19. yüzyılın sonlarında heinrich olbers'in ortaya sürdüğü tez.

olbers şöyle düşünmüştü: geceleri gökyüzüne baktığımızda, hangi yöne bakarsak bakalım orada mutlaka bir yıldız var. evren sonsuz bir zamandan beri varsa, bu yıldızların ışığı şimdiye kadar bize mutlaka ulaşmış olmalıydı. bu durumda gökyüzünü sadece gündüzleri değil, gece dediğimiz saatlerde bile yıldızlar yüzünden tamamen aydınlık görmemiz gerekirdi.

bu cümlelerin ne anlama geldiğini şu gif'te görebilirsiniz kısaca.

ancak geceleri gökyüzünde böyle bir durum olmadığını, yıldızların gökte tek tük parlak noktalar olarak göründüğünü hepimiz biliyoruz. olbers de biliyordu ve buradan çıkardığı sonuç, evrenin sadece belirli bir süredir var olduğu ve bu nedenle de tüm yıldızların ışığının bize henüz ulaşamadığıydı.
devamını gör...

ben seni çok sevdim, belki zordur anlaması sessizliğimden.
devamını gör...

franz oppenheimer; devlet denen aygıtın, göçebe hayduların yerleşik düzendeki toplumları haraca bağlamasıyla oluştuğunu iddia eder.

haraca bağlama işi zamanla sistematik hale geldiğinden, haydutlar sürekli git-gel yapmamak için yerleşik toplumun içerisine haraçların toplanacağı bir otağı kurarlar. bu otağıda haraçların düzenlenmesi işiyle uğraşan haydutlar (memurlar) çalışır. zaman içinde bu otağı, yerleşik halkın arasındaki hukuk problemlerini de çözmeye başlar. en sonunda da devlet dediğimiz ortak duygu oluşur.

tabii ben epey bir özet geçtim. sonuç olarak ortada simbiyotik bir ilişkisi var. devlet halkın hukuk ve güvenliğini sağlar, halk da devlete vergi öder. olması gereken budur. tabii bizim devletimiz hariç. bizimkinin hukuk ve güvenlik dışında yapmadığı iş yok. tiyato falan yapıyor, ne bileyim kafeterya neyin işletiyor. neyse besim tibuk'a bağlamadan bitireyim entryi en iyisi...

bu arada oppenheimer'ın devlet kuramına şu makaleden ulaşabilirsiniz.
devamını gör...

an itibariyle okuyup bitirdiğim kitaptır. kesinlikle türk edebiyatı için eşsiz değerde ve kült bir eser olduğunu biliyorum ki ben de bu beklentiyle başlamıştım. ama keşke sade bir beklentiyle başlasaymışım böylece ince memed'in keyfine daha çok varabilirdim. ama beklentiler sadece üzer işte. mesela kitap bittikten sonra 2. kitap için büyük bir heyecana ve meraka giremedim ben. eminim daha çok hikayesi var memed'in ancak kısa vadede merakımı çekemedi kitap. buradan sonrası spoilere girecek:


memed'in hatçe'ye olan sevgisi bana çok işlemedi nedense. ben daha tutkulu ama bir yandan masum ve sakin bir şey beklerken aksine yer yer rahatsız etti beni ilişkileri. halk hikayelerindeki gibi efsaneleşmiş aşk aradım ben ama bulamadım.

kitabın girişindeki memed'le çıkışındaki memed çok farklıydı sanki. aslında memed enteresan bir karakter. aslında tam olarak nasıl bir karaktere bürüneceğini görmek için devam kitaplarını da okumalıyım sanırım ama birinci kitaptaki memed'e ''helal lan sana'' diyemedim.

annesine karşı olan borcunu ödeyememiş gibi geldi bana, öldüğünü öğrendiğindeki anı, sonrasını daha yaslı- vefalı işlenseydi dedim hep. aynı şekilde hatçe öldükten sonra da bebeğini hiç düşünmeden vermesi,hatçe'nin yasını da tutmaması da üzdü beni. kitaba ben çok duygusal yaklaştım sanırım, ince memed'e çok anlam yükledim. yaşar kemal bu kitapta sadece o eşkiya değil halk kahramanı mesajını vermek istediyse de ben memed'ten daha fazlasını bekledim, daha duygulu bir karakter bekledim.


sonuç olarak benim için keyifli ve sürükleyici bir okumaydı. devam kitaplarını okursam fikrimi güncelleyeceğim ve 'heyye' kelimesini bundan sonra hep kullanacağım.

adettendir birkaç alıntı bırakıyorum.




müthiş kin duyarak düşünüyordu. bir adam öldürmek!:.. bir adamı tamamen ortadan kaldırıp , yok etmek.. bu, kendisinin elindeydi şimdi ha!.. ormandaki attığı kurşunlar geliyordu şimdi gözünün önüne. velinin can verişi geliyordu. toprakta, çamurun içinde debelenişi... o , adam öldürmek demek değildi. tabancayı ateşlerken dünyadan bir insan ayırıyorum dememişti. yakayı kurtarmak böyle daha kolay mümkün olmuştu. şimdi bir adam öldürecek. bir cana kıyacak... öfkesi,aşkı,sevgisi olan bir şeyi ortadan kaldıracaktı. buna, kendinde hak görmüyor gibi bir duyguya kapılmıştı.

devamını gör...

(bkz: sermaye çocuğu)
devamını gör...

aramadığım için olabilir hatta beni bulmaya çalışanı bile durduruyorum.
belki de ruhum eşsiz, bilemiyorum altan.
devamını gör...

bir batuhan kordel şarkısıdır. alttan verildiğinde hem kendini dinleten hem de ambiyansı bozmayan şarkılardan biridir.
--! spoiler !--

tut elimden gidelim
bu şehirde huzur yok
sıcak şarap içelim
ne de olsa vakit çok

--! spoiler !--

gerçekten bu şehirde huzur, mutluluk ve heyecan yok.

sıcak şarap
devamını gör...

kafadandeniz gelene kadar dükkan sana emanet eltim*

yerlerimizde olacağız, merak etme.
iyi yayınlar.
devamını gör...

çamaşır asarken aynı renk mandalları bir araya getirmek, gelmiyorlarsa da asla mavi/lacivert ve sarı rengi bir araya getirmemek. acaba neden? * deli miyim ne? *
devamını gör...

marifet değildir, güzeli herkes sever, kolaydır.
devamını gör...

durmak yok yola devam.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

senaryosu sırrı abe*'ye ait 2008 yapımı film.
fazla bilinmeyen ama benim çok sevdiğim bir filmdir, belki de o...' lara ve gerçekten o... çocukları olan insanlara ayrı bir ilgim olduğundan, bilmiyorum.


o... çocukları, yönetmenliğini murat saraçoğlu'nun yaptığı, başrollerinde altan erkekli, demet akbağ, özgü namal, ipek tuzcuoğlu, sarp apak ve sezin akbaşoğulları gibi oyuncuların oynadığı dramatik/psikolojik bir filmdir.
ilk gösterim tarihi: 16 mayıs 2008
yönetmeni: murat saraçoğlu
senaryo: sırrı süreyya önder


bu filmin bendeki apayrı bir izi de müziği, bu film olmasa benim gibi küçük bir azınlık tarafından bilinen bir şarkı kıraç sayesinde geniş kitlelere ulaştı, o da yaşamam artık.
ali seven imzalı bu şarkı senelerce bilinmedi, anca jargonu / anca yaşamak / olan küçük bir kısım tarafından dinlendi. acılı mı, evet. arabesk mi, evet. basit sayılabilecek bir düzlükte mi, evet.
ama bizdendi ve bu filme de çok yakıştı. kıraç sırf bunun için bile ayrı bir teşekkürü hak eder benim gözümde.

kıraç yorumu, filmdeki hali ;



ali seven yorumu, orijinal hali;

devamını gör...

virüs denince yemin ederim tansiyonum çıkıyor artık. bu seferki sebze virüsüymüş. ama en sevdiğim yiyeceği etkilemiş.
devamını gör...

milleti kendisinin palyaçosu zanneden kişilerin beyanıdır. başka kapıya dedirtir.
devamını gör...

kızıl boya ve türevlerinden kurtulamadığım için canıma tak ettiği bir zamanda 3 numara vurdurmak suretiyle yaptığım eylem. kadın gibi(!) görünüp görünmediğim umrumda da değil. duşta kalma süremin en az yarıya indiği ve duştan çıkar çıkmaz saçlarımın kuruduğunu bilme hissi ise paha biçilemez.
devamını gör...

.
devamını gör...

hihihihi mutlu oldum, beklediğim yazardı.
sorum da şu; sayın celebrant, sizde çok fena bir muziplik seziyorum, sakinliğin ardından pis pis sırıtıyor, içinden içinden millete gülüyor ama belli etmiyor. tespitlerim tartışmaya kapalı ama sırf videoda bunun konuşulmasını istediğim için yazıyorum. tespitimin doğruluğunu doğrular mısınız? şimdiden tşk.
devamını gör...

ankara'da ya okunur ya da aşık olunur zaten.
devamını gör...

7 nisan 1930 yılında bir cumhuriyet gazetesi haberi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
27 ağustos 2018 yılında bir sputnik haberi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim