eğlenmek vs evlenmek
benim için ikisi arasında bir fark yok. çünkü eğlenemediğim bir insanla evlenmem.
evlilik yalnızca devlet ve toplum için resmi bir kurum, benim için değil.
evlilik yalnızca devlet ve toplum için resmi bir kurum, benim için değil.
devamını gör...
yaprağın hafifliği
insanın hayatını yaşama uğraşı içinde kaybolduğunu düşündüğü anlarda bile kafasını kaldırıp, zihnini özgür bırakıp gözlemlemesi gereken durumdur.
ister artık hayatının son evresine girmiş ve kahverenginin tonlarını bürünmüş, devlet memuru zihniyetinde bir yaprak olsun, ister yeşilin tazeliğine bürünmüş, ışıl ışıl genç bir yaprak olsun; eğer bir yaprak rüzgara kendini kaptırmışsa olabildiğine hafiftir.
eğer hala bir ağaca, o ağacın güçlü dallarına tutunacak gücü varsa hafifliğinin arkasında bir güç vardır. hayata sıkı sıkı tutunan dalın verdiği güvenle varolmanın dayanılmaz hafifliğinin tadını çıkarır yaprak, genç de olsa yaşlı da.
eğer ağaçla bağlantısını kesip yalnız kalmaya başladıysa; neden söylemeyelim ki, tutunacak dalı kalmadıysa rüzgarın insafına kalmış dengesiz ve denetimsiz bir özgürlük duygusu ile savrulup durur. ve bunun iyi bir şey olup olmadığına karar vermek belki bize düşmez.
insanlar için de durum aşağı yukarı böyledir. bir bağlantı kurmak gerekir ister istemez cehennem olan başkaları ile, belki de sartre’a inat.
belki iyi bir insan olursanız yaprağın hafifliğine bürünüp size cenneti vaat eden bir ağaçla sonsuz bir varoluşun tadına varabilirsiniz.
ister artık hayatının son evresine girmiş ve kahverenginin tonlarını bürünmüş, devlet memuru zihniyetinde bir yaprak olsun, ister yeşilin tazeliğine bürünmüş, ışıl ışıl genç bir yaprak olsun; eğer bir yaprak rüzgara kendini kaptırmışsa olabildiğine hafiftir.
eğer hala bir ağaca, o ağacın güçlü dallarına tutunacak gücü varsa hafifliğinin arkasında bir güç vardır. hayata sıkı sıkı tutunan dalın verdiği güvenle varolmanın dayanılmaz hafifliğinin tadını çıkarır yaprak, genç de olsa yaşlı da.
eğer ağaçla bağlantısını kesip yalnız kalmaya başladıysa; neden söylemeyelim ki, tutunacak dalı kalmadıysa rüzgarın insafına kalmış dengesiz ve denetimsiz bir özgürlük duygusu ile savrulup durur. ve bunun iyi bir şey olup olmadığına karar vermek belki bize düşmez.
insanlar için de durum aşağı yukarı böyledir. bir bağlantı kurmak gerekir ister istemez cehennem olan başkaları ile, belki de sartre’a inat.
belki iyi bir insan olursanız yaprağın hafifliğine bürünüp size cenneti vaat eden bir ağaçla sonsuz bir varoluşun tadına varabilirsiniz.
devamını gör...
yürümenin felsefesi
nereden nasıl anlatmaya başlayacağımı bilemediğim bir kitap bitirdim az önce. hem de 2.kez. toplantı vesilesiyle gözden geçireyim demiştim ama kendimi tekrardan okurken, cümlelerin arasında kaybolurken buldum.
yürümek.. çoğumuz için a noktasından b noktasına veya herhangi bir noktaya gitmek için kullandığımız hatta acelemiz varsa bunu koşmaya çevirdiğimiz eylem. bir zamanlardaki ben gibilerin de pek sevmediği hatta. ama bu kitapta yürümenin bir ayağı diğerinin önüne atmaktan ibaret bir eylem olmadığını öyle güzel okuyoruz ki. her defasında kitabı kapatıp uzun yürüyüşlere çıkmak istedim. yürüyüş benim için birkaç sene önce anlamlı hale gelmişti sonrasında ise hep çok sevdim.
frederic gros bize yürümeyi, yürümeyi hep çok sevenleri öyle güzel anlatmış ki.
nietzsche, rinbaud, rousseau, thoreau, nerval, kant, gandi.
yürüyerek yazanlar, yürüyerek ömür geçirenler, gündelik gezse de yürümenin önemini fark edenler..
ama beni en çok aralarında etkileyen rinbaud oldu. düşünsenize tüm paranızı daha çok yürümek için harcıyorsunuz, daha çok yer görmek daha çok yürümek. o kadar çok yürüyorsunuz ki bacağınız kesiliyor tek isteğinizse ağır bile olsa tahta bacak yaptırıp tekrardan yürümek.
işte yürümek sadece bir spor olmaktan, sadece bir varış noktası aracı olmaktan çıkınca anlam kazanıyor. daha doğrusu yürürken doğayı dinledikçe, kendi içinize döndükçe, düşündükçe.. bir maddeden çok manaya baktıkça.
o yüzden yürüyün. ömür el verdikçe kendinizle, kendi içinizle, yalnız başınıza ama huzurla..
kolektif kitaptan çıkan, çevirisini albina ulutaşlı’nın yaptığı 184 sayfalık bu muhteşem kitabı okuyup yürüyün.
çünkü ben şimdi gidiyorum yürümeye!
ek: alıntı bırakmadan olmazdı tabiii
“günün geri kalanını ormanda geçiriyor, ilk çağların resmini arayıp buluyor ve öyküsünü cesurca karalıyordum. insanların acınası yalanlarını yakalıyor, hiç sakınmadan insan doğasını tüm çıplaklığıyla ifşa ediyor, onu biçimsizleştiren, başkalaştıran zamanın ve olayların seyrini kovalıyor, insanın yarattığı insanla doğal insanı mukayese ederek onlara söz ve mükemmeliyetçileri içinde yer etmiş, sefaletlerinin gerçek kaynağını gösteriyordum.
jean-jacquesrousseau”
“yaşlı uygarlığımıza karşı doğru düzgün bir bağımsız bakış açısı kazanabilmemiz için çok yol almamız gerek, yavaşça, ama hep daha yukarıya.
nietzsche”
“sessizlik, ekseriyetle, karşılaştığım insanlardan daha fazla şey öğretiyor bana.
henry david thoreau”
yürümek.. çoğumuz için a noktasından b noktasına veya herhangi bir noktaya gitmek için kullandığımız hatta acelemiz varsa bunu koşmaya çevirdiğimiz eylem. bir zamanlardaki ben gibilerin de pek sevmediği hatta. ama bu kitapta yürümenin bir ayağı diğerinin önüne atmaktan ibaret bir eylem olmadığını öyle güzel okuyoruz ki. her defasında kitabı kapatıp uzun yürüyüşlere çıkmak istedim. yürüyüş benim için birkaç sene önce anlamlı hale gelmişti sonrasında ise hep çok sevdim.
frederic gros bize yürümeyi, yürümeyi hep çok sevenleri öyle güzel anlatmış ki.
nietzsche, rinbaud, rousseau, thoreau, nerval, kant, gandi.
yürüyerek yazanlar, yürüyerek ömür geçirenler, gündelik gezse de yürümenin önemini fark edenler..
ama beni en çok aralarında etkileyen rinbaud oldu. düşünsenize tüm paranızı daha çok yürümek için harcıyorsunuz, daha çok yer görmek daha çok yürümek. o kadar çok yürüyorsunuz ki bacağınız kesiliyor tek isteğinizse ağır bile olsa tahta bacak yaptırıp tekrardan yürümek.
işte yürümek sadece bir spor olmaktan, sadece bir varış noktası aracı olmaktan çıkınca anlam kazanıyor. daha doğrusu yürürken doğayı dinledikçe, kendi içinize döndükçe, düşündükçe.. bir maddeden çok manaya baktıkça.
o yüzden yürüyün. ömür el verdikçe kendinizle, kendi içinizle, yalnız başınıza ama huzurla..
kolektif kitaptan çıkan, çevirisini albina ulutaşlı’nın yaptığı 184 sayfalık bu muhteşem kitabı okuyup yürüyün.
çünkü ben şimdi gidiyorum yürümeye!
ek: alıntı bırakmadan olmazdı tabiii
“günün geri kalanını ormanda geçiriyor, ilk çağların resmini arayıp buluyor ve öyküsünü cesurca karalıyordum. insanların acınası yalanlarını yakalıyor, hiç sakınmadan insan doğasını tüm çıplaklığıyla ifşa ediyor, onu biçimsizleştiren, başkalaştıran zamanın ve olayların seyrini kovalıyor, insanın yarattığı insanla doğal insanı mukayese ederek onlara söz ve mükemmeliyetçileri içinde yer etmiş, sefaletlerinin gerçek kaynağını gösteriyordum.
jean-jacquesrousseau”
“yaşlı uygarlığımıza karşı doğru düzgün bir bağımsız bakış açısı kazanabilmemiz için çok yol almamız gerek, yavaşça, ama hep daha yukarıya.
nietzsche”
“sessizlik, ekseriyetle, karşılaştığım insanlardan daha fazla şey öğretiyor bana.
henry david thoreau”
devamını gör...
din tüccarı
kendi inancını karşısındakine kabul ettirmeye (bazen zorla) çalışan kişidir. teknoloji çağındayız, doğru kaynaklara ulaşabilirlik oldukça kolay. aklı selim insanlar olduğumuzu da varsayarsak, bırakın herkes özgür iradesiyle aklıyla inanacağı dini bulsun.
devamını gör...
fetö'nün yıllarca çaldığı sorular
ne istediler de vermedik cümlesinin sonucudur. ha, veren de alan da aynı taraftaydı o zaman.
olan koskoca nesillere, umutlarına ve milyonlarca anne babaya oldu.
(bkz: ulan hepiniz oradaydınız be)
olan koskoca nesillere, umutlarına ve milyonlarca anne babaya oldu.
(bkz: ulan hepiniz oradaydınız be)
devamını gör...
hiç evlilik teklifi almayan kadın
sağda solda görüyorum, kah ucuz prodüksiyonlar kah üstünde düşünülmüş ince ayrıntılarla bezenmiş çeşit çeşit evlilik teklifi yapılıyor.
benimle evlenir misin diye bile sorulmayan bir kadın olarak hüzünleniyorum bazen, anlatacak bir anım olaydı keşke.
evleneceğimizi biliyormuşcasına başladığımız ilişki bir süre sonra hakikaten evlilikle başka bir boyuta geçmiş oldu, hepsi bu.
25. yılımızda bir evlilik teklifi yapsa kocam, ben de sevinçle hayır desem*
benimle evlenir misin diye bile sorulmayan bir kadın olarak hüzünleniyorum bazen, anlatacak bir anım olaydı keşke.
evleneceğimizi biliyormuşcasına başladığımız ilişki bir süre sonra hakikaten evlilikle başka bir boyuta geçmiş oldu, hepsi bu.
25. yılımızda bir evlilik teklifi yapsa kocam, ben de sevinçle hayır desem*
devamını gör...
ölmüş birini özlemek
hergün düsünüyorum ellerini yüzünü hayal ediyorum, oysa kemigin bile kalmadi artik biliyorum, bazi ifadelerin hic gitmiyor gözümün önünden, şimdi sen öldün artık annem değil misin?
devamını gör...
17 şubat 1926 türk medeni kanunu'nun kabulü
4 ekim 1926 da yürürlüğe girmiştir. kabulü ile yürürlük tarihi arasındaki sürede eski medeni kanun* hükümleri devam etmiştir.
devamını gör...
normal sözlük vs ekşi sözlük
son iki tanıma cevaben olacak ama ekşi'de pek çok başlığa paralı entry girdirme/girme olayı var. adamlar entry başına 20 tl ile bir sistem kurmuşlar. telegram gruplarına girmiş bulundum. bir tanım giriyorsan 2-3 gün bekleyip yeni tanımı öyle yazman bekleniliyor. o yüzden burada şu, bu başlık yok diye sızlanılması için erken bence. ayrıca trhaber'i kim duymuş da bilgisi olup bir şeyler yazabilmiş? garipli..
gündem her yerde yazılıyor, çiziliyor. twitter ve ekşi zaten var. bir gündem başlığına kabaca 200-300 tanım girilir, edilir. demek ki insanlar burada biraz daha ütopik bir ortam oluşturma çabası içerisinde. sözlük içi konular ve nickaltları dışında, bilgi, sanat, spor, edebiyat tanımları girilmesini zevkle takip ediyorum ben.
ekşi biraz eskiye dönse bu versusu alır ama normal de bu hızla büyüyorken benim nazarımda birkaç yıla burası da paralı tanım girdirmeye başlar. sonra yeni bir sözlük kurulur falan filan..
gündem her yerde yazılıyor, çiziliyor. twitter ve ekşi zaten var. bir gündem başlığına kabaca 200-300 tanım girilir, edilir. demek ki insanlar burada biraz daha ütopik bir ortam oluşturma çabası içerisinde. sözlük içi konular ve nickaltları dışında, bilgi, sanat, spor, edebiyat tanımları girilmesini zevkle takip ediyorum ben.
ekşi biraz eskiye dönse bu versusu alır ama normal de bu hızla büyüyorken benim nazarımda birkaç yıla burası da paralı tanım girdirmeye başlar. sonra yeni bir sözlük kurulur falan filan..
devamını gör...
karşılıksız aşk
hele ilk olan aşksa insanı yaşamaktan vazgeçirebilir ama yine de umutlu ol güzel insan seni seven biri mutlaka karşına çıkacaktır.
devamını gör...
likit radyo yayını
yalnız playlist ateş ediyor ateşşş dediğim yayındır. (bkz: swh)
devamını gör...
her coğrafyanın bir sınavı vardır
her coğrafyanın bir sınavı vardır. mesela japonya depremler ile sınanır. avustralya yangınlarla afrika açlıkla. iskandinav ülkeleri soğukla sınanır. gerizekalılıkla sınanan tek coğrafya bizimkisi.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
“ayrılık dedim;
insanın içini dökmekten vazgeçmesi...”
-şükrü erbaş
insanın içini dökmekten vazgeçmesi...”
-şükrü erbaş
devamını gör...
düş sokağı sakinleri
konuşan vapurlara bindir beni diyen insanlar.
sayelerinde vapurların konuştuğunu öğrendim, dillerini çözdüm.
*
sayelerinde vapurların konuştuğunu öğrendim, dillerini çözdüm.
*devamını gör...
patagonyalı (yazar)
nick altını açarak sol framede kendi nickini görmesini istediğim yazar. emekli yazarmış, oh ne güzel, sözlüğün kemik yazarlarından olacaktır kendisi.
devamını gör...
teoride güzel olup pratikte sallanan şeyler
spor yapıp sıkılaşmak bunlardan biridir. fakat fena halde sallanıyor...
devamını gör...
hoşlanılan kızın popoya şaplak atması
er kişiyi çok memnun edecek, kendini özel hissettirecek harekettir.
her erkeğin poposuna şaplak atılmaz.
ağzımızın tadını biliriz.
oturun ve şükür edin ayakta işeyen canlılar.
her erkeğin poposuna şaplak atılmaz.
ağzımızın tadını biliriz.
oturun ve şükür edin ayakta işeyen canlılar.
devamını gör...
normal sözlük kadınlarının güzel olmadığı gerçeği
devamını gör...
kitap okuyan sevgili
rica ediyorum allah'ım bana denk gelsin.
ruhumuz mıknatıs olsun lütfenn, sen oku ben okuyayım, gülelim, kitabı bitirdikten sonra onun hakkında konuşmak heycan verici. hissediyorum bulacağız birbirimizi. belki bir sahafta, belki kitap okurken bankta, seni bekliyorum...
ruhumuz mıknatıs olsun lütfenn, sen oku ben okuyayım, gülelim, kitabı bitirdikten sonra onun hakkında konuşmak heycan verici. hissediyorum bulacağız birbirimizi. belki bir sahafta, belki kitap okurken bankta, seni bekliyorum...
devamını gör...
14 şubat 2021 hdp açıklaması
terör örgütünün açıklamasıdır, halen mecliste olup bu açıklamayı yayınlaması bile türkiye cumhuriyeti adına utanç vericidir.
devamını gör...