zamanın rengi
sulu boya yaparken, bardakta karıştırdığımız fırçadan akan boyalarla karışmış su gibi... bulanık.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
yengemiz domestic'e almış bir yüzük
isteseymiş usulünce yok mu bir büyük
yazmaz bunu hiçbir kanun, hiçbir tüzük
kafiyeye uymak çok zormuş dostlar
isteseymiş usulünce yok mu bir büyük
yazmaz bunu hiçbir kanun, hiçbir tüzük
kafiyeye uymak çok zormuş dostlar
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
bu başlığın altında yazan tanımların kitaplar hakkında bilgi vermesini çok isterdim.
örneğin; bir yazar bu başlığa yazdığı kitap için hangi bölümüne geldiğini, kitabın ona verdiği hazzı veya rahatsızlığı, okunma zorluğu, nereden aldığı, indirimden mi almış hediye mi gelmiş bu tür bilgileri yazmasını isterdim.
bu bilgiler yazılmadığı takdirde sadece bir anket doldurulmuş olur. hım şu yazar şu kitabı okuyormuş der geçeriz.
örneğin; bir yazar bu başlığa yazdığı kitap için hangi bölümüne geldiğini, kitabın ona verdiği hazzı veya rahatsızlığı, okunma zorluğu, nereden aldığı, indirimden mi almış hediye mi gelmiş bu tür bilgileri yazmasını isterdim.
bu bilgiler yazılmadığı takdirde sadece bir anket doldurulmuş olur. hım şu yazar şu kitabı okuyormuş der geçeriz.
devamını gör...
jan van eyck
gençliğine dair tarihi bir bilgi bulunmamakla beraber kendisiyle ilgili bilgilerimiz 1422 sonrasında başlıyor.

en ünlü eserlerinden biri arnolfini'nin evlenmesi isimli tablosu giovanni arnolfini'nin ve giovanna cenami'nin evliliğini temsil ettiği düşünülse de kesin bir bilgi yoktur. asıl karısının 1433'te ölmesi ve bu tablonun 1434'te yapılması arasında ikinci kez evlendiği düşünülüyor. kimilerince ise bu tablo bir evlilik tablosu değildir. ön planda dar alanda boydan yer alan iki varlıklı çifti (giovanni di nicolao arnolfini ve giovanna cenami) görüyoruz. çiftin üstünde yer alan şamdanda tek bir mum yanmaktadır, bu mum hz. isa'nın varlığını ve insanlığın geçiciliğini temsil etmektedir. ön planda yer alan köpek ise evliliğin sadakatini temsil etmektedir. çiftin arkasında dış bükey bir ayna bulunmakta bu ayna sayesinde ressamı ve diğer figürleri arkadan bir göz gibi görebilmekteyiz. bu dış bükey aynanın dış bezemesi olarak da daire biçimleri bulunmakta. bu daire biçimlerinin içinde ise hz. isa'nın kutsal sahnelerine yer verilmiştir. böylesine ufak bir alana detaylı bir çalışma gerçekten hayret verici açıkçası. eserin boyutlarından bahsetmek gerekirse genişliği 60, uzunluğu 82 cm'dir.

en ünlü eserlerinden biri arnolfini'nin evlenmesi isimli tablosu giovanni arnolfini'nin ve giovanna cenami'nin evliliğini temsil ettiği düşünülse de kesin bir bilgi yoktur. asıl karısının 1433'te ölmesi ve bu tablonun 1434'te yapılması arasında ikinci kez evlendiği düşünülüyor. kimilerince ise bu tablo bir evlilik tablosu değildir. ön planda dar alanda boydan yer alan iki varlıklı çifti (giovanni di nicolao arnolfini ve giovanna cenami) görüyoruz. çiftin üstünde yer alan şamdanda tek bir mum yanmaktadır, bu mum hz. isa'nın varlığını ve insanlığın geçiciliğini temsil etmektedir. ön planda yer alan köpek ise evliliğin sadakatini temsil etmektedir. çiftin arkasında dış bükey bir ayna bulunmakta bu ayna sayesinde ressamı ve diğer figürleri arkadan bir göz gibi görebilmekteyiz. bu dış bükey aynanın dış bezemesi olarak da daire biçimleri bulunmakta. bu daire biçimlerinin içinde ise hz. isa'nın kutsal sahnelerine yer verilmiştir. böylesine ufak bir alana detaylı bir çalışma gerçekten hayret verici açıkçası. eserin boyutlarından bahsetmek gerekirse genişliği 60, uzunluğu 82 cm'dir.
devamını gör...
istanbul'da penceresi dahi olmayan 900 liralık oda
veis ateş’in oğlunun odasında da pencere bulunmuyordu.
bir televizyon programında, yediği rüşvetlerin önüne geçecek dram dolu konuşması geldi aklıma…
bir televizyon programında, yediği rüşvetlerin önüne geçecek dram dolu konuşması geldi aklıma…
devamını gör...
erkek kanka
yok artık ne yedek sevgilisi. o gözle baktığım birine neden kanka diyeyim ki baştan belli ederim niyeti. erkek kankam kankamdır kardeşimdir başka bir şey olamaz olmadı da hiç.
devamını gör...
ulrich von wilamowitz-moellendorff
antik yunan felsefesi ve edebiyatı üzerine otorite sayılan klasik filolog..
hermann alexander diels ve friedrich nietzsche ile beraber okumuş, diels ile yakın bi dostluğu olmasına rağmen niçeyle her zaman çatışma halinde olmuş.. aslında bu tartışma çok geniş bi alanda tartışılması gereken bi konudur. ancak meselenin başlangıcı niçe'nin tragedyanın doğuşu adlı eserini yayımlamasıyladır. bilindiği üzere niçe de bir klasik filologdur ve tragedyanın doğuşu'nda batı kültür tarihini adeta yapı-söküme uğratır*. arkasında -daha sonra ona sırtını dönecek olan- sıkı dostu erwin rohde ve richard wagner gibi iki büyük isim vardır. niçe'nin klasik filoloji özelinde batı kültürüne okuduğu meydan, moellondorff tarafından kabul görür ve ardı ardına yayımladığı makalelerle niçe'yi topa tutar. onu bilim ve kültür düşmanı olmakla suçlar ve wagner'in etkisiyle böyle bi işe kalkıştığını iddia eder. tabi aynı sertlikte makaleler gelir peşi sıra wagner ve rohde tarafından. lakin niçe'de ahir ömründe bu tutumunu bi hayli değiştirecek (bkz: menschliches, allzumenschliches) ve bu tutum değişikliği arkadaşlarıyla arasını da bozacak..
hermann alexander diels ve friedrich nietzsche ile beraber okumuş, diels ile yakın bi dostluğu olmasına rağmen niçeyle her zaman çatışma halinde olmuş.. aslında bu tartışma çok geniş bi alanda tartışılması gereken bi konudur. ancak meselenin başlangıcı niçe'nin tragedyanın doğuşu adlı eserini yayımlamasıyladır. bilindiği üzere niçe de bir klasik filologdur ve tragedyanın doğuşu'nda batı kültür tarihini adeta yapı-söküme uğratır*. arkasında -daha sonra ona sırtını dönecek olan- sıkı dostu erwin rohde ve richard wagner gibi iki büyük isim vardır. niçe'nin klasik filoloji özelinde batı kültürüne okuduğu meydan, moellondorff tarafından kabul görür ve ardı ardına yayımladığı makalelerle niçe'yi topa tutar. onu bilim ve kültür düşmanı olmakla suçlar ve wagner'in etkisiyle böyle bi işe kalkıştığını iddia eder. tabi aynı sertlikte makaleler gelir peşi sıra wagner ve rohde tarafından. lakin niçe'de ahir ömründe bu tutumunu bi hayli değiştirecek (bkz: menschliches, allzumenschliches) ve bu tutum değişikliği arkadaşlarıyla arasını da bozacak..
devamını gör...
regl ağrısı
erkekler olarak bunu her ne kadar anlıyoruz desekte şekspirin sözü aklıma gelir 'hissedemediğin bir şeyi anlayamazsın'
devamını gör...
ilk kimin aklına geldiği merak edilen şeyler
yumurta, süt, şeker, un karıştırıp kek yapmak ilk kimin aklına geldi merak ediyorum. hadi buldun, e bu kabarmıyor deyip kabartma tozunu kim buldu?
devamını gör...
güneş ülkesi
"avrupa 16. yüzyılın başında 30 yıl süren köylü ayaklanmalarıyla çalkalandı durdu. 13. ve 14. yüzyılların başkaldırılarını 15. ve 16. yüzyılların şanlı ayaklanmaları takip etti. tahtlar yıkılmış, komüncü devletler kurulmuştu, cephelerde kızıl bayraklar görünmüştü ama bu başkaldırıların tamamı kanla bastırıldı. işte campanellanın güneş ülkesi, yüzyıllar süren bu ayaklanmaların manifestosudur..."
diyor kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında. kitabı en iyi anlatan cümleler bunlar sanırım. ben de bu incelememde bu cümlelere ek olarak kitapta dikkatimi çeken noktaları, bu noktalarla ilgili ve kitabın kendisiyle ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
öncelikle kitabın yazarı olan campanella ile başlayalım. campanella dominiken koluna bağlı olarak yetişen, yayımladığı kitap yüzünden 27 yıl boyunca hapis yatan bir rahip. o dönemde en masum insanın bile hapse girebiliyor olmasını bir tarafa bırakırsak campanellanın o kadar yıl yatmasının haklı sebepleri var zira kendisi dönemine göre oldukça radikal fikirlere sahip. fakat o dönemin zihniyetinden de tam anlamıyla sıyrılabilmiş değil, böyle düşünmemin sebebini birazdan açıklayacağım.
bu arada baştan söylemeliyim ki kitabın edebi yönü çok güçlü değil, bu durumun başlıca nedeni yazarın edebi bir kaygı taşımaması, yazarın esas amacı kendi fikirlerini okura iletmek. dolayısıyla ben de kitabın edebi yönünden ziyade anlatmak istediği fikirler üzerinde duracağım daha çok.
kitap cenevizli bir kaptan ile bilge bir kişi arasında geçen diyaloglardan oluşuyor. bu diyaloglarda cenevizli kaptan bilgeye güneş ülkesi adı verilen ütopik bir ülkeyi anlatıyor. ülkenin yönetiminden tutun ekonomisine, mimarisine, sosyokültürel özelliklerine, ülkedeki bilim ve teknolojinin durumuna kadar her şey oldukça detaylı bir şekilde okura aktarılıyor. bilime, teknolojiye, tarihe, astrolojiye ve dine (hatta öyle ki ülkeyi yöneten kişinin aynı zamanda din adamı olması şartı aranıyor.) oldukça önem verdiğini görüyoruz güneş ülkelilerin. tabi söz konusu bilim olunca geniş bir perspektif beklememek lazım yazardan, sonuçta kendisi astımın sebebini kanın pıhtılaşmasına bağlıyor. kitabın yayımlandığı dönemi de düşünecek olursak çok da rahatsız olmadım bu durumdan açıkçası. beni asıl rahatsız eden şey güneş ülkelilerin şiddet temelli ve bazı açılardan yobaz bir toplum olmaları. örneğin anneliği bir statü göstergesi olarak görüyorlar mesela, anne olmayanları cezalandırıyorlar. dine çok önem verdiklerinden bahsetmiştim* hatta öyle ki aynı şekilde din düşmanlarını da cezalandırıyorlar. eğer bu ceza ölüm cezası olacaksa önce cezalandırılan kişinin kendisini öldürmesini istiyorlar, kabul etmezse topluca taşlayarak öldürüyorlar. ayrıca kadın ve erkek bazı alanlarda beraber çalışsa bile bazı alanların kadına uygun olmadığını düşünüyorlar. tabi bunlar kitabın beni rahatsız eden kısımları. köleliğin olmaması, iş alımı yapılırken kişinin ahlaki özelliklerine de bakılması, çocukların eğilimlerine göre meslek seçimi gibi dönemine göre oldukça radikal fikirleri de var yazarın.
tüm bunları değerlendirirsek kitabın okunabilir nitelikte bir ütopya olduğunu söyleyebiliriz ama yüzyıllar önce yazıldığını da unutmayın.
diyor kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında. kitabı en iyi anlatan cümleler bunlar sanırım. ben de bu incelememde bu cümlelere ek olarak kitapta dikkatimi çeken noktaları, bu noktalarla ilgili ve kitabın kendisiyle ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
öncelikle kitabın yazarı olan campanella ile başlayalım. campanella dominiken koluna bağlı olarak yetişen, yayımladığı kitap yüzünden 27 yıl boyunca hapis yatan bir rahip. o dönemde en masum insanın bile hapse girebiliyor olmasını bir tarafa bırakırsak campanellanın o kadar yıl yatmasının haklı sebepleri var zira kendisi dönemine göre oldukça radikal fikirlere sahip. fakat o dönemin zihniyetinden de tam anlamıyla sıyrılabilmiş değil, böyle düşünmemin sebebini birazdan açıklayacağım.
bu arada baştan söylemeliyim ki kitabın edebi yönü çok güçlü değil, bu durumun başlıca nedeni yazarın edebi bir kaygı taşımaması, yazarın esas amacı kendi fikirlerini okura iletmek. dolayısıyla ben de kitabın edebi yönünden ziyade anlatmak istediği fikirler üzerinde duracağım daha çok.
kitap cenevizli bir kaptan ile bilge bir kişi arasında geçen diyaloglardan oluşuyor. bu diyaloglarda cenevizli kaptan bilgeye güneş ülkesi adı verilen ütopik bir ülkeyi anlatıyor. ülkenin yönetiminden tutun ekonomisine, mimarisine, sosyokültürel özelliklerine, ülkedeki bilim ve teknolojinin durumuna kadar her şey oldukça detaylı bir şekilde okura aktarılıyor. bilime, teknolojiye, tarihe, astrolojiye ve dine (hatta öyle ki ülkeyi yöneten kişinin aynı zamanda din adamı olması şartı aranıyor.) oldukça önem verdiğini görüyoruz güneş ülkelilerin. tabi söz konusu bilim olunca geniş bir perspektif beklememek lazım yazardan, sonuçta kendisi astımın sebebini kanın pıhtılaşmasına bağlıyor. kitabın yayımlandığı dönemi de düşünecek olursak çok da rahatsız olmadım bu durumdan açıkçası. beni asıl rahatsız eden şey güneş ülkelilerin şiddet temelli ve bazı açılardan yobaz bir toplum olmaları. örneğin anneliği bir statü göstergesi olarak görüyorlar mesela, anne olmayanları cezalandırıyorlar. dine çok önem verdiklerinden bahsetmiştim* hatta öyle ki aynı şekilde din düşmanlarını da cezalandırıyorlar. eğer bu ceza ölüm cezası olacaksa önce cezalandırılan kişinin kendisini öldürmesini istiyorlar, kabul etmezse topluca taşlayarak öldürüyorlar. ayrıca kadın ve erkek bazı alanlarda beraber çalışsa bile bazı alanların kadına uygun olmadığını düşünüyorlar. tabi bunlar kitabın beni rahatsız eden kısımları. köleliğin olmaması, iş alımı yapılırken kişinin ahlaki özelliklerine de bakılması, çocukların eğilimlerine göre meslek seçimi gibi dönemine göre oldukça radikal fikirleri de var yazarın.
tüm bunları değerlendirirsek kitabın okunabilir nitelikte bir ütopya olduğunu söyleyebiliriz ama yüzyıllar önce yazıldığını da unutmayın.
devamını gör...
popular science türkiye
pandemiden önce düzenli olarak biriktirdiğim, posterleri çevremi sarmış durumda olan bilim dergisi.
devamını gör...
kafa açan kesitler kadınlar günü özel
kendi adıma kadıköy beyefendisi'ne teşekkür ediyorum. ufacık bir şey bile farkındalık adına kıymetlidir benim için.
-hala- ütopik bir şekilde, hiçbir canlının şiddete, cinayete uğramadığı günler diliyorum.
-hala- ütopik bir şekilde, hiçbir canlının şiddete, cinayete uğramadığı günler diliyorum.
devamını gör...
oruç tutan ateist
öğreti evrensel..
başkasının acligina ortak olmak..
niyetini bilemediğimiz şeylere karismiyoruz..
niyet edip de yemediği halt kalmayanlari da gördü bu gözler..
adı oruç olmaz da..
yokluga ortak olmak olur..
başkasının acligina ortak olmak..
niyetini bilemediğimiz şeylere karismiyoruz..
niyet edip de yemediği halt kalmayanlari da gördü bu gözler..
adı oruç olmaz da..
yokluga ortak olmak olur..
devamını gör...
yazarların yazarlarla flörtleşmesi
çok şükür bugün de ifsalandık demelik başlık.
lokomotif gülşen, çıtı pıtı birsen ah bir görsen,cici bici ebru ,esmer banu tanışabilsek. *
(bkz: konuşamam yalnızca yazarlar)
lokomotif gülşen, çıtı pıtı birsen ah bir görsen,cici bici ebru ,esmer banu tanışabilsek. *
(bkz: konuşamam yalnızca yazarlar)
devamını gör...
taksi şoförlerine son zamanlarda artan nefret
"kaldı ki klavye arkasından atıp tutanlar bu yazdıklarını yüzlerine karşı söyleseler bir temiz dayak yiyeceklerinden emin olabilirler."
denilmiş... ondan %100 eminiz zaten çünkü başka bir işe giremeyen ne kadar ipsiz sapsız sabıkalı tip varsa başta taksicilik olmak üzere şoförlük ile ilgili alanlara yöneliyor türkiye'deki berbat sistem yüzünden. "imi irilirindi iyi insinlirdi vir ühü." diye gelmenin manası yok. biz de biliyoruz olduğunu her yerde iyi insanlar var* zaten. adamlar öyle bir saçmaladı ki sadece ücrette yediğimiz kazıkla kalınca neyse ki kötü bir şey olmadı diye rahatlayacak duruma geldik. yalnız bir kadının taksiye binmeye korktuğunu falan da söylememe gerek yok sanırım. nedenini hepimiz biliyoruz; denetlenmeyen ve hatta çoğu zaman uygun olmayan insanlar tarafından yapılıyor söz konusu meslek. güya denetim altındaki belediye otobüsü şoförlerinin bile zaman zaman ne tür saçmalıklara imza attığı herkesin malumu. elbette insanlarla uğraşmak zorunda kalan herkes bir yerde saçmalar ama benim bahsettiğim adli vakalara konu olabilecek cinsten absürtlükler. belediyede en azından şikayet edilebilecek bir merci var. tabii iyi çalışmayan kurumlarda sonuç alınamıyor orada da. taksi şoförleri ise başta istanbul olmak üzere özellikle büyük şehirlerde mafyaya bağlamış durumda. adamlar kendi halinde ulaşım hizmeti veren firmalardan tutun halk tarafından seçilmiş yöneticilere kadar herkesi tehdit ediyor. e böyle bir durumda da insanların " klavyenin arkasından atıp tutması" çok normal; korkuyor insanlar çünkü. korkuyoruz kardeşim. insanları her yere güvenle götürmesi için ulaşım hizmeti veren meslek elemanları resmen insanların korkulu rüyası oldu. utanılacak yere hâlâ asarız, keseriz, döveriz muhabbeti yapılıyor. adam dövmeyi marifet sanan gerzekler de bu ülkenin kanayan yarası zaten alüminyum.
bakın daha saçma sapan ücret tarifeleri, indi-bindi muhabbetindeki kazık fiyatlar ve özellikle yerli yolculara yapılan kısa mesafe adiliğinden bahsetmedim bile. özetle bu arkadaşlar hakkındaki sorunlar saymakla bitmiyor. işini düzgün yapan insanları tenzih ederim ancak ortada nur topu gibi bir sorunumuz var.
denilmiş... ondan %100 eminiz zaten çünkü başka bir işe giremeyen ne kadar ipsiz sapsız sabıkalı tip varsa başta taksicilik olmak üzere şoförlük ile ilgili alanlara yöneliyor türkiye'deki berbat sistem yüzünden. "imi irilirindi iyi insinlirdi vir ühü." diye gelmenin manası yok. biz de biliyoruz olduğunu her yerde iyi insanlar var* zaten. adamlar öyle bir saçmaladı ki sadece ücrette yediğimiz kazıkla kalınca neyse ki kötü bir şey olmadı diye rahatlayacak duruma geldik. yalnız bir kadının taksiye binmeye korktuğunu falan da söylememe gerek yok sanırım. nedenini hepimiz biliyoruz; denetlenmeyen ve hatta çoğu zaman uygun olmayan insanlar tarafından yapılıyor söz konusu meslek. güya denetim altındaki belediye otobüsü şoförlerinin bile zaman zaman ne tür saçmalıklara imza attığı herkesin malumu. elbette insanlarla uğraşmak zorunda kalan herkes bir yerde saçmalar ama benim bahsettiğim adli vakalara konu olabilecek cinsten absürtlükler. belediyede en azından şikayet edilebilecek bir merci var. tabii iyi çalışmayan kurumlarda sonuç alınamıyor orada da. taksi şoförleri ise başta istanbul olmak üzere özellikle büyük şehirlerde mafyaya bağlamış durumda. adamlar kendi halinde ulaşım hizmeti veren firmalardan tutun halk tarafından seçilmiş yöneticilere kadar herkesi tehdit ediyor. e böyle bir durumda da insanların " klavyenin arkasından atıp tutması" çok normal; korkuyor insanlar çünkü. korkuyoruz kardeşim. insanları her yere güvenle götürmesi için ulaşım hizmeti veren meslek elemanları resmen insanların korkulu rüyası oldu. utanılacak yere hâlâ asarız, keseriz, döveriz muhabbeti yapılıyor. adam dövmeyi marifet sanan gerzekler de bu ülkenin kanayan yarası zaten alüminyum.
bakın daha saçma sapan ücret tarifeleri, indi-bindi muhabbetindeki kazık fiyatlar ve özellikle yerli yolculara yapılan kısa mesafe adiliğinden bahsetmedim bile. özetle bu arkadaşlar hakkındaki sorunlar saymakla bitmiyor. işini düzgün yapan insanları tenzih ederim ancak ortada nur topu gibi bir sorunumuz var.
devamını gör...
karma puanı yükseltme
garibanlara el atalım, rütbemizi alıp merakımızı giderip sırra kadem basacağız zaten.
devamını gör...
medeniyete canavar diyen marş
öncelikle hilal ve yıldızlı bayrak 1453 haziranından beri osmanlı tarafından kullanılır. aynı zamanda bayrağın dinle yada ırkla bir ilgisi yoktur tamamen doğu roma'nın konstantinapolis şehrinin resmi bayraģıdır. hatta doģu roma imparatorluģunun paralarıda üzerinde ay-yıldız şeklinde tasarlanmıştır. buradan görebilirsiniz. bu durumda akif mükemmel edebi sanatlı şaheserini isevi geçmişe mi yazmış oldu?
daha sonra "garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar" dizesi örnek verilmiş ancak ne hikmetse sadece garp kelimesinden yola cıkılıp barbar falan denmiş:) burada kıtanın tamamını okursanız eğer tamamen batının güclü silahları olsada dogunun iman gücü vardıra getirilmiş bir anlam bulursunuz. ki arama moturuna yazın en salak sitede bile burdaki yazarların yorumlarını bulamassınız. öyle çileden çıkarıcı yani.
sonuç olarak insanları o zavallı kücük beyinlerinizle itham etmeden önce bir düsünün bunlar acaba dogru mu diye. hayatınızda safahat bile okumamış hatta elinize bile almamış olup, burada lise yılları sòz sanatlarından falan bahsedemezsiniz. evet bende dönemin şartlarında yapılabilen en iyi marş budur ve degistirmek belki emeğe saygısızlık olur diye düsünüyorum ama bu, şöyle harika bisey böyle kriptolu bişey falan demeyi gerektirmiyor. hatta verdiğiniz intihalli tez yazan iktidar yalakalarının kaleminden cıkan bilgileri vermemenizi öneririm cünkü gerçeģini bir bilen çıkar :)
not: halil inalcık ve ilber ortaylı osmanlıları müslüman romalılar olarak tanımlar. bunu da belgelere dayandırarak yaparlar. arşivlere gidip araştırmadan sadece kitap alarak bu bilgileri öğrenebilir ve hatta anlatabilirsiniz bile. belki dini deyim kullanıp laf sokuşturarak komik olduğunuzu düsünmenizi de engeller.
daha sonra "garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar" dizesi örnek verilmiş ancak ne hikmetse sadece garp kelimesinden yola cıkılıp barbar falan denmiş:) burada kıtanın tamamını okursanız eğer tamamen batının güclü silahları olsada dogunun iman gücü vardıra getirilmiş bir anlam bulursunuz. ki arama moturuna yazın en salak sitede bile burdaki yazarların yorumlarını bulamassınız. öyle çileden çıkarıcı yani.
sonuç olarak insanları o zavallı kücük beyinlerinizle itham etmeden önce bir düsünün bunlar acaba dogru mu diye. hayatınızda safahat bile okumamış hatta elinize bile almamış olup, burada lise yılları sòz sanatlarından falan bahsedemezsiniz. evet bende dönemin şartlarında yapılabilen en iyi marş budur ve degistirmek belki emeğe saygısızlık olur diye düsünüyorum ama bu, şöyle harika bisey böyle kriptolu bişey falan demeyi gerektirmiyor. hatta verdiğiniz intihalli tez yazan iktidar yalakalarının kaleminden cıkan bilgileri vermemenizi öneririm cünkü gerçeģini bir bilen çıkar :)
not: halil inalcık ve ilber ortaylı osmanlıları müslüman romalılar olarak tanımlar. bunu da belgelere dayandırarak yaparlar. arşivlere gidip araştırmadan sadece kitap alarak bu bilgileri öğrenebilir ve hatta anlatabilirsiniz bile. belki dini deyim kullanıp laf sokuşturarak komik olduğunuzu düsünmenizi de engeller.
devamını gör...
bilgi
güçtür. tam tersi de doğrudur, bilgisizlik güçsüzlüktür.
devamını gör...
yazarların üniversitedeki yoksulluk anıları
başlık sahibine seslenerek diyorum ki; çok güzel bir anıymış. arkadaşının akıbeti ve senin adına üzüldüm.
ben de param dibe yaklaştığında sigarayı bırakırdım. üniversite hayatım boyunca 13 kere sigarayı bırakmışlığım var :))
ve param, memlekete bir bilet alacak seviyeye düştüğünde o bileti alır giderdim :/
ben de param dibe yaklaştığında sigarayı bırakırdım. üniversite hayatım boyunca 13 kere sigarayı bırakmışlığım var :))
ve param, memlekete bir bilet alacak seviyeye düştüğünde o bileti alır giderdim :/
devamını gör...
(tematik)
fıtnat hanım
divan edebiyatının kadın şairleri arasında en çok bilinenidir. şeyhülislam esat efendi'nin kızıdır.
şiirlerini çoğunlukla nazire şeklinde yazmıştır.
lugaz ve muamma (bilmece) yazmaktan oldukça hoşlandığı bilinmektedir.
şiirlerini çoğunlukla nazire şeklinde yazmıştır.
lugaz ve muamma (bilmece) yazmaktan oldukça hoşlandığı bilinmektedir.
devamını gör...