girlboss
21 nisan 2017'de netflix'te ilk sezonu yayınlanan, bir sezon sonra maalesef iptal edilen komedi türündeki dizi. başrolünde britt robertson'ın oynadığı dizide johnny simmons ve ellie reed gibi oyuncular da yer alıyor. dizinin konusu ise kendi işinin patronu olmak isteyen sophia. önce çok da sevmediği bir işte, hayatını idame ettirmek için çalışıyordur. sonrasında ikinci el dükkanında bulduğu bir ceketle ebay macerasına atılan sophia bir süre sonra deli gibi para kazanmaya başlar. istediği işi, keyif alarak yapıyordur. işleri daha da büyütür ve direkt kendisine ait nasty gal adında bir butik açar.
diğer ebay satıcılarıyla çekişmeleri, kendi hayatındaki ikili ilişkileri, babasıyla ilişkisi, arkadan bıçaklanma gibi olaylarına şahit oluyoruz izlerken. biraz da 'girl power' teması kasılmış dizide ama hoş olmuş bence. bir kadının kendi ayakları üzerinde durduğunu izlemek eminim her hemcinsime hoş gelecektir. dizi, sophia amoruso adlı gerçek bir iş insanının biyografisinden uyarlanmış. bir oturuşta bitirilebilecek bir dizi olduğunu düşünüyorum. boş bir vaktinizde izlemenizi öneririm.
diğer ebay satıcılarıyla çekişmeleri, kendi hayatındaki ikili ilişkileri, babasıyla ilişkisi, arkadan bıçaklanma gibi olaylarına şahit oluyoruz izlerken. biraz da 'girl power' teması kasılmış dizide ama hoş olmuş bence. bir kadının kendi ayakları üzerinde durduğunu izlemek eminim her hemcinsime hoş gelecektir. dizi, sophia amoruso adlı gerçek bir iş insanının biyografisinden uyarlanmış. bir oturuşta bitirilebilecek bir dizi olduğunu düşünüyorum. boş bir vaktinizde izlemenizi öneririm.
devamını gör...
eylül (mehmet rauf)
eylül... iç ısıtan yaz aylarının sonunda bize hayatın gerçekleri kadar soğuk kışı hatırlatan, yaz sıcaklığını sonbahar esintileriyle buluşturup tatil havasından çıkarıp bizi işlerimize, okullarımıza kavuşturan o nadide ay. seveni de, sevmeyeni de muhtemelen çoktur ama, hayatının yazını daha yaşayamamış ben için soğuk aylar hayatın gerçekleriyle yüzleşmekten çok kendini güvende hissetme ayları oluyor. ben daha yolun başında, kış ayındayım. ilkbaharı ne zaman görebilirim bilmem. umarım o zamanlar yakındır.
kitap olan eylül’den bahsetmeye başlayacak olursam, size kitabın suat adlı karakterin hayatının sonbaharını anlattığını söylemeliyim.
bu tanımın “çok da spoiler vermeden” ibaresiyle kitabı anlatmaya başladığım kısmını tekrar okuduğum zaman kitabın tamamını birkaç cümleyle özetlemiş olduğumu fark ettim, bu nedenle yazdıklarımı değiştirmeden spoiler şeklinde buraya giriyorum, isteyen okusun.
çok da spoiler vermeden * size kitabı anlatmam gerekirse, suat’ın hayatının mahvoluşunu yavaşça izliyoruz. o sadık, iyi niyetli, hayatının yazındaki kadının eşi süreyya’nın ilgisizliğinden dolayı boşluğa düşüşünü, acı çekişini, bir çıkış yolu arayışını ve buluşunu, daha doğrusu çıkış yolu sandığı şeyin kendi mahvına yol açışını okuyoruz. kocasından bulamadığı sevgiyi, başkasının, necip’in gözlerinde bulan zavallı suat, zamanla süreyya’nın ikisi arasındaki bu münasebeti anlamasıyla onu hayata bağlayan tek şeyi, necip’i, nasıl kaybettiğini izliyoruz bir bakıma.
türk edebiyat tarihinin ilk başarılı * psikolojik romanı olan eylül, bilinç akışı tekniğinin harika kullanıldığı bir kitap olmasının yanında her yönüyle belki de servetifünun döneminin en başarılı romanlarından biri olabilir, o dönemden okuduğum hiçbir roman, bende eylül romanının bıraktığı o etkiyi bırakamadı ki o dönemin romanları beni çok kolay etkilerler, çünkü onlara hayranım.
kitabı okurken sanki kitap karakterleri karşımdaymış da ben onların çırpınışlarına gözlerimle şahit oluyormuşum gibi hissettim, beni büyüleyen bu kitabı bitirmeden kitabı okuduğum o iki günlük sürede rahat edemedim. size de kitabı okumanızı kesinlikle öneririm.
ve son olarak, umarım siz de suat gibi hayatınızın eylül’ünde değilsinizdir, o güzel yapraklarınız dökülmüyordur, tam aksine hayat ağacınız güzel kokulu çiçeklerle doludur. hayatının kışında olanlara da ayrıca selamlar, her güzelliğin bir zorluk ardından geldiğini unutmasınlar. *
kitap olan eylül’den bahsetmeye başlayacak olursam, size kitabın suat adlı karakterin hayatının sonbaharını anlattığını söylemeliyim.
bu tanımın “çok da spoiler vermeden” ibaresiyle kitabı anlatmaya başladığım kısmını tekrar okuduğum zaman kitabın tamamını birkaç cümleyle özetlemiş olduğumu fark ettim, bu nedenle yazdıklarımı değiştirmeden spoiler şeklinde buraya giriyorum, isteyen okusun.
çok da spoiler vermeden * size kitabı anlatmam gerekirse, suat’ın hayatının mahvoluşunu yavaşça izliyoruz. o sadık, iyi niyetli, hayatının yazındaki kadının eşi süreyya’nın ilgisizliğinden dolayı boşluğa düşüşünü, acı çekişini, bir çıkış yolu arayışını ve buluşunu, daha doğrusu çıkış yolu sandığı şeyin kendi mahvına yol açışını okuyoruz. kocasından bulamadığı sevgiyi, başkasının, necip’in gözlerinde bulan zavallı suat, zamanla süreyya’nın ikisi arasındaki bu münasebeti anlamasıyla onu hayata bağlayan tek şeyi, necip’i, nasıl kaybettiğini izliyoruz bir bakıma.
türk edebiyat tarihinin ilk başarılı * psikolojik romanı olan eylül, bilinç akışı tekniğinin harika kullanıldığı bir kitap olmasının yanında her yönüyle belki de servetifünun döneminin en başarılı romanlarından biri olabilir, o dönemden okuduğum hiçbir roman, bende eylül romanının bıraktığı o etkiyi bırakamadı ki o dönemin romanları beni çok kolay etkilerler, çünkü onlara hayranım.
kitabı okurken sanki kitap karakterleri karşımdaymış da ben onların çırpınışlarına gözlerimle şahit oluyormuşum gibi hissettim, beni büyüleyen bu kitabı bitirmeden kitabı okuduğum o iki günlük sürede rahat edemedim. size de kitabı okumanızı kesinlikle öneririm.
ve son olarak, umarım siz de suat gibi hayatınızın eylül’ünde değilsinizdir, o güzel yapraklarınız dökülmüyordur, tam aksine hayat ağacınız güzel kokulu çiçeklerle doludur. hayatının kışında olanlara da ayrıca selamlar, her güzelliğin bir zorluk ardından geldiğini unutmasınlar. *
devamını gör...
anıtkabir kaça yapıldı biliyor musunuz söylemi
her şeyi bırakın, en acısı da tarihte yaşamaları. anıtkabir yapılalı kaç yıl geçti, hala niye anıtkabir’in maliyetini düşünelim ki biz? ayrıca anıtkabir halkın erişimine açık, o saraya yaklaşmaya kalkışınca neler olur allah kerim.
ben bu insana hakaret etmiyorum, sinirlenmiyorum da, sadece acıyorum. araştırmaktan, kendini eğitmekten aciz birine ne deseniz boş. boş yere canınızı sıkmayın.
ben bu insana hakaret etmiyorum, sinirlenmiyorum da, sadece acıyorum. araştırmaktan, kendini eğitmekten aciz birine ne deseniz boş. boş yere canınızı sıkmayın.
devamını gör...
ras
açılımı retiküler aktive edici sistemdir. beyin sapı denen bölgede bulunan kompleks bir sinir ağıdır. beynin uyarılmayla ilgili kısmını oluşturur. ortamda dikkat çekici birden fazla unsur olduğunda tek bir tanesine odaklanmamızı sağlar.
devamını gör...
en güçlü duygu
kesinlikle ihtiras.. neye.. kime duydugunuzun bir onemi yok.. o hissi yasamak..sinirsiz adrenalin..
devamını gör...
alevi olanlar parmak kaldırsın
o.... çocuğu...
devamını gör...
14 mart tıp bayramı
tüm sağlık çalışanlarının günü kutlu olsun. pandemi dönemi ile kıymetleri bilinmeye başlanmış gözükse de yaşananlar gösteriyor ki hala en çok yıpranan ve bunun karşılığını alamayan meslek grubudur.
devamını gör...
elmayı sapına kadar yemek
elma en yararlı meyvalardan biridir. sapına kadar sömürmek gerçekten farklı bir keyiftir. her gün bir elma yemek ve mutlaka çekirdeğinin bir tanesini yalnızca bir tanesini yemek, bağırsak sağlığı için çok yararlıdır. çekirdeğinde siyanür vardır, birden fazla çekirdeğini yemek öldürüyormuş. bu sebeple aman arkadaşlar sapını da tüketin fakat çekirdeklerinin hepsini yemeyin!
devamını gör...
zile basıp kaçmak
çocukken yapılması inanılmaz zevk veren aktivite.
genelde en küçük ve en yavaşı yakalanıp, azar işitir.
genelde en küçük ve en yavaşı yakalanıp, azar işitir.
devamını gör...
beyoğlu rapsodisi
ahmet ümit'in eylül 2003 basımlı polisiye-gerilim türünde romanıdır.
roman ellili yaşlarının başında yıllardır dost olan üç arkadaşı konu alır. selim nihat ve kenan liseden beri ayrılmayan hayatları gittikçe sıradanlaşmış insanlardır. kenan'ın geçirdiği kaza sonucu onun ölümsüzlük ile kafasını bozmasıyla üç arkadaşı da bilinmez bir yolculuğa çıkarır. kitap selim'in ağzından anlatılır ve bu beyaz türk diyebileceğimiz insanların geçmişleri ve gelecekleri arasındaki bağlar bir cinayeti çözme uğraşlarıyla iyice karışır. kitap tümüyle beyoğlu'nda geçmesiyle bize beyoğlu'nun sokaklarını, caddelerini; camilerini, kiliselerini; kafelerini, barlarını, pasajlarını ve meyhaneleriyle; semtin tarihine, mimari yapısına, kültürüne ışık tutar.
ahmet ümit kitabı agatha christie'nin roger ackroyd cinayeti adlı polisiye romanından esinlenerek yazmıştır.
kitap genel itibariyle bilgi kültür açısından çok doyurucu ve okunurken sıkılma gibi bir durum söz konusu değil, fakat asıl polisiye tarafa giriş iki yüzlü sayfaların başında olduğu için okuyucuyu belli bir süre sonra sıkabilir. hikayenin üç ana karakteri güzel bir şekilde analiz edilmişken yan karakterlerin sadece sahne doldurmak için-gülriz, burç vb.- yazıldığını düşünüyorum. kitap sonuyla şok etse de katilin tam olarak nedenlerinin çok hızlıca geçilmesi, çok aceleci bir final olması beni pek tatmin etmedi. hikaye çok kopuk kopuk ilerledi, son yüz sayfa olaylar akarken katilin kim olacağına dair hiçbir ipucu okuyucuya verilmemişti.
son olarak kitap ahmet ümit skalasında polisiye olarak biraz yavan kalsa da kültür tarafı ağır basarak, okuyucuya her zaman bir şekilde tetikte bekleterek bir oturuşta okunabilir.
roman ellili yaşlarının başında yıllardır dost olan üç arkadaşı konu alır. selim nihat ve kenan liseden beri ayrılmayan hayatları gittikçe sıradanlaşmış insanlardır. kenan'ın geçirdiği kaza sonucu onun ölümsüzlük ile kafasını bozmasıyla üç arkadaşı da bilinmez bir yolculuğa çıkarır. kitap selim'in ağzından anlatılır ve bu beyaz türk diyebileceğimiz insanların geçmişleri ve gelecekleri arasındaki bağlar bir cinayeti çözme uğraşlarıyla iyice karışır. kitap tümüyle beyoğlu'nda geçmesiyle bize beyoğlu'nun sokaklarını, caddelerini; camilerini, kiliselerini; kafelerini, barlarını, pasajlarını ve meyhaneleriyle; semtin tarihine, mimari yapısına, kültürüne ışık tutar.
ahmet ümit kitabı agatha christie'nin roger ackroyd cinayeti adlı polisiye romanından esinlenerek yazmıştır.
kitap genel itibariyle bilgi kültür açısından çok doyurucu ve okunurken sıkılma gibi bir durum söz konusu değil, fakat asıl polisiye tarafa giriş iki yüzlü sayfaların başında olduğu için okuyucuyu belli bir süre sonra sıkabilir. hikayenin üç ana karakteri güzel bir şekilde analiz edilmişken yan karakterlerin sadece sahne doldurmak için-gülriz, burç vb.- yazıldığını düşünüyorum. kitap sonuyla şok etse de katilin tam olarak nedenlerinin çok hızlıca geçilmesi, çok aceleci bir final olması beni pek tatmin etmedi. hikaye çok kopuk kopuk ilerledi, son yüz sayfa olaylar akarken katilin kim olacağına dair hiçbir ipucu okuyucuya verilmemişti.
son olarak kitap ahmet ümit skalasında polisiye olarak biraz yavan kalsa da kültür tarafı ağır basarak, okuyucuya her zaman bir şekilde tetikte bekleterek bir oturuşta okunabilir.
devamını gör...
normal sözlük’ün en güzel yanı
sanki dünyanın en iyi insanlarını barındırıyormuş gibi olmasını rahatlıkla söyleyebilirim.
devamını gör...
20 mart 2021 türkiye'nin istanbul sözleşmesi'nden ayrılması
sinsi sinsi gece çekilmesi. kadınlar olarak kendimizi sağlama alalım. açıkça söyleyeyim pamuk bana gireceğine, tecavüzcüye, tacizciye girsin modunda yaşarım bundan sonra.
devamını gör...
amazon vs netflix
netflix.
devamını gör...
yakışıklı erkek çirkin kız birlikteliği
kızın karakterinden hoşlandığı, onun yanında mutlu olduğu için birlikte olduğu hiç aklınıza gelmiyor mu?
devamını gör...
dom za vesanje
şaheser.
emir kusturica tarafindan, tamamı çingenece çekilen ilk filmdir. orjinali 270 dakika ama internetten 140 dakikalik bi kısmı mevcut.
beni hüngür hüngür ağlatan aynı zamanda da en sevdiğim filmdir. oyunculuklar, müzikler (bkz: ederlezi)her şeyiyle harikadır.
goran bregoviç'i hala dinlerim hatta.
perhan karakterinin "kendime yalan söylemeye basladigimdan beri kimseye inanmiyorum" repliğiyle de karsınıza çıkma olasılığı yüksek olan filmdir aynı zamanda.
emir kusturica tarafindan, tamamı çingenece çekilen ilk filmdir. orjinali 270 dakika ama internetten 140 dakikalik bi kısmı mevcut.
beni hüngür hüngür ağlatan aynı zamanda da en sevdiğim filmdir. oyunculuklar, müzikler (bkz: ederlezi)her şeyiyle harikadır.
goran bregoviç'i hala dinlerim hatta.
perhan karakterinin "kendime yalan söylemeye basladigimdan beri kimseye inanmiyorum" repliğiyle de karsınıza çıkma olasılığı yüksek olan filmdir aynı zamanda.
devamını gör...
beyazlayan saçlar
görmeyi dört gözle beklediğim saçlardır.
devamını gör...



