insanı keyiften öldüren sigaradır. yirmilik dişimi aldırdıktan sonra 3 gündür içmiyordum. az önce yaktım ölüyorum zevkten. başım falan dönüyor.
devamını gör...

patellofemoral ağrı sendromu'nun etyolojisi ve patogenezi tam olarak bilinmemekle birlikte, yakınlaştırıcı bazı faktörler üzerine durulmaktadır.ağrı, imbalans, veya dizin ekstensör mekanizmasındaki instabilite sonucu ortaya çıkar.bu durum konjenital, travmatik veya mekanik streslere bağlı olarak ortaya çıkabilir.oluş mekanizmasını açıklamaya çalışayım.öncelikle patellofemoral eklemin stabilizasyonu iki şekilde sağlanır.birincisi dinamik stabilizatörler, ikincisi ise statik stabilizatörlerdir.

1-dinamik stabilizatörler:patellayı etkileyen kaslardır.en önemli komponenti vastus medialis obliquus(vmo) kasıdır.patellanın medidalindeki tek dinamik kastır.kas liflerindeki dizilim problemi olanlarda vmo'nun kas lifleri ancak patellaya ulaşabilir ve normalde oblik açıda seyredeceğine vertical seyreder.burada oluşabilecek atrofi veya dizilim bozukluğunda patella laterale yani dış tarafa doğru çekilecektir.bu da dizin ektansör mekanizmasında bozukluğa yol açarak ağrıya neden olur.

2-statik stabilizatörler:iliotibial band, lateral femoral ligament, lateral retinaculum ve kapsülden oluşur.bu yapılar vmo kasının medial yani iç taraftaki bağlarının oluşturdukları çekim kuvvetini dengeler.

şimdi risk faktörlerimiz nedir dersek? sıralayalım;
-anatomik anormallikler
-kas disfonsiyonu(quadriceps kası zayıflığı)
-patellanın hipermobil olması
-uyluk çevresi kaslarının esnekliğindeki kayıp
-geçirilmiş cerrahi
-travma
-overuse(aşırı kullanma örneğin bir futbolcu)

semptomları nelerdir?
-diz önünde veya arkasında ağrı
-uzun süreli oturma, yürüme veya koşmada ağrı
-dizde şişlik
-dizde krepitasyon ve kayma hissi
-diz önü ağrısı uzun süreli diz fleksiyonda iken artar(sinema bulgusu).genellikle bilateraldir yani her iki dizde de görülür.özellikle merdiven inip-çıkma, yokuş aşağı inmede ağrı oluşabilir.
devamını gör...

iki ters yönde ikisi de işyerine yaklaşık bes yuz metre mesafede otopark vardı. ben bir gün diğer tarafta isim olduğundan arabayı ikinciye park ettim . arkadaşımla işten çıktık. her zaman park ettigim bir nolu otoparka gittik eee araba yok. keşke burda bitse. on dakika görevliyle aradıktan sonra malligim aklıma geldi. dedim ki arkadaşa bende hata ,sen burda dur ben alayım seni burdan ama şu çantami al yuk etmeyeyim. salak değiliz heralde aldım tabi anahtarı içinden cebime attim. öbür otoparka gittim. agzimi burnunu kırayim ki eve girerken kullandığım sensör anahtarını almışım. geri döndüm. anahtarı aldım bir daha yürüdüm. mutlu son. ağlıyorum ama mutluluktan, hayır sinirden yok yaa baya salakliktan .
devamını gör...

başrol oyuncusu olarak titanic'den tanımış olduğumuz kate winslet ablamızın harikalar yarattığı film'dir.

sayın editörümüz evernevergreen, the reader başlığına film hakkında enfes bir tanım girmiş olmasına karşın, türkçe'ye çevrilen isminde de tanımı olmalı ve türkçe aranıldığında da bulunmalı diye düşünmüşümdür.

film michael isimli genç bir erkek karakter ile, hanna (kate winslet) isimli ve kendisinden yaşça büyük bir kadının aşklarını anlatır.
kitap okumayı çok seven michael'in bu özelliği, hanna'nın çok hoşuna gitmiştir. michael kitap okur, michael kitap okur...
hanna, michael'dan hep kitap okumasını istemektedir. michael' da bu durumdan hoşnut değildir dersek, yanılırız.
sebebini her ne kadar merak etse de kitap dinleme isteğinin kadının, ona karşı olan sıcacık hisleri aksine merak duygusunu bastırır, okuma eylemini severek, içinden gelerek yapmasını sağlar genç adamın. hem bu eyleminin getirileri olacaktır ona...
kimi zaman hanna ile görüşür görüşmez çantasından kendisi çıkarıverir birazdan ona okuyacağı kitabı.

iki insanın aralarındaki yaş farkının büyük bir aşk yaşamalarına engel olamayacağı gerçeği, sevginin her ne olursa olsun bir insanın kalbinde birden alevlenip, bazen kendisinden yaşça büyük bir diğer insana sıçrayabileceği konusu güzel işlenmiştir filmde.

güzel olan her şeyin bir gün son bulacağı gerçeği, sahnelerden birinde sakince karşılar izleyiciyi.
hanna bir gün aniden yok olur, yer yarılmış da yerin dibine girmiştir sanki. genç adam, kadından uzun yıllar boyunca haber alamayacaktır.

bernhard schlink'in aynı isimli romanından uyarlanmıştır.
devamını gör...

yapılan her çalışma, bir emek karşılığıdır. sonuçta her düşünce daha iyiye gitmek içindir.
gitgide gelişen, geliştirilmeye çalışılan bu sözlük için verilen her emeğe teşekkürler.
gitgide daha iyi olacaktır...
devamını gör...

bp- superv/ seksenli yılların reklamı..
devamını gör...

işte ben de onun gibiyim bazen var olurum, bazen kaybolurum.

kutadgu bilig
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1978 yapımı, köyden kente göç eden bir ailenin dağılmasını anlatan orhan aksoy filmi. levent kırca'nın nadir sinema filmlerinden olup, başrolünü ayşegül atik'le paylaştığı yapımdaki yan roller hayli zengin. erol taş'tan hüseyin baradan'a, hulusi kentmen'den feri cansel'e, kayhan yıldızoğlu'ndan turgut özatay'a yok yok, henüz 14 yaşındaki cem davran da kadrodaki bir diğer isim. ayrıca müzikleri de özdemir erdoğan yapmış olup, orhan veli'nin bedava yaşıyoruz şiirine yaptığı beste de duyulmaktadır.


[[spoiler]]
"taşı toprağı altın" istanbul'a para kazanıp köylerine bir traktör götürmek üzere gelen uyanık ailesi, ailenin annesi fatma'nın amcası* tarafından karşılanır. amca onlara ev tutar, galeriden traktör için kayıt yaptırır ve işler ayarlar: fatma'ya* bir gazino şarkıcısının evinde hizmetçilik, kocası ökkeş'e* o yıllarda unkapanı'nda olan sebze halinde hamallık, ökkeş'in kardeşine bir müteahhidin yanında amelelik, evin küçük oğlunun ilkokula yazdırılamaması üzerine ona da bir çaycı çıraklığı.

filmin gelişme bölümüyse aile fertlerinin dürüstçe çalışarak gittikleri süpermarketteki fiyatları görünce şoka uğramalarıyla başlar. kentte para yetmemektedir, mecburen aile de gözlerini açar, parayı daha çok kazanmaya bakar. köylü kadını fatma, patroniçesinin* elbiseleri ve makyajını taklide çalışır, onun çapkınlığına şaşırsa da alışır. küçük oğlan mehmet, çay taşıdığı bir sigara kaçakçısının* çetesine katılarak daha iyi para kazanmaya başlar. grevcilerin linç etmeye çalıştığı müteahhidi* solculardan koruyan bıçkın kardeş cemal, bunun karşılığında müteahhidin kaçakçılık yaptığı depoya koruma olur, silahıyla caka satmaya başlar. bir tek ökkeş dürüstlükte direnmektedir. kasa kasa malları denize dökerek fiyatların düşmesini engelleyen patronuna* karşı çıkar, polise şikayet edilen kabzımalları denetleyen müfettişlere patronunu ele verir ve hamallıktan atılır. el mahkûm el arabasıyla zerzevat satmaya başlar, burada da iş yaptırmak için mecburen zabıtalara rüşvet verir.

bunca yozlaşmanın üstüne sonuç bölümüyse ailenin felaketini içerir. çeteye giren çocuk haraç isteyen reisi bıçaklar ve ıslah evine girer. patronunun deposuna polis baskın yaptığı zaman "cesedimi çiğnersiniz cart curt" diye bağırıp çatışmaya giren bıçkın kardeş polis tarafından öldürülür. patroniçesinin yanında gazinoda söylemeye başlayan fatma, gazino patronuyla beraber olmaya başlar. tüm ailesini kaybeden ökkeş nihayet traktörünü alır, ama plaka taktırmak üzere trafik şubede beklerken traktörü çalınır, polisler "plakası yok ruhsatı yok, bulamayız bunu" derler. ökkeş hiçbir şeyi olmadan, evden kaçmış bir kadın, hapiste bir çocuk, bir cenaze ve tüm parasını yiyip üstüne kaybolan bir traktörle el elde baş başta kalır...


[[/spoiler]]
devamını gör...

1957 yapımı savaş karşıtı filmler arasında özel bir yeri olan filmdir. önce filmi, tanım sonunda türkiye’ de bu film gösterildiği zaman kopan fırtınayı anlatacağım.

filmin çekildiği dönemde abd nin halet-i ruhiyesi şöyledir:

1950’li yıllarda abd de amerikan karşıtı faaliyetleri izleme komitesi (house committee on un-american activities) vardır. senatör joseph mccarthy ile anılan bu komite özellikle toplumda çok tanınan sanatçıları kamuya açık oturumlarda sorgulamakta, komünist olup olmadıklarını araştırmakta, adeta bir engizisyon mahkemesi gibi faaliyet göstermektedir.

komiteyle işbirliği yapmayanlar kara listeye alındıkları için mesleklerini yapamamakta hatta abd yi terk etmeye zorlanılmaktadır. devir artık herkesin birbirini jurnallemeye başladığı devirdir.

kirk douglas aktif olarak siyasetle ilgilenmese bile bu siyasal atmosfer içinde uygulanan baskılara direnir. bu dönemde artık yapımını da üstlenmeye başladığı filmlerde kapitalist bakış açısını, alttan alta dozajını arttırarak abd’yi de eleştirmeye başlar.

bizde zafer yolları adıyla bilinen paths of glory filminde bunu iyice doruğa çıkartır. bu filmin yönetmeni ünlü stanley kubrick' tir.buraya spoiler koyacağız çünkü önemli, spoilerın sonunda türkiye' de ki olayda anlatılıyor.

--! spoiler !--

1957 yılında çekilen film tamda bu mc carthy’ci, komünizm karşıtı histerinin etkisindeki ortamda çekilmiştir. filmde, hem oyuncu hem de gizli yapımcı olan kirk douglas yönetmen kubrick tarafından filmin “hollywood tarzı mutlu son” ile bitirilmesine müsaade etmemiştir.

kubrick’in önerisine göre idam mangası karşısındaki üç asker komutanların son anda karar değiştirmesiyle kurtulacaktır. douglas buna itiraz ederek filmin orijinal, gerçekçi ve ünlü sahnesi ile bitmesini sağlar.

savaş karşıtı bu film avrupa'da birçok ülkede yasaklanmış ve yıllarca gösterime girmemiştir. uygulanan bu sansürlerin etkisiyle film eleştirmenler tarafından yönetmenin en önemli eserlerinden birisi olarak değerlendirilse de önemli hiçbir ödül alamamıştır.

gelelim türkiye' ye :
film türkiye'de ilk kez 1977 yılında trt’ de gösterilmiş, filmde kirk douglas' ın canlandırdığı albay dax’ın saldırıyı milliyetçilik yaparak savunan general mireau’ya söylediği "milliyetçilik alçakların son sığınağıdır" sözü nedeniyle dublajını yapan personel dahil olmak üzere filmin yayına hazırlanmasında görev alan tüm personel hakkında savcılık soruşturması açılmıştır. ancak buna rağmen filmin gösterimi engellenememiştir.

--! spoiler !--
devamını gör...

a.b.d'nin arizona, new mexico ve utah eyaletlerinde yaşayan, nüfus olarak en kalabalık kızılderili kabilesidir.
apache'ler gibi atabascan dili konuşurlar ve apache'lerle yakın akrabadırlar ama onlar gibi göçebe, avcı değil, tarım yapan, evcil hayvanları olan, halı, kilim dokuyan bir kabiledir.
meksika savaşından sonra topraklarına gelen a.b.d'lilerle çatışmaya başlamışlar ama katliama uğramışlar, meyve ağaçları kesilmiş, hayvanları öldürülmüş ve sonunda 1863'te yenilerek teslim olmuşlar ve bir daha savaşmamışlardır.
ikinci dünya savaşında, 80 yıl önce atalarını katleden a.b.d ordusuna katılmışlar ve ordunun şifreli haberleşmesinde navajo dilini kullanmışlardır. rüzgarla konuşanlar filmi bu kabile hakkındadır.
devamını gör...

bu yüce kitap hakkında birçok şey söylemeliyim sanıyorum. viktor emil frankl tarafından 1946 yılında yazılan bu şaheser, gözümde varoluşsal boşluğu doldurmaya çalışan eserler arasında en üst sıralardadır. freud ve adler'den sonra 3. şahsımızdır psikanaliz konusunda diyebiliriz frankl. ayrıca freud'un hasmıdır da. hatta tam hatırlayamıyorum ama şöyle bir şey diyor: "freud sosyetedeyken ben toplama kampındaydım." sahiden de bu adam toplama kamplarında epey bir şey görmüş geçirmiş. zaten bu eser psikoloji alanında olsa da otobiyografik de denilebilir sanırım. toplama kampında yaşadığı dramdan da bahsediyor. kısacası gerçekten de önemli anekdotlar kazanabileceğiniz bir eser. çok yoğun. çok tutkulu. çok korkutucu. bö.

aslında temel olarak şunu söylüyor bu kitap bize. yaşamın anlamsızlığını bilemeyiz. fakat anlamsız gelen bir şey hakkında da anlam yüklemek gibi bir davranışta da bulunmamalıyız. hayatı olduğu gibi kabul etmeliyiz diyor yani. ve hayata anlam atfetme konusunda da söylediği şeyler var. paylaşacağım.

ayrıca bu kitap içimdeki romantiği beslemesinin yanında içimdeki karanlığı da besledi. içimdeki belirsizlik duygusu da nüksetti. her seferinde aynı şey oluyor, anlamıyorum ki! ama okunması gereken bir kitap. hele de düşünen zihinler için. hele de anlam arıyorsanız... size yol gösterici olabilir. elinizden tutar bir süreliğine, ondan sonraysa size kalmış.

ekstra olarak şunu söyleyeyim: kitapta "rüya adam" olarak nitelendirdiğim bir vaka var. adamın teki (yazarın arkadaşı) bir rüya görüyor. rüyasında tam 1 yıl sonra kurtulacaklarını görüyor. fakat 1 yıl geçtikçe ve o sözde "kurtuluş günü" yaklaştıkça bizim adam hastalanmaya başlıyor. zaten rüyasında gördüğü kurtuluş günü yaklaştıkça anlıyor ki savaşı kazanmıyorlar, almanlar analarını ağlatıyor afedersiniz. neyse, sonuç olarak rüya adam öldü. rüyası gördüğü günden tam 1 yıl sonra öldü. işte umut nelere kadir... varlığıyla yaşatıyor, yokluğuyla öldürüyor.

bir de normalde kendi yazdığım daha fazla şeyi paylaşırdım, ta okuduğum zamanlarki düşüncelerimi örneğin. fakat kitapta yazım o kadar kötü ki bakmaya korkuyorum açıp. ne kadar da kötü yazıyormuşum yahu, dedim. ama kitabın ortasından bir yerden açtım. altını çizdiğim, karaladığım yerlerden paylaşmaya çalıştım:

--- alıntı ---

"gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğu almak anlamına gelir." arka kapakta.


"varoluşsal boşluk temel olarak kendini can sıkıntısı durumunda dışavurur. insanlığın, bunaltı ve can sıkıntısından oluşan iki uç arasında sonsuza kadar mekik dokumaya mahkum olduğunu söyleyen schopenhauer'i anlayabiliriz." -sayfa 121

varoluşsal boşluğun kendini gösterdiği çeşitli maskeler ve kılıflar söz konusudur. bazen engellenen anlam istemi, en ilkel güç istemi olan para istemi de dahil olmak üzere, bir güç istemi ile temsili bir yoldan dengelenir. diğer durumlarda, engellenen anlam isteminin yerini haz istemi alır. varoluşsal engellenmenin birçok durumda cinsel dengeleme ile sonuçlanmasının nedeni budur. bu tür durumlarda cinsel libidonun, varolusal boşlukta serpilip yayıldığını gözlemleyebiliriz. -sayfa 121

yaşamın anlamı: bir doktorun bu soruya genel terimlerle cevap verebileceğinden kuşkuluyum. çünkü yaşamın anlamı insandan insana, günden güne, saatten saate farklılık gösterir. bu nedenle önemli olan, genelde yaşamın anlamı değil, daha çok belli bir anda bir insanın yaşamının özel anlamıdır. sorunu genel terimlerle ortaya koymak, bir satranç şampiyonuna sorulan soruyla kıyaslanabilir: "söyleyin ustam, dünyadaki en iyi hamle nedir?" bir maçtaki belli bir durumdan ve rakibin özel kişiliğinden bağımsız en iyi hamle ya da iyi bir hamle diye bir şey kesinlikle yoktur. aynı şey insanın varoluşu için de geçerlidir. herkesin yaşamında özel bir mesleği veya uğruna çaba harcanacak bir misyonu, yerine getirilmeyi bekleyen somut bir görevi vardır. ne onun yeri değiştirilebilir ne de yaşam tekrarlanabilir. bu nedenle herkesin işi, bunu yürütmeye yönelik özel fırsatları kadar eşsizdir. -sayfa 122, 123

logoterapiye göre bu yaşam anlamını üç farklı yoldan keşfedebiliriz: 1. bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak; 2. bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek; 3. kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır gerçekleştirerek. bunlardan ilki, yani başarı yolu, oldukça açıktır. ikinci ve üçüncü ise, biraz daha ayrıntı gerektirmektedir.

yaşamda anlam bulmanın ikinci yolu, bir şey -iyilik, doğruluk, güzellik gibi- yaşamak, doğayı ve kültürü yaşamak, son ve bir o kadar önemlisi de olanca eşşsizliğiyle bir insanı yaşamaktır. yani onu sevmektir. -125


--- alıntı ---
devamını gör...

sev, saçmala, aç, dök, saç, eğlen, gül, mutlu ol, iyi ol.

konu neydi, biz kimdik, ne neydi, unut gitsin.

kafa sözlük için konuştuk bugün, döktük saçtık, açtık kapılarını arka bahçemizin.

biz güzel eğlendik, en az bizim kadar eğlenin, gülün isteriz.

öpüyoruz hepinizi, kutlu olsun sevgililer günü.
devamını gör...

atatürkçü, kemalist ve ultra(!) vatansever vatandaşlar başlığa gelmiştir. kemalistlerle liboşları bir kefeye koyup güzel sallamışsınız. kemalizm her zaman bilim ve aydınlıktan yanadır. anti demokratlığa da karşıdır. gezi olaylarında da aynı şeyler oldu antrenmanlıyız biz.

tarih bilimi metodolojisi açısından ermeni soykırımı ayrıca incelenir ki incelendi gidip araştırırsınız. biz dersimi de kabul etmiyoruz bu twitter hesabı yarın dersim ile ilgili saçma bir twit atarsa tepkimizi koyarız. ama bu ülkenin üniversitelerine ve eğitim kurumlarına yapılan saldırıları asla unutmayız hafife de almayız. boğaziçi direnişinin de yine haklı dava olduğu için arkasında dururum.

daha dün fetönün badeledikleri vatan devlet düşmanı değil iki twit atan boğaziçililer devlet düşmanı olmuş. hadi oradan. ayrıca bu kesim genel olarak ermeni soykırımını ve dersimi kabul eder fakat kemalistler kabul etmez. yine de iyi anlaşırlar çünkü iki kesim de laik ve ilerlemecidir. genelde ekonomik ve birkaç tarihi konuda ayrışırlar.

biz solcularla ve bazı liberallerle aynı kültürdeniz evet sorun mu var? ayrıştığımız konularda tartışırız ama baskıya ve gericiliğe karşı yekvücut oluruz. hadi gidin az ötede şeriatçılık oynayın. bir sjw'nin attığı twit adına bilim yuvalarını sizin kucağınıza da kayyumunuzun kucağına da atmayız. buradan al bak tesettürlü bir kadın öğrenci. yine de kayyumun karşısında. akşam nihat hatipoğlu'na bağlan sor bakalım de ki " hocam haksız bir kayyumu savunmamak için dinsizlerle birlik olmak bizi dinden çıkarır mı?"
devamını gör...

yeni insanlar,
yeni yerler,
yeni beceriler,
yeni yemekler,
yeni oyunlar vb.
devamını gör...

yennefer 1173 yılında aedirn'in topraklarından birisi olan vengerberg'de mayıs gecesi/çiçek açan olarak bilinen belleteyn zamanında doğmuştur. ciri'nin de bu zamanda doğduğu rivayet edilir. annesinin yarı elf olmasından ötürü kendisi çeyrek elftir.andrzej sapkowski yennefer karakterini yaratırken okuyucunun klasiğin dışında bir karakter okuması için yarattığını söylemiştir.

dış görünüş olarak üçgenimsi bir yüzü, uzun bir burnu, keskin yüz hatları, soluk beyaz teni, derin bir sesi vardır. kendisini tarif ederken herkesin aklına kazınan siyah, dalgalı saçları, menekşe gözleri, leylak ve bektaşi kokuya sahip, boynunda takılı olan obsidyen kolyesi ve her zaman giydiği siyah-beyaz kıyafetleri vardır. kitaplarda, dizide ve oyunlardaki görüntüsü 20-30 yaş arasında olsa da kendisi 100 yaşına yakın bir büyücüdür. - geralt'tan da büyüktür-
kişilik olarak ise kurnaz, kendisinin tek nefret ettiğim özelliği olan çok gururlu olması, iyi bir mizaha sahip oluşu, büyüleyici ve tehditkar, hırslı ve zeki, zamanının değeceğini düşünmediği kişilere karşı içine kapanık ve soğuk, aşk için her şeyi yapabilecek birisi -ki kitaplarda bunun örneğini birçok kez gördük- oldukça zalim birisi olabiliyor özellikle manevi kızı ciri için. kitaplarda yan karakter, ikinci oyunda ana karakterimiz geralt'ın hafıza kaybının yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla birlikte yer yer eski sahneleri görürüz ve son oyunda ise oyuncuya bağlı olarak olası bir ilişki içinde olabileceğimiz bir karakter kendisi. kitaplarda ve oyunlarda kendisiyle kıyaslanabilecek bir karakter yok zira akla ilk gelen isimlerden birisi olan triss merigold kitaplarda yan karakterin de yan karakteri gibi bir konumda ki triss hiçbir zaman yennefer gibi olamayacaktır.


yennefer, diziden de hatırlayacağımız üzere doğuştan gelen bir kamburluğu vardır ve bu kamburluk nedeniyle zor bir çocukluk geçirmiştir. babası bu kamburluk nedeniyle kendisinden nefret etmiş ve fiziksel şiddete maruz bırakıp annesini suçlamayı da ihmal etmemiştir. annesi bu durumda kızını hep korumaya çalışmış, bu doğumun tanrıların isteği olduğunu söylemiştir. ilerleyen zamanlarda babası ailesini terk etmiş ve annesi bu durum üzerine terk eden kocası rolünü üstlenip yennefer'ı suçlayıp şiddet uygulamaya başlamıştır.

yennefer büyüdükçe içindeki büyü potansiyeli de artmış ve bu durum aretuza büyücülük okulunun rektörlerinden birisi olan tissaia de vries'in dikkatini çekmiş ve kendisi tarafından okula alınmış ve eğitimlere başlamıştır. hayata dair hep bir nefreti olan yennefer okulda diğer öğrencilere kıyasla başarısız olmasından dolayı bu nefret daha da artmış ve bileklerini kesip intihar etmeye çalışmış ve başarısız olmuştur. kim bilebilir ki bu hayata olan kin ve nefretinin ilerleyen yıllarda hayata tutunmasının en büyük nedenlerinden birisi olacağını. okulda eğitim gördüğü süre boyunca tissaia'nın kendisine olan ilgisiyle birlikte zamanla kendisine bir anne figürü olmuştur. eğitiminin sonlarına büyücülerin geleneklerinden birisi olan aşamadan geçmiş ve tüm fiziksel kusurları ortadan kalkmış ve tissaia'nın büyücülerin çocukları olması halinde dünya için tehlikeli sonuçlar doğuracağını düşündüğü için diğer büyücüler gibi yennefer'ı da kısırlaştırmıştır. yen artık bir büyücü olmuş ve okul tarihinin en başarılı büyücülerinden birisi olarak mezun olmuştur.
yennefer, büyücülük yapanların çok ağır vergi ve cezalar ödediği rinde kasabına yerleşmiş ve büyü hizmeti isteyen kişilere el uzatmıştır. orada bulunduğu süre boyunca hiçbir vergi ve ceza ödememesi novigrad büyükelçisi beau berrant'ın kulağına gitmiş ve kendisini kelepçeleyip evine götürmüş fakat yennefer kendisinin aklıyla oynayıp kendi hizmetkarı yapmıştır.
şimdi witcher evreninin en çok tanınan canavar avcısı geralt of rivia ile en yakın dostu dandelion balık avı için su kenarına giderler ve oltalarına eski bir amfora takılır. dandelion bu eski amforayı yakından incelerken mühründen dolayı içince cin olduğunu anlamış ve mührü bozmaya çalışmıştır. her zaman yaptığı gibi geralt'ın uyarılarına rağmen mührü bozmaya çalışmış ve ikili arasında ufak bir arbede çıkmıştır. bu arbede sonucunda testi kırılmış ve içinden ışıklı, kızıl bir duman göğe doğru yükselmiştir. geralt kendisini yana atıp atından kılıcını almaya gittiği esnada ozanımız kollarını göğsünde kavuşturmuş ve gözlerini açmadan duruyordu. göğe yükselen duman yoğunlaşıp toplanmış ve irili çıkıntılı bir küre olmuş, ozanın baş hizasında süzülmeye başlamış ve burunsuz, kocaman gözlü ve gaga benzeri bir ağıza sahip kafaya dönüşmüştü. dandelion sahip olduğunu düşündüğü üç dilek hakkından ikisini çoktan söylemiş ve üçüncüyü söyleyecekken korkunç kafadan iki tane kol çıkmış ve dandelion'ı boğazlamış ve ozanı nefessiz bırakmıştı. geralt her ne kadar kılıçla kafaya saldırsa bile her atağı etkisiz kalıyordu. kafa artık daha da büyümüş ve dandelion'ı havaya kaldırıp yere çarpıyordu. parmaklarıyla aard işareti yapmış ve toplayabildiği tüm enerjisiyle birlikte kafayı hedef alıp büyü ile ona saldırmıştı. bu büyük enerji saldırısının sonucu çıkan gürültü geralt'ın kulaklarını çınlamaya yetmiş ve ağaçları sallandırmıştı. cin tüyler ürpertici bir çığlık atıp göğe yükselmiş ve suyun üzerinden uçmuştu. geralt hemen ozanın yanına gidip onu kaldırmak için atladığında parmakları kuma gömülü bir nesneye değmişti. dikkatle incelediğinde kırık bir haç ve dokuz köşeli bir yıldız olduğunu görmüştü. nehrin üzerinde süzülen kafa artık saman yığını boyutuna ulaşmış geralt'a saldırmak üzere hızla kendisine doğru yola çıkmıştı. geralt hemen mührü eline almış ve kolunu canavara doğru uzatıp bir zamanlar bir rahibeden öğrendiği cin kovma formülünü bağırarak söylemişti. batıl inançlara sahip olmayan geralt bundan dolayı bu formülü daha önce hiç kullanmamıştı. mühür cızırdamış ve el yakacak kadar bir sıcaklığa ulaşmıştı. kafa havada asılı kalıp nehrin üzerinde hareketsiz süzülüp uzaklaşmaya başlamıştı. geralt hemen yakın dostunun yanına gitmiş ve kendisinin kan kustuğunu görmüş ve yardım için yola çıkmıştır. bir kamp civarına yaklaşan ikili yardım için gittikleri zaman elf kendilerine bu yaranın büyücülükle tedavi edileceğini ve ellerinden bir şey gelemeyeceklerini söylemiş ve ozanın yarasını hafifletmek amacıyla ufak bir yardım yapmıştır. geralt'ın "yakınlarda büyücü var mı" sorusuna ise bir bu kasabada büyücülüğün imkansıza yakın olduğunu fakat elçinin malikanesine sığınan bir büyücünün olduğunu söylemiş ve böylelikle ikili yardım istemek için yola çıkmıştır.
malikanenin kapısındaki iri yarı olan korumayı para kesesi ile devirmiş ve evin içine girmişlerdi. malikanenin mutfağına inen geralt orada elçi berrant ile karşılaşmış ve beyninin yıkandığını anlamıştır. berrant elma suyunu götürmesi gerektiğini söylediğinde geralt elma suyunu almış ve yukarı çıkmış ve mum, şarap ve meyve gibi karışık kokular arasında leylak ve bektaşi üzümü kokusunu yoğun almaya başlamış ve bu kokuyu takip etmiş ve yolun sonunda hayatının aşkı olacak kişi olan yennefer'ın odasına varmıştı. susuzluktan ölmek üzere olduğunu söyleyen kadının bardağına elma suyunu boşalttıktan sonra kadın kendisine teşekkür etmiş ve kim olduğu konusunda soru yağmuruna tutmuştur. geralt "bu sorulardan hangi birini cevaplayayım" yanıtı verince kadın bulunduğu yataktan kalkmış ve ayaklarıyla ışık huzmesi yaratmış ve geralt ise içgüdüsel olarak ellerini heliotrop -büyü işareti olarak quen'e benzer fakat bunun farkı sadece fiziksel saldırılara karşı işe yaramıyor oluşu- işareti yapmış ve bedeni duvara savrulmuştur. kadın tekrar saldıracağı esnada korumalar odaya gelmiş ve geralt'ın buraya yardım için geldiğini söylemesi üzerine kadın durup korumalara dönüp azarlamış ve banyosunun hazırlanmasını istemiştir. yennefer, bu büyüsünü savuşturan adamın kim olduğunu öğrenmek için çeşitli sorular sormuş ve ikili arasında tanışma faslı başlamıştı. yennefer geralt'a dönüp "fırsatın varken sen de banyo yap. kokundan atının yalnızca cinsini ve yaşını değil, rengini de anladım." diyerek banyo yapmaya davet etmiştir. banyo yaparken birbirlerini tanımak için soru sormaya devam etmişler ve banyo bittikten sonra geralt yardım istediğini söylemek için nehir kenarında başlarına gelen olayı anlatmaya başlamıştır. yennefer'ın dikkatini ise cin kısmı çekmiş ve niyetini pek belli etmeye çalışmadan tüm sorularını cin üzerinden sormaya başlamıştı. mührün nerede olduğunu sorusunu sorunca geralt uyanık davranmaya çalışıp duraksayarak önemsiz bir şey olduğunu düşündüğünü söylemiş ve mührün dandelion'da olduğunu söylemiş fakat bu olay büyücü kadının gözünden kaçmamıştı. yennefer, dandelion'ın bulunduğu kampa bir sihir yapıp portal açmış ve -geralt'ın oyunlarda "i hate portals." cümlesinin nereden geldiğini bu kısımda öğrenmiş oluyoruz. geralt, portaldan geçen birisinin sadece vücudunun yarısının diğer taraftan çıktığını ve diğer yarısının nerede olduğunu hiç bulunamadığını kendi gözleriyle görmüştü.- geralt bu esnada şuurunu kaybetmişti. kendine geldiğinde bir saat geçmiş ve bilgi almak için saatler önce tanıştığı elf arkadaşının yanına gitmişti. elf kendisine büyücü kadının çok tehlikeli olduğunu ve ona güvenmemesi gerektiğini söylemişti. geralt, ozan arkadaşını görmek için yennefer'ın yanına gittiğinde büyücü kadın ona üst kattan seslenmiş ve yanına çağırmıştı. geralt kapının başına geldiğinde yennefer'in sol omzunu incelemiş ve diğer omzuna göre eşitsizlik olduğunu, burnunun daha önce gördüğü boyutuna göre daha uzadığını, dudaklarının inceldiğini, çenesinin kısaldığını ve kaşlarının eşitsizliğini fark etmişti. dandelion'ın nerede olduğunu sorduktan sonra birlikte yatağının başına gelmişlerdi ve geralt odayı dikkatle incelediğinde bir ritüeli andıran ögeleri odanın içinde olduğunu fark etmişti. ozanın iyi olduğu gördükten sonra geralt odaya dağılan dokuz köşeli yıldızı sorduğunda ise bunun tuzak olduğunu ve son kalan dilek hakkına sahip olmak istediğinin cevabını almıştı. ikili arasındaki konuşmanın sonucunda yen, geralt'ı öperek tıpkı berrant gibi onun da zihniyle oynamış ve hizmetkarı yapıp görevler vermişti. geralt kendine geldiğinde karşısında 3 kişi vardı ve bunlardan birisi elf arkadaşıydı. etrafına baktığında zindanda olduğunu fark etmiş ve neler olduğunu sormuştu. elf, kısaca kendisinin kasabayı birbirine kattığını ve devlet görevlilerine birkaç kez saldırdığını ve kalabalık bir ordunun üzerine doğru gittiği sırada bayıldığını söyledi. geralt neden kendisinin burada olduğunu sordu ve elf, ordunun kendisine saldıracağını ve bu yüzden yardım için yanına geldiğini fakat kafasına darbe yediği için bayıldığını söyledi. malikanenin girişinde bayılttığı iri adam mahzenin içine girip geralt'tan intikam almak için onu çözdü ve saldırmaya başladı. ne kadar saldırırsa saldırsın bayılmayan geralt'a son bir dileğinin olup olmadığını sordu ve geralt cevap olarak "bir tane var... patlamanı istiyorum orospu çocuğu" dedi. gardiyan son kez tüm gücünü kullanıp kafa atmak üzereyken kafayı atamadı ve garip şekillere girdi. ellerini karnına götürüp kıpkırmızı kesildi ve ardından patladı..
geralt kendine geldiğinde elf arkadaşı onu dışarı çıkarmıştı. o esnada bölgenin valisi kendilerini her şeyin suçlusu olarak görüp lanetler okuyordu. vali, papaz, elf ve geralt kendi aralarında tartışma yaparken dandelion ortaya çıktı ve geralt'ın masum olduğunu savundu. uzun bir konuşma sonucunda geralt'ın cinin efendisi olduğunu ve dilek hakkına sahip oldukları konusunda hemfikir oldukları sırada malikaneden sesler geliyor ve yer sallanıyordu. geralt veda edip malikanenin en üst kattaki odasına çıktı ve yennefer'ın acı çekerek bir ritüel yaptığını gördü. geralt'ın her ne kadar onu vazgeçirmek için yaptığı konuşmanın bir sonucu olmasa da yen cini ehlilleştirmek için büyük bir çaba içerisindeydi fakat cin tüm odaya yayılmıştı. uzun bir kapışma sonucunda ikili portaldan geçip bir meyhanenin içine düşmüşlerdi. yennefer, geralt'a neredeyse cini ele geçirmek üzere olduğunu ve bu işe karışmasaydı başarılı olacağını söyleyip ona saldırmaya başlamıştı. geralt her ne kadar ona dilek hakkının kendisinde olduğunu söylemeye çalışsa da yen onu dinlemiyor ve saldırmaya devam ediyordu. ikili arasında gerçekleşen uzun kavga sırasında cin daha da büyümüş ve kasabanın yok olmasına ramak kalmıştı. geralt dilek hakkının sahibi olduğunu ve son bir dilek hakkı kaldığını yennefer'a söylemişti. yen kendisine "dileğin geralt? çabuk! ne istiyorsun? ölümsüzlük mü? servet mi? şöhret mi? kudret mi? güç mü? meziyetler mi? çabuk, zamanımız kalmadı!" diyor ve bu esnada geralt susuyordu.
insan olmak, dedi yennefer ansızın, çirkin çirkin sırıtarak. "bildim değil mi? dileğin bu çünkü bunun düşünü kuruyorsun. olmak istediğin kişiye dönüşmek ve olmak zorunda bırakıldığın kimlikten çıkabilmek için serbest kalmak, kurtulmak istiyorsun. cin dileğini yerine getirecek geralt. söyle dileğini." dedi yennefer.
geralt susmaya devam ediyordu ve bu esnada yen yüzünü geralt'ın yüzüne yaklaştırdı ve witcher onun leylak ve bektaşi üzümü olan kokusu aldı. yennefer ona bu pozisyonda bir daha eline böyle bir ikinci şans geçmeyecek, dileğin nedir sorusunu sorunca geralt gerçekliğe döndü ve bu büyücü kadının bir zamanlar kim olduğunu, neleri hatırladığını ve neleri hiç unutamayacağını biliyordu. büyücü olmadan önce bu kadının kim olduğunu öğrenmişti artık. çünkü geralt'a bakan kişinin kambur bir kadının, keskin, hain ve bilge gözleriydi. geralt'ın içini korku kapladı ve bu korkunun sebebi bu öğrendiği şeyler değil tam aksine yennefer'ın düşüncelerini okuması ve öğrendiği şeyleri bilmesinden ve asla bağışlanamayacak olmasından korkuyordu. güçlenen cin yennefer'ın üstüne atılmış ve yennefer karşılık olarak ellerinden ışık huzmesi yayıyordu ama çok zayıf bir ışık. tam bu esnada ansızın geralt ne dileyeceğini fark etti dileğini getirdi. böylece bu evrende bilinen en büyük aşk hikayesi başlamış oldu.

sodden tepesi savaşında büyücülerin kardeşiliği'nin safında kuzeyliler'in tarafında olmuş ve nilfgaard büyücüsü olan fringilla vigo tarafından kör edilmiştir. daha sonra bu körlüğü çeşitli büyüler ile ortadan kaldırsa da ömrü boyunca bu duygusal yarayı içinde yaşatmıştır.

serinin 7. ve hikaye olarak son kitabı olan gölün hanımı'nda geralt ve cüceler rivia'da savaş sonrası dinlenmek için bulundukları ortamda geralt emekli olmaya karar verir fakat bu karar insanların, elflerin ve diğer cücelerin biraz sonra başlatacağı savaştan önce verilmiştir. geralt bu savaşa son bir savaş gözüyle bakıyordu ve gerçekten de son bir savaştı. kendisine bir mızrakla saldırmaya çalışan kişinin mızrağını kırıp tam öldürecekken o kişinin merhamet istediğini gördükten sonra vazgeçti ve arkasını döndüğü esnada bu kişinin eline üç dişli gübre yabasını gördü ve ters yöne kaçmak için döndüğünde kalabalığın arasında sıkıştı ve yabaya bakmaktan başka bir şey yapamadı.
yennefer olay yerine geldiğinde gözü hiçbir şeyi görmüyor ve sadece geralt ve ciri'yi arıyordu. yanındaki triss ise kaçmanın derdindeydi. -işte bu yüzden triss hiçbir zaman yennefer gibi karakter sahibi olamayacak. - yennefer kendisine atılan taşlardan dolayı kendini kaybetmeye başlamış ve yüzüne gelen son taş darbesiyle her şey kapkara bir kadifeye bürünmüştü. kendine geldiğinde anne olarak gördüğü tissaia'yı karşısında bulmuştu. kısa bir muhabbet sonucunda yennefer kendine gelmiş ve birisinin onu yerde sürüklediğini fark etmişti, bu kişi triss merigold'dan başkası değildi. triss ile yennefer birlikte son kez büyü yaparak gökyüzünden dolu yağdırmış ve bu büyü "merigold'un yıkıcı dolu fırtınası" olarak kayıtlara geçmiş, triss'in ağzındaki yarasından dolayı ne dediği anlaşılamadığı için hiçbir zaman tekrar edilememiştir. dolu sonrası ortalık sessizleşmişti. yennefer hayatının aşkının yanına gittiğinde mecali kalmamıştı ve üzerine yığılmıştı. yapacak hiçbir şey kalmamıştı artık ta ki sislerin arasında beliren tekboynuz ıhuarraquax'ı gören kelpi'nin kişnemesi duyuluncaya kadar. ciri bir eliyle boynuza dokundu ve diğer elini de yerde hareketsiz yatan geralt'a doğru uzattı. parmaklarının arasından lav gibi kızgın bir ışık zinciri yayıldı ve herkes bu olayın içinde kaybolmuştu, düş gibiydi. gitgide yoğunlaşan sislerin içinde bulanıklaşan tekboynuz kişledi ve bir şey göstermeye çalışırcasına ayaklarını yere vurdu. triss o tarafa baktı ve gölün üzerinde bir teknenin siyah gölgesini fark etti. iki aşığı sandalın içine koymaya çalışan ciri yardım istedi ve dandelion önce davranıp baygın yennefer'ı kucakladı. kadının ne kadar narin ve hafif olduğunu şaşırdı ve destek aldığına yemin edebilirdi. omzunun yanında eski savaş arkadaşı cahir'i gördüğüne de yemin edebilirdi. milva'nın sarı saç örgüsünü gördüğünü de... yennefer'ı sandala yatırırken angoulême'in küpeşteyi tutan ellerini gördüğüne yemin edebilirdi. cüceler witcher'ı taşıyor, onlara geralt'ın başını tutan triss yardım ediyordu. yarpen zigrin gözlerini kırpıştırdı çünkü bir an için dahlberg kardeşleri görmüştü. zoltan chivay, witcher'ı sandala yatırırken caleb stratton'un yardım ettiğine yemin edebilirdi. triss merigold, mercan adıyla bilinen lytta neyd'in parfümünün kokusunu aldığına bahse girebilirdi. bir an için kaer morhen'den tanıdığı coen'in ela gözlerini görür gibi olmuştu. ciri sandala bindi ve anne, baba ve kız olarak üçü sisler arasında kayboldu ve kısa bir süre sonra ciri'nin silüetini göremez oldular.
bana yalan söyledi, diye düşündü triss. onu bir daha hiç göremeyeceğim. göremeyeceğim çünkü... va'esse deireadh aep eigean, va'esse eigh faidh'ar. bir şey biter...
"bir şey bitti." dedi dandelion değişik bir sesle.
"bir şey başlıyor," diye ekledi yarpen zigrin.
kentin bir yerlerinde horoz öttü. sis hızla dağıldı.
geralt kendine geldiğinde rivia'yı ve üç dişli yabanın hayal olmadığını hatırladı. yennefer kendisine hareketsizce yatmasını söyledi ve geralt ciri'nin nerede olduğunu sordu. yennefer ise gitti diyerek cevap verdi ve kalkıp geralt'ın başının altındaki kolunu çekti ve onun gözlerine uzanacak şekilde çimlere uzandı.

"ciri ile sandala binmiştik" diye anımsadı geralt. "göl üzerindeydik. sonra bir nehir. akıntı çok şiddetliydi. sis vardı..."
yennefer, geralt'ın elini tutup bütün kuvvetiyle sıktı. "kıpırdama sevgilim. yanındayım. olanlar ve o zaman nerede olduğumuzun bir önemi yok. yanındayım şimdi. senden asla ayrılmayacağım." asla."
"seni seviyorum yen."
"biliyorum."
"ama yine de," diye iç geçirdi geralt, "nerede olduğumuzu bilmek isterdim."
"ben de," dedi yennefer, kısık sesle ve biraz çekimser.

"bu şimdi hikayenin sonu mu?" diye bir süre sonra sordu galahad.
"nereden çıkardın?" diye itiraz etti ciri ve ellerinde ve ayak tabanlarında kuruyan kumlardan kurtulmak için ayaklarını birbirine sürttü. "bir hikayenin böyle bitmesini ister misin? yok öyle şey! ben istemem mesela!"
"ne oldu peki sonra?"
"ne olacak?" dedi ciri. "evlendiler."
"anlat."
"anlatacak ne var ki? güzel bir düğünleri oldu. herkes bir araya geldi; dandelion, nenneke ana, ıola ve eurneid, yarpen zigrin, vesemir, eskel... coen, milva, angoulême... ve mistle'ım... ben de oradaydım, yedim, içtim. onlar, yani geralt ve yennefer daha sonraları kendilerine bir ev yaptırıp mutlu, çok ama çok mutlu yaşadılar. masallardaki gibi. anlıyor musun?"
"neden ağlıyorsun gölün hanımı?"
"ağlamıyorum. rüzgar gözlerimi yaşartıyor. o kadar!"

devamını gör...

cedric ve de marsupilami'dir efendim.

--! spoiler !--

cedric'in üzüme alerjisi olduğu için hayatı boyunca üzüm yiyemeyecektir. chen'e de bu nedenle 'üzümlü kekim' diye hitap eder, çünkü chen'de üzüm kadar imkansızdır onun için.

--! spoiler !--
devamını gör...

parmak maymun olarak da bilinen "cüce ipek maymunu" doğada var olan 13 maymun türünün en küçüğüdür. boyları yaklaşık olarak 13 cm'dir.
parmak maymun güney amerika'daki yağmur ormanlarında yaşayan küçük bir maymun türüdür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ayrıca çokta tatlılar
devamını gör...

secdeye kafanı koyarken o kokuyu buram buram almana yol açan rezilliktir. temizlik imandandır deyip kokan ayakla camiye girmek nasıl bir kafa anlamış değilim.
devamını gör...

haber detayı
buradan izleyebilirsiniz
japonya'da bir adam binlerce dolar harcayarak kendini 'köpeğe' dönüştürmüş ve "hayalim gerçek oldu" demiş.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim