bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yayın yapmak yerine keşke füze atsaydı.
devamını gör...
alkol
dezenfektanların ve temizlik ürünlerinin (ağız gargarası, diş macunu vs dahil) çoğunda bulunan organik kimyasal.
alkolü saf olarak alıp evde kendi dezenfektanınızı yapıyorsanız dikkat etmenizi tavsiye edeceğim bir nokta var. daha iyi temizlensin, süper dezenfekte olsun diye saf alkolle asla hiçbir şeyi temizlemeye kalkmayın. etkili alkol bazlı dezenfektanlar %60-90 aralığında çalışırlar, %50'nin altına alkol miktarı düştüğünde dezenfeksiyon beerisi de önemli ölçüde azalır.
burada su kullanmanın önemi şu: (özellikle bakteriler için konuşursak) susuz bir alkol uygulaması bakteri hücresi için istenmeyen bir çevre ortamıdır, bu da kendini kapatıp spor formunu almasını sağlar. alkol uçtuğu zaman spor açılır, tekrar aktif formunu alır ve çoğalmaya devam eder. siz aslında öldürdüğünüzü zannederken sadece pause tuşuna basmış olursunuz saf alkol uygularsanız. bakterinin pompa mekanizmalarından, ne bileyim varsa alkol parçalayan enzimlerinden falan bakın hiç bahsetmiyorum bile. ayrıca alkol çok iyi bir fiksatiftir. uyguladığınız yüzeyi fotoğrafını çekilmiş gibi bırakır, çürümeyi/bozulmayı engeller. bu da şöyle bir riski beraberinde getirir: bir bakteriyi saf alkolle öldürseniz bile antijenik yapısı bozulmayacağı için hala sizi hasta etme yeteneğine sahip olarak kalmış olabilir.
su, bu bahsettiğim bütün olasılıkları ortadan kaldırır. hem antijenik yapının korunmasını engeller (bakteri çürür ve bozulur gibi düşünebilirsiniz), hem de su-alkol karışımı bakteri içine nüfuz ederek etkili bir şekilde öldürür. laboratuvarlarda ve sağlıkla ilgili kuruluşlarda %70 alkol kullanılır genellikle (70 alkol:30 su).
daha iyi bir dezenfeksiyon istiyorsanız %10 çamaşır suyunu öneriyorum. marketten aldığınız herhangi bir çamaşır suyu (domestos gibi yoğun kıvamlılardan tutun güldal sıvı çamaşır suyuna kadar hepsi) %10 çözeltisiyle bile i-na-nıl-maz etkili. bunun içinde yaşayabilen herhangi bir canlı henüz görmedim ben (var olanları biliyorum. ama ben görmedim henüz)
alkolü saf olarak alıp evde kendi dezenfektanınızı yapıyorsanız dikkat etmenizi tavsiye edeceğim bir nokta var. daha iyi temizlensin, süper dezenfekte olsun diye saf alkolle asla hiçbir şeyi temizlemeye kalkmayın. etkili alkol bazlı dezenfektanlar %60-90 aralığında çalışırlar, %50'nin altına alkol miktarı düştüğünde dezenfeksiyon beerisi de önemli ölçüde azalır.
burada su kullanmanın önemi şu: (özellikle bakteriler için konuşursak) susuz bir alkol uygulaması bakteri hücresi için istenmeyen bir çevre ortamıdır, bu da kendini kapatıp spor formunu almasını sağlar. alkol uçtuğu zaman spor açılır, tekrar aktif formunu alır ve çoğalmaya devam eder. siz aslında öldürdüğünüzü zannederken sadece pause tuşuna basmış olursunuz saf alkol uygularsanız. bakterinin pompa mekanizmalarından, ne bileyim varsa alkol parçalayan enzimlerinden falan bakın hiç bahsetmiyorum bile. ayrıca alkol çok iyi bir fiksatiftir. uyguladığınız yüzeyi fotoğrafını çekilmiş gibi bırakır, çürümeyi/bozulmayı engeller. bu da şöyle bir riski beraberinde getirir: bir bakteriyi saf alkolle öldürseniz bile antijenik yapısı bozulmayacağı için hala sizi hasta etme yeteneğine sahip olarak kalmış olabilir.
su, bu bahsettiğim bütün olasılıkları ortadan kaldırır. hem antijenik yapının korunmasını engeller (bakteri çürür ve bozulur gibi düşünebilirsiniz), hem de su-alkol karışımı bakteri içine nüfuz ederek etkili bir şekilde öldürür. laboratuvarlarda ve sağlıkla ilgili kuruluşlarda %70 alkol kullanılır genellikle (70 alkol:30 su).
daha iyi bir dezenfeksiyon istiyorsanız %10 çamaşır suyunu öneriyorum. marketten aldığınız herhangi bir çamaşır suyu (domestos gibi yoğun kıvamlılardan tutun güldal sıvı çamaşır suyuna kadar hepsi) %10 çözeltisiyle bile i-na-nıl-maz etkili. bunun içinde yaşayabilen herhangi bir canlı henüz görmedim ben (var olanları biliyorum. ama ben görmedim henüz)
devamını gör...
zengin yazarlar
ne bakımdan zengin.şimdi onu bi belirtmek lazım. ben mesela para, kültür, mizah ve tip olarak afrikalıyım. daha nasıl anlatayım.
devamını gör...
fahişelik neden ahlaksızlıktır sorunsalı
okuduklarıma hayret ediyorum. ha gayret zorlayıp da legalleştirin millet. ben söyleyeyim, vücudunu para karşılığında sattığı için ahlaksızdır. doğduğumuz çağa bak...
devamını gör...
divinity original sin
larian studios'un geliştirdiği rol yapma oyunu. temelinde source hunter olarak oynadığımız bir crpg oyun. izometrik bir bakış açısına sahip, yani karakterlere hafif açılı bir şekilde yukarıdan bakıyoruz. crpg olması sebebiyle birçok diyalog içermekte ve kendimiz de birçok şey seçebilmekteyiz. oyunun en temel özelliklerinden birisi dövüş dışındayken normal akan zaman dövüşe gelince sıra tabanlı hale geliyor. yani herkes aniden duruyor ve sırayla hareket etmeye başlıyor. böylelikle daha taktiksel bir oyun oynayabiliyorsunuz. pek olmuyor ama eğer olur da etrafınızda savaşa katılmayan npc'ler olursa onlar sıra tabanlıya geçmediği için normal hareket ediyorlar siz dururken. birazcık komik bir durum oluşturabiliyor. oyunda birçok tür de var. karakterinizi çok farklı şekillerde oluşturabiliyorsunuz. daha sonra bu alanlarda gelişebiliyor ya da başka alanlara yönelebiliyorsunuz. tam net hatırlamıyorum ama büyücü olabiliyorsunuz, uzun mesafe savaşçısı olabiliyorsunuz, yakıncı olabiliyorsunuz vs. tabi bunlar da kendi içinde ayrılıyor. pyrokinetic var, ateş büyücüsü. sucu var vs. partiniz de 4 kişi. yani birçok farklı alanda uzmanlaşmış kişilerle oluşturduğunuz bu partide çok farklı taktikler uygulayabilirsiniz. aynı zamanda, bu partiden bir karakteri bir arkadaşınız da yönetebilir, ki bana kalırsa oyunu oynamanın en zevkli şekli bu. devam oyunu olan divinity original sin 2 daha güzel olsa da temelinde çok fazla fark yok. eğer tek bir oyun oynayacak vaktiniz varsa ikincisini öneririm ama çok vaktiniz varsa iki oyunu da oynayabilirsiniz. ikisi de uzun sürüyor. arkadaşımla iki oyunda da 100 saati çok rahat devirdik.
devamını gör...
kızılderililerin başlarına taktıkları tüy
bu durum aslında kabileden kabileye biraz farklılık gösteriyor. gerek takılan tüyler anlamında gerekse sembolize ettiği değer anlamında mevzu biraz karışık.* misal lakotalar'da ilk tanımda belirtildiği üzere savaşçı tüyü kazanılması gereken bir ongundur. tıpkı isim hakkı gibi ilk tüyün takılması da çok önemlidir ve merasimlerle kutlanır. amma velakin tüm kabile erkekleri savaşçıların taktıkları tüylerden takmaz. misal bazı yaşlı şamanlar baykuş tüyü takarlar ki, bu onların bilgeliğini sembolize eder. ancak onlarda ritüellerinde muhakkak kartal tüyü kullanırlar. bu tüylerin edinilmesinde ise kartal avcıları büyük rol oynar.
şuraya edward curtis'in çektiği bir kartal avcısı fotoğrafını iliştireyim;

ha keza apaçiler'de kartal tüyünü en yoğun takanlar savaşçılar değil şamanlardır. başlıkları kartal tüyünden olduğu gibi aynı zamanda asaları da kartal tüylüdür. çünkü kartal tüyünün hem şifa verdiğine hem de yaratıcı ile iletişim kurma noktasında etki icra ettiğine inanırlar. ayrıca bizim barış çubuğu olarak adlandırdığımız kızılderili pipoları genellikle lakotalar'da kartal tüyü ile süslenir. sebebi de şöyle açıklanmıştır;
kutsal pipo’nun sapının tömbeki basılan kafa
kısmına eklenen yerde 12 tane tüy vardır,
bu tüyle damalı kartalın tüyleridir.
bu tüyler yeryüzünde yaşayan bütün
kanatlı yaratıkları temsil eder.
onlar, sizlerin arasında, sizlerle birlikte yaşar.
her kim bu kutsal pipoyla kutsal ruha haber salarsa
bu alemde canlı yaşayan her ne var ona katılır.
bu kutsal pipoyu yakarışlarınızda kullanırsanız,
siz, bütün canlı varlıklarla her canlıya yakarmış olursunuz.
bu kutsal pipo sizi, bütün akrabalarınıza bağlar.
sizi atalarınızın atasına,
büyük annelerinizin büyük annesine götürür.
kutsal pipodaki kızıl taş, toprak anayı simgeler,
üzerinde yaşamakta olduğun toprak anayı.
kızıl topraklar üzerinde yaşayan
iki ayaklı yaratıklar da kızıldır
wakan tanka, sizin önünüze bir kızıl yol çizmiştir...
ed mcgaa / eagle man/ mother earth spirituality syf 3-5
yine güneş dansı yapan bazı dansçıların da farklı tüyler taktıkları bir vakıa. cheyenne'lerde ise massaum dansı yapan kızılderililerin kimi zaman daha fazla tüye sahip olduklarını görürsünüz. cheyenne başlığında yanlış hatırlamıyorsam biraz değinmiştim o konuya.
hülasa; genel olarak bir mertebe simgesi olsa dahi pek çok kabilede kullanımı farklılık göstermiş. kullanan kişi, nesne ve olaya göre değişiklik arzetmiştir.
şuraya edward curtis'in çektiği bir kartal avcısı fotoğrafını iliştireyim;

ha keza apaçiler'de kartal tüyünü en yoğun takanlar savaşçılar değil şamanlardır. başlıkları kartal tüyünden olduğu gibi aynı zamanda asaları da kartal tüylüdür. çünkü kartal tüyünün hem şifa verdiğine hem de yaratıcı ile iletişim kurma noktasında etki icra ettiğine inanırlar. ayrıca bizim barış çubuğu olarak adlandırdığımız kızılderili pipoları genellikle lakotalar'da kartal tüyü ile süslenir. sebebi de şöyle açıklanmıştır;
kutsal pipo’nun sapının tömbeki basılan kafa
kısmına eklenen yerde 12 tane tüy vardır,
bu tüyle damalı kartalın tüyleridir.
bu tüyler yeryüzünde yaşayan bütün
kanatlı yaratıkları temsil eder.
onlar, sizlerin arasında, sizlerle birlikte yaşar.
her kim bu kutsal pipoyla kutsal ruha haber salarsa
bu alemde canlı yaşayan her ne var ona katılır.
bu kutsal pipoyu yakarışlarınızda kullanırsanız,
siz, bütün canlı varlıklarla her canlıya yakarmış olursunuz.
bu kutsal pipo sizi, bütün akrabalarınıza bağlar.
sizi atalarınızın atasına,
büyük annelerinizin büyük annesine götürür.
kutsal pipodaki kızıl taş, toprak anayı simgeler,
üzerinde yaşamakta olduğun toprak anayı.
kızıl topraklar üzerinde yaşayan
iki ayaklı yaratıklar da kızıldır
wakan tanka, sizin önünüze bir kızıl yol çizmiştir...
ed mcgaa / eagle man/ mother earth spirituality syf 3-5
yine güneş dansı yapan bazı dansçıların da farklı tüyler taktıkları bir vakıa. cheyenne'lerde ise massaum dansı yapan kızılderililerin kimi zaman daha fazla tüye sahip olduklarını görürsünüz. cheyenne başlığında yanlış hatırlamıyorsam biraz değinmiştim o konuya.
hülasa; genel olarak bir mertebe simgesi olsa dahi pek çok kabilede kullanımı farklılık göstermiş. kullanan kişi, nesne ve olaya göre değişiklik arzetmiştir.
devamını gör...
çamaşır kurutma makinesi
geçenlerde kara para aklıyorum. attım makineye paraları. bir güzel kuruttu. sonra bi’ takım değişik sesler gelmeye başladı makineden. açtım filtresini. bir güzel temizledim. her zaman ki gibi çöpüme attım. meğer fbi’da çalışan labaratuvar sakinleri de benim çöp poşetimden çıkan kimyasallardan çözmüşler bu işi yaptığımı. neyse efendim, beni kelepçelerle götürdüler. turuncu tulum giydirdiler. iğrenç yemekler yedirdiler ve suçumu itiraf ettirdiler. şimdi günlük yarım saatlik telefon kullanım hakkım bitti. gardiyan çimleri biçmemi emrediyor, ben kaçtım.
hayır!
henüz hapishaneden kaçmadım. henüz.
hayır!
henüz hapishaneden kaçmadım. henüz.
devamını gör...
ekşi sözlük'e geri dönmek
git tabii git, hatta ordan geliyorum 'kadına doymak için yatılması gereken kadın sayısı' başlığında aradığın kaliteyi fazlasıyla bulabilirsin. tüm harvard, mit, stanford mezunu entelektüel, kültürlü, fularlı yazarlar beyin fırtınasıyla bu sayıyı bulmaya çalışıyor. girerken gözlük tak yoğun zeka parıltısı gözlerini bozabilir.
devamını gör...
normal sözlük’te radikal islamcı patlaması
cinsellikle alakalı başlıklar solda görününce kafa sözlüğün yozlaşması, din ile alakalı başlıklar solda gözükünce kafa sözlükte siyasal islam patlaması.
sağcı tanım girer solcu rahatsız olur yazar, solcu tanım girer sağcı rahatsız olur yazar.
muhafazakarı ayrı seküleri ayrı.
yahu kardeş kardeş geçinin.
yeter yani.
tanım : olmayan, kaale alınmayan durum.
sağcı tanım girer solcu rahatsız olur yazar, solcu tanım girer sağcı rahatsız olur yazar.
muhafazakarı ayrı seküleri ayrı.
yahu kardeş kardeş geçinin.
yeter yani.
tanım : olmayan, kaale alınmayan durum.
devamını gör...
şu an hissettiğiniz burukluğun sebebi
yeterli olmamam.
devamını gör...
josef stalin
şeytanın ta kendisidir. hatta şeytan önünde diz çökmüştür. sadece türkleri değil, başka milletleri de kıymıştır. milyonlarca insanın katilidir. işkencelere tabi tutmuştur. stalin dönemindeki meşhur kızıl dönemde, iki milyondan fazla kişi tutuklanmış, yarım milyondan fazla insan idama çarptırılmıştır. tüm bunların dışında sürgün edilen milyonlarca insan.. açlıktan ve soğuktan milyonlarca ölüm..
türk birçok sanatçı-aydın, bilim ve fikir insanlarını öldürmüştür.* mesela; salman mümtaz, yusuf vezir çemenzeminli, magcan cumabay, bekir sıtkı çobanzade, ahmet baytursun ve çurmit şirioğlu..
türk birçok sanatçı-aydın, bilim ve fikir insanlarını öldürmüştür.* mesela; salman mümtaz, yusuf vezir çemenzeminli, magcan cumabay, bekir sıtkı çobanzade, ahmet baytursun ve çurmit şirioğlu..
devamını gör...
24 aralık 2020 ekrem imamoğlu'nun akit bir gazete değildir açıklaması
akit bir tuvalet kağıdı markasıdır.
devamını gör...
parmaklıklar arasında
1967 yapımı stuart rosenberg filmi. zaten isa göndermeleri ile dolup taşan film bana green day grubunun meşhur jesus of suburbia'sını anımsatıyor. bir kahramana hatta direkt isa'ya dönüşen luke karakteri paul newman'ın o çarpık, biraz delivari ve insanı delip geçen gülümsemesi ile yükseldikçe yükselmiştir. bu film; "hapishaneden kaçış temalı bir film madem o zaman biraz aksiyon görelim" diyen kitleyi memnun etmez, temasına nazaran tamamen durağan geçen bir film zaten çoğu insanın aklında o meşhur iddia sahnesi ile kazınmıştır ama bana kalırsa filmin bunun dışında onlarca etkileyici sahnesi vardı.
luke'un dragline ile mücadele ettiği sahne hem sinema dünyası için unutulmayacak bir sahne hem de luke karakterini çözümlemek için ideal bir andı. filmin açılış sekansında bile luke karakterinin o yarı deli tavrını zaten anlaşılıyordu ama bu sahnede dragline onu dövmekten bıkana kadar hırsla kalkıp dayak yemeye devam etmesi karakterin genel bir portresini çizmeye yetiyor.
diğer bir etkileyici sahne luke'un annesi ile yaptığı son konuşma sahnesi ama bu sahneyi bu kadar vurucu yapan harry dean stanton'ın sakince just a closer walk with thee diye şarkıya girmesi ve luke'un annesi ile vedalaşmasının hemen ardından stanton'ın buğulanmış gözlerini uzaklara dikip şarkıya devam etmesidir bana kalırsa hatta o meşhur sahneyi de ekleyeyim buraya:
luke'un annesinin ölümünden sonra hücreye kapatılması yine ekrana bakıp sövüp saydığım bir sahneydi. luke'un ikinci kaçışından sonra bilerek tabağına fazladan yemek konulması -yemek bitmezse geceyi tek başına hücrede geçirmesi gerekecekti- ve hapishanede bulunan herkesin kendi yemeklerini bitirmelerine rağmen luke'a yardımcı olmak için onun yemeğinden sırayla bir kaşık almaları muhtemelen film boyunca beni ağlatmaya yaklaşmış az sayıda sahneden biridir yine.
başlık sahibi yazar biraz bahsetmiş ama ben tüm repliği yine de ekleyeyim. guns n' roses dinleyenler civil war şarkısının girişindeki o repliği anımsayacaklardır: "what we've got here is... failure to communicate. some men you just can't reach. so you get what we had here last week, which is the way he wants it... well, he gets it. i don't like it any more than you men."
strother martin'in o meşhur repliğinin geçtiği sahne yine cool hand luke filminin muhtemelen en akılda kalan ikinci sahnesiydi ki luke karakterinin vurulmadan önce pencereden bakıp; "what we've got here is... failure to communicate" dedikten sonra vurulup öldüğü sahne aynı şekilde çarpıcıdır.
luke'un vurulmadan önce tanrı ile yaptığı tek taraflı konuşma sahnesi için ise pek az şey söyleyebilirim, newman o sahnede sanatın vücut bulmuş hâli gibidir ki zaten replikler de aynı derecede güzeldir.
otoritenin kırılganlığını son dakika suratımıza çarpmış olan gözlük kırılma sahnesine değinmeyeceğim o kadar spoiler okuduysanız açıp izleyin zaten. o sahnenin etkisi okununca değil izlenince çarpıcı bir hâle geliyor.
"sometimes nothing can be a real cool hand"
luke'un dragline ile mücadele ettiği sahne hem sinema dünyası için unutulmayacak bir sahne hem de luke karakterini çözümlemek için ideal bir andı. filmin açılış sekansında bile luke karakterinin o yarı deli tavrını zaten anlaşılıyordu ama bu sahnede dragline onu dövmekten bıkana kadar hırsla kalkıp dayak yemeye devam etmesi karakterin genel bir portresini çizmeye yetiyor.
diğer bir etkileyici sahne luke'un annesi ile yaptığı son konuşma sahnesi ama bu sahneyi bu kadar vurucu yapan harry dean stanton'ın sakince just a closer walk with thee diye şarkıya girmesi ve luke'un annesi ile vedalaşmasının hemen ardından stanton'ın buğulanmış gözlerini uzaklara dikip şarkıya devam etmesidir bana kalırsa hatta o meşhur sahneyi de ekleyeyim buraya:
luke'un annesinin ölümünden sonra hücreye kapatılması yine ekrana bakıp sövüp saydığım bir sahneydi. luke'un ikinci kaçışından sonra bilerek tabağına fazladan yemek konulması -yemek bitmezse geceyi tek başına hücrede geçirmesi gerekecekti- ve hapishanede bulunan herkesin kendi yemeklerini bitirmelerine rağmen luke'a yardımcı olmak için onun yemeğinden sırayla bir kaşık almaları muhtemelen film boyunca beni ağlatmaya yaklaşmış az sayıda sahneden biridir yine.
başlık sahibi yazar biraz bahsetmiş ama ben tüm repliği yine de ekleyeyim. guns n' roses dinleyenler civil war şarkısının girişindeki o repliği anımsayacaklardır: "what we've got here is... failure to communicate. some men you just can't reach. so you get what we had here last week, which is the way he wants it... well, he gets it. i don't like it any more than you men."
strother martin'in o meşhur repliğinin geçtiği sahne yine cool hand luke filminin muhtemelen en akılda kalan ikinci sahnesiydi ki luke karakterinin vurulmadan önce pencereden bakıp; "what we've got here is... failure to communicate" dedikten sonra vurulup öldüğü sahne aynı şekilde çarpıcıdır.
luke'un vurulmadan önce tanrı ile yaptığı tek taraflı konuşma sahnesi için ise pek az şey söyleyebilirim, newman o sahnede sanatın vücut bulmuş hâli gibidir ki zaten replikler de aynı derecede güzeldir.
otoritenin kırılganlığını son dakika suratımıza çarpmış olan gözlük kırılma sahnesine değinmeyeceğim o kadar spoiler okuduysanız açıp izleyin zaten. o sahnenin etkisi okununca değil izlenince çarpıcı bir hâle geliyor.
"sometimes nothing can be a real cool hand"
devamını gör...
22 şubat 2021 dolar kuru
nasıl fakirsek artık ne yatırım için ne de tersine doların artması ile üzerimize kıyamet gibi binen zamlar için bile sallamıyoruz.
devamını gör...
okumadan oylamak
şayet ben okumadan asla oylamam. hızlı okuyorum. üstelik birinin tanımlarımı beğendikten sonra benim onunkileri beğenmem de teşekkür ederim anlamına geliyor. karşılıklı yapıyor anlayışı değil. hoşuma gitmezse ya mesaj atarak teşekkür ederim ya da beğenilecek bir tane bile içeriği varsa beğenirim...
devamını gör...
daha sonra tekrar deneyiniz (yazar)
o bir trabzonlu
o bir anne
o mutlu güzel bir kadın
o tam laklak edilecek kız arkadaş
birde bugün doğum günü olan
candan cıvıl cıvıl bir yengeç
doğum günün kutlu olsun *
hemşommmm.*
tüm sevdiklerinle mutlu keyifli sağlıklı huzurlu bir ömrün olsun.
o bir anne
o mutlu güzel bir kadın
o tam laklak edilecek kız arkadaş
birde bugün doğum günü olan
candan cıvıl cıvıl bir yengeç
doğum günün kutlu olsun *
hemşommmm.*
tüm sevdiklerinle mutlu keyifli sağlıklı huzurlu bir ömrün olsun.
devamını gör...
erkeklerle daha iyi anlaşan kadın
normal bir insan türü.
küçüklüğümden beri erkeklerle daha iyi anlaştım çünkü ilgi alanlarımız her zaman daha çok benzeşiyordu. pek öyle yemek yapayım (yapmayı biliyorum, o ayrı), örgü öreyim (bak bunu bilmem), modadan bahsedeyim insanı olmadım hiçbir zaman. küçükken deli gibi bir araba tutkum vardı mesela. bir dergi vardı almanca (das auto olabilir ismi, çok net hatırlamıyorum). sürekli onu alır, dili anlamasam da resimlere bakardım özenerek.
evcilik oynamayı değil futbol oynamayı severdim. yengeç, kertenkele yakalayarak kızları korkutmak hoşuma giderdi.
söylemesi ayıp, o zamanlar ağzım da çok bozuktu ve kendim gibi küfredenlerle birlikteyken daha rahat oluyordum.
birazcık büyüyünce (16 yaş civarı ve sonrasında birkaç sene) bilardo (3 top) oynamayı çok sevmeye başladım. kızlar genellikle amerikan oynadığından ben erkeklerle 3 top oynardım. okey, king, batak gibi kahve oyunlarına bayılırdım. benim gibi 3-4 kız arkadaşım daha vardı. kahveye bile giderdik sürekli. zaten maçları da kaçırmazdım. sınıfın erkek futbol takımına zorla kendimizi aldırmıştık 2 kız.
daha fazla uzatmıyorum ama biliniz ki bir kadının sürekli erkeklerin içerisinde olmasının nedeni çoğunlukla, art niyetli kişilerin zanlarından oldukça uzaktır. insanlar, yanındayken rahat oldukları kişilerle arkadaşlık etmeyi tercih ederler.
bu arada, hiçbir kız arkadaşımdan da kazık falan yemedim. kız arkadaşların da hakkını yemeyelim. hep öcü gibi görülürler ama hepsiyle de gayet güzel ilişkilerim oldu bu zamana dek. yani en azından benim arkadaşlık ilişkilerim için "erkekler daha güvenilir" diye bir şey yok kesinlikle.
küçüklüğümden beri erkeklerle daha iyi anlaştım çünkü ilgi alanlarımız her zaman daha çok benzeşiyordu. pek öyle yemek yapayım (yapmayı biliyorum, o ayrı), örgü öreyim (bak bunu bilmem), modadan bahsedeyim insanı olmadım hiçbir zaman. küçükken deli gibi bir araba tutkum vardı mesela. bir dergi vardı almanca (das auto olabilir ismi, çok net hatırlamıyorum). sürekli onu alır, dili anlamasam da resimlere bakardım özenerek.
evcilik oynamayı değil futbol oynamayı severdim. yengeç, kertenkele yakalayarak kızları korkutmak hoşuma giderdi.
söylemesi ayıp, o zamanlar ağzım da çok bozuktu ve kendim gibi küfredenlerle birlikteyken daha rahat oluyordum.
birazcık büyüyünce (16 yaş civarı ve sonrasında birkaç sene) bilardo (3 top) oynamayı çok sevmeye başladım. kızlar genellikle amerikan oynadığından ben erkeklerle 3 top oynardım. okey, king, batak gibi kahve oyunlarına bayılırdım. benim gibi 3-4 kız arkadaşım daha vardı. kahveye bile giderdik sürekli. zaten maçları da kaçırmazdım. sınıfın erkek futbol takımına zorla kendimizi aldırmıştık 2 kız.
daha fazla uzatmıyorum ama biliniz ki bir kadının sürekli erkeklerin içerisinde olmasının nedeni çoğunlukla, art niyetli kişilerin zanlarından oldukça uzaktır. insanlar, yanındayken rahat oldukları kişilerle arkadaşlık etmeyi tercih ederler.
bu arada, hiçbir kız arkadaşımdan da kazık falan yemedim. kız arkadaşların da hakkını yemeyelim. hep öcü gibi görülürler ama hepsiyle de gayet güzel ilişkilerim oldu bu zamana dek. yani en azından benim arkadaşlık ilişkilerim için "erkekler daha güvenilir" diye bir şey yok kesinlikle.
devamını gör...
fazıl say
yalnızlık kederi adlı kitabında özünde ne kadar iyi niyetli, samimi ve halkını seven bir sanatçı olduğunu da göstermiş olan türkiye'nin en iyi piyanistlerinden biri.
devamını gör...
normal sözlük yeni özellik istekleri
tanima resim ekleme butonu lazim bana kalirsa. baska bir sireye git, oraya yukle, dogru linki bul, tanima geri don ve yapistir. kotu ihtimalle basarisiz olma durumu da var.
devamını gör...
