kafa sözlük
keşki dc'de ki gibi yazar hakkında düşündüklerimizi not edeceğimiz sadece bizim görebileceğimiz bir şey olsa...
ben çok unutkanım şahsen...
mesela bir yazarla tartışıp küfür eden bir yazara, şöyle bir not düşebilsem. küfürbaz arkana bakmadan kaç...
yada daha önce bir kadın yazarı taciz etmiş, duvar ol.
ya da çok iyi yazıyor dolu biri...
gibi...
böyle her yazarın üzerini sadece kendimizin görebileceği şekilde etiketlesek. bir düşünsenize bunu?
ben çok unutkanım şahsen...
mesela bir yazarla tartışıp küfür eden bir yazara, şöyle bir not düşebilsem. küfürbaz arkana bakmadan kaç...
yada daha önce bir kadın yazarı taciz etmiş, duvar ol.
ya da çok iyi yazıyor dolu biri...
gibi...
böyle her yazarın üzerini sadece kendimizin görebileceği şekilde etiketlesek. bir düşünsenize bunu?
devamını gör...
nephelococcygia
bazen gökyüzüne bakarsınız, bulutlara gözünüz takılır belli bir süre sonra o bulutu bir şeye benzetirsiniz, bazen kedi bazen kuş bazende atatürk'üme benzer o bulut. buna yunancadan gelen bir kelime olan "nephelococcygia" deniyor.kelimede "nephele" bulut, "kokkyx" bülbül demek. hatta nephele bildiğimiz nebula kelimesininde atası. bu kelime yunan oyun yazarı aristophanes'in mö 414 de yazdığı kuşlar oyunundan geliyor.
bulutların şekillerine bakarak anlam çıkarmaya, tanıdık yüzlere benzetmeye deniyor anlayacağınız. küçükken acaba kafayımı yiyorum diye belli bir süre kimseye söyleyememiştim, sonradan öğrendim, gayet normalmişim.
bulutların şekillerine bakarak anlam çıkarmaya, tanıdık yüzlere benzetmeye deniyor anlayacağınız. küçükken acaba kafayımı yiyorum diye belli bir süre kimseye söyleyememiştim, sonradan öğrendim, gayet normalmişim.
devamını gör...
ermeni soykırımı iddiası
türklere göre tarihin en kusursuz en masum milletti türkler. bu yüzden ermeni soykırımı olduysa da bunu türkiye'de kabul edecek olan insan yoktur, barındırmazlar.
devamını gör...
afedersiniz yerine pardon diyen insan
affetmek de arapça kökenli değil mi, yanlış mı biliyorum?
ayrıca kelime "affedersiniz" şeklinde yazılıyor.
ayrıca kelime "affedersiniz" şeklinde yazılıyor.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
münacaat
bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
hata yapmak
fırsatını ademe veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
çeşme var,kurnası murdar
yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.
gençtim ya,ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur,dalların hışırtısı da
gözyaşı,çiğ tanesi,gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar,yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.
gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.
oysa bu sürgün yeri,bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah,bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
bir yakış,bir yanış tasarımı beride
öte yakada bir benî adem
her gün küsülü kaldık.
bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni,anladım
gençken almadın canımı,bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret,gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.
şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
ismet özel
bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
hata yapmak
fırsatını ademe veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
çeşme var,kurnası murdar
yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.
gençtim ya,ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur,dalların hışırtısı da
gözyaşı,çiğ tanesi,gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar,yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.
gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.
oysa bu sürgün yeri,bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah,bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
bir yakış,bir yanış tasarımı beride
öte yakada bir benî adem
her gün küsülü kaldık.
bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni,anladım
gençken almadın canımı,bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret,gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.
şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
ismet özel
devamını gör...
mem ararat
sevgili hocam selim temo, mem'i anlatırken şöyle söyler;
''mem ararat’ın müziği, insanın tarihe mahcup olmamak için kulak vermesi gereken hafızanın şiiridir. o müziğin içinde bir güvercinin kanat sesi yankılanır.''
bence de mem, günümüzde inadına iyi bir müzik yapma çabasının ismidir. seslenişi barıştır. ezgileri aşk ilahisidir. iyi ki var.
''mem ararat’ın müziği, insanın tarihe mahcup olmamak için kulak vermesi gereken hafızanın şiiridir. o müziğin içinde bir güvercinin kanat sesi yankılanır.''
bence de mem, günümüzde inadına iyi bir müzik yapma çabasının ismidir. seslenişi barıştır. ezgileri aşk ilahisidir. iyi ki var.
devamını gör...
lucifer (yazar)
(bkz: meme ucunda kıl olan kızlar)
(bkz: sevgilinin banyosunda sakal dolu permatik bulmak)
(bkz: ağzı kokan iri popolu kadınlardan hoşlanıyorum)
(bkz: kız rahat etsin diye imam nikahı yapmak)
(bkz: sürece destek için kürt kızlarla sevgili olalım)
bunlar bu malum zat'ın açtığı iğrenç ötesi başlıklardan bazıları. yani buna bakınca şahsen o uçurulan arkadaşın sütten çıkmış ak kaşık olduğunu düşünmeye başladım.
(bkz: sevgilinin banyosunda sakal dolu permatik bulmak)
(bkz: ağzı kokan iri popolu kadınlardan hoşlanıyorum)
(bkz: kız rahat etsin diye imam nikahı yapmak)
(bkz: sürece destek için kürt kızlarla sevgili olalım)
bunlar bu malum zat'ın açtığı iğrenç ötesi başlıklardan bazıları. yani buna bakınca şahsen o uçurulan arkadaşın sütten çıkmış ak kaşık olduğunu düşünmeye başladım.
devamını gör...
yıldız tozu (yazar)
geleceğin en iyi kalemlerinden olmaya aday, her haliyle olay, minik, minnoş, premses yazar aday adayı.
en yakın zamanda yazarda olacak umudundayım bakalım kısmet bu işler kuzucuk.
yıldız tozum, çiçeğim, kara boncuğum... teyzesinin balı, kaymağı, çikolatası...
yazmaya hevesli ama okumaya daha hevesli minnak bir pıtırcık kendileri.
hoş geldin iki gözümün çiçeği.
en yakın zamanda yazarda olacak umudundayım bakalım kısmet bu işler kuzucuk.
yıldız tozum, çiçeğim, kara boncuğum... teyzesinin balı, kaymağı, çikolatası...
yazmaya hevesli ama okumaya daha hevesli minnak bir pıtırcık kendileri.
hoş geldin iki gözümün çiçeği.
devamını gör...
iyi giden şeyleri batırmakta ne kadar iyisin sorusu
batırmak değilde iyi giden bir şey'in başına bir şey gelmesinden korkmak. korktuğun şey'in başına gelmesiyle düşünsel mahvetme döngüsünü gerçekleştirmiş olman diyelim. iyi geleni, iyi giden olarak göndermenin mantığını aslında pek çözebilmiş değilim. o mantıksızlığın içinde de neyi batırıp batırmadığımı algılayamıyorum maalesef.
dosto'nun bir sözü vardır;
insan bazen acı çekmeye fena halde aşıktır. hâl böyle olunca iyi giden bir şey'i korumak hayli zorlaşır. dosto kadar olmasamda bende fena değilim bu konuda. iyi mi gidiyor, kötü mü ve daha kötü ne olabilir? sorularının anlam kargaşası içinde pes edip çok güzel çuvallayanlardanım. kendime puanım: 10 üzerinden 8.5
yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.*
dosto'nun bir sözü vardır;
insan bazen acı çekmeye fena halde aşıktır. hâl böyle olunca iyi giden bir şey'i korumak hayli zorlaşır. dosto kadar olmasamda bende fena değilim bu konuda. iyi mi gidiyor, kötü mü ve daha kötü ne olabilir? sorularının anlam kargaşası içinde pes edip çok güzel çuvallayanlardanım. kendime puanım: 10 üzerinden 8.5
yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.*
devamını gör...
camille pissarro
öncüsü claude monet olan en sevdiğim akımın, empresyonizm'in ressamlarından biri camille pissarro.
montmartre bulvarı'nı 14 ayrı tablo hâlinde resmetmiş ve benim renkleri dolayısıyla en sevdiğim, kapak fotoğrafımda da bulunan the boulevard montmartre afternoon in the rain (yağmurlu öğleden sonrada montmartre bulvarı)'dır.
etkilendiğim önemli bir ayrıntı da şu: savaştan kaçarak gittiği ingiltere'den döndüğünde 1500 tablodan sadece 40 tanesinin sağlam kaldığını görmüş. çünkü prusyalı askerler, postalları çamurlanmasın diye tabloları evlerin önlerine sermişler. fakat bu durum şevkini kıramamış olacak ki ömrünün son demlerine kadar, hastalığına rağmen resim yapmaya devam etmiş.
montmartre bulvarı'nı 14 ayrı tablo hâlinde resmetmiş ve benim renkleri dolayısıyla en sevdiğim, kapak fotoğrafımda da bulunan the boulevard montmartre afternoon in the rain (yağmurlu öğleden sonrada montmartre bulvarı)'dır.
etkilendiğim önemli bir ayrıntı da şu: savaştan kaçarak gittiği ingiltere'den döndüğünde 1500 tablodan sadece 40 tanesinin sağlam kaldığını görmüş. çünkü prusyalı askerler, postalları çamurlanmasın diye tabloları evlerin önlerine sermişler. fakat bu durum şevkini kıramamış olacak ki ömrünün son demlerine kadar, hastalığına rağmen resim yapmaya devam etmiş.
devamını gör...
üst
piyanist isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
sözlükte 'bir şeyin göğe doğru olan yanı, yukarısı.' anlamına gelen sözcüktür.
aynı zamanda askeriyede de kullanılan bir sözcüktür. derece yönünden üst anlamına gelir.
örnek olarak yarbay, binbaşının; binbaşı da yüzbaşının üstüdür.
sözlükte 'bir şeyin göğe doğru olan yanı, yukarısı.' anlamına gelen sözcüktür.
aynı zamanda askeriyede de kullanılan bir sözcüktür. derece yönünden üst anlamına gelir.
örnek olarak yarbay, binbaşının; binbaşı da yüzbaşının üstüdür.
devamını gör...
pandeminin ilk ayında ev ekmeği yapan güruha ne oldu sorunsalı
herkes yapıyor diye yaptı. herkes bıraktı diye bıraktı. özenticilik nedir bunun tarifini iyi bilirler.
devamını gör...
film repliklerini sözlüğe uyarla
"kafa neydi? kafa iyilikti, dostluktu… kafa emekti."
devamını gör...
çingene kızı mozaiği
kendisiyle göz göze gelmemiz kırmızı bir kurdelenin arkasından olsa da etkileyici bakışları olduğu aşikâr. müze de bu mozaik tek olarak bir oda da sergileniyor ve bir güvenlik bu mozaik için görevlendirilmiş.
devamını gör...
pamuk prenses
küçük bir çocukken gidilen bir akraba evinde, tesadüfen gördüğüm eski bir derginin içinde -doğan kardeş dergisi- ilk kez çizgi roman olarak görmüştüm. zaten bildiğim bir masaldı. ama çizgi roman olarak o kadar güzeldi, renkler o kadar canlıydı (büyük ihtimal öyle değildi, hatta solmuş bile olabilirler ama insan hafızası çok ilginç, renksizleri bile renklendiriyor hatırlarken.) ki, daha sonraları kendimi ne zaman mutsuz hissetsem, pamuk prensesin yedi cücelerle yaşadığı o şipşirin orman evini, bambiyi, minik sincapları, küçük tombul kuşları falan, hep çevremi sarmış, beni neşelendirmeye çalışırlarken hayal ediyordum. sanırım küçük çocuklar şirinleri de aynı nedenle seviyorlar. o çizilmiş orman, rengarenk mantarlar, çiçekler, turtalar.......sorunların huysuz şirin'in huysuzlukları, gargamel'le azman'ın ısrarlı takibinden ibaret olduğu sonsuz mutluluk diyarı. (bu arada türkçe çevirilerde bazen yakalanan cuk oturmuş, mükemmel çevirilere benden bir alkış. kedinin adına bakar mısınız: azman. bu bile bir insanı gülümsetmek için yeterli.) *)
bu girizgahtan sonra, pamuk prensesimize yeniden dönecek olursak:
bu masal; grimm kardeşlerin halk arasında dolaşıp derleyerek yazıya geçirdikleri bir alman masalı: jacob grimm (1785-1863) ve wilhelm grimm (1786-1859)
masalın ve masalın başkahramanının ilk basımındaki ismi almanca sneewittchen. (karbeyazı).
ingilizceye 'snow white' olarak çevrilen bu masalı, herkes bildiği için buraya yazmayacağım. herhalde dünyada en çok okunan ve bilinen masal bu masaldır.
yalnızca şunu eklemek gerekir; grimm kardeşlerin derlediği pek çok masal gibi bu masal da, aslında küçük çocuklar için uygun değildir.
bakmayın siz, walt disney'in, önce çizgi roman ve filmlerle, daha sonra da dünyanın pek çok yerine kurdurduğu o devasa eğlence parklarındaki sevimli figürlere. işte bunlar hep para. *)
sanat camiası bu pek sevimli lanse edilen figürden o kadar çok ekmek yedi ki, sanırım sonsuza kadar da yer. size bu büyük camianın içinden iki pamuk prenses örneği vereyim ve bu yazı da böylece son bulsun:
rammstein - sonne
pamuk prenses ve avcı (snow white and the huntsman)
yazı bitti ama biraz da kendim için bir ekleme yapmak istiyorum. o dergiyi keşke dönüşte kendimle birlikte eve götürseydim demediğim bir an bile olmadı diyebilirim. bu bana; "kitaplar ve çiçekler çalınabilir." sözünü sürekli çağrıştırır. (bu konu da ayrıca yazılabilir.) çok fazla keşkem yok aslında. ama bir tanesi de budur işte.
bu girizgahtan sonra, pamuk prensesimize yeniden dönecek olursak:
bu masal; grimm kardeşlerin halk arasında dolaşıp derleyerek yazıya geçirdikleri bir alman masalı: jacob grimm (1785-1863) ve wilhelm grimm (1786-1859)
masalın ve masalın başkahramanının ilk basımındaki ismi almanca sneewittchen. (karbeyazı).
ingilizceye 'snow white' olarak çevrilen bu masalı, herkes bildiği için buraya yazmayacağım. herhalde dünyada en çok okunan ve bilinen masal bu masaldır.
yalnızca şunu eklemek gerekir; grimm kardeşlerin derlediği pek çok masal gibi bu masal da, aslında küçük çocuklar için uygun değildir.
bakmayın siz, walt disney'in, önce çizgi roman ve filmlerle, daha sonra da dünyanın pek çok yerine kurdurduğu o devasa eğlence parklarındaki sevimli figürlere. işte bunlar hep para. *)
sanat camiası bu pek sevimli lanse edilen figürden o kadar çok ekmek yedi ki, sanırım sonsuza kadar da yer. size bu büyük camianın içinden iki pamuk prenses örneği vereyim ve bu yazı da böylece son bulsun:
rammstein - sonne
pamuk prenses ve avcı (snow white and the huntsman)
yazı bitti ama biraz da kendim için bir ekleme yapmak istiyorum. o dergiyi keşke dönüşte kendimle birlikte eve götürseydim demediğim bir an bile olmadı diyebilirim. bu bana; "kitaplar ve çiçekler çalınabilir." sözünü sürekli çağrıştırır. (bu konu da ayrıca yazılabilir.) çok fazla keşkem yok aslında. ama bir tanesi de budur işte.
devamını gör...
yetişkinlerde bağlanma
john bowlby 1959 senesinde yayınladığı "seperation anxiety" (tr: "ayrılık kaygısı") adlı kitabında, diğer bireylerle kurabilecek üç çeşit bağlanma biçimi olduğunu belirtmiştir. bunlardan ilki;
güvenli bağlanma yani bireylerin aralarındaki sorunları iletişimle çözebildiği, karşı tarafın zayıflıklarından korkulmayan, kısacası karşımızdaki kişinin olumsuz davranışlarını kişisel algılamadığımız ve onlara alan tanıdığımız bir ilişki biçimidir.
ve şahsi görüşümle sağlıklı bir ilişki için olması gereken bağlanma çeşidi budur.
ikincisi, kaygılı bağlanma'dır.
buna örnek olarak partnerini sürekli arama, kontrol etme, her an kendisini terk edeceğinden korkma, karşısındakinin ihtiyaçlarından ziyade kendine odaklanma davranışları ve yüksek miktarda öfke içerir. zira bu tür bağlanmada beklentiler yüksektir. bu bağlanmada, ilişkideki en küçük bir hata bile, terk edilme ya da beğenilmeme kaygısını tetikler.
bu durumu da bunaltan, darlayan diye tabir ettigimiz kişilerde görülen genellikle özgüven eksikliği ve güven sorunundan kaynaklanan bağlanma çeşidi olarak söylemek mümkün.
üçüncüsü ise kaçınmalı bağlanma'dır.
sorunların konuşulmadığı, bir tarafın geri çekildiği ilişki biçimidir.
yine john bowlby tarafından yapılmış
bağlanma teorisi'ne göz atmanızı tavsiye ederim. özellikle ebeveyn adayları için faydalı olduğunu düşünüyorum.
güvenli bağlanma yani bireylerin aralarındaki sorunları iletişimle çözebildiği, karşı tarafın zayıflıklarından korkulmayan, kısacası karşımızdaki kişinin olumsuz davranışlarını kişisel algılamadığımız ve onlara alan tanıdığımız bir ilişki biçimidir.
ve şahsi görüşümle sağlıklı bir ilişki için olması gereken bağlanma çeşidi budur.
ikincisi, kaygılı bağlanma'dır.
buna örnek olarak partnerini sürekli arama, kontrol etme, her an kendisini terk edeceğinden korkma, karşısındakinin ihtiyaçlarından ziyade kendine odaklanma davranışları ve yüksek miktarda öfke içerir. zira bu tür bağlanmada beklentiler yüksektir. bu bağlanmada, ilişkideki en küçük bir hata bile, terk edilme ya da beğenilmeme kaygısını tetikler.
bu durumu da bunaltan, darlayan diye tabir ettigimiz kişilerde görülen genellikle özgüven eksikliği ve güven sorunundan kaynaklanan bağlanma çeşidi olarak söylemek mümkün.
üçüncüsü ise kaçınmalı bağlanma'dır.
sorunların konuşulmadığı, bir tarafın geri çekildiği ilişki biçimidir.
yine john bowlby tarafından yapılmış
bağlanma teorisi'ne göz atmanızı tavsiye ederim. özellikle ebeveyn adayları için faydalı olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
tartışmaktan zevk almak
tartışılan kişi tartışma konusunu kişiselleştirdiğinde zehir olur ancak bunun dışında acayip zevk alırım. hatta birkaç arkadaşımla zaman zaman hiç alakamız olmayan konularda veya tam zıddını savunduğumuz mavzularda bile savunucu roller üstlenip tartışırız. özellikle taban tabana karşıt olduğum fikir ve eylemleri savunarak tartışmaktan aldığım keyfi çok az şeyde buluyorum.
bir tarafın galip olması namına yapılan tartışmalar, üstün çıkma çabası ise ne yalan söyleyeyim kuru gürültü gibi geliyor. benim için tartışma, bir sonuca ulaşmaktan çok yeni yollar açmak ve düşünceyi zenginleştirmek içindir.
bir tarafın galip olması namına yapılan tartışmalar, üstün çıkma çabası ise ne yalan söyleyeyim kuru gürültü gibi geliyor. benim için tartışma, bir sonuca ulaşmaktan çok yeni yollar açmak ve düşünceyi zenginleştirmek içindir.
devamını gör...
platform
rainbow isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
zeminden daha yüksekte kalan yerler için kullanılan bir kelimedir. daha çok konser, tiyatro salonları gibi yerlerde kullanılır.
zeminden daha yüksekte kalan yerler için kullanılan bir kelimedir. daha çok konser, tiyatro salonları gibi yerlerde kullanılır.
devamını gör...

