balkonda mahalleye bakarak, gökyüzüna bakarak içilen çay.
devamını gör...

karantina zamanı ülkecek yaşanılan durum. karnı doyan üremeye geçti adeta. baby boom yaşıyoruz.
devamını gör...

(bkz: çipura)
(bkz: levrek)
(bkz: barbun).
devamını gör...

bir şeyin ortadan kalkması, yok olma durumu.

üzerine düşününce gerçekten yok olan bir şey var mı? insanlar ölüyor, maddeler yoklaşıyor ama sanki hep bir şeye dönüşüyor. duygular belki. ama birini sevsek sonra vazgeçsek bitiyor mu tamamen? yerine bir şey koyuyoruz. güzelse özlem; kötüyse nefret,kırgınlık... geçmişimizde hissettiğimiz bir şeyi azaltmışız gibi. sahi hiçlik var mı?
devamını gör...

ruh göçüdür. öldükten sonra başka bir bedende can bulacağına inananlar vardır. şayet iyi bir insan olarak yaşadıysan sonraki hayatında iyi bir yaşamın oluyomuş, kötü zalim bir insan olarak yaşadıysan da artık böcek mi olursun ot mu olursun orası karışık.
devamını gör...

var, ümit besen.



değiştirin len şu kaseti
devamını gör...

sevgilim, bir günün...

"sevgilim, bir günün ortası şimdi
taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
uzat bana uzat ellerini
izinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
istanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor

ben seni düşünüyorum seni
hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
kalbim diyorum kalbim
daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
aşkı anılar besliyor düşler kadar
bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
sevgi eskidikçe sevgi.

günümüz ekmeğimiz, türkümüz
çoluğumuz çocuğumuz
binalar yan yana yükselip gidiyor
vapurların ağzı köpük içinde
uzaklarda ne kapılar açılıyor
tirenin biri bir istasyona varıyor
ordan çıkıyor biri.

her şey biliyor her şey
sen biliyor musun bakalım
seni nice sevdiğimi?
üstüne titrrediğimi?

geldiğimi?
gittiğimi?

hadi!"


ikinci yeni şairlerindendir. birçok güzel sözü de vardır. aslında hepsini yazsam yetmez bile. ama en sevdiğimi* eklemesem olmaz.
"mesafeler birleştirdi bizi. bir de sözler. razı olma hiçbir sessizliğe. biliyorsun, seni seviyorum."
devamını gör...

kronolojik sıraya göre dostoyevski kitapları:
1-insanciklar(1846)
2-öteki(1846)
3-ev sahibesi(1847)
4-beyaz geceler(1848)
5-netoçka nezvanova(1849)
6-stepançikova köyü(1859)
7-ezilenler(1861)
8-ölüler evinden anılar(1862)
9-yeraltından notlar(1864)
10-suç ve ceza(1866)
11-kumarbaz(1867)
12-budala(1869)
13-ecinniler(1872)
14-bir yazarın günlüğü (1873)
15-delikanlı(1875)
16-karamazov kardeşler(1881)
devamını gör...

oğuz atay'ın bir çok okuyucu tarafından okunamayan, okunmaya başlanıp yarım bırakılan, okunduktan sonra bu neydi şimdi lan! dedirten muazzam romanıdır.
sıkı bir roman okuyucusu değilseniz ve sadece popüler olduğundan, sosyal medyada çok fazla yolunuz kesiştiğinden çıkıp derseniz ki "şu kitabı bir okuyayım, ne anlatıyor acaba. nesi bu kadar ünlü, nesi bu kadar güzel" diye, tavsiyemdir, kapağını bile açmayın, okuyamazsınız, bitiremezsiniz. bitirseniz bile hırsla, hınçla, sürüne sürüne sonunu getirirsiniz ama hem zamanınıza yazık olur, hem de kitaba saygısızlık olur.
öncelikle iyi bir okuma alışkanlığınız olması gerekmektedir. sadece romanın hihayesini için okumamalısınız. hikayesi için okunabilecek bir roman değildir. gidin zülfü zilaveli okuyun, sonra da sosyal medyada " abi çok iyiydi be!" diye tivit atan sürüye dahil olun.( zülfü livaneli de okuyun elbette ama, abartmayalım lütfen yazarı. ben de okudum, hikayelerini de beğendim ama kitaplığımda gözüm çarptığında herhangi bir duydu belirtisi yaşamıyorum.)
öncelikle gidin post-modernizm'in ne olduğunu araştırın. yazarların bu akımla ne yapmak istediğini, neden böyle bir yol denediğini anlayın. (şunu da belirtmeliyim; tutunamayanlar, türk edebiyatının ilk post-modern romanı olarak da geçmektedir.)
bilinç akışı nedir, yazın googleye, üstünde yazılmış onlarca makaleden bir kaçına göz atın ki bilinç akışı bölümlerinde nasıl bir yol izlemeniz gerektiğine dair bir altyapınız olsun. yazar neden konudan konuya neredeyse hiç bağlantı olmadan atlıyor, neden upuzun cümlelere, paragraflara hatta sayfalar doluyu bölümlere hiçbir noktalama işareti kullanmıyor. amacını öğrenin.
post-modersnizt romanlar, modernizm'e çok fazla benzese de çok daha derin ve zor anlaşılmaktadır. neredeyse her unsur modernizmle aynı ama işin içine soyutluk ve büyük bir zamansal sapmalar girmektedir. zamanı sizin anladığınız gibi düz bir çizgide düşünmemelisiniz. moderniz'de de zamansal flash-back'ler olsa da post-moderniz'de üç farklı zamanı tek bir cümlede de görebiliriz. bazen hangi sözün hangi zamana, hangi karaktere ait olduğunu, nerede söylendiğini anlamamız da güç oluyor.
en önemlisi; kitabı bitirmek için okumayın. ortalama olarak şu kadar sayfayı şu kadar zamanda okurum, şu kitabi şu kadar günden bitiririm diye kendinize dayatma yapmayın. açın, kitabın içine dala dala, adım adım okuyun. anlamadığınız bir yerden geçmişseniz geriye gidin, baştan okuyun ve romana çok da uzun olmayan aralıklarla mola vermekten de çekinmeyin.
sadece hikayesi için, bitirmek için okumayın lütfen. oğuz atay'ın size aktarmaya çalıştığı duygunun tadına bakın, o zaman anlayacaksınız ne kadar büyük bir roman olduğunu. selamlar.
devamını gör...

bölgesine göre insanın hayat kalitesini düşüren hadise. ağır fiziksel iş, belli bir bölgeye yel girmesi, ani veya ters hareket..1.5 haftadır durup durup sonra geri geliyor. mont giyerken iki büklüm kalıp yere yapışmak nedir.
devamını gör...

bıkmadan, usanmadan bilgi dolu tanımlar yazıyor. ben de bıkmadan, usanmadan artılıyor ve favlıyorum. peki sözlük buna ne diyor?
"biraz soluklan yiğidim." nasıl soluklanayım, durduramıyoruz efendim.
tanım: kaliteli bir yazar.
devamını gör...

çok gözüme batıyorsun sarı oğlan, seni sevmiyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu hayatta bir insanın başka bir insana yapabileceği en büyük bencillik..
devamını gör...

çok akıcı bir kitap olmasına rağmen o kadar karanlık bir havası vardır ki okurken bunalırsınız. karakterlerin birçoğunu sevemedim, kendimi yerlerine koyamadım. kendimi böyle bir dünyanın içinde hayal bile etmek istemedim. kötü karakterlerin kötü duygularını, kötülüklerini o kadar güzel işlemiş ki yazar; okurken etkilenmemek elde değil. size güzel şeyler hissettiren, okurken hayal edip mutlu olacağınız bir kitap kesinlikle değil. karakterlerin bir çoğu baştan aşağı kötüydü ve kötülükleri sürekli birbirlerini tetikliyordu. öyle bir dünyanın içinde en iyi insan bile içindeki iyiliği uzun süre barındıramaz gibi. fakat bu duyguları derinlemesine işlemesi açısından eşsiz bir romandı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlükte henüz tanımı bulunmayan yazar.şuan okur olarak takılıyor sanırım.
devamını gör...

nickini görmüşken ben de yazmak istedim.evet sözlükte kesinlikle bir ağırlığı var. yazdıklarında olgunluk ve tutarlılık söz konusu. böyle yazarların olması sözlüğün kalitesini arttırıyor. sözelci olduğum için yazılanları bazen anlamamış olabiliyorum ama anladıklarımı mutlaka beğenirim. takip ettiğim belli bir çizgide olan bilgi küpü yazarımız. buradaki varlığın bizi mutlu ediyor.
devamını gör...

pek etkilenmediğim olay. en sevdiğim hayvanlar sıralamasında ilk 5'te çünkü.

öldürmeye asla kıyamam. mümkün olduğu zaman camdan atarım. görmemişsem, bir yerlerde saklanmışsa (ki moralinizi bozmak istemem ama nerede olursanız olun en fazla birkaç metre ötenizde bir böcek vardır mutlaka) bir ara doğuruyorlar. ordan burdan topluyorum ufacık yavruları. birkaç kez başıma geldi. fakat siz yapmayın tabii. edit: yani çok fazla yüz vermeyin ama öldürmeyin de.

yalnız şöyle bir şey var; evde örümcek olması, diğer böcekleri yedikleri için sizin adınıza faydalı bir şey. o yüzden düşman bellemeyin bu hayvanları. zaten ev örümceklerinin genellikle insana zararı yoktur. elime alıp dışarı attıklarım bile oluyor. irkilebilirsiniz tabi ama korkmayın.
devamını gör...

zaman kardeşim. su içer gibi harcıyoruz zamanı hayra geçtiği yok.
devamını gör...

parerga und paralipomena'da milli gurur hakkında oldukça güzel noktalara değinmiş alman filozof. schopenhauer'in* bu çıkarımlarının bir benzerini daha sonra alexander otto weber'in durch die lupe eserinde de görürüz aynı zamanda. weber şu cümleleri kurarken şüphesiz kendisinden esinlenmiş:

"der nationalstolz ist der billigste stolz, den ich mir denken kann. auch die edelste nation besteht zum größten teil aus menschen, auf die man gar keinen grund hat, stolz zu sein." alexander otto weber, durch die lupe

weber'in -bence- esinlenmiş olduğu düşünceler ise schopenhauer'in parerga und paralipomena'da sözünü ettiği milli gurur arkasına sığınmış, bununla övünç duyan ama aslında yalnızca bundan başka kendisiyle gurur duyabileceği bir şeye sahip olmayan insanlar hakkında yaptığı çıkarımlardır. 360. sayfada şöyle söz ediyor bu durumdan schopenhauer:


"en değersiz gurur, milli gururdur. bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. çünkü insan neden milyonlarca insanlarla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyabilir ki başka türlü? dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar.”

(die billigste art des stolzes ist hingegen der nationalstolz. denn er verrät in dem damit behafteten den mangel an individuellen eigenschaften, auf die er stolz sein könnte, indem er sonst nicht zu dem greifen würde, was er mit so vielen millionen teilt. wer bedeutende persönliche vorzüge besitzt, wird vielmehr die fehler seiner eigenen nation, da er sie beständig vor augen hat, am deutlichsten erkennen. aber jeder erbärmliche tropf, der nichts in der welt hat, darauf er stolz sein könnte, ergreift das letzte mittel, auf die nation, der er gerade angehört, stolz zu sein)

parerga und paralipomena, aphorismen zur lebensweisheit, von dem was einer vorstellt s.360

arthur schopenhauer



esasında weber'in esinlendiği düşünme sebebim, konu hakkında iki ismin de birbirine oldukça benzer bir giriş tercih etmiş olması. yalnız şu var ki türkçe çevirisi aşağı yukarı aynı olsa da orijinal dilinde baktığımız zaman farkı açıkça görebiliyoruz. yine de cümleler benim ifade ettiğim kadar benzer olmasa bile açıkça altında yatan düşünce aynıdır. weber, schopenhauer'in düşüncelerinin devamını aktarıyor ve pekiştiriyor gibi görünüyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim