1938 doğumlu kenyalı yazar. başlıkta karakter kuralından dolayı ismini türkçe karakterlerle yazdım. gerçek ismi ngũgĩ wa thiong'o , vaftiz ismi ise james ngugi. kendisiyle ne yazık ki yeni tanıştım. mizahına, hayal gücüne, yazımına, akıcılığına hayran kaldım. popüler yazarlara daldığımızda maalesef bu tür yazarları okuma fırsatını kaçırabiliyoruz.

kendisi de bir düşünce suçundan mahkum olan bir yazar. daniel arap moi ‘nin yönettiği bir ülkede bu suçla itham edilmesi çok normaldi. uluslararası af örgütü’nce de düşünce mahkumu kabul edilen yazar, hapisten çıktıktan sonra ülkeyi terketmiştir. ama içinde hep vatan hasreti kalmasından dolayı, bir süre ingilizce eserler vermiş , sonrasında kendi dilinde ( gikuyu dili) eser vereceğini belirtmiştir. kolonileşme karşıtlığını eserlerinde de yansıtmış ve bu nedenledir ki kendi dilini kullanmakta ısrar etmiştir. ama bir röportajında:


bütün kitaplarımın konusu kenya’da geçiyor, ancak bir tanesini oradayken yazabildim.” demiştir. o bir tanesini de ironik bir şekilde kenya’da bir hapishanede tuvalet kağıdının üzerine yazmıştır


aslında bu özgürlük kanı aile genlerinde de vardır. ingiliz sömürgesine karşı üvey kardeşi ‘kenya toprak ve özgürlük ordusu’nda yer almış; mau mau isyanında kardeşi öldürülmüş ve annesi işkence görmüştür.

yazarın eserleri portföyünde oyunlar, denemeler, eleştiriler, öyküler yer almaktadır; ‘weep not,child’ adlı eseri onun ilk romanıdır. bu roman aynı zamanda bir ilktir: doğu afrikalı bir yazar tarafından yayımlanan ilk ingilizce roman. sonraki romanı ‘the river between’, ve ondan sonraki ‘a grain wheat’. sonraki eserlerini kendi dilinde yazmayı tercih etti ama ngaahika ndeenda (ı will marry when ı want) adlı eserinde siyasi eleştirileri onu hedef tahtası yaptı ve tutuklandı. 1982’den sonra ingiltere’ye sürgün edildi ve 1989’da abd’ye göç etti. şu an okuduğum kitabı ‘kargalar büyücüsü’ nde de esprili bir dille aslında ülkesindeki diktatörlüğü eleştirmektedir. ama şu an okuduğum kitabı daha yeni bir tarih olan 2006 yılına ait. onunla ilgili bitirince uzun uzun yazacağım.

yazar sürgün süresi 2004’te bitince ülkesi kenya’ya bir aylık bir gezi organize etmiş. ancak daha bir hafta dolmadan evi soyulmuş ve eşi tecavüze uğramıştır. kendisine göre bu saldırının amacı siyasi olup, hırsızlık sadece maskeydi. sonrasında apar topar amerika’ya döndü ve hala orada yaşamaktadır.

yazar aynı zamanda yale üniversitesi’nde öğretim üyeliği , new york üniversitesi’nde karşılaştırmalı edebiyat ve performans çalışmaları dalında profesörlük yaptı.
devamını gör...

benim başörtülü bacılarıma saldırdılar, camiiye ayakkabılarıyla girdiler.
şu an içinse; bunlar terörist efendim.çoğu öğrenci değil.
devamını gör...

sözleneli 3 gün sonra 5 ay olacak yazar. teşekkür ediyor. ve hâlâ nişanlanmış değil.
kahrolası pandemi mutluluğuma çelme takmaya devam ediyor. hayır ağlamıyorum gözüme kurdele kaçtı.
devamını gör...

islâm öncesi güney arabistan'da kurulan himyeri devleti'nin son hükümdârıdır. doğu roma hıristiyanlığı ticari maksatlarla misyoner faaliyetlerini arap yarımadası'nda kullanıyordu. durum böyle olunca hristiyanlık buralarda da kökleşti, öyle ki; himyeriler arasında çokça taraftar topladı. bu topraklar aynı zamanda yahudiliğe de ev sahipliği yapıyordu. bir rivâyete göre yahudi tüccarlar sayesinde yaygınlaşmıştır.

zû nüvas bir yahudi idi, fakat yahudi bir ailede mi büyüdü yoksa sonradan mı yahudiliği seçti bilinmez. yemen'de yaşayan hıristiyanları dinlerinden vazgeçirmek için "uhdud" adı verilen ateş çukurlarında yaktı. hatta bu durum kur'an-ı kerim'de buruc suresi'de de geçer ve orada öldürülen hristiyanlar için "müminler" ifâdesi kullanılır ve kendilerinden tek olan allah'a inançlarından dolayı intikam alındığından bahseder.

bu katliamdan kurtulan kişilerden bazıları habeşistan'a kaçar ne necaşi'ye bu durumu anlatır, durum böyle olunca necaşi eryat emrinde bir ordu gönderir ve bu ordunun içinde "fil vakası" ile meşhur ebrehe'de vardır.

zû nüvas mezâlimine karşı yardıma gelen bu ordu karşısında fazla mukavemet gösteremeyen zû nüvas atını denize sürerek intihar eder.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

konya
beyşehir
beyşehir gölü
devamını gör...

iyi birine benziyor.
kibar yazdıkları ile kayda değer.
yapılan övgülerin hepsini hakediyor.
soru sorunca hemen cevap veriyor.
teşekkürler.
devamını gör...

bayramınız mübarek olsun değeli sözlük yazarları.
devamını gör...

kaslı erkeklere çok yakışıyor. devam beyler.
devamını gör...

ürettiği lensleri toprak altında bekleten firma. 2. dünya savaşında amerika sadece fabrikayı değil bulunduğu bölgeyi de lensler sarsıntıdan zarar görmesin diye bombalamamıştır.
devamını gör...

netflix norveç yapımı, nükleer felaketle birlikte insanların açlık ile mücadelesini konu alan bir distopya filmi. 1 saat 26 dakika gibi kısa bir süreye sahip olduğu için çerezlik, heyecanla izlenebilecek bir film ayrıca.

konusuna gelecek olursak: nükleer felaketten sağ çıkan insanlar yaşamlarını devam ettirebilmek için çaresizlik içinde yiyecek bulmaya çalışıyor hatta bunun için suç bile işliyor. kaldırımlarda ölü bedenler, yıkık dökük evler, tozla dolu gri atmosfer hakim. tüm bu olaylara bir aileye odaklanarak bakıyoruz. bir gün bu ailenin yaşadığı yerin önüne bir reklamcı geliyor ve ''otel'' adlı özel bir gösteri yapılacağını duyuruyor. gösterinin yanında yiyecek de verildiğini belirtince başta tereddütlü olsalar da bu aile ''kaybedecek ne olabilir?'' düşüncesiyle gösteriye gitmeye karar veriyor. oyunun içinde oyun olduğunu filmin gelişme kısmında görüyoruz. tat kaçıran bilgi vermeden buraya kadar anlatabiliyorum. bundan sonrasında psikolojik gerilim kısmı başlıyor, filmin değindiği sanatsal yönü ve sonundaki vurguyu etkileyici buldum. sırf bunun için bile izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...

tahta ulusunun hayatta kalan son üyesiyim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ülkeyi mülteci ordusuna çevirmesi.
devamını gör...

sözlüğün freud'u olma yolunda ilerleyen değerli yazarlardandır. açtığı başlıklardan, girdiği tanımlardan hem bilgili olduğu hem de araştırmayı öğrenmeyi sevdiği anlaşılıyor. kendisinin tanımlarını okumaktan keyif alıyorum doğrusu. ayrıca kendisi çok da kibardır. benimki kadar olmasa da güzel melodi çıkartır ortaya, öyle olduğuna inanıyorum yani. "garibanın yüzü gülür mü" şeklindeki kaderdaşlığımız da cabası. umarım burada olmaya devam eder.
not: istediğin kadar sözlüğün freud'u ol tus'ta haklı olan kazansın(!)
devamını gör...

3 ay kadar sonra tekrar döndüğüm sözlüktür.
bu 3 ayda oldukça fazla alternatif denemiş birisi olarak, tecrübe ile sabittir : ne kadar kaliteden şikayet etsem de, buradan daha kaliteli bir ortamı olan sözlük de ne yazık ki yok.

bu 3 ayda ben sözlüklerden ne istediğimi de öğrenmiş oldum.
sözlük = kütüphane değil. (değilmiş)

önemli olan mizahı da bilgiyi de tek potada eritmek.
kafada da bu var.

ben buradan giderken, diğer yazarlar gibi uzun uzadıya tanımlar bırakmadım, insanlara özel mesaj atarak saf tutturmadım.
yönetime yazarak sessiz sedasız çektim gittim.

ama görüyorum ki benden sonra burada çok şeyler değişmiş. tasarımlar değişmiş, radyo almış başını gitmiş, dergi gelmiş.
hala reklamsız, küfürsüz kalınması konusunda yönetim kararlı durmuş, troller birbir uçurulmuş.

kendimin de dahil ederek, bazen biz yazarların da fazla şımarık davrandığını düşünüyorum.
nedir abi bi sözlükten beklentin? biz kafamızdaki küçük dünya gibi olsun istiyoruz sözlük.
halbuki burada ben giderken 3 bin yazar vardı, şimdi 6 bin olmuş.
bu kadar insanla başa çıkmak ne derece kolay?

bir de bu kadar yazara rağmen çizgiyi bozmamak esas mesele bence.
bozmamışlar işte, uzatmaya gerek yok.

aha kapı aha sapı.
ben geldim, belki ben gelirken bazıları da bambaşka düşüncelere gark olmuş gidiyorlardır.
doğal olan da budur. önemli olan sözlükte benden 6 bin tane daha olduğunun farkına varmak.

uludağ gibi çük ve vajina üzerine kurulmuş sözlük ya da kulzos gibi 50 kişinin tekelinde bir sözlük olmaktansa kafa sözlük gibi sürekli üzerine koyan bir sözlüğü tercih ederim.

muck the system manifestosu
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
temizliğe bir kahve molası.
devamını gör...

şuan olduğum kafa müsadenle anlatıyorum. * insan olmasam ne olurdum dedim bir an bunalmışlığın, sıkılmışlığın içinde. sahi ne olurdum?

şahsen bir fikir olmak isterdim (bkz: idealar felsefesi) herkesin kendinden bir payda bulduğu ama herkesçe farklı olan hani. benim oluşumum aslında herkesin bir yorumu olurdu o zaman. ortak ama bir o kadar farklı olurdum o vakit .

baksana üstünden yüzyıllar geçmesine rağmen insanlar hala ciddi ciddi kafa patlatıyor olur benim için. fikirler, varoluşumlar, nedencilik, hiçcilik. hepsini alırım içime kalmasınlar dışarıda.

fikir olsam hem bu dünyayı bilirdim. neden, nerden, nasıl geldiğimi bilirdim. zaten burda oluş amacımız da o değil mi?

fikir olsam hem 5 yaşında da olurum 100 yaşında da, ortak noktaları olurum.
belki sana sözlükte bu insan ne yaşıyor kafası yaşatmış olabilirim lakin bu senin fikrin, olabilir.
devamını gör...

cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan kabine toplantısı sonucunda yaptığı açıklamada:
''kktc yönetiminin kapalı maraş bölgesini kullanıma açmasını destekledik'' ifadelerini kullandı. kapalı maraş ziyaretinin önemini anlamayanlara bunun bir mesaj olduğunu açıkça belirtti. ersin tatar ile olan görüşmesin de iki devlet arasındaki atılacak adımlarla bağların daha da kuvvetlendirildiğini söyledi. kktc'in geleceği için umut vaad eden sözler kullandı.
devamını gör...

-insanları değiştirmeye çalışmayı bırakıp beraber nasıl yaşarızın cevabını aramaya başlamak.
- giyim markalarının, takıların, telefon markalarının hiçbir kıymeti olmadığını anlayıp, önemli olanın insani değerler olduğunu ve güven ortamının zor oluştuğunu ama kolay yıkıldığının farkında olmak.
-insanlardan güven, sevgi, saygı beklemeden önce bu şartları önce senin sağlaman gerektiğini fark etmek.
- karşıt görüşlerinle ilgili çıkan her habere inanmamak, çünkü seni yaptıkları haberlerle verdikleri bilgilerle yönlendirmeye çalışan çok olacak. onların da senin gibi insan olduğunu kabul etmek ve hem senin görüşlerinde eksikler olabileceği gibi onlarında görüşlerinde eksiklerin olabileceğini kabul edip diyalog kurarak onları anlayıp aynı zamanda kendini de anlatmaya çalışmak.
-karşılıksız sevmeyi öğrenmek.
-öfke, kin gibi nefretten beslenen duyguları kontrol altında tutmaya başlamak.
-konuşmadan önce düşünmeye başlamak.
-başkalarının dolduruşuna gelmemek.
devamını gör...

şair mehmed nebil bey'in kızı olan şeref hanıum, aynı zamanda 19. yüzyılın üç kadın şairinden biridir.

(bkz: nedim) tarzı şen tavırlı şiirleri ile dikkat çekmiştir ve bu tavrı döneminde oldukça garip karşılanmıştır.
devamını gör...

hissetmeye değer bir şey bulamayan insanların takıntısı. çağımız insanlarının çoğunluğunun içinde yaşadığı bunalımın açıklaması.

daha iyisini, daha doyurucusunu, daha yeterini bulamayan insanın dönüş yaşadığı bir acılar kümesi mutlaka vardır. hissedecek başka bir şeyin yok çünkü. bu yüzden bulduğun ilk acıya (niteliği niceliği önemli değil) bağlanırsın. yeni bir acı bulana kadar da ona sığınırsın. yenisi gelince de -neden ben hep acı çekiyorum- dersin... de.

acıya bağımlı olmak iyi değil. hayatınızın o bölümleri boşuna ilerliyor. insanlar yoğun bir şeyler hissetmeyince kendilerini yaşıyormuş gibi hissetmiyorlar. sanki acıdan başka bir duygu yeterince yoğun olamazmış gibi. hani o boşlukta olma durumu var ya; human dediğimiz canlı türü o boşluğu kaldıramıyor. bu yüzden de en yoğun hisse, acıya kapak atıyor.

apatiyi savunmuyorum; ki o zaten her insanın kaldırabileceği bir durum değil. ancak acıya yapışmak akıl işi değil. hele hele güç işi hiç değil.

fracis bacon ''acı çeken tüm insanlar birer et parçasıdır'' der. acı insana bağlı yani. yeter ki insan acıya bağlı olmasın.

not: (geyikleri koruma ve kollama derneği)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim