ermolettin
beni engellemiş olan yazar.
arada yazıyor, ben ona yazamıyorum.
önce dağılıyorum akabinde toparlanıyorum.
evren bunu bana izah etsin.
ya da ona bir şey desin.
ya da boşver.
anı yaşa be ermolettin
herkesin hayatına kimse karışamaz.
arada yazıyor, ben ona yazamıyorum.
önce dağılıyorum akabinde toparlanıyorum.
evren bunu bana izah etsin.
ya da ona bir şey desin.
ya da boşver.
anı yaşa be ermolettin
herkesin hayatına kimse karışamaz.
devamını gör...
orphaned land
israilli progresif metal grubudur yalnız progresif metal ile oryantal metali sentezleyip güzel şarkılar yapabilecek kadar da zekilerdir. yani grubun üyeleri zeki demek istedim. gelelim bu şahane grubu anlatmaya. aslında kendileri son derece türkiye aşığıdırlar. her sene muhakkak türkiye’ye gelirler, konser verip, gezip giderler. yahudi olmalarına rağmen ırkçılığı da sevmezler.
ilk albümlerini 1993 yılında çıkarmışlardır. albümün ismi de, the beloved's cry’dir. bu albümle pek başarı sağlayamadılar lakin 1994 yılında sahara albümle büyük çıkış yakaladılar. sahara albümü death metal ile oryantal metal karışımı bir albüm olmuştur. içinde bulunan şarkılar da son derece güzel ve kalitelidir. her neyse, ardından el norra alila ile yollarına devam etmişlerdir.
orphaned land çok albüm yaptı ama all is one olan albümünün yeri ben de her zaman başka. nedeni de bu albümün her şarkısı güzel olduğu kadar da anlamlıdır. zaten all is one demek hepsi bir demektir. yani bu albümle resmen evrene mesaj yollamışlar. insancıl, barışçıl bir gruptu orphaned land. artık eskisi gibi albüm yapmıyorlar, önceden yaptıkları albümleriyle yetinmek zorunda kalıyoruz.
sevgi ve saygıyla. sizleri unutursam kalbim kurusun benim be…
ilk albümlerini 1993 yılında çıkarmışlardır. albümün ismi de, the beloved's cry’dir. bu albümle pek başarı sağlayamadılar lakin 1994 yılında sahara albümle büyük çıkış yakaladılar. sahara albümü death metal ile oryantal metal karışımı bir albüm olmuştur. içinde bulunan şarkılar da son derece güzel ve kalitelidir. her neyse, ardından el norra alila ile yollarına devam etmişlerdir.
orphaned land çok albüm yaptı ama all is one olan albümünün yeri ben de her zaman başka. nedeni de bu albümün her şarkısı güzel olduğu kadar da anlamlıdır. zaten all is one demek hepsi bir demektir. yani bu albümle resmen evrene mesaj yollamışlar. insancıl, barışçıl bir gruptu orphaned land. artık eskisi gibi albüm yapmıyorlar, önceden yaptıkları albümleriyle yetinmek zorunda kalıyoruz.
sevgi ve saygıyla. sizleri unutursam kalbim kurusun benim be…
devamını gör...
la bu islam ne etti size
" hoşgörü dini safsatası "
kendisi ile aynı olmayan herkese düşman olduğu gerçeği. örnekler saymakla bitmez. yaşam biçimi, dini tercih, cinsel yönelim, ırksal durum vs vs... geçelim bunları, kendi içinde dahi, mezhep mevzusundan dolayı, sayısız insanın/topluluğun ölümüne sebebiyet vermesi. ve ayrıca binlerce sebep bulunabilir. ( çok küçük bir örnek : türkiye de örtünme özgürlüğü konusu, türkiye de toplum nezdinde örtünme/kapanma hiçbir zaman sorun olmamıştır. hatta desteklenmiştir. sorun örtünmek istememe özgürlüğünün olmamasıdır.) ayrıca islam da dahil, hiçbir din, inanış, körü körüne tapınma, sorgusuz bağlanma, asla hoşgörülü değildir.
kendisi ile aynı olmayan herkese düşman olduğu gerçeği. örnekler saymakla bitmez. yaşam biçimi, dini tercih, cinsel yönelim, ırksal durum vs vs... geçelim bunları, kendi içinde dahi, mezhep mevzusundan dolayı, sayısız insanın/topluluğun ölümüne sebebiyet vermesi. ve ayrıca binlerce sebep bulunabilir. ( çok küçük bir örnek : türkiye de örtünme özgürlüğü konusu, türkiye de toplum nezdinde örtünme/kapanma hiçbir zaman sorun olmamıştır. hatta desteklenmiştir. sorun örtünmek istememe özgürlüğünün olmamasıdır.) ayrıca islam da dahil, hiçbir din, inanış, körü körüne tapınma, sorgusuz bağlanma, asla hoşgörülü değildir.
devamını gör...
firuze
firuze; süs eşyalarının yapımında kullanılan, mavi-yeşil arası rengi olan değerli bir taştır. buradan
ayrıca aysel gürel'in kızı müjde ar'a yazdığı bir şarkıdır.
“kıskanır rengini baharda yeşiller
sevda büyüsü gibisin sen firuze
sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu
üzüm buğusu gibisin sen firuze”
şarkıda geçen üzüm buğusu kelimesi olağanüstü güzellikteki hassasiyeti anlatıyor. yani üst düzey bir güzelliğin gelip geçici olduğunu her an kaybolabileceğini anlatmak istemiş.
ayrıca aysel gürel'in kızı müjde ar'a yazdığı bir şarkıdır.
“kıskanır rengini baharda yeşiller
sevda büyüsü gibisin sen firuze
sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu
üzüm buğusu gibisin sen firuze”
şarkıda geçen üzüm buğusu kelimesi olağanüstü güzellikteki hassasiyeti anlatıyor. yani üst düzey bir güzelliğin gelip geçici olduğunu her an kaybolabileceğini anlatmak istemiş.
devamını gör...
vitray
birbirine bağlı kurşun bölmelere yerleştirilmiş cam parçalarından oluşan saydam pencere süslemesi ve resim.
günümüzde yaygın şekilde kullanılan bir resim tekniğidir. bu teknik cam resmi diye de tanımlanır. cami ve kilise gibi ibadethanelerin camlarında görülen vitrayın, diğer sanatlardan farklılaşan yönü, ışık dokunuşlar ile değişik özellikler kazanmasıdır.
bunun dışında, kullanım alanları olarak mücevher kutuları, pencere süslemeleri, sehpa, abajur, kapı, ayna, tavan süslemeciliğinde de vitray kullanılıyor. en bilinen yöntem olan kurşunlu türü dışında yapıştırma ve tiffany vitray gibi çeşitleri de vardır.
vitrayın güzel, önemli ve estetik kılan, sanatçı ve ışıktır. gün ışığında vitrayın seyri harikulade bir seyir zevki veriyor. ışığın geliş açılarına göre değişiklik kazanan bir süsleme sanatıdır. güneşin bulutların arkasına gizlenmesi, vitrayın arkasında ağaç varsa, dalların ve yaprakların hareketi vitrayda farklı yansımalara sebep olur.
önceden doğal ışıktan ışığını alan vitray sanatı teknoloji ile birlikte ikinci ışık kaynağı olarak elektrik ışığından da faydalanıyor. hatta hiç gün ışığı almayan yerlerde dahi vitray kullanılabiliyor. vitrayı görmeyi sağlayan ışık, vitraya arkadan vurmasıyla optik bir derinlik oluşturur.
günümüzde yaygın şekilde kullanılan bir resim tekniğidir. bu teknik cam resmi diye de tanımlanır. cami ve kilise gibi ibadethanelerin camlarında görülen vitrayın, diğer sanatlardan farklılaşan yönü, ışık dokunuşlar ile değişik özellikler kazanmasıdır.
bunun dışında, kullanım alanları olarak mücevher kutuları, pencere süslemeleri, sehpa, abajur, kapı, ayna, tavan süslemeciliğinde de vitray kullanılıyor. en bilinen yöntem olan kurşunlu türü dışında yapıştırma ve tiffany vitray gibi çeşitleri de vardır.
vitrayın güzel, önemli ve estetik kılan, sanatçı ve ışıktır. gün ışığında vitrayın seyri harikulade bir seyir zevki veriyor. ışığın geliş açılarına göre değişiklik kazanan bir süsleme sanatıdır. güneşin bulutların arkasına gizlenmesi, vitrayın arkasında ağaç varsa, dalların ve yaprakların hareketi vitrayda farklı yansımalara sebep olur.
önceden doğal ışıktan ışığını alan vitray sanatı teknoloji ile birlikte ikinci ışık kaynağı olarak elektrik ışığından da faydalanıyor. hatta hiç gün ışığı almayan yerlerde dahi vitray kullanılabiliyor. vitrayı görmeyi sağlayan ışık, vitraya arkadan vurmasıyla optik bir derinlik oluşturur.
devamını gör...
kaprekar sayısı
hintli matematikçi dattathreya ramachandra kaprekar tarafından tanımlanmış bir sayı.
şöyle ki:
bir sayı seçelim. bu sayı n basamaklı olsun. sayının karesini alarak, çıkan sonucun sağdan n basamaklı kısmını alıp solda kalan kısma ekleyelim. sonuç, baştaki sayı ile aynı olsun. bunu sağlayan sayılara kaprekar sayısı denir.
örnekle daha iyi anlaşılır.
sayımız 2728 olsun. karesi 7441984'e eşittir. 2728 sayısı 4 basamaklı bir sayı olduğundan n = 4 oldu.
7441984'ün sağdan n, yani 4 basamağını (yani 1984'ü) aldık ve soldaki kalan sayıya (yani 744'e ekledik):
1984 + 744 = 2728
baştaki sayıyı elde ettiğimizden, bu bir kaprekar sayısıdır.
şöyle ki:
bir sayı seçelim. bu sayı n basamaklı olsun. sayının karesini alarak, çıkan sonucun sağdan n basamaklı kısmını alıp solda kalan kısma ekleyelim. sonuç, baştaki sayı ile aynı olsun. bunu sağlayan sayılara kaprekar sayısı denir.
örnekle daha iyi anlaşılır.
sayımız 2728 olsun. karesi 7441984'e eşittir. 2728 sayısı 4 basamaklı bir sayı olduğundan n = 4 oldu.
7441984'ün sağdan n, yani 4 basamağını (yani 1984'ü) aldık ve soldaki kalan sayıya (yani 744'e ekledik):
1984 + 744 = 2728
baştaki sayıyı elde ettiğimizden, bu bir kaprekar sayısıdır.
devamını gör...
sözlük yazarlarının nicklerinin anlamı
koskocaman bir hikayesi yok nickimin. kimsede merak etmedi açıkcası. fakat paylaşmak istiyorum. günlük hayatımda, çevreme göre farklı fikirlerim kendimi sürekli tartışma ortamında bulmama sebep oluyor. bazen bu seviyeli tartışmalar hoşuma gitsede beni sıkmaya başladığı an o mühim sözcük geliyor “bana göre dedim fazla abartma” , “bana göre…”. bir bakmışım susmuş karşımdaki. bir kurtarıcı gibi. hem ‘kime göre neye göre?’ sorusununda en net cevabı.
devamını gör...
mavi ladin
sözlüğümüzün güzide dergisinde yayınlanan, tarafımca yazılmış hikayedir.
devamının gelmesi şahsım tarafından da umut edilmektedir.
dergi.kafasozluk.com/mavi-l...
devamının gelmesi şahsım tarafından da umut edilmektedir.
dergi.kafasozluk.com/mavi-l...
devamını gör...
kız yurdunda yaşanan tuhaf olaylar
bir arkadaşımın doğum gününü kutlamak için gittiğim yurdun mutfağından çakmak ya da kibrit istemiştim, müdürden yazılı belge istediler. artık ne yaşadılarsa...
güncelleme: doğum günü pastası da elimdeydi.
güncelleme: doğum günü pastası da elimdeydi.
devamını gör...
çocukken yapılan salaklıklar
evde koltuğu ateşe vermek.
devamını gör...
5 mayıs 2021 habertürk bülent aydemir'in görevden alınması
soran olursa ortamlarda (bkz: gücü özgürlüğünde) dersiniz.
bu ne perhiz bu ne lahana turşusu arkadaş. bir partili ekonomi müdürünüze, (bkz: ebru baki), demediğini bırakmayacak, programın yayın ortağı, (bkz: bülent aydemir), bu ne saçmalık özür dileyin diyecek ve üstüne görevden alınacak.. vay be.
üzerine bir de genel yayın yönetmeni, (bkz: kürşat oğuz), istifa edecek.
buradan
dikkat edersen gücü gerçekten özgürlüğümdeymiş..
bu ne perhiz bu ne lahana turşusu arkadaş. bir partili ekonomi müdürünüze, (bkz: ebru baki), demediğini bırakmayacak, programın yayın ortağı, (bkz: bülent aydemir), bu ne saçmalık özür dileyin diyecek ve üstüne görevden alınacak.. vay be.
üzerine bir de genel yayın yönetmeni, (bkz: kürşat oğuz), istifa edecek.
buradan
dikkat edersen gücü gerçekten özgürlüğümdeymiş..
devamını gör...
taylor swift
folklore albümü ile hayranı olduğum sanatçı. folklore albümünü dinlerken yakın dönem pop albümlerinde hiç yaşamadığım duyguları yaşadım. kalbime dokundu diyebilirim. bu arada kendisi hayranı olduğum tek pop sanatçısıdır.
devamını gör...
bozuk bir psikoloji ile bir ömür yaşamak
nasıl başa çıkıyorsunuz merak ediyorum henüz psikolojisi bozuk olalı 5-6 sene olmuş bir birey olarak bu hayatta yaşamaya değer ne görüyorsunuz, ne yapmaktan keyif alıyorsunuz sizi bu hayata bağlayan nedir, bu hayatta iz bırakacak bir kişi değilseniz ne diye varsınız, inanın ben öylesine yaşıyorum ve bu her an son bulabilir.
devamını gör...
ilahi adaleti beklemek
beklemek doğrudur,
fakat beklemekten kasıt kış sineği gibi; hiçbir şey yapmamaksa değil, adalete vesile olmaya çalışarak beklenmelidir.
adalet gelecekse insan eliyle gelecektir, zulüm gelecekse de insan eli ile gelecektir.
fakat beklemekten kasıt kış sineği gibi; hiçbir şey yapmamaksa değil, adalete vesile olmaya çalışarak beklenmelidir.
adalet gelecekse insan eliyle gelecektir, zulüm gelecekse de insan eli ile gelecektir.
devamını gör...
yetenekleri farklı olan kişi
bu başlığa yazmadan önce sevgili boop ile kısa bir sohbetimiz olmuştu. ben de bu sohbete istinaden bu başlık altında türkiye'de ikamet etmekte olan engelli vatandaşlara yaklaşım konusunda kısa bir inceleme yazma gereği duydum. bu girdinin ilerleyen kısımlarında okuyacaklarınız bir çoğunuzu rahatsız edebilir.
hazırsanız kemerleri bağlayın sert bir giriş yapacağız konuya.
engellilik başlığına türkiye'de ikamet eden engelli bireylerin sorunlarını mesleki tecrübelerime dayanarak yazdım. okuyacaklarınıza hazırlık olması için öncelikle orada yazmış olduklarımı okumanızı öneririm.
türkiye'de ikamet etmekte olan engelli vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu bugün ifadelerden ziyade imkanlar noktasında güçlük geçmektedir. küçük yaşlardan itibaren ihtiyaç duydukları destek eğitim kapsamında bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinden ayda toplam 12 saat yararlanabilmektedir. evet, doğru duydunuz 1 ay içerisinde toplam 12 saat. çocuklarda ayda 8 saat bireysel eğitim ve 4 saat grup eğitim hakkı tanınmaktadır. bu süre içinde çocuklar engellilik derecelerine göre yaşıtlarının sahip olduğu fiziksel, bilişsel ve duygusal gelişim düzeyine erişmeye çalışır ancak aklı selim ile düşünen her birey bu sürenin yetersizliği karşısına dehşete düşmektedir.
özellikle 2-5 yaş arasında uyaran eksikliği tanısı almış çocuklarda yoğunlaştırılmış eğitim alması halinde raporlarının tamamen kalkması söz konusu olabiliyorken - ki bu hayatının geri kalan kısmını tamamen bağımsız sürdürebilmesi manasına gelir- inisiyatif alınmayarak kısıtlı eğitim süresince ''ne olabiliyorsa o olsun '' mottosuyla kayıp ediliyor ve çok uzun yıllar boyunca eğitim almak durumunda kalıyor ve çoğunlukla tamamen bağımsız hale gelemiyor. bu durumun temel sebebi ise eğitim yukarıda bahsettiğim üzere eğitim sürelerinin kısıtlılığı. buradan okuyabileceğiniz üzere ebeveynler kendilerini yırtıyor ''ders saatleri yetmiyor'' diyerek tabi sonuçlar ne? büyük puntolar ile yazacağım; hiç
gel gelelim bu çocuklar güç bela sosyal hayata katılabilecek bilişsel becerileri kazandığı durumda onları bekleyen senaryoları incelemeye. lise ve en az ön lisans bölümlerinden mezun olanlar ekpss sınavına girerek devlet dairelerinde iş bulabiliyor ancak kadro açılırsa. * eyy devletlü han sultan hazretlerinin öyle deliler gibi kadro açıp istihdam sağladığı söylememi beklemiyordunuz her halde, değil mi? buradan bir tık yapıp 2021 yılında açılan kadroları inceleyebilirsiniz. koskoca şehirlerde 1-2 kişi kadroya geçebiliyor ve bu insanlarda gayet sınav ücreti ödüyor. koskoca ösym, çocukların cebinde ki 120 lirada göz dikiyor ama bu başka entrynin konusu.
eee bu insanlar taş yemeyecek değil mi? amaç ne? kişiyi en bağımsız yaşayacak hale getirmek. bunun için ne gerek? iş gerek. doğru düzgün engelli personel istihdam çalışmaları yapılmadığı için özel şirketler sanki bu insanlar çalışmıyormuş gibi, babasının hayrına aylık ödeniyormuş gibi muamele ile çalıştırıyor insanları. bildiğiniz mesaiye kalıyorlar, kaybolan evraklardan dolayı sürekli yönetime şikayet ediyorlar çünkü iş ahlaksızlığının da afrikası türkiye. iş yerinde karşılaşılabilecek her türlü aksiliğin sorumlusu tutuluyor ve çok ciddi mobbinge maruz kalıyorlar. bu mobbingi uygulayan şirketleri burada saymaya başlasam, sizde boykot kararı alsanız; markete gidince alış veriş yapacak 3 tane firma bulamazsınız o boyutlara ulaşan bir haksızlık söz konusu.
yani yukarıda bahsettiklerimden özetle türkiye'de yaşamakta olan engelli vatandaşların hitaplardan önce somut ihtiyaçlarına cevap veren resmi yönetmeliklere ihtiyaçları var. insana insan gibi muameleye ihtiyaçları var, hepimiz gibi. her şeyden önce insanın varlığına duyulan saygıya ihtiyaçları var, hepimiz gibi. türkiye'de yaşayan engelli vatandaşların somut dertleri var ve dolayısıyla öncelikle somut çözümlere ihtiyaçları var.
somut derken hakikaten somut düzenlemelere ihtiyaçları var. şekil a;

gel gelelim ifadenin yerine yurduna önemine. evet, yukarıda okuduklarınız girdi hükmünde giriş metni idi.
sosyokültürel referans içeren hakaretler başlığında bir miktar inceledik aslında bu durumu. biz memlekette asıl konuşulması gereken husus; g.te g.t demek değil. götü göte hakaret olarak kullanmak şöyle ki kör olmak, sağır olmak, zihinsel engelli olmak bir durumu ifade eden sözcüklerdir ancak yolda ayağı taşa takılan arkadaşınıza; ''kör müsün abi?'', aynı cümleyi iki kere kurmak zorunda kaldığınız arkadaşınıza; ''sağır mısın aq?'' *, kavga sırasında saçma sapan hareketler eden arkadaşınıza; ''spastik misin hocam?'' derseniz şayet bu durumu engel türünden etkilenmiş insana diyemezsiniz çünkü daha önce bunu hakaret mahiyetinde kullanmış olmanız vicdanınızı rahatsız etmeye başlar ve kişilerin, kişisel özelliklerini hakaret olarak kullanma durumu o kişisel özelliğin terminolojisine karşılık gelen ifadeden daha hasar vericidir.
bu durumu bir hikaye ile daha açıklayıcı hale getireyim isterseniz;
dipnot; sal artık sal diyenleri duyuyorum. o sebeple hikaye kısmını spoiler olarak yazacağım dileyen o kısmı atlasın.
yıllar evvel ben bir devlet üniversitesine bağlı otizm merkezinde öğretmen olarak çalışıyor aynı zamanda okuyordum. 1 yıl boyunca bu okulda çalışmaya devam ettim. her ne ise. bu kurumun ismi ilk başlarda ; otistik çocuklar okulu idi daha sonra otizmli çocuklar iş okulu oldu en son özel gereksinimli bireyler iş okulu oldu ancak bilin bakalım ne değişmedi? eğitim yönetmeliği. o üniversitede derslere giren koca koca profesörler yan odamda çaylarını yudumladı derslere girmedi. ekstra projeler yürütülmedi. şimdi sorarım size; bunca isim değişikliği neye hizmet etti? yalnızca bizim vicdan mastürbasyonu yapmamıza yaradı ben söyleyeyim size. 18 yaşımdan itibaren özel eğitim sektöründe aralıksız çalıştım. üniversite okurken özel rehabilitasyon merkezlerinde çalıştım, üniversiteye bağlı olanlarda çalıştım, koca koca profesörlerle ders anlattım ama günün sonunda benim yukarıda bahsettiğim; ''kişinin özellikleri hakaret malzemesi edilmemelidir'' düsturunu öğretemedim.
hikaye time bitti.
girdinin konusuna geri dönelim buralar dağılmadan. türkiye'de asıl mevzulardan birisi bizim kültür olarak kişisel özellikleri hakaret yada hitap olarak kullanmak konusunda takıntımız. her köyde vardır değil mi bir çolak ahmet, sağır fatma , topal hüseyin işte bu mesele biraz bizim kanımıza işlemiş işin doğrusu halbuki bugün gençler bilgisayar oyununda biraz kötü oynayan oyuncuya; ''kolsuz musun? sjhfjkdfhsdk'' diyor. peki ya gerçekten kolsuz birini gördüğünde?
bizim ülkede ilk girdide bahsedilenlerden önce somut problemlerin çözülmesi ardından kişinin özelliklerinin hakaret mahiyetinde kullanılmasının ayıp olduğu düsturunun oturması gerekiyor. zira bugün türkiye'de yumuşatılan kibarlaştırılan ifadeler muhatap için değil kurum yada şahısların vicdanını rahatlatması için yumuşatılıyor.
sonuna kadar okuyan herkese teşekkür ederim efendim. kafanıza kalpler fırlatıyorum*
hazırsanız kemerleri bağlayın sert bir giriş yapacağız konuya.
engellilik başlığına türkiye'de ikamet eden engelli bireylerin sorunlarını mesleki tecrübelerime dayanarak yazdım. okuyacaklarınıza hazırlık olması için öncelikle orada yazmış olduklarımı okumanızı öneririm.
türkiye'de ikamet etmekte olan engelli vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu bugün ifadelerden ziyade imkanlar noktasında güçlük geçmektedir. küçük yaşlardan itibaren ihtiyaç duydukları destek eğitim kapsamında bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinden ayda toplam 12 saat yararlanabilmektedir. evet, doğru duydunuz 1 ay içerisinde toplam 12 saat. çocuklarda ayda 8 saat bireysel eğitim ve 4 saat grup eğitim hakkı tanınmaktadır. bu süre içinde çocuklar engellilik derecelerine göre yaşıtlarının sahip olduğu fiziksel, bilişsel ve duygusal gelişim düzeyine erişmeye çalışır ancak aklı selim ile düşünen her birey bu sürenin yetersizliği karşısına dehşete düşmektedir.
özellikle 2-5 yaş arasında uyaran eksikliği tanısı almış çocuklarda yoğunlaştırılmış eğitim alması halinde raporlarının tamamen kalkması söz konusu olabiliyorken - ki bu hayatının geri kalan kısmını tamamen bağımsız sürdürebilmesi manasına gelir- inisiyatif alınmayarak kısıtlı eğitim süresince ''ne olabiliyorsa o olsun '' mottosuyla kayıp ediliyor ve çok uzun yıllar boyunca eğitim almak durumunda kalıyor ve çoğunlukla tamamen bağımsız hale gelemiyor. bu durumun temel sebebi ise eğitim yukarıda bahsettiğim üzere eğitim sürelerinin kısıtlılığı. buradan okuyabileceğiniz üzere ebeveynler kendilerini yırtıyor ''ders saatleri yetmiyor'' diyerek tabi sonuçlar ne? büyük puntolar ile yazacağım; hiç
gel gelelim bu çocuklar güç bela sosyal hayata katılabilecek bilişsel becerileri kazandığı durumda onları bekleyen senaryoları incelemeye. lise ve en az ön lisans bölümlerinden mezun olanlar ekpss sınavına girerek devlet dairelerinde iş bulabiliyor ancak kadro açılırsa. * eyy devletlü han sultan hazretlerinin öyle deliler gibi kadro açıp istihdam sağladığı söylememi beklemiyordunuz her halde, değil mi? buradan bir tık yapıp 2021 yılında açılan kadroları inceleyebilirsiniz. koskoca şehirlerde 1-2 kişi kadroya geçebiliyor ve bu insanlarda gayet sınav ücreti ödüyor. koskoca ösym, çocukların cebinde ki 120 lirada göz dikiyor ama bu başka entrynin konusu.
eee bu insanlar taş yemeyecek değil mi? amaç ne? kişiyi en bağımsız yaşayacak hale getirmek. bunun için ne gerek? iş gerek. doğru düzgün engelli personel istihdam çalışmaları yapılmadığı için özel şirketler sanki bu insanlar çalışmıyormuş gibi, babasının hayrına aylık ödeniyormuş gibi muamele ile çalıştırıyor insanları. bildiğiniz mesaiye kalıyorlar, kaybolan evraklardan dolayı sürekli yönetime şikayet ediyorlar çünkü iş ahlaksızlığının da afrikası türkiye. iş yerinde karşılaşılabilecek her türlü aksiliğin sorumlusu tutuluyor ve çok ciddi mobbinge maruz kalıyorlar. bu mobbingi uygulayan şirketleri burada saymaya başlasam, sizde boykot kararı alsanız; markete gidince alış veriş yapacak 3 tane firma bulamazsınız o boyutlara ulaşan bir haksızlık söz konusu.
yani yukarıda bahsettiklerimden özetle türkiye'de yaşamakta olan engelli vatandaşların hitaplardan önce somut ihtiyaçlarına cevap veren resmi yönetmeliklere ihtiyaçları var. insana insan gibi muameleye ihtiyaçları var, hepimiz gibi. her şeyden önce insanın varlığına duyulan saygıya ihtiyaçları var, hepimiz gibi. türkiye'de yaşayan engelli vatandaşların somut dertleri var ve dolayısıyla öncelikle somut çözümlere ihtiyaçları var.
somut derken hakikaten somut düzenlemelere ihtiyaçları var. şekil a;

gel gelelim ifadenin yerine yurduna önemine. evet, yukarıda okuduklarınız girdi hükmünde giriş metni idi.
sosyokültürel referans içeren hakaretler başlığında bir miktar inceledik aslında bu durumu. biz memlekette asıl konuşulması gereken husus; g.te g.t demek değil. götü göte hakaret olarak kullanmak şöyle ki kör olmak, sağır olmak, zihinsel engelli olmak bir durumu ifade eden sözcüklerdir ancak yolda ayağı taşa takılan arkadaşınıza; ''kör müsün abi?'', aynı cümleyi iki kere kurmak zorunda kaldığınız arkadaşınıza; ''sağır mısın aq?'' *, kavga sırasında saçma sapan hareketler eden arkadaşınıza; ''spastik misin hocam?'' derseniz şayet bu durumu engel türünden etkilenmiş insana diyemezsiniz çünkü daha önce bunu hakaret mahiyetinde kullanmış olmanız vicdanınızı rahatsız etmeye başlar ve kişilerin, kişisel özelliklerini hakaret olarak kullanma durumu o kişisel özelliğin terminolojisine karşılık gelen ifadeden daha hasar vericidir.
bu durumu bir hikaye ile daha açıklayıcı hale getireyim isterseniz;
dipnot; sal artık sal diyenleri duyuyorum. o sebeple hikaye kısmını spoiler olarak yazacağım dileyen o kısmı atlasın.
yıllar evvel ben bir devlet üniversitesine bağlı otizm merkezinde öğretmen olarak çalışıyor aynı zamanda okuyordum. 1 yıl boyunca bu okulda çalışmaya devam ettim. her ne ise. bu kurumun ismi ilk başlarda ; otistik çocuklar okulu idi daha sonra otizmli çocuklar iş okulu oldu en son özel gereksinimli bireyler iş okulu oldu ancak bilin bakalım ne değişmedi? eğitim yönetmeliği. o üniversitede derslere giren koca koca profesörler yan odamda çaylarını yudumladı derslere girmedi. ekstra projeler yürütülmedi. şimdi sorarım size; bunca isim değişikliği neye hizmet etti? yalnızca bizim vicdan mastürbasyonu yapmamıza yaradı ben söyleyeyim size. 18 yaşımdan itibaren özel eğitim sektöründe aralıksız çalıştım. üniversite okurken özel rehabilitasyon merkezlerinde çalıştım, üniversiteye bağlı olanlarda çalıştım, koca koca profesörlerle ders anlattım ama günün sonunda benim yukarıda bahsettiğim; ''kişinin özellikleri hakaret malzemesi edilmemelidir'' düsturunu öğretemedim.
hikaye time bitti.
girdinin konusuna geri dönelim buralar dağılmadan. türkiye'de asıl mevzulardan birisi bizim kültür olarak kişisel özellikleri hakaret yada hitap olarak kullanmak konusunda takıntımız. her köyde vardır değil mi bir çolak ahmet, sağır fatma , topal hüseyin işte bu mesele biraz bizim kanımıza işlemiş işin doğrusu halbuki bugün gençler bilgisayar oyununda biraz kötü oynayan oyuncuya; ''kolsuz musun? sjhfjkdfhsdk'' diyor. peki ya gerçekten kolsuz birini gördüğünde?
bizim ülkede ilk girdide bahsedilenlerden önce somut problemlerin çözülmesi ardından kişinin özelliklerinin hakaret mahiyetinde kullanılmasının ayıp olduğu düsturunun oturması gerekiyor. zira bugün türkiye'de yumuşatılan kibarlaştırılan ifadeler muhatap için değil kurum yada şahısların vicdanını rahatlatması için yumuşatılıyor.
sonuna kadar okuyan herkese teşekkür ederim efendim. kafanıza kalpler fırlatıyorum*
devamını gör...
erkek yazarlardan kadın yazarlara sorular
başlıyorum. işsizim, evet.
@meaksi
hiçbiri. hoşlanmanın güldürülmekle bir ilgisi yok. şehir efsanesi o.
@kedi yiyen fare
acıktırdın. hiç iyi olmadı bu saatte bu.
@orsalesta anafor
1- bu konuda ahkâm kesmek istemiyorum. ancak şunu söyleyebilirim; esas mükemmel olan bana göre yaratıcıdır. yarattıklarına kendi özelliklerinden bazılarını (doğruluk, adalet gibi...) dağıtmıştır yine bana göre. evren de bundan payını birazcık almış sadece.
2- aslında bir yaratıcıyı kabul eden insanlar için tek bir din vardır çünkü yaratıcı tutarsız olamaz, olmamalı. bu nedenle sürekli olarak farklı emirleri din adı altında göndermesi garip olurdu. öte yanda ise insanlar var; her şeyi zamanla bozan, çığrından çıkaran, yozlaştıran... bu nedenle her toplumun tek olan o dini kendi gelenek göreneklerine uydurup bambaşka suretlere soktuğunu düşünüyorum. siyasi partiler gibi aslında biraz da... hani tüzükleri okusanız mükemmeldir ama siyasilerin davranışları tüzüklere uymaz ya... onun gibi işte.
3- özümsemek hayat boyu ondan vazgeçmemek anlamına gelebilir. sadece savunmak ise yarın başka bir görüşe sahip olabileceğiniz anlamına gelebilir. tabii bana göre...
4- nedendir bilmem ama maden tetkik arama genel müdürlüğü'nün müzesini hep çok sevmişimdir.
5- açık konuşmak gerekirse öyle bir yazar yok benim için. çok farklı türlerde yüzlerce kitap okudum ama kafama kazınan "off be! işte buydu." dediğim bir kitap ya da yazar adı veremem gerçekten.
6- piyano, keman, saksafon arasında kalırım sanırım. tercih etmem çok zor olurdu.
7- umutla...
8- bilimsel olurdu. aklımda vardı kuantum fiziğiyle ilgili bir proje ama şimdilik rafta duruyor.
9- kesinlikle hayır. belli başlı bazı özelliklerimiz büyük bir kısmımızda aynı olabilir ama asla bir insan diğerinin kopyası olamaz karakter bakımından. bu nedenle insanlar hakkındaki genellemelerden hoşlanmam.
@lucifer
sana çirkin gibi mi görünüyorum *
@lahmacuncudanterasagelenkurum
o tablonun nasıl bir ortamda yapılmış olduğuna ilişkin birkaç tahmin vardı. bunlardan biri, krakatoa volkanı ile ilgiliydi. depremler ve volkanlar da özel ilgi alanım olduğundan, tablonun gerçekten bu volkanın patlamasından sonra gökyüzünde ortaya çıkan kızıllık nedeniyle yapılmış olması ihtimalinin doğru olmasını umuyorum. zaten tablonun ilk ismi doğanın çığlığı'dır. sonradan çığlık olarak değiştirildi. eğer tabloyu yaparken motivasyonu gerçekten bu doğa olayı ise ressamın, oldukça etkileyici bir görüntü olmalıydı karşısında. bu şartlar altında orada olmak isterdim.
evde bulaşık makinesi yok. yani "seve seve" elde yıkıyorum.
@imperactus
bu soruyu pas geçiyorum. zira bunu bahsi geçen durumdaki kadınlara sormak gerekiyor.
@personanongrata
travma sebebi değil bu durum. hayatın olağan akışında her türlü duyguyu yaşamak var; olumlu ya da olumsuz. illa ki vardır travma yaşayanlar da ama herkes öyle değil tabii ki. reddedilenin genelde erkek olmasının nedeni, bu konularda ilk hamleyi çoğunlukla erkeklerin yapıyor olması. doğruluğu yanlışlığı tartışılır tabii bu ilk hamlenin erkekten gelmesi gerektiği konusunun.
@brigadier
1- benim için güç, bilgidir. bazen sahip olduğunuz en ufak bir bilgi hayatınızı bile kurtarabilir.
2- felsefe ile pek ilgilendiğimi söyleyemem. bu nedenle bu kısmı geçiyorum.
3- bu soruya cevap vermek istemiyorum. nedeni şu; tarihte gelmiş geçmiş tüm liderleri tanımıyoruz aslında. hepimizin tanıdığı çok ünlü isimler dışında liderler de var. hepsini bilmeden bir değerlendirme yapmak yanlış ve haksızlık olur. örneğin büyük asoka'yı birçok kişi tanımaz ama insani yönünün ağır basması sonucu geçirdiği değişim dikkate şayandır bence.
4- ilgi alanım dışında olduklarından pek konuşmak istemiyorum. şimdi ters bir şeyler söyleyip hayranlarının şimşeklerini de üzerime çekmeyeyim *
5- klişe olacak sanırım bunun cevabı; her şeyi aşırı hızlı tüketmek ve sonra tüketecek şey bulamayınca bunalıma girmek. bunun çözümü, değerlerimizi biraz olsun hatırlamak. bir şeyleri yaşamak için çok aceleci olmamak, kıymet verilecek şeyleri iyi seçmek ve bu konuda yanlış ata oynamamak.
6- bir şey için yaşamanın şart olduğunu söyleyemem ama ille de bir isim vermem gerekirse, hedefleri için yaşamalı. hedefler insanı motive ediyor ve hayata bağlıyor bana göre. nasılına gelince; düzgün yaşamalı. hedeflerine ulaşmak için gereken hırsı, başkalarının üzerine basmak için kullanmamalı mesela...
7- aslında genel olarak çok farklı olduğunu düşünmüyorum. sadece bazen gerçekte yaşamak ya da yapmak istediğimiz bazı şeyleri bilinç gerisinde tutup bastırıyoruz ama bu bizi çift kişilikli yapmaya yeterli değil bana kalırsa. her ne kadar sorunun iması o olmasa da...
8- kısa bir cevap vereceğim buna; bence hayır.
@celâli
kadınların da askere gitmesi gerektiğini söyleyebilirim. gerek savunma amaçlı öğrenecekleri şeyler, gerek bazı durumlara maruz kalıp karakter şekillenmesine katkıda bulunmak... bu tür açılardan bakınca bize de gerektiğini düşünüyorum genellikle.
insan öldürmeye gelince... tek başına bir kavram olarak çok korkunç duruyor ama bir düşman olarak düşündüğünüzde ve o düşmanı öldürmeye elinizin varmaması durumunda onun size, sevdiklerinize, vatanınıza yapabileceklerini düşündüğünüzde bakış açısı bir parça değişiyor. maalesef değişiyor, evet. iki ucu pis değnek derler ya, tam da öyle işte!
@meaksi
hiçbiri. hoşlanmanın güldürülmekle bir ilgisi yok. şehir efsanesi o.
@kedi yiyen fare
acıktırdın. hiç iyi olmadı bu saatte bu.
@orsalesta anafor
1- bu konuda ahkâm kesmek istemiyorum. ancak şunu söyleyebilirim; esas mükemmel olan bana göre yaratıcıdır. yarattıklarına kendi özelliklerinden bazılarını (doğruluk, adalet gibi...) dağıtmıştır yine bana göre. evren de bundan payını birazcık almış sadece.
2- aslında bir yaratıcıyı kabul eden insanlar için tek bir din vardır çünkü yaratıcı tutarsız olamaz, olmamalı. bu nedenle sürekli olarak farklı emirleri din adı altında göndermesi garip olurdu. öte yanda ise insanlar var; her şeyi zamanla bozan, çığrından çıkaran, yozlaştıran... bu nedenle her toplumun tek olan o dini kendi gelenek göreneklerine uydurup bambaşka suretlere soktuğunu düşünüyorum. siyasi partiler gibi aslında biraz da... hani tüzükleri okusanız mükemmeldir ama siyasilerin davranışları tüzüklere uymaz ya... onun gibi işte.
3- özümsemek hayat boyu ondan vazgeçmemek anlamına gelebilir. sadece savunmak ise yarın başka bir görüşe sahip olabileceğiniz anlamına gelebilir. tabii bana göre...
4- nedendir bilmem ama maden tetkik arama genel müdürlüğü'nün müzesini hep çok sevmişimdir.
5- açık konuşmak gerekirse öyle bir yazar yok benim için. çok farklı türlerde yüzlerce kitap okudum ama kafama kazınan "off be! işte buydu." dediğim bir kitap ya da yazar adı veremem gerçekten.
6- piyano, keman, saksafon arasında kalırım sanırım. tercih etmem çok zor olurdu.
7- umutla...
8- bilimsel olurdu. aklımda vardı kuantum fiziğiyle ilgili bir proje ama şimdilik rafta duruyor.
9- kesinlikle hayır. belli başlı bazı özelliklerimiz büyük bir kısmımızda aynı olabilir ama asla bir insan diğerinin kopyası olamaz karakter bakımından. bu nedenle insanlar hakkındaki genellemelerden hoşlanmam.
@lucifer
sana çirkin gibi mi görünüyorum *
@lahmacuncudanterasagelenkurum
o tablonun nasıl bir ortamda yapılmış olduğuna ilişkin birkaç tahmin vardı. bunlardan biri, krakatoa volkanı ile ilgiliydi. depremler ve volkanlar da özel ilgi alanım olduğundan, tablonun gerçekten bu volkanın patlamasından sonra gökyüzünde ortaya çıkan kızıllık nedeniyle yapılmış olması ihtimalinin doğru olmasını umuyorum. zaten tablonun ilk ismi doğanın çığlığı'dır. sonradan çığlık olarak değiştirildi. eğer tabloyu yaparken motivasyonu gerçekten bu doğa olayı ise ressamın, oldukça etkileyici bir görüntü olmalıydı karşısında. bu şartlar altında orada olmak isterdim.
evde bulaşık makinesi yok. yani "seve seve" elde yıkıyorum.
@imperactus
bu soruyu pas geçiyorum. zira bunu bahsi geçen durumdaki kadınlara sormak gerekiyor.
@personanongrata
travma sebebi değil bu durum. hayatın olağan akışında her türlü duyguyu yaşamak var; olumlu ya da olumsuz. illa ki vardır travma yaşayanlar da ama herkes öyle değil tabii ki. reddedilenin genelde erkek olmasının nedeni, bu konularda ilk hamleyi çoğunlukla erkeklerin yapıyor olması. doğruluğu yanlışlığı tartışılır tabii bu ilk hamlenin erkekten gelmesi gerektiği konusunun.
@brigadier
1- benim için güç, bilgidir. bazen sahip olduğunuz en ufak bir bilgi hayatınızı bile kurtarabilir.
2- felsefe ile pek ilgilendiğimi söyleyemem. bu nedenle bu kısmı geçiyorum.
3- bu soruya cevap vermek istemiyorum. nedeni şu; tarihte gelmiş geçmiş tüm liderleri tanımıyoruz aslında. hepimizin tanıdığı çok ünlü isimler dışında liderler de var. hepsini bilmeden bir değerlendirme yapmak yanlış ve haksızlık olur. örneğin büyük asoka'yı birçok kişi tanımaz ama insani yönünün ağır basması sonucu geçirdiği değişim dikkate şayandır bence.
4- ilgi alanım dışında olduklarından pek konuşmak istemiyorum. şimdi ters bir şeyler söyleyip hayranlarının şimşeklerini de üzerime çekmeyeyim *
5- klişe olacak sanırım bunun cevabı; her şeyi aşırı hızlı tüketmek ve sonra tüketecek şey bulamayınca bunalıma girmek. bunun çözümü, değerlerimizi biraz olsun hatırlamak. bir şeyleri yaşamak için çok aceleci olmamak, kıymet verilecek şeyleri iyi seçmek ve bu konuda yanlış ata oynamamak.
6- bir şey için yaşamanın şart olduğunu söyleyemem ama ille de bir isim vermem gerekirse, hedefleri için yaşamalı. hedefler insanı motive ediyor ve hayata bağlıyor bana göre. nasılına gelince; düzgün yaşamalı. hedeflerine ulaşmak için gereken hırsı, başkalarının üzerine basmak için kullanmamalı mesela...
7- aslında genel olarak çok farklı olduğunu düşünmüyorum. sadece bazen gerçekte yaşamak ya da yapmak istediğimiz bazı şeyleri bilinç gerisinde tutup bastırıyoruz ama bu bizi çift kişilikli yapmaya yeterli değil bana kalırsa. her ne kadar sorunun iması o olmasa da...
8- kısa bir cevap vereceğim buna; bence hayır.
@celâli
kadınların da askere gitmesi gerektiğini söyleyebilirim. gerek savunma amaçlı öğrenecekleri şeyler, gerek bazı durumlara maruz kalıp karakter şekillenmesine katkıda bulunmak... bu tür açılardan bakınca bize de gerektiğini düşünüyorum genellikle.
insan öldürmeye gelince... tek başına bir kavram olarak çok korkunç duruyor ama bir düşman olarak düşündüğünüzde ve o düşmanı öldürmeye elinizin varmaması durumunda onun size, sevdiklerinize, vatanınıza yapabileceklerini düşündüğünüzde bakış açısı bir parça değişiyor. maalesef değişiyor, evet. iki ucu pis değnek derler ya, tam da öyle işte!
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...


