külliyen yalandir. zira bobrek ciger gibi organlar ayri ayri cok para etmemektedir.. teker teker hesapladik da konusuyoruz. ve dedik ki biz adamin kendisini satip köle ticaretine atilalim. oncelikle evlendirme vaadiyle kandirdigim insanciklarin bir bölumune cocuklarimin bakimini yaptiriyorum. bir bolumunu yemek bulasik camasir isine yonlendirmekteyim. bir bolumunu de ciftlikte irgat niyetine kullaniyorum dogrudur. geri kalan kesimi de esin dostun isini gucunu yaptirmak icin calistirip para kazaniyorum. simdi hak verirsiniz ki dalak bobrek ciger satip adami elden cikarmaktansa, etinden sutunden tam manasiyla yararlanip para kazanmak daha zekice. simdi siz illimunati guclerden biri oldugumu da yazacaksiniz, o da dogrudur. roschild'larin akrabam oldugunu da yazarsaniz artik vallahi bozusuruz. bu kadari fazla ama...
(bkz: inanma satacaklar)
devamını gör...

uzun hali sistemik juvenil idiyopatik artrittir.
en az iki hafta süren günde bir iki defa yükselen 39 derece üzerinde intermittant ateş ile karakterizedir.

buna ek olarak eritematöz döküntü, jeneralize lenfadenopati hepatomegali ve/veya splenomegali bulgularından en az biri eşlik etmelidir.
devamını gör...

tam olarak böyle görünürdü diye düşünüyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bunlardan üç tanesi dünyayı değiştirmiştir:
insanlığın başlangıcında havva’nın,
1687’de yerçekimini keşfeden newton’un,
1976’da da steve job’un elması *)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

olayı içselleştirmekten kaynaklanıyor. kendimizi o kişinin yerine koyup istediğimizi yaptırmak için insan zihninin empati yeteneğini kullanması aslında.
devamını gör...

arapçadan türkçeye geçmiş bir sıfattır. ''itibar edilen, (sözü) geçerli sayılan'' anlamına gelir. türkçedeki bilinen en eski kullanımı aşık paşa'nın 1330 yılında kaleme aldığı garibname adlı eserindedir: ''söz içinde maˁnī vardur muˁteber''

aynı zamanda, 16.yy'da muhibbi mahlasıyla kasideler yazan kanuni sultan süleyman'ın muhibbi divanı'ndaki meşhur beyitinde de geçer:

halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi
devamını gör...

ne kadar iyi niyetle olursa olsun yapılmaması gerekendir. özellikle bir şeyleri tepsiye bırakmaya çalışma ya da tepsiden alma eyleminin yapılmaması gerekiyor.
en fazla boşları masanın garsona yakın kısmına itebilir, çöplerinizi bir araya toplayabilir ve küllüğü işlevi dışında kullanmayarak yardımcı olabilirsiniz.

öğrenciyken bir süre garsonluk yaptım. elleri küçük bir insan olarak büyük ve çok dolu tepsileri taşırken tedirgin oluyordum çünkü çok iyi niyetle de yapılsa tabak/bardak gibi şeyleri elimdeki tepsiye koymaya ya da benden önce davranıp tepsiden almaya çalışanlar oluyordu. bu yapıldığında garsonun kendine göre ayarladığı tepsi dengesi bozulur, diğer eli doluysa ya da boşluğuna gelirse tepsinin dengesini ayarlayamaz ve istenmeyen kazalar yaşanabilir. hem garson hem kendiniz için tepsileri rahat bırakın.
devamını gör...

balkona her çıktığında akıbetini görmektir.
devamını gör...

tüm dinlerin dış kabuklarının içindeki özü hissetmek ve dikkatli bakıldığında hepsinin aynı esintiyi taşıdığını fark etmektir. tüm dinlerin dışsal kabuklarını bulundukları koşullara göre şekillendirdiğini anlarken farklı kelime ve yöntemlerle aynı şeyi söylediklerini ve hedeflediklerini hissetmektir.
devamını gör...

gereksiz maceralara yeltenen kişidir. ayrıca aklıma güzel bir fıkrayı getirmiş kişidir.

bir gün karga ile ayı uçağa binmişler. uçak havalanmış. bir süre sonra karga hostesi çağıran düğmeye basmış. hostes karganın bulunduğu koltuğun yanına gelip kargaya:
- buyrun efendim, bir isteğiniz mi var?
karga çok pişkin bir vaziyette:

- yoo, bir şey istemiyorum. ibnelik olsun diye bastım düğmeye, demiş.

bu duruma hostes çok sinirlenmiş, ancak ses çıkarmadan gitmiş. bir süre sonra karga terkrar düğmeye basmış. hostes yine gelmiş, karga yine ibnelik için bastığını sölemiş. hostes daha da sinirlenmiş ancak bir şey söylemeden oradan ayrılmış. bu durum karganın yanındaki ayının dikkatini çekmiş. o da düğmeye basmış. hostes gelmiş, ayıya bir isteği olup olmadığını sormuş, ayı ise:
- yoooo, ibnelik olsun diye bastım düğmeye, demiş.
bu kadar kötü muameleye dayanamayan hostes ağlayarak gidip durumu kaptan pilota anlatır. pilot da yardımcılarına atın bu ikisini uçaktan aşağı der. sonuçta ayı ile karga havada uçaktan atılırlar. ayı düşmeye başlamış ve kargaya:
-karga kardeş kurtar beni diye çığlık atmış. karga da düşen ayıya demiş ki:
- ayı kardeş, uçmayı bilmiyorsun niye ibnelik yapıyorsun? demiş.
devamını gör...

tokalaşmaktan nefret ediyorum arkadaşım ben sağ elimle tam olarak kontrol sağlayamıyorum, sol elimle tokalaşmak istiyorum neden sağ ile tokalaşıyoruz diye beni isyan ettiren olay.
devamını gör...

boş yapma.
devamını gör...

araştırmalara göre evin en büyük çocuğunun daha yardımsever, kendinden büyük insanlarla arasındaki ilişkisinin iyi olduğu ve daha sorumluluk sahibi olduğu gözlemlenmiş.

kardeşimle kendime bir baktığımda, o büyürken ben de onunla büyüdüğüm halde onun yanında daha büyükmüşüm gibi davrandığım ve onun sorumluluğu da çoğu zaman bende olduğu için, araştırmaya fazlasıyla katılıyorum.

edit: biraz daha bilgi eklemek istiyorum. alfred adler'in doğum sırası teorisine göre, ilk çocuklar genelde ailelerinin sevgi ve alakalarını fazlaca alan çocuklardır. taa ki küçük kardeşleri doğana dek. kardeşleri doğduktan sonra tahttan indirilmiş hissederler. adler, tüm ilk doğan çocukların bu durumda şok geçirdiklerini söyler fakat bu şokun derecesi, ailenin ilk çocuğu ne kadar şımarttığı ve ilk çocuğun kardeşiyle arasındaki yaş farkına göre değişiklik gösterir.

ilk çocukların diğerlerine göre daha pesimistik ve nostaljik olduğunu belirtir. anksiyeteye sahip olmaları da yüksektir. fakat disiplinli, liderlik özelliklerine sahip, başarılı, korumacı kişilerdir. elbette bu saydıklarıma uymayanlar olabilir lakin eğer uymuyorsanız kardeşiniz/kardeşleriniz arasından bu saydıklarıma uyan muhakkak biri vardır. yani adler der ki, eğer buna uymuyorsanız bu rol diğer kardeşinize yüklenmiştir.
devamını gör...

vallahi hiç şaşırmadım, urfalı dediğin babasının mezarına bedava gitmez.
devamını gör...

harem arapça kökenli bir kelimedir. girilmesi yasak, muhterem, mukaddes gibi anlamları vardır. eski yıllarda ve günümüzde nadiren olsa da konak, evler, saraylar iki kısma ayrılırdı. kadınların olduğu kısma harem ve erkeklerin olduğu kısma selamlık denirdi. haremlik değil çünkü selamlık kelimesinde lık ek değildir ve selamlık erkeklerin toplaştığı oda manasına gelen kelimedir. bu uygulamanın farz mı yoksa töre mi olduğu tartışmalıdır. farz olduğunu söyleyenler ahzab suresi 53. ayeti kanıt gösterir.

peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. bu hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır.

diğer bir kanıtları ise avret ve örtü kurallarıdır. erkekler mahremi olmayan kadınlara, kadınlar ise mahremi olmayan erkeklere belirli ölçüler dışında bakamaz derler. mahremin ne olduğu şu şekildedir:

fakihlerin çoğunluğuna göre bir kadının mahremi olmayan erkeklerin yanında yüz ve ellerinin dışında kalan bütün organlarını örtmesi gerekmektedir. bazı fakihler yüz ve elleri örtmenin de gerekli olduğu görüşündedir. şâfiî ve hanbelî mezhebine mensup fakihler ayakların örtülmesini gerekli görürken hanefî ve mâlikîler bunun gerekli olmadığını söylemişlerdir. mahrem olmayan kadın ve erkeklerin günlük hayatın zaruretleri çerçevesinde birbirinin örtülmesi icap etmeyen yerlerine bakmalarında bir sakınca olmamakla birlikte bunlara şehvet hissiyle bakmaları hiçbir şekilde meşrû görülmemiştir. (müsned, ıı, 276, 317; buhârî, “istiʾẕân”, 12; müslim, “ḳader”, 20-21).

bu islamda yoktur diyenler nur suresi 61. ayeti işaret eder. böyle düşünen birinin yazısını ekleyeceğim farklı düşüncelere bakmak için okuyunuz.

köre güçlük yoktur; topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. sizin için de gerek kendi evlerinizden gerekse şu kişilerin evlerinden yemek yemenizde bir sakınca yoktur: babalarınızın evleri yahut annelerinizin evleri yahut kardeşlerinizin evleri yahut kızkardeşlerinizin evleri yahut amcalarınızın evleri yahut halalarınızın evleri yahut teyzelerinizin evleri yahut anahtarı size teslim edilmiş olan evler yahut arkadaşlarınızın evleri. hep birlikte yahut ayrı ayrı yemenizde sizin için hiçbir sakınca yoktur. evlere girdiğinizde, allah katından bir esenlik, bir bereketlilik, bir temizlik dileği olarak kendinize de selam verin. allah size ayetleri işte böyle ayan beyan bildiriyor ki, aklınızı çalıştırabilesiniz.

islamda yoktur diyenlerin işaret ettiği diğer bir ayet tevbe suresi 71. ayettir.

mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. iyilik ve güzelliği belirlenene özendirirler, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındırırlar. namazı/duayı yerine getirirler, zekâtı verirler. allah'a ve resulüne itaat ederler. allah bunlara rahmet edecektir. allah azîz'dir, hakîm'dir.

islamda farz mı yoksa gelenek mi tartışmalarına fazla girmiyoruz çünkü işin içinden çıkamayız.*bundan dolayı harem selamlık kuralının örneklerini inceleyeceğiz. safranbolu evleri, gaziantep'te eski evler, şimdi çok olmasa da oda sayısının yanında 2 olan yani iki salonlu evler,* bazı evlerin salonları misafir gelince ortadan perde gibi materyallerle bölünmesi. günümüzde revaçta olan islami oteller, yakın zamanda çok konuşulan ve fazlasıyla ecdad güzellemesi yapılan kadınlar için ince ses erkekler için kalın ses çıkaran çiftli kapı tokmakları örnektir. bu tokmakları bir yerde gördüm oraya kötülememek için söylemeyeceğim.* binaya restorasyon yapıldıktan sonra konulmuş aslı böyleymiş.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir örnek de dedemgilin evidir. evini ailesiyle oturmak için yapan ama göç ettiğinden evini dedeme satan adam çok dindardır* ve evin salonunu |_ şeklinde yaparak harem selamlık kuralını uygulamıştır. bizim aile bu kuralı uygulamadığından dolayı dedemin evinde salonda otururken rahat sohbet etmek ve sesini duyurmak için bağırılır, kafalar çevrilir böyle ilginç aksiyonlar alınır ya da yerde oturulur.* karşı komşumun oldukça dindar babasını ziyarete gittiğimizde salonunu ortadan perdeyle kapattı. bir tarafa erkekleri bir tarafa kadınları aldı. zaten ülkemizde misafirliklerde çoğunlukla kadın ve erkekler ayrı odalarda ağırlanır ve adı konulmadan harem selamlık uygulanır. misafir odası* ve oturma odası gibi iki adet oturmak için odanın olmasının bir nedeni kadın erkeklerin ayrı oturması amacıdır.

şahsi düşüncem ise insanlar hayat arkadaşlarına, çocuklarına, akrabalarına, dostlarına güvenmelidir onlara böyle uygulamalar yaparak sana güvenmiyorum, sen birini taciz edersin, beni aldatırsın gibi mesajlar vermemelidir zaten ne olabilir kadın erkek aynı yerde durunca? her anlamda çağdışı kalmış bu adet bir daha gelmemesi üzerine tarihin tozlu sayfalarına karışmalıdır!
devamını gör...

ilk şiir okumaya başladığım zamanlar lisenin ilk yılıydı. metin altıok kimmiş dedim ve aratıverdim. madımak'ın yakamadığı şair diye nitelemişlerdi. ben de üstüne tıklamadan madımak yangınında kurtulan bir şair olduğunu sanmıştım. halbuki mecazlı bir söyleyiş var işte... sonra hoşlandığım kişi ile konuşurken ufacık da olsa bundan bahsettim sonra eve geldiğimde yahu ben ne yaptım diye kafama dank etti tabi. sonrasında utancımdan konuşamadım kendisiyle. umarım o da bilmiyordur diye kandırıyorum kendimi. ahmetcim özür dilerim senden. metin altıokun da kemiklerini sızlattım boşu boşuna...
devamını gör...

balık severler bilir büyük balıkları fırında yapmak daha lezzetlidir.

ince doğranmış sarmısak ve maydonozu çipura'nın içine yerleştirip,teraygini da parça parça kesip koyalım ve balığı sar pişir kağıdına sıkıca saralım,verelim fırına.

45 dk 180 derecede pişince kağıdı açıp önce eriyen tereyağına ekmek bandıralim sonra muthis balığı yiyelim,bir daha tavada kim kizartırki balığı.
devamını gör...

akşamları serin oluyor. serin de değil aslında bildiğin soğuk. kışlıkları henüz çıkarmadım. hazır değilim. bir şeylere zor hazırlanırım hep. üstüme polar alıp öyle oturuyorum. eee telefonla oynarken, bir şeyler okurken, birine laf yetiştirmeye çalışırken mecbur kollarım polar battaniyenin içinden çıkıyor. kollarımı ısıran soğuk tüm vücudumu etkisi altına alıyor. tam da öyle bir akşamken anneme “keşke kollu battaniye olsa” dedim. annem de “dur, ben hırkanı ters giydireyim, o zaman kolların üşümez .” dedi ve hırkayı ters giydirdi. ısındım valla. sonra çıkarmaya üşendim. şimdi kalktım, ceviz ayıklıyorum. evin delisi olmak böyle bir şey. üstümde deli hırkası var resmen. abim görmemişti. ayağa kalkınca “bak, artık kollarım üşümüyor.” dedim ve olayı anlattım. kahkaha attı. diyeceklerim bu kadar. *
devamını gör...

şebnem ferah'in 1996 yilinda yayinladigi kadın albumundeki gerek sozleri, gerek klibiyle en karanlik sarkisi.
asla eskimez; isyan ettirir, sarki icindeki cigliklar ilk dinleyis gibi etkiler her seferinde.

--- alıntı ---
mezarlar bile kusmus, kadinca olene
--- alıntı ---

girdap
devamını gör...

kendimi bildim bileli her sahur kardeşlerimle yaşadığımız durum.

niye bize böyle oluyor, en ufak bir fikrimiz yok. ne oluyorsa, sahur sofrasına geçince deli dürtmüş gibi bir gülme krizi...
ne desek, ne yapsak komik gelme hali...

annem deliriyor gülmeyin diye...
biz de rahatsızız sözde, aslında rahatsız da değiliz. çünkü çok eğleniyoruz ama annem yüzünden durdurmaya çalışıyoruz kendimizi, nedense bir türlü aşamadık bu durumu...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim