agatha christie'nin 100 milyon'un üzerinde en çok satılan kitabıdır. benim de en sevdiğim kitabıdır. her ne kadar gözler meşhur belçikalıyı veya battle'ı arasa da, en akıcı ve keyifli kitabı olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...

marx dedeyi bir kenara bırakırsak, toplumbilimlik açıdan yabancılaşma iki şekilde oluyor gibi. biri tamamen kendine yaklaşıp toplumdan uzaklaşma, diğeri de toplumdan da kendinden de uzaklaşma. özünde, bir nevi kopuş. hepimiz bir yerlere bağlı doğuyoruz az çok, sonra o görünmez ipler kopmaya başlıyor. birileri bu kopuş anadan fırladığımız anda başlıyor diyor, birileri kendini aramaya başladığın anda diyor. kendini aramak da sıkıntı hocam, kendini bulup da toplumla uyuşan görmedim ben. gören varsa berü gele. uyuşur bir şekilde fakat kendisi de bilir ki tırışkadan bir uyuşmadır bu, en ufak bir arızada tekrar kopar; sonra tekrar inşa tekrar kopuş, tekrar inşa tekrar kopuş. tam sınırlarımı geçtim derken bir de bakarsın ki az ötede demoklesin kılıcı sırıtıyor.

iki durumun farkı nedir?* ilki içe kapanıklığı getirir, ruhen pek bir arıza yoktur, hayati belirtilerin sürer, toplumdan sıtkı sıyrılmaktır yalnızca. ikincisi tam bir yıkımdır. bir nevi boşluk içinde kalmaktır, boşluğun altındaki boşluğu düşünmektir. öz: yokluğa varmaktır.

peki yabancılaşma tercihen mi olur yoksa toplumun sizi itmesinden kaynaklanır, hangisidir sebep? benim bakış açıma göre bireyi topluma bağlayan şeylerin bireye yararı yoktur, dolayısıyla yararı olan bir şey de toplumdan kaynaklanamaz. yabancılaşmayı da bireye yararlı bir olgu olarak gördüğüm için bunun sebebi toplum olamaz. yani demek istediğim, kimse sizi "yabancılaş ulan" diye dürtmez, siz zaten bilinçli yahut bilinçsiz yabancılaşmaya başlarsınız. eğer yaşadığınız -laşma süreci bilinçsizceyse, doğal olarak onu topluma bağlayabilirsiniz. zihin "neden" arıyor haldır huldur sonuçta, illa bir yere bağlayacak p*şt. sizin elinizde olmayabilir.

yabancılaşma boş vermişliği getirir mi ya da yabancılaştık diye gamsız mı olmalıyız? bence yabancılaşma ve gamsızlık iç içedir. öbür türlüsü -hem yabancıyım hem toplumum- riyakarlıktır. yabancılaşan birey artık toplumla ilişiğini kesmedilir. toplumla aranızdak ilişki her ne kadar metazori devam etse de tutarlılık açısından biraz önce dediğim gibi olmalıdır, diye düşünüyorum.
sürpriz son: tam anlamıyla bir yabancılaşma çok çok zordur, diyorum. tamdan kastım gidip dağ evine kapanmak, kendini doğaya atmak, evsiz olmak, bohemlik, berduşluk, dandylik, ne derseniz deyin, yine de bir şekilde topluma mecbur kalacaksınız gibi.

ee, diyelim ki hani oldu ya, topluma muhtaç değilsiniz artık yabancılaştınız bir şekilde, sonuç? en fazla dünyanız küçülür. ee, yukarıda yararlı bir olgu demiştik, ona ne oldu hocam, dünyanın küçülmesinin bireye ne yararı var ki? dostum, yabancılaşmak yoluna gönül veren kişi tam olarak bundan kaçıyor işte.

bu kavramdan bahsetmişken camus'süz olmaz:
"bugün annem öldü, belki de dün, bilmiyorum."* işte iki paragraf önce demek istediğimi adam tek cümlede anlatmış.
bir de dostoyevski'den çay edebiyatı:
"önümde, ya dünya yok olacak ya da sen çaysız kalacaksın diye iki seçenek olsa, ben çay içmeyi tercih ederim."* bravo kral.

bir de makale: yabancılaşma: kavramsal ve kuramsal bir değerlendirme tavsiye edilir.
bir de kitap: rus düşüncesi bağlamında f. m. dostoyevski’de yabancılaşma olgusu - nazan coşkun karataş
bir de alakasız bir şarkı: kino - zakroy za mnoy dver
devamını gör...

filmde, en sevdiğim karakter, paul'du.
filmin gerçekçi bir biçimde özetini, gene film içerisindeki şu cümlelerle anlatıyordu,
“mesele şu ki nostalji inkar demektir. şimdiki acı veren zamanın inkarı. …
ve bu hurafeye de altın çağ safsatası deniyor.
yanlış bir biçimde geçmiş bir dönemin, günümüzden daha iyi olduğuna inanmak.
bu romantik hayal yanılsaması bu insanların şimdiki zamanla yüzleşirken zorluk çekmelerinden kaynaklanıyor.”

her şeyi anladım anlamasına ama; yönetmenin paulu bu kadar itici yapmasını ve ve bu kadar eleştirel yaklaşmasını almadım.
anlayabilen beri gelsin.


edit; ismini vermek istemeyen bir entel bi yazara göre,
yönetmen, dönemin kapitalizmini, paul üzerinden eleştiriyor.
gil'karkteri bu kapitalizmden kaçmak istiyor, ''asit yağmurlarından kaçma''sözünde açık bir şekilde ifade ediliyor bu durum.
yani gil, kapitalizmin, henüz yağmur ph'ını etkilemediği bir döneme kaçmak istiyor.
kapitalizmin, henüz her yere ulaşamadığı ve her yere hakim olamadığı bir dönem 1920'ler.
paul ise, sanayinin ilerlediği, teknolojik atıklar sebebi ile iklimin değiştiği bir dönemin yansımasıdır.
doğruyu söylese bile...
devamını gör...

takılırsa uğraştırır,hasta eder.büyük olasılıkla gitmiştir artık.
devamını gör...

köşkümüzün korusunda çıktığım koşudan.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şu anda 70 takipçi.
beni izlemeye devam edin.
devamını gör...

hoşlandığınız kişiye yazın. %80 terlersiniz bile.
devamını gör...

ilk 5 sezonun seneryasunda bolca antik mısır öğretisi yerleştirilen çizgi dizi. hatta antik mısır belgeseli çekip içine çizgi diziyi yerleştirmişler.
sonraki sezonlar iyice saçmalamış, tükürsen tükürüğüne yazık olacak hale getirilmiştir.

malum ortamlar dahil hiç bir yerde 224 bölümden mütevellit ilk 5 sezonunun orjinali bulunmamaktadır.
işte bu hep ifşa olmak istemeyen illuminatinin oyunu arkadaşlar.

devamını gör...

adalet sarayları ülkemizde adalet dağıtamıyor. işlenen suç yapanın yanına kâr kalıyor. kesin hapse atılması gereken toplum zararlısı sokaklara geri salınıyor. toplumdaki huzurun tesisi için adalet sisteminde köklü değişim şart.
devamını gör...

kendi parasını kazanması ve öğrenmekten asla vazgeçmemesidir.
devamını gör...

bu kişiler aile üyelerinizse psikolojinizi oldukça bozabilir. üzerinizde kurdukları beklentileri karşılamak için uğraşırken bir bakmışsınız hayat geçip gitmiş.
devamını gör...

ölmek ve uyumak üzerine:

yarın öleceksin dedi doktor. saat de verdi üstelik, yarın gece 00.07 ‘de hayata gözlerimi yumacakmışım. saatime baktım hemen, tam 18 saat 42 dakikam var. penaltı anında ters köşeye atlamış kaleci gibi çaresizim.

ne yapmalıyım. tüh! hiç plan da yapmadım ki. elimdeki seçenekleri hızlıca gözden geçirmem gerekiyor.
öncelikle birine anlatmak istiyorum bu durumu. en yakın arkadaşım olabilir veya aileme söyleyebilirim. ama yok, şimdi onların tesellileriyle zamanımı hiç edemem. ayrıca ne diyebilirler ki bu saatten sonra: hayat kısa kuşlar uçuyor mu diyecekler. yapmacıklığa ayıracak vaktim yok maalesef. uyumalıyım diyorum. hiçbir şey düşünmeden sadece uyumalıyım.

izlediğim dizinin final bölümü yayınlanıyor bugün, acaba onu izlesem diyorum. amaan boşver şimdi, benim hikayem gibi o da yarım kalsın. evet uyumak en iyisi, derin bir uyku her şeyi çözer.

bir türlü açılamadığım bir kadın var, ona mı yazsam diyorum. acaba kabul edecek miydi beni? elime alıyorum telefonu, ne var ne yok yazıyorum sonra tam gönder tuşuna basacakken: ne yapıyosun olum, yarın öleceksin, gider ayak kızı üzmeye hakkın yok diyorum. bırak bunları, en iyisi uyumak. hem belli mi olur belki huriler falan vardır gerçekten.

ulan ölüyoruz ölmesine de. cennet cehennem olayı var mı acaba gerçekten? varsa sıçtık demektir. tövbe edip, iki rekat namaz mı kılsam diyorum. sonra düşününce tanrıyı kandırmaya çalışmanın alemi yok diyorum bu saatten sonra. yok yok, uyumaktan güzeli yok. sadece uyumak istiyorum.

su gibi akıp giden bir rüya gibi geçirmeliyim son dakikalarımı, yalnız başıma, sessizce, nefes kesen harbi bir macera gibi bitmeli bu hikaye:
tatlı uykular varoluşçu seksi bedenim.
devamını gör...

kadınların hakarete, psikolojik baskıya, fiziksel şiddete uğramadığı, ölümle tehdit edilmediği, öldürülmediği, anne-kız kardeş-eş-kız çocuğu kavramlarının altında ezilmediği, bu rollere mecbur edilmediği, iş hayatında sözlü veya başka herhangi bir şekilde tacize uğramadığı, imalarla incitilmediği, saçı uzun aklı kısa, eksik etek, sen bilmezsin beyin bilir, yemeğin salçalısı kadının kalçalısı, gömleği gösteren ütü kadını gösteren g..ü gibi iğrenç cümlelerle yaftalanmadığı, yerilmediği, hor görülmediği, ona sahip olunabilen, aciz bir varlıkmış gibi bakılmadığı bir dünyada çalışan, üreten, kendi kendine gayet yetebilen, bir erkeğe ihtiyaç duymadan kendi hayatını idame ettirebilen, isterse hayatında birini eşlik edecek kişi olarak seçebilen, kimseye değil sadece kendisine ait olan, özgürlük alanını kendisi belirleyen, istediği saatte dışarı çıkıp istediği gibi giyinebilen, canı isterse kahkaha atarak gülebilen, aynı zamanda hem iş kadını, hem anne, hem de isterse çocuk olabilen, mutlu olmayı hak eden, başına gelen kötülüklerden sorumlu tutulmadığı, hepsinden önce insan olduğunun unutulmadığı bir hayatta sapasağlam duran tüm kadınların, dünya emekçi kadınlar günü kutlu olsun.
devamını gör...

efendim, soya fasulyesini biliyorsunuz, mucizevi bir bitkidir ve bu bitki olmasa veganlar yerini neyle doldururdu bilinmez. işte bu soya fasulyesi uzun süre suda bekletildiğinde ya da haşlandığında, suyu (ve ezildiğinde de) püresi ortaya çıkar ya, işte o püreli suyu süzdüğünüzde soya sütü elde edersiniz. bu soya sütünü tekrar kaynattığınızda, içine asit ta da tuzlu bileşiklerle (evlerde genellikle limon ve az biraz elma sirkesi kullanılıyor.) kestirirseniz, sonra da bu kesik sütü bir tülbent yardımıyla süzdürürseniz, tofu peyniri elde etmiş oluyorsunuz. ondan sonra her türlü yemekte rahatlıkla kullanabilirsiniz. ister sandviç hazırlayın, ister salatada kullanın, ister fırınlayın, isterseniz japonların yaptığı gibi biraz zeytinyağı, biraz soya sosu ve taze soğanla tek başına tüketin. işte size besin değeri son derece yüksek, besleyici, vitamin deposu bir yiyecek. sağ olasın soya fasulyesi, sağ olasın tofu.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

birkaç gün öncesine ait, huzursuz huzur
devamını gör...

hiç şaşmaz sürekli böyledir, diyanet başkanı mercedes'e biner diğerleri kokain çeker işçi maaşıyla porche'ye biner. insanları uyutma şekli, çok iyi fikir
devamını gör...

zamanı geçmiş bir başlıktır. kezban muhabbeti 2000'li yıllarda kalmadı mı artık? insanları gereksiz kategorilere sokmaktan vazgeçin, işinize bakın.
devamını gör...

uçak kaçıran konyalının venüste trafiğe takılması rezaleti.
devamını gör...

aşağıdaki videoda görüleceği üzere bazı japonlar kelimelerin nasıl yazıldığını hatırlamıyorlar.



japonca, gramer bakımından türkçe'ye çok benzemektedir. sondan eklemelidir; türkçe'deki gibi yansıma ve ikilemeler vardır; yapım ekleri vardır; durum-hal ekleri vardır. ancak "rırr" sesi gibi bazı harfler japon dilinde yoktur. bu sesi "lıı" olarak verirler. türkler için konuşması kolay olan bu dili yazmak gerçekten zordur. çünkü japonca üç farklı alfabeden oluşmaktadır; kanji, hiragana ve katakana

filologlar arasında en çok kabul gören görüşe göre ilk japon dili lehçeleri 5 bin yıl önce korece'den türemiştir. dilbilimciler, japonca'nın tarihini dört dönemde incelerler: eski japonca (8. yüzyıla kadar), geç dönem eski japonca (9-11. yy), orta japonca (12-16. yy) ve çağdaş çaponca (17. yüzyıl sonrası). bu dönemler boyunca, dilin dil bilgisinde veya diziliminde önemli bir değişiklik olmamıştır. fakat söz dağarcığı önemli ölçüde değişim göstermiştir.

japonya'da dil standartı imparator meiji'nin adını taşıyan meiji restorasyonu'ndan (1868) sonra iletişim gereksinimi için başkent konuşulan dilden türetilmiştir. standart japonca okullarda öğretilir, televizyonda, gazetelerde ve resmî yazılarda kullanılır.

meiji restorasyonları, mustafa kemal atatürk'ün dikkatini çekmiştir. imparator meiji'nin çağdaş japonya fikri türkiye cumhuriyeti'nde neredeyse bire bir uygulanmıştır. ancak imparator meiji harf inkılabını yapmamıştır.

bu 10 yıllık restorasyon süreci tam anlamıyla japonya'yı hollanda'yla ticaret yapan bir liman ülkesiyken şahlandırmış ve japonya ilerleyen yıllarda doğu asya'da rusya ve çin topraklarını işgal edecek güce ulaşmıştır. bu şahlanışın sonu atom bombasıyla bitmiştir ve japonya şu an nüfus-yıllık gelir ile borç oranına göre dünya'nın en borçlu ülkesidir.

not: videoda tatlı bir mesaj var, japonlar "rüşvet" kelimesinin nasıl yazıldığını hatırlamıyorlar.
devamını gör...

piyanist isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

genellikle askeriyede kullanılan bir kelimedir. 'derece yönünden alt' anlamına gelir.

örneğin teğmen, üsteğmenin astıdır. binbaşı, yarbayın astıdır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim