çalıkuşu
bu kitabın ününü çok duydum. her sorduğumda tavsiye edilen bir kitaptı. ama kalın olduğu için cesaret edememiş, kitaplıkta aylarca bekletmiştim. şimdi anlıyorum neden ısrarla tavsiye ettiklerini.
kelimeler özenle seçilmiş, cümleler inci gibi dizilmiş, sayfalar ilmek ilmek dokunmuş. kitabın edebiyatımızdaki yerini ve öneminin herkes biliyor. reşat nuri güntekin'e yakışır bir kitap. aşk, ihanet, özlem, üzüntü, sevgi tek bir kitapta ve tek bir insanın duyguları. bu kadar duyguyu üst üste kaldirabilmek zor, bunlarla birlikte yıllarca yaşayabilmek daha zor. bunların üstüne bir de geçim sıkıntısı yüklendimi feride'nin omuzlarına...
çalıkuşu'na açılan bu kitapta bizi feride'nin günlükleri karşılıyor. onun mutlulukları, onun hayal kırıklıkları.. yeri geldi feride'yle sevdim, çalıkuşu'yla daldan dala atladım, gülbeşeker'le kaçtım. nerden bakarsam bakayım kamran'ı suçlu buldum, kitabı okumadım hissettim.
tek suçu ölesiye sevmek olan, naifliğiyle gönlümüzde taht kurmuş bir ipekböceği'ydi o. nasıl kıydılar ona, insan acıtırım diyerek parmaklarının ucuyla okşarken saçlarını, kamran nasıl ihanet etti? nasıl üzmeyi başardı?
feride'nin neredeyse bütün hayatı kaçmakla geçiyor; kendisinden, kamran'dan, geçmişinden. ama kaderinden kaçmayı başaramıyor "aynı duayı birbirinden habersiz eden iki insan er ya da geç kavuşurmuş" birbirlerinin kaderi olurlarmış. evet, feride sarı çiçek romanından sonra kamran'dan nefret etti. ama vazgeçemedi, içinde bir yerlerde onu yaşatmaya devam etti.
her sayfasında kendimden bir parça bulduğum bu kitabı herkese tavsiye ederim.
kelimeler özenle seçilmiş, cümleler inci gibi dizilmiş, sayfalar ilmek ilmek dokunmuş. kitabın edebiyatımızdaki yerini ve öneminin herkes biliyor. reşat nuri güntekin'e yakışır bir kitap. aşk, ihanet, özlem, üzüntü, sevgi tek bir kitapta ve tek bir insanın duyguları. bu kadar duyguyu üst üste kaldirabilmek zor, bunlarla birlikte yıllarca yaşayabilmek daha zor. bunların üstüne bir de geçim sıkıntısı yüklendimi feride'nin omuzlarına...
çalıkuşu'na açılan bu kitapta bizi feride'nin günlükleri karşılıyor. onun mutlulukları, onun hayal kırıklıkları.. yeri geldi feride'yle sevdim, çalıkuşu'yla daldan dala atladım, gülbeşeker'le kaçtım. nerden bakarsam bakayım kamran'ı suçlu buldum, kitabı okumadım hissettim.
tek suçu ölesiye sevmek olan, naifliğiyle gönlümüzde taht kurmuş bir ipekböceği'ydi o. nasıl kıydılar ona, insan acıtırım diyerek parmaklarının ucuyla okşarken saçlarını, kamran nasıl ihanet etti? nasıl üzmeyi başardı?
feride'nin neredeyse bütün hayatı kaçmakla geçiyor; kendisinden, kamran'dan, geçmişinden. ama kaderinden kaçmayı başaramıyor "aynı duayı birbirinden habersiz eden iki insan er ya da geç kavuşurmuş" birbirlerinin kaderi olurlarmış. evet, feride sarı çiçek romanından sonra kamran'dan nefret etti. ama vazgeçemedi, içinde bir yerlerde onu yaşatmaya devam etti.
her sayfasında kendimden bir parça bulduğum bu kitabı herkese tavsiye ederim.
devamını gör...
melankoli bağımlılığı
uzun vadede kişiyi itici yapan özellik.
insanlar, özellikle de türkiye gibi ülkelerde yaşayıp bunalmak denen şeyin ne olduğunu çok iyi bilenler, yanlarında sürekli olarak "mızmızlanan" kişiler görmek istemez. bir yere kadar "yardımcı olayım, derdini dinleyeyim, sorununu çözeyim" dediğiniz kişi, gün gelir kaçtığınız kişi haline gelir. o yüzden arada bir herkesin başına gelen dertlenme, dert anlatma durumları aşırıya kaçıp bağımlılık yaptığında, çevrenizdekileri de yavaş yavaş uzaklaştırır sizden.
ancak bu bataklığa da, yine türkiye gibi ülkelerde yaşayıp bunalmak denen şeyin ne olduğunu çok iyi bilenler saplanır. yani bir nevi paradokstur bu durum.
bazıları bunalmak dışında hiçbir şey yapamadığımız bir coğrafyada, doğal olarak bunalmaktan başka şey yapamazlar. bazıları da bunalmak dışında hiçbir şey yapamadığımız bir coğrafyada, bunalımlarına bir de etrafındakilerin bunalımını eklemek istemez.
insanlar, özellikle de türkiye gibi ülkelerde yaşayıp bunalmak denen şeyin ne olduğunu çok iyi bilenler, yanlarında sürekli olarak "mızmızlanan" kişiler görmek istemez. bir yere kadar "yardımcı olayım, derdini dinleyeyim, sorununu çözeyim" dediğiniz kişi, gün gelir kaçtığınız kişi haline gelir. o yüzden arada bir herkesin başına gelen dertlenme, dert anlatma durumları aşırıya kaçıp bağımlılık yaptığında, çevrenizdekileri de yavaş yavaş uzaklaştırır sizden.
ancak bu bataklığa da, yine türkiye gibi ülkelerde yaşayıp bunalmak denen şeyin ne olduğunu çok iyi bilenler saplanır. yani bir nevi paradokstur bu durum.
bazıları bunalmak dışında hiçbir şey yapamadığımız bir coğrafyada, doğal olarak bunalmaktan başka şey yapamazlar. bazıları da bunalmak dışında hiçbir şey yapamadığımız bir coğrafyada, bunalımlarına bir de etrafındakilerin bunalımını eklemek istemez.
devamını gör...
ramazan davulcusu
kendisiyle hiç de hoş anılarımın olmadığı davulcudur.
annemle babam çalıştığı için 4-5 yaşlarımdayken hafta içlerinde babannemlerde kalıyordum. ramazan ayına denk gelen kahvaltılarda dedem ve babannem kahvaltı ederken ben de onlarla beraber sofraya oturur üzüm hoşafı içerdim.
işte yine o kahvaltılardan birinde, şimdi nedenini hatırlayamadığım bir yaramazlık(!) yüzünden ramazan davulcusu ile tehdit edilmiştim. yaramazlığı hatırlamıyorum ancak babannemle aramda geçen diyaloğu çok net hatırlıyorum;
babannem: bak işte davulcu geçiyor, böyle yaparsan veririm seni davulcuya götürür.
ben: ben davulcudan korkuyorum vermeyin beni.
babannem: uslu durursan vermeyiz.
ben: dede verme beni.
dedem: vermem ben kızımı verir miyim hiç, deme öyle ninesi.
dede seni çok seviyorum, keşke bu kadar erken gitmeseydin, keşke hep bu kadar kolay rahatlatabilseydin içimi ve keşke camiden dönerken bana bir sürü şekerli sakız getirseydin yeniden.
ve sevgili ramazan davulcusu, seni sevmiyorum. hala sokağımdan geçtiğin her an tüylerim diken diken oluyor, hoşlanmıyorum bu sesten.
ve sevgili anne babalar, eğer bu yazdıklarımı okuyorsanız çocuklarınızı hiçbir meslek grubu ile korkutmayın. "bak polis geliyor yaramazlık yaparsan seni ona veririm, bak doktor geldi sana yaramazlık yaptığın için iğne verecek, bak bu abla öğretmenmiş yaramazlık yapan çocuklara ceza verirmiş" diyerek çocuklarınızı bu meslek gruplarından uzaklaştırıp korkutuyorsunuz. onlara yapabileceğiniz en büyük kötülük belki de toplumdaki bu insanlardan korkutmanız. polisini, doktorunu, öğretmenini sevmeyen çocuk onlardan korkacak ve kendisine yakışmayan şeyler yapacaktır ilerde.
annemle babam çalıştığı için 4-5 yaşlarımdayken hafta içlerinde babannemlerde kalıyordum. ramazan ayına denk gelen kahvaltılarda dedem ve babannem kahvaltı ederken ben de onlarla beraber sofraya oturur üzüm hoşafı içerdim.
işte yine o kahvaltılardan birinde, şimdi nedenini hatırlayamadığım bir yaramazlık(!) yüzünden ramazan davulcusu ile tehdit edilmiştim. yaramazlığı hatırlamıyorum ancak babannemle aramda geçen diyaloğu çok net hatırlıyorum;
babannem: bak işte davulcu geçiyor, böyle yaparsan veririm seni davulcuya götürür.
ben: ben davulcudan korkuyorum vermeyin beni.
babannem: uslu durursan vermeyiz.
ben: dede verme beni.
dedem: vermem ben kızımı verir miyim hiç, deme öyle ninesi.
dede seni çok seviyorum, keşke bu kadar erken gitmeseydin, keşke hep bu kadar kolay rahatlatabilseydin içimi ve keşke camiden dönerken bana bir sürü şekerli sakız getirseydin yeniden.
ve sevgili ramazan davulcusu, seni sevmiyorum. hala sokağımdan geçtiğin her an tüylerim diken diken oluyor, hoşlanmıyorum bu sesten.
ve sevgili anne babalar, eğer bu yazdıklarımı okuyorsanız çocuklarınızı hiçbir meslek grubu ile korkutmayın. "bak polis geliyor yaramazlık yaparsan seni ona veririm, bak doktor geldi sana yaramazlık yaptığın için iğne verecek, bak bu abla öğretmenmiş yaramazlık yapan çocuklara ceza verirmiş" diyerek çocuklarınızı bu meslek gruplarından uzaklaştırıp korkutuyorsunuz. onlara yapabileceğiniz en büyük kötülük belki de toplumdaki bu insanlardan korkutmanız. polisini, doktorunu, öğretmenini sevmeyen çocuk onlardan korkacak ve kendisine yakışmayan şeyler yapacaktır ilerde.
devamını gör...
bir kılıç üzerine çıkarsamalar
çoğu savaş aleti ya da silahı bambaşka amaçlar için geliştirilmiş ancak insanın muhteşem zalimliği sonuncunda insan öldürme, başkaları üzerinde tahakküm kurma, haksız kazanç elde etme aracına dönüşmüştür. mertliğin bozulması sadece tüfeğin icadına indirgenmemeli bence.
aslında hayırlı bir iş için olmasa da; mızrak,avcılık yapmak için bulunmuş bir silah. yani bizden daha ilkel olmayan atalarımız karnını doyurmak, hayatını devam ettirmek için kullanmış bu aleti ama daha sonra “ ben bunla insan da öldürürüm” diye düşünmüş ve olay buralara kadar gelmiş.
dinamit mesela. alfred nobel abimiz hayırlara vesile olsun diye bir patlayıcı icat etmiş ama insanlar “ ben bununla daha çok insan öldürürüm” diye düşünmüş. ve olay buralara kadar gelmiş. belki nobel de çok günahsız değildir. artık günahı boynuna.
sonra atom parçalanmış ve enerji üretmek için muazzam bir yol bulunmuş. sonra insanlar yine demişler ki “ ben bununla herkesten çok insan öldürürüm” ve olay iyice büyümüş. siz hiroşima’da hiçbir şey görmediniz!
ama kılıç diğerleri gibi değil işte. o sadece insan öldürmek, savaşmak için icat edilmiş. tek amacı savaşta üstünlük sağlamak ve insanın insana zulmünü kolaylaştırmak. o yüzden bugüne kadar icat edilmiş en tehlikeli silah kılıçtır. çünkü altında çok gaddar bir amaç yatmakta.
bir kılıcın izini sürerek bir roman okuyorsanız mutlaka cinayetlere tanık olacaksınız, mutlaka gaddarlık göreceksiniz demektir. çünkü kılıç icat oldu mertlik bozuldu.
aslında hayırlı bir iş için olmasa da; mızrak,avcılık yapmak için bulunmuş bir silah. yani bizden daha ilkel olmayan atalarımız karnını doyurmak, hayatını devam ettirmek için kullanmış bu aleti ama daha sonra “ ben bunla insan da öldürürüm” diye düşünmüş ve olay buralara kadar gelmiş.
dinamit mesela. alfred nobel abimiz hayırlara vesile olsun diye bir patlayıcı icat etmiş ama insanlar “ ben bununla daha çok insan öldürürüm” diye düşünmüş. ve olay buralara kadar gelmiş. belki nobel de çok günahsız değildir. artık günahı boynuna.
sonra atom parçalanmış ve enerji üretmek için muazzam bir yol bulunmuş. sonra insanlar yine demişler ki “ ben bununla herkesten çok insan öldürürüm” ve olay iyice büyümüş. siz hiroşima’da hiçbir şey görmediniz!
ama kılıç diğerleri gibi değil işte. o sadece insan öldürmek, savaşmak için icat edilmiş. tek amacı savaşta üstünlük sağlamak ve insanın insana zulmünü kolaylaştırmak. o yüzden bugüne kadar icat edilmiş en tehlikeli silah kılıçtır. çünkü altında çok gaddar bir amaç yatmakta.
bir kılıcın izini sürerek bir roman okuyorsanız mutlaka cinayetlere tanık olacaksınız, mutlaka gaddarlık göreceksiniz demektir. çünkü kılıç icat oldu mertlik bozuldu.
devamını gör...
güne bir söz bırak
devamını gör...
ümit yılbar
türk rock grubu olan (bkz: pentagram) grubunun ‘‘uzun saçlı ve satanist’’ diyenlere inat vatan aşkıyla gönüllü komando olarak askere gidip şehit düşen rock gitaristi.
şehit mezarı
askerlik fotoğrafı
--- alıntı ---
pentagram grubunu, özellikle rock dinleyicileri iyi bilir. türkiye’nin gelmiş geçmiş en köklü ve en efsane ‘‘heavy metal’’ gruplarından biridir. hele bazı şarkıları, ağızlarda neredeyse marş gibi olmuştur.grubun tarihi, belki de birçoğumuzun çocukluğundan eski. zaten ümit’in gruba girişi de hemen hemen o yıllara denk geliyor.
1984 yılında bursa’da bir lise grubu olarak cenk ünnü, hakan utangaç, kaan bozoğlu tarafından kuruluyor pentagram. henüz kimsenin metal müziği tam olarak bilmediği zamanlar hatta. iki yıl sonra hakan utangaç gruptan çıkıyor ve yerinde tarkan gözübüyük geliyor. böylece pentagram’ın kemik kadrosu da oluşuyor ama tabii daha gruba eklenecekler var: mesela ümit yılbar.
bir heavy metal grubunun bağcılar’daki düğün salonunda 200 kişilik konser verdiğini söylesek herhalde pek inanmazsınız ama gerçekten de durum bu.
pentagram’ın ilk konseri, bir düğün salonunda gerçekleşiyor. sene 1988. öyle bir izdiham oluyor ki, düğün salonunda sandalyeler havada uçuşuyor ve salon, konserden sonra ciddi bir tadilata giriyor. bu konserden sonra da ikinci bir gitarist arayışı doğuyor ve nihayet ümit yılbar, pentagram’a giriş yapıyor.
daha ilkokul çağlarındayken eline gitar alıp çalan bir adamın müzik aşkını tahmin edebilirsiniz. fakat o, sadece iyi bir müzisyen olarak yoluna devam etmiyor.
iktisat fakültesini bitiriyor bir kere. disk atma dalında milli atlet oluyor, aynı zamanda da kayak yapıyor. yetenek kelimesi ümit’in bedeninde bir kere daha hayat buluyor.
gitaristliği aynı zamanda eğitmenliğe de dönüşüyor. athena grubundan tanıdığımız gökhan ve hakan özoğuz gibi birçok sanatçının da gitar hocalığını yapıyor.
dönem öyle bir dönem ki, uzun saçlı olan bütün erkekler “kız gibi”; sert müzikler dinleyip siyah giyinenler ise “satanist”. ümit de bu kesin hükümlerden nasibini alıp metanetle yoluna devam edenlerden.
yetenek ve başarının toplum tarafından kimsenin umurunda olmadığı bir zaman dilimi. hatta bu sebepten tartaklanıp hakarete maruz kalanlar bile oldu. tüm bu baskı dolu atmosfere rağmen ne yaptığı müzikten ne de yeteneklerinden vazgeçti ümit yılbar. ama önce yapması gereken daha önemli bir işi vardı: askere gitmek!
kariyerinin en üst noktasındayken gruptan ayrılıp askere gitmeyi kafasına koymuştu bir kere. hem de komando olarak!
terör belasının ciğerleri dağladığı bir dönemde, bazı kişilerin bir kılıf bularak askerlikten “yırtmanın” yollarını aradığı zamanlardan bahsediyoruz.
öyle ki, yedek subay sınavına gözlüklerini evde bırakıp lenslerini takarak gidiyor ve orada da gönüllü olarak komando seçiliyor.
eğitimde dereceye girmesine rağmen güneydoğu’ya gidebilmek için derecesini düşürüyor ve istediği oluyor: siirt’in eruh ilçesi bağgöze jandarma komutanlığı’na komando olarak gidiyor.
hep yaptığı gibi, annesine gülen yüzü ile çekilmiş bir fotoğraf göndermeyi ihmal etmiyor çünkü herkes onu sürekli gülen o meşhur ifadesiyle tanımış, öyle bilmiş.
annesinin oğlunun hasretine dayanmasındaki en büyük güç ise oğlunun vatan için teröristlerle çatışmaktan onur duyması.
ümit bunu annesine sık sık dile getirmiş. vatan aşkı böyle bir şey!
17 kasım 1993’de terhis olup evine dönecek, yeniden müzik çalışmalarına başlayacak diye beklenirken 25 eylül’de teröristlerle girdiği çatışma sonrası şehit düşüyor ümit.
bilmiyordum dağların bu kadar dik olduğunu
bilmiyordum gecelerin bu kadar uzun olduğunu
bilmiyordum zamanın bu kadar yavaş geçtiğini
ama biliyordum içimdeki vatan sevgisini
biliyordum içimdeki aşkı.
kanımı istersin toprağım
yoksa cesedimi mi
yeter ki sen susa
suyun olurum senin
tasmasından bağlanmış çılgın köpek gibiyim
salıvermiyorlar ki gideyim
bilmiyorlar mı ki ben türk evladıyım
bırakın ben ölmeye gideyim
ben koymuşum bu yola baş
isterse düşsün kafama taş
vazgeçmem bu yoldan arkadaş
gelsin yedi düvel ezerim hepsini.
ümit yılbar
14.05.1993
bağgöze/siirt
--- alıntı ---
şehit mezarı
askerlik fotoğrafı
--- alıntı ---
pentagram grubunu, özellikle rock dinleyicileri iyi bilir. türkiye’nin gelmiş geçmiş en köklü ve en efsane ‘‘heavy metal’’ gruplarından biridir. hele bazı şarkıları, ağızlarda neredeyse marş gibi olmuştur.grubun tarihi, belki de birçoğumuzun çocukluğundan eski. zaten ümit’in gruba girişi de hemen hemen o yıllara denk geliyor.
1984 yılında bursa’da bir lise grubu olarak cenk ünnü, hakan utangaç, kaan bozoğlu tarafından kuruluyor pentagram. henüz kimsenin metal müziği tam olarak bilmediği zamanlar hatta. iki yıl sonra hakan utangaç gruptan çıkıyor ve yerinde tarkan gözübüyük geliyor. böylece pentagram’ın kemik kadrosu da oluşuyor ama tabii daha gruba eklenecekler var: mesela ümit yılbar.
bir heavy metal grubunun bağcılar’daki düğün salonunda 200 kişilik konser verdiğini söylesek herhalde pek inanmazsınız ama gerçekten de durum bu.
pentagram’ın ilk konseri, bir düğün salonunda gerçekleşiyor. sene 1988. öyle bir izdiham oluyor ki, düğün salonunda sandalyeler havada uçuşuyor ve salon, konserden sonra ciddi bir tadilata giriyor. bu konserden sonra da ikinci bir gitarist arayışı doğuyor ve nihayet ümit yılbar, pentagram’a giriş yapıyor.
daha ilkokul çağlarındayken eline gitar alıp çalan bir adamın müzik aşkını tahmin edebilirsiniz. fakat o, sadece iyi bir müzisyen olarak yoluna devam etmiyor.
iktisat fakültesini bitiriyor bir kere. disk atma dalında milli atlet oluyor, aynı zamanda da kayak yapıyor. yetenek kelimesi ümit’in bedeninde bir kere daha hayat buluyor.
gitaristliği aynı zamanda eğitmenliğe de dönüşüyor. athena grubundan tanıdığımız gökhan ve hakan özoğuz gibi birçok sanatçının da gitar hocalığını yapıyor.
dönem öyle bir dönem ki, uzun saçlı olan bütün erkekler “kız gibi”; sert müzikler dinleyip siyah giyinenler ise “satanist”. ümit de bu kesin hükümlerden nasibini alıp metanetle yoluna devam edenlerden.
yetenek ve başarının toplum tarafından kimsenin umurunda olmadığı bir zaman dilimi. hatta bu sebepten tartaklanıp hakarete maruz kalanlar bile oldu. tüm bu baskı dolu atmosfere rağmen ne yaptığı müzikten ne de yeteneklerinden vazgeçti ümit yılbar. ama önce yapması gereken daha önemli bir işi vardı: askere gitmek!
kariyerinin en üst noktasındayken gruptan ayrılıp askere gitmeyi kafasına koymuştu bir kere. hem de komando olarak!
terör belasının ciğerleri dağladığı bir dönemde, bazı kişilerin bir kılıf bularak askerlikten “yırtmanın” yollarını aradığı zamanlardan bahsediyoruz.
öyle ki, yedek subay sınavına gözlüklerini evde bırakıp lenslerini takarak gidiyor ve orada da gönüllü olarak komando seçiliyor.
eğitimde dereceye girmesine rağmen güneydoğu’ya gidebilmek için derecesini düşürüyor ve istediği oluyor: siirt’in eruh ilçesi bağgöze jandarma komutanlığı’na komando olarak gidiyor.
hep yaptığı gibi, annesine gülen yüzü ile çekilmiş bir fotoğraf göndermeyi ihmal etmiyor çünkü herkes onu sürekli gülen o meşhur ifadesiyle tanımış, öyle bilmiş.
annesinin oğlunun hasretine dayanmasındaki en büyük güç ise oğlunun vatan için teröristlerle çatışmaktan onur duyması.
ümit bunu annesine sık sık dile getirmiş. vatan aşkı böyle bir şey!
17 kasım 1993’de terhis olup evine dönecek, yeniden müzik çalışmalarına başlayacak diye beklenirken 25 eylül’de teröristlerle girdiği çatışma sonrası şehit düşüyor ümit.
bilmiyordum dağların bu kadar dik olduğunu
bilmiyordum gecelerin bu kadar uzun olduğunu
bilmiyordum zamanın bu kadar yavaş geçtiğini
ama biliyordum içimdeki vatan sevgisini
biliyordum içimdeki aşkı.
kanımı istersin toprağım
yoksa cesedimi mi
yeter ki sen susa
suyun olurum senin
tasmasından bağlanmış çılgın köpek gibiyim
salıvermiyorlar ki gideyim
bilmiyorlar mı ki ben türk evladıyım
bırakın ben ölmeye gideyim
ben koymuşum bu yola baş
isterse düşsün kafama taş
vazgeçmem bu yoldan arkadaş
gelsin yedi düvel ezerim hepsini.
ümit yılbar
14.05.1993
bağgöze/siirt
--- alıntı ---
devamını gör...
fakirleri avutmak için uydurulmuş şeyler
öbür dünyada kralsın be oğlum !
devamını gör...
insanların özünde kötü canlılar olması
bir psikolog olarak hatalı bulduğum önerme.
sigmund freud insanın doğuştan kötü olduğunu savunur, abraham maslow doğuştan iyi olduğunu, john locke ise insan zihninin boş bir levha olduğunu söyler.
üçü de hem haklı hem haksızdır; insan birazcık kötülük, birazcık iyilik, birazcık da boşlukla gelir dünyaya.
sigmund freud insanın doğuştan kötü olduğunu savunur, abraham maslow doğuştan iyi olduğunu, john locke ise insan zihninin boş bir levha olduğunu söyler.
üçü de hem haklı hem haksızdır; insan birazcık kötülük, birazcık iyilik, birazcık da boşlukla gelir dünyaya.
devamını gör...
normal sözlük kelimelik turnuvası
etkinlikten etkinliğe yetişemez oldum yahu.*
yaz yaz beni de yaz.*
edit: kullanıcı adım hicligindansi.
yaz yaz beni de yaz.*
edit: kullanıcı adım hicligindansi.
devamını gör...
geleceğimizi sınav sorularını hazırlayanların belirliyor olması
bu soruların cevaplarını çalanların/ alanların olması durumundan bir tık daha az rahatsız edici durumdur.
devamını gör...
günün sözü
- sensiz yaşayamam.
- yaşarsın. herkes herkessiz yaşayabilir.
tezer özlü
- yaşarsın. herkes herkessiz yaşayabilir.
tezer özlü
devamını gör...
robinson crusoe
daniel defoe 'nin 1719 yılında ilk basımını yaptığı ve çocuk edebiyatının ilk romanı kabul edilen robinson crusoe kitabı, robinson adındaki bir maceracının yaşadıklarını anlatıyor. dünyayı gezme aşkıyla yanıp tutuşan robinson ailesinin ısrarlarına rağmen yolculuğa çıkıyor. ve serüven başlıyor. gemi kazası sonucunda 28 yıl bir adada kalışını, yaşamak için verdiği mücadeleleri çok akıcı bir şekilde aktarıyor. kitabın son kısmında adadan ayrıldıktan sonra yaşadığı maceraları anlattığı bir bölüm daha eklenmiş. ama diğer milletleri aşağılayıcı ve küçümseyici ifadeler olduğu için ada macerası kadar dikkat çekici değil.
yazar ayrıca kitap boyunca hristiyanlığın yüce bir din olduğunu, hristiyanların çok çok iyi ve medeni olduğunu açık veya gizli imgelerle anlatmış.
yazar ayrıca kitap boyunca hristiyanlığın yüce bir din olduğunu, hristiyanların çok çok iyi ve medeni olduğunu açık veya gizli imgelerle anlatmış.
devamını gör...
normal sözlük'ün ekşi sözlük'ü geçecek olması
en azından 4-5 yıl gibi bir süreyi kafa sözlüğün devirmesi gerekiyor.
bu arada ekşi sözlüğün yaptığı hataları yapmaması gerekiyor..
bizlerin katkısı da epey önemli. birbirimize saygı duymalıyız, kutuplaşmamalıyız.
insanları ötekileştirmemeli ve linç etmemeliyiz..
sözlük yönetimi de aynı şekilde planlı programlı hareket ederse gün gelecek kafa sözlük çok büyük bir cazibe merkezi haline gelecektir.
bu arada ekşi sözlüğün yaptığı hataları yapmaması gerekiyor..
bizlerin katkısı da epey önemli. birbirimize saygı duymalıyız, kutuplaşmamalıyız.
insanları ötekileştirmemeli ve linç etmemeliyiz..
sözlük yönetimi de aynı şekilde planlı programlı hareket ederse gün gelecek kafa sözlük çok büyük bir cazibe merkezi haline gelecektir.
devamını gör...
ilk islam devleti
medine şehir devleti olarak da bilinen bir devlet. kurucusu hz. muhammed'dir. aslında bu devletin bir adı yoktur * fakat daha sonraları "ilk islam devleti" ve "medine şehir devleti" olarak anılmaya başlanmıştır. medine'nin önceki adı yesrib olup, daha sonraları buraya medine adı verilmiştir. burası, islam devletinin kurulduğu yerdir. hz. muhammed yaşarken, buraya medine demiştir.
ilk önce, islam öncesinde arabistan'da tek bir devlet yoktu, bunun yerine kabileler ve kabile şefleri vardı. öncelikle, hz. muhammed, medine'de siyasi birlik-bütünlüğü sağlar. daha sonra, şehrin sınırlarını tespit ettirir ve bu sınır, kurulacak olan devletin sınırları olarak belirlenir ve harem bölgesi ilan edilir.
daha sonra, hz. muhammed, nüfusu öğrenebilmek için, müslümanlığı sözü ile açıklayan insanların sayısını belirlettirmiştir. böylelikle burda müslümanların sayısını tespit ettirmiştir. burda yani medine'de müslümanlar arasında birlik-beraberlik sağlanınca, hz. muhammed burda yerleşmiş diğer kabilelerle barış içinde yaşamak ister. bunun için anayasanın altyapısının belirlenmesi ve diğer bizans gibi çok güçlü topluluklara karşı da önlemler alınması gerekiliyordu.
orta arabistan'ın bazı bölgeleri bizans gibi döneminin süper güçlerinin elindeydi. bu bakımdan, onların saldırma ihtimalleri de olabilirdi. buna karşı bir tedbir almak için hz. muhammed ensarları, muhacirleri, medine'deki arap kabilelerini ve yahudilerin ileri gelenlerini bir araya toplar. her ne kadar inançlar farklı olsa bile, hz. muhammed yine de, askeri, ekonomik, siyasi ve s. konulardaki görüşlerini ortaya koyar ve bir danışma başlatır. herkes, medine'de bir şehir devletinin kurulması hususunda ittifak eder.
buna göre, tüm kabileler kendi işlerinde serbest olacaktı fakat iş medine'nin savunulmasına gelince herkes ortak olacaktı. çözülemeyen hukuki sorunlar, merkezi otoriteye danışılacaktı.
işte bunlar, ilk islam devletinin temellerinin atılmasının işaretiydi. ayrıca bu olayla birlikte, bazı tarihçilere göre dünya tarihindeki bilinen ilk yazılı anayasal belge oluşturulmuştur.
daha sonraları hz. muhammed'in kurmuş olduğu bu devlet, geniş bir şekilde yayılmış ve birçok bölge hatta bazı ülkeler bile fethedilmiştir. hz. muhammed, arabistan'ın tamamını fethederek müslüman hakimiyetinde olan tek bir yönetim altında birleştirmiştir. hz. muhammed'in kurduğu bu devlet, her ne kadar o dönemde imparatorluk olarak anılmamış olsa bile, 3 kıtaya kadar yayıldığı için imparatorluk denebilir.
ayrıca döneminin süper gücü olan sasani imparatorluğu, ilk islam fetihleri sayesinde yıkılmıştır. bu olay, islam tarihinin en önemli olaylarından biri oluşunun yanı sıra bazıları tarafından ortaçağ ve dünya tarihinin de en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. bundan ilave döneminin diğer bir süper gücü olan bizans imparatorluğu da, islami fetihler sayesinde çok büyük toprak kayıpları yaşamıştır.
ilk önce, islam öncesinde arabistan'da tek bir devlet yoktu, bunun yerine kabileler ve kabile şefleri vardı. öncelikle, hz. muhammed, medine'de siyasi birlik-bütünlüğü sağlar. daha sonra, şehrin sınırlarını tespit ettirir ve bu sınır, kurulacak olan devletin sınırları olarak belirlenir ve harem bölgesi ilan edilir.
daha sonra, hz. muhammed, nüfusu öğrenebilmek için, müslümanlığı sözü ile açıklayan insanların sayısını belirlettirmiştir. böylelikle burda müslümanların sayısını tespit ettirmiştir. burda yani medine'de müslümanlar arasında birlik-beraberlik sağlanınca, hz. muhammed burda yerleşmiş diğer kabilelerle barış içinde yaşamak ister. bunun için anayasanın altyapısının belirlenmesi ve diğer bizans gibi çok güçlü topluluklara karşı da önlemler alınması gerekiliyordu.
orta arabistan'ın bazı bölgeleri bizans gibi döneminin süper güçlerinin elindeydi. bu bakımdan, onların saldırma ihtimalleri de olabilirdi. buna karşı bir tedbir almak için hz. muhammed ensarları, muhacirleri, medine'deki arap kabilelerini ve yahudilerin ileri gelenlerini bir araya toplar. her ne kadar inançlar farklı olsa bile, hz. muhammed yine de, askeri, ekonomik, siyasi ve s. konulardaki görüşlerini ortaya koyar ve bir danışma başlatır. herkes, medine'de bir şehir devletinin kurulması hususunda ittifak eder.
buna göre, tüm kabileler kendi işlerinde serbest olacaktı fakat iş medine'nin savunulmasına gelince herkes ortak olacaktı. çözülemeyen hukuki sorunlar, merkezi otoriteye danışılacaktı.
işte bunlar, ilk islam devletinin temellerinin atılmasının işaretiydi. ayrıca bu olayla birlikte, bazı tarihçilere göre dünya tarihindeki bilinen ilk yazılı anayasal belge oluşturulmuştur.
daha sonraları hz. muhammed'in kurmuş olduğu bu devlet, geniş bir şekilde yayılmış ve birçok bölge hatta bazı ülkeler bile fethedilmiştir. hz. muhammed, arabistan'ın tamamını fethederek müslüman hakimiyetinde olan tek bir yönetim altında birleştirmiştir. hz. muhammed'in kurduğu bu devlet, her ne kadar o dönemde imparatorluk olarak anılmamış olsa bile, 3 kıtaya kadar yayıldığı için imparatorluk denebilir.
ayrıca döneminin süper gücü olan sasani imparatorluğu, ilk islam fetihleri sayesinde yıkılmıştır. bu olay, islam tarihinin en önemli olaylarından biri oluşunun yanı sıra bazıları tarafından ortaçağ ve dünya tarihinin de en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. bundan ilave döneminin diğer bir süper gücü olan bizans imparatorluğu da, islami fetihler sayesinde çok büyük toprak kayıpları yaşamıştır.
devamını gör...
fırından yeni çıkmış ramazan pidesine tereyağı sürmek
kalp damar hastalıklarına "gel oğlum gel, pılını pırtını toplamadan gel" demektir.
devamını gör...
championship manager
dlc taribo west'i boştayken almamış olan bu oyunu oynadım demesindir.
devamını gör...




