her ürün. ucuz bir şey kaldı mı ki?...
devamını gör...

basligi acan arkadasin propoganda degil farkindalik yaratmaya çalıştığını dusunuyorum. ama kotuyum, kötüsünüz, kötüyüz...

yaniyor diyor arkadas, hem de 10 gundur. diger bolgeler kadar onemli degil diyor, dersim`e takılıyorsunuz.

ben aslen kastamonuluyum. bizim oralarda köylere girerken tabelalar var. örneğin dere mahallesi yazıyor tabelada. ama orasi kimseye gore dere mahallesi degil. kime sorsaniz 'abuduuuğ koy' abuduuuğ ne demektir bilen yok, belki şive, belki eski dilde bir anlami var. aliskanliklari degistirmek zor. kelimeler sizi bu kadar korkutmasin.

dersim ya da tunceli yaniyor ve gundemde kalmali. agaclarimiz, hayvanlarimiz, dogamiz katledilmemeli.bunu tartismaliyiz.
devamını gör...

neden-sonuç ilişkisi kuramadıklarından bilgi birikimlerine katkı sağlamakta başarısız olurlar. yaşadıkları çevreyi de kendilerine benzetip, korkularını en aza indirmeye çalışırlar. bu yüzden kendilerini rahat hissettikleri gruplar içerisinde yer alarak kendilerine ilke edinecekleri kutsallaştırılmış değerler yaratma ihtiyacı hissederler. bu gruplar toplum geneli olarak din, futbol takımı, siyasi parti, ırk ve ideolojilere göre ayrılır. kendilerini geliştirmeyen ve bu anlamda bir amaç hissetmeyen kişiler, hiçbir katkısı olmayan bu gruplara kendilerini adarlar. iç dünyalarının yetersizliği yüzünden dış dünyaya karşı yaşadıkları bu korkuyu ancak bir yere bağlılık duyarak bastırabileceklerine inanırlar.
devamını gör...

cem adrian - ahmet aslan
kirpiğin kaşına değdiği zaman



not: söz müzik davut sulari' ye ait. kendisi "kipriğin kaşıma değdiği zaman" şeklinde söyler. dinlemek isteyenler için

devamını gör...

dört ay sonra birinin aklına gelen eylem. bakalım ahali bu işe ne diyecek. ben beğendim.

ıyyyh onlara mı benzicezz diyenler de çıkabilir tabi.

edit: portakal atmak kullanılıyordu evet. nedense benimseyememiştim. kafama portakal atabilirsiniz.
devamını gör...

hiçbir listede bulunmayarak yine kafa sözlük tarihine geçtiğimi anladığım başlıktır.
devamını gör...

kelime haznesi olarak türkiye türkçesinden daha zengin bir türkçedir. istanbul türkçesinde son elli yılda ölmüş olan vokaller azerbaycan türkçesinde hâlâ yaşamakta. bu da onun orijinalliğini korumasına neden olmuş. alfabesinin de türkçeye en uygun alfabe olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
devamını gör...

uluslararasi alanda çalışabileceğin bi meslek seç ki işler kötüye gittiğinde bulunduğun yeri terkedebilme özgürlüğün olsun.
devamını gör...

antik yunan matematikçisi arşimet'in "kayıp" kitabını müzayedede satın alan "gizemli" kişi. yazının sonunda kim olduğunu söyleyeceğim.

konu, 2021 şubat ayında bilim ve teknik dergisi'nde anlatılmış. ben de özet olarak size anlatacağım.

arşimet, papirüsler üzerine çeşitli mektuplar, ispatlar yazar, arkadaşlarına gönderir. miletli isidoros bunları 6. yüzyılda kitap haline getirir. yıllar sonra, isidoros'un sadece büyük harflerle ve kelimeler arasında boşluk bırakmaksızın yazdığı kitap, yeni yazım kurallarına göre düzenlenir. isidoros'un yazdığı ise büyük ihtimalle artık işe yaramaz olduğundan çöpe atılır.

gel zaman git zaman, haçlı seferleri başlar. haçlı orduları, kendilerine vadedilen maddi karşılığı elde edemeyince istanbul'u yağmalarlar. tabii el yazmaları da bundan nasiplenir. arşimet'in çalışmalarının olduğu yazmalar, bir haçlı askeri tarafından kudüs'e kadar götürülür ve orada mar saba manastırı'nın rahiplerine satılır.

bir süre sonra dua yazacak parşömen arayışına girilir ve eski el yazmaları silinerek bunların üzerine dualar yazılır. arşimet'in çalışmaları da bunların arasındadır.

alman araştırmacı tischendorf, 19. yüzyılda bu kitapta bir şeyler fark eder ve bir sayfasını çaktırmadan kopararak incelenmesi için yanında avrupa'ya götürür. kitabın yazıları altında gerçekte başka bir metin olduğu anlaşılır. yalnız bu arada kitabın geri kalanı, kopmuş sayfalı haliyle yeniden istanbul'a getirilir. bu kez tarihçi heiberg, kitabın esas metnini okumayı ve çevirmeyi başarır. böylece kitabın aslında arşimet'e ait çalışmalardan oluştuğu anlaşılır.

aradan geçen zamanda, birinci dünya savaşı biter. bu karışıklık sırasında istanbul'daki kitap, kim olduğu bilinmeyen biri tarafından fransız bir koleksiyoncuya satılır. koleksiyoncu ölünce, kızı onun kitaplarını satmak ister. değerini öğrenmek için birilerine götürür kitabı. ancak inceleyen kişiler kitabın değerini anlamaz ve kıza "buna biraz, eski havası verilmiş resim çizdirin ki değeri artsın. bu haliyle bir kıymeti yok." derler. kız resimleri çizdirir. kitap artık tamamen bambaşka bir hale gelmiştir. ancak kitaba, eskiymiş havası verilen resimlerine rağmen alıcı çıkmaz. bunun üzerine koleksiyoncunun kızı kitabı bir müzayede salonuna götürür.

müzayede salonunun uzmanları, kitaba maksimum 1.200.000 dolar kadar bir değer biçer. anlaşma sağlanır, satış duyurulur. ancak bunu duyan yunan hükümeti "bu bizim kültürümüz. bize geri verin!" diye ortaya çıkar. yunan hükümeti dava açar, dava reddedilir ve 1998'de müzayede yapılır.

yunan hükümeti de müzayede katılır. ancak ortaya birden gizemli biri çıkar: mr. b

mr. b, ne pahasına olursa olsun kitabı istemektedir. böylece müzayedede, yunan hükümetinin artık daha fazla üzerine çıkamadığı 2 milyon dolarlık bedelle kitabın sahibi olur. bazı yetkililerle görüşür ve kitabın orijinalinin incelenip okunması için onlarla anlaşarak kitabı onlara bırakır. kitabın cildi, 1 seneye yakın bir sürede itinayla kitaptan ayrılır. sayfalar tek tek ayrıştırılır birbirinden ve yeni teknolojiler sayesinde altta yazan yazıları okunur. walters müzesi herkese açık şekilde sitesinden paylaşır kitabı. kitaptaki bilgiler de, açıklamalarıyla birlikte 2 cilt halinde bastırılır.

2007 yılında der spiegel adlı dergide, mr. b'nin kim olduğu açıklanır: amazon'un kurucusu jeff bezos.

bildiğim kadarıyla bezos bunu inkâr da kabul de etmemişti. bunun nedeninin de kitabın "karanlık" ve illegallikle dolu geçmişi olabileceği söyleniyor.
devamını gör...

beyfendiliği askıya aldığım gecedir. an itibariyle kadıköy derbederi olarak güncelliyorum. açtım yayını dinlemekteyim.
devamını gör...

askere gitmeden önceki hayatımda başıma gelmesinden en korktuğum şeylerden biriydi. askere gitmeden kırk beş gün önce ben ayrıldım da neyse ki korktuğum başıma gelmedi.
devamını gör...

(bkz: orhan pamuk) un son romanı. osmanlı imparatorluğu döneminde geçen, dünya üzerinde veba salgının olduğu bir dönemde, orhan pamuk'un kendi tasarladığı -aslında olmayan- osmanlı'nın 29. vilayeti diye bahsettiği minger ada'sında geçen bir roman. her zaman olduğu gibi masalsı bir anlatım, dilin mükemmel kullanışı, elinizden bırakamayacağınız, sanki bir dizi film izlermişçesine her sayfanın ve bölümün sonunda sizi merak içerisinde bırakan bir kitap. bir orhan pamuk klasiği. (ha bence diğer kitaplarının yanında en iyisi bu diyemem. )
kitabın yayınlandığı konjonktür tam da içinde bulunduğumuz pandemi dönemine geldiği için herkeste bir "acaba" dedirttiği oldu. ancak biliniyor ki pamuk bu romanı için 5 yıldır çalışmakta ve kitabı yazmaya başladığında tabi ki pandemi falan yoktu. tamamen tesadüf diyebiliriz yani.
kitaptan bahsedecek olursak minger adası, kozmopolit bir ada. yunanlar, hristiyanlar, müslümanların hep birlikte yaşadığı, zaman zaman sorunlar çıksa da birlikte yaşayabilen insanların olduğu kendine ait de bir kültürü hatta ve hatta kendi dili olan bir ada. veba salgını olduğunda sultan adaya en güvendiği hekimlerini, eczacılarını ve damadını gönderiyor. kitap boyunca tam da günümüzde olduğu gibi bir yandan veba ile mücadele, bir yandan cahil halk ile mücadele, bir yandan siyasi iktidarın otoritesini kaybetmemek için yaptığı mücadele anlatılırken; diğer yandan mükemmel aşk hikayeleri, milli mücadele ruhu pamuk'un o eşsiz anlatımı ile birleşiyor ve sizi adete o minger adasının bir yaşayanı haline getiriyor.
benim dikkatimi çeken önemli bir husus ise eczacılık üzerinde çok fazla durması. ve günün koşullarında eczacılık işinin nasıl idame ettirildiği ile ilgili mükemmel ayrıntılı bilgiler içeriyor olması. pamuk yine kitabı yazarken uzun uzun ve en ince ayrıntısına kadar araştırmalar yapmış. kitabın bir roman olması dışında bir tarih kitabı olma iddiası da var bence kesinlikle.
devamını gör...

beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.
devamını gör...

seni gidi anarşist seni denilesi yazar/yazarlarımız.* adamlar düşünmüş, ortam az daha güzelleşsin diye bir şey yapmışlar; hemen açığı aranmış ya la. (bkz: yazık kimin çocuğuysa)

edit: başlık bana kalmış.
devamını gör...

tanım:jediların kullandığı mutfak aleti.

benim bu konuda aklıma takılan bir şey var. abi bu kılıcın boyunu nasıl ayarlıyorlar. yani ışın çıkıyor bu aletten. fener gibi, lazer gibi yüzlerce metre, gidebildiği kadar gitmesi gerekmiyor mu bu aletlerin. nasıl sabitliyolar?
devamını gör...

gomercan ile türkü saati'nden sonra hala alkole düşmeyen kalmasın diye olsa gerek kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına ile açılış yapan radyo yayını.
devamını gör...

lisede kafanı sıraya koyunca yakın arkadaşın sırtına montunu örtmesi.
devamını gör...

rüya gibi meslek.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

0-3 yaş arası bakımından sorumlu ebeveyni ile tam güvenli olmayan, git gelli ilişkiler kurmuş insanların yaşamları boyunca üzerlerinde taşıdıkları yük. bu yükü hayatlarına giren insanların sırtına atar ve öyle yaşarlar.
devamını gör...

ilişkilerimizi, ilişki durumumuzu hunharca tarif ettiğimiz başlık.

ilişirse ilişirim ilişmezse ilişmem.

bu ara ilişmiyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim