çocuk yapacaklara tavsiyeler
çocuk yapmayı geçin, evlenmeyin bile! bu ülkeden gidin önce. sonrasına bakarsınız değerli kumrular.
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
temel haklarımızın dahi korunamadığı bu ülkede korkudan çok ne hissedebiliyoruz ki?
hayallerin kurulması çocukluğumuzda başlar ve sınırsızdır. yaş aldıkça gerçekleri kavrarız ve bunlar evrensel gerçekler değil, toplumun bize dayattığı gerçeklerdir. cesaretimiz yavaş yavaş kırılılır, toplum anlaşmış gibi el birliği ile kırar.
benim en büyük engelim, ne yazık ki yaşadığım ülkede kadın olmaktır. kimse bana maval okumasın.
eylemlerimle hayallerimin arasına toplumun dayatlamalarına ek olarak ekonomik şartlar koca bir duvar örüyor. dünyada kripto para ile uğraşan üçüncü ülkeyiz. bunların çoğu günü kurtarmak için kısa vadeli uğraşılardır.
adalet, hak, hukuk mücadeleleri de cabası. hayal kurmaya vaktimiz yok ki!!!
her doğum günümde dilek tutma hakkımı '' tanrım, sene boyunca dileyeceğim bütün dilekleri gerçekleştir'' şeklinde kullanırdım. son yıllarda tanrım, başımı şu ülkeden çıkarmama yardım et, daha da bir şey istemem şekline indirgedim.
insana insan gibi davranıldığı, insanın insanca yaşayabildiği bir noktaya gidebildiğimde , gerçekten hayal kurma lüksüne sahip olabileceğime inanıyorum.
en büyük korkum ise bu ülkeden gidemeden hayatımın son bulma ihtimalidir.
hayallerin kurulması çocukluğumuzda başlar ve sınırsızdır. yaş aldıkça gerçekleri kavrarız ve bunlar evrensel gerçekler değil, toplumun bize dayattığı gerçeklerdir. cesaretimiz yavaş yavaş kırılılır, toplum anlaşmış gibi el birliği ile kırar.
benim en büyük engelim, ne yazık ki yaşadığım ülkede kadın olmaktır. kimse bana maval okumasın.
eylemlerimle hayallerimin arasına toplumun dayatlamalarına ek olarak ekonomik şartlar koca bir duvar örüyor. dünyada kripto para ile uğraşan üçüncü ülkeyiz. bunların çoğu günü kurtarmak için kısa vadeli uğraşılardır.
adalet, hak, hukuk mücadeleleri de cabası. hayal kurmaya vaktimiz yok ki!!!
her doğum günümde dilek tutma hakkımı '' tanrım, sene boyunca dileyeceğim bütün dilekleri gerçekleştir'' şeklinde kullanırdım. son yıllarda tanrım, başımı şu ülkeden çıkarmama yardım et, daha da bir şey istemem şekline indirgedim.
insana insan gibi davranıldığı, insanın insanca yaşayabildiği bir noktaya gidebildiğimde , gerçekten hayal kurma lüksüne sahip olabileceğime inanıyorum.
en büyük korkum ise bu ülkeden gidemeden hayatımın son bulma ihtimalidir.
devamını gör...
yazarların koleksiyonunu yaptığı şeyler
kazık. yiyorsun, sonra bir köşede biriktiriyorsun. sergisini açıcam yakında.
devamını gör...
(tematik)
zekai tunca
aysuns isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
zekai tunca, (d. 1944, ankara). türk sanat müziği sanatçısı.
zekai tunca, (d. 1944, ankara). türk sanat müziği sanatçısı.
devamını gör...
türkiye'de siyasilere çok saygı gösterilmesi
bu tüm dünyada böyledir sayın yazarlar. özellikle geri kalmış ülkelerin geri kalma nedenlerinden biri de budur. yöneticilerin gelip geçici olduğunu unutan cahil halk, onu haşa baki kalacakmış gibi görür. bu da yöneticilerin yavaş yavaş ilahlaştırılmasına neden olur. en sonunda da bazı ülkelerde örneğini gördüğümüz bir durum yaşanır: yönetici haşa peygamber gibi sıfatlar ile karşılanır, karşısında kefen giyilir. saygı tabii ki olmalıdır ama bu saygı dozunu aşarsa, örneğini verdiğimiz gibi putlaştırmaya kadar gider.
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan sözlük yazarı
kendine güveniyorlardır. kimseden gizlisi saklısı yoktur. ama ben burayı sırdaş olarak kullandığım için uzun bir süre kendi fotoğrafımı koyacağım sanmıyorum
devamını gör...
kur'an'daki saçma ayetler
nisa suresinin miras ile ilgili olan 12. ve 13. ayetleri. hesaplama yaparsanız yanlışlık olduğunu anlarsınız. tanrının matematiği pek iyi değil galiba.
devamını gör...
elma kokan salon
hayata, nerden baksam iyi olurum-iyi ederim minvalinde baktığım, kahverengi gözlerimden
gördüğüm dünyayı, resmetmeye çalıştım.
pozitif, samimi, bereketli kanaatkar, şükür dolu, hüzün dolu, tebessüm dolu, umut dolu, mis gibi kokuyor idi gördüklerim.
tıpkı aşağıdaki kitabıma da adını veren şiirimde olduğu gibiydiler.
elma kokan salon*
aklına gelenin
elinin altında olsun diye
sehpanın üstüne bırakılan
tabaktaki elmalarla
elma kokan salon
vaktinde yıkanmış bulaşıklar
tezgaha asılan el beziyle
yıkanmış bulaşık kokan, mutfak
kalabalık evin olmazsa olmazı
yıkanmış çamaşır kokulu banyo
sahibi gibi kokan odalar
temizlik kokan koridorlar
para ile alınan
kokulu mumlara gerek kalmayan
her köşesi yaşayan ev
mutluluk arayana
huzur arayana
rahatlık arayana
yetmez mi?
içimden taşınca yazmadan duramadım
bir baktım, eserim olmuş
dünyada altını çizdiklerim.
ps: başlığı giren yazarıma çok teşekkür ederim. güzel bir sürpriz oldu bana. bu günkü tutulmalar bana iyi geldi resmen.
gördüğüm dünyayı, resmetmeye çalıştım.
pozitif, samimi, bereketli kanaatkar, şükür dolu, hüzün dolu, tebessüm dolu, umut dolu, mis gibi kokuyor idi gördüklerim.
tıpkı aşağıdaki kitabıma da adını veren şiirimde olduğu gibiydiler.
elma kokan salon*
aklına gelenin
elinin altında olsun diye
sehpanın üstüne bırakılan
tabaktaki elmalarla
elma kokan salon
vaktinde yıkanmış bulaşıklar
tezgaha asılan el beziyle
yıkanmış bulaşık kokan, mutfak
kalabalık evin olmazsa olmazı
yıkanmış çamaşır kokulu banyo
sahibi gibi kokan odalar
temizlik kokan koridorlar
para ile alınan
kokulu mumlara gerek kalmayan
her köşesi yaşayan ev
mutluluk arayana
huzur arayana
rahatlık arayana
yetmez mi?
içimden taşınca yazmadan duramadım
bir baktım, eserim olmuş
dünyada altını çizdiklerim.
ps: başlığı giren yazarıma çok teşekkür ederim. güzel bir sürpriz oldu bana. bu günkü tutulmalar bana iyi geldi resmen.
devamını gör...
mazur görmek
özür sözcüğüyle aynı kökten gelen mazur sözcüğüne eklenen türkçe fiille birleşik fiil yapılmış. (mazeret de özürle eş anlamlı.)
mazur--> mazereti olan, özrü bulunan, özürlü anlamlarına geliyor.
mazur görmek de; mazeretini kabul etmek, kusura bakmamak, hoş görmek, bağışlamak, affetmek anlamlarına geliyor.
örn.: beni mazur görürseniz bugün erken ayrılmak istiyorum.
mazur--> mazereti olan, özrü bulunan, özürlü anlamlarına geliyor.
mazur görmek de; mazeretini kabul etmek, kusura bakmamak, hoş görmek, bağışlamak, affetmek anlamlarına geliyor.
örn.: beni mazur görürseniz bugün erken ayrılmak istiyorum.
devamını gör...
bernard lewis
rahmetlinin hata neredeydi? isimli bir kitabı var. kitap yayinevinin editörleri sağolsunlar, burada da daha evvel dile getirdim, kronik kitap'tan çıktığı için yazım/baskı hataları ile dolu. bu sebeple daha başlarken bir şevkimi kırmıştı. neyse... bahsi geçen kitaba elli sayfa anca dayanabildim.
kitap hakkında diyeceğim tek şey: çöp.
şimdi aranızda hööö koca profesöre ne dedi diyecek olanlar olabilir. diyeceğim şu, ikiyüz sayfalık kitap yazmaya gerek yoktu, ne yazık ki, osmanlı imparatorluğu bir dönem oldu teknolojik gelişmeleri takip edemedi. kitabin özeti bu. aslında edemedi de değil ihtiyacı yoktu. misal coğrafi keşifler. osmanlı'nın buna ihtiyacı yok ki? o zamanki dünya adamın avucunun içinde. matbaa... hakeza okuyan insan yok. yok çünkü herkes çiftçi. okuyanda allame-i cihan oluyor maşallah. türkler yazmıyormuş, arşiv yokmuş. e yazmıyor kardeşim, adam ihtiyaç duymuyor, yani ne yapalım şimdi, attila'yı mezarından çıkarıp asalım mı kardeş sen bu kadar fetihler yaptın niye iki satır yazmadın diye? adam eğlencesine çıktığı seferde papa'ya diz çöktürmüş daha bizimkisi hebele hübele... osmanlıdaki şu katipler işsiz kalacak şeyini geçiniz efendim, kaç tane katip var ki? mesela barutlu silahları yeniçeriler elimiz yüzümüz kir oluyor diye kullanmak istemiyor. vs. osmanlidaki bu "takipsizliği" dini sebeplere bağlamak tam bir cahillik olur ki ortada gün gibi abbasiler dönemi var. şarlman'a gönderilen saate aval aval herkesin nasıl baktığını araştırmanız bu hususta ufkunuzu açacaktır. ve daha nicesi... bu hususta aklıma gelmişken yukarıda bahsi geçen yayıevimsinin bastığı tek düzgün kitap olan bu kitabı tavsiye ederim.
neyse konu çok dağıldı, çenem düştü, okuyan okusun.
kitap hakkında diyeceğim tek şey: çöp.
şimdi aranızda hööö koca profesöre ne dedi diyecek olanlar olabilir. diyeceğim şu, ikiyüz sayfalık kitap yazmaya gerek yoktu, ne yazık ki, osmanlı imparatorluğu bir dönem oldu teknolojik gelişmeleri takip edemedi. kitabin özeti bu. aslında edemedi de değil ihtiyacı yoktu. misal coğrafi keşifler. osmanlı'nın buna ihtiyacı yok ki? o zamanki dünya adamın avucunun içinde. matbaa... hakeza okuyan insan yok. yok çünkü herkes çiftçi. okuyanda allame-i cihan oluyor maşallah. türkler yazmıyormuş, arşiv yokmuş. e yazmıyor kardeşim, adam ihtiyaç duymuyor, yani ne yapalım şimdi, attila'yı mezarından çıkarıp asalım mı kardeş sen bu kadar fetihler yaptın niye iki satır yazmadın diye? adam eğlencesine çıktığı seferde papa'ya diz çöktürmüş daha bizimkisi hebele hübele... osmanlıdaki şu katipler işsiz kalacak şeyini geçiniz efendim, kaç tane katip var ki? mesela barutlu silahları yeniçeriler elimiz yüzümüz kir oluyor diye kullanmak istemiyor. vs. osmanlidaki bu "takipsizliği" dini sebeplere bağlamak tam bir cahillik olur ki ortada gün gibi abbasiler dönemi var. şarlman'a gönderilen saate aval aval herkesin nasıl baktığını araştırmanız bu hususta ufkunuzu açacaktır. ve daha nicesi... bu hususta aklıma gelmişken yukarıda bahsi geçen yayıevimsinin bastığı tek düzgün kitap olan bu kitabı tavsiye ederim.
neyse konu çok dağıldı, çenem düştü, okuyan okusun.
devamını gör...
tarih
insanların ve olayların birbiri ile olan ilişkileri, insanların geçmişteki her türlü faaliyetleri, yer ve zaman, sebep-sonuç ilişkisi ile belgelere dayalı olarak inceleyen bilim dalıdır. asıl konusu insandır.
(tarih dersinden öğrendiğim kadarı ile yazdım.)
(tarih dersinden öğrendiğim kadarı ile yazdım.)
devamını gör...
on the principles of political economy and taxation
david ricardo'nun dilimize ekonomi politiğin ve vergilendirmenin ilkeleri adı ile çevirilen kitabıdır.bu kitabında;rant,değer ve
ücretlerin yasalarını genel bir kabul görecek bir biçimde ortaya koymuştur.
ücretlerin yasalarını genel bir kabul görecek bir biçimde ortaya koymuştur.
devamını gör...
kişinin kendini en özgür hissettiği an
gece herkes uyuduktan sonraki zaman, yalnız, bildirimsiz, sorumluluksuz kaldığım zaman. özgür ve güvende..
devamını gör...
kıskanmak
hayatımda ilk kez üzerine uzun uzun düşündüğüm kelime. yüklediğim anlam, yüz yıldır kabul ettiğim doğrular ve de bugünkü anlamlandırma çabam.
kıskanmak
1. -i, -den sevgide veya kendisiyle ilişkili şeylerde bir başkasının ortaklığına, üstün durumda görünmesine dayanamamak:
"mühür gözlüm seni elden / sakınırım, kıskanırım" - âşık ali izzet
2. -i herhangi bir bakımdan kendinden üstün gördüğü birinin bu üstünlüğünden acı duymak, günülemek, hasetlenmek, haset etmek.
3. -i, -den esirgemek, çok görmek:
benden bir dilim ekmeği kıskanırdı.
4. -i bir şeye, en küçük saygısızlık gösterilmesine bile dayanamamak:
her türk, yurdunu kıskanır.
5. -i, -den, mecaz yerinde olmayı istemek, imrenmek.
tdk'den bakınca 5 farklı anlam çıktı karşıma. ve evet bunu yapmayı çok seviyorum. bir kelime hayatımda olsa da anlamlarına bakmak bendeki ve cümledeki anlamı bir mi diye kontrol etmek hoşuma gidiyor.
bir sürü anlam hiçbiri bendeki değil. bence kıskanmak hafif bir öfkeye eşlik eden kalp çarpıntısı. ve elindekini asla paylaşmama durumu. ucundan bir parça versem kıyamet kopacak gibi. alışık da değilim. bağnaz kısıtlayıcı insan işi bir davranışı üzerime giyinmek de korkuttu bir parça. gerçi bu ara her şey pek bir korkutucu. üç harf, bir kelime. yeniden başlıyorum aslında şöyle: yeni bir hayat yükleniyor! %...
kıskanmak
1. -i, -den sevgide veya kendisiyle ilişkili şeylerde bir başkasının ortaklığına, üstün durumda görünmesine dayanamamak:
"mühür gözlüm seni elden / sakınırım, kıskanırım" - âşık ali izzet
2. -i herhangi bir bakımdan kendinden üstün gördüğü birinin bu üstünlüğünden acı duymak, günülemek, hasetlenmek, haset etmek.
3. -i, -den esirgemek, çok görmek:
benden bir dilim ekmeği kıskanırdı.
4. -i bir şeye, en küçük saygısızlık gösterilmesine bile dayanamamak:
her türk, yurdunu kıskanır.
5. -i, -den, mecaz yerinde olmayı istemek, imrenmek.
tdk'den bakınca 5 farklı anlam çıktı karşıma. ve evet bunu yapmayı çok seviyorum. bir kelime hayatımda olsa da anlamlarına bakmak bendeki ve cümledeki anlamı bir mi diye kontrol etmek hoşuma gidiyor.
bir sürü anlam hiçbiri bendeki değil. bence kıskanmak hafif bir öfkeye eşlik eden kalp çarpıntısı. ve elindekini asla paylaşmama durumu. ucundan bir parça versem kıyamet kopacak gibi. alışık da değilim. bağnaz kısıtlayıcı insan işi bir davranışı üzerime giyinmek de korkuttu bir parça. gerçi bu ara her şey pek bir korkutucu. üç harf, bir kelime. yeniden başlıyorum aslında şöyle: yeni bir hayat yükleniyor! %...
devamını gör...
sözlükteki en çok takipçili yazarlar
umarim hayattaki tek basarilari bu degildir.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
anı yaşıyorum diye kendimi kandırıp yokuştan yuvarlanıyorum.
devamını gör...
çocukluğa götüren tatlar
susamlı şeker. büyükbabam hala senin için aldım kızım deyip alır, tutar her bayramda.
devamını gör...
üreter
iki adet bulunur. idrarı böbrekten idrara taşır.
devamını gör...
r harfini söyleyemeyen insanların azalması
dalga geçildiği için olsa gerek, öyle böyle ‘r’harfini söylemeyi öğrenmiş kişidir.
efendim, ben de bu harften oldukça çektim. küçükken karşıma geçip bana zorla ‘merdiven’ kelimesini söyletir; ben de ‘meydiven’ deyince kahkahayla gülerlerdi. işin ilginci ben doğru söylüyorum zannedip, gülmelerine anlam veremiyordum.
sonraki yaşlarımda da merdivenden ‘çeyrek’ kelimesine evrildim ki o kelimede hala zorlanırım. o kelimeyi söylemem de haliyle kahkahalara neden olurdu.
lise yıllarımdaydım sanırım; dedim ki yeter. ben öyle böyle öğreneceğim şu nalet harfi söylemeyi. önce ağzımı dolduracak kadar taşla doldurup, günlerce ayna karşısında çalıştım. sonrasında iki dudağım arasına kürdan koymak suretiyle , harfi yine günlerce tekrar tekrar söylemeye çalıştım.
bu kadar emekten sonra mutlu son oldu tabi. diksiyonum gayet iyi, hala r harfinde zorlanıyorum ve söylemesi beni yoruyor ama söyleyebiliyorum.
özellikle insan ilişkilerinin fazla yoğun olduğu mesleklerde maalesef ‘r’ harfi telaffuzu sorun olabiliyor. karşınızdaki sizin ne dediğinizden çok, nasıl r harfini söyleyemediğinize takılıp, gülüyor. o yüzden zordur efendim; söyleyemeyen olursa da ona nazik davranın. yoksa benim gibi ağzına taş doldurmak zorunda kalır.
efendim, ben de bu harften oldukça çektim. küçükken karşıma geçip bana zorla ‘merdiven’ kelimesini söyletir; ben de ‘meydiven’ deyince kahkahayla gülerlerdi. işin ilginci ben doğru söylüyorum zannedip, gülmelerine anlam veremiyordum.
sonraki yaşlarımda da merdivenden ‘çeyrek’ kelimesine evrildim ki o kelimede hala zorlanırım. o kelimeyi söylemem de haliyle kahkahalara neden olurdu.
lise yıllarımdaydım sanırım; dedim ki yeter. ben öyle böyle öğreneceğim şu nalet harfi söylemeyi. önce ağzımı dolduracak kadar taşla doldurup, günlerce ayna karşısında çalıştım. sonrasında iki dudağım arasına kürdan koymak suretiyle , harfi yine günlerce tekrar tekrar söylemeye çalıştım.
bu kadar emekten sonra mutlu son oldu tabi. diksiyonum gayet iyi, hala r harfinde zorlanıyorum ve söylemesi beni yoruyor ama söyleyebiliyorum.
özellikle insan ilişkilerinin fazla yoğun olduğu mesleklerde maalesef ‘r’ harfi telaffuzu sorun olabiliyor. karşınızdaki sizin ne dediğinizden çok, nasıl r harfini söyleyemediğinize takılıp, gülüyor. o yüzden zordur efendim; söyleyemeyen olursa da ona nazik davranın. yoksa benim gibi ağzına taş doldurmak zorunda kalır.
devamını gör...
