103 emekli amiral imzasıyla, tbmm başkanı mustafa şentop'un montrö boğazlar sözleşmesi'ne ilişkin sözleri sonrası başlayan tartışmalara ve deniz ikmal komutanı tuğamiral mehmet sarı'nın "takke ve cübbe" giydiği bir fotoğrafının basına yansımasına ilişkin olarak yayımladıkları bildiri hakkında soruşturma başlatıldı.


buradan
devamını gör...

ülkemiz için 15 şubat'ın daha anlamlı olduğunu söylemek isterim.
devamını gör...

sigarayı bıraktıktan sonra evimi aldım arabamı aldım... klişesi bir yana, sigarayı bırakınca nefes almaya başladım gerçekten.
o pis koku yok artık, içerken farkında olmuyorsunuz o kokunun çünkü içiniz dahil bütün vücudunuz kokuyor leş gibi. sigarayı bırakınca sigara içenlerden kaçar oldum o kokuyu almamak için, nefesimi kesiyor çünkü.
uykularım bile daha sağlıklı hale geldi, uykumu alarak kalkmaya başladım sabahları ve ilginçtir uyku sürem azaldı.
dişlerimi kurtardım artık daha sağlıklı görünüyorlar. sigara sarartıyor çünkü sigaranın yanında çay da içiyordum ve dişlerin en büyük düşmanı bu ikili. bayır çıkarken, ya da koşarken, halı sahada hemen nefesim kesilmiyor artık. daha sağlam ve derin nefesler alabiliyorum.

evi arabayı gerçekten aldım.

edit: ufak bir ayrıntıyı atlamışım. 20 sene sigara içtim, 2 sene önce bıraktım.
devamını gör...

ülkemiz için düşünürsek gayet basit cevabı.
dinî dayatmalar ve her olaya dini sokuşturmaları. herhangi bir din ya da yaratıcının adı bu kadar fazla dile getirilmemelidir. ha, eğer getiriliyorsa da * o zaman gerçekten söylenen şeylerin yapılması gerekir. insanların inançlarını ağıza sakız etmeye lüzum yok.
devamını gör...

peşin hüküm. olumlu ya da olumsuz... geçmişte böyle olmuştu sözünün kolayca yeni bir işe eklenmesi durumu .
çok sevilen bir sanatçının yeni albümün de iyi olacağını düşünmek ya da kötü senaryolar çıkarmış bir senaristin yeni senaryosuna şans vermemek gibi durumlara yol açar.
fanatizmin ve ikinci şansları yitirmenin nedeni,
kırılması gereken davranış. kırılmıyorsa da esnemek için çaba gösterilmesi gereken davranış biçimi.
hayat süreklilikse biz de hep değişiyorsak neden olmasın, değişebiliriz. (bu da bir önyargı cümlesi oldu!)
devamını gör...

türk milleti, türklük, türkçülük, türk düşmanları ile alakalı şeyler yazıldığında başlığa damlayıp kinini kusan bir kaç zagros beslemesinin mevcut olduğu ve yazılanlara da 'özgürlük' adı altında göz yumulduğu aşikardır.
bunların bir de siyasal islamcıları mevcut ama şu anın konusu değil.
sanal kimliklerin arkasına saklanıp türklüğün kutsallarına salya akıtmaya çalışan ve bunu marifet sayan bu utanmazlara karşı her zaman ve her yerde mücadelemiz devam edecektir.

başbuğ atatürk'ün de söylediği üzere:


ülkeniz sizindir, türklerindir. bu ülke, tarihte türktü, bugün de türktür ve sonsuza dek türk olarak yaşayacaktır.
devamını gör...

rene karl wilhelm johann josef maria rilke

hayatı, adı kadar uzun değildi.

alman lirik şiirlerinin önemli şairlerindendir. kısaca hayatına bakmadan önce şunu belirteyim; bizim ülkemizde ne kadar tanınır bilmiyorum ama uzun yıllar yaşadığı viyanada bile sadece edebiyata ilgi duyanlar tanır demek yanlış olmaz. oysa edebiyat dünyasına etkisi büyük, ancak değeri yeterince bilinmeyen bir şairdir. sonuçta aynı şehrin havasını soluduk. ben iyi tanırım.

prag/çekya 1875 doğumlu avusturyalı şair. o dönem prag avusturya macaristan imparatorluğu sınırları içerisindedir. franz kafkanın da prag doğumlu bir avusturyalı olduğunu tekrar hatırlatalım. bu iki ustanın doğum ve ölüm yılları birbirine yakındır. kafka 41 yaşında hayata veda eder, rilke 51.

9 yaşında viyana’ya gelir ve eğitimine devam eder. sonrasında avusturya’nın bir başka şehri olan st. pölten’de askeri okula devam etse de aklı hem prag’da hem edebiyattadır. askeri okul sonrası prag’a dönerek edebiyat ve sanat tarihi eğitimi alır. ilk şiirleri burada yayımlanır. eğitimine önce münih sonra berlin’de devam eder.

şiirlerine yansıyacak değişimi, münih yıllarında olur. burada bir kadın şair ile tanışır. lou anderas salome, bizim pos bıyıklı felsefecimiz nietzsche’nin aşık olduğu kadındır. rilke, salome ile felsefe ve nietzsche görüşleriyle tanışır ve bunu şiirlerine yansıtır. hayatı yolculuklarla geçer. salome ile rusya’ya gider ve tolstoy ile tanışır. o dönem rusya’da halkın yaşadığı yoksulluğu görür ve bunu şiirlerine yansıtır. sonrasında paris, viyana ve hayata veda ettiği şehir montreux.

kime ait olduğunu bilmediğiniz bir şiir okuduğunuzda, bu rilke’nin dizeleridir dersiniz. o denli kendine has bir dili vardır.

bir önceki yazımda, rilke’ye ait bir sözü aklımda kalan kısmıyla yazmıştım. sonrasında sözlük yazarlarından benim için yeri her zaman özel olan ve olacak @merdumgiriz_ bu sözün, odasında bir poster olarak duvarında olduğunu yazdı. bir şair, iki kafa sözlük yazarını güzel bir tesadüfle bir araya getirdi. sanırım rilke artık ikimiz için daha özel bir şair oldu.

sözlerimizi şaire ait bir sözle bitirelim. ben türkçe çevirilerini bulamadım. kendim çevirip şuraya bırakayım.

“und der mut ist so müde geworden und die sehnsucht so groß.”
(ve cesaret çok yorgun düştü ve özlem çok büyük.)

bu yazıyı yazmama vesile olan @merdumgiriz_ e çok teşekkürler.

kaynak: rilke’ye gider
devamını gör...

oydu bir bakışta tanıdım onu
kuşlar bakımından uçarı
çocuk tutumuyla beklenmedik
uzatmış ay aydınlık karanlığıma
nerden uzatmışsa tenha boynunu...
devamını gör...

her gecen yıl birer birer masadan eksiliyor dostlar..
devamını gör...

günlük hayatta sık karşılaştığımız fakat adını bilmediğimiz hastalık.

dünyanın en kısa kadını* olan jyoti amge
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


çaycı hüseyin*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


tyrion lannister*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir yerde biriyle şans eseri tanışıp samimi olmaya okyanus etkisi denir.
devamını gör...

hala belamız olmaya devam eden kavramdır. şarkının yazıldığı tarih* göz önüne alındığında aşırı üzücü olan durumdur aynı zamanda. bilmeyen yoktur muhtemelen ama bilmeyen ya da dinlemek isteyenler için;

devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

beni bu yaratıkla yalnız bıraktılar sonunda, ama hayır, yalnız bırakmakla kalmadılar, bir hücreye de tıktılar, her şeyden çok korktuğum bu yaratıkla, kendi kendimle. biliyor musun nasıldır insanın kendi eline bırakılması,kendiyle başbaşa kendi insafına terk edilmesi. ille de korkunçtur diyemem ama bu dünyada yaşadığımız en akıl almaz serüvenlerden biridir: insanın kendisiyle yüz yüze gelmesi.
wolfgang borchert-ama fareler uyur geceleyin
devamını gör...

herkes dedi merak içinde, ölümden sonra hayat var mı diye?
boşuna düşünürler, sanki hayat varmış gibi ölümden önce
(bkz: insanlık halleri)
(bkz: fahişe)
devamını gör...

adam sözlükten kar amacı gütmüyor cidden ikna oldum. bi sandalye alalım reise.
devamını gör...

sanırım bu özelliklerin en başında türk kimliği hariç her türlü kimliği savunmak gelir. bu kişiler için tüm diğer kimlikler, türklüğe karşı savunulması gereken birer cephedir.

bu kişilere göre ırkçılığın tanımı, türküm diyebilmektir. eğer türklük dışındaki herhangi etnik kimliğe sahip olduğunuzu iddia ediyorsanız, bu sizin en doğal insani hakkınızdır.

bu kişiler açısından, türk tarihini övmeniz sizin insafa gelmez azılı bir faşist olduğunuz anlamına gelebilir.

atatürk'ü adının anılması, bu kişilerin başını döndürüp gözlerini karartır. suratlarında gizli bir nefret ifadesi belirir.

eli kanlı, kafatasçı bir faşist olmak için ağzınızdan türk adının çıkması bile yeterlidir.

tarih bilgileri, türklerin tüm tarih boyunca haksızlık yaptığı üzerinedir. diğer tüm milletler türklerin sahip oldukları üzerinde hak sahibidirler. türkler ise en fazla istilacı veya hırsız olabilirler.

son olarak, bu kişiler türklerin hiçbir konuda haksızlığa uğrayamayacağını düşünürler.
devamını gör...

tanımlarını beğenerek okuduğum, takip ettiğim, tanımlarımı beğenen, #733599 nolu tanımı ile beni güldüren yazarım.
hala gülüyorum daha da bir şey yazamayacam.
devamını gör...

bozkurt destanı türk soyunun kaynağını belirler ve onun devam özelliklerini taşıyan ergenekon destanı türklerin gelişip güçlenmesi, yayılma ve büyüme dönemlerini anlatır.
çin kaynaklarında bozkurt destanı'nın bittiği yerde, ergenekon destanı başlar. bu doğrultuda da destanların devam niteliğinde olduğu fikri kabul görür.
efsanenin kökleri ve ana motifleri göktürklere aittir. *
ergenekon, türklerin çift sürüp avlandığı, maden işlediği etrafı aşılmaz dağlarla çevrili olan kutsal topraklarıdır.
destanın ana motiflerinden biri 'demirci' dir. demirci demir madenini bulmuş, eritmiş ve bozkurt'un önderliğinde ergenekon' dan çıkmışlardır.
orta asya türkleri, ergenekon'dan çıkış gününü kızgın demir döverek hala anar ve kutlarlar.
aşağıda ilk önce destanın şecere-i türkî'de aktarılmış şeklini daha sonra da' türk kültüründe nevruz ve anadolu’da nevruz
kutlamaları' adlı abdullah şengül makalesinde ergenekon bayramı olarak da geçen bahar kutlamalarına dair bir kesit bırakıyorum.
ancak tüm bunlardan önce destan hakkında ilk kaynak olarak aldığım anthony e. ocean'ın türk mitolojisi kitabı destanın göktürklere ait olduğunu, şecere-i türk'te moğallara ait olduğunu son olarak hatice emel'in nevruz makalesinde de genel kanı olarak ergenekon'un hunlara ait olduğunu okudum. bu konuda yetkinliğim hissikablelvukudan öteye geçmemekle birlikte ben de göktürklere ait olduğunu düşünüyorum.

şecere-i türkî’de bu olay şöyle anlatılır:
“(…)ilhan’ın oğulları bu muharebede ölmüşlerdi, ancak en küçüğü olan kıyan kalmıştı. kıyan o sene evlenmişti. (…) nüküz de henüz o sene evlenmişti. bunların ikisi de aynı bölükten olan iki
adama düşmüşlerdi. muharebeden on gün sonra bir gece atlanıp karılarıyla beraber kaçtılar. muharebeden evvel
ordu kurdukları yere geldiler. düşmandan kaçıp gelen dört türlü mal (deve, at, öküz ve koyun) buldular. hasbıhâl edip dediler ki: “burada kalsak, bir gün olur düşmanlarımız bizi bulurlar, bir kabileye gitsek, etrafımız hep düşman kabilelerdir; iyisi dağlar arasında kimsenin daha yolu düşmemiş olan bir yere gidip oturalım.” sürülerini sürüp dağlara doğru yürüdüler. yabanî koyunların yürüdükleri bir yolu tutup tırmanarak yüksek bir dağın boğazına
vardılar. oradan tepeye çıkıp diğer yanına indiler. oraları iyice muayene ettiler, gördüler ki geldikleri yoldan başka yol yoktur ve o yol da öyle bir yol ki bir deve ve bir keçi bin güçlükle yürüyebilirdi; eğer biraz ayağı sürçse düşer parça parça olurdu. vardıkları yer geniş ve bir nihayetsiz ülke idi; içinde akarsular, membalar, türlü otlar, çayırlar, meyveli ağaçlar, türlü türlü avlar vardı. bunu görünce tanrı’ya şükürler kıldılar. kışın mallarının etini yer,
derilerini giyerler, yazın sütünü içerlerdi. oraya (ergenekon) adını verdiler. ‘ergene’nin manası ‘bir dağın kemeri’, ‘kon’un manası ‘dik’tir; orası dağın kırı (dağın en yüksek yeri) idi. burada kıyan ve nüküz’ün oğulları çoğaldı.
kıyan’ın oğulları ötekininkinden daha çok oldu. kıyan’ın oğullarına, kıyat; nüküz’ün oğullarının bir kısmına nüküzler, bir kısmına da dürlükin dediler. kıyan diye dağdan şiddetle ve sür’atle inen sele derler. ilhan’ın oğlu güçlü ve
tez bir adam olduğundan ona bu ismi vermişlerdi. ‘kıyat’, ‘kıyan’ın cemidir. bu iki kişinin nesilleri uzun bir müddet ergenekon’da kaldılar. çoğaldıkça çoğaldılar. kabileler meydana geldi. (…) dört yüz sene sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki artık oralara sığmadılar. bunun üzerine kenkaş (müzakere) ettiler ve “babalarımızdan işitirdik ki ergenekon’un dışarısında geniş ve güzel bir memleket varmış, atalarımız orada otururlarmış. tatar baş olup başka kabileleri bizim urukumuzu kırıp yurdumuzu almışlar. artık tanrı’ya şükür, düşmandan korkarak dağda kapanıp kalacak hâlde değiliz. bir yol bulup bu dağdan göçüp çıkalım. bize dost olanla görüşür, düşman olanla güreşiriz” dediler. herkes bu fikri beğenip yollar aradılar. mümkün olup bir yol bulamadılar. bir demirci: “ben bir yer gördüm, orada demir madeni var. zannedersem bir kattır. eğer onu eritirsek yol buluruz.” dedi. o yeri gidip gördüler ve demircinin sözünü musib (münasip) buldular. millete odun ve kömür vergisi saldılar. herkes vergisini getirdi, bir sıra odun, bir sıra kömür olmak üzere dağın böğründeki çatlağa istif ettiler. dağın tepe ve diğer yanlarına da odun ve kömür yığdıktan sonra deriden yetmiş körük yapıp yetmiş yere kurdular; ateşleyip hepsini birden körüklediler. tanrı’nın kudretiyle demir eriyip yükle bir deve geçecek kadar bir yol açıldı. o ayı, o günü, o saati belleyip dışarı çıktılar. işte o gün moğollarca bayram sayıldı. o vakitten beri bu halas günü moğollar bayram yaparlar. (…) bu
güne çok itibar edip: “zindandan çıkıp ata yurduna geldiğimiz gün” derler.”



türk kültüründe nevruz/ergenekon bayramı

nevruz, yenisey-orhun çevresinden, altaylara, oradan da hun türklerinin
avrupa’ya yürümesiyle macaristan’a ve balkanlar’a ulaşmış, 800’lü yıllardan
itibaren hazar’ın güneyinden anadolu’ya ve mezopotamya denilen bölgeye taşınarak
daha geniş bir coğrafyaya yerleşmiştir.
islamiyet’i kabul etmiş olan türk topluluklarında bu törenler, dinî öğreti ile
çatışmamak için, sürgün avı, toy, şölen, yuğ vb. gibi âdetlerden biri olarak devam
edegelmiş, “yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma, uyanma, dirilme” gibi nitelikleriyle günümüze bütün bir türk dünyasının ortak kültür mirası olarak intikal
etmeyi başarmıştır. en eski türk âdetlerinden, bayramlarından biri olduğu bilinen
nevruz, kültürel iletişimin bir gereği ve sonucu olarak çeşitli kültür çevrelerinde farklı anlamlara gelmekte, farklı isimlerle anılmakta ve kutlanmaktadır.
toprağın kış mevsiminde yattığı ölüm uykusundan kalkması, ilkyaz ile yeniden dirilişi, türk destanları içinde karşılığını ergenekon’da bulmuştur. nevruz
kutlamalarının bir diğer adı da “ergenekon bayramı”dır. bu isim geçmişten günümüze
kadar hâlen çeşitli türk boyları arasında canlılığını korumakta, aynı zamanda milletin destanların gücüyle birbirlerine olan güven bağını güçlendirmektedir. ergenekon da böyle bir gelenektir. ebulgazi bahadır han’ın şecere-i türkî’sinde naklettiği ergenekon menkıbesi eski çin kaynaklarının verdiği tarihî olayların bir yankısıdır.ergenekon destanı, çoğu kaynaklara göre büyük hun devleti döneminde teşekkül
etmiştir. hatta, çian ken’in m.ö. 119 yılında, çin imparatoruna sunduğu bir raporda,
bu destandan söz ettiği bilinmektedir.
devamını gör...

kadınları anlamak biraz karmaşık olsa da, bunlara madde madde değineceğim.

varsayımlarda bulunma: herhangi bir kişiyle ilgili her şeyi bildiğinizi düşünürseniz boku yediniz arkadaş ! bir kadını tanımaya başlarken, ne düşündüğü ya da hissettiği hakkındaki varsayımları bırakarak başla. onun hayatı, tercihleri veya temel inançları hakkında her şeyi bildiğin sanma.

örneğin, ilişkisi yoksa, yalnız olduğunu ve bir ilişki aradığını varsaymayın. ayrıca her kadın romantik erkeklerden hoşlanır diye de bir şey yok!

kendi kendine kafanda salak salak şeyler kurmaktan vazgeç! kuruntu yapmadan önce dur ve kendine sor: neden böyle düşünüyorum? buna inanmam için bir sebebim var mı?

karşınızda ki bir birey: asla ve asla unutma, her kadın erkekler gibi benzersiz ve bireyseldir. kendi yaşam öyküsü ve tecrübeleri var. onu tanıdıkça, cinsiyetine ya da nasıl bir kadın “olması gerektiği” konusundaki önyargılarına saplanmadan önce onun bir birey olduğunun farkına var.

'' kadınlar toplum içinde sesli gülemez '' sen kimsin be dalyarak!
'' bacağında kocaman dövmesi var, kesin yollu bu '' hassiktir oradan.

sorular sorun: karşınızda ki kadını anlamanın ve tanımanın en iyi yollarından biri ona sorular sormaktır. soruları çok kişisel veya rahatsız edici hale getirmeyin, özellikle de onu çok iyi tanımıyorsanız. örneğin, ona aşağıdaki gibi şeyler sorabilirsiniz:

'' eğlenmek için neler yaparsın? ''
'' bu konu hakkında ne düşünüyorsun? ''
'' neden bu mesleği yapmaya karar verdin ''

dinleyin: sorular sormak ve sohbet etmek, bir kadını anlamana ancak söylediklerine gerçekten dikkat edersen yardımcı olur. konuştuğunda, söylediklerini anlamak için çaba göster. daha sonra söyleyeceğin şeyi planlayarak tüm konuşmanın içine etme. bunun yerine, onu dinle ve nasıl yanıt vereceğine karar ver. anlattığı bir şeyi anlamadıysan, sor, çekinme ulen!

örneğin, '' diyarbakırlılar dan nefret ediyorsun çünkü onlar tarafından çok fazla kazık yedin doğru mu? ''

vücut diline dikkat: kadınları dinlemek onları anlamanın tek yolu maalesef değil. yüz ifadeleri ve mimikleri gibi sözlü olmayan ipuçlarına da dikkat etmek çok önemlidir. bir kadınla vakit geçirirken veya onunla sohbet ederken yüzünü ve vücut hareketlerini izleyin.

örneğin, göz teması kuruyorsa, gülümsüyorsa ve kollarının sarkmasına izin veriyorsa, muhtemelen rahat hissediyordur. yere bakıp kollarını birbirine bağlıyorsa, gergin, utangaç, sıkılmış hissediyor olabilir.

kendini onun yerine koy: empati yapmak, bir kadını anlamanın en önemli parçasıdır. kendini onun yerinde hayal etmeye çalış. aynı durumda ne yapardın diye kendine sor .

örneğin, kendi kendine şöyle düşünebilirsin, ' cansu'nun bazen canı çok sıkkın gözüküyor, muhtemelen uzun süredir tatil yapmadan çalıştığı için bunalmış ' gibi.

büyük resmi yakala: cinsiyetlerin yasal ve sosyal olarak eşit kabul edildiği bir toplumda yaşıyor olsak bile ( ahahahah ), kadınların bir ton problemleri vardır. kadınları tek tek anlamak için, büyük resme bak ve toplum tarafından yapılan baskıyı anlamaya çalış.

örneğin, bir kadın, kadın olmanın zorluklarından bahsederse, asla ve asla küçümseme, tartışma. açık fikirli ol ve olaylara onun bakış açısından bakmaya çalış.

- çıkarın ulen at gözlüklerinizi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim