#1101458

her başlığa maydonozsun
en azından burada kalalım senden yoksun
bir hafta geçen arkadaşlık süresi için
bunca kin niçin?

sal beni gideyim nalan
söylediğin her şey yalan
hala var mı sana inanan?
kullan kendi kelimelerini özgün ol, iyi gelir inan.
devamını gör...

oyunculuğunu hiç ama hiç beğenmediğim ve büyük bir önyargı taşıdığım park shin hye’ye karşı önyargılarımı kıran ve büyük bir heyecanla izlediğim 2020 yapımı the call bize büyük bir gerilim-gizem ziyafeti sunuyor.

yıllar sonra çocukken yaşadığı eve dönen seoyeon isimli kadın yaptığı tren yolculuğu sırasında telefonunu kaybeder ve eve ulaştığı zaman yaptığı ilk şey bulduğu eski bir telefondan kendi telefonunu aramak olur. ancak yaptığı bu aramada 1999 yılında aynı evde yaşayan young-sook ile bağlantı kurar.

zamanla konuşmaları artan iki kadının arasında bir arkadaşlık bağı oluşur ancak bu arkadaşlık büyük bir vahşete yol açacaktır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

başlarda da bahsettiğim gibi, seoyeon karakterini canlandıran park shin hye kore’nin önde gelen aktristlerinden biri olsa da şahsi olarak oyunculuğunu beğenmediğim ve tek düze bulduğum bir oyuncuydu ancak bu filmde beni çok şaşırttı ve önyargılarımı aşmama sebep oldu. ancak bence filmin asıl starı youngsook karakterini canlandıran jeon jongseo hanımefendiydi. psikopat rolü kendisine öyle yakışmış ki, içim kıpır kıpır oldu izlerken.

film de oyunculuk da gayet iyiydi anlayacağınız. izleyin, belki siz de beğenirsiniz.
devamını gör...

- bolca evet demek. hayır kelimesi lisanımızda yok sanki.
- akşamları uykuya yakın yemek yemek
- ne olacak bu memleketin hali diye düşünmek
- esnaflık
- bugünün işini yarın halletmek.
devamını gör...

birçok özel yeteneğe sahip olup da değerlendirememek kadar kötü olmayan durumdur.

durumu açıklayan anne ve yavru deve ile ilgili hikaye vardı bir tane:


+anne neden bizim ayaklarımız bu kadar büyük?”

-çölde kuma batmamak için. “

+peki, kirpiklerimiz niye bu kadar gür?”

-çölde kum fırtınalarında gözümüze kum kaçmasın diye.”

+bizim niye hörgüçlerimiz var?”

-ölünün kürü*, çölde çok uzun süre susuz idare edebilmek için, suyu hörgüçlerimizde depolarız.”

sonunda dayanamayan genç deve sormuş:

+peki, anne biz hayvanat bahçesinde ne yapıyoruz?”
devamını gör...

günlük hayatın içinde yeterince kıyaslanmıyormuşuz gibi burada da bi sidik yarışı başladığına göre;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

doğa, bitkiler, çiçekler, ağaçlar, yeşil alan ve suyun denizin olduğu her yerde huzur olduğunu düşünüyorum. böyle yerde kendimi çok iyi hissederim ve yaşamaktan keyif alırım.
devamını gör...

bir toplumda herhangi bir andaki toplam olgu sayısının toplam nüfusa bölünmesi ile elde edilen ölçüte verilen isimdir.
devamını gör...

toplum baskısını kaldıramayan kadınlara yönelik suçlama içeren başlık.
kadınlar biraz dışarı açılıp bunlara pas verse kaşar olurlar, pas vermese kezban olurlar. iki yüzlülük diz boyu.
devamını gör...

insanlar da sanıyor ki bir mekana oturulduğunda tüm yaşamsal fonksiyonlarınızı bir köşeye bırakıp sadece sipariş vermek yeterli. çalıştığım çoğu yerde üstün gözlem yeteneklerim sonucunda şunu fark ettim ki siz el kaldırmasanız bile gözlerinizle verdiğiniz mesajları algılamam zor olmuyor. ancak ilk kez girdiğiniz bir mekanda size hoş geldin diyen garsonun sıfatına bile bakmaya tenezzül etmeyip sessiz sedasız bir yere geçtiğinizde, direkt olarak hafızada kalıcılığınız bitiyor. oysaki hoş bulduk şeklinde bir karşılık verseniz ve masanıza oturduğunuz andan itibaren iletişimin tüm ögelerini kullanmaya istekli olsanız, zaten garson da size hizmet etmeye istekli olur. öyle dut yemiş bülbül gibi oturup sipariş alınmasını beklerseniz, daha çok beklersiniz.

edit: anlama kıtlığı olanlar için açıklama yapayım. ortalama 30-40 masanın bulunduğu ve küçük sayılamayacak bir işletmede çalıştığım için gönül rahatlığıyla yazabiliyorum. garsonun bakması gereken tek masa siz değilsiniz, 2 kişinin servis bölümünde çalıştığını düşünecek olursak da her masaya yetişmemiz mümkün değil. çoğu müşteri qr kodun ne olduğundan bihaber. bekliyorlar ki normal menü getirelim. normal menü çoğu işletmede 1 senedir yok zaten. olanlar da maliyetten kısmak için yeni menü bastırmıyorlar. her şey dijital yani. ben tabii ki garson olarak salonun organizasyonunu ve hakimiyetini sağlamak durumundayım ancak öyle müşteriler var ki yeni mi geldi yoksa hep orada mıydı anlamak mümkün değil. pis masaya oturanlar mı dersin (yeni kalkmış masa ve müşteri sormadan laps diye oturuyor.), pis diye üstten bakıp 'siler misin bu masayı, pis bu' diye bir de azar işitiyorum. uşağınız vardı sizin burada. görgü kuralları diye bir şey var. garsonun bildiği kadar keşke siz de müşteri olarak bilseniz bazı şeyleri.
devamını gör...

aslında herkeste aynı olan, sanılandan daha karmaşık bir süreçtir.

öncelikle öğrenmek hakkında bilinmesi gereken en önemli nokta, öğrendiğinizi uygulamazsanız öğrenmemiş sayılırsınız. bu uygulama şekli; bilgilerinizi paylaşarak olarak olabilir veya herhangi bir bölüm sonu testi çözerek olabilir; ama kesinlikle bilgiyi kullanacağınız günü beklemek değildir. bu süreçte üzerinde en ufak tereddüt bırakmaması gereken konu ise; bilginin paylaştıkça artacağıdır.

peki nasıl daha iyi öğrenilir ? zeka ne kadar önemlidir bu süreçte ? bilgilerinizi uygularken izlenebilecek yöntemler nelerdir ? yıllardır içinde bulunduğum öğrenme süreci hakkında sadece kendi tecrübelerime dayanarak bu sorulara cevap vereceğim. öğrenme sürecini başarıyla tamamlayan insanlar, bir araya geldiklerinde hepsinin aynı yollardan geçtiğini görmek çok şaşırtıcıdır. yani siz diğer başarılı insanlarla karşılaştığınızda onların da aynı karın ağrılarını çektiğini duyduğunuzda çok şaşırırsınız. bana göre, altını çiziyorum bana göre; çok zeki insanlar hariç, öğrenme süreci herkes için aynıdır, disiplinden disipline ya da kişiden kişiye göre değişiklik göstermez.

yıllarca bir şeyi ezberlemenin yanlış olduğunu düşündüm, ama sanılanın aksine ezber öğrenmenin en büyük parçasıymış. kendimden örnek verecek olursam; sürekli bak bu buradan çıkıyor, şu işlemleri yapar çıkarırım, sadece bunun buradan çıktığını bilsem yeter dedim, bu sefer de şu sorunla karşılaştım. karşımdaki insan çok ileri seviye bir şey anlattığı zaman, beynimin köşelerinden bir takım bilgiler çıkarıyorum ve bu burdan geldi, şu burdan geldi, diye yorumlarken konuyu kaçırıyorum. yani önce öğreneceğiniz şeyi ezberleyip daha sonra öğrenmeniz, öğrenmenin en güzel yöntemidir. sanırım bunu yapanlar sürekli ezberliyor diye eleştirdiğimiz; doktorlar, veterinerler vs.. varmış bir bildikleri, ezberlenen bilginin üzerine bilgi koymak çok daha kolaydır ve ezberledikten sonra bilginin içine girmek çok daha eğlencelidir. insanın ezber yeteneği de en hızlı gelişen özelliklerinden biridir.

diğer önemli nokta ise çalışma tekniğinizdir. bunun en etkili yöntemi de pomodoro tekniğinidir. ne kadar salakça gözükse de uygularken napıyorum lan ben deseniz de, diğer öğrenme tekniklerine göre en fayda sağlayanı budur. ben bunu 33 dakika çalışmaya 8 dakika dinlenme şeklinde uyguluyorum. işin en önemli kısmı ise; 8 dakikalık sürede rahatlayarak, 33 dakikada öğrendiklerinizi düşünmenizdir, bu düşünce çok yoğun olmamalı, sakince düşünmelisiniz. örnek verecek olursam, sonsuz boyut diyip duruyor kitabınızda, 8 dakikalık sürede bu sonsuz boyut kafanızda resimlendirmelisiniz. tam bu sırada bilgi kafanıza oturacaktır.

ayrıca yapılan en büyük hatalardan bir diğeri ise sadece tek bir konu üzerine çalışmaktır. bu bir süre sonra o çalıştığınız tek bir konuyu bile kullanmakta yetersiz olmanıza sebebiyet verecektir. bu bilgisizliğinizden değil, beyninizi kullanış şeklinizin yanlış olmasından kaynaklanır. bu yüzden bir konuda daha çok çalışmayı seçseniz bile, yanına başka konular da koymalısınız. flüt çalmayı öğrenin mesela, ama bu ikisini eş zamanlı yapın. mesela bir biyoloji alanındaysanız, matematik soruları çözün. özellikle sayısal alanlarda okuyanlar bu hatayı çok yapıyor, bunun sonucunda öğrenmesi çok basit olan şeyleri kompleks yöntemlerle öğremeye çalışıyor ve bir süre sonra tıkanıyorlar.

en büyük yanılgılardan birisi de öğrendim sanmaktır. bilgiyi nerede çıkarıp kullanacağınız bilmek, öğrenmenin en önemli parçasıdır. zaten bu oluşmadıysa henüz öğrenmiş sayılmazsınız. tekrar ediyorum bu öğrenmenin en büyük parçasıdır. eğer bir şeyi öğrenmişseniz uygulamaktan çekinmezsiniz çünkü bu sizin işinizi kolaylaştıracaktır bu yüzden uygulamaktan çekiyorsanız öğrenmiş sayılmazsınız.

öğrenmeyi hızlandırmanın bir çok güzel yöntemi vardır. birincisi hayal gücü öğrenme aşamasındaki en önemli silahınızdır. bunu şu şekilde düşünün; bizim atalarımızın derdi bir denklemi ya da bir formülü aklında tutmak değildi, avlanırken takip ettiği yolu aklında tutmak üzerine gelişmiş beyinleri vardı. günümüzde biz de aslında aynı böyle çalışıyoruz. öğrendiklerinizi hayal edin, saçma sapan nesnelere benzetseniz de hayal etmeyi sürdürün. bu sayede kafanızın içindeki bilgileri en derinden alıp getirmek yerine sadece o resmi kafanızda canlandırırsanız o size her şeyi hatırlacak büyük zahmetten kurtaracaktır. ikinci hızlandırıcı süreçse; fiziksel aktivitedir. bu gerçekten garip bir şey, kolumla bacağımla öğreniyorum sanki. bunu öğrendikten sonra yapmalısınız, öğrenmenizi ne kadar hızlandırdığınızı deneyimlediğinizde vazgeçemeyeceksinizdir. üçüncüsü ise ödüldür, kendinize ödül vermeyi bilmelisiniz, çok çalışan insanlarda gördüğüm genelde dinlenirken bile ruh gibi olduklarıdır, bu da çok büyük yanlış. fiziksel aktivite, ödüle benziyor gibi gözükse de sanırım ikisinin çalışma mekanizması farklı, yani kendinize ödül olarak fiziksel aktivite vermeyin bu çok işe yaramıyor, yani mesela sevişmek fiziksel aktivite değil ödüldür, yürüyüşe çıkmak ödül değil fiziksel aktivitedir. bu ayrım çok saçma bir ayrım gibi dursa da kendinizi geçiştirmemenizi sağlar.

zekanın başarıyla alakası olmadığı konusu tamamen yalan, bazı insanlar hiç efor harcamadan bir şeyleri öğrenebiliyorlar, adam hayal kurarak öğreniyor var mı ötesi. bunu sizden daha zeki insalarla aynı ortamda bulununca anlayabilirsiniz. kabullenmek tek çözümdür. buradaki motivasyonumuz, öğrenmeyi sevmemiz olabilir ancak.

genelde yapılan yanlışlardan biriyse bir konuyu tekrar tekrar okumak veya tekrar tekrar yazmaktır. yazmak en güzel öğrenme yöntemlerinden biri bu tartışmasız bir gerçek, fakat tekrar tekrar yazmak hatadır. bir kere yazdıktan sonra yazdıklarınızı, yazdıklarınıza bakmadan hatırlamaya çalışmalısınız ve ne kadar hatırladığınıza göre sadece eksikleriniz üzerine yoğunlaşmalısınız.

bir öğrenme sürecindeki diğer büyük hatalardan biri ise, ürüne odaklanmaktır. mesela dikkat edin, öğrenmeyi seven adamın ağzından "sınavda bunu sorar mısınız hocam" gibi saçma sorular duymazsınız. öğrenmeyi bilen insan ise gidecek hocasına ödev vermediği için sitem edecektir. öğrenme sürecine odaklanmanız, ürüne odaklanmaktan daha büyük başarılar elde etmenizi sağlayacaktır. ayrıca insanlar öğrenmeden saygınlık bekliyorlar, bu böyle olmaz. saygınlık en sonda gelecek süreçtir. size ne kadar saygı gösterileceği, öğrenme sürecini ne kadar başarılı geçireceğinizle ilintilidir, bu da öğrenmeye odaklanmanızı gerektirir.

öğrenme sürecinde benim en çok zorlandığım konu ise; olaylar arasında geçiş yapmak, hala zor geliyor. örneğin; akşam kahve içmeye çıktıysam, dönüp çalışmaya odaklanamıyordum. dikkat ettiğim kadarıyla bunu başarabilen insanlar gerçekten başarılı oluyorlar, mesela bazı arkadaşlarım içip evlerine dönüp çalışmalarına devam edebiliyorlar. bu özelliğinizi geliştirmeniz öğrenme hızınızı çok arttıracaktır. size stres atmanız için imkanlar sağlayacaktır.

şunu da unutmayın, bir şeyi öğrenmek, diğer düşüncelerinizi bile değiştirecektir. aslında yaptığınız tüm salaklıklar bilgisizliğinizden kaynaklanır, o yüzden ne kadar çok öğrenirseniz o kadar yerinde kararlar vermeye başlarsınız.

son olarak; soru veya sorun çözme tekniği herkeste farklılık gösterebilir. burada benim dikkat ettiğim her zaman işe yarayan bir yöntem ise; zor olandan başlamaktır. zor olanı 'çözememek' bakış açınızı geniş bir perspektifte tutmanızı sağlar. zoru genelde çözemezsiniz, hemen arkasına kolayı alın. bunu yapmak daha geniş düşünmenize yardımcı oluyor, kolaylardan başlamaksa daha dar bir bakış açısına itiyor sizi.
devamını gör...

günaydın sözlük! bu pazartesi gününü kim çıkarmış! bulun onu hemen getirin bana!
devamını gör...

sözüm meclisten dışarı, sünnet olurken çektiğim acı kadar başka bir acı çekmedim. hatta o acının etkisiyle yaşlı sünnetçiye sunturlu bir küfür savurmuştum. şimdi hatırlayınca içim cız eder, adamcağız da ettiğim küfürü hiç unutmamış, diğer zamanlar karşılaştığımızda şakayla karışık niye bana sövdün lenn! derdi.
devamını gör...

dizi isteklerim:
westworld
mr. robot
person of interest
the office

oyun isteklerim:
tesv: skyrim
portal
assassin's creed

film isteklerim:
interstellar
bi tanecik film isteğim var.

anime olarak da death note. düz adamım.

edit: bi akıllı benmişim gibi istek için başlık açmıştım. taşınınca düzeltmek farz oldu.
devamını gör...

yav gün boyu kod yazmaktan saçım dökülüyor. şurda gelip çocuk gibi biraz eğlenelim dedik. o da ne çok ciddi insanlar ciddi tanımlar görmek istiyor. işimiz kavga değil tabi ama biraz stres atmak isteyenlere karşı kucaklayıcı olmak lazım. biz de yeri geldi paragraflarca nitelikli tanım yaptık. bazen de eğlenmek lazım. neyse ilerde daha düşünceli bir ortam oluşacaktır. herkes her gün aynı psikolojide olmaz bunu bilmek lazım.
devamını gör...

teknoloji tasarım dersinde öğrendiğim ve “yenilik” anlamına gelen kelimedir.
devamını gör...

sanat tarih bilim kulübünün bölünmesi hk. acil khk!!!!
sanat kısmına tamamım, - onu da müzik, film vs. ayrı alındığı için-
tarihe de sanat tarihi kısmından tamamım,
bilime de sosyal bilimlerden tamamım.
şartları sağlıyorsam alın beni.
ama dediğim gibi bu üç alan kendi içlerinde bile bambaşka alanlara ayrılıyor, koordinesi biraz zor olacak gibi böyle.
devamını gör...

beyaz futbol'da, rasimin karşısında yorumcu olmak- ilahiyat fakültesi.
devamını gör...

evrende keşfedilmiş en sıcak gezegen. yüzey sıcaklığı yaklaşık 4000, atmosfer sıcaklığı ise 11000 santigrat derece seviyesinde ki o ekstrem koşullarda bile bir atmosferi var.

keşfi 2016, hakkında ilk bilgilerin yayınlanması 2017 yıllarına denk geliyor. jüpiterin yaklaşık 3 katı büyüklüğünde fakat kütlesi ise jüpiterin yaklaşık yarısı kadar bir gaz devidir kendisi. henüz bir çekirdeği bulunup bulunmadığı bilinmiyor kelt-9b gezegeninin.

dünya gibi eğik bir ekseni olan gezegende mevsimlerin yaşandığı tahmin edilse de yaklaşık kendi güneşi olan kelt-9un çevresinde 1 tur dönüşünü 35,5 saat gibi bir sürede tamamladığından bu mevsim döngüleri de çok kısa sürüyor.

düşünüldüğünde saniyede binlerce kilometrelik bir hıza tekabül ediyor bu hız ve yapılan gözlemlerde gezegenin bir kuyruklu yıldız gibi arkasında sürekli bir ışık huzmesi sürekli dolanmakta. tabii bu ışık huzmesi aslında gezegenin kaybettiği materyalleri.

gezegen bu kadar hızlı bir şekilde dönmesinin yanında bir yandan da güneşi kelt-9 a sadece 2 milyon kilometre uzaklıkta ki korkunç bir yakınlık bu. kelt-9 u güneşten daha büyük ve çok daha sıcak olarak gözlemlediğimiz düşünüldüğünde kelt-9b üzerinde sıcaklığın yanı sıra inanılmaz bir radyoaktif etkisi var ki bu radyasyon sıcaklıkla birleştiğinde kelt-9b nin atmosfer tabakasındaki iyonize hidrojen atomları anlam kazanıyor.

vesselam neresinden bakarsanız bakın, bilinen yaşama en elverişsiz gezegendir kendisi.
devamını gör...

çok ağrılı bir süreç. yaklaşık 5 gündür geceleri dişlerimi sıkarak uyuduğum için sabahlari müthiş bir baş ağrısı ve çene ağrısı yaşıyorum. sanki yeni bir gün başlamamış da bir kamyon kafamı tekerleğinin altında paramparça etmiş gibi hissediyorum. uyumaya korkar oldum.

psikolojik bir nedeni illaki vardır ama hayatimda degişen hiçbir sey olmadığı halde neden bunu her gece yaşıyorum bilemiyorum sözlük.
devamını gör...

“sanki çok ömrümüz varmış gibi beklemeyi öğretiyor hayat bize.”

piyanist filminden.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim