öncelikle bu bir ifade özgürlüğü değildir, bir duygu durumudur. toplumun hiçbir kesimini sevmek zorunda değilsiniz, eyvallah.
ama meseleyi sübjektif zeminde ele alıyorsanız kusura bakmayın da bilinçaltınızda bir hastalık var demektir.
yani şöyle bir şey olabilir mi: ben fransızları sevmiyorum yaa!
sevme kardeşim bana ne! ben de italyanlara hastayım noolacak şimdi?

abi şimdi gidiyorsun, toplu iğnenin ucuyla işaret parmağını hafifçe kanatıyorsun tamam mı? eğer kanın mavi akmıyorsa sonsuza kadar ifadeni özgürleştirmiyorsun. kapiş?
devamını gör...

hande ataizi’nin magazinlerden kaçmaya çalışırken tuvalet penceresine sıkışması.
çağla şikel’in o dönemki sevgilisine tostumu yedim, seni bekliyorum diye mesaj atması.
devamını gör...

phil collins, gezegenin yaşayan en iyi müzik adamıdır. onun enstrümantal ve kompozitörlük yeteneği ve ayrıca verdiği duygusal bütünlüğü hiçbir müzik insanı vermemiştir bugüne kadar. müziğe evvela bateri ile başlamıştır. noel hediyesi küçük davul ekipmanlarıyla... bunun yanı sıra müzikal anlamda bir nevi hezarfen sayılabilir zannımca. birçok enstrümanı problemsiz çalabilmektedir. gençliğinde birkaç film deneyimi olmuştur ve durum birçok klibinde de görülür. fakat müzikal tutkusu ve yetkinliği, oyunculuğunu saf dışı bırakmıştır zamanla. bu yönüyle jim morrison ile müşterek tutabiliriz kendisini. genesis grubunda uzun süre davul çalıp, akabinde vokallik yapmıştır. aynı anda davul çalıp, aynı anda şarkı söyleyen ender sanatçılardandır. uzun süre back vokallik yapmıştır ayrıca genesis de dahil olmak üzere birçok grupta. hatta eric clapton'un birçok şarkısında davul çalmıştır. "bad love" bunun en bariz misallerindendir.
uzun turneler neticesinde evliliği, çalkantılı bir döneme girmiştir ve müzik hayatına solo vaziyette devam etmek isteyerek, belki de en doğru kararı almıştır. ve evliliğini sona erdirmiştir aynı zamanda. hatta ilk albümünün esin kaynağını, boşanma sürecinin oluşturduğunu dile getirmiştir. insanın olumsuzluklardan nasıl beslendiğini en açık şekilde nağmeleriyle bizlere göstermiştir. albümde davul ve vokalin yanı sıra klavye kayıtlarını da kendi yapmıştır. "face value" albümüyle 7 ülkede 1 numaraya ulaşmıştır kendisi. nasıl olmasın ki?! yalnızca "in the air tonight" bile başlı başına yeterlidir bu başarıda. ayrıca "in the air tonight" klibinde tıpkı franz kafka'nın ikizidir. hayatım boyunca beni böylesine derinlemesine etkileyen bir şarkı daha olmamıştır.
filmlere de epey katkısı olmuştur ayrıca. meşhur tarzan filminin neredeyse tümüne yakın müziklerini bestelemiştir. en güzeli de "you'll be in my heart" şarkısıdır. ve tabi filmle aynı adı taşıyan "against all odds" şarkısı da diğer tüm şarkıları gibi harikuladedir.
sting ile ingiltere'de aynı sahneyi almıştır. hatta belki biraz şaşıracaksınız fakat led zeppelin ile birlikte çalışmıştır bu adam! zeppelin hayranları pek beğenmemişler collins'i davul performansında! jimmy page collins'i, collins ise jimmy'i suçlamıştır bu bağlamda.
akabinde genesis'e geri döndü ve grammy kazandırdı gruba. kendisinin de grammy ödülü bulunmaktadır ayrıca. ve bu ödülü kazandıran şarkısı da tahmin edeceğiniz üzere "another day in the paradise" o zaman bilboard listelerinde birinci olmuştur. 1990'da britanya'nın en iyi single'ı ödülünü, yine bu şarkıyla kazanmıştır.
kariyerinin sonlarına doğru tekrardan genesis'e döndü ve emekli oldu. sağlık sorunları nedeniyle müziğe ara verdi uzun bir süre. işitme problemleri yaşıyordu bariz vaziyette.
şimdilerde yürüyemez durumda. sanırım banyoda düşüp omuriliğini fena halde zedelemiştir. hatta birkaç yıl önce birkaç konserie bastonla zoraki bir şekilde gelmişti.
üretkenliğinin getirdiği başarılarla dolu, dopdolu bir hayat yaşadı. evlilikleri konusunda pek başarılı olamasa da bu durum, kariyerine yansıdı. kendisiyle yapılan son söyleşilerden biri, onun ne denli büyük bir sanat insanı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor: "hemen hemen hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği başarılara ulaştım. çok nefret edilen biriyim ama sorun yok"
birçok çocuğu var fakat en dikkat çekici isim (benim dikkatimi çekmiyor gerçi) kızı lily collins. popüler kültürün mübalağa ettiği isimlerden biri o da. manken, oyuncu (tabi denirse) hatta bu yıl evliliği oldu onun da.
collins "artık kendimi her şeye uzak görüyorum" diyerek ölümüne yakın zamanlarda yalnızca rahat nefes alabilmenin sevinciyle yaşıyor oralarda bir yerlerde. eğer benden önce ölürsen inan uzun süre kendime gelemeyeceğim phil collins!
bana müzikal anlamda ilham kaynağı olan yegane insansın. üretkenlik nedir senden öğrendim. şarkılarını, üzerimde etkileri bakımından kronolojik vaziyette sıraladım:
in the air tonight
against all odds
one more night
do you remember
thunder and lightnig
another day in paradise
ı missed again
easy lover
you'l be in my heart
ı can't stop loving you
two hearts

collins'i hala eksik bir şekilde aktardığımı düşünüyorum, üzgünüm.
devamını gör...

osmanlı imparatorluğu çökerken saraydakilerin survivor izlemesi gibi bişeydir.
devamını gör...

sahibinden satılık 1. nesil yazar şeysi

ileride torunlarınıza “bakın bu sözlük, zemanında kafa sözlüktü. ben o zemandan beri yazarım” demek mi istiyorsun? bul beni.

arkadaş ortamında “kafa ismi zaten güzel değildi, 1. nesil yazar olarak verdim odunu yoldaş’a ismi değiştirdim.” havanı atmak mı istiyorsun? yaz bana.

buralar kafa iken, “kaç hesap uçurttuk biz yavrum” deyip, gazoza ilaç atıp monito mu düşürmek istiyorsun? ara beni.

efendim, sözlüğün 2. nesil yazarlarına hoş gelmişler ola.

ikincilik beni kesmez, bu durum normal değil mi diyorsun? özelden portakal at bana.
devamını gör...

distopik evrenler ele alan eserler arasında çok farklı bir konu seçmiş gibi görünse de aslında insanlık tarihinde sık sık karşılaşılan bir durumu anlatıyor. iskenderiye kütüphanesi'nden, ortaçağ kilisesine, yunus'un şiirlerini hırsla yakan molla kasım'dan, 80 darbesinde korkudan kendi kitaplarını yakanlara kadar hep var olan bir durum.
okurken yeter artık "yangın vaaar!" diye bağırasım gelen kitap.
devamını gör...

(bkz: sözlüğü izdivaç programı zannetmek)
devamını gör...

hakan altun cumartesi gecesi gibi kokuyor bence. sigara, alkol.
devamını gör...

alf benim için halk kahramanıdır. bu konuda kaptan mağara adamı ile yarışır ve ondan her daim bir adım öndedir. ''kedi yiyen halk kahramanı mı olur?'' diyenleriniz olacaktır elbet. insan kanı ile beslenen yüzlerce, binlerce adamdan/kadından kahraman oluyor da melmac'in püsküllü, tüylü, sarı yağız delikanlısından mı kahraman olmayacak? bal gibi de olur!

hem şöyle düşünün melmac gezegenindeki tüm saç kurutma makineleri aynı anda çalıştırıldığında ve gezegen yok olduğunda tek kurtulan kimdi? tabi ki de kahramanların hası melmac gezegenin son umudu alf! bu bile onun kahraman ilan edilmesi için kafi. hem alf'in kedi yediğini göreniniz var mı? kedi işi onun dilinde. tamam şanslı ile ilgili bir kaç denemesi oldu ama hepsi de teşebbüs aşamasında kaldı. yani, elinizde kedi yediğini ispat edebileceğiniz hiç bir veri yok. masumiyet karinesi'ni falan da geçtim, alf bu mevzuda direkt beraat etmiştir. o yüzden kedi işini artık unutun! alf, kedi sever bu kendi beyanıdır ama kedi yediği ne görülmüştür ne de duyulmuştur. yeseydi zaten willie tanner'da onu yerdi.

alf, aynı zamanda benim için müşfik kenter demektir. o muazzam seslendirme yüzünden yıllar sonra diziyi orijinal dilinde izleyeyim dediğimde başıma kaynar sular dökülmüştü. ''yooo yooo alf değil bu!'' diyerek haykırmak istediğimi hatırlıyorum. o yüzden alf'in orijinal sesi müşfik kenter'in sesidir ve bu konuda karşıt görüş kabul etmem. o kadar netim. aksini iddia eden de benim gözümde terör örgütü üyesidir!

bakın şimdi aklıma düştü yine; harika bir alf anahtarlığım vardı benim. babamın hediyesiydi. bayağı bir zaman kullandım. hatta üniversite yıllarında bile alf anahtarlığı kullanıyordum. sonra ne oldu nasıl oldu bilmiyorum ama anahtarlık kayboldu gitti. aynısını da bir daha bulamadım. bulsam zaten kaybetme riskine karşın bir düzüne alırım. ama yok yani. benzerlerini gördüm ama aynısını bir daha bulmak kısmet olmadı.

alf denince benim aklıma direkt şu sahne gelir;


old time rock and roll'u melmac üzerine yemin ederim ki, bob seger'dan daha adanmış bir biçimde söylüyor. şu hareketlere bir bakınız. yaşıyor resmen! iliklerine kadar hissediyor. kahramanlar böyledir işte. adanmışlık onların kanında vardır.

tabi bu giriş haricinde bu bölümün ve dizinin en güzel kısmı alf'in filozof yönünü gözler önüne serdiği andır;

will alf'e ''bir uzaylı nasıl bu kadar sorumsuz olabilir ki?'' diye sorduğunda verdiği cevabı benim diyen filozof veremez. ''sorumsuz değildim ki, acıkmıştım.''

efkarlandım yahu. alf'i saçma sapan bir finalle aramızdan alıp götüren tom patchett ve paul fusco umarım melmac gezegenini yeniden keşfedersiniz ve tüm saç kurutma makineleri açık kalır, siz de seyreylersiniz gümbürtüyü. yalnız nefis beddua ettim. içim soğudu resmen. hadi bana eyvallah.
devamını gör...

duraklama, ara verme veya dinlenme demektir.
devamını gör...

bir yayınlandığı zaman bir de yıllar sonrasında baştan sona izlediğim dizi. cesaretsiz bir erkeğin bir kadının hayatını nasıl mahvedebildiğinin de ekranlara yansımış hali. bu dizide aşkına saygı duyduğum tek kişi bihter’di. en azından yaptığı şeyin sonuna kadar arkasında durdu bedelinide kendisi ödedi.
devamını gör...

geleneksel bir ailenin ağası, paşasıdır.
devamını gör...

kim olursak olalım elbet bir gün üstünde duracağımız taştır.
devamını gör...

30 yaşını geçmiş olduğunu beyan eden, kaliteli sözlük talebi olan bir yazarın açtığı bu başlığı gördükten sonra güldüğüm kampanya.
devamını gör...

3 3 3 2 şeklinde okunması gerektiğini savunanlardanım.
devamını gör...

/ korkmamayı başaranlar günahlardan bağışlanacak ancak / *
devamını gör...

oturmaaa mı geldik ?
devamını gör...

namus nutukları atıp kınamıyorum. kimse kimsenin hayatını, şartlarını bilemez ama bir insanın kendine ve çocuğuna yapacağı bir kötülük bence. evli olanların bile on kere düşünmesi gerekir bu zamanda bir çocuk dünyaya getirirken bir de evli olmadan zor kere zor. bir çocuğun anne kadar babaya da ihtiyacı var, güzel bir yuvaya ihtiyacı var. o çocuğun daha doğar doğmaz üstüne bir yük yüklemek bu. o çocuk büyüyecek ve bazı cevaplar isteyecek. bu sadece doğuran kişiyi ilgilendirmiyor. dünyaya gelen çocuğu da ilgilendiriyor. o çocuk okula gidecek, arkadaşları olacak, ergenlik yaşına gelecek. yani yaşayacağı sıkıntılar herkesin malumu. bunları göğüslemek de beylik laflar etmek kadar kolay değil malesef
devamını gör...

çok güzel bir nick almış pek kıymetli yazarım. *
şii sakin olalım gençler canım yazarıma laf yok.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
buzdan muzdan dediğine bakmayın kalbi pek naiftir. hemen duyguseli gelir.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
olaylara bakış açısı ve sert yorumlarıyla bir minnak dışarıda kalmış gibi dursada aslında buraların kalbidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
üzmeyin bak valla kırarım gaganızı.
sevgiler canım yazar.*
devamını gör...

dekoratif yaprak döken bitkiler, çoğu zaman dünyanın subtropikal veya tropikal bölgelerinden gelir. caladium, amerika kıtasının tropikal bölgelerinden 15 ayrı tür içeren oldukça küçük fakat oldukça parlak bir cinstir.evde, çok yıllık otsu bitkiler, ormanın gölgelik altında yaşamakta olup, burada rahat koşullarda yoğun kalın perdeler meydana gelmektedir.https://media.normalsozluk.com/up/2021/05/24/u34m1grabvckxhlp.jpg
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim