lizbon kuşatmasının tarihi
bir jose saramago romanıdır.
tarihi yazımı her zaman sorunlu ve tartışmalı bir konudur. genelde tarih, yazan kişi ya da kişilerin bakış açısına göre yorumlanır ve yazılır. bunun sonucunda da tarihle ilgili doğru hükme varmak zorlaştıkça zorlaşır. olayların tarafları her zaman kendilerini haklı çıkartan bir tarih yazımı benimserler tarih kitaplarında.
peki kasti bir hata yapılsa bir tarih kitabında. mesela atatürk 19 mayıs 1919 tarihinde samsun’a çıkmadı desek. ve tarihi bunun üzerinden kurgulasak ne olurdu? ya da 1789 yılında fransız ihtilali yapılmadı desem dünya tarihi nasıl bir yol izlerdi.
saramago’nun kahramanı düzeltmen silva da böyle bir hata yapıyor bilerek ve lizbon kuşatmasını anlatan kitaba bir olumsuzluk eki ekliyor. haçlı ordusu destek vermedi. bu hatayı bile isteye yaptıktan sonra da işten atılmak için gün saymaya başlıyor ama beklediği olmuyor. ve kendisinden kitabı bu cümleye uygun olarak yeniden yazması isteniyor kendinden.
saramago lizbon kuşatması olayında portekiz’in tarafında değil. çünkü o benim okuduğum ve okuyarak tanıdığım en vicdanlı yazarlardan biriydi. bu kitabı okuyun. bir yazarın ruhundaki ışığa şahit olacaksınız.
tarihi yazımı her zaman sorunlu ve tartışmalı bir konudur. genelde tarih, yazan kişi ya da kişilerin bakış açısına göre yorumlanır ve yazılır. bunun sonucunda da tarihle ilgili doğru hükme varmak zorlaştıkça zorlaşır. olayların tarafları her zaman kendilerini haklı çıkartan bir tarih yazımı benimserler tarih kitaplarında.
peki kasti bir hata yapılsa bir tarih kitabında. mesela atatürk 19 mayıs 1919 tarihinde samsun’a çıkmadı desek. ve tarihi bunun üzerinden kurgulasak ne olurdu? ya da 1789 yılında fransız ihtilali yapılmadı desem dünya tarihi nasıl bir yol izlerdi.
saramago’nun kahramanı düzeltmen silva da böyle bir hata yapıyor bilerek ve lizbon kuşatmasını anlatan kitaba bir olumsuzluk eki ekliyor. haçlı ordusu destek vermedi. bu hatayı bile isteye yaptıktan sonra da işten atılmak için gün saymaya başlıyor ama beklediği olmuyor. ve kendisinden kitabı bu cümleye uygun olarak yeniden yazması isteniyor kendinden.
saramago lizbon kuşatması olayında portekiz’in tarafında değil. çünkü o benim okuduğum ve okuyarak tanıdığım en vicdanlı yazarlardan biriydi. bu kitabı okuyun. bir yazarın ruhundaki ışığa şahit olacaksınız.
devamını gör...
kyk cini
devamını gör...
arnella
sen hera ablamı nasıl engellersin lan? çok ayıp hiç yakıştıramadım. neyse, yine de severim bu kızı, koştursun dursun sözlükte. hera abla sen onun kusuruna bakma artık.
edit: tayber yuh lan. yarasa’ya ekmeksiz götürürüm dedin buna da kıtlarım diyorsun. alın şu adamı pistten rica ediyorum ya.
edit: tayber yuh lan. yarasa’ya ekmeksiz götürürüm dedin buna da kıtlarım diyorsun. alın şu adamı pistten rica ediyorum ya.
devamını gör...
balıkesir
doğusu ve batısı, kuzeyi ve güney’i arasında dağlar kadar fark barındıran büyükşehir statüsündeki il.
manda kaymağı, peynir çeşitleri ve kırmızı eti ile meşhurdur. eskiye göre azalma olsa da hayvancılık önemli geçim kaynakları arasındadır. istanbul’daki kırmızı etlerin büyük kısmının balıkesir’den gittiği söylenir. meşhur özerhisar ayranları da burada üretilmektedir.
her geçen gün organize sanayi bölgesi de büyümektedir. organize sanayii bölgesi, bilinen firmalara (kastamonu entegre ağaç sanayi, şişecam, işbir gibi) ait fabrikaların dışında diğer büyük firmalara da (kula yem, tınaz, esmen, yarış kabin gibi) ev sahipliği yapmaktadır. bu hareketliliğin istanbul-izmir otoyolu ile daha da fazla olması beklenmektedir.
öğrenci, memur ve asker şehridir. organize sanayi bölgesinin gelişmesiyle de nüfus artmaktadır.
merkezinde gezilip görülecek pek bir yer yoktur. marmara ve ege denizi kıyılarında bulunan ilçeleri (ayvalık, burhaniye, edremit, erdek, bandırma) özellikle yazları hem yazlıkçı nüfus hem de (daha çok) yerli turist ile epey kalabalıklaşmaktadır.
ve son olarak; keşke il merkezi edremit olsa dediğim şehirdir.
manda kaymağı, peynir çeşitleri ve kırmızı eti ile meşhurdur. eskiye göre azalma olsa da hayvancılık önemli geçim kaynakları arasındadır. istanbul’daki kırmızı etlerin büyük kısmının balıkesir’den gittiği söylenir. meşhur özerhisar ayranları da burada üretilmektedir.
her geçen gün organize sanayi bölgesi de büyümektedir. organize sanayii bölgesi, bilinen firmalara (kastamonu entegre ağaç sanayi, şişecam, işbir gibi) ait fabrikaların dışında diğer büyük firmalara da (kula yem, tınaz, esmen, yarış kabin gibi) ev sahipliği yapmaktadır. bu hareketliliğin istanbul-izmir otoyolu ile daha da fazla olması beklenmektedir.
öğrenci, memur ve asker şehridir. organize sanayi bölgesinin gelişmesiyle de nüfus artmaktadır.
merkezinde gezilip görülecek pek bir yer yoktur. marmara ve ege denizi kıyılarında bulunan ilçeleri (ayvalık, burhaniye, edremit, erdek, bandırma) özellikle yazları hem yazlıkçı nüfus hem de (daha çok) yerli turist ile epey kalabalıklaşmaktadır.
ve son olarak; keşke il merkezi edremit olsa dediğim şehirdir.
devamını gör...
aşk bize yakıştı
mehmet coşkundeniz kitabı.
“yalnızlığın kocaman bir hiçlik olduğunu düşünüp o hiçlikte kaybolmamak için tutunuyorduk birbirimize.”
“yalnızlığın kocaman bir hiçlik olduğunu düşünüp o hiçlikte kaybolmamak için tutunuyorduk birbirimize.”
devamını gör...
hüzün
yazmak istediğim başlıklara şöyle bir bakınca, tam da şuan bu başlığa yazmak istedim. evet, biraz da hüzünden bahsedelim.
hüzün biraz boşluktur diye düşünüyorum. yani bazen hüznü elinizden bir şey gelmeyince yaşarsınız. bazen çok inanırsınız da karşınızdakine, onun sizi salak yerine koyması ama sizin her şeyi biliyor olmanız çok acı verir. hüzün budur işte. elinizden bir şey gelmez. keşke gerçekten inanabilseydim ona, gerçeği bilmeseydim dersiniz ya da keşke doğruyu söylese...
hüzün, mutsuzluk gibi değildir. sanki hüzün, böyle bir yandan bile bile lades gibidir. yani bazı şeylerin sonuçlarını değiştiremezsiniz ya, o an hüzün gelir işte. böyle etrafınıza bir bakarsınız. içinizde bir boşluk... o, elinizden bir şey gelmeme boşluğu. o, sizin oturup sadece beklediğiniz boşluk.
hüzün bir yandan da buruktur. kalbiniz kırıktır mesela. ama böyle küçük bir çocuğun, minicik kalbidir o an sizin kalbiniz. o kadar buruk olur ki, her neden hüzünlüyse, ona... o kadar buruk olur ki. söyleyemez de. içinde kalır. öyle bir şey olsa da geçse diye bekler. dedim ya elinden bir şey gelmez çünkü...
hüzün o ilk gözyaşıdır. soldan akan. hani acıdan akan o ilk gözyaşı... insanın ağlamamak için o kendini tutuşu, yutkunuşu, gözlerini kapatışı boşunadır. çoktan hüzün gelmiştir. yerleşmiştir.
hüzün o şiirlerin en etkileyici yeridir. bazen bizim yazdıklarımızda hayat bulur, bazen de okuduklarımızda. bazen bir duvarda yazar, gördüğünüzde kalbiniz bir anlığına durur gibi olur ya. işte hüzün oradadır.
gözlerinizin duvara kilitlendiğini noktadadır sonra. bir türlü ayrılmaz gözleriniz o duvardan. saatlerce izlersiniz de bir an bile içinizdeki o hüzün hafiflemez.
ahh o hüzün, evde de bulur sizi, sokakta da. hatta kendi dünyanıza kaçsanız bile, koşar arkanızdan yakalar sizi, bırakmaz izi... bu gecemiz de hüzün dolu olsun. bu gece hüzün ile bir başka güzel...
hüzün biraz boşluktur diye düşünüyorum. yani bazen hüznü elinizden bir şey gelmeyince yaşarsınız. bazen çok inanırsınız da karşınızdakine, onun sizi salak yerine koyması ama sizin her şeyi biliyor olmanız çok acı verir. hüzün budur işte. elinizden bir şey gelmez. keşke gerçekten inanabilseydim ona, gerçeği bilmeseydim dersiniz ya da keşke doğruyu söylese...
hüzün, mutsuzluk gibi değildir. sanki hüzün, böyle bir yandan bile bile lades gibidir. yani bazı şeylerin sonuçlarını değiştiremezsiniz ya, o an hüzün gelir işte. böyle etrafınıza bir bakarsınız. içinizde bir boşluk... o, elinizden bir şey gelmeme boşluğu. o, sizin oturup sadece beklediğiniz boşluk.
hüzün bir yandan da buruktur. kalbiniz kırıktır mesela. ama böyle küçük bir çocuğun, minicik kalbidir o an sizin kalbiniz. o kadar buruk olur ki, her neden hüzünlüyse, ona... o kadar buruk olur ki. söyleyemez de. içinde kalır. öyle bir şey olsa da geçse diye bekler. dedim ya elinden bir şey gelmez çünkü...
hüzün o ilk gözyaşıdır. soldan akan. hani acıdan akan o ilk gözyaşı... insanın ağlamamak için o kendini tutuşu, yutkunuşu, gözlerini kapatışı boşunadır. çoktan hüzün gelmiştir. yerleşmiştir.
hüzün o şiirlerin en etkileyici yeridir. bazen bizim yazdıklarımızda hayat bulur, bazen de okuduklarımızda. bazen bir duvarda yazar, gördüğünüzde kalbiniz bir anlığına durur gibi olur ya. işte hüzün oradadır.
gözlerinizin duvara kilitlendiğini noktadadır sonra. bir türlü ayrılmaz gözleriniz o duvardan. saatlerce izlersiniz de bir an bile içinizdeki o hüzün hafiflemez.
ahh o hüzün, evde de bulur sizi, sokakta da. hatta kendi dünyanıza kaçsanız bile, koşar arkanızdan yakalar sizi, bırakmaz izi... bu gecemiz de hüzün dolu olsun. bu gece hüzün ile bir başka güzel...
devamını gör...
bir tweet görseli bırak
devamını gör...
yazarlar ilkokulda olsa açılacak başlıklar
kokulu silgi kullananların entellik seviyesi, başlığını açardım sanırım. *
çok sevdim bu başlığı ya. * yazın yazın, okuyalım!
çok sevdim bu başlığı ya. * yazın yazın, okuyalım!
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
üniversitelerin itiraf sayfalarında bile daha çetrefilli şeyler yazılıyor. buraya gelip şöyle hissediyorum böyle hissediyorum yazıyorsunuz. olmaz böyle.
devamını gör...
abdullah bin abdülmutallib
hz. muhammed'in babası. hz. muhammed 7 aylıkken bilinmeyen bir hastalıktan dolayı 25 yaşındayken vefat etmiştir. abdullah çok güzel birisiydi, hatta kureyşlilerden yaşlı olanlar bile daha önce böyle güzellikte birini görmediklerini söylerlerdi.
abdülmutallib (abdullah'ın babası) zengin bir adamdı. tıpkı oğlu abdullah gibi çok güzel, yakışıklıydı. zemzem'i de uzun zaman sonra o ortaya çıkarmıştı. üstelik arabistan'ın en şerefli ve en güçlü kabilelerinden olan kureyş kabilesinin liderliğini yapıyordu ve şerefli bir soyu vardı. tüm bunlar abdülmutallib'in çok şanslı bir adam olduğunu gösteriyordu. abdülmutallib, cömertti, zekiydi, akıllıydı ve tüm bunlar onu saygın bir adam yapıyordu. fakat bu kadar çok şeye sahip olmasına rağmen, çok şükretmesine rağmen yine de üzgündü. çünkü birden çok hanımı olmasına rağmen sadece bir tane erkek çocuğu vardı. ama arabistan'da babaları destekleyenler oğullardı! kendisiyse sadece bir tek erkek çocuğa sahip olmanın üzüntüsünü, eksikliğini yaşıyordu. ve abdülmutallib dua etti, eğer allah 10 erkek çocuğu verirse ve hepsi büyür de büluğ çağına gelirse, abdülmutallib onlardan birini kabe'de kurban edecekti.
yıllar yıllar geçti. abdülmutallib'in 9 oğlu daha olmuştu ve böylelikle ilk oğluyla birlikte toplam 10 erkek çocuğu vardı. şimdi birisini kurban etmeliydi. ama abdülmutallib o yemini ettiği zaman, 10 erkek çocuğunun olmasını yüzde birlik ihtimal olarak görüyordu. tüm oğulları büyüdü, ama abdullah hariç. artık abdülmutallib sık-sık ettiği yemini düşünüyordu. bütün oğulları onun için gurur kaynağıydı ve en çok abdullah'ı seviyordu. abdullah, çok iyi bir çocuktu. abdullah da büyümüştü artık. abdülmutallib tüm oğullarını çevresinde topladı ve yemininden bahsetti, abdülmutallib onların babasıydı, ne olursa olsun ona uymaları gerekiyordu. abdülmutallib onlardan her birinin bir ok üzerine işaretlerini koymasını istedi. ve kureyş ok falcısına kabe'ye gelmesi için haber gönderdi. oğullarını kabe'ye soktu ve gelen falcıya yemininden bahsetti. oğullar kendi oklarını hazırladı. abdülmutallib, hubel'in yanında durdu. ve allah'a dua etti. okları çektiler, abdullah'ın oku çıkmıştı.
abdülmutallib bir eliyle abdullah'ı diğer eliyle de bıçağı tuttu ve oğlunu kapıya doğru sürükledi, hiçbir şey düşünmek istemiyordu, hiçbir şey. oğlunu kurban etmek için yer arıyordu. fakat abdullah'ın annesi..fâtıma! fatıma, en güçlü kabilelerden olan mahzum kabilesindendi, kureyştendi, şerefli bir soya sahipti. çevreyi büyük bir topluluk sarmıştı. hem abdülmutallib, hem de abdullah kabe'nin kapısında durmuşlardı ve ikisi de bembeyaz, ölü gibi bir haldeydiler. mahzumlular kendilerinden olan birinin oğlunun kurban edileceğini anladılar ve abdülmutallib'e bıçakla nereye gittiğini soruyordular, aslında sorunun cevabını gayet iyi biliyorlardı. abdülmutallib yemininden bahsedince, mahzum'un şefi şöyle dedi:
hayır, onu kurban etmeyeceksin. onu kurban etme, başka bir şeyi feda et. onun bedeli ne kadar olursa olsun, tüm mahzumoğulları mallarını feda etmeye hazırdır.
abdullah'ın diğer kardeşleri kabe'nin içerisinden çıkmamışlardı, hiçbirisi tek kelime etmemişti. fakat dayanamadılar ve abdülmutallib'e kardeşleri abdullah'ı kefaret karşılığında kurtarması için yalvardılar. fakat abdülmutallib hiç oğlunu kurban etmek ister miydi? deniyordu, herkesin yalvarışlarını duymak, tüm topluluğun "yapma!" nidalarını duymak istiyordu. ama bir yandan da korkuyor, düşünüyordu. en sonunda bu durum için herhangi bir kefaretin olup olmadığını öğrenmek ve eğer kefaret geçerliyse nasıl olacağını öğrenmek için medine'de yaşayan akıllı bir kadının yanına gitmeye karar verdi. abdullah ve bir veya birkaç oğlunu yanına alarak medine'ye gitti. orda da kadının başka bir yere yerleştiğini öğrenince oraya gitti. ve kadını buldu. kadına olayı anlattılar ve kadın da ruhla konuşacağım yarın gelin dedi. abdülmutallib dua etti. diğer gün geldiler ve kadın şöyle dedi, bana ilham geldi, söyleyin, sizde kan bedeli ne. dediler ki, 10 devedir. kadın dedi ki: geri dönün, ve kurban etmek istediğiniz adamı bir tarafa, 10 deveyi de diğer tarafa koyun ve aralarında kura çekin. eğer ok adamın aleyhine çıkarsa, 10 deve daha ekleyin ve yine kura çekin. fal develere çıkıncaya kadar buna devam edin, develeri arttırın. sonra da develeri kurban edip adamı salıverin.
mekke'ye geri döndüler ve abdullah ile 10 deveyi kabe'nin avlusuna koydular. abdülmutallib, kabe'nin içine girdi, hubel'in yanında durdu, yaptıklarının kabulü için allah'a yalvardı. oklar çekildi ve ok abdullah aleyhinde çıktı. 10 deve daha eklediler fakat sonuç aynıydı, develer yaşamalı ve abdullah kurban edilmeliydi. her seferinde 10 deve eklediler. en sonunda develerin sayısı 100 olmuştu. fal, develerin aleyhindeydi artık. ama abdülmutallib emin olamıyordu, 3 kez fal oku çekilmesini istiyordu ve 2 kez daha çektiler. fal her seferinde develerin aleyhine çıktı. ve develer kurban edildi.
abdullah 20'li yaşlarına geldiğinde âmine ile evlendi. ve hz. muhammed 7 aylıkken, kendisi 25 yaşında bilinmeyen bir hastalık sebebiyle vefat etti.
amine, bu haberi öğrenince gözyaşları içerisinde şu şiiri okumuştur;
artık mekke'nin bethâ kolu, haşimoğullarından boş kaldı! mekke, haşimoğullarının şanından mahrumdur artık! ölümün davetine uyarak, evinden örtüler ve kefenler içinde çıktı, kabre gitti! ölümün (eğer yeryüzünde yıllarca dolaşıp dursa) insanlar arasında, haşimoğlu gibi bir yiğit bulup da boşluğunu dolduramaz. dostları onun tabutunu taşımak için koşuştu, onu elden ele aldılar götürdüler. ne yazık, ne yazık ki ecel hiç beklenmedik bir zamanda onu çekip kendine aldı. halbuki o, ne kadar güzel, ne kadar cömert ve ne kadar merhametli biriydi!
abdullah'ın bıraktığı miraslar arasında, oğlu hz. muhammed'e bakması için habeşli bir cariye de vardı. sanki abdullah, hz. muhammed'in annesi âmine'nin de, hz. muhammed daha çok küçükken vefat edeceğini biliyordu..
abdülmutallib (abdullah'ın babası) zengin bir adamdı. tıpkı oğlu abdullah gibi çok güzel, yakışıklıydı. zemzem'i de uzun zaman sonra o ortaya çıkarmıştı. üstelik arabistan'ın en şerefli ve en güçlü kabilelerinden olan kureyş kabilesinin liderliğini yapıyordu ve şerefli bir soyu vardı. tüm bunlar abdülmutallib'in çok şanslı bir adam olduğunu gösteriyordu. abdülmutallib, cömertti, zekiydi, akıllıydı ve tüm bunlar onu saygın bir adam yapıyordu. fakat bu kadar çok şeye sahip olmasına rağmen, çok şükretmesine rağmen yine de üzgündü. çünkü birden çok hanımı olmasına rağmen sadece bir tane erkek çocuğu vardı. ama arabistan'da babaları destekleyenler oğullardı! kendisiyse sadece bir tek erkek çocuğa sahip olmanın üzüntüsünü, eksikliğini yaşıyordu. ve abdülmutallib dua etti, eğer allah 10 erkek çocuğu verirse ve hepsi büyür de büluğ çağına gelirse, abdülmutallib onlardan birini kabe'de kurban edecekti.
yıllar yıllar geçti. abdülmutallib'in 9 oğlu daha olmuştu ve böylelikle ilk oğluyla birlikte toplam 10 erkek çocuğu vardı. şimdi birisini kurban etmeliydi. ama abdülmutallib o yemini ettiği zaman, 10 erkek çocuğunun olmasını yüzde birlik ihtimal olarak görüyordu. tüm oğulları büyüdü, ama abdullah hariç. artık abdülmutallib sık-sık ettiği yemini düşünüyordu. bütün oğulları onun için gurur kaynağıydı ve en çok abdullah'ı seviyordu. abdullah, çok iyi bir çocuktu. abdullah da büyümüştü artık. abdülmutallib tüm oğullarını çevresinde topladı ve yemininden bahsetti, abdülmutallib onların babasıydı, ne olursa olsun ona uymaları gerekiyordu. abdülmutallib onlardan her birinin bir ok üzerine işaretlerini koymasını istedi. ve kureyş ok falcısına kabe'ye gelmesi için haber gönderdi. oğullarını kabe'ye soktu ve gelen falcıya yemininden bahsetti. oğullar kendi oklarını hazırladı. abdülmutallib, hubel'in yanında durdu. ve allah'a dua etti. okları çektiler, abdullah'ın oku çıkmıştı.
abdülmutallib bir eliyle abdullah'ı diğer eliyle de bıçağı tuttu ve oğlunu kapıya doğru sürükledi, hiçbir şey düşünmek istemiyordu, hiçbir şey. oğlunu kurban etmek için yer arıyordu. fakat abdullah'ın annesi..fâtıma! fatıma, en güçlü kabilelerden olan mahzum kabilesindendi, kureyştendi, şerefli bir soya sahipti. çevreyi büyük bir topluluk sarmıştı. hem abdülmutallib, hem de abdullah kabe'nin kapısında durmuşlardı ve ikisi de bembeyaz, ölü gibi bir haldeydiler. mahzumlular kendilerinden olan birinin oğlunun kurban edileceğini anladılar ve abdülmutallib'e bıçakla nereye gittiğini soruyordular, aslında sorunun cevabını gayet iyi biliyorlardı. abdülmutallib yemininden bahsedince, mahzum'un şefi şöyle dedi:
hayır, onu kurban etmeyeceksin. onu kurban etme, başka bir şeyi feda et. onun bedeli ne kadar olursa olsun, tüm mahzumoğulları mallarını feda etmeye hazırdır.
abdullah'ın diğer kardeşleri kabe'nin içerisinden çıkmamışlardı, hiçbirisi tek kelime etmemişti. fakat dayanamadılar ve abdülmutallib'e kardeşleri abdullah'ı kefaret karşılığında kurtarması için yalvardılar. fakat abdülmutallib hiç oğlunu kurban etmek ister miydi? deniyordu, herkesin yalvarışlarını duymak, tüm topluluğun "yapma!" nidalarını duymak istiyordu. ama bir yandan da korkuyor, düşünüyordu. en sonunda bu durum için herhangi bir kefaretin olup olmadığını öğrenmek ve eğer kefaret geçerliyse nasıl olacağını öğrenmek için medine'de yaşayan akıllı bir kadının yanına gitmeye karar verdi. abdullah ve bir veya birkaç oğlunu yanına alarak medine'ye gitti. orda da kadının başka bir yere yerleştiğini öğrenince oraya gitti. ve kadını buldu. kadına olayı anlattılar ve kadın da ruhla konuşacağım yarın gelin dedi. abdülmutallib dua etti. diğer gün geldiler ve kadın şöyle dedi, bana ilham geldi, söyleyin, sizde kan bedeli ne. dediler ki, 10 devedir. kadın dedi ki: geri dönün, ve kurban etmek istediğiniz adamı bir tarafa, 10 deveyi de diğer tarafa koyun ve aralarında kura çekin. eğer ok adamın aleyhine çıkarsa, 10 deve daha ekleyin ve yine kura çekin. fal develere çıkıncaya kadar buna devam edin, develeri arttırın. sonra da develeri kurban edip adamı salıverin.
mekke'ye geri döndüler ve abdullah ile 10 deveyi kabe'nin avlusuna koydular. abdülmutallib, kabe'nin içine girdi, hubel'in yanında durdu, yaptıklarının kabulü için allah'a yalvardı. oklar çekildi ve ok abdullah aleyhinde çıktı. 10 deve daha eklediler fakat sonuç aynıydı, develer yaşamalı ve abdullah kurban edilmeliydi. her seferinde 10 deve eklediler. en sonunda develerin sayısı 100 olmuştu. fal, develerin aleyhindeydi artık. ama abdülmutallib emin olamıyordu, 3 kez fal oku çekilmesini istiyordu ve 2 kez daha çektiler. fal her seferinde develerin aleyhine çıktı. ve develer kurban edildi.
abdullah 20'li yaşlarına geldiğinde âmine ile evlendi. ve hz. muhammed 7 aylıkken, kendisi 25 yaşında bilinmeyen bir hastalık sebebiyle vefat etti.
amine, bu haberi öğrenince gözyaşları içerisinde şu şiiri okumuştur;
artık mekke'nin bethâ kolu, haşimoğullarından boş kaldı! mekke, haşimoğullarının şanından mahrumdur artık! ölümün davetine uyarak, evinden örtüler ve kefenler içinde çıktı, kabre gitti! ölümün (eğer yeryüzünde yıllarca dolaşıp dursa) insanlar arasında, haşimoğlu gibi bir yiğit bulup da boşluğunu dolduramaz. dostları onun tabutunu taşımak için koşuştu, onu elden ele aldılar götürdüler. ne yazık, ne yazık ki ecel hiç beklenmedik bir zamanda onu çekip kendine aldı. halbuki o, ne kadar güzel, ne kadar cömert ve ne kadar merhametli biriydi!
abdullah'ın bıraktığı miraslar arasında, oğlu hz. muhammed'e bakması için habeşli bir cariye de vardı. sanki abdullah, hz. muhammed'in annesi âmine'nin de, hz. muhammed daha çok küçükken vefat edeceğini biliyordu..
devamını gör...
geceye bir para tasarrufu taktiği bırak
evden dışarı çıkmamak. zira kapının önüne çıksanız 50 tl uçuyor.
daha da işinize yarayacak olan da ; alışverişe tok karnına çıkın. böylelikle daha az şey dikkatinizi çeker.
daha da işinize yarayacak olan da ; alışverişe tok karnına çıkın. böylelikle daha az şey dikkatinizi çeker.
devamını gör...
insan neden okumalı sorunsalı
okumak başka dünyalara konuk olma imkanı tanıdığı gibi, beyninizdeki nöronlarda yeni köprülerin kurulmasını yani bir şeyleri anlamlandırmanızı kolaylaştırır. bu kolaylığa ulaşmak için okumak gerekli bir eylemdir, bunun dışında insana yeni tatlarla, heyecanlarla karşılaşma olanağı verdiği gibi, okuduğu türe göre insana entelektüel birikim de kazandırır. her seferinde farklı bir düşünceyle karşılaşmak çok yönlü düşünmenize, daha doğrusu düşünmenize ve sorgulamanıza neden olur. tabii bu durumda ne okuduğunuz önemli; gidip pucca filan okuyorsanız, bu kadar büyük beklentilere girmemelisiniz. ama ne olursa olsun okumanın bir alışkanlık haline dönüşmesi taraftarıyım. en uyduruk kitaplar bile olsa, bahsettiğim gibi; en kötü, olaylardaki bağlantıyı kolay görmenize; bu sayede hem rasyonel zekanıza, hem de kültürünüze katkı sağlamaya yarayacaktır.. dünyayı sorgulayıp, mutsuz olmaya gelince; bir şeyleri okumak dünyayı sorgulama sürecinizin erken gelişine neden oluyor. farklı deneyimler insanın ufkunu açıyor ve tarihin tekerrürden ibaret olduğuna şahit oluyorsunuz. bu da sizi sorgulamaya iten nedenlerden biri. karşıdaki fikirleri düşünüp, sürekli "neden?" diye sordukça en sonunda sadece kitabı ya da yazarı değil, kendi düşüncelerinizi ve dünyayı sorguluyorsunuz. aslında ortada o kadar da kompleks bir argüman söz konusu değil. sorgulamak, sorgulamak istemek kişinin kendi tabiatıyla ilgili olduğu gibi; çoğu zaman herkesin eninde sonunda yaptığı bir şey. farklı olan ulaştıkları sonuçlar. bu sebepten insanlar "hey gibi kahpe dünya, kader kısmet" vs dedikleri gibi, "düşünüyorum; öyleyse varım" da diyebilmişlerdir.
devamını gör...
sade yağ
tereyağın da yağını çıkartarak elde edilen, osmanlı mutfağında çok sık kullanılan yağ türüdür. köyleri gezen programın birinde, bir kilo tereyağdan 800-900 gram sade yağ çıkar diyorlardı.
peki sade yağ nasıl elde edilir, aşamaları nelerdir? sade yağ yapımı için 500 gram veya 1 kilogram tereyağını bir tencereye alın, kısık ateşte eritin. yağ eriyip kaynarken tortular dibe çökmeye, üstü de köpük köpük kabarmaya başlayacaktır. oluşan köpükleri bir süzgeç veya kaşıkla belirli aralıklarla alın. köpüklenme bitene kadar bu işlemi yapmaya devam edin. yaklaşık 1 saatin sonunda tortular tamamen dibe çökecek, su buharlaşacaktır. ocağın altını kapatın ve elde edilen yağı bir süre dinlenmeye bırakın. kısa bir süre sonra yağ, sarı bir renk alır. ardından dinlenen yağı sık dokulu bir bezden ya da tülbentten geçirip kavanoza doldurun ve buzdolabına koyarak donmasını bekleyin. sade yağınız hazır! cam kavanoz içerisinde, ağzı kapalı bir şekilde, buzdolabında bir yıl boyunca saklanabilir.
memento mori nickli yazarımızın ukdesidir.
peki sade yağ nasıl elde edilir, aşamaları nelerdir? sade yağ yapımı için 500 gram veya 1 kilogram tereyağını bir tencereye alın, kısık ateşte eritin. yağ eriyip kaynarken tortular dibe çökmeye, üstü de köpük köpük kabarmaya başlayacaktır. oluşan köpükleri bir süzgeç veya kaşıkla belirli aralıklarla alın. köpüklenme bitene kadar bu işlemi yapmaya devam edin. yaklaşık 1 saatin sonunda tortular tamamen dibe çökecek, su buharlaşacaktır. ocağın altını kapatın ve elde edilen yağı bir süre dinlenmeye bırakın. kısa bir süre sonra yağ, sarı bir renk alır. ardından dinlenen yağı sık dokulu bir bezden ya da tülbentten geçirip kavanoza doldurun ve buzdolabına koyarak donmasını bekleyin. sade yağınız hazır! cam kavanoz içerisinde, ağzı kapalı bir şekilde, buzdolabında bir yıl boyunca saklanabilir.
memento mori nickli yazarımızın ukdesidir.
devamını gör...
ay'ın ikiye bölünmesi mucizesi
müslümanlar: kanıt olsaydı herkes inanırdı.
also müslümanlar: hz. muhammed ayı ikiye böldü.
t: mucize gibi mucizedir.
also müslümanlar: hz. muhammed ayı ikiye böldü.
t: mucize gibi mucizedir.
devamını gör...
dil öğrenmek
maruz kalma durumu olmadan tam anlamıyla gerçekleştirilmesi mümkün olmayan* ve ya telaffuz ya da gramer gibi herhangi bir alanda eksik kalacağınız durum.*
devamını gör...
bir harry potter repliği bırak
''kelimeler bana kalırsa her zaman sınırsız bir büyü kaynağımız olagelmiştir...''
albus percival wulfric brian dumbledore
albus percival wulfric brian dumbledore
devamını gör...
gone girl
bazı mantık hataları olsa da soluksuz izleten bir david fincher filmi. dört-beş yıl önce izlemişken önüme çıkmasıyla tekrar izledim. rosamund pike psikopat rolünün hakkını fazlasıyla veriyor.
--! spoiler !--
zaman zaman amy'e hak verecek gibi olsanız da kimse nick'in yaşadığı hayatı hak etmez. nick kadar pislik bir insan olsa bile...
--! spoiler !--
--! spoiler !--
zaman zaman amy'e hak verecek gibi olsanız da kimse nick'in yaşadığı hayatı hak etmez. nick kadar pislik bir insan olsa bile...
--! spoiler !--
devamını gör...


