genelde çözemezsiniz, hemen arkasına kolayı alın. bunu yapmak daha geniş düşünmenize yardımcı oluyor, kolaylardan başlamaksa daha dar bir bakış açısına itiyor sizi.
öncelikle öğrenmek hakkında bilinmesi gereken en önemli nokta, öğrendiğinizi uygulamazsanız öğrenmemiş sayılırsınız. bu uygulama şekli; bilgilerinizi paylaşarak olarak olabilir veya herhangi bir bölüm sonu testi çözerek olabilir; ama kesinlikle bilgiyi kullanacağınız günü beklemek değildir. bu süreçte üzerinde en ufak tereddüt bırakmaması gereken konu ise; bilginin paylaştıkça artacağıdır.
peki nasıl daha iyi öğrenilir ? zeka ne kadar önemlidir bu süreçte ? bilgilerinizi uygularken izlenebilecek yöntemler nelerdir ? yıllardır içinde bulunduğum öğrenme süreci hakkında sadece kendi tecrübelerime dayanarak bu sorulara cevap vereceğim. öğrenme sürecini başarıyla tamamlayan insanlar, bir araya geldiklerinde hepsinin aynı yollardan geçtiğini görmek çok şaşırtıcıdır. yani siz diğer başarılı insanlarla karşılaştığınızda onların da aynı karın ağrılarını çektiğini duyduğunuzda çok şaşırırsınız. bana göre, altını çiziyorum bana göre; çok zeki insanlar hariç, öğrenme süreci herkes için aynıdır, disiplinden disipline ya da kişiden kişiye göre değişiklik göstermez.
yıllarca bir şeyi ezberlemenin yanlış olduğunu düşündüm, ama sanılanın aksine ezber öğrenmenin en büyük parçasıymış. kendimden örnek verecek olursam; sürekli bak bu buradan çıkıyor, şu işlemleri yapar çıkarırım, sadece bunun buradan çıktığını bilsem yeter dedim, bu sefer de şu sorunla karşılaştım. karşımdaki insan çok ileri seviye bir şey anlattığı zaman, beynimin köşelerinden bir takım bilgiler çıkarıyorum ve bu burdan geldi, şu burdan geldi, diye yorumlarken konuyu kaçırıyorum. yani önce öğreneceğiniz şeyi ezberleyip daha sonra öğrenmeniz, öğrenmenin en güzel yöntemidir. sanırım bunu yapanlar sürekli ezberliyor diye eleştirdiğimiz; doktorlar, veterinerler vs.. varmış bir bildikleri, ezberlenen bilginin üzerine bilgi koymak çok daha kolaydır ve ezberledikten sonra bilginin içine girmek çok daha eğlencelidir. insanın ezber yeteneği de en hızlı gelişen özelliklerinden biridir.
diğer önemli nokta ise çalışma tekniğinizdir. bunun en etkili yöntemi de pomodoro tekniğinidir. ne kadar salakça gözükse de uygularken napıyorum lan ben deseniz de, diğer öğrenme tekniklerine göre en fayda sağlayanı budur. ben bunu 33 dakika çalışmaya 8 dakika dinlenme şeklinde uyguluyorum. işin en önemli kısmı ise; 8 dakikalık sürede rahatlayarak, 33 dakikada öğrendiklerinizi düşünmenizdir, bu düşünce çok yoğun olmamalı, sakince düşünmelisiniz. örnek verecek olursam, sonsuz boyut diyip duruyor kitabınızda, 8 dakikalık sürede bu sonsuz boyut kafanızda resimlendirmelisiniz. tam bu sırada bilgi kafanıza oturacaktır.
ayrıca yapılan en büyük hatalardan bir diğeri ise sadece tek bir konu üzerine çalışmaktır. bu bir süre sonra o çalıştığınız tek bir konuyu bile kullanmakta yetersiz olmanıza sebebiyet verecektir. bu bilgisizliğinizden değil, beyninizi kullanış şeklinizin yanlış olmasından kaynaklanır. bu yüzden bir konuda daha çok çalışmayı seçseniz bile, yanına başka konular da koymalısınız. flüt çalmayı öğrenin mesela, ama bu ikisini eş zamanlı yapın. mesela bir biyoloji alanındaysanız, matematik soruları çözün. özellikle sayısal alanlarda okuyanlar bu hatayı çok yapıyor, bunun sonucunda öğrenmesi çok basit olan şeyleri kompleks yöntemlerle öğremeye çalışıyor ve bir süre sonra tıkanıyorlar.
en büyük yanılgılardan birisi de öğrendim sanmaktır. bilgiyi nerede çıkarıp kullanacağınız bilmek, öğrenmenin en önemli parçasıdır. zaten bu oluşmadıysa henüz öğrenmiş sayılmazsınız. tekrar ediyorum bu öğrenmenin en büyük parçasıdır. eğer bir şeyi öğrenmişseniz uygulamaktan çekinmezsiniz çünkü bu sizin işinizi kolaylaştıracaktır bu yüzden uygulamaktan çekiyorsanız öğrenmiş sayılmazsınız.
öğrenmeyi hızlandırmanın bir çok güzel yöntemi vardır. birincisi hayal gücü öğrenme aşamasındaki en önemli silahınızdır. bunu şu şekilde düşünün; bizim atalarımızın derdi bir denklemi ya da bir formülü aklında tutmak değildi, avlanırken takip ettiği yolu aklında tutmak üzerine gelişmiş beyinleri vardı. günümüzde biz de aslında aynı böyle çalışıyoruz. öğrendiklerinizi hayal edin, saçma sapan nesnelere benzetseniz de hayal etmeyi sürdürün. bu sayede kafanızın içindeki bilgileri en derinden alıp getirmek yerine sadece o resmi kafanızda canlandırırsanız o size her şeyi hatırlacak büyük zahmetten kurtaracaktır. ikinci hızlandırıcı süreçse; fiziksel aktivitedir. bu gerçekten garip bir şey, kolumla bacağımla öğreniyorum sanki. bunu öğrendikten sonra yapmalısınız, öğrenmenizi ne kadar hızlandırdığınızı deneyimlediğinizde vazgeçemeyeceksinizdir. üçüncüsü ise ödüldür, kendinize ödül vermeyi bilmelisiniz, çok çalışan insanlarda gördüğüm genelde dinlenirken bile ruh gibi olduklarıdır, bu da çok büyük yanlış. fiziksel aktivite, ödüle benziyor gibi gözükse de sanırım ikisinin çalışma mekanizması farklı, yani kendinize ödül olarak fiziksel aktivite vermeyin bu çok işe yaramıyor, yani mesela sevişmek fiziksel aktivite değil ödüldür, yürüyüşe çıkmak ödül değil fiziksel aktivitedir. bu ayrım çok saçma bir ayrım gibi dursa da kendinizi geçiştirmemenizi sağlar.
zekanın başarıyla alakası olmadığı konusu tamamen yalan, bazı insanlar hiç efor harcamadan bir şeyleri öğrenebiliyorlar, adam hayal kurarak öğreniyor var mı ötesi. bunu sizden daha zeki insalarla aynı ortamda bulununca anlayabilirsiniz. kabullenmek tek çözümdür. buradaki motivasyonumuz, öğrenmeyi sevmemiz olabilir ancak.
genelde yapılan yanlışlardan biriyse bir konuyu tekrar tekrar okumak veya tekrar tekrar yazmaktır. yazmak en güzel öğrenme yöntemlerinden biri bu tartışmasız bir gerçek, fakat tekrar tekrar yazmak hatadır. bir kere yazdıktan sonra yazdıklarınızı, yazdıklarınıza bakmadan hatırlamaya çalışmalısınız ve ne kadar hatırladığınıza göre sadece eksikleriniz üzerine yoğunlaşmalısınız.
bir öğrenme sürecindeki diğer büyük hatalardan biri ise, ürüne odaklanmaktır. mesela dikkat edin, öğrenmeyi seven adamın ağzından "sınavda bunu sorar mısınız hocam" gibi saçma sorular duymazsınız. öğrenmeyi bilen insan ise gidecek hocasına ödev vermediği için sitem edecektir. öğrenme sürecine odaklanmanız, ürüne odaklanmaktan daha büyük başarılar elde etmenizi sağlayacaktır. ayrıca insanlar öğrenmeden saygınlık bekliyorlar, bu böyle olmaz. saygınlık en sonda gelecek süreçtir. size ne kadar saygı gösterileceği, öğrenme sürecini ne kadar başarılı geçireceğinizle ilintilidir, bu da öğrenmeye odaklanmanızı gerektirir.
öğrenme sürecinde benim en çok zorlandığım konu ise; olaylar arasında geçiş yapmak, hala zor geliyor. örneğin; akşam kahve içmeye çıktıysam, dönüp çalışmaya odaklanamıyordum. dikkat ettiğim kadarıyla bunu başarabilen insanlar gerçekten başarılı oluyorlar, mesela bazı arkadaşlarım içip evlerine dönüp çalışmalarına devam edebiliyorlar. bu özelliğinizi geliştirmeniz öğrenme hızınızı çok arttıracaktır. size stres atmanız için imkanlar sağlayacaktır.
şunu da unutmayın, bir şeyi öğrenmek, diğer düşüncelerinizi bile değiştirecektir. aslında yaptığınız tüm salaklıklar bilgisizliğinizden kaynaklanır, o yüzden ne kadar çok öğrenirseniz o kadar yerinde kararlar vermeye başlarsınız.
son olarak; soru veya sorun çözme tekniği herkeste farklılık gösterebilir. burada benim dikkat ettiğim her zaman işe yarayan bir yöntem ise; zor olandan başlamaktır. zor olanı 'çözememek' bakış açınızı geniş bir perspektifte tutmanızı sağlar. zoru genelde çözemezsiniz, hemen arkasına kolayı alın. bunu yapmak daha geniş düşünmenize yardımcı oluyor, kolaylardan başlamaksa daha dar bir bakış açısına itiyor sizi.
devamını gör...
markaların ısrarla le la ile ürün isimlerini bitirme isteği
işte büyük resim bir kez daha görüldü! bunu da açıklayın atayizler hadi! bence akılda kalıcılığı arttırmasıyla alakalı tamamen ve benim favorim peripella.
devamını gör...
#türkiyedinsizleşiyor
eskiden olsa üzülüp nasıl böyle bir şey olabilir diyebileceğim başlıktır. ama şimdi şaşırmıyorum malesef, dini böyle pervasızca her yerde ve her şeyde kullanıp toplumu bu yolla kutuplaştırır üstüne de nefret dili kullanırsanız, sonuçta insan psikolojisi bu, bir yerde geri tepecektir doğal olarak.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şu an ihtiyacı olan şey
geleceği görmek.
devamını gör...
marifet iltifata tabidir
iltifat edilirse marifet güzelleşir demektir. marifetin erbabı işini iyi ve güzel yapmış ise iltifatı hak eder. marifetperver daha da iyisini
daha da incesini yapmak ister. ama iltifat olmazsa küskün kalır, değersiz olduğunu düşünür.
daha da incesini yapmak ister. ama iltifat olmazsa küskün kalır, değersiz olduğunu düşünür.
devamını gör...
kanser hastası çocuklara yardım etkinliği
ne güzel oldu, ne hoş oldu. yardım yapanlara ve düşünenlere ne kadar teşekkür etsek az. nice böyle yardımlara!
devamını gör...
kendimizle aramızdaki fark
o kadar iyi bir tanım olmuş ki. bazen kendiniz gibi davranamazsınız, ya da davranışlarınız sizi yansıtmaz. ben istemeden içimdeki fırtınaları, çılgınlıkları, ya da etik olmadığını düşündüğüm şeyleri baskılamakla geçirdim ömrümü...otokontrolü elden bırakmamak için elimden geleni yaptım hep. bana bir arkadaşım memur görünümlü manyağın birisin demişti. * zaten bir çok kişiyi de bundan dolayı kendimden hep farklı görmüşümdür. sadece hala şunu çözemediğim doğrudur; normal veya farklı olmak neydi? kime denirdi?? ya da hangisi bendim?
devamını gör...
kelime sonuna ke ekleyerek kürtçe yapmak
son zamanlarda internet aleminde çok yaygındır bu . telefonke, devamke gibi örnekler vardır.
- sayın yazarımızın da dediği gibi eğer dalga geçmek için yapılıyorsa yazık bu ülkenin haline. her dil özeldir. her dil bir kültürü taşır.
- sayın yazarımızın da dediği gibi eğer dalga geçmek için yapılıyorsa yazık bu ülkenin haline. her dil özeldir. her dil bir kültürü taşır.
devamını gör...
günün sözü
başarılı biri olmaya değil, değerli biri olmaya çalışın. başarı egoya yakındır. sevgi değere yakındır.
albert einstein
albert einstein
devamını gör...
sekizinci günah
tomris uyar kitabıdır.
yedi ölümcül günah. bizi cehennem ateşine ikna edecek yedi ölümcül günah. cehennem kapılarından girişimizi kolaylaştıracak yedi ölümcül günah. ama farkında olmadığımız bir nokta var. o da şudur ki bu yedi ölümcül günah içinde yaşadığımız dünyayı cehenneme çevirmekte ve soyut bir cehennem fikrine gerek bırakmamakta.
bu günahların ilki gurur: bunu kendini beğenmişlik şeklinde ifade edebiliriz. tek tek bireyler üzerinden değil de kendini en üstün yaşam formu sanan dünyanın virüsü insanlık için bir hastalık olarak değerlendirmemiz gerekir bunu. konuşabildiğimiz için hayvanlardan ve bitkilerden üstün olduğumuza inanırız ve düşündüğümüz için. acaba hayvanların konuşma şeklini idrak edemeyecek kadar zavallı beyinlere sahip olduğumuzu ne zaman anlayacağız?
sevdiğimiz günahlarımızın ikincisi açgözlülük: bütün maddelerde olduğu gibi bu maddeyi de zavallı insanlık üzerinden açıklamaya çalışalım. açgözlülük insanların en temel özelliklerinden biri. insan açgözlü hayvandır. zira hiçbir hayvan ihtiyacından fazlasına göz dikmez. ama en ilkel hayvan olan insan biriktirmeden, ihtiyacından fazlasını istiflemeden duramaz. gözünün açlığı ruhunu doyurmaya yetmez insanların, bu yüzden ruhlarımız böyle bir deri bir kemik.
asla vazgeçmek istemediğimiz üçüncü günahımız ise şehvet: bu en tuhaf ve belki de en karşı konulmaz olan günahımız. ve en anlamsız olanı, kendimize kurallar koyup onları bozmak için yan yollara başvurmak zorunda kaldığımız yadsınamaz bir gerçek ve bunu en çok şehvet günahını işlerken yapıyoruz. doğal duygularımızı baskılayarak onları yapay bir hale getiriyor, sonra kendimize eziyet edip bu hislerden kaçmaya çalışıp en sonunda yenik düşüyoruz. tuhaf varlıklarız.
günahlarımızın gülü kıskançlık: insan her şeyi kıskanabilir, insan hasetinden çatır çatır çatlayabilir. insan, herhangi bir konuda kendinden daha iyi olan birini gördüğünde onun seviyesine yükselmek yerine onu kendi yanına çekmek için elinden geleni yapabilir. insan birini överken kelimeler ağzının içinde boğulurken, birini yererken aynı kelimeler kapakları açılmış bir barajdan fışkıran sular gibi özgür, acımasız ve gürültülüdür. insan kendini bile kıskanabilir ki bu, onu ateşin ortasında kendi kendini sokan bir akrebe çevirebilir.
en lezzetli günahımız tabii ki oburluk: yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızdayken kötü kalpli bir oblomov’a dönüşüyoruz ağır ağır ama hızla. karnını doyurmak için avlanan hayvanları ilkel ve vahşi gören insanlık, gördüğü her şeyi yemek için amansız bir savaş veriyor. gününün büyük bir çoğunluğu hangi hayvanın etini yiyeceğine karar vermekle geçiyor. kendi başını yiyeceği günler de yakındır. afiyet olsun insanlık!
ateşine yandığımız diğer günahımız ise gazap: bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. nedensiz öfkemizle kendi türümüze yapmadığımız kalmadı tarih boyunca. engizisyon mahkemeleri, dünya savaşları, petrol savaşları, din savaşları; radikaller, faşistler, aşırılar, zavallılar... öfkemiz o kadar büyük ki sadece öldürmekle yetinmiyoruz, acı çektirmek istiyoruz karşımızdakine. içimiz soğusun istiyoruz, ama öldürdükçe azalıyoruz. başın sağolsun insanlık!
son günahımız ise sona kalmayı hak eden bir günah olan tembellik: içimizde bir miskinlik olduğu için teknoloji diye bir şey icat ettik. bizim yerimiz iş gören makineler, bizim yerimize düşünen bilgisayarlar, bizim yerimize hareket eden araçlar... biz de böylece miskin miskin oturma hakkına sahip olduk ama kendimize şunu sormamız gerekmez mi: biz bu gezegende boş boş oturarak kime ne fayda sağlıyoruz? kurumaya yüz tutmuş bir ağaçtan daha faydasız bir asalaktır insanlık dünyanın kabuğuna tutunarak yaşayan. kalk yerine yat, insanlık!
acaba sekizinci günah bunların hepsinin bir araya toplanması mı? acaba en büyük günah insan olmak mı?
yedi ölümcül günah. bizi cehennem ateşine ikna edecek yedi ölümcül günah. cehennem kapılarından girişimizi kolaylaştıracak yedi ölümcül günah. ama farkında olmadığımız bir nokta var. o da şudur ki bu yedi ölümcül günah içinde yaşadığımız dünyayı cehenneme çevirmekte ve soyut bir cehennem fikrine gerek bırakmamakta.
bu günahların ilki gurur: bunu kendini beğenmişlik şeklinde ifade edebiliriz. tek tek bireyler üzerinden değil de kendini en üstün yaşam formu sanan dünyanın virüsü insanlık için bir hastalık olarak değerlendirmemiz gerekir bunu. konuşabildiğimiz için hayvanlardan ve bitkilerden üstün olduğumuza inanırız ve düşündüğümüz için. acaba hayvanların konuşma şeklini idrak edemeyecek kadar zavallı beyinlere sahip olduğumuzu ne zaman anlayacağız?
sevdiğimiz günahlarımızın ikincisi açgözlülük: bütün maddelerde olduğu gibi bu maddeyi de zavallı insanlık üzerinden açıklamaya çalışalım. açgözlülük insanların en temel özelliklerinden biri. insan açgözlü hayvandır. zira hiçbir hayvan ihtiyacından fazlasına göz dikmez. ama en ilkel hayvan olan insan biriktirmeden, ihtiyacından fazlasını istiflemeden duramaz. gözünün açlığı ruhunu doyurmaya yetmez insanların, bu yüzden ruhlarımız böyle bir deri bir kemik.
asla vazgeçmek istemediğimiz üçüncü günahımız ise şehvet: bu en tuhaf ve belki de en karşı konulmaz olan günahımız. ve en anlamsız olanı, kendimize kurallar koyup onları bozmak için yan yollara başvurmak zorunda kaldığımız yadsınamaz bir gerçek ve bunu en çok şehvet günahını işlerken yapıyoruz. doğal duygularımızı baskılayarak onları yapay bir hale getiriyor, sonra kendimize eziyet edip bu hislerden kaçmaya çalışıp en sonunda yenik düşüyoruz. tuhaf varlıklarız.
günahlarımızın gülü kıskançlık: insan her şeyi kıskanabilir, insan hasetinden çatır çatır çatlayabilir. insan, herhangi bir konuda kendinden daha iyi olan birini gördüğünde onun seviyesine yükselmek yerine onu kendi yanına çekmek için elinden geleni yapabilir. insan birini överken kelimeler ağzının içinde boğulurken, birini yererken aynı kelimeler kapakları açılmış bir barajdan fışkıran sular gibi özgür, acımasız ve gürültülüdür. insan kendini bile kıskanabilir ki bu, onu ateşin ortasında kendi kendini sokan bir akrebe çevirebilir.
en lezzetli günahımız tabii ki oburluk: yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızdayken kötü kalpli bir oblomov’a dönüşüyoruz ağır ağır ama hızla. karnını doyurmak için avlanan hayvanları ilkel ve vahşi gören insanlık, gördüğü her şeyi yemek için amansız bir savaş veriyor. gününün büyük bir çoğunluğu hangi hayvanın etini yiyeceğine karar vermekle geçiyor. kendi başını yiyeceği günler de yakındır. afiyet olsun insanlık!
ateşine yandığımız diğer günahımız ise gazap: bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. nedensiz öfkemizle kendi türümüze yapmadığımız kalmadı tarih boyunca. engizisyon mahkemeleri, dünya savaşları, petrol savaşları, din savaşları; radikaller, faşistler, aşırılar, zavallılar... öfkemiz o kadar büyük ki sadece öldürmekle yetinmiyoruz, acı çektirmek istiyoruz karşımızdakine. içimiz soğusun istiyoruz, ama öldürdükçe azalıyoruz. başın sağolsun insanlık!
son günahımız ise sona kalmayı hak eden bir günah olan tembellik: içimizde bir miskinlik olduğu için teknoloji diye bir şey icat ettik. bizim yerimiz iş gören makineler, bizim yerimize düşünen bilgisayarlar, bizim yerimize hareket eden araçlar... biz de böylece miskin miskin oturma hakkına sahip olduk ama kendimize şunu sormamız gerekmez mi: biz bu gezegende boş boş oturarak kime ne fayda sağlıyoruz? kurumaya yüz tutmuş bir ağaçtan daha faydasız bir asalaktır insanlık dünyanın kabuğuna tutunarak yaşayan. kalk yerine yat, insanlık!
acaba sekizinci günah bunların hepsinin bir araya toplanması mı? acaba en büyük günah insan olmak mı?
devamını gör...
