ikili ilişkilerde sık yapılan hatalar
ilişkiye başlamak
devamını gör...
israil'in mescid-i aksa'ya saldırması
israil isteseydi filistin zaten dümdüz olmuştu. evet yaptıkları yanlış, insanlık dışı ama lütfen tarih okuyun ve biraz geçmiş bilin. araplar çok mu masum, kim neyi hakkediyor o zaman anlarsınız.
“dikkatli izlersen anlarsın haklı megatron”
- ceza
“dikkatli izlersen anlarsın haklı megatron”
- ceza
devamını gör...
regl anıları
hep kötü anılacak değil ya illaki vardır iyi anısı olan. mesela erkek arkadaş grubumuzun evinde bizim için sıcak su torbası vardı. ve çikolata stoklayıp bizi mutlu suşi rulosu yaparlardı.
devamını gör...
indirgemecilik
bağlamsızlaştırarak üç tane kavram seçelim: monizm (tekçilik), düalizm (ikicilik) ve de "aradaklık" (morfolojikman aykırılık içerse de, başka dilde - meselâ, ingilizce the in-between, in-betweenness - düşünerek türkçeye uyarladım). bağlamsızlaştırma derken bu kavramların geleneksel olarak imlediği şeyleri yoksaymayı anlıyorum. meselâ, plotinus'un her şeyi bir'e indirgeyen, bâzı islâmî düşünürlerin evreni vahdete "çöktüren" monistik yaklaşımlarını; descartes'ın düşünsel töz ile maddî töz arasında çizdiği katı düalistik sınırı unutun unutmasına ama emplike edilen düşünsel işlemi aklınızda tutun.
şimdi, indirgemeci yaklaşım aşağı yukarı monistiktir: gündelik olarak ayrı oldukları farzedilen iki şeyden birini diğerine indirgeyerek, yâni birinin işleyişinin diğerinin işleyişiyle büsbütün yahut önemli bir kısmıyla açıklanacağını öne sürer. bilinç, nörolojik birtakım süreçlere indirgenebilir, örneğin, bu görüşe göre. ortodoks marksizmin ekonomik belirlenimcilik tezini de analım: bütün toplumsal süreçler, her ama her unsuruyla, ekonomik altyapının yansımalarıdır.
bu bağlamda, düalistik yaklaşım da sorunludur: katı bir çizgi çekilir birbiriyle pekâlâ ilişkilendirilebilir iki öğe arasına... biraz (ortodoksal) dinî bir düşünüş şeklidir. madde ve ruh arasındaki katı ayrılığı düşünün. en basit, popüler (halkî) argümanlarda ruhun ölmezliği tezi buradan türetilir.
öte yandan, aradalık, - hafif bi' kelime oyunuyla - arada durmak daha zordur. zira burada, ara'da, iki unsur ne birbirine indirgenir ne de birbirini karşılıklı olarak izah etmelerinden vazgeçilir. biri diğerinin belirlenimlerini aşar ve onları içerir ama bu demek değildir ki bu aşmış unsur aştığına indirgenebilir. ne de aşılan unsur onu aşana geri döndürülemezcesine kollapse edilir; çünkü her ikisinin ayrı hüviyet ve mahiyeti vardır, elbette birbiriyle özsel olarak tesis ettikleri ilişkisellikleri de.
meselâ, elbette ki ruh diye bir şey vardır, fakat ruh, bedenin eskpresivitesinden, beden "sahib"inin nevi şahsına münhasır şekilde kendini bedenen dışavurum şeklinden ibârettir; madde dışı bir şey değildir, bedenin kendini özel bir şekilde ifâde ediş tarzıdır. bu hâliyle de tabiî ki sonludur, son'u gelir, yok olur gider. ancak ne ruh doğrudan bedene indirgenebilir, ne de beden ruh karşısında mânâsız bir et parçası olarak alınabilir.
hep arada durun ama orta yolcu da olmayın tabiî.
şimdi, indirgemeci yaklaşım aşağı yukarı monistiktir: gündelik olarak ayrı oldukları farzedilen iki şeyden birini diğerine indirgeyerek, yâni birinin işleyişinin diğerinin işleyişiyle büsbütün yahut önemli bir kısmıyla açıklanacağını öne sürer. bilinç, nörolojik birtakım süreçlere indirgenebilir, örneğin, bu görüşe göre. ortodoks marksizmin ekonomik belirlenimcilik tezini de analım: bütün toplumsal süreçler, her ama her unsuruyla, ekonomik altyapının yansımalarıdır.
bu bağlamda, düalistik yaklaşım da sorunludur: katı bir çizgi çekilir birbiriyle pekâlâ ilişkilendirilebilir iki öğe arasına... biraz (ortodoksal) dinî bir düşünüş şeklidir. madde ve ruh arasındaki katı ayrılığı düşünün. en basit, popüler (halkî) argümanlarda ruhun ölmezliği tezi buradan türetilir.
öte yandan, aradalık, - hafif bi' kelime oyunuyla - arada durmak daha zordur. zira burada, ara'da, iki unsur ne birbirine indirgenir ne de birbirini karşılıklı olarak izah etmelerinden vazgeçilir. biri diğerinin belirlenimlerini aşar ve onları içerir ama bu demek değildir ki bu aşmış unsur aştığına indirgenebilir. ne de aşılan unsur onu aşana geri döndürülemezcesine kollapse edilir; çünkü her ikisinin ayrı hüviyet ve mahiyeti vardır, elbette birbiriyle özsel olarak tesis ettikleri ilişkisellikleri de.
meselâ, elbette ki ruh diye bir şey vardır, fakat ruh, bedenin eskpresivitesinden, beden "sahib"inin nevi şahsına münhasır şekilde kendini bedenen dışavurum şeklinden ibârettir; madde dışı bir şey değildir, bedenin kendini özel bir şekilde ifâde ediş tarzıdır. bu hâliyle de tabiî ki sonludur, son'u gelir, yok olur gider. ancak ne ruh doğrudan bedene indirgenebilir, ne de beden ruh karşısında mânâsız bir et parçası olarak alınabilir.
hep arada durun ama orta yolcu da olmayın tabiî.
devamını gör...
çirkin ördek yavrusu
hans christian andersen tarafından yazılan ve 1843 yılında yayınlanan bir çocuk masaldır.
aynı zamanda büyüdükçe ve olgunlaştıkça güzelleşen çocuklar ve ergenler için de kullanılan mecaz anlamı vardır.
aynı zamanda büyüdükçe ve olgunlaştıkça güzelleşen çocuklar ve ergenler için de kullanılan mecaz anlamı vardır.
devamını gör...
normal sözlük'e giriş serüveni
ablam sayesinde olmuştur.
kendisi çok evvel kullanır burayı bende bir göz atıyom diye girdim gözüm kayboldu onu arıyorum. *
kendisi çok evvel kullanır burayı bende bir göz atıyom diye girdim gözüm kayboldu onu arıyorum. *
devamını gör...
23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı
devamını gör...
kazakistan'daki volkan buzulu
kazakistan'ın almatı kentinde yer altı suyunun yüzeye çıkıp donmasıyla oluşan şekil volkan buzulu olarak adlandırılıyor. yerin altındaki sıcak sular yüzeye çıkarken aniden bir soğuk havayla karşılaşınca donmaya uğruyor ve buz kütlesine dönüşüyor.

kaynak

kaynak
devamını gör...
dinler olmasaydı dünya nasıl bir yer olurdu sorunsalı
aynı bokun laciverti olacağı kanaatindeyim. yine büyük kitleleri yönetmek için yöntemler bulunurdu.
devamını gör...
eroin güncesi
kitabın girişinde, size hiçbir şey borçlu değilim diye başlıyordu.
insanlardan bıkkınlığını yılgınlığını, onlardan uzak durmak ve münzevi bir hayat sürmek şeklinde, birazda tıbba ve dine aykırı kavramlar kullanarak açıklıyor.
mutsuz bir evlilikte doğan ve mutsuz bir ailede büyüyen bir çocuk; hatta annesi ve babası boşanmak üzere mahkemeye başvurduklarında tanık olarak dinleniyor ve mahkemede boyundan büyük laflar ediyor, belkide sorunlu evliliğin devam etmesinde ki tek etken.
zeki bir insan, zeki ki tıp fakültesini kazanıyor, ancak kitabın 29. sayfasında da açıkladığı üzere hayatında hep bir şeyler eksik; "sevgi", ailesinden sevgi görmemesinden çok muzdarip. sigara, içki, derken esrar ile tanışması; akabinde hayatını da sonlandırdığı eroin ile tanışması. bu süreçte hayatına giren kişilerde hayatına son verme noktasında ki kararını pekiştiriyor; örneğin ressam sevgilisi, onu hayata döndürmek için çırpınıyor, döndermenin mümkün olmadığı noktada, kanat güner'in kendisine zerk ettiği eroin ile altın vuruş yapıyor ve kanat'a bir mektup bırakarak ölüyor. diyor ki mektupta; senin gözlerimin önünde ölüşünü seyretmeye dayanamadım, bu nedenle senden önce ölmeye karar verdim, mimvalinde bir şey söylüyor.
hayatını, kornişte sağa sola giden perde gibi tanımlıyor;
taaa kitabın başında, kendini öldürme kararının en doğru karar olduğunu, mazallah tam tersi bir kararı almasının topluma yapılmış bir kötülük olduğunu söylüyor. ölüm veya kendini öldürme kararını da; "ey millet, sahneye çıkmam gereken zamanı ayarlayamadım, ama çıkmam gereken zamanı biliyorum." gibi bir cümle ile veciz bir şekilde ifade ediyor.
kitap isminden de anlaşılacağı üzere, bir günce, yani günlük. tarih tarih mümkün mertebe sıralı yazılmış. öyle her gün yazılmış diye beklemeyin, kimi zaman bir aylık aralarla yazılmış.
eroin in sonu olduğunu her satırda anlatıyor. ki kitabın tanıtımı için yapılan toplantı da, çay molası verildiği sırada, tuvalette kendisine altın vuruş yapıp kitabına noktayı koyuyor.
eroin ile ilgili bir kitap değil sadece, hayatı sevgisizliği anlatan, direkt kaynağından yazılmış bir başyapıt.
okumanızı şiddetle öneririm.
insanlardan bıkkınlığını yılgınlığını, onlardan uzak durmak ve münzevi bir hayat sürmek şeklinde, birazda tıbba ve dine aykırı kavramlar kullanarak açıklıyor.
mutsuz bir evlilikte doğan ve mutsuz bir ailede büyüyen bir çocuk; hatta annesi ve babası boşanmak üzere mahkemeye başvurduklarında tanık olarak dinleniyor ve mahkemede boyundan büyük laflar ediyor, belkide sorunlu evliliğin devam etmesinde ki tek etken.
zeki bir insan, zeki ki tıp fakültesini kazanıyor, ancak kitabın 29. sayfasında da açıkladığı üzere hayatında hep bir şeyler eksik; "sevgi", ailesinden sevgi görmemesinden çok muzdarip. sigara, içki, derken esrar ile tanışması; akabinde hayatını da sonlandırdığı eroin ile tanışması. bu süreçte hayatına giren kişilerde hayatına son verme noktasında ki kararını pekiştiriyor; örneğin ressam sevgilisi, onu hayata döndürmek için çırpınıyor, döndermenin mümkün olmadığı noktada, kanat güner'in kendisine zerk ettiği eroin ile altın vuruş yapıyor ve kanat'a bir mektup bırakarak ölüyor. diyor ki mektupta; senin gözlerimin önünde ölüşünü seyretmeye dayanamadım, bu nedenle senden önce ölmeye karar verdim, mimvalinde bir şey söylüyor.
hayatını, kornişte sağa sola giden perde gibi tanımlıyor;
taaa kitabın başında, kendini öldürme kararının en doğru karar olduğunu, mazallah tam tersi bir kararı almasının topluma yapılmış bir kötülük olduğunu söylüyor. ölüm veya kendini öldürme kararını da; "ey millet, sahneye çıkmam gereken zamanı ayarlayamadım, ama çıkmam gereken zamanı biliyorum." gibi bir cümle ile veciz bir şekilde ifade ediyor.
kitap isminden de anlaşılacağı üzere, bir günce, yani günlük. tarih tarih mümkün mertebe sıralı yazılmış. öyle her gün yazılmış diye beklemeyin, kimi zaman bir aylık aralarla yazılmış.
eroin in sonu olduğunu her satırda anlatıyor. ki kitabın tanıtımı için yapılan toplantı da, çay molası verildiği sırada, tuvalette kendisine altın vuruş yapıp kitabına noktayı koyuyor.
eroin ile ilgili bir kitap değil sadece, hayatı sevgisizliği anlatan, direkt kaynağından yazılmış bir başyapıt.
okumanızı şiddetle öneririm.
devamını gör...
aylak adam
19 yaşımda tam da "ben kimim? hayatımla ne yapıyorum?" diye sorguladığım bir anda okumuştum bu kitabı. doğru zaman mı desem yanlış zaman mı bilemiyorum fakat beni iyice varoluşsal sancılara sokarak daha fazla düşünmeme sebep olmuştu. bu varoluşsal sancıların sonunda kim olduğumu bulmaya biraz daha yaklaşmış hissetmiştim o zaman için.
insanı kim olduğuyla ilgili sorgulamaya iten kitap.
insanı kim olduğuyla ilgili sorgulamaya iten kitap.
devamını gör...
henceforth dance radyo yayını
akıyor adeta.
bunun tekrarını dinleyebilecek miyiz ?
bunun tekrarını dinleyebilecek miyiz ?
devamını gör...
sözlüğün egoist kaynaması
çünkü canım kendim.
devamını gör...
şarkıdan daha güzel olan şarkı isimleri
gamzedeyim* deva bulmam.
devamını gör...
türk kahvesi vs nescafe
türk kahvesi. karşısında filtre kahve olsa belki arada kalırdım ama türk kahvesini nescafeye değişmem.
devamını gör...
berber vs saç tasarım merkezi
berber saç tıraşına 20 lira saç tasarım merkezi 80 lira ister. berber her zamankinden yapar saç tasarım merkezi ise son moda ne ise ortaya karışık.
devamını gör...
doğrusunu unutturan sözler
tüpnük piki.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
psikologlara inanmıyorum.*
ilkokulda bir arkadaş vardı. beni çok kıskanırdı. bayağı da psikolojisi bozuk bir arkadaşımızdı. kafasında kurardı. daha o yaşımda anlamıştım sorunlu tip olduğunu. okula daha yeni gelmişim. tüm kızları bana karşı doldurmuş. kimse benimle konuşmuyor filan. sonra tabi engin zekamı kullanarak olayı çözdüm. birçoğu da benden özür diledi öyle davrandıkları için. neyse ne diyordum? bugün öğrendim ki sen git, o kız psikolog ol. ohaa yani. ohaa. herkes kendinin psikologu arkadaşlar. kendinizle oynamayı bilin. böyle birine denk gelirseniz duyduğunuz tek şey okulda öğrenilen birkaç teori ve birkaç özlü söz olacaktır.
ilkokulda bir arkadaş vardı. beni çok kıskanırdı. bayağı da psikolojisi bozuk bir arkadaşımızdı. kafasında kurardı. daha o yaşımda anlamıştım sorunlu tip olduğunu. okula daha yeni gelmişim. tüm kızları bana karşı doldurmuş. kimse benimle konuşmuyor filan. sonra tabi engin zekamı kullanarak olayı çözdüm. birçoğu da benden özür diledi öyle davrandıkları için. neyse ne diyordum? bugün öğrendim ki sen git, o kız psikolog ol. ohaa yani. ohaa. herkes kendinin psikologu arkadaşlar. kendinizle oynamayı bilin. böyle birine denk gelirseniz duyduğunuz tek şey okulda öğrenilen birkaç teori ve birkaç özlü söz olacaktır.
devamını gör...
ngo
non-governmental organization yani hükümet dışı organizasyon tanımının kısaltmasıdır. gerek yazılı gerek ise sözlü iletişimde daha çok kısaltılmış versiyonu kullanılır.
kar amacı gütmeyen ve hükümetlerden bağımsız olarak hareket eden organizasyonları kapsar. ngolar genelde sosyal ve ekonomik kalkınma, insan hakları, çocuk hakları, çevre gibi konularda çalışır.
türkiye'de tam anlamıyla ngo yoktur, bizde ngo'ya en yakın organizasyon sivil toplum kuruluşlarıdır. türkiye'deki stk'lardan farkı özellikle uluslararası çalışmalarda hükümet politikalarından tam bağımsız hareket edebilme özellikleridir. stk'ların kuruluşlarında ve faaliyetlerinde çok daha fazla devlet kontrolü vardır.
yurtdışında çalışma deneyimi kazanmak icin ngo'lar idealdir. sosyal alanlarda çalışmak isteyenlerin alan tecrübesi edinmesini sağlar. özellikle az gelişmiş ülkelerde sosyal, ekonomik kalkınma alanında çalışan ngo'lar üniversiteden mezun olan gençler için pek çok fırsat sunar.
ngo'larda çalışmanın en güzel tarafıysa yaptığınız işle insanların hayatında olumlu bir değişiklik yaptığını hissetmektir. ruha iyi gelir. tabii ki çok ilkeli çalışan ngo'lar kadar toplanan yardım paralarını yanlış projelerle hiç eden ya da işe aldıkları elemanların yolsuzluklarıyla gündeme gelen ngo'larda vardır. insan hakları konusunda faaliyet gösteren ngo'ların listesi için buradan
(bkz: sivil toplum kuruluşu)
kar amacı gütmeyen ve hükümetlerden bağımsız olarak hareket eden organizasyonları kapsar. ngolar genelde sosyal ve ekonomik kalkınma, insan hakları, çocuk hakları, çevre gibi konularda çalışır.
türkiye'de tam anlamıyla ngo yoktur, bizde ngo'ya en yakın organizasyon sivil toplum kuruluşlarıdır. türkiye'deki stk'lardan farkı özellikle uluslararası çalışmalarda hükümet politikalarından tam bağımsız hareket edebilme özellikleridir. stk'ların kuruluşlarında ve faaliyetlerinde çok daha fazla devlet kontrolü vardır.
yurtdışında çalışma deneyimi kazanmak icin ngo'lar idealdir. sosyal alanlarda çalışmak isteyenlerin alan tecrübesi edinmesini sağlar. özellikle az gelişmiş ülkelerde sosyal, ekonomik kalkınma alanında çalışan ngo'lar üniversiteden mezun olan gençler için pek çok fırsat sunar.
ngo'larda çalışmanın en güzel tarafıysa yaptığınız işle insanların hayatında olumlu bir değişiklik yaptığını hissetmektir. ruha iyi gelir. tabii ki çok ilkeli çalışan ngo'lar kadar toplanan yardım paralarını yanlış projelerle hiç eden ya da işe aldıkları elemanların yolsuzluklarıyla gündeme gelen ngo'larda vardır. insan hakları konusunda faaliyet gösteren ngo'ların listesi için buradan
(bkz: sivil toplum kuruluşu)
devamını gör...

