insanların gün geçtikçe daha yumuşak parçalanmış şeyler yemeye başlaması evrimsel olarak çene kemiklerinin küçülmesine ve bu da yirmilik dişlerin gömülü kalmasına neden oluyor. yani ilkel insanların yirmilik diş derdi yoktu ve yapısal olarak faydasız değil bu diş. biz tüketimlerimizle doğal yaşamdan, özümüzden kaçışımızla farkında olmadan vücudumuzda deformasyonlara yol açıyoruz. ardından da aslında büyük bir görevi olan ancak bunu gerçekleştiremeyen zavallı dişe çatıyoruz. neymiş efendim bir işe yaramıyormuş. vücudumuzdaki her organın bir işlevi, bir faydası vardır bunu sakın unutmayın. vücudunuzu sevin. dişlerinize laf söylemeyin, söylettirmeyin.

not: insanların çok büyük bir kısmında gömülü diş oluşumunun nedeni yukarıda anlattığım gibi olmasına karşın; anne ve babadan aktarılan genetik farklılıklar nedeniyle, diş kemik boyutu uyuşmazlıklarına bağlı olarak,
raşitizm, rickets (ca metabolizması bozukluğu), endokrin hastalıklar, anemi, tüberküloz, konjenital sifiliz, akondroplazi, progeria,malnütrisyon, cleido-cranial dysplasia
gibi hastalıklar nedeniyle de dişler gömülü kalabilir.
dişlerinize iyi bakın. hoşça kalın
devamını gör...

kendini kime, neye kanıtladığını anlayamadığım insan modeli. 1-2 içtim bira içtim diyen insanla aaaa sen o kadar mı içebiliyorsun diye eziklemeye çalışır.
devamını gör...

hu hu beşiktaşlı_bektaşi ne oldu fıkra mı kalmadı da uğramazsın buralara.*
neyse ki vişne var. güzel mahlasına istinaden bu seferlik affedile..

içkinin şiddetle yasaklanmış olduğu bir zamanda, gizli meyhanelerden birinde demlenen bektaşi, salına salına giderken, birdenbire tanıdık bir çehre ile karşılaşmış. hemen samimi bir tavırla elini o çehre sahibinin omzuna koyarak, sormaya başlamış:
- imanım! seni iyice gözüm ısırıyor. acaba nerede gördüm? fener deki çardaklı meyhanede mi?
- hayır.
- öyleyse, tavukpazarındaki küplüde.
- hayır.
- eh, o halde mutlaka uzunodalarda.
- hayır.
- allah, allah... bari söyle de meraktan kurtulayım.
- her halde sen beni selamlık ettiğim zaman görmüş olacaksın.
bektaşi, karşısındaki adamın padişah olduğunu anlamış. artık söyleyecek söz bulamamış. hemen oraya sırt üstü yatarak:
- ey ahali... ben kalıbı değiştiriyorum. buyurun cenaze namazına. diye bağırmış.
devamını gör...

bazen rüyanda ölmediğini görürsün bazen yine rüyana girer ben iyiyim merak etmeyin der ama senin aklından hiç çıkmaz. bazen mezarında çiçekler açmıyor diye üzülür çiçek ekersin bazen toprağı kurudu diye bol bol su dökersin ki yaşıyormuş gibi hissedesin.
devamını gör...

benimdir.
yazarlığım 8 ay önce onaylandı.
devamını gör...

tutunamayanlar. bazı kitaplar her okuduğunda başka bir tat bırakır insanda, benim için bu kitap tutunamayanlar.
devamını gör...

"3 çocuk yapın ama nasıl bakacaksınız, nasıl okutacaksınız, nasıl yedirip içereceksiniz, nasıl büyüteceksiniz zerre umurumda değil." demek istiyor.
devamını gör...

bir robert walser kitabıdır.

robert walser pek tanınmaz nedense türkiye’deki okurlar arasında, bir kafka değildir mesela; birj.m.coetzee, bir robert musil, bir alfred döblin de değildir. ama size iyi bir haberin var, walser bu isimlerini hepsini etkilemiş dev bir yazardır. yakın zamanda bu yazarımızın tanınması için yeni bir tanım yazmaya karar verdim.

şimdi ise jakob van gunten ile tanışmadan önce onunla ilgili bazı fikirler edinme zamanı. zira eğer okuyacağınız bir roman ile ilgili önceden bir bilginiz yoksa o romanın hakkını veremeyebilirsiniz. bunu hiç istemeyiz.

robert walser’den etkilenen ve onlarca büyük yazarı etkileyen franz kafka’nın bavulunu alıp amerika’ya gitmeye karar veren kahramanı karl rossmann henüz 16 yaşındadır. j.d.salinger’ın kalplerde taht kurmuş olmasına rağmen bir türlü insanlarla uyum içinde yaşamayı başaramayan kahramanı holden caufield da bir önce bahsettiğimiz kahramanla aynı yaştadır. mark haddon’ın özel bir çocuk olan harika dedektifi christopher boone ise henüz 15 yaşındadır. tabii ki benim edebiyat tanrı’larımdan biri olan mark twain’in gözlerimizin önünde, bir ırmak yolculuğu ile büyüyen kahramanı huckleberry finn ise 13 yaşındadır.

sanki jose saramago’nun bütün isimler kitabında kaybolmuş gibi bir girizgah yaptığımın farkındayım tanıma ama başka türlüsü elimden gelmiyor çünkü jakob van gunten’in bu dev kahramanlardan yaşça büyük olduğunu ve 17 yaşında olduğunu belirtmek için bu uzun paragrafa ihtiyacım vardı.

evet, jakob van gunten 17 yaşındadır ve uşak olmak için eğitim alınan bir erkek okuluna kendi isteği ile başvurup orda eğitim almaya başlar. isminden de anlaşılacağı üzere* jakob soylu bir aileye mensuptur.

gittiği okul başlarda çok disiplinli bir okul gibi görünür, okul müdürü otoriter bir figür gibidir ama kitabın derinlerine gömüldükçe hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlayacaktır okurlar.

jakob okuldaki çocuklara ne davranış ve düşünce tarzı olarak ne de kendine gelecek için koyduğu hedefler çerçevesinde benzerlik gösterir. jakob farklı bir çocuktur ve bu fark okul müdürü ile olan ilişkisinde de kendini göstermeye başlayacaktır zamanla.

diğer karakterlerle ilişkisi de çok yoğundur jakob’un. yakın arkadaşı kraus, okul müdür bay benjamenta’nın kız kardeşi ve romanda ortaya çıkan diğer karakterler; hepsi jakob’un kibirili duruşunu etkiliyor ya da bundan etkileniyor.

roman kesinlikle okunması gereken bir başyapıt.
devamını gör...

yazın otobüsteydim, eve geçiyordum, yanı boş olan tek kişi ben olduğum için amcanın biri yanıma oturdu. (o zaman yan yana oturmak yasaktı koronadan dolayı ama ben dahil kimsenin iplediği pek söylenemezdi) ben de kulaklıktan şarkı dinliyordum ama amca biraz yaşlı olduğundan, muhtemelen konuşmak isteyeceğini bildiğimden kabalık olmasın diye kulaklığı çıkardım. tam da tahmin ettiğim gibi oldu, ben kulaklığı çıkarınca amca sohbet etmeye başladı. fakat tahmin ettiğimin aksine klasik amca muhabbetine değil, daha 'normal' bir muhabbetin içine dahil oldum. yarım saat boyunca adam şehrin tarihinden, halktan, geçmişinden bahsetti, ineceği durağa yakın ise "ben aslında poker şampiyonuyum, şu gün şurada maçım var, ailen izin verirse gelip izlersen sevinirim" dedi ve indi.

amcanın kafası biraz güzeldi herhalde, ya da yaşlılıktan dolayı artık hafif bulanmalar yaşıyordu ama yine de ne zaman hatırlasam gülümsüyorum bu anıyı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir feministler ve kadın hakları savunucuları bir de lgbtililer toplum tarafından zaten entegre edilemiyorlar. bir de kendi kendilerini haklıyken haksız durumlara düşürüp kendilerine antipati kazandırmak gibi bir özellikleri var. zaten ramazan ayına gelmişiz halkın dini duyarlılıkları yüksek . malum kesimin de bundan beslenip halkı propaganda manyağı yapma zamanı . ne diye a habere koz veriyorsunuz ?

edit : altta bazı entryler okudum. arkadaşlar biz lgbtililerin veya onları temsil ettiğini söyleyen derneklerin kılıçdaroğlu'na teşekkür etmelerini , desteklemelerini veya fahri üyelik vermelerini eleştirmiyoruz. ( cinsel yönelimin üyeliğinin olması biraz garibime gitmişti açıkçası) siyaset toplumun yapısını iyi analiz edip doğru zamanda doğru söylemleri yaparak halkı ikna etmektir. yani bakın türkiye'de muhalefetin sorunu tam olarak bu. karşı kesimin değerlerini hassasiyetlerini neye nasıl tepki vereceklerini bilmiyorlar. lgbtlilerin bu hareketi bireysel olarak benim için çok anlamlı ve güzel bir şey. onların kendilerini bu topluma ait hissetmeleri ve ülkede onların haklarını savunan bir ana muhalefet partisi başkanının olması beni çok mutlu ediyor. olması gereken de bu zaten fakat biz bir takım oyununun içindeyiz. akpnin çok kan kaybettiği bu süreçte her şey aleyhlerine işlerken toplumun kolaylıkla suistimal edilebilicek dini hassasiyetleri üzerinden yapacağımız yanlış söylemler ve ufak hatalar bize bir seçim ve dört yıl daha kaybettirir.
devamını gör...

her yazdığımız:
"bir parça daha mı linç algısı yaratır? ",
"yazsam mı, söz söylemeye hakkım var mı? "diye düşündüm durdum.
yukarıda intihalin kötü oluşuna dair hemen her girdiyi de beğendim. ama ne olursa olsun yanlış yapanı da hep birlikte taşlıyormuşuz gibi hissetikçe de kanım çekildi.
daha çok kırmadan, dökmeden, üzmeden...
devamını gör...

o noktayı bulan,
o noktada duran,
o noktada kalan,
o noktadan hayata bakan,
o noktayı hayatının rotası yapan* kadınlar tanıdım.

yana yana yaşadılar iliklerine kadar. gözlerinden yaş hiç eksik olmadı. hep üşüdüler, yaz kış. hayal ettiler, tekrar tekrar kurdular ve anlattılar hiç durmadan, her seferinde geldiğinde yaşanacak o masalsı anı. beğenmeyip tekrar kurguladıkları da oldu. onunla olan anları tekrar tekrar yaşattılar kafalarının içinde kendilerine.

oruç aruoba, uzak'ta hasreti tanımlarken şöyle diyor : "hasret, halvet uman vuslat beklentisidir." bunu da gördüm konuştukları anlar da. arzulanmaktı istedikleri. bazısı diline düşürdü, bazısı hiç cesaret edemedi.

hasret, arapça bir isim. kelime karşılığına bakıldığında tam da onları karşılayandı aslında "ele geçirilemeyene veya elden kaçırılana üzülüp yanma". o zaman pişmanlığı da barındırıyordu içinde. sorguları fazlaydı ve dillerine düşürmeseler de keşkeydi, işte.

nazan bekiroğlu'da mavi lale adlı kitapta şöyle diyor: "ben bana ait evin kapısında kaldım mevsimlerce. ne anahtarlarım uydu bana ait kapının değiştirilmiş kilitlerine, ne de bir izin olsun alabildim bana ait evi gezmeye." işte buydu hasretin kelime karşılığı.

hikayelerini bildiğim bu kadınların tamamı -neredeyse- evliler. kendilerini sevdiklerinden emin oldukları; kalplerine, sırça bir köşkün içinde duruyormuşcasına davranan adamlarla.
..
evlilik yıl dönümleriydi. mükemmel bir masa hazırlamıştı adam. kadının en çok sevdiği o kırmızı şarap da masada yerini almıştı. ikinci kadehten sonra kadın "lütfen, bir kere sesini duyayım." dedi. adam masadan kalktı ve numarayı çevirdi. hoparlör açıktı."
..
çok konuştum, hasrete gider
devamını gör...

club hücreleri olarak da bilinen bu hücreler akciğerde ilk olarak terminal bronşiyol seviyesinde görülürler.
görevleri bakımından çok önem arz eden bu hücreler sürfaktan benzeri madde salgılar.
detoksifikasyon yapar.
klor transportunda görev alır.
bölünerek çoğalabilen bir yapıya sahip olduğu için bronşiyol yenilenmesinde de etkilidir.
devamını gör...

ayrı bir keyiftir.bütün lokmaları boğazina hızlı hızlı dizer,biteremediklerini ekmeğin arasına sarar,otobüsteki çay molasinda yersin.otobüs yolculuklarında ne hikmetse sürekli yersin.
devamını gör...

tahammül. eğtim ve erdem arttıkça bunu dengeler.
devamını gör...

500'e yakındı. iyi bir şey değil ama.

tek yazardan gelmesi iyi bir şey değil. beğeni sınırlamasıyla tarih oldu zaten.
devamını gör...

"istanbul" diyen yazar olmuş #789878">#789878

sultanahmet köftesi
ortaköy kumpiri
sarıyer börek
eminönü balık ekmek
sütlüce uykuluk
süleymaniye kuru fasulyesi
vefa bozası
kanlıca yoğurdu
ve kendisi...
devamını gör...

cosmos atrosanguineus.
yoğun bir çikolata kokusuna sahip olan çiçek türüdür. meksika’ya özgü olan bu çiçeğin artık tükendiğini, elde kalanların ise korunduğunu belirtmişlerdir. koyu kahverengi renge sahiptir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türkçesiyle kuros heykelleri;yunan heykel sanatında yer alan,tarihte uzun zaman boyunca apollon heykelleri olarak bilinen eserlerdir.
çıplak ve ayakta durmakta olan erkek heykellerine verilen isimdir ki kadın karşılıkları 'kore' olarak bilinmektedir.
türkiyede örneği çanakkale troya müzesinde bulunmaktadır.
bu, hareket halinde olan az sayıdaki arkaik dönem heykellerinden birisidir.
arkaik dönem ise, klasik yunan dönemine göre daha naturalist ve gösterişsiz eserleriyle karakterizedir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim