kaliteli yaşam için ucuz öneriler
az ama öz yemek.
devamını gör...
aşk acısı çeken insan
gözlerinin içine bakın sıkılıp başını eğerse arkasına geçip ensesine bir tokat patlatın. bir süre aşkı düşünmek yerine sizi kovalayacaktır.
devamını gör...
necip fazıl kısakürek
yaşamı uçlarda yaşamış bir şair. paris'te sabahlara kadar kumardan, süleymaniye de sabah namazlarına. şair annesini çok severmiş. ben çoğu şiirinde bu özlemi duydum. kanımca kaldırımlar şiirinde kucaklaştığı karanlık, sessizlik, muamma annesinden kalan boşluktur. sonra bir dönüm noktası var hayatında ama ne dönüm. ovardalığın bittiği, yazılanların çöpe atıldığı bir dönüm. abdülhakim arvasi adlı bir türk islâm âlimi ile tanışmasıdır bu dönüm noktası. sonra onun için başlar gerçek yaşam, ızdırap. ve dökülür dudaklardan o sözleri.
tam otuz yıl saatim islemiş ben durmuşum;
gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...
ve şairin en çok da eleştirildiği meselelerden biri de para için yazılar kaleme aldığı düşüncesidir. bu yavan düşünce pek istinatsız olarak dayatılmakta. müdafaa etmek değil amacım ama hamiliğin yüzyıllardır şairliğin bir lütfu olduğunu bilmeliyiz. bu konuda daha derin bilgiye rahmetli halil inalcık'ın şair ve patron kitabında bulabilirsiniz. bir hamisi olmayan divan şairi yoktur. yüzyıllardır devlet adamları şairlerin giderlerini karşılamışlar ve korumuşlardır. ve hatta bu şairler hayatlarında yaşamadığı hayata kavuşmuştur. şimdi biz divan şairlerini şairlikten mi atıcaz? kalkıp "ya para dinlenmiş nasıl şair?" gibi konunun k'sinden habersiz yorumlar yapınca gülünç oluyorsunuz. kaldı ki, para için yazı yazmanın etik olmadığı düşüncesi, ödülden ödüle koşan ama zengin olamayan komünist şairlerin düşünebileceği bir fikir gibi geliyor bana. kazansın ne olur ki?
neyse, bu editi yaptım çünkü bu editten önce burada çok cıvık bir şakam vardı (gülünmedi). böylelikle türk edebiyatında önemli bir yere sahip üstad hakkında genel birşeyler yazmış olduk, iyi oldu.
tam otuz yıl saatim islemiş ben durmuşum;
gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...
ve şairin en çok da eleştirildiği meselelerden biri de para için yazılar kaleme aldığı düşüncesidir. bu yavan düşünce pek istinatsız olarak dayatılmakta. müdafaa etmek değil amacım ama hamiliğin yüzyıllardır şairliğin bir lütfu olduğunu bilmeliyiz. bu konuda daha derin bilgiye rahmetli halil inalcık'ın şair ve patron kitabında bulabilirsiniz. bir hamisi olmayan divan şairi yoktur. yüzyıllardır devlet adamları şairlerin giderlerini karşılamışlar ve korumuşlardır. ve hatta bu şairler hayatlarında yaşamadığı hayata kavuşmuştur. şimdi biz divan şairlerini şairlikten mi atıcaz? kalkıp "ya para dinlenmiş nasıl şair?" gibi konunun k'sinden habersiz yorumlar yapınca gülünç oluyorsunuz. kaldı ki, para için yazı yazmanın etik olmadığı düşüncesi, ödülden ödüle koşan ama zengin olamayan komünist şairlerin düşünebileceği bir fikir gibi geliyor bana. kazansın ne olur ki?
neyse, bu editi yaptım çünkü bu editten önce burada çok cıvık bir şakam vardı (gülünmedi). böylelikle türk edebiyatında önemli bir yere sahip üstad hakkında genel birşeyler yazmış olduk, iyi oldu.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"hiçbir konuda taviz verme. ilk uzlaşma ,senin yıkımının başlangıcıdır." osho
devamını gör...
bildirim mutluluğu
gerçekten böyle bir şey var, bildirim gelince insan mutlu olur mu? oluyormuş.
devamını gör...
normal sözlük hunidaşlar kulübü
hocam yine tozları karıştırmışsınız herkese bol şans.
devamını gör...
erkek olmanın zorlukları
bu memlekette erkek isek her ne olursa olsun zırlamamalıyız.
en azından yakılarak öldürülmüyoruz.
en azından yakılarak öldürülmüyoruz.
devamını gör...
normal sözlük’ün ekşi sözlük’e dönmesi
dile getirilmesi yasak olandır.
şimdi ismini vermeyeceğim bir çaylak, dün 16 karma puan ile yazar yapıldı ve bunu gündeme getirmek istesem de açtığım başlıklar sansüre uğradı. bakınıza tıklayıp gör. (bkz: sözlüğün ekşimesi)
üstüne basıyorum, çaylak kayırıp tanıdığını, sevdiğini yazar yapan ekşi sözlüğe bir başkaldırı olarak çıkmış kafa sözlüğün bu kayırma olayına karışması hiç hoş olmadı.
moderasyon benimle iletişime geçti ve "davetiye çıkardığımı" söyledi. bu durumun istisnai olduğunu bildirdi, ben de ona kendi koydukları sınırlara uymaları gerektiğini bildirdim. bu yüzden 12 ocak saat gece 01:00 civarında sessizce 24 saat uzaklaştırıldım. bir arkadaş daha aynı dakika uzaklaştırıldı aynı konuya ses çıkardığı için (bkz: foo)
kendimizi eleştirerek ileri gidebiliriz, yücelterek değil.
edit: başlık sol'dan düşürülmüştür.
şimdi ismini vermeyeceğim bir çaylak, dün 16 karma puan ile yazar yapıldı ve bunu gündeme getirmek istesem de açtığım başlıklar sansüre uğradı. bakınıza tıklayıp gör. (bkz: sözlüğün ekşimesi)
üstüne basıyorum, çaylak kayırıp tanıdığını, sevdiğini yazar yapan ekşi sözlüğe bir başkaldırı olarak çıkmış kafa sözlüğün bu kayırma olayına karışması hiç hoş olmadı.
moderasyon benimle iletişime geçti ve "davetiye çıkardığımı" söyledi. bu durumun istisnai olduğunu bildirdi, ben de ona kendi koydukları sınırlara uymaları gerektiğini bildirdim. bu yüzden 12 ocak saat gece 01:00 civarında sessizce 24 saat uzaklaştırıldım. bir arkadaş daha aynı dakika uzaklaştırıldı aynı konuya ses çıkardığı için (bkz: foo)
kendimizi eleştirerek ileri gidebiliriz, yücelterek değil.
edit: başlık sol'dan düşürülmüştür.
devamını gör...
arrival
2016 senesinde çıkmış, 1 saat 56 dakikalık denis villeneuve filmi. 2002 senesinde aynı isimle çıkan kitaptan uyarlanmıştır. filmlerde genelde orta-uzun plan çekimler seven ben için bulunmaz nimet. bunun haricinde gözüme çarpan şey ise kullanılan renklerin doğallığıdır. üzerinde oynama yapılmamış bir film gibi dursa da, her sahnenin başlı başına bir tablo gibi oluşu çok hoş.
film, genel olarak bir anlaşamama üzerine kurulu. ve bize şu soruyu soruyor; hiçbir ortak noktan ve etkileşimin olmayan canlılarla nasıl iletişim kurabilirsin? kulağa ne kadar imkansız gelse de, film içinde bu sorunun cevaplandığını görmek oldukça tatmin edici.
değinmek istediğim bir diğer nokta ise filmin müzikleri. bir diğer girdimde de yazdığım üzere bu soundtrack'ler johann johannsson ve max richter tarafından bestelenmiş. ve yine bence harika ötesiler. gelelim nedenine;
filmde bahsi geçen, zamanın düz bir çizgi olarak ilerlemediği ve aslında bir çember olduğu fikri ve uzaylıların da dillerinin tamamen çemberlerden oluştuğu biliniyor. bu fikirlerin üzerine, soundtrack'lerde kullanılan circle of fifths yani beşli çemberi, bu temaya tam uyuyor. tabi insan bu detayı ilk öğrendiğinde hayranlığı bir kat daha artıyor.
örnek
film, genel olarak bir anlaşamama üzerine kurulu. ve bize şu soruyu soruyor; hiçbir ortak noktan ve etkileşimin olmayan canlılarla nasıl iletişim kurabilirsin? kulağa ne kadar imkansız gelse de, film içinde bu sorunun cevaplandığını görmek oldukça tatmin edici.
değinmek istediğim bir diğer nokta ise filmin müzikleri. bir diğer girdimde de yazdığım üzere bu soundtrack'ler johann johannsson ve max richter tarafından bestelenmiş. ve yine bence harika ötesiler. gelelim nedenine;
filmde bahsi geçen, zamanın düz bir çizgi olarak ilerlemediği ve aslında bir çember olduğu fikri ve uzaylıların da dillerinin tamamen çemberlerden oluştuğu biliniyor. bu fikirlerin üzerine, soundtrack'lerde kullanılan circle of fifths yani beşli çemberi, bu temaya tam uyuyor. tabi insan bu detayı ilk öğrendiğinde hayranlığı bir kat daha artıyor.
örnek
devamını gör...
çocukken okunmuş unutulmaz kitaplar
enis blayton tarafından yazılmış, serüven serisi: serüven adası, serüven şatosu, serüven vadisi, serüven denizi, serüven dağı, serüven gemisi...
hayatımda okuduğum en efsane hissettiren, küçücük dünyamda hayal peşinde koşmamı sağlayan, kendi maceralarımı yaşamaya heves ettiren kitaplardı. ilk önce bir çırpıda hızlıca okur, sonrasında da benzer bir hayatı hayal ederdim. ikisi de çok keyif verirdi.
türkçeye can, canan, gül, mete diye geçen dört arkadaşın maceralarını içeren romanın adaptasyon olarak çevrildiği ve de içeriğinde çokça cinsiyetçi bir tutum sergilediğini fark etmek ise yetişkinlik zamanımın halleri. çok merak ediyor olmama rağmen kitapları bir kez daha okuma cesaretim yok. hayal kırıklığı yaşamaktan, üzerimdeki tesirini yitirmekten korktuğum için yaklaşık yirmi-yirmi beş yıllık* anıların izinden aklımda kalan heyecan, çok heyecan.
hayatımda okuduğum en efsane hissettiren, küçücük dünyamda hayal peşinde koşmamı sağlayan, kendi maceralarımı yaşamaya heves ettiren kitaplardı. ilk önce bir çırpıda hızlıca okur, sonrasında da benzer bir hayatı hayal ederdim. ikisi de çok keyif verirdi.
türkçeye can, canan, gül, mete diye geçen dört arkadaşın maceralarını içeren romanın adaptasyon olarak çevrildiği ve de içeriğinde çokça cinsiyetçi bir tutum sergilediğini fark etmek ise yetişkinlik zamanımın halleri. çok merak ediyor olmama rağmen kitapları bir kez daha okuma cesaretim yok. hayal kırıklığı yaşamaktan, üzerimdeki tesirini yitirmekten korktuğum için yaklaşık yirmi-yirmi beş yıllık* anıların izinden aklımda kalan heyecan, çok heyecan.
devamını gör...
nezir kaya
fazla bilinmeyen ama çok aşina bir hayat öyküsü.
bir balıkçı.
izmir çeşme'de yaşamış bir garip, sağır dilsiz.
balıkçı, garip, sağır dilsiz olması aşık olmasına engel olur mu hiç? olmamış tabii ki, gitmiş sakız adasında yaşayan bir kıza aşık olmuş...
gerisini yeni asır gazetesindeki haberi ile devam edip aşk'a dua edelim..yazının bundan sonrası yeni asır gazetesinden alıntıdır.
--
çeşme dalyanlı nezir kaya'nın hayatı "sırlarla" dolu. sakız adası'nda yaşayan aşkı tinika'yı görmek için kendi yaptığı teknesine bağladığı dev uçurtmayı yelken gibi kullanarak defalarca gitti geldi. köyün ortasına ise 30 metre yüksekliğinde bir kule inşaa etti. kuleye çıkarak sevgilisinin yaşadığı sakız adası'nı seyreden nezir kaya, aşkı için gittiği sakız adası'nda "türk casusu" sanılarak işkenceye uğradı. dönüşte yanlışlıkla çıktığı karaburun yarımadası'nda ise "yunan casusu" sanıldı. bir gece geçirdiği bisiklet kazası sonucu yaşamını yitiren kaya'nın dev kulesi ise bugün "tek pişmanlığım" diye olayı anlatan dönemin belediye başkanı nuri ertan tarafından yıkıldı.
dalyanlı nezir'in yaşamı, filmlere konu olacak türden. aslında da oldu. ama hikayenin tamamını kapsamıyordu. türk-yunan-bulgar ortak yapımı mehmet ali alabora ile katerina moutsatsos'un başrolünü oynadığı "kayıkçı" filmi ile dalyanlı nezir kaya'nın hayatından esinlenildi ve bir bölümü beyaz perdeye aktarıldı.
filme esin kaynağı oldu
yeni asır, hikayenin aslını ve tamamını yerinde araştırdı. kaya'nın fotoğrafı da ilk kez gün ışığına çıktı. nezir kaya'nın bugün yeğeni olan ve dalyan'ın ünlü restoranı "cevat'ın yeri"nin sahibi cevat aksu, hikayeyi ilk kez 1997 yılında yapılan çeşme 1. sanat festivali'nde gündeme getirerek kayıkçı isimli filme esin kaynağı olmasını sağlayan çeşme belediye eski başkanı nuri ertan, nezir kaya ile ilgili ayrıntıları bugün gibi hatırlayan 84 yaşındaki hasan karayel, aşkı için denizleri aşan, kuleler yapan, casuslukla suçlanan kaya'nın hayatını anlattı.
işte nezir kaya'nın gerçek öyküsü:
nezir kaya'nın da hikayesi pek çok egeli gibi "göçle" başlıyor. selanik'ten çeşme'ye uzanan zorlu yolculuğun ardından kaya ailesi, o zamanlar köste olarak bilinen dalyan köyüne yerleşti. güçlü kuvvetli yapısıyla dikkat çeken nezir kaya, çocukken geçirdiği rahatsızlıktan dolayı sağır ve dilsiz bir yaşama mecbur kaldı. kendi yaptığı küçük kayıklarla balık avlarak geçimini sağlayan nezir kaya, yaptığı ilginç şeylerle dikkat çekmeye başladı. hazerfan çelebi gibi kendine büyük bir uçurtma yapan kaya'nın dalyan'ın üzerinde uçtuğu, evinin altına 10 metre uzunluğunda tekne yaptığı kulaktan kulağa yayıldı.
meraklı bakışlara aldırış etmeyen nezir kaya, bir gün köye ziyarete gelen rum güzeli tinika'ya (bazılarına göre bu isim maria) sırılsıklam aşık oldu. tinika'nın geldiği sakız adası'na bakıp bakıp duran nezir kaya, 25 tenekeyi bir araya getirerek yaptığı tekneyle adaya gitti. sakız'a çıkıp sevgilisini bulmak isteyen nezir kaya, pasaportsuz olarak yakalandı ve türk casusu sanıldı. konuşup kendisini ifade edemeyen kaya iddiaya göre işkencelere uğradı, dövüldü. annesinin kaymakamlığa "kayıp" başvurusu yaparken, adada "casus" yakalandığı haberi kısa sürede halk arasında yayıldı. dalyan'a gidip gelen bazı yunanlıların tanımasıyla gerçek ortaya çıkınca "bir daha gelmemesi" uyarısıyla serbest bırakıldı.
ancak tinika'yı hiçbir zaman unutmadı. onu yeniden görmek için bu kez yaptığı tekneye, 3-3.5 metre genişliğinde dev uçurtmasını bağlayarak yelken gibi kullanmaya başladı. poyraz estiği günlerde uçurtmasını gökyüzüne bırakıp yelken gibi kayığı çekmesiyle adaya adeta uçarak gidip gelmeye başlayan nezir kaya yine köylülerin merak konusu olmaya başladı. yüzlerce kez, sakız'a gittiği anlatılan nezir kaya, adadan bir dönüşünde rüzgarın oyunuyla kendisini karaburun'da buldu. zorlu bir mücadelinin ardından kıyıya çıkan kaya, bu kez yunan casusu şüphesiyle gözaltına alındı. yine anlatılanlara göre burada da sağlam bir "sopa" yiyen kaya, gerçeğin ortaya çıkmasıyla yeni özgürlüğüne kavuştu.
ilgi odağı oldu
dalyan'a dönen nezir kaya bu kez hiçbir inşaat ve mimari bilgisi olmamasına karşın, köyün ortasına bir kule yapmaya başladı. fuardaki paraşüt kulesi'ni gören kaya, köyün içinde 10 metre yüksekliğinde ilk kuleyi inşaa etti, kısa süre sonra da bunu beğenmeyerek yıktı. kısa süre sonra ikincisini yaptı ve yine yıktı. neden kule yaptığı neden yıktığı hiçbir zaman bilinmedi. ancak üçüncü kule hepsinden daha yüksek olmaya başladı. yalnızca geceleri çalışarak 30 metre yüksekliğinde 4 metre genişliğinde dev bir kule inşaa etti. şakül (yapının dikliğini ölçmek için kullanılan alet), terazi gibi hiçbir malzeme kullanmayan nezir kaya'nun kulesi o dönem turistlerin de ilgisini çekti. hatta kiralamak isteyenler bile oldu.
kuleye çıkıp uzun uzun sevdiği kadının olduğu sakız adası'nı seyreden nezir kaya, kendisine armağan edilen bisikletiyle evine gittiği sırada geçirdiği kaza sonrası yaşama gözlerini yumdu. inşaa ettiği kulenin sırrı hiç çözülemedi.
eski başkan ertan'ın en büyük pişmanlığı
kule, 1984 yılında çeşme belediye başkanı seçilen nuri ertan'ın talimatıyla birkaç yıl sonra yıkıldı. ertan, "o zamanlar kulenin yıkılma tehlikesi olduğu söyleniyordu. 1999 yılında mhp'den belediye başkanlığına aday olan bir kişinin şikayeti üzerine yıkım kararı almak zorunda kaldık" diyerek olayı "tek pişmanlığım" diye anlattı. bugün kulenin olduğu boş alanı gösteren yeğeni cevat aksu, dayısını tek fotoğrafının kendisinde olduğunu belirterek, "nezir kaya, dalyan'ın simgesi olabilecek bir isimdi. hayatı bilinmezlerle dolu. ama yaptıkları hala konuşuluyor" dedi. nezir kaya'nın sakız adası ve karaburun'da "casus" iddiasıyla yakalanışını anlatan hasan karayel ise, "kuleye içerden bir merdivenle çıkar, sonra o merdiveni iple yukarı çekerdi. böylece kendisinden başka kimse kuleye çıkamazdı. kuleden uzun uzun sakız adası'na bakardı. yaptıkları hepimizi heyecanlandırır onu izlerdik, eğer yaşasaydı hepimiz bugün hala onun yapacaklarını merakla bekliyor olurduk" diye konuştu.
bir balıkçı.
izmir çeşme'de yaşamış bir garip, sağır dilsiz.
balıkçı, garip, sağır dilsiz olması aşık olmasına engel olur mu hiç? olmamış tabii ki, gitmiş sakız adasında yaşayan bir kıza aşık olmuş...
gerisini yeni asır gazetesindeki haberi ile devam edip aşk'a dua edelim..yazının bundan sonrası yeni asır gazetesinden alıntıdır.
--
çeşme dalyanlı nezir kaya'nın hayatı "sırlarla" dolu. sakız adası'nda yaşayan aşkı tinika'yı görmek için kendi yaptığı teknesine bağladığı dev uçurtmayı yelken gibi kullanarak defalarca gitti geldi. köyün ortasına ise 30 metre yüksekliğinde bir kule inşaa etti. kuleye çıkarak sevgilisinin yaşadığı sakız adası'nı seyreden nezir kaya, aşkı için gittiği sakız adası'nda "türk casusu" sanılarak işkenceye uğradı. dönüşte yanlışlıkla çıktığı karaburun yarımadası'nda ise "yunan casusu" sanıldı. bir gece geçirdiği bisiklet kazası sonucu yaşamını yitiren kaya'nın dev kulesi ise bugün "tek pişmanlığım" diye olayı anlatan dönemin belediye başkanı nuri ertan tarafından yıkıldı.
dalyanlı nezir'in yaşamı, filmlere konu olacak türden. aslında da oldu. ama hikayenin tamamını kapsamıyordu. türk-yunan-bulgar ortak yapımı mehmet ali alabora ile katerina moutsatsos'un başrolünü oynadığı "kayıkçı" filmi ile dalyanlı nezir kaya'nın hayatından esinlenildi ve bir bölümü beyaz perdeye aktarıldı.
filme esin kaynağı oldu
yeni asır, hikayenin aslını ve tamamını yerinde araştırdı. kaya'nın fotoğrafı da ilk kez gün ışığına çıktı. nezir kaya'nın bugün yeğeni olan ve dalyan'ın ünlü restoranı "cevat'ın yeri"nin sahibi cevat aksu, hikayeyi ilk kez 1997 yılında yapılan çeşme 1. sanat festivali'nde gündeme getirerek kayıkçı isimli filme esin kaynağı olmasını sağlayan çeşme belediye eski başkanı nuri ertan, nezir kaya ile ilgili ayrıntıları bugün gibi hatırlayan 84 yaşındaki hasan karayel, aşkı için denizleri aşan, kuleler yapan, casuslukla suçlanan kaya'nın hayatını anlattı.
işte nezir kaya'nın gerçek öyküsü:
nezir kaya'nın da hikayesi pek çok egeli gibi "göçle" başlıyor. selanik'ten çeşme'ye uzanan zorlu yolculuğun ardından kaya ailesi, o zamanlar köste olarak bilinen dalyan köyüne yerleşti. güçlü kuvvetli yapısıyla dikkat çeken nezir kaya, çocukken geçirdiği rahatsızlıktan dolayı sağır ve dilsiz bir yaşama mecbur kaldı. kendi yaptığı küçük kayıklarla balık avlarak geçimini sağlayan nezir kaya, yaptığı ilginç şeylerle dikkat çekmeye başladı. hazerfan çelebi gibi kendine büyük bir uçurtma yapan kaya'nın dalyan'ın üzerinde uçtuğu, evinin altına 10 metre uzunluğunda tekne yaptığı kulaktan kulağa yayıldı.
meraklı bakışlara aldırış etmeyen nezir kaya, bir gün köye ziyarete gelen rum güzeli tinika'ya (bazılarına göre bu isim maria) sırılsıklam aşık oldu. tinika'nın geldiği sakız adası'na bakıp bakıp duran nezir kaya, 25 tenekeyi bir araya getirerek yaptığı tekneyle adaya gitti. sakız'a çıkıp sevgilisini bulmak isteyen nezir kaya, pasaportsuz olarak yakalandı ve türk casusu sanıldı. konuşup kendisini ifade edemeyen kaya iddiaya göre işkencelere uğradı, dövüldü. annesinin kaymakamlığa "kayıp" başvurusu yaparken, adada "casus" yakalandığı haberi kısa sürede halk arasında yayıldı. dalyan'a gidip gelen bazı yunanlıların tanımasıyla gerçek ortaya çıkınca "bir daha gelmemesi" uyarısıyla serbest bırakıldı.
ancak tinika'yı hiçbir zaman unutmadı. onu yeniden görmek için bu kez yaptığı tekneye, 3-3.5 metre genişliğinde dev uçurtmasını bağlayarak yelken gibi kullanmaya başladı. poyraz estiği günlerde uçurtmasını gökyüzüne bırakıp yelken gibi kayığı çekmesiyle adaya adeta uçarak gidip gelmeye başlayan nezir kaya yine köylülerin merak konusu olmaya başladı. yüzlerce kez, sakız'a gittiği anlatılan nezir kaya, adadan bir dönüşünde rüzgarın oyunuyla kendisini karaburun'da buldu. zorlu bir mücadelinin ardından kıyıya çıkan kaya, bu kez yunan casusu şüphesiyle gözaltına alındı. yine anlatılanlara göre burada da sağlam bir "sopa" yiyen kaya, gerçeğin ortaya çıkmasıyla yeni özgürlüğüne kavuştu.
ilgi odağı oldu
dalyan'a dönen nezir kaya bu kez hiçbir inşaat ve mimari bilgisi olmamasına karşın, köyün ortasına bir kule yapmaya başladı. fuardaki paraşüt kulesi'ni gören kaya, köyün içinde 10 metre yüksekliğinde ilk kuleyi inşaa etti, kısa süre sonra da bunu beğenmeyerek yıktı. kısa süre sonra ikincisini yaptı ve yine yıktı. neden kule yaptığı neden yıktığı hiçbir zaman bilinmedi. ancak üçüncü kule hepsinden daha yüksek olmaya başladı. yalnızca geceleri çalışarak 30 metre yüksekliğinde 4 metre genişliğinde dev bir kule inşaa etti. şakül (yapının dikliğini ölçmek için kullanılan alet), terazi gibi hiçbir malzeme kullanmayan nezir kaya'nun kulesi o dönem turistlerin de ilgisini çekti. hatta kiralamak isteyenler bile oldu.
kuleye çıkıp uzun uzun sevdiği kadının olduğu sakız adası'nı seyreden nezir kaya, kendisine armağan edilen bisikletiyle evine gittiği sırada geçirdiği kaza sonrası yaşama gözlerini yumdu. inşaa ettiği kulenin sırrı hiç çözülemedi.
eski başkan ertan'ın en büyük pişmanlığı
kule, 1984 yılında çeşme belediye başkanı seçilen nuri ertan'ın talimatıyla birkaç yıl sonra yıkıldı. ertan, "o zamanlar kulenin yıkılma tehlikesi olduğu söyleniyordu. 1999 yılında mhp'den belediye başkanlığına aday olan bir kişinin şikayeti üzerine yıkım kararı almak zorunda kaldık" diyerek olayı "tek pişmanlığım" diye anlattı. bugün kulenin olduğu boş alanı gösteren yeğeni cevat aksu, dayısını tek fotoğrafının kendisinde olduğunu belirterek, "nezir kaya, dalyan'ın simgesi olabilecek bir isimdi. hayatı bilinmezlerle dolu. ama yaptıkları hala konuşuluyor" dedi. nezir kaya'nın sakız adası ve karaburun'da "casus" iddiasıyla yakalanışını anlatan hasan karayel ise, "kuleye içerden bir merdivenle çıkar, sonra o merdiveni iple yukarı çekerdi. böylece kendisinden başka kimse kuleye çıkamazdı. kuleden uzun uzun sakız adası'na bakardı. yaptıkları hepimizi heyecanlandırır onu izlerdik, eğer yaşasaydı hepimiz bugün hala onun yapacaklarını merakla bekliyor olurduk" diye konuştu.
devamını gör...
mutluluk
kimse sahip olmadığı için daha bu kavram hakkında yazmayı düşünmemiş.
devamını gör...
bir erkeğin en tehlikeli cümlesi
sen farklısın.
devamını gör...
terzilik
çok ince,yorucu ve bir o kadar da keyifli bir iş.
hele o işin sonunda kendi yaptığın şeyi gururla taşımak yok mu? fevkalade.
aynı zamanda baba mesleği,tabi ben ondan el almış değilim.
hele o işin sonunda kendi yaptığın şeyi gururla taşımak yok mu? fevkalade.
aynı zamanda baba mesleği,tabi ben ondan el almış değilim.
devamını gör...
ertelemek
zamanla kumar oynamaktır. bir şeyin, durumun sürekli geri planda kalmasını sağlamaktır. onu öncelik olmaktan alıkoymaktır. ötelenen şeyin yapılıp yapılamayacağını belirleyen ise zamandır. bu da demektir ki en büyük kumarbaz zamandır.
devamını gör...
aynı başlığı evirip çevirip bir daha açmak
gıcık olduğum durum. zamanla insan alışıyor, hayatta böyle değil mi zaten...
devamını gör...
yastayım
cenk'in arka bahçesi ukdesidir.
sözleri ercan saatçi'ye aittir.
ercan saatçi "bu şaheseri hangi ruh haliyle yazdınız" sorusuna şu cevabı vermiştir;
"çay bardağında bir duble rakı aldım, sigaramı yaktım, bir çırpıda çıktı."
ayrıca eşi, bu şarkıdan pek hoşlanmazmış. şarkının bir hikayesi yokmuş. ercan saatçi tamamen yeteneğini konuşturmuş.
nasıl derin, insanın içine işleyen, dinledikçe gözlerinden yaş düşüren, his dolu, sanki yaşanmış bir hikayenin anlatıldığı şarkı.
dinledikçe gözlerinizden usul usul yaşlar dökülebilir. fazlasıyla dokunaklı. her ne kadar şarkıda anlatılanı yaşamamış olsanız bile, bir şekilde sizi de etkisi altına alabilir, kalbinize dokunabilir.
şarkıda sevda diye; şiirlere, filmlere, masallara konu olmuş bir kavramdan bahsediliyor. tabii sevda hiçbir zaman yalnız değildir. muhakkak ayrılık ve acı da dahildir sevdaya. belki de bu yüzdendir ki nice seneler daha bahsedilecek. kim bilir, belki sizler de düşersiniz bir gün sevdaya.
şarkıyı ilk olarak sefarad adlı grup seslendirmiştir. linkliyorum;
seneler sonra ferhat göçer yeniden seslendirmiştir. onu da linkliyorum;
bir de kibariye yorumu vardır, o da dinlenmeye değer. onu da linkleyeyim madem;
ayrıca şarkının orijinali consuelo luz'a ait olan los bilbilicos. o da linkli, aşağıda;
orijinalini bir de buradan dinleyin. bu daha iyi gibi
son olarak şu sözlerle bitiriyorum;
"sen varmışsın gibi, her gece ışığı kapatmadım,
gel gör ki, ben hâlâ yokluğuna alışamadım."
"şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor
yastayım, hiç kimse bilmiyor..."
*
sözleri ercan saatçi'ye aittir.
ercan saatçi "bu şaheseri hangi ruh haliyle yazdınız" sorusuna şu cevabı vermiştir;
"çay bardağında bir duble rakı aldım, sigaramı yaktım, bir çırpıda çıktı."
ayrıca eşi, bu şarkıdan pek hoşlanmazmış. şarkının bir hikayesi yokmuş. ercan saatçi tamamen yeteneğini konuşturmuş.
nasıl derin, insanın içine işleyen, dinledikçe gözlerinden yaş düşüren, his dolu, sanki yaşanmış bir hikayenin anlatıldığı şarkı.
dinledikçe gözlerinizden usul usul yaşlar dökülebilir. fazlasıyla dokunaklı. her ne kadar şarkıda anlatılanı yaşamamış olsanız bile, bir şekilde sizi de etkisi altına alabilir, kalbinize dokunabilir.
şarkıda sevda diye; şiirlere, filmlere, masallara konu olmuş bir kavramdan bahsediliyor. tabii sevda hiçbir zaman yalnız değildir. muhakkak ayrılık ve acı da dahildir sevdaya. belki de bu yüzdendir ki nice seneler daha bahsedilecek. kim bilir, belki sizler de düşersiniz bir gün sevdaya.
şarkıyı ilk olarak sefarad adlı grup seslendirmiştir. linkliyorum;
seneler sonra ferhat göçer yeniden seslendirmiştir. onu da linkliyorum;
bir de kibariye yorumu vardır, o da dinlenmeye değer. onu da linkleyeyim madem;
ayrıca şarkının orijinali consuelo luz'a ait olan los bilbilicos. o da linkli, aşağıda;
orijinalini bir de buradan dinleyin. bu daha iyi gibi
son olarak şu sözlerle bitiriyorum;
"sen varmışsın gibi, her gece ışığı kapatmadım,
gel gör ki, ben hâlâ yokluğuna alışamadım."
"şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor
yastayım, hiç kimse bilmiyor..."
*
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
bugün de dertlendik beeee. benden bugünlük bu kadar dostlar. iyi efkarlanmalar...
devamını gör...
kullanılmayan eşyalar veri tabanı
beynimi verebilirim, biraz fazla kullanılmıştır, fazla ısınma yapıyor artık, çok gürültülü çalışıyor. şarjı da çok uzun gitmiyor zaten.
takılıp duruyor, sık sık eror veriyor. belki format atılırsa iş görebilir.
takılıp duruyor, sık sık eror veriyor. belki format atılırsa iş görebilir.
devamını gör...
