evlilik müessesesi
evlilik yüceydi, evlilik görkemliydi. fakat insanlar onu bitirdi, tahrip etti. neticede seks için, ailesi için, toplum için evlenen insanların çoğaldığı bir toplum ortaya çıktı. fakat gerçeği neydi? sevginin paylaştıkça çoğaldığı, acının paylaştıkça azaldığı bir bütünlüğü ifade ederdi. aşkın insanda bıraktığı bağımlılık duygusundan soyuttu belki. ama asla bağımsız da değildi. insan doğası gereği tek kişi olamazdı zaten. yalnızlıktan, mutsuzluktan korkan insanın anlam arayışının sonlandığı ve insanın bir noktada huzura erdiği bir kurumdu. olması gerekenden bahsediyorum elbette. yoksa şu an olandan değil pek, her ne kadar olması gerektiği gibi olan evlilikler olsa da.
yorulmuş ruh, dinginleşmek ister. tüm hayatı boyunca (özellikle günümüz yüzyılı içerisindeki insanın bireysel gelişme çabasını göz önüne alırsak) öğrenmeye, bilgiye olan açlığını gidermeye çalışan insan, zaten yalnızdır, yalnızlaşır. geçmişinde acı çekmiştir zaten. ve bir noktada bu acılardan, mutsuzluktan uzaklaşayım derken; zihninin derinleşmesiyle beraber kendisini daha da derin bir çukurun içerisinde bulur. insanlarla arasına duvar çeker, insan doğasından nefret eder, tiksinir. bir noktada kendine de nefret duyar bu yüzden. çünkü kendisi de aslında bir insandır. kendisi sadece ötekileşmiştir. bu noktada insan sıradanlığının farkına varırsa eğer, daha da büyük bir buhran içerisine girer. kurtuluş yolu nedir o halde? kimisi inançta bulur kendisini, kimisi acısını şekillendirir, kimisi de aşık olur. ya kurtuluşa ermeye başlamıştır ya da daha da beter olmaya. evlilik hayatına başlama nedeni insanın bütün bu yalnızlık düşüncesinden kurtulma ihtiyacından da kaynaklanır. "ben yapayalnızım. insanlardan ötekileştim. sıradanım ama aynı zamanda sıra dışıyım. bedbahtım ama görkemliyim de. seviyorum birisini evet, o da benim gibidir belki. hem evliliği gerçekleştirirsem eğer, işte o zaman daha da çok sevebilirim. sevgim büyür gittikçe. ve yorulmam da artık. kurtuluşa ererim."
her insan evlenmemelidir. benim az önce tarifini yaptığım spesifik insan modeli aramızda yaşıyor olmalı. fakat herkes böyle değildir. o yüzden de zaten evlilik müessesesi tahrip oluyor. toplumun ortaya çıkardığı evlilik müessesesinin temel gayesi nedir? bu sorunun cevabını vermek az önce bahsettiğim şeylerin aksini ispatlayacakmış gibi gözükebilir. fakat aslolan daha makul: sistem içerisinde şekillenmiş bir kurum olan evlilik, insanın mutluluğuna ve dolayısıyla eşlerin mutluluğuna hizmet etmelidir. bir amaç değildir yahut. bir araçtır.
fakat aşk tehlikelidir. çok tehlikeli. o yüzden böyle bir şey için beklemek gerekir. beklemek ve görmek. hem evlilik olmasa da mutluluk olabilir pekala eşler için. bu yalnızca bize dayatılan bir paradigma. önemli olan sevginin paylaşılması, isteklerin belirginleşmesidir. özünde dürüst olmaktır.
yorulmuş ruh, dinginleşmek ister. tüm hayatı boyunca (özellikle günümüz yüzyılı içerisindeki insanın bireysel gelişme çabasını göz önüne alırsak) öğrenmeye, bilgiye olan açlığını gidermeye çalışan insan, zaten yalnızdır, yalnızlaşır. geçmişinde acı çekmiştir zaten. ve bir noktada bu acılardan, mutsuzluktan uzaklaşayım derken; zihninin derinleşmesiyle beraber kendisini daha da derin bir çukurun içerisinde bulur. insanlarla arasına duvar çeker, insan doğasından nefret eder, tiksinir. bir noktada kendine de nefret duyar bu yüzden. çünkü kendisi de aslında bir insandır. kendisi sadece ötekileşmiştir. bu noktada insan sıradanlığının farkına varırsa eğer, daha da büyük bir buhran içerisine girer. kurtuluş yolu nedir o halde? kimisi inançta bulur kendisini, kimisi acısını şekillendirir, kimisi de aşık olur. ya kurtuluşa ermeye başlamıştır ya da daha da beter olmaya. evlilik hayatına başlama nedeni insanın bütün bu yalnızlık düşüncesinden kurtulma ihtiyacından da kaynaklanır. "ben yapayalnızım. insanlardan ötekileştim. sıradanım ama aynı zamanda sıra dışıyım. bedbahtım ama görkemliyim de. seviyorum birisini evet, o da benim gibidir belki. hem evliliği gerçekleştirirsem eğer, işte o zaman daha da çok sevebilirim. sevgim büyür gittikçe. ve yorulmam da artık. kurtuluşa ererim."
her insan evlenmemelidir. benim az önce tarifini yaptığım spesifik insan modeli aramızda yaşıyor olmalı. fakat herkes böyle değildir. o yüzden de zaten evlilik müessesesi tahrip oluyor. toplumun ortaya çıkardığı evlilik müessesesinin temel gayesi nedir? bu sorunun cevabını vermek az önce bahsettiğim şeylerin aksini ispatlayacakmış gibi gözükebilir. fakat aslolan daha makul: sistem içerisinde şekillenmiş bir kurum olan evlilik, insanın mutluluğuna ve dolayısıyla eşlerin mutluluğuna hizmet etmelidir. bir amaç değildir yahut. bir araçtır.
fakat aşk tehlikelidir. çok tehlikeli. o yüzden böyle bir şey için beklemek gerekir. beklemek ve görmek. hem evlilik olmasa da mutluluk olabilir pekala eşler için. bu yalnızca bize dayatılan bir paradigma. önemli olan sevginin paylaşılması, isteklerin belirginleşmesidir. özünde dürüst olmaktır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
ölümle yüzleşmek
aynayla yüzleşmektir. çünkü ölüm insanın kendisidir. hayalleri suya düşenler bu yüzden daha çabuk yüzleşirler ölümle. ölümle yüzleşmek yürek ister. o da herkeste yok.
devamını gör...
mustafa fehmi kubilay
devamını gör...
bir gökdelenin tepesinde öğle yemeği

20 eylül 1932 yılında "rockefeller center" binasının yapımı sırasında çekilen ve yüzyılın en ikonik fotoğraflarından biri olan bu fotoğraf yerden 260 metre yüksekte öğle yemeğini yiyen 11 işçiyi gösteriyor.
internette bazı isimler yazsa da aslında kimin çektiği tam olarak belli değilmiş.
devamını gör...
yazarların en sevdiği çizgi filmler
bugs bunny.
sponge bob.
adventure time.
regular show.
kaç yaşıma gelirsem geleyim bunları izlemekten bıkmayacağım.
sponge bob.
adventure time.
regular show.
kaç yaşıma gelirsem geleyim bunları izlemekten bıkmayacağım.
devamını gör...
kişisel alan
türkiye'ye daha gelmemiş bir kavramdır.
devamını gör...
lahmacun yerken yanında ayran içen kız
arkadaş lahmacun yedik ayran içtik diye banal mı olduk? bu arada içine de soğan sardıysan tadından yenmez.
devamını gör...
normal sözlük'ün 35 yaş istilasına uğramış olması
kahvehane köşesinde takılan boş beleş insanlardan iyidir. tecrübelerini de anlatırlarsa tadından yenmez. ıyi forumlar abilemize
devamını gör...
bob honey
sean penn kitabıdır.
bu kitaba tanım yazmak için oturduğum zaman önce sean penn’le ilgili bir şeyler yazmam gerektiğini anladım hemen. bir bibliyofil olmanın yanı sıra bir sinefil olmakla duyduğum gurur bunu zorunlu kılıyordu ve ben de bu zorunluluğa uyuyorum ve sean penn ile başlıyorum yazıma.
sean penn’ i bir oyuncu olarak izlediğim iki film benim için unutulmazdır. bir tanesi harvey milk karakterini canlandırdığı ve oscar aldığı “milk” isimli film diğeri de. “ ı am sam” filmindeki rolüdür ki bu filmde geçen bir düşme sahnesi eğer bu dalda oscar verilseydi “en iyi düşme oscarı”nı alabilirdi. hala tüylerim diken diken olur hatırlayınca.
yönetmen olarak ise “ mistik nehir” ve “ yabana doğru” filmleri ile büyülemişti beni.
bob honey romanında ise bir kiralık katil karakteri sunmuş bize. her işin adamı bob. ortadoğu’yu karıştırmaktan manasız cinayetler işlemeye kadar her işe koşan. tam bir amerikalı!
okuyun mutlaka...
bu kitaba tanım yazmak için oturduğum zaman önce sean penn’le ilgili bir şeyler yazmam gerektiğini anladım hemen. bir bibliyofil olmanın yanı sıra bir sinefil olmakla duyduğum gurur bunu zorunlu kılıyordu ve ben de bu zorunluluğa uyuyorum ve sean penn ile başlıyorum yazıma.
sean penn’ i bir oyuncu olarak izlediğim iki film benim için unutulmazdır. bir tanesi harvey milk karakterini canlandırdığı ve oscar aldığı “milk” isimli film diğeri de. “ ı am sam” filmindeki rolüdür ki bu filmde geçen bir düşme sahnesi eğer bu dalda oscar verilseydi “en iyi düşme oscarı”nı alabilirdi. hala tüylerim diken diken olur hatırlayınca.
yönetmen olarak ise “ mistik nehir” ve “ yabana doğru” filmleri ile büyülemişti beni.
bob honey romanında ise bir kiralık katil karakteri sunmuş bize. her işin adamı bob. ortadoğu’yu karıştırmaktan manasız cinayetler işlemeye kadar her işe koşan. tam bir amerikalı!
okuyun mutlaka...
devamını gör...
bir işi hızlı yapma isteği
eğer eliniz o işe yatkınsa ve pratik bir zekanız varsa güzel bir eylem.
ama eğer tam tersiyse hiç bulaşmayın, işler sarpa sararsa daha fazla uğraşmak olmak kaçınılmazdır.
ama eğer tam tersiyse hiç bulaşmayın, işler sarpa sararsa daha fazla uğraşmak olmak kaçınılmazdır.
devamını gör...
sözlük kadınlarının fotoğrafları
böyle bir başlığa neden ihtiyaç duyulduğuna anlam veremiyorum, yakında nude falan istersiniz siz.
devamını gör...
selefilik
((düzeltme; dediklerim "selefilik'i" değil "esasında harici olup kendisini selefi zannedenleri" yansıtmaktadır. zira selefi önde gelen demek ve mezhep imamlarının hepsi selefi. fakat günümüz selefiliği; sadece ilk gelenlere tabii olmak manasında, sonradan gelen bir insanı eskileri nispetinde otorite olarak kabul etmiyorlar ve olamayacağını da savunuyorlar. hadis-i şerife binaen bunu yapıyorlar haddi zatında sonradan gelen büyüklerin hiçbiri kendini ilklerden büyük görmemiştir.
hariciler ile benzettim fakat kendisini selefi olarak tanımlayıp aklı yerinde insanlarda varmış, benim kastım/tepkim ışid vari oluşumlara ve ideolojileredir. ))
-
hariciler eskide kaldığından tarih gözüyle daha objektif bakılabilir, işte kendine yapılacak tek iş olarak tekfir ve diğer müslümanlara sataşmayı gören selefilere selefi değil bi yönüyle harici demek lazım gelir çünkü onlar selefi değil haricilerin bugünkü versiyonudur.
dine olan muhabbetleri ifrat manasında olduğundan hadis ve ayetlerden yanlış manaları çıkartıp insanları galeyana hızlıca getirebilirler. hızlıca parlarlar ve hızlıca sönerler tarihten bakınız harici vari oluşumlara aynısını göreceksiniz.
günümüzden buna verilecek örnekse ışid'dir
(bkz: ışid)
hariciler ile benzettim fakat kendisini selefi olarak tanımlayıp aklı yerinde insanlarda varmış, benim kastım/tepkim ışid vari oluşumlara ve ideolojileredir. ))
-
hariciler eskide kaldığından tarih gözüyle daha objektif bakılabilir, işte kendine yapılacak tek iş olarak tekfir ve diğer müslümanlara sataşmayı gören selefilere selefi değil bi yönüyle harici demek lazım gelir çünkü onlar selefi değil haricilerin bugünkü versiyonudur.
dine olan muhabbetleri ifrat manasında olduğundan hadis ve ayetlerden yanlış manaları çıkartıp insanları galeyana hızlıca getirebilirler. hızlıca parlarlar ve hızlıca sönerler tarihten bakınız harici vari oluşumlara aynısını göreceksiniz.
günümüzden buna verilecek örnekse ışid'dir
(bkz: ışid)
devamını gör...
makas almak
sevgiyi göstermenin en taşkın ve bir o kadar da masum yolu. insanın kanı kaynarsa bir de kimse tutamaz. önce o yanaklar bi' güzel sıkılır sonra sıkarken sağa sola sallanır, hızı alamayınca saçlara dadanılır, en sonunda da alıp bağrına basarsın, derin de bi' ohh bee çekersin sonunda rahatlarsın. anlatırken bile güzel geldi yahu ohh bee.
devamını gör...
istediğin her şeye sahip olup mutsuz olmak
zaten mutluluk istediğin şeylere ulaşma fikrinin seni canlı tutması, o ihtimaldir. ulaştıktan sonra artık bir anlamı kalmaz.
devamını gör...
saçmalık
başlık altına yazılan her kelimeyi otomatikman "kurallara ve formata" uygun hale getiren başlık, hımmmfff nefis!
yani burası bir çayır, bir otoban, isteyene patika, isteyene yolun sonundaki duvar.
gel de anlamlardan anlam beğen, o derece?
dağılan anne kurabiyesi tadı vardı dün üzerimde, gece gitmiş o his, bir de sabah içtiğim kahve çamur gibiydi, kedilere mama verilmiş, o iyi bak?
saçmalık!
sezen aksu düştü üstüme sabah sabah, üstelik yanında bir de haris alexiou var, çok ağır oldular.
peki bezm-i alem kelime midir?
simera kai tora, spotify!
yani burası bir çayır, bir otoban, isteyene patika, isteyene yolun sonundaki duvar.
gel de anlamlardan anlam beğen, o derece?
dağılan anne kurabiyesi tadı vardı dün üzerimde, gece gitmiş o his, bir de sabah içtiğim kahve çamur gibiydi, kedilere mama verilmiş, o iyi bak?
saçmalık!
sezen aksu düştü üstüme sabah sabah, üstelik yanında bir de haris alexiou var, çok ağır oldular.
peki bezm-i alem kelime midir?
simera kai tora, spotify!
devamını gör...
geceye ismet özel şiirlerinden bir dize bırak
uzak nedir?
kendisinin bile ücrasında yaşayan biri için gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
kendisinin bile ücrasında yaşayan biri için gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
devamını gör...
masalların ardındaki bilinmeyen karanlık gerçekler
pamuk prenses ve yedi cüceler
bu masalın temeli 16. yüzyılda yaşamış margarete von waldeck adlı bir asilzadenin trajik yaşamına dayanıyor. margarete, abisinin küçük çocukları bakır madeninde işçi olarak çalıştırdığı bad wildungen’de büyümüş. madende çalışmanın etkisiyle vücutları ciddi ölçüde deforme olan çocuklar cücelere benzerlermiş o vakitler. meşhur zehirli elma da yaşlı bir adam tarafından işçi çocuklara dağıtılan çürümeye yüz tutmuş meyvelerin bir metaforu imiş. margarete’in üvey annesi onu sürekli küçümser, hor görürmüş. sonunda da başından def etmek için margarete’i brüksel’e göndermeye karar vermiş. margarete güzelliğiyle göz kamaştıran bir genç kızmış ve ispanya kralı’nın oğlu prens ıı. philip, margarete’e kör kütük âşıkmış. bu aşkı onaylamayan ispanya kralı gizli ajanları vasıtasıyla margarete’i zehirletivermiş. görünen o ki margarete ve prens philip pek de öyle sonsuza kadar mutlu yaşayamamışlar.
rapunzel
rapunzel, temelde eski bir hıristiyan öyküsüne dayanıyor. 3. yüzyılda, akdeniz ülkelerinden birinde pagan bir tüccar yaşarmış. bu tüccar kızına garip bir tutku ile bağlıymış. öyle ki kızına evlenmeyi yasaklamış. kıskanç baba seyahate gitmesi gerektiği zaman da kızını kulesine kilitlermiş. saç konusunun nasıl bu kadar önemli hale geldiğine dair elimizde bir veri yok ne yazık ki, fakat babası tarafından kuleye kapatıldığı zamanlarda genç kızımızın yüksek sesle hıristiyan inançlarını dışa vuran dualar ettiği ve dualarının ta kentin öteki yanından duyulduğu biliniyor. kızının kendi pagan tanrılarını reddettiğini ve hıristiyan olduğunu öğrenen tüccar, kızını önce inancını terk edip baba inancına dönmeye zorlamış, istediğini alamayınca da kızının kellesini uçurmuş. bu cinayetten kısa bir süre sonraki bir genel grev sonrasında tüccar da kellesinden olmuş. sesini bütün kasabaya duyurarak tanrısına dualar eden rapunzel ise, azize barbara adıyla, ortodoks kilisesinin azizeleri arasına katılmış.
mavi sakal
perrault, öyküsünü, oğlu tarafından katledileceği kehaneti ile uyarılmış bir ortaçağ hükümdarı olan conomor’un yaşam öyküsü etrafına kurmuş. bu korkuya kapılan coromor ne vakit eşlerinden biri hamile kalsa onu öldürürmüş. perrault bu öyküyü başka bir öyküyle, 15. yüzyılda yaşamış, yüzyıl savaşları’nda başarılar kazanmasının yanı sıra çocukları öldüren bir seri katil olmasıyla da ünlenen ve mavi sakal olarak da anılan bir asilzade olan gilles de rais’in öyküsüyle birleştirmiş. gilles de rais’in mavi sakal olarak anılmasının sebebiyse gerçekten de mavi sakallara sahip olması değil, atının pürüzsüz kürkünün gün ışığında mavi bir yansımaya sahip olmasıymış. gilles de rais kan donduran duruşması sırasında çocukları nasıl avladığını ve onlara nasıl işkence ettiğini de ayrıntılı bir biçimde itiraf etmiş. bu iki korkunç öyküyü harmanlayan perrault ise kendi korkunç kahramanı olan mavi sakal’ı yaratmış.
hansel ve gretel
hansel ve gretel’in öyküsünün çocukları başıboş gezintilerden alıkoymak amacıyla tasarlandığı ortada. fakat 1315-1317 yılları arasında yaşanan ve özellikle avrupa ülkelerini vuran büyük kıtlığın ölümlerin yanı sıra küçük çocuklara yönelen bir yamyamlığı da beraberinde getirdiğini tahmin etmek mümkün değil doğrusu. ayrıca o dönemde ailelerin karnını doyuramadıkları çocuklarını ıssız yerlerde terk etmesi de yaygın bir durummuş. bu hikaye 1600’lerde yaşamış ve yaptığı harika zencefilli kurabiyelerle ünlenmiş katharina schaderin’in kıskanç bir erkek aşçı tarafından cadılıkla suçlanması hikayesiyle birleşince olmuş size hansel ve gretel. hikayenin asıl acıklı yanı ise, cadılık iddiası sebebiyle kasabadan kovulan katharina’nın kasabayı terk ederken bir grup kızgın komşu tarafından yakalanıp eviyle beraber ateşe verilmesi. demek, cadılar kimi zaman sandığımız kadar kötü olmayabilirler.
külkedisi
perrault’un hayat verdiği bu peri kızları kadar güzel ve bir o kadar da bahtsız genç kız aslında rhodopis adlı bir yunan kızının tezahürü. “elma yanak” olarak da anılan bu genç kız, trakya dolaylarında yaşarken esir alınmış ve köle olarak mısır’a satılmış. mısır halkına hiç benzemeyen beyaz tenli yaradılışı onu son derece kıymetli hale getirmiş ve efendisi onu mücevherlerle süsleyerek sergilemeye başlamış, ki bu mücevherlere bir çift altın ayakkabı da dahilmiş. gerek çarpıcı güzelliği, gerekse altın ayakkabıları sayesinde rhodopis, firavun amasis’in de dikkatini çekmiş ve amasis de rhodopis’i eş olarak almış. her ne kadar onun tek eşi olmasa da rhodopis firavunun eşlerinden biri olarak saygı görmüş ve resmi seremonilere gereğince katılmış. ayrıca firavun amais’in cinsel arzularını tatmin etmek için her daim hazır ve nazır da bulunmuş elbette. peki sonradan edindiği bu statü genç rhodopis’in sonsuza kadar mutlu yaşamasını sağlamış mıdır acaba? sanmıyorum.
peşin edit : bu yazıyı “sabit fikir” adlı blog sitesinden aldım.
peşin edit 2 : reddit'te birçok masal, dizi ve çizgi film hakkındaki teorileri de türkçe'ye çevirdikten sonra derleyip sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.
bu masalın temeli 16. yüzyılda yaşamış margarete von waldeck adlı bir asilzadenin trajik yaşamına dayanıyor. margarete, abisinin küçük çocukları bakır madeninde işçi olarak çalıştırdığı bad wildungen’de büyümüş. madende çalışmanın etkisiyle vücutları ciddi ölçüde deforme olan çocuklar cücelere benzerlermiş o vakitler. meşhur zehirli elma da yaşlı bir adam tarafından işçi çocuklara dağıtılan çürümeye yüz tutmuş meyvelerin bir metaforu imiş. margarete’in üvey annesi onu sürekli küçümser, hor görürmüş. sonunda da başından def etmek için margarete’i brüksel’e göndermeye karar vermiş. margarete güzelliğiyle göz kamaştıran bir genç kızmış ve ispanya kralı’nın oğlu prens ıı. philip, margarete’e kör kütük âşıkmış. bu aşkı onaylamayan ispanya kralı gizli ajanları vasıtasıyla margarete’i zehirletivermiş. görünen o ki margarete ve prens philip pek de öyle sonsuza kadar mutlu yaşayamamışlar.
rapunzel
rapunzel, temelde eski bir hıristiyan öyküsüne dayanıyor. 3. yüzyılda, akdeniz ülkelerinden birinde pagan bir tüccar yaşarmış. bu tüccar kızına garip bir tutku ile bağlıymış. öyle ki kızına evlenmeyi yasaklamış. kıskanç baba seyahate gitmesi gerektiği zaman da kızını kulesine kilitlermiş. saç konusunun nasıl bu kadar önemli hale geldiğine dair elimizde bir veri yok ne yazık ki, fakat babası tarafından kuleye kapatıldığı zamanlarda genç kızımızın yüksek sesle hıristiyan inançlarını dışa vuran dualar ettiği ve dualarının ta kentin öteki yanından duyulduğu biliniyor. kızının kendi pagan tanrılarını reddettiğini ve hıristiyan olduğunu öğrenen tüccar, kızını önce inancını terk edip baba inancına dönmeye zorlamış, istediğini alamayınca da kızının kellesini uçurmuş. bu cinayetten kısa bir süre sonraki bir genel grev sonrasında tüccar da kellesinden olmuş. sesini bütün kasabaya duyurarak tanrısına dualar eden rapunzel ise, azize barbara adıyla, ortodoks kilisesinin azizeleri arasına katılmış.
mavi sakal
perrault, öyküsünü, oğlu tarafından katledileceği kehaneti ile uyarılmış bir ortaçağ hükümdarı olan conomor’un yaşam öyküsü etrafına kurmuş. bu korkuya kapılan coromor ne vakit eşlerinden biri hamile kalsa onu öldürürmüş. perrault bu öyküyü başka bir öyküyle, 15. yüzyılda yaşamış, yüzyıl savaşları’nda başarılar kazanmasının yanı sıra çocukları öldüren bir seri katil olmasıyla da ünlenen ve mavi sakal olarak da anılan bir asilzade olan gilles de rais’in öyküsüyle birleştirmiş. gilles de rais’in mavi sakal olarak anılmasının sebebiyse gerçekten de mavi sakallara sahip olması değil, atının pürüzsüz kürkünün gün ışığında mavi bir yansımaya sahip olmasıymış. gilles de rais kan donduran duruşması sırasında çocukları nasıl avladığını ve onlara nasıl işkence ettiğini de ayrıntılı bir biçimde itiraf etmiş. bu iki korkunç öyküyü harmanlayan perrault ise kendi korkunç kahramanı olan mavi sakal’ı yaratmış.
hansel ve gretel
hansel ve gretel’in öyküsünün çocukları başıboş gezintilerden alıkoymak amacıyla tasarlandığı ortada. fakat 1315-1317 yılları arasında yaşanan ve özellikle avrupa ülkelerini vuran büyük kıtlığın ölümlerin yanı sıra küçük çocuklara yönelen bir yamyamlığı da beraberinde getirdiğini tahmin etmek mümkün değil doğrusu. ayrıca o dönemde ailelerin karnını doyuramadıkları çocuklarını ıssız yerlerde terk etmesi de yaygın bir durummuş. bu hikaye 1600’lerde yaşamış ve yaptığı harika zencefilli kurabiyelerle ünlenmiş katharina schaderin’in kıskanç bir erkek aşçı tarafından cadılıkla suçlanması hikayesiyle birleşince olmuş size hansel ve gretel. hikayenin asıl acıklı yanı ise, cadılık iddiası sebebiyle kasabadan kovulan katharina’nın kasabayı terk ederken bir grup kızgın komşu tarafından yakalanıp eviyle beraber ateşe verilmesi. demek, cadılar kimi zaman sandığımız kadar kötü olmayabilirler.
külkedisi
perrault’un hayat verdiği bu peri kızları kadar güzel ve bir o kadar da bahtsız genç kız aslında rhodopis adlı bir yunan kızının tezahürü. “elma yanak” olarak da anılan bu genç kız, trakya dolaylarında yaşarken esir alınmış ve köle olarak mısır’a satılmış. mısır halkına hiç benzemeyen beyaz tenli yaradılışı onu son derece kıymetli hale getirmiş ve efendisi onu mücevherlerle süsleyerek sergilemeye başlamış, ki bu mücevherlere bir çift altın ayakkabı da dahilmiş. gerek çarpıcı güzelliği, gerekse altın ayakkabıları sayesinde rhodopis, firavun amasis’in de dikkatini çekmiş ve amasis de rhodopis’i eş olarak almış. her ne kadar onun tek eşi olmasa da rhodopis firavunun eşlerinden biri olarak saygı görmüş ve resmi seremonilere gereğince katılmış. ayrıca firavun amais’in cinsel arzularını tatmin etmek için her daim hazır ve nazır da bulunmuş elbette. peki sonradan edindiği bu statü genç rhodopis’in sonsuza kadar mutlu yaşamasını sağlamış mıdır acaba? sanmıyorum.
peşin edit : bu yazıyı “sabit fikir” adlı blog sitesinden aldım.
peşin edit 2 : reddit'te birçok masal, dizi ve çizgi film hakkındaki teorileri de türkçe'ye çevirdikten sonra derleyip sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.
devamını gör...

