kirasını ödeyemediği için 5 çocuğuyla sokağa atılmış anne gibi ortada kaldık.

mağduriyetimizin giderilmesini istiyoruz.
devamını gör...

ilk defa yazdım işe bak. aşk olsun.
gidip tansiyon ilaçlarımı içeyim bari.
devamını gör...

afrika ve asya'nın tropikal bölgelerinde yetişen bu ağacın kabuk ve yapraklarından ateş düşürücü ilaç, onunundan ise kağıt üretimi yapılıyor. dallarına göre oldukça büyük bir gövdesi olan bu ağaç gövdesinde 120 bin litre su depolayabiliyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir evin vardı yokuş başında, orda derip çatardın günlerini
şiddet içeren filmleri seyredemez yaşında
bir gün kırılmış buldun ellerini


devamını gör...

fakir gidip piknik alanında mangal yaparak, zengin evinin bahçesinde barbekü yaparak eğleniyor. tabii ki her insanın başka eģlendiği anlar ve durumlar var ama bu mangal/barbekü olayı ciddi revaçta. bunun et yemenin verdiği hazla bir ilgisi var bence. gerçi et yemeyen de mangalda kapya biber, patlıcan falan közleyip yiyor. demek ki o ızgara ve köz tadının bünyede bir cazibesi var.
doğaya zarar verilmediği sürece, güzel bir eğlence aracı.
devamını gör...

ömrümün uzun bir kısmı hukukçular ile geçtiği için çok iyi bildiğim, uzun yıllardır aynı olan durum.
adam cumhuriyet savcısı çünkü. senle ben mi?
devamını gör...

kızgınlık seviyem. eskiden birine kızdığımda yıllarca küs kalabilir zerre de bundan hayıflanmazdım. yaş aldıkça kızdığım kişilere küsmeyecek kadar yok saydığımı farkettim.


“onlar yoktu
bakıyorlar, bekliyorlar, öldürüyorlardı.insanlara görünmüyorlardı.”

onlar yoktu- dean koontz
devamını gör...

türk işi amy winehouse.
devamını gör...

ııı. selim devlet adamlarından, divan şairi ebubekir kani efendi silistre’de bir rum kıza aşık olur. kız da yaşı elliye yaklaşan kani’yi sever. kızın papaz olan babası bu ilişkiye karşı çıkar. sevgileri zamanla ve
engeller çıktıkça daha da büyür. gel zaman git zaman kızın babası, kani’ye din değiştirirse evliliğe izin verebileceğini söyler. sevdiğinin aşkı için her fedakarlığı yapmaya hazır olan kani bu teklif karşısında “yapmayın papaz efendi, kırk yıllık kani olur mu yani?!” cevabını verir.

kırk yıllık kani olur mu yani deyimi, hayatı boyunca aynı tarzda yaşamış, karakteri – davranışları oturmuş ve herkes tarafından bu şekilde tanınmış kimselerin değişmeyeceği anlamında kullanılmaktadır.
devamını gör...

son zamanlarda, klişe konulardan oluşan türk dizileri.
devamını gör...

(bkz: kilonu hiç belli etmiyorsun)
kilolu muyum yoksa zayıf mıyım, 404 not found.
devamını gör...

erken kalkarlar, kitap okurlar, daha az saçmalık izlerler, hatalarının farkına varırlar, konforlarından vazgeçerler, önceliklerini unutmazlar ve en önemlisi kendilerine güvenirler.
devamını gör...

gökçeada'ya giderseniz muhakkak kaleköy'deki mustafa'nın kayfesi'ne uğrayıp damla sakızlı suyla birlikte ikram edilen dibek kahvesini içmenizi öneririm.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çok basit şeyler söyleyip gideceğim, alınmaca gücenmece yok şimdiden söyleyeyim.

''biz bu kuran'ı sana zahmet çekesin, sıkıntıya düşesin, bedbaht olasın diye indirmedik.'' (tâha suresi, 2)
''kuran'dan, kolay geleni okuyun. ondan kolay geleni okuyun.'' (müzzemmil, 20)

hem aklın apaçıklık ilkesine hem de büyük fıkıh ekollerinin içtihat ve yorumlarına dayanarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: kur'an'dan kolay geleni okumanın bir anlamı da, ibadetlerde onun orijinal metnini okumada zorlananların, anadillerindeki tercümelerle ibadet edebilecekleridir. buhara halkı namazı arapça değil kadim farsça kılıyordu ve rükuya giderken ''kinita nikinet'' secdeye giderken ''nikunya nikuni'' diyorlardı. mezheplerin içerisinde en esnek sayılan mezhebe dahilsiniz zaten, hanefi mezhebi bu konularda gayet esnek. imam hanife farsça namaz kılmakta bir sorun olmadığını söyleyen mezhep imamı.
ebû hanîfe, ''şayet biri namazına farsça tekbir getirerek başlasa ve namazını da farsça okusa, bu kişi arapça'yı iyi biliyorsa da namazı caizdir'' demiştir.
bu bahsi burada kapattık.

bunları bir kenara bırakıp, türkler'in islam'ı kabul etmesi ile ilgili birkaç şey ekleyelim.
ermeniler, soykırım diyebiliyorlar. rumlar, topraklarımızdan sürüldük, yerimizden edildik diyebiliyorlar. ancak türkler, araplar bizi katletti sonrasında da müslümanlığı dayattı diyemiyorlar. niye? çünkü türk gururludur. türkler'in islamı kabul etmesi şöyle anlatılır hep resmi tarihte; türkler ve çinliler savaşırken araplar yardıma gelmişler, bu esnada -savaş sırasında- iki millet birbirine sempati beslemiş ve türk savaşçılar arap okçuların yanaklarından makas alıp islamiyeti kabul etmişler.*

talkan katliamı'nda 100.000 türk katledilip, 50.000 türk köleleştirilmiştir. halk, müslüman araplarla savaşmadığı halde, kuteybe ve askerleri sırf diğerlerine ibret olsun diye 40.000 kadar türkü kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır. tüm bunlar hep islam adına yapılmıştır. o bölgeden geçen derenin 2 ay boyunca farklı bölgelere kan taşıdığı rivayet edilir. köleler de pazarda, orada, burada alınıp satılmıştır. türk tarihi anlatıyorum dur dinle. bu katliam, islam’ın barış dini olduğunu yeterince kanıtlamış, ayağı kayıp yanlışlıkla arap kılıçlarının üstüne düşen arkadaşlar da olmuş ama dersini iyi alanlar akın akın islamiyet ile şereflenmiştir.
kaah el-aşkari bir şiirinde şöyle diyor; herkesi kılıçtan geçirdiniz. yalnızca ata bile binemeyecek yaşta küçük çocuklar kaldı. binenler de o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler.
islamı nasıl kabul ettiğimiz gerçeği ile yüzleştiysek bu bahsi de burada kapatalım.

dîvânu lugâti't-türk'ü türkçe'ye tercüme eden besim atalay da, giriş kısmında, türklerin islam'a girdiği ilk dönemlerde, aralarında arapça’nın yaygınlaşması için çok büyük baskıların yapıldığına işaret etmektedir. burada verilen bilgiye göre, islam'a büyük hizmetler yapmış olan ofşin adında bir türk, sırf türkçe bir kitap okuduğu için ölüm cezasına çarptırılmıştır.
yüz binlerce türkün öldürüldüğü coğrafyanın diliyle ibadet etmek şimdi daha cazip değil mi?*
devamını gör...

hayır anlamadığım müdahale edin diyoruz o da yok! işine gelmeyen gitsin egosundan kurtulsak mı sözlük ha ne dersin ?
devamını gör...

bir adet bulgar fıstığı bırakacağım başlık.*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

(bkz: stanislav ianevski)

hatırlamayanlar için amme hizmeti:
(bkz: viktor krum)
devamını gör...

birincilik kuzumda.
ikincilik anlatması biraz zor ama kızlar anlar diye umut ediyorum. çünkü kızlar arasında biraz yaygın. ısimlerin sonuna "şum - şüm" eklenerek söylenmesi.
devamını gör...

1887 de 'eter‘ in varlığını kanıtlayamaya çalışan fizikçiler ,deneyde başarısız olmuş ve eterin olmadığını kanıtlamış oldu demiştik ilgili girdi #502757

bu deneyde ışığın hangi yönde gidiyor oluşu ya da dünyanın hareketi , hiçbir koşulda ışığın hareketini etkilemiyordu…

michelson-morley bir suser olsaydı ‘’ eteri aradık ama bulamadık’’ diye bir girdi yazsaydı …einstein kesinlikle bu girdiyi beğenirdi…çünkü eistein’in 1905’te yazdığı makalesini destekleyeceği harika bir argüman vermiş oluyordu bu deney…

albert einstein , özel görelilik teorisinin esaslarını ilk defa 1905 yılında annalen der physik adlı dergide yayınladığı “zur elektrodynamik bewegter körper” (hareket eden cisimlerin elektrodinamiği üzerine) başlıklı makalesiyle açıklamıştır.

albert einstein in özel görelilik teorisi iki postüladan oluşur…

1- görelilik ilkesi : fizik yasaları bütün eylemsiz referans sistemleri için aynıdır…
2- gözlemcinin veya ışık kaynağının hızından bağımsız olma koşuluyla ; ışığın hızı bütün eylemsiz referans sistemlerindeki yayılma hızı sabittir. c

birinci postüla anlatmak istediği şey; mekanik, elektrik, termodinamik fark etmeksizin sabit hızla hareket eden bütün referans sistemlerinde aynıdır…

birinci postüla , ikinci postülayı meydana getiriyor…ışık hızı bütün eylemsiz referans sistemleri için aynı olmasaydı eylemsiz referans sistemleri için farklı hız ölçümleri bulacaktık… bu da birinci postülaya göre imkansızdır…

özel görelilik bir ön kabuldür değerli arkadaşlar… einstein bunu yayımladığında yer yerinden oynamış… newtoncular tarafından neredeyse taşlanmıştır einstein… ama zaman içerisinde ortaya koyduğu teoriler denenmiş ve denenmeye de devam etmektedir…bu nedenle teori zaman içerisinde uygulanan deneylerle uyum göstermektedir…

tabi bu teorinin bazı sonuçları var… bir nesne ne kadar ışık hızına yaklaşırsa zaman ve uzay deforme olur… ışık hızına yaklaşan bir cisim giderek ağırlaşır, boyu kısalır veya zamanı yavaşlar…

sonuçları biraz açacak olursak;
-------------
üç boyut ve zamandan oluşan dört boyutta, hız mesafenin zamana bölümü değimlidir?
v=x/t
o halde hızı sabit tutmak ; belli bir limiti ( c) aştırmamak için ; mesafeyi kısaltmalı, ya da zamanı yavaşlatmak gerekmiyor mu?
bunu biraz düşünün :))
-------------
zamanın ağırlaşması 1971 de dünyanın çevresini iki kez dolanan bir uçak sayesinde denenmiştir efem. ikisi batı, ikisi doğuya olan uçağın 4 tarifesine, ayrı 4 atom saati konulmuş ve yerdekine göre saatlerin saliseler ölçeğinde de olsa geri kaldığını ispatlamıştır..
------------
kütle işine bakacak olursak;
ışık hızı duvarını aşmaya yaklaştıkça, kütle büyür… e=mc2 formülünde göreceğimiz gibi ışık hızında ilerleyen bir nesnenin kütlesi sonsuz olacaktır….
ee kütlesi olan bir şey ışık hızına ulaşamaz ki?
dolayısıyla hız artıkça kütle artacak ; kütle artınca da ivmelenme zorlaşacaktır
------------

tüm muhabbetin özü şudur ; madde ve enerji aynı şeydir…
devamını gör...

gelirken ekmekle yoğurt alın.
devamını gör...

özellikle eskiden okul, dershane gibi kurumlarda ezbere söylenen bomboş bir cümledir. az duymadık "matematiği yapan her şeyi yapar"ları. sevdirmekten çok öğrencileri uzaklaştırır bu dersten, yazık.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim