madagaskar filmindeki o küçük lemurun gözleri gibi dolu gözlerle hesapları bırakıp olabildiğince uzaklara gitmeyi gerektirecek istila. şimdilik böyle bir tehlike yok gibi ama olursa buralarda durulmaz durulmaz. bak düşününce bile içim çekildi.
devamını gör...

eğer düşünce biçiminizin bir meyvesi yoksa yani maddi manevi anlamda bir işlevselliği yoksa muhtemelen felsefeniz boştur. bir başka deyişle bu nihilizmdir zaten. olur mu öyle şey felsefenin bir şey vaadetmesi gerekmiyor, diye düşünüyorsanız yazının devamınıda okumayın lütfen.

felsefe yaşamı anlama arayışıdır gibi hikayeleri bir kenara koyalım. inanç dediğimiz şey bir felsefe biçimidir. doğru olduğuna peşinen inanılan felsefeye inanç denir, sorgulanarak elde edilen düşünce biçimine ise erişilmiş felsefe yada erişilmiş inanç denir. felsefede önemli olan ne düşündüğünüz değil nasıl düşündüğünüzdür. piyasada satılan yunan felsefesi, uzak doğu felsefesi, alman felsefesi gibi argümanlar, felsefe yada inanç değil düşünce kalıplarıdır. felsefe kafanıza takılan şeyleri sorgulamak çözümlemeye çalışmak demektir. nietzsche okuyup nihilist olunca, felsefe yapmış olmuyorsunuz, bir felsefeniz olmuş olmuyor.

felsefe yapmak için probleminiz olması ve bunu yine kendinizin çözmesi lazım. problem çözme yöntemleriniz oturuncada olayları değerlendirme biçiminizde felsefeniz olacaktır. dışardan hazır kalıp bir düşünce biçimini edinmek sizi doğru yola iletemez. nietzsche nin platonun yöntemleri sende işe yaramaz her birey şahsına münhasırdır. bireysel anlamda kendini geliştirmek kişisel çaba gerektirir. konjüktüre uygun bir düşünme biçimi geliştirmek gerekir. inanç ise, problem çözmede işlevsel olsa bile bireysel çaba ile doldurulması gereken bir çok boşluk barındırır.

fikirlerinizden çok yöntemleriniz önemlidir. herkes düşünebiliyor bunda sıkıntı yok ama veriyi nasıl analiz ettiğiniz ve nasıl işlediğiniz her şeyi değiştiriyor. sağlıklı yöntemler keşfedillip uygulamaya geçildikçe felsefeniz meyve vermeye başlar.
devamını gör...

konu inanç üzerinden yola çıkılmış olsa da asıl mesele "alay etmek" bana kalırsa. alay etmek başlı başına çirkin bir eylemdir. insanlığa yakışmaz. konu ne olursa olsun ;din ,dil, ırk,kültür,ahlak velhasıl inanç hiç farketmeksizin hiç kimse alay etmeyi kendisine yakıştırmamalı. evrensel ahlak yasasına da vicdan yasasına da ters bir yaklaşım. inanç ise ; sadece din diye kısıtlanmaması gereken,yaşam biçimini de kapsayan her şey olup , alay konusu etmek soz konusu kişinin ne kadar yetersiz bir düzeyde olduğunu gösteren bir tutumdur. bu bireylerin en kısa zamanda yeterliliğe ulaşmasını temenni ediyoruz.
devamını gör...

özel gereksinimli çocuklarda becerilerin tek basamakla kazandırılması mümkün olmadığı için becerileri alt basamakalarına ayırarak kazandırma yöntemidir. çocuğun engel türünden etkilenme düzeyine göre basamaklar azaltılabilir yada arttırılabilir. beceri analizinin kazanımları arasında: çocuğun hangi basamakta zorlandığını tespit etmemiz, gidişatı kontrol etmemiz ve öğrencinin performansını tespit etmemiz gösterilebilir. iyi bir beceri analizi hazırlamanın temel gereklilikleri: çocuğun ihtiyaçlarının karşılaması ve gerçekçi olmasıdır. örneğin: kalem tutamayan bireye şekil çizdirmekle ilgili beceri analizi uygulamak mümkün değildir.

beceri analizi hazırlarken zincirin birbirine ardışık olması ve gerekli tüm basamakları içermesi son derece önemlidir.

örnek beceri analizi.

ellerini yıkama: (sabun ve musluk çocuğun günlük hayatta karşılaştığı türden ürünler ile seçilmelidir.)
1)sol elini kaldırır.
2)sol elinin musluğa uzatır.
3)sol elini musluğun üzerine koyar.
4)sol elinin parmakları ile musluğun açma kısmını kavrar.
5)sol elinin parmakları ile musluğun bataryasını yavaşça açar.
6)sol elinin parmaklarını musluğun bataryasını kavramayı bırakır
7)sol elini musluğun üzerinden çeker.
8)ellerini birleştirir.
9)ellerini suyun altına sokar.
10)ellerini ıslatır.
11)sol elini sabuna uzatır.
12)sol elini sabunun pampasına koyar.
13)sağ elini kaldırır.
14)sağ elini sabunun ucuna getirir.
15)sağ elinin parmaklarını kapatır.
16)sağ elinin içini oyuk hale getirir.
17)sol eli ile sabunun pompasına 1 kez dokunur.
18)ellerini uygun hizalar.
19)ellerini birbirine sürter.
20)sabunu köpürtür.
21)parmaklarını birbirinin içine geçirir.
22)parmaklarının sürterek parmak aralarını temizler.
23)sol elini sağ elinin üstüne koyar.
24)sol eli ile sağ elinin üstünü temizler.
25)sağ elini sol elinin üstüne koyar.
26)sağ eli ile sol elinin üstünü temizler.
27)ellerini suyun altına uzatır.
28)ellerini durular.
29)ellerini suyun altından çeker.
30)sol elini kaldırır.
31)sol elini musluğa uzatır.
32)sol elini musluğun kapatma kısmına koyar
33)sol elinin parmakları ile musluğun kapatma kısmını kavrar.
34)sol elinin parmakları ile bataryayı kapatır.
35)sol elinin parmaklarını ile bayaryayı kavramayı bırakır.
36)sol elini kaldırır.
37)sol elini kendine çeker.

basamakların uzun olduğunun farkınayım ancak özel gereksinimli bireylerin beceri kazanması düşündüğümüzden çok daha kapsamlı ve detaylı çalışma gerektirmmektedir.
devamını gör...

modernizm'in önemli temsilcilerinden polon asıllı ingiliz yazar joseph conrad tarafından yazılmış olan roman. xix. yüzyılın ikinci yarısında, fransa'nın en ünlü liman kentlerinden biri olan marsilya'da geçer ana hikaye. la terza guerra carlista döneminde madrid dükü carlo maria di borbone-spagna'yı destekleyen karakter etrafında dönen ana hikaye, olayların da merkezinde olan gizemli ve belirsiz bir anlatıcı tarafından aktarılır. conrad'ın pek çok hikaye, öykü ve romanında -emperyalizm'e eleştiriler sunduğu heart of darkness, pişmanlığın insan üzerine etkisini muhteşem bir betimleme ile aktardığı lord jim, yarı-otobiyografik bir öykü olan ve marlow'un adının ilk kez resmi olarak geçtiği youth ve flora de barral gibi muhteşem bir karaktere sahip olan chance- olan okuyucunun karşısına çıkardığı yinelenen bir karakter olan denizci charles marlow, the arrow of gold'un belirsiz anlatıcısı olmaya çok uygun olsa da -ki düşünce biçimleri çok benzerdir- kesinliği çok belirsiz. bana kalırsa conrad yalnızca eski karakterlerine alışıldık bir bağlılık gösterdiğinden ötürü istemsizce bu belirsiz anlatıcı marlow'un izlerini taşıyordu ama marlow değildi. conrad'ın kendine has karmaşık bir sadeliğin* ürünü olan üslubu, bazen olaydan koparacak kadar abartılı olan betimlemeleri ile -ki bu yine de conrad'a özgü bir güzelliktir- gerçek anlamda okunması gerekenler listesinden başı çeken conrad eserlerinden biri. conrad'ın isimsiz lord için i. arbelaiz kontu tirso de olazábal'dan esinlenildiği de söylenmekte.


"it was a kind of deaf-and-dumb house. the black-and-white hall was empty and everything was perfectly still. blunt himself had no doubt gone away with his mother in the brougham, but as to the others, the dancing girls, therese, or anybody else that its walls may have contained, they might have been all murdering each other in perfect assurance that the house would not betray them by indulging in any unseemly murmurs. i emitted a low whistle which didn’t seem to travel in that peculiar atmosphere more than two feet away from my lips, but all the same rose came tripping down the stairs at once. with just a nod to my whisper: “take a fiacre,” she glided out and i shut the door noiselessly behind her." p.139

"i felt suddenly extremely exhausted, absolutely overcome with fatigue since i had moved; as if to sit on that pompeiian chair had been a task almost beyond human strength, a sort of labour that must end in collapse. i fought against it for a moment and then my resistance gave way. not all at once but as if yielding to an irresistible pressure (for i was not conscious of any irresistible attraction) i found myself with my head resting, with a weight i felt must be crushing, on doña rita’s shoulder which yet did not give way, did not flinch at all. a faint scent of violets filled the tragic emptiness of my head and it seemed impossible to me that i should not cry from sheer weakness. but i remained dry-eyed. i only felt myself slipping lower and lower and i caught her round the waist clinging to her not from any intention but purely by instinct. all that time she hadn’t stirred. there was only the slight movement of her breathing that showed her to be alive; and with closed eyes i imagined her to be lost in thought, removed by an incredible meditation while i clung to her, to an immense distance from the earth. the distance must have been immense because the silence was so perfect, the feeling as if of eternal stillness. i had a distinct impression of being in contact with an infinity that had the slightest possible rise and fall, was pervaded by a warm, delicate scent of violets and through which came a hand from somewhere to rest lightly on my head. presently my ear caught the faint and regular pulsation of her heart, firm and quick, infinitely touching in its persistent mystery, disclosing itself into my very ear—and my felicity became complete. ıt was a dreamlike state combined with a dreamlike sense of insecurity." p.156

devamını gör...

kaymak seni takip ediyor mu? 1500 gaymeye gerek yok! hemen bir turuncu uzağındayım yazın takip edip etmediğimi öğrenin. kısa süreli "etmiyorsam da ederim alüminyum!" kampanyamızı da kaçırmayın. kaymak takip bürosu, giderken sağda gelirken solda.
devamını gör...

bankamatikten para çekme işleminde kartı alıp gitmişim. para bankamatikte kalmış yoldan geçen biri parayı almış.
devamını gör...

hayatımda hiç sigara içmedim.
kokusundan nefret ederim, içilen ortamda bile bulunamam. ama bazen hangi ruh halime denk geliyor bilmiyorum anlık can çekmesi oluyor.
o an elime tutuştursalar redderim ama yine de hem tadını bilmeyip hem konusundan tiksinip hem de canının çekmesi garip bir çelişki.
devamını gör...

serbest bırakıldığını öğrendiğimde şaşırtmayan haber. ne kolay oldu canınızı sıkan insanları öldürüp öldürüp atmak.

bir ülkede bu kadar çok katil olmasının anormalliğini görmek istemeyenlere neler neler söylemek istiyorum da işte, neyse...

edit: xapan konuyla ilgili bilgi vermiş. kendisine teşekkür ediyorum.

fakat bu bilgiye rağmen, ülkede çok fazla katil olduğu gerçeği de ne yazık ki değişmiyor. (bkz: müge anlı ile tatlı sert)
devamını gör...

öncelikle dergi çok şık hareket. üzerinde çalışanları ve yazarlarını kutlamalıyım. ellerinize, emeğinize sağlık. elimden geldiğince her bir yazıyı tek tek okuyacağım. her birinin özenle seçilen şahane şeyler olduğuna neredeyse eminim (zaten yazan isimlerin çoğu da tanıdık isimler) ve bunun için yazarlarına topluca bir teşekkürü de böylece etmiş olayım.

normalde ben de katkıda bulunmak isterim ama şu anda tarih kategorisinin yokluğu sebebiyle dombra melodisi eşliğinde hıçkırarak ağlıyorum. tarihle alakalı tek bir içeriğe rastladım şimdilik (crimson'ın kaleme aldığı türk mitolojisi üzerine olan yazı), o da "kültür - sanat" başlığı altında sıralanmış. aslında bu kategori yanlış değil elbette, ama eksik bence. nihayetinde tarihle ucundan kıyısından ilgili ve bu da ayrıca belirtilmeli herhâlde.

bu sebepten, aklıma takılan soru şu: derginin sorumluları ve özellikle de sözlük yazarları, bu dergide tarih içerikleri görmeyi isterler mi? bana kalsa ben yazarım ama bu konuda şimdiye kadar görüş belirten birine de rastlamadım. sıkıcı mı olur, ilgi çekici mi olur bilemiyorum. açıkçası o kadar yazıp ettikten sonra birinin çıkıp, "ya sen ne anlattın şimdi iki harfli malum yerine üç harfli malum eylemi icra ettiğimin denyosu" demesini istemiyorum. ayrıca bu son derece kaba olur bak, şimdiden söyleyeyim, bozuşuruz.*

yazacak olsam bile, bütün bu insanların ilgisi sorunu üzerine, var mıdır bana merak ettiği herhangi bir tarihi meseleyi ulaştıracak yüce gönüllü? her şey olabilir. "ya una nocte, ömür geldi geçti şu abdülhamid iyi mi kötü mü anlamadım" ya da "deli petro'ya neden deli diyorlar?" filan gibi mesela. yazacak olursam diye, aklımda bulunsun.

ayrıca, mekân ve zaman anlamında osmanlı ve osmanlı geç modern dönemi ile uğraştığımı ve bunun getirisi olarak devrimlere, modernleşmeye ve azınlıklara* olan meyyalimi herhâlde belirtmeliyim. neden? çünkü takdir edersiniz ki, sözgelimi bir kızılderili kabilesinin tarihini benden değil, oglalalakota'dan okumak istersiniz. anladınız işte.
devamını gör...

başlık ve tanım arasında bağlantı kurmaya çalışırken beynim yandı, o yüzden cevap veremiyorum.
siz beni bırakın, devam edin.
devamını gör...

böyle zırvaları alıp okuyan bir kesim olduğu müddetçe yapılacak hiçbir şey yok. sadece şeyma kitabına kötü, berbat denildi de ne oldu? gayet de güzel satıldı kitap. e herkes kitabı bu kadar kötü buluyorsa kimler, neden alıyor anlamak gerçekten mümkün değil.
devamını gör...

psg veda ediyoru görünce küme düşüyor gibi görünmektedir.

fransa ikinci liginde başarılar.
devamını gör...

sürekli bi şeylerin fotoğraflarını istiyolar arkadaşlar,dikkatli olun dediğim başlık.
devamını gör...

gitmek isteyen insan, avrupa insanının medeniyet seviyesinde bir insan ise yolu, bahtı açık olsun ama türkiye'de yaptığı görgüsüzlükleri oralarda da yapmaya devam edecekse yolu açık falan olmasın.
devamını gör...

2. beştepe koysunlar. ya da betontepe koysunlar. doğuş içinden geçmiş. klaus schmidt garibim üzüntüden ölüp gitti.
devamını gör...

yemin ediyorum ülke açık hava tımarhanesi.
devamını gör...

sözlüğün siyasi görüşü ve partisi olsa olsa ekmek partisidir. etrafta kime partisini ve siyasi görüşünü sorsak "ben ekmek partiliyim" der.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel yürüyen cinsellikle tanışın.
devamını gör...

zamanında konuşurken dinlenilmemiş insandır. nasıl olsa konuşsam da beni dinlemeyecekler diye konuşmak istemezler. insan değer gördüğü yerde konuşup fikirlerini paylaşır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim