biz onu her gün ölüm haberi alarak telafi ediyoruz malesef. bir kişi 10 kişi öldürmüyor ama on kişi on kişiyi öldürüyor. aynı hesaba geliyor .
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

stratosferde yerden yaklaşık olarak 25 kilometre yukarıda buz kristallerinden oluşan parlak, ince ve sedefi andıran, güneşin doğuşundan önce veya batışından sonra görülen bulutlardır.
sedef bulutlarının parlaklığı güneş ışınlarını yansıtmasından kaynaklanır.
hiç hareket etmezler ya da çok az hareket ederler.
devamını gör...

asıl çıkış noktası şudur, eski cağlarda kişiler suç işlediklerinde cezanın haricinde toplumsal olarak dışlanırdı. gerçekten yaptığı suçtan pişman olan kişi kiliseye gider ve tövbe etmek istediğini söyler belli bir süre dini eğitime ve ibadetlere tabi tutulur. (bunlar gün değil ay bazındadır) bunun sonucunda kilise kişinin gerçekten pişman olduğunu düşünürse artık toplum tarafından dışlanmaya maruz kalmaması için enduljans belgesini verir. asla katolik kilise doktrinini olarak para karşılığı günahların silinmesi gibi bir durum olmamıştır. çoğu şey gibi buda bazı din adamları tarafından suistimal edilmiş ve bu yüzden yine papa tarafından bu uygulamaya önce kısıtlama getirilmiş ardından tamamen kaldırılmıştır.
devamını gör...

tatlı mı tatlı squirtle.*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hakikat esintileri taşıyan bir film. belki her şeyin hakikat esintisi dediğim husustan pay aldığından ötürü böyledir bu durum. lakin filmin insanlara anlattığı ve onlarda uyandırdığı hisler, dürtüler paha biçilemez de. açıkçası filmi izlediğim süreç boyunca güldüğüm, kahkaha attığım da oldu. fakat insan şöyle diyebilir bu duruma: "böyle bir filme nasıl gülebilir, kahkaha atabilirsin?" - "neden güldün?" - "ağlamaktan, korkmaktan başka nasıl gülebilecek bir şey buldun?"

açıkça bilmiyorum diyebilirim bu soruların cevabına. şahsım adına konuşacak olursam, bu filmde kendimde bir şey gördüm. filmin içeriğinden bahsetmiyorum elbette, bir şey öğrendim demek istiyorum kendimle ilgili. ben olanca hassaslığımı gözler önüne sererken aslında edebiyat tutkusu içinde yanıp tutuşan bir bireyin yaptıklarına benzer davranıyormuşum. yani sanırım. belki diyeceklerim gücendirici olabilir ama kendimde görmeyi umduğum derinliği bu filmde apaçık görebilme fırsatı buldum. belki film varoluşa hitap ediyordur da. ki bence öyle... yahut gülmemin hatta kahkaha atmamın sebeplerinden birisi insan denilen yaratığın özünde ne kadar da vahşi, ne kadar da acımasız olduğudur. hatırlıyorum da final sahnesinde oturduğum yerden dikelmiştim. ağzım açık bir şekilde ekrana bakıyordum. "bu da mı?" gibi bir yorumum oldu o esnada.

dünya bir trajedi mekanı. "hayatın dehşetine karşı verilebilecek tek zekice taktik ona karşı küstahça gülmektir." diyen kierkegaard'a selam veriyorum. özünde bu gogolvari davranıştır belki de yaptığım.

film korkunç muydu? evet! yani kısmen olsa da korkunçtu. pek çok insan bakmak istemeyecektir ve anında filmi kapatacaktır. konuşulanlardan bazılarını aşağıda paylaşacağım az sonra. onu da lütfen okumayın eğer rahatsız olacaksanız. fakat bir anlam bulma umuduyla okuyacak olanlarınız varsa da kendilerini hazırlasın.

film güzel miydi? fena değildi. ama güzel miydi? hayır, sanıyorum. alt metinden bazı çıkarsamalar edinebilirsiniz ve belki benim yaşadıklarımı yaşayabilirsiniz. yani özünde benim gibi bir insan -ki övünüyor gibi olmayayım, normal bir insan işte-sadece görmek istediğim hakikati, yani bilgiye karşı koyamadığım o doyumsuzluğu göz önüne alıyorum- benim gibi bir insan özünü görme şansını yakaladı. bu öz neydi? işte bunu kimsecikler cevaplandıramaz benlikleri için. sanıyorum hayattaki en zor işlerden biridir. belki sibirya'ya sürgüne gidersek fyodor mihayloviç dostoyevski gibi, anca öyle görme şerefine erişebiliriz kendimizi.

belki beni psikopat olarak nitelendirecek olacaktır filmi izledikten sonra. ki mutlaka olacaktır, böyle insanları tanıyorum. fakat onları sevgiyle kucaklıyorum. belki benim gibi bir bedbaht (çok affedersiniz) böyle bir çukura düşerekten kendi varoluşuna hakaret ediyor. "hanımlar! baylar!" diyerekten üslubumu pekiştireyim öyleyse. edebiyat yapmaya gelmediğimin pekala farkında olsam da hislerimi olanca açıklığıyla sizlere gösterebilme derdindeyim. af buyurunuz.

kısaca şunu diyebilirim sanırım, filmin sinematografisini beğenmedim. diyaloglar da pek oturaklı değildi. fakat alt metinden çok yararlandım.

son olarak bu filmi izlemenizi önerir miyim? belki film kültürünüz oturduktan sonra evet, ondan önce hayır. böylesine basit anlatılmış ve bir noktada da anlatılamamış bir gerçeği izlemenizi ilk etapta önermiyorum.

filmde dikkatimi çeken bir şey de bunca zalimliği sergilemekten geri durmayan adamların, kadınların friedrich nietzsche, charles baudelaire gibi insanlardan bahsedebilmeleri. entelektüel bir birikimlerinin olduğu izlenimi verilmiş olduğunu düşünmekteyim. aynı zamanda hakikati kendilerince keşfettiklerini. çünkü:

ağlamaktansa gülmeyi tercih ederler. şeytana uyuyoruz, günah işliyoruz ama bunda ağlanacak bir şey yok ki, gibi bir düşüncedeler. önemli olan mutlu olmak. "mutlu olun! gülün" diye bağırılır...

şimdi alıntılar.

--- alıntı ---

bölüm isimleri:
antinferno - girone delle manie - girone della merda - girone del sangue

"her şeyin aşırısı iyidir."

"yetişme çağını yaşarken, yalnızca aşkla yatıp aşkla kalkar kızlar. radyo dinleyip çaylarını içerler ve umursamazlar özgür olmanın anlamını. ve hiçbir zaman düşünmezler, burjuvazi tereddüt etmeden neden öldürür çocuklarını."

"değerli arkadaşlar birbirimizin kızlarıyla evlenerek, yazgılarımızı sonsuza dek bir kılıyoruz."

"yazgıları, zevkimize uşaklık etmekten ibaret olan güçsüz yaratıklar. dış dünyanın bahşettiği o özgürlük denen saçmalığı umarım burada bulmayı beklemiyorsunuzdur. herhangi bir yasal hakka sahip olmaktan uzaksınız. dünya üzerinde hiç kimse burada olduğunuzu bilmiyor. dünyanın ilgisinden o kadar uzaksınız ki, bu açıdan zaten ölüsünüz. işte yaşamlarınıza hükmedecek kurallar:

saat tam 6.00'da, tüm grup içinde hikaye anlatıcılarının olduğu ve bunların sırayla oturup belirlenen bir konu üzerine seri öyküler anlatacağı, adına alem odası denilen yerde toplanmak zorundadır.
arkadaşlarımız herhangi bir anında toplantıyı bölebilirler ve bunu mümkün olduğunca sık yapmayı severler. hikayelerin amacı da zaten hayal gücünü harekete geçirmektir. her çeşit müstehcenlik serbesttir. akşam yemeğinden sonra, beyler, genellikle baküs alemi olarak bilinen seks partisini yöneteceklerdir. alem gereğince salon ve diğer odalar şehvet ateşiyle tutuşmuş olacaktır. tüm katılımcılar ritüele uygun bir biçimde giyinmiş olarak koridorda hazır bulunacaklardır. takip eden süreçte, pozisyon değiştirerek, eş değiştirerek karışık halde ve ensest türde olmak üzere hayvanlar gibi çiftleşilecek, zina ve anal seks yapılacaktır. bu şekilde bunu her gün sürdüreceğiz. eğer bir erkek bir kadınla seks yaparken yakalanırsa bir uzvunu kaybedecek şekilde cezalandırılacaktır. en büyük saygısızlık olması bakımından, dini bir davranışta bulunan herhangi biri ölümle cezalandırılacaktır."

"bazıları yalnızca tutkuları onları zorladıklarında kötülük yapabilirler. bazıları daima mutsuzdur ve onların hayatlarının tamamı bir gece önce yaptıklarından ötürü her sabah yaşadıkları pişmanlıktır."

"görkemli olan ne varsa kökeni kanla yıkanmıştır. ve bununla birlikte, dostlarım, belleğim beni yanıltmıyorsa, evet, öyle. 'kan dökmeden, merhamet olmaz. kan dökmeksizin.' "

--- alıntı ---

hakikati kanla mı haykırıyor bu film yoksa? sanmıyorum. sadece kendinize bir şey katabilirsiniz belki benim gibi. ki önemli olan kendinize bir şey katmak da değil. önemli olan duyumsamaktır. varlığı ve vahşeti duyumsamak. bu da sezgiyle olacaktır elbette.

gördüklerim... hiçbir şeydi özünde. ama kendimi gördüm bir şekilde. akıl sarayımın zindanlarına gizlediğim kendimi gördüm. creepy? nope. o ben çoktan zindandan kaçmıştı belki de. benliğim ikiye bölünmüştür yahut. gülücükler.
devamını gör...

çok şiddetli değilse toprak kokusunu içine çekerek yürümek.
devamını gör...

devamını gör...

ellerinle kan tahlili yapabiliyor musun diye sormuştu biri.
devamını gör...

ha?
devamını gör...

(bkz: hunililer)

hayatta daha yakın hissettiğim ne filozof ne de kişi var.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

lichess üzerinden oynaması zevkli olan strateji oyunu.

yeni başlayacak olanlara da birkaç akıl vereyim de, tam olsun.

öncelikli olarak, açılışları tamamen salıyoruz arkadaşlar. italyan açılışı varmış, yok sicilya savunması varmış, yok vezir gambitiymiş. bunların hepsini salıyoruz.

önce bir güzel kuralları öğreniyoruz. basit bir şekilde. at bir düz bir diyagonal gider. fil üç puandır. fil çifti çok iş yapar. vezir adamdır falan.

sonra taktikleri öğreniyoruz. açmaz nasıl yapılır, çatal nedir, karşı taraf böyle acımasız olmayı nereden öğrendi.

sonra oyun sonu öğreniyoruz. iki kaleyle mat nası olur, bi şah bi vezirle mat nasıl olur? nasıl hainlik yaparsam maç berabere biter?

sonra oynamaya başlıyoruz.

bunun için lichess çok güzel bir yer. sonrasında bayağı bir oynayıp, kaybettikten sonra, iki açılış öğreniyoruz. biri beyazlar için, biri siyahlar için.

beyazlar için italyan, siyahlar için sicilya.

bunları bir güzel çalışıyoruz? nasıl çalışıyoruz?

giriyoruz blitz seçeneğine. 3 dakikalık oyunlar. seri bir şekilde açıyoruz taşlarımızı. bir yerden sonra elimiz alışıyor tabii. fil buraya gidecek, şurayı tehdit edecek, at oraya gelecek, şuraya taşıyacağım. açılışın temel mantığını kavrıyoruz.

yine kaybedeceğiz, olsun. yılmak yok.

bu iki açılıştan sonra, tuzaklara bakmakta fayda var. şimdi diyeceksiniz ki, önce tuzaklara baksak, sonra oynasak?

tuzağa düşünce insanın öğrenme şevki daha da bir artıyor.

herkese iyi oyunlar.
devamını gör...

entelektüel birikimin had safhada olması gereken bir eylemdir fakat okuyanlarda bunu görememek üzücü.
devamını gör...

başıma ara ara gelen olaylardan biri. br şeyi içimden çok istediğim oluyor, onun için uğraşıyorum didiniyorum ama o an olmuyor. bir süre sonra pes ediyorum ve zamanla olayı unutuyorum. derken beklenmeyen bir anda, o şeyin olduğunu görüyorum. sanki "olmasını istediğin şeylerin nasıl gerçekleşeceğini sen belirleyemezsin, kendini rahat bırak" diyor yukarıdan birileri. *
devamını gör...

25t numaralı taksim-sarıyer hattında çalışan iett otobüsünün şoförü tarafından hayatımıza giren tabir.

(bkz: burası seks otobüsü değil)

haber linki

ekleme: bunu neden #gündem yaptınız ya hu? fi tarihinin haberi. *
ekleme 2: eski bir haber veya olay olduğunun farkındayım gençler. toplu taşıma aracında öpüşmek başlığından hareketle aklıma geldi. *
devamını gör...

yorulmuştur uğraşmak istemiyordur son ilişkisi kötü bitmiştir birine daha kendini tanıtacak dermanı yoktur hala eski sevgilisine aşıktır bütün bu sebeplerin bir tanesine sahip olan insandır.
devamını gör...

nazım hikmet'in yaşamaya dair adlı şiirinin 3. bölümü:

bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...
devamını gör...

5 yıl önce kimya öğretmeni bir arkadaşıma 700 tl maaş teklif etmişti bu kolejlerden biri. iyi olmuş zerre üzülmüyorum eski bir kolej çalışanı olarak.
devamını gör...

sabahın ilk ışıkları yansırken gözlerini açtı kadın. henüz dinlenemediği bir sabaha daha gözlerini açtı. uyumak istemiyordu ya da uykuya çok ihtiyaç duyan bedenine inat zihni her sabah erkenden tetikliyordu onu. bugün de olmadı, dedi. doğruldu yatağından. odanın kapısını açtı, temiz havayı çekti ciğerlerine. henüz ayılamamış bedenini sürükleyerek kahve makinesinin düğmesine bastı, bir sigara sardı sonra. ithal tütünün ekşimsi kokusu, kahvenin tazeleyeci kokusu ile harmanlanınca günün en güzel zaman dilimini yaşadığını düşündü. çıktı minik balkonuna kahvesini yudumlarken bir yandan günlük işlerini planladı. yapılması gerekenler ve yapmak istediklerini düşündü. sabahı çalışma zamanıydı. öğleden geceye dek olan zamansa onun.
ilk önce işlerini halletti. araya hızlı bir kahvaltı sıkıştırdı. kalan işlerini bitirdi. akşam için uzun zamandır ihmal ettiği keyifli bir yemeği hazırladı bir yandan mirgün cabas ve cem kozanoğlunu dinlerken. sporunu yaptı.
kapıya gelen sucu ile hasbihal ederken kapının önüne birikmiş olan çöpleri fark etti. darmadağın olmuş çöpler, onu bir şekilde huzursuz etti. topladı hepsini, çıktı dışarı. dışarıda gök boşanırcasına yağan bir yağmur vardı. ama canı eve girmeyi hiç istemiyordu. evinin hemen önündeki parka yöneldi. oluklardan hızla akan suyun sesi, debisi yüksek bir ırmağın yanında gibi hissettiriyordu. üzerine düşen yağmur damlaları montunu bile alıp çıkmadan çıktığı için sırılsıklam etmişti; saçlarından, yüzünden yağmur damlaları süzülüyordu. kızarmış yapraklar parkın her yanını kaplamasına rağmen ağaçlar hala çıplaklaşmamıştı. kış bir türlü gelmiyor, doğa da insanlar gibi değişiyordu günden güne. serin hava yağmurla birleşince üşümüştü. içeri girip tekrar sıcak bir duş aldı. telefonunu kontrol etti. birkaç arkadaşından gelen mesaja yanıt verdi.
içten içe görmek istediği bir mesaj vardı. çokça özlediği biri. neden aramıyor ya da yazmıyor, diye düşündü. sonra başladı kendini sorgulamaya "neden ben o kadar özlüyorum ya da o aramanın gelmesi niçin benim için bu kadar önemli?yaşayıp gittiğim iliklerime dek keyfini çıkardığım bu hayatta kimseye ihtiyacım yok. " diye düşündü. bir yanı buna inanıyor bir yanı eksik hissediyordu. kimse vazgeçilmez değildi de gitmeleri de sevmiyordu. ya da kendini kandırıyordu. belki de haklıydı adam" gelmek için de gitmek için de cesur değildi kadın. " ama yapayalnız hissederken bile mutlu olabiliyordu. ayna karşısında iç çamaşırlarınla dans edecek kadar mutluysan kimseye ihtiyacın da yoktu. telefonu çaldı o esnada arkadaşları oyun için arıyordu. biraz imposter olmak, gerçek hayatta da oyunda da neşelendiriyordu onu. oyununu oynadı. güldü, eğlendi çokça. bir bira daha açtı. biraz gerçek biraz hayal bir hayatı döktü kaleminden sonra.
devamını gör...

sözlükte çevrimiçi yazarları ve fink attıkları başlıkları görebileceğiniz liste.

iko kendini en başa almış. diğerleri de uçurulacaklar sırasına göre listeleniyormuş.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim