ortamlarda sessiz kalan insan
bir şey bilmek yada bilmemekten bağımsız olarak eğer kendini iyi ifade edemeyen, özgüvensiz biri değilse iyi bir gözlemcidir.
devamını gör...
quo fata ferunt
yeni farkettiğim harika bir yazar. tanımları hem akıcı hem bilgilendirici hem eğlenceli hem...* gerçekten iyi bir yazar. keyifli ve bol tanımları daim olsun* .
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
günümüzde kullanılan "lan" kelimesi aslında "oğlan"ın bozulmuş halidir. mevzubahis kelimenin zaman içindeki değişimi sırasıyla şu şekildedir:
oğlan-ulan-lan
oğlan-ulan-lan
devamını gör...
tamirat tadilat ve tesisat bilgisi olan insan
tamirat, onarım; tadilat, değişim; tesisat, döşem/donanım olarak geçiyor tdk'de. evet az önce hepsine tek tek baktım, burada kast edilen ve zihnimden geçen aynı şey mi, diye.
babası bir fabrikada makine bakım ustası olan bir emekçinin kızı olarak tamirat işleri hep hayatımda oldu sanırım. çünkü koca makineleri tamir eden babama hayranlık duyardım,düşünsenize pıt pıt iki civata sök, biraz yağla ve her şey yoluna girsin. resmen makineyi yenmek gibi geliyordu. ve de çok havalı.
pratik olduğu kadar tembel bir adamdı da babam bir de kimseye muhtaç yetişmemizi de istemiyordu sanırım. bu yüzden ilk kez bisikletimin lastiği patladığı zaman gittik bir tamir seti aldık. babam yaptı ama şu şekilde : hadi bakalım, dedi. bunlar yama, bir leğene su dolduruyorsun lastiği şişirip içinde gezdiriyorsun. hava kaçıran yeri tespit edip kuruladıktan sonra şu yapışkan* ile yapıştırıp 30 sn kadar sonra yamayı yapıştırıyorsun, şamreli lastiğe takıp şişirdin mi senin olayın tamam.
gerçekten de tamamdı. bir daha hiç yarı yolda kalmadım.
geçenlerde eve gittiğimde yeğenim anlatıyor: teyze dikenlerden geçiyorum lastik hemen patlıyor, dedem bıktı tamire götürmekten.
döndüm babama nasıl ya dedim, ben onun yaşındayken yama takımım vardı. şimdi küçük kurbağanın niye yok. düşündü babam, gülümsedi. sahi sana hepsini öğretmiştim değil mi? minicik ellerinle zincirini falan hep kendin yağlardın, dedi.
sonra geçenlerde çamaşır makinesine bakıyorum, su alırken inliyor resmen. evde çoğu şeyi tamir eden, etmiyorsa tembellikten yanına yaklaşmayan bir adam. hadi şuna bak bozulmasın iyice dedim birkaç kez. tamam, dedi. hep tamam, der. ama kayınpeder toprağındandır kendisi birazcık tembel. dedim ki en son, sen bunu daha minicikken öğrendin, yapabiliyorsan tamah etme. çeşmeden çıkardım hortumu - kireç sökücü falan hazır- oysaki sadece biraz kum varmış orada, basınçlı su ile mis gibi oldu iki dakikada. tesadüf bu ya o gün babam bizdeydi. eşime anlatıyorum makinede hiçbir şey yokmuş bak hemen hallettim, kaç zamandır seni boşuna beklemişim, diye. işte o anda babamın sesini duydum. yüzünde bir gülümseme; çocukken de böyleydin sen, hiç kimseye ihtiyacın olmazdı, dedi. işte o an dünyalar benim oldu. makineleri yenen o adamın kızı oluverdim birden, gören de çamaşır makinesini icat ettim sanar. yüzümde öyle bir gülümseme...
babası bir fabrikada makine bakım ustası olan bir emekçinin kızı olarak tamirat işleri hep hayatımda oldu sanırım. çünkü koca makineleri tamir eden babama hayranlık duyardım,düşünsenize pıt pıt iki civata sök, biraz yağla ve her şey yoluna girsin. resmen makineyi yenmek gibi geliyordu. ve de çok havalı.
pratik olduğu kadar tembel bir adamdı da babam bir de kimseye muhtaç yetişmemizi de istemiyordu sanırım. bu yüzden ilk kez bisikletimin lastiği patladığı zaman gittik bir tamir seti aldık. babam yaptı ama şu şekilde : hadi bakalım, dedi. bunlar yama, bir leğene su dolduruyorsun lastiği şişirip içinde gezdiriyorsun. hava kaçıran yeri tespit edip kuruladıktan sonra şu yapışkan* ile yapıştırıp 30 sn kadar sonra yamayı yapıştırıyorsun, şamreli lastiğe takıp şişirdin mi senin olayın tamam.
gerçekten de tamamdı. bir daha hiç yarı yolda kalmadım.
geçenlerde eve gittiğimde yeğenim anlatıyor: teyze dikenlerden geçiyorum lastik hemen patlıyor, dedem bıktı tamire götürmekten.
döndüm babama nasıl ya dedim, ben onun yaşındayken yama takımım vardı. şimdi küçük kurbağanın niye yok. düşündü babam, gülümsedi. sahi sana hepsini öğretmiştim değil mi? minicik ellerinle zincirini falan hep kendin yağlardın, dedi.
sonra geçenlerde çamaşır makinesine bakıyorum, su alırken inliyor resmen. evde çoğu şeyi tamir eden, etmiyorsa tembellikten yanına yaklaşmayan bir adam. hadi şuna bak bozulmasın iyice dedim birkaç kez. tamam, dedi. hep tamam, der. ama kayınpeder toprağındandır kendisi birazcık tembel. dedim ki en son, sen bunu daha minicikken öğrendin, yapabiliyorsan tamah etme. çeşmeden çıkardım hortumu - kireç sökücü falan hazır- oysaki sadece biraz kum varmış orada, basınçlı su ile mis gibi oldu iki dakikada. tesadüf bu ya o gün babam bizdeydi. eşime anlatıyorum makinede hiçbir şey yokmuş bak hemen hallettim, kaç zamandır seni boşuna beklemişim, diye. işte o anda babamın sesini duydum. yüzünde bir gülümseme; çocukken de böyleydin sen, hiç kimseye ihtiyacın olmazdı, dedi. işte o an dünyalar benim oldu. makineleri yenen o adamın kızı oluverdim birden, gören de çamaşır makinesini icat ettim sanar. yüzümde öyle bir gülümseme...
devamını gör...
tilki
çok çakal bir hayvandır *.
devamını gör...
bilmediği konular hakkında yorum yapan insanlar
burası türkiye cumhuriyeti burada bilmiyorum diye bir kelime yok.
devamını gör...
2 ocak 2021 apartman garajında 3 gencin cesedinin bulunması
polislerin apartmanda zehirlenme vakası ihbarını alıp olay yerine gittiklerinde 3 katlı binanın garajında 3 genci hareketsiz yatarken buldu.
sağlık ekiplerinin yaptığı incelemede 20 ile 25 yaşlarında gençlerin öldüğü anlaşıldı.
polis ekipleri tarafından olaya ilişkin soruşturma başlatıldı.
kaynak
sağlık ekiplerinin yaptığı incelemede 20 ile 25 yaşlarında gençlerin öldüğü anlaşıldı.
polis ekipleri tarafından olaya ilişkin soruşturma başlatıldı.
kaynak
devamını gör...
istanbul arnavutköy'deki kırmızı dere
arnavutköy hadımköy mahallesi'nde fabrikalar bölgesindeki dereden akan su kırmızıya büründü. 2 gündür derenin renginin kırmızıya döndüğü hadımköy'de, yurttaşlar endişeye kapıldı. dereye karışan kimyasalın fabrikalardan birinden bırakıldığı iddia eden vatandaşlar duruma tepki gösterdi.

haberin devamı için
devamını gör...
henri prestes
aslında ressam olduğunu düşündüren portekizli foroğraf sanatçısı.
devamını gör...
the bridge on the river kwai
david lean'in yönetmenliğini yaptığı 1957 yapımı filmdir.
bu film benim için önemli bir filmdir. ancak o kısma daha sonra geleceğim. filmin konusu aslında bilindik bir ''esir kampı'' hikayesi ile şekilleniyor. tabi yılı itibarı ile ilk örneklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. bir grup ingiliz askeri ikinci dünya savaşı sırasında japonlara esir düşer. esir düşenlerin arasında albay nicholson ve pek çok subayla birlikte yüze yakın er vardır. hikaye ingilizlerin kampa gelmesiyle birlikte albay nicholson'ın, kamp komutanı albay saito'ya savaş esirleri hakkındaki anlaşmayı göstermesi ve bu antlaşmanın şartlarına riayet edilmesini istemesiyle başlar. çünkü bu andan itibaren nicholson ve saito arasında gerek askeri, gerek kişisel anlamda bir sürtüşme yaşanacağını anlıyorsunuz. farklı kuralları olan, yaşama bambaşka noktalardan bakan iki üst rütbeli subayın zihinsel savaşının başladığı an işte bahsettiğim andır. kamp alelade bir kamp değildir. japonların inşaatını tamamlaması gereken bir köprü vardır ve süre kısıtlıdır. köprü 1 ay içerisinde tamamlanmak zorundadır. bu yüzden kamp komutanı saito bütün askerlerin, rütbelilerde dahil çalıştırılmasını istemektedir ve antlaşmayı umursamaz.
albay nicholson ise bu tavır karşısında duruşunu bozmaz. ingiliz albayın inadını kıramayacağını anlayan albay saito. ingilizlerin direncini kırmak ve nicholson'ı küçük düşürmek için onu kampın ortasında, güneşin alnında, küçük bir bir hücreye kapatır. askerler komutanlarının halini ahvalini görmektedir. saito'nun planı tutmamıştır. komutan direndikçe, askerler daha da şevke gelmiş ve işleri iyice yavaştan almaya başlamışlardır. komutanlarının direnci onlarında karşı koyma arzusunu iyice kamçılamıştır. bu gelişme saito'yu daha da gaddarlaştırır. nicholson'dan askerlerine hızlı çalışmaları için emir vermesini ister, şayet bu emri vermezse, yaralıları dahi çalıştıracağını söyleyerek, ingiliz komutanı bir kere daha sınar. ancak nicholson bu şantaja da boyun eğmez. saito çaresiz kalmıştır. bu sinir harbini kimin ,nasıl kazandığını görmek içinse filmi izlemenizde fayda var. *
gelelim benim mevzuya; ben bu filmi hiç yoksa 9-10 kere izlemişimdir. baştan söylemiştim ya benim için yeri farklıdır. filmi izlemeyi seviyorum ama ben asıl askerlerin ıslıkla icra ettiği ezgiye hastayım. rahatlatıcı bir etkisi var benim üzerimde. ne zaman stresli bir durumla ya da sorunla karşılaşsam, bu ezgiyi ıslık olarak öttürmeye başlarım. bu sayede rahatlar, daha hızlı düşünür ve sonuç alınacak hamleyi yaparım. bu ezgi tabiri caizse benim yaşam koçumdur. onun sayesinde sağa sola para dökmeme gerek kalmaz * şuraya o muazzam ıslık konçertosunu bırakıyorum. dinleyiniz ve feyiz alınız*
dinlerken yine eşlik etmeye başladım ve üzerime bir huzur çöktü iyi mi? * direnişin müziğidir aynı zamanda, gaza gelmeden kapatsam iyi olur. daha radyo programını dinleyeceğim. neyse neşet ustayı yakaladım. bahça duvarından aşmam lazım. hadi bana eyvallah...
bu film benim için önemli bir filmdir. ancak o kısma daha sonra geleceğim. filmin konusu aslında bilindik bir ''esir kampı'' hikayesi ile şekilleniyor. tabi yılı itibarı ile ilk örneklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. bir grup ingiliz askeri ikinci dünya savaşı sırasında japonlara esir düşer. esir düşenlerin arasında albay nicholson ve pek çok subayla birlikte yüze yakın er vardır. hikaye ingilizlerin kampa gelmesiyle birlikte albay nicholson'ın, kamp komutanı albay saito'ya savaş esirleri hakkındaki anlaşmayı göstermesi ve bu antlaşmanın şartlarına riayet edilmesini istemesiyle başlar. çünkü bu andan itibaren nicholson ve saito arasında gerek askeri, gerek kişisel anlamda bir sürtüşme yaşanacağını anlıyorsunuz. farklı kuralları olan, yaşama bambaşka noktalardan bakan iki üst rütbeli subayın zihinsel savaşının başladığı an işte bahsettiğim andır. kamp alelade bir kamp değildir. japonların inşaatını tamamlaması gereken bir köprü vardır ve süre kısıtlıdır. köprü 1 ay içerisinde tamamlanmak zorundadır. bu yüzden kamp komutanı saito bütün askerlerin, rütbelilerde dahil çalıştırılmasını istemektedir ve antlaşmayı umursamaz.
albay nicholson ise bu tavır karşısında duruşunu bozmaz. ingiliz albayın inadını kıramayacağını anlayan albay saito. ingilizlerin direncini kırmak ve nicholson'ı küçük düşürmek için onu kampın ortasında, güneşin alnında, küçük bir bir hücreye kapatır. askerler komutanlarının halini ahvalini görmektedir. saito'nun planı tutmamıştır. komutan direndikçe, askerler daha da şevke gelmiş ve işleri iyice yavaştan almaya başlamışlardır. komutanlarının direnci onlarında karşı koyma arzusunu iyice kamçılamıştır. bu gelişme saito'yu daha da gaddarlaştırır. nicholson'dan askerlerine hızlı çalışmaları için emir vermesini ister, şayet bu emri vermezse, yaralıları dahi çalıştıracağını söyleyerek, ingiliz komutanı bir kere daha sınar. ancak nicholson bu şantaja da boyun eğmez. saito çaresiz kalmıştır. bu sinir harbini kimin ,nasıl kazandığını görmek içinse filmi izlemenizde fayda var. *
gelelim benim mevzuya; ben bu filmi hiç yoksa 9-10 kere izlemişimdir. baştan söylemiştim ya benim için yeri farklıdır. filmi izlemeyi seviyorum ama ben asıl askerlerin ıslıkla icra ettiği ezgiye hastayım. rahatlatıcı bir etkisi var benim üzerimde. ne zaman stresli bir durumla ya da sorunla karşılaşsam, bu ezgiyi ıslık olarak öttürmeye başlarım. bu sayede rahatlar, daha hızlı düşünür ve sonuç alınacak hamleyi yaparım. bu ezgi tabiri caizse benim yaşam koçumdur. onun sayesinde sağa sola para dökmeme gerek kalmaz * şuraya o muazzam ıslık konçertosunu bırakıyorum. dinleyiniz ve feyiz alınız*
dinlerken yine eşlik etmeye başladım ve üzerime bir huzur çöktü iyi mi? * direnişin müziğidir aynı zamanda, gaza gelmeden kapatsam iyi olur. daha radyo programını dinleyeceğim. neyse neşet ustayı yakaladım. bahça duvarından aşmam lazım. hadi bana eyvallah...
devamını gör...
instagram tipi tanım beğenme özelliği
lan durdurun beni.
her şeyi beğeniyorum.
fiyuuu. çok iyi bu aga.
her şeyi beğeniyorum.
fiyuuu. çok iyi bu aga.
devamını gör...
insanı ağlatan şeyler
bir arkadaşım platonik aşkıyla ilgili şunları söylemişti. ''uzaktan seyrediyorum. fotoğraflarını, pozlarını , gülüşlerini... hepsinden etkileniyorum. sonra kendime bakıyorum. yeni fotoğraflarla , duruşumla, gülüşümle onu etkilemeliyim diye düşünüyorum. onun ilk fotoğraf denemesinde yakaladığı enerjiyi 1 saat kamera önünde salak salak pozlarla yakalayamıyorum. onun her yeni fotoğrafına denk geldiğimde öyle bir hevesle kendi resmimi çekmeye yelteniyorum ki hepsi hüsranla sonuçlanıyor. özgüvenimi yiyip bitiriyorum. bu kız seni ne yapsın diyorum.'' *
devamını gör...
insana kendini güvende hissettiren şeyler
sevdiği bir insana sarılmak; onun kalp atışlarını duymak, hissetmek. sessizlik...
devamını gör...
hayvancılık gezegene zarar veriyor iddiası
insanlar da zarar veriyor, o zaman tüm insanlığa ölüm dedirten başlıktır.*
cnn türk'te yayınlanan yapay et ile ilgili bir haber, sosyal medyada büyük tepki topladı.'hayvancılık gezegene zarar veriyor' başlığıyla duyurulan haber için twitter'da açılan #cnntürkhaddinibil' hashtag'i, tt listesinde ilk sırada!
microsoft'un kurucusu bill gates'in yapay et planı hakkındaki açıklamalarının ardından, tarım ve orman bakanlığı adımlar atarken, ankara üniversitesi kök hücre enstitüsü’nün de bu konuda çalışmalar yürüttüğü ortaya çıkmıştı.
demirören medya grubu çatısı altında yayın yapan cnn türk kanalı ise bu konuyla ilgili skandal bir habere imza attı.
"hayvancılık gezegene zarar veriyor" alt manşetiyle verilen haber, sosyal medyayı ayağa kaldırdı. twitter'da açılan "#cnntürkhaddinibil" hashtag'i altında çok sayıda tepki içerikli mesajlar paylaşılırken, etiket tt listesinde ilk sıraya oturdu.

buradan
cnn türk'te yayınlanan yapay et ile ilgili bir haber, sosyal medyada büyük tepki topladı.'hayvancılık gezegene zarar veriyor' başlığıyla duyurulan haber için twitter'da açılan #cnntürkhaddinibil' hashtag'i, tt listesinde ilk sırada!
microsoft'un kurucusu bill gates'in yapay et planı hakkındaki açıklamalarının ardından, tarım ve orman bakanlığı adımlar atarken, ankara üniversitesi kök hücre enstitüsü’nün de bu konuda çalışmalar yürüttüğü ortaya çıkmıştı.
demirören medya grubu çatısı altında yayın yapan cnn türk kanalı ise bu konuyla ilgili skandal bir habere imza attı.
"hayvancılık gezegene zarar veriyor" alt manşetiyle verilen haber, sosyal medyayı ayağa kaldırdı. twitter'da açılan "#cnntürkhaddinibil" hashtag'i altında çok sayıda tepki içerikli mesajlar paylaşılırken, etiket tt listesinde ilk sıraya oturdu.
buradan
devamını gör...
güzellik hariç erkekleri aşık ettirebilecek şeyler
pamuk gibi kek yapabilmesi. paspal olmaması ve kendine saygısı olması en azından.
devamını gör...
dopamin detoksu
devamını gör...


