1973 şili'de askeri darbe
11 eylül 1973 tarihinde, sosyalist devlet başkanı salvador allende'ye karşı, genel kurmay başkanı augusto pnochet tarafından yaplan ve emir komuta zinciri içinde gerçekleştirilen askeri darbedir.
darbeyi ve sınır dışı edilmeyi kabullenmeyen salvador allende intihar etti,bir diğer bakış açısına göre ise öldürüldü.
darbede, abd'nin rolü çok konuşuldu. o dönem abd başkanı richard nixon'ın güenlik danışmanı olan ve sonradan dışişleri bakanı olan henry kissinger şu itirafta bulunmuştur; ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. meseleler, şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir.
şilinin tam olarak normale dönmesi ise yaklaşık 16 yıl kadar sürdü. şuan da güney ameriikanın en refah ülkeleri arasında yer alıyorlar.
darbeyi ve sınır dışı edilmeyi kabullenmeyen salvador allende intihar etti,bir diğer bakış açısına göre ise öldürüldü.
darbede, abd'nin rolü çok konuşuldu. o dönem abd başkanı richard nixon'ın güenlik danışmanı olan ve sonradan dışişleri bakanı olan henry kissinger şu itirafta bulunmuştur; ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. meseleler, şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir.
şilinin tam olarak normale dönmesi ise yaklaşık 16 yıl kadar sürdü. şuan da güney ameriikanın en refah ülkeleri arasında yer alıyorlar.
devamını gör...
ilginç etimolojik bağlantılar
günümüzde kullandığımız tanrı sözü, orhun yazıtları'nda ilk okunan kelime olan tengri'den gelir. aynı zamanda bu kelime çin kaynaklarında da geçen en eski türkçe kelimelerdendir. kökenine inecek olursak teng- / dön- ve tengir-/döndür- fiilinden geldiği düşünülüyor. sondaki nazal n sesinin önündeki e sesini etkileyerek ö şekline getirmesi olağan bir durum. ayrıca anadolu' da ipi sarma işleminde kullanılan aletin adının tengirek olması ve dönerek işlevini yerine getirmesi gibi pek çok örnek var. türkler evrendeki her şeyin döngüsünün farkında olarak, bu döngünün sebebi olduğunu düşündükleri yaratıcıya "döndüren" yani tengri demekte ne kadar da güzel etmişler.
devamını gör...
ilginç etimolojik bağlantılar
ingilizce salary (maaş) kelimesi latince sal/salt kelimesinden türemiş salarium sözcüğünden gelmiştir. romalı askerlere tuz almaları için verilen harçlık anlamına gelirmiş. (yiyecekleri saklayıp korumak için)
devamını gör...
into the wild
bir yerlerden fırlamadığı film bulamayacağınız sean penn'in yönetmencilik oynarken parayı basarak eli yüzü düzgün bir şeyler ortaya çıkarttığı; romantik, felsefik gibi ama fos, gereksizce uuuppppuuuzzuuuunnn, senaryosu da vıcık vıcık filmidir. birçok gereksiz uzun sahneler, yanlış uyarlanmış psikoloji, rezalet bir hikaye anlatma tekniği, başarısız olmasa da oldukça düz olan sinematografi... filmden kopmamak ve sıkılmamak adeta imkansız. bazı kimseler filmi izlerken hızlandırmanın saygısızlık olduğunu düşünürler ama gereksiz yere iki buçuk saatlik film yapmak da izleyiciye saygısızlıktır.
filmin sorguladığı basittir. seküler ve medeni hayatı sorgular. gerçek bir hikayedir esasında ama iyi uyarlanamamıştır. toksik bir ailesi olan christopher, ailesini tamamen bırakarak ve asla da affetmemek üzere vahşi doğaya bir yolculuğa çıkar. amacı, alaska olana alaska'ya yani medeniyetin bittiği yere gitmek ve tamamen kendi kendiyle baş başa kalmak, kendi kendine yetmektir. christopher da her insan gibidir. ailesinden aldığı desteği, kendisinin yetersiz olmasıyla ilişkilendirir. alaska'ya gittiği süre boyunca birçok insan tanır ve onların yardımlarına hayır demez ama.
hayat yolculuğunun neredeyse sonuna kadar arkadaşlık ilişkilerini abartmamaya, bir bağ kurmamaya özen gösterir; tek başına, kendi kendiyle mutlu olmaya çalışır ama son nefesini erken yaşlarında, tek başına verirken yanlış yolda olduğunu anlar ve ailesini affetmenin verdiği huzurun ışığıyla parlayarak ölür.
filmde, hayattaki zorluklar ve gerçekler değil sürekli huzur işlenmiş ve bu da filmi keyifsiz ve gerçeklikten uzak yapmış. ailesini, hiçbir suçu olmayan kız kardeşini de terk edip gidecek ve daha sonra da bir kez bile olsun kendisinden haber etmeyecek kadar sorunlara sahip olan birisinin iç çatışmalarını, hiç değilse bunun dışa yansımasını bir iki yerde görmek isterdik ama filmde öyle bir şey yoktu.
ben böyle işleri sevmem. bu kadar pembe g..lülük iyi değildir. hem realist olduğunu iddia ediyorsun hem de ütopik. bu bir çelişkidir. ütopik elbette olunabilir ama bu şekilde değil. oyunculuklar ve sinematografi iyi olmasa filme bir puan bile vermezdim ama bu ikisi iyi olunca geriye sadece mantıksal hatalar ve tercihler kalıyor ve ben de bu ikisinden kırk puan kırıp filme altmış puanı yapıştırıyorum. kısaca rezalet bir filmdi. aklınızda başka bir şey varsa onu izleyin. iki buçuk saat sıkılmaktan zevk alıyorsanız izlenebilir aslında. filmin doğa iddiası olsa da film çok da yeşil bir film değil. açın belgesel izleyin ya da yeşil bir yere gidin doğa istiyorsanız. daha verimli bir iki buçuk saat olur. arkadaşımla film hakkında bir video yapacağız, ben ondan izledim. tek seferde izleyemedim zaten. birkaç kez kapatacak gibi oldum. e ne izleyelim o zaman, diyorsanız nebece, onur ünlü, zeki demirkubuz derim. sonra da klasikleşmiş filmler derim. illle de marjinal olacam diiseniz de festivallere bakın, ödül alanları izleyin. cannes falan işte. çoookkk iyi davran kendine hadi barnaklarımı ağırıttıınnn!
filmin sorguladığı basittir. seküler ve medeni hayatı sorgular. gerçek bir hikayedir esasında ama iyi uyarlanamamıştır. toksik bir ailesi olan christopher, ailesini tamamen bırakarak ve asla da affetmemek üzere vahşi doğaya bir yolculuğa çıkar. amacı, alaska olana alaska'ya yani medeniyetin bittiği yere gitmek ve tamamen kendi kendiyle baş başa kalmak, kendi kendine yetmektir. christopher da her insan gibidir. ailesinden aldığı desteği, kendisinin yetersiz olmasıyla ilişkilendirir. alaska'ya gittiği süre boyunca birçok insan tanır ve onların yardımlarına hayır demez ama.
hayat yolculuğunun neredeyse sonuna kadar arkadaşlık ilişkilerini abartmamaya, bir bağ kurmamaya özen gösterir; tek başına, kendi kendiyle mutlu olmaya çalışır ama son nefesini erken yaşlarında, tek başına verirken yanlış yolda olduğunu anlar ve ailesini affetmenin verdiği huzurun ışığıyla parlayarak ölür.
filmde, hayattaki zorluklar ve gerçekler değil sürekli huzur işlenmiş ve bu da filmi keyifsiz ve gerçeklikten uzak yapmış. ailesini, hiçbir suçu olmayan kız kardeşini de terk edip gidecek ve daha sonra da bir kez bile olsun kendisinden haber etmeyecek kadar sorunlara sahip olan birisinin iç çatışmalarını, hiç değilse bunun dışa yansımasını bir iki yerde görmek isterdik ama filmde öyle bir şey yoktu.
ben böyle işleri sevmem. bu kadar pembe g..lülük iyi değildir. hem realist olduğunu iddia ediyorsun hem de ütopik. bu bir çelişkidir. ütopik elbette olunabilir ama bu şekilde değil. oyunculuklar ve sinematografi iyi olmasa filme bir puan bile vermezdim ama bu ikisi iyi olunca geriye sadece mantıksal hatalar ve tercihler kalıyor ve ben de bu ikisinden kırk puan kırıp filme altmış puanı yapıştırıyorum. kısaca rezalet bir filmdi. aklınızda başka bir şey varsa onu izleyin. iki buçuk saat sıkılmaktan zevk alıyorsanız izlenebilir aslında. filmin doğa iddiası olsa da film çok da yeşil bir film değil. açın belgesel izleyin ya da yeşil bir yere gidin doğa istiyorsanız. daha verimli bir iki buçuk saat olur. arkadaşımla film hakkında bir video yapacağız, ben ondan izledim. tek seferde izleyemedim zaten. birkaç kez kapatacak gibi oldum. e ne izleyelim o zaman, diyorsanız nebece, onur ünlü, zeki demirkubuz derim. sonra da klasikleşmiş filmler derim. illle de marjinal olacam diiseniz de festivallere bakın, ödül alanları izleyin. cannes falan işte. çoookkk iyi davran kendine hadi barnaklarımı ağırıttıınnn!
devamını gör...
higgs bozonu
fermiyonlara kütle kazandırdığı düşünülen, 0 spinli parçacık.
higgs alanı ve higgs bozonu, genellikle birlikte anılan 2 kavram. bunları bir örnekle basitçe anlatmaya çalışayım.
bir salonda bulunan büyükçe bir grup insan düşünün. bunlar mesela bilim insanı olsun ve hepsi kendi aralarında sohbet falan takılıyor olsun. salonu ve içindekileri higgs alanı olarak kabul edelim.
bu sırada içeriye, mesela pek de ünlü olmayan bir futbolcunun girdiğini varsayalım. futbolcumuz kimse tarafından tanınmadığından dosdoğru bara gitti ve oturdu. kimse yoluna çıkıp "ooo hoş geldin!" falan demedi, yani kimseyle etkileşime girmedi. futbolcumuz, durgun kütlesi olmayan foton olsun.
fakat o da ne! odaya nikola tesla girdi. tüm bilim insanları merakla etrafına toplandılar, onunla bir şeyler konuşmak istediler. tesla salonda ilerledikçe etrafına daha çok kişi birikti ve artık o kalabalık arasından yürüyebilmek için daha fazla enerji harcamaya başladı. tesla, kütlesi olan herhangi bir parçacığı temsil etsin.
bu sırada salonun kapısında beliren gizemli biri, kapıya yakın duranlara yeni bir bilimsel gelişme hakkında bir şeyler fısıldadı. kapıya yakın olanlar "ne olmuş, ne olmuş?" diye sorarak oraya toplandı. konuyu duyunca yerlerine geri döndüler ve aralarında bunu tartışmaya başladılar. az önce kapıya yakın olmayanlar bu konuşmaları duyunca bu kez onlar "ne olmuş?" diye toplandılar. sonra onlar da yerlerine döndüler derken salonda böyle böyle bir sürü gruplaşma ve dağılma oldu. işte bu yer yer gruplaşmalar da higgs bozonunu sembolize ediyor.
futbolcu da, tesla da salona girmeden önce aynı değere sahipti ama salona girdikten sonra futbolcu yani kütlesiz foton "değersiz" kalıp etkileşmemeye devam ederken, tesla yani kütleli parçacık "değer" yani kütle kazanmış ve etkileşime girmiş oldu. ona bu kütleyi kazandıran şey de, ona değer veren higgs bozonu üyeleriydi.
bundan daha basit anlatımı varsa ben bilmiyorum.
higgs alanı ve higgs bozonu, genellikle birlikte anılan 2 kavram. bunları bir örnekle basitçe anlatmaya çalışayım.
bir salonda bulunan büyükçe bir grup insan düşünün. bunlar mesela bilim insanı olsun ve hepsi kendi aralarında sohbet falan takılıyor olsun. salonu ve içindekileri higgs alanı olarak kabul edelim.
bu sırada içeriye, mesela pek de ünlü olmayan bir futbolcunun girdiğini varsayalım. futbolcumuz kimse tarafından tanınmadığından dosdoğru bara gitti ve oturdu. kimse yoluna çıkıp "ooo hoş geldin!" falan demedi, yani kimseyle etkileşime girmedi. futbolcumuz, durgun kütlesi olmayan foton olsun.
fakat o da ne! odaya nikola tesla girdi. tüm bilim insanları merakla etrafına toplandılar, onunla bir şeyler konuşmak istediler. tesla salonda ilerledikçe etrafına daha çok kişi birikti ve artık o kalabalık arasından yürüyebilmek için daha fazla enerji harcamaya başladı. tesla, kütlesi olan herhangi bir parçacığı temsil etsin.
bu sırada salonun kapısında beliren gizemli biri, kapıya yakın duranlara yeni bir bilimsel gelişme hakkında bir şeyler fısıldadı. kapıya yakın olanlar "ne olmuş, ne olmuş?" diye sorarak oraya toplandı. konuyu duyunca yerlerine geri döndüler ve aralarında bunu tartışmaya başladılar. az önce kapıya yakın olmayanlar bu konuşmaları duyunca bu kez onlar "ne olmuş?" diye toplandılar. sonra onlar da yerlerine döndüler derken salonda böyle böyle bir sürü gruplaşma ve dağılma oldu. işte bu yer yer gruplaşmalar da higgs bozonunu sembolize ediyor.
futbolcu da, tesla da salona girmeden önce aynı değere sahipti ama salona girdikten sonra futbolcu yani kütlesiz foton "değersiz" kalıp etkileşmemeye devam ederken, tesla yani kütleli parçacık "değer" yani kütle kazanmış ve etkileşime girmiş oldu. ona bu kütleyi kazandıran şey de, ona değer veren higgs bozonu üyeleriydi.
bundan daha basit anlatımı varsa ben bilmiyorum.
devamını gör...
nickaltı savaşları
kaos... seks getirir çocuklar.
bunu unutmayın.
bunu unutmayın.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
merhabalar canım portakallar!
umarım hepiniz iyi, mutlu, huzurlu ve en önemlisi sağlıklısınızdır. bugünün cuma olmasının belki hepimize az da olsa iyi gelen yanı vardır, belki ne yahu kesin vardır, olmalı!
evet efendim gelelim konumuza, #1805550 numaralı tanımımda da belirttiğim üzere bu haftaki konseptimiz kadınlara yazılan şarkılar ya da içinde kadın ismi geçen şarkılar. sorumuz ise "hayatınızda sizin için önemli olan, hayatınıza bir şekilde de olsa yön veren, etki eden kadınlar kimler? neden?" sizler de 10 mart perşembe günü yapacağımız yayına ses kaydı ya da tanım ile katılmak isterseniz hepinizi bekliyoruz efendim. her zamanki gibi ses kayıtlarını mail ya da discord ile alıyorum. konu ile ilgili görüşlerinizi de tanım olarak yazabilirsiniz.
tanım yazma ve kayıt gönderme için son tarih salı 22.22'dir.
umarım hepiniz iyi, mutlu, huzurlu ve en önemlisi sağlıklısınızdır. bugünün cuma olmasının belki hepimize az da olsa iyi gelen yanı vardır, belki ne yahu kesin vardır, olmalı!
evet efendim gelelim konumuza, #1805550 numaralı tanımımda da belirttiğim üzere bu haftaki konseptimiz kadınlara yazılan şarkılar ya da içinde kadın ismi geçen şarkılar. sorumuz ise "hayatınızda sizin için önemli olan, hayatınıza bir şekilde de olsa yön veren, etki eden kadınlar kimler? neden?" sizler de 10 mart perşembe günü yapacağımız yayına ses kaydı ya da tanım ile katılmak isterseniz hepinizi bekliyoruz efendim. her zamanki gibi ses kayıtlarını mail ya da discord ile alıyorum. konu ile ilgili görüşlerinizi de tanım olarak yazabilirsiniz.
tanım yazma ve kayıt gönderme için son tarih salı 22.22'dir.
devamını gör...
hiçbir şeyden zevk alamamak
hepimiz aynı dertten müzdaribiz.bu çağ'ın hastalığı mı bilemiyorum. bazen konuşmaktan zevk aldığın bir insan bile aynı tadı vermiyor tam heyecanlanıcakken geri kaçıyor bir tatminsizlik var çözemiyorum bende.sanki hiç bir şey mutlu etmeyecek gibi geliyor.biraz haksızlık mı yapıyoruz yoksa zaman mı bizi bu hâle getirdi.. of kafamda deli sorular.
devamını gör...
çay
türkiye'de çayın hikayesi, cumhuriyet'in kuruluş dönemlerine rastlar. cumhuriyet ilan edilmeden önce izmir'de toplanan izmir iktisat kongresi'nde alınan karar gereği temel gereksinim maddelerimizi kendimiz üretip, kendimiz yetiştirecektik. çünkü tam bağımsızlığın yolu, ekonomik bağımsızlıktan geçiyordu. bu karar gereği de, kahveye alternatif olacak olan çay içeceği yetiştirmekte karar kılınıyor. atatürk'ün rize'yi ziyaret etmesi de gözleri buraya çeviriyor. ardından da 1924 tarihli 407 no'lu yasa da rize ve borçka topraklarında fındık, portakal, limon, mandalina yanında çayın yetiştirilmesi üzerine düzenlenmiştir. 1938 yılında da dönemin tarım bakanlığı olan ziraat vekaletinde görevli zihni derin isimli ziraat mühendisi batum ve çevresinde ruslar tarafından kurulmuş çay bahçelerini gözlemler. daha sonra da kendisi gibi çayla tanışmamıza sebep olacak olan ve rize çay teşkilatında görevli asım zihnioğlu da hindistan ve sri lanka gibi asya ülkelerine çay plantasyonlarını incelemek için gönderilir. 1940 yılında da çay kanunu çıkarılır ve asım zihnioğlu , 1946 yılında açılacak olan çay fabrikasının kuruluşunda yer alır. 1950'li yıllara gelindiğinde de tıpkı bugünlere geldiği gibi çay tüketimi artmaya başlamıştır.
devamını gör...
kemalizm
atatürk'ten sonra gelen birçok zevatın dile ve ülkeye ismi adı altında zarar verdiği görüş.
türkçenin sırları eserinde nihad sami banarlı da baya değinir konuya bilhassa yanlış çağdaşlaşma ve yenilik örnekleriyle.
türkçenin sırları eserinde nihad sami banarlı da baya değinir konuya bilhassa yanlış çağdaşlaşma ve yenilik örnekleriyle.
devamını gör...
ilkokulda statü göstergesi olan şeyler
ışıklı ayakkabı.
devamını gör...
ginny and georgia
24 şubat 2021'de netflix'te ilk sezonu yayınlanmış dizidir. baş rolünde antonia gentry ve brianne howey yer almakta.
konusu, iki çocuk annesi georgia'nın, kocası ölünce başka bir şehre taşınması ve orada gelişen olaylardır. üstelik o adam georgia'nın hayatına giren ne ilk erkektir ne de iki çocuğundan birinin babası. ginny ise georgia'nın tek kızıdır. bir de erkek kardeşi vardır. ginny, sürekli taşınmaktan yorulmuş, beş kere okul değiştirdiği için hiç arkadaş bulamamıştır. georgia, bu seferkinin farklı olacağını söyler. bir süre olur da. ginny yeni evine, okuluna alışır, arkadaş edinir ve hayatında ilk kez sevgilisi olur. georgia başkanın yanında güzel bir işe başlar, ailesi oldukça mutludur. tabii hiçbir mutluluk sonsuza kadar sürmez. iyiyi kötü yapmakta ve her şeyi mahvetmekte georgia'nın üstüne yoktur çünkü. dizinin 10 bölümlük ilk sezonunu iki günde bitirdim. aşk, arkadaşlık, anne-kız çatışması, hayata tutunmaya çalışmak gibi temaları işleyen bu dizi netflix'te de oldukça rağbet görmüş. e bu kadar rağbet görünce de ikinci sezonun geleceği kesinleşti.*))
konusu, iki çocuk annesi georgia'nın, kocası ölünce başka bir şehre taşınması ve orada gelişen olaylardır. üstelik o adam georgia'nın hayatına giren ne ilk erkektir ne de iki çocuğundan birinin babası. ginny ise georgia'nın tek kızıdır. bir de erkek kardeşi vardır. ginny, sürekli taşınmaktan yorulmuş, beş kere okul değiştirdiği için hiç arkadaş bulamamıştır. georgia, bu seferkinin farklı olacağını söyler. bir süre olur da. ginny yeni evine, okuluna alışır, arkadaş edinir ve hayatında ilk kez sevgilisi olur. georgia başkanın yanında güzel bir işe başlar, ailesi oldukça mutludur. tabii hiçbir mutluluk sonsuza kadar sürmez. iyiyi kötü yapmakta ve her şeyi mahvetmekte georgia'nın üstüne yoktur çünkü. dizinin 10 bölümlük ilk sezonunu iki günde bitirdim. aşk, arkadaşlık, anne-kız çatışması, hayata tutunmaya çalışmak gibi temaları işleyen bu dizi netflix'te de oldukça rağbet görmüş. e bu kadar rağbet görünce de ikinci sezonun geleceği kesinleşti.*))
devamını gör...
insanı mutlu eden filmler
kemal sunal filmleri üzerine tanımam
devamını gör...
en çabuk unutulan şey
iyilik.
devamını gör...
taxi driver
robert de nironun aynaya bakıp konuştuğu sahne sinema tarihinin en iyi sahneler arasında yer alır.
devamını gör...
yagami light (yazar)
#1612050 bu durumu sadece ben yaşıyorum diye düşünürken girdiği tanimdan sonra yalnız olmadığımı anlamamı sağlayan yazar.
nokta atışı bir tanım *
nokta atışı bir tanım *
devamını gör...
şüphe
insanı paranoyak bir ruh hastasına çevirmeye yetecek olan şeydir bazen.
devamını gör...


