tematik mod
(bkz: nerede lütfen söyleyin)
geçen gece rüyada görülmüştür.
gecenin 4 ü. sözlüğe yasadışı yollardan tematik girmeye çalışıyorum. birden mod panelinden ışıklar yanmaya sirenler çalmaya başlıyordu. kapım çalındı kapıda iko ve benjamin beliriyordu kollarımdan tutup karakola götürüyorlardı
çok korkunçtu çok...
geçen gece rüyada görülmüştür.
gecenin 4 ü. sözlüğe yasadışı yollardan tematik girmeye çalışıyorum. birden mod panelinden ışıklar yanmaya sirenler çalmaya başlıyordu. kapım çalındı kapıda iko ve benjamin beliriyordu kollarımdan tutup karakola götürüyorlardı
çok korkunçtu çok...
devamını gör...
türk mitolojisi
bahaeddin ögel'in türk mitolojisi 1-2
yaşar çoruhlu'nun türk mitolojisinin ana hatları
emel esin'in türk kozmolojisine giriş kitaplarını ilgi duyan/merak edenlere öneririm.
edit: en sevdiğimi nasıl yazmamışım; jean paul roux- türklerin ve moğolların eski dini.
yaşar çoruhlu'nun türk mitolojisinin ana hatları
emel esin'in türk kozmolojisine giriş kitaplarını ilgi duyan/merak edenlere öneririm.
edit: en sevdiğimi nasıl yazmamışım; jean paul roux- türklerin ve moğolların eski dini.
devamını gör...
attila ilhan sözleri
ben sana mecburum bilemezsin.
devamını gör...
ceylan ertem
kadına atfedilen güzellik algısı da dahil her şeye muhalif olan, harika müzikler yapan yetenekli kadın.
datlım gıymatlım
dileyen herkes üstüne alınabilir. *
datlım gıymatlım
dileyen herkes üstüne alınabilir. *
devamını gör...
arnavut kaldırımı
demet sağıroğlunun efsanevi şarkısı.
devamını gör...
küfretme isteği doğuran anlar
motosiklet sesi duyduğum an, mekaniği hakkında bir fikrim yok o ses neresinden çıkıyor hangi motosikletlerde çıkıyor bilmiyorum ama şu insanın kulağını sağır edecek kadar ses çıkartanları her duyduğumda küfür etmeyen ben, ediyorum.
devamını gör...
hayatında hiç sevgilisi olmamış kişi
doğru kişiyle karşılaşmadığından bir ilişkiye başlamayan, farklı öncelikleri olduğunu düşündüğüm kişilerdir. herhangi bir psikolojik sorunu olduğuna delalet etmez. en azından öyle bir kriter yoktur yani psikolojide.
devamını gör...
ikizler burcu
bir öylesin bir böyle neyin var bana söyle..ismail yk şarkıları tadında.
devamını gör...
rol çalmak
bu bir sigma ukdesidir.
sahne sanatlarında, yapılan gösterilerde veya bir toplumda asıl ilgi beklenen kesimden bağımsız olarak kişinin ilgiyi kendine yönlendirme uğraşı denilebilir. bu durum bilinçli veya farkında olmadan gerçekleşebilir. kişinin diğer kişilerden daha çok ön plana çıkmasını sağlar.
sahne sanatlarında, yapılan gösterilerde veya bir toplumda asıl ilgi beklenen kesimden bağımsız olarak kişinin ilgiyi kendine yönlendirme uğraşı denilebilir. bu durum bilinçli veya farkında olmadan gerçekleşebilir. kişinin diğer kişilerden daha çok ön plana çıkmasını sağlar.
devamını gör...
mahkemede görüşürüz diyen yazar
buluşma yeri olarak ilginç bir yer seçmiştir.
devamını gör...
l'autopsie de satan
luis de la higuera'nın 2006 yılında piyasaya sürdüğü, harika bir konusu olsa da bunu hiç etmiş eseri. bu romanı yıllar önce antalya migros avm'nin d&r'ında görmüş ve almak istemiştim ama param yetmemişti, o süre zarfından sonra unutmuştum varlığını, geçen sene bir şekilde hatırlayıp sipariş ettim ve bir köşede okunmayı beklemişti, gün itibariyle bitti.
spoiler vermeden anlatmaya çalışacak olur isem, 1600'lü yıllarda tuhaf bir köye bir kilise inşa ediliyor ve temel atılma kısmında iskelet bulunuyor, bu iskeletin bir azizeye ait olduğu düşünülüyor ama iskelet araştırılmaya başlanıyor, papalık olaya el koyuyor ve işler karışıyor.
bu iskeletin tarihi, kim olduğu, gerçekten bir azizeye mi yoksa başka bir şeye mi ait olduğu kısmını bir güzel merak ettiriyor yazar ama son 20 sayfaya kadar hiçbir şey öğrenemeden bir oraya, bir buraya, "bir an önce bitsin artık..." diyeceğimiz gereksiz ve bir şey kazandırmayan detaylarda boğmuş bizi sevgili yazar. üstüne hiç tatmin edecek bir son olmayınca da kitap oldukça başarısız bir hale bürünmüş...
spoiler vermeden anlatmaya çalışacak olur isem, 1600'lü yıllarda tuhaf bir köye bir kilise inşa ediliyor ve temel atılma kısmında iskelet bulunuyor, bu iskeletin bir azizeye ait olduğu düşünülüyor ama iskelet araştırılmaya başlanıyor, papalık olaya el koyuyor ve işler karışıyor.
bu iskeletin tarihi, kim olduğu, gerçekten bir azizeye mi yoksa başka bir şeye mi ait olduğu kısmını bir güzel merak ettiriyor yazar ama son 20 sayfaya kadar hiçbir şey öğrenemeden bir oraya, bir buraya, "bir an önce bitsin artık..." diyeceğimiz gereksiz ve bir şey kazandırmayan detaylarda boğmuş bizi sevgili yazar. üstüne hiç tatmin edecek bir son olmayınca da kitap oldukça başarısız bir hale bürünmüş...
devamını gör...
birçok konuda eksik olunduğunu fark etmek
insan zaten ben tamamım dediği zaman gaflete düşüp kendi gelişimini kendi bitirmiş demektir.
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
vazgeçmeyi öğrenmen lazım.
devamını gör...
witold pilecki
2. dünya savaşında en çok çeken ülkelerden biri olan polonya'nın en büyük kahramanlarından biri.
sovyetler ve naziler arasında kalmış, düşman farketmeksizin zulüm görmüş bir ülke. işgal altındayken sovyetler tarafından katyn şehrinde 22.000 subayı, aydını, polisi toplanıp, savunmasız hale getirilip kafalarına 1'er kurşun sıkılarak öldürülmüş, naziler tarafından halkı bastırılmış, komşuları,dostları sadece yahudi doğdukları için toplama kamplarında öldürülmüş, yetmemiş ordusu sürgüne gönderilmiş, halkı direniş başlatmış ve aslanlar gibi savaşmıştır.bu kahramanca direniş içerisinde bir çok isim var ancak ben witold pilecki gibisini okumadım.
13 mayıs 1901 tarihinde, göl kenarı bir şehirde doğmuş, sonrasında karelya düzlüklerinden kalkıp polonya'ya gelmiş, 1864 polonyadaki isyandan ötürü rusyaya sürgün edilmiş, isyan damarlarındaki kanda olan leh bir ailenin çocuğudur.
2. dünya savaşı çıktığında süvarı yüzbaşısı olarak görevde olan pilecki, 1939 yılında alman işgali başladığı zaman almanlarla çatışmış, bölüğü neredeyse yok olma durumuna gelmiş ve yeni bir bölüğe geçmiştir(41. bölük). ancak sovyetlerin de polonyaya girmesi ile birlikte polonya ordusu tamamen dağılmış ve iş başa düşmüştür.başkomutan edward śmigły-rydz'in romanya üzerinden fransa'ya çekilme emrini reddetmiş, polonya'da yeraltı direnişini örgütlemek için vatanında kalmıştır.
kasım 1939'da varşova'da włodarkiewicz önderliğinde , pilecki, jerzy maringe, jerzy skoczyński, jan ve stanisław dangel kardeşler ile ''gizli polonya ordusu(tajna armia polska)'' nu kurmuşlardır. büyük leh isyanındaki ilk yapılanmalardan biri olan bu örgüt, diğer vatandaşlara da cesaret vermiş ve direniş için çeşitli örgütler kurulmaya başlanmıştır.
içerideki bir köstebek yüzünden bu örgütün bazı elemanları yakalansa da almanlar tarafındna, pilecki ve włodarkiewicz yakalanmamıştır. włodarkiewicz tarafından düzenlenen toplantıda pilecki'ye almanların yaptığı katliamları belgeleyebilmek, batının dikkatini üzerine çekip bu zülme son vermek için auschwitz'e sızma görevi verilmiştir.
bir dakika bile düşünmeden kabul etmiştir.
almanlar tarafından yakalanmak için kendini ele verdirtmiş ölen bir vatandaşın belgelerini kullanarak kendisini auschwitz'e attırmış ve efsane olacağı 4859 numaralı tutsak numarasını almıştır.
katliamları kanıtlayan çok önemli belgeler toplamış, bunları bir şekilde komutanına iletmiş, her gün türlü işkenceler görmesine rağmen hiç bir zaman yılmamış, hapisteyken savaşmış, rütbesini ve kimliğini saklamış, tutsaklara moral vermiş, gizli yemek yardımları yapmış, ölmekten bir an bile korkmamış, ülkesi ve insanları için kendini feda etmeye her zaman hazır olmuş.
yakılmaktan, gaz odasına atılmaktan, üzerinde deneylerin yapılmasından korkmadan kendini ön plana atmış.
kamp'ı içerideyken özgürleştirmek için isyan çıkartmak istemiş ancak komutanları izin vermemiş.
1943 yılında kampın köşesinde kalan fırına atandığında, alarm telini kesip çalılardan 2 arkadaşı ile kaçmışlar, ss askerleri ormanda onları arasa da bulamamış.
karargahına gittiğinde ise anlattıklarından dehşete düşen komutanları daha da çok hırslanmış ve hızlı bir örgütlenme içerisine girmişler.
1944 yılında meşhur varşova ayaklanması çıktığı zaman rütbesini saklamış, sokaklarda askerleriyle birlike karış karış savaşarak isyan etmiştir.katillere, canilere geçit vermemiş, ülkesini ve insanlarını korumak ve yaşatmak için her şeyiyle savaşmıştır.
varşova ayaklanması başarısızlıkla sonuçlandığında almanlar tarafından tutsak edilmiş ancak yine kimliğini sakladığı için almanlar kim olduklarını bilmediklerinden öldürmeye vakitleri olmamış. 1945 yılında savaş bittiğinde serbest bırakılmış ve o çok sevdiği ülkesine kavuşmuştur.peki ülkesi özgür müdür?
hayır.
rus kuklası olan o dönemin hükümeti, bizzat rusyadan gelen emirle pilecki'yi yakalamış, kahramanlarını hain olarak görerek hapise atmışlar ve en acısı, özgür bırakmak için ömrünü verdiği vatandaşları tarafından yargılanmıştır.
rus baskısı yüzünden ingiltereye ajanlık yaptığı gibi saçma sapan bir iddia ile yargılanmış ve idam edilmiştir.
2. dünya savaşının en yürekli en gözü kara kahramanlarından biridir.
kurtuluş savaşı gibi kutsal bir bağımsızlık savaşı veren bir ülkenin vatandaşı olarak bu hikaye beni öyle etkiledi ki, kim bilir bizde böyle ne hikayeler vardır diye düşünmeden edemedim. witold'un hikayesini okuduktan sonra mustafa kemal atatürk ve arkadaşlarına, gözü kara askerlerine ve halkımıza bir kez daha saygı duydum, onlarla bağdaştırdım.
ben kendisini sabaton'un ınmate 4859 buradan ile tanıdım.
''ınmate in hell or a hero in prison?
soldier in auschwitz we know his name.
locked in a cell, waging war from the prison,
hiding in auschwitz he hides behind 4859.''
sovyetler ve naziler arasında kalmış, düşman farketmeksizin zulüm görmüş bir ülke. işgal altındayken sovyetler tarafından katyn şehrinde 22.000 subayı, aydını, polisi toplanıp, savunmasız hale getirilip kafalarına 1'er kurşun sıkılarak öldürülmüş, naziler tarafından halkı bastırılmış, komşuları,dostları sadece yahudi doğdukları için toplama kamplarında öldürülmüş, yetmemiş ordusu sürgüne gönderilmiş, halkı direniş başlatmış ve aslanlar gibi savaşmıştır.bu kahramanca direniş içerisinde bir çok isim var ancak ben witold pilecki gibisini okumadım.
13 mayıs 1901 tarihinde, göl kenarı bir şehirde doğmuş, sonrasında karelya düzlüklerinden kalkıp polonya'ya gelmiş, 1864 polonyadaki isyandan ötürü rusyaya sürgün edilmiş, isyan damarlarındaki kanda olan leh bir ailenin çocuğudur.
2. dünya savaşı çıktığında süvarı yüzbaşısı olarak görevde olan pilecki, 1939 yılında alman işgali başladığı zaman almanlarla çatışmış, bölüğü neredeyse yok olma durumuna gelmiş ve yeni bir bölüğe geçmiştir(41. bölük). ancak sovyetlerin de polonyaya girmesi ile birlikte polonya ordusu tamamen dağılmış ve iş başa düşmüştür.başkomutan edward śmigły-rydz'in romanya üzerinden fransa'ya çekilme emrini reddetmiş, polonya'da yeraltı direnişini örgütlemek için vatanında kalmıştır.
kasım 1939'da varşova'da włodarkiewicz önderliğinde , pilecki, jerzy maringe, jerzy skoczyński, jan ve stanisław dangel kardeşler ile ''gizli polonya ordusu(tajna armia polska)'' nu kurmuşlardır. büyük leh isyanındaki ilk yapılanmalardan biri olan bu örgüt, diğer vatandaşlara da cesaret vermiş ve direniş için çeşitli örgütler kurulmaya başlanmıştır.
içerideki bir köstebek yüzünden bu örgütün bazı elemanları yakalansa da almanlar tarafındna, pilecki ve włodarkiewicz yakalanmamıştır. włodarkiewicz tarafından düzenlenen toplantıda pilecki'ye almanların yaptığı katliamları belgeleyebilmek, batının dikkatini üzerine çekip bu zülme son vermek için auschwitz'e sızma görevi verilmiştir.
bir dakika bile düşünmeden kabul etmiştir.
almanlar tarafından yakalanmak için kendini ele verdirtmiş ölen bir vatandaşın belgelerini kullanarak kendisini auschwitz'e attırmış ve efsane olacağı 4859 numaralı tutsak numarasını almıştır.
katliamları kanıtlayan çok önemli belgeler toplamış, bunları bir şekilde komutanına iletmiş, her gün türlü işkenceler görmesine rağmen hiç bir zaman yılmamış, hapisteyken savaşmış, rütbesini ve kimliğini saklamış, tutsaklara moral vermiş, gizli yemek yardımları yapmış, ölmekten bir an bile korkmamış, ülkesi ve insanları için kendini feda etmeye her zaman hazır olmuş.
yakılmaktan, gaz odasına atılmaktan, üzerinde deneylerin yapılmasından korkmadan kendini ön plana atmış.
kamp'ı içerideyken özgürleştirmek için isyan çıkartmak istemiş ancak komutanları izin vermemiş.
1943 yılında kampın köşesinde kalan fırına atandığında, alarm telini kesip çalılardan 2 arkadaşı ile kaçmışlar, ss askerleri ormanda onları arasa da bulamamış.
karargahına gittiğinde ise anlattıklarından dehşete düşen komutanları daha da çok hırslanmış ve hızlı bir örgütlenme içerisine girmişler.
1944 yılında meşhur varşova ayaklanması çıktığı zaman rütbesini saklamış, sokaklarda askerleriyle birlike karış karış savaşarak isyan etmiştir.katillere, canilere geçit vermemiş, ülkesini ve insanlarını korumak ve yaşatmak için her şeyiyle savaşmıştır.
varşova ayaklanması başarısızlıkla sonuçlandığında almanlar tarafından tutsak edilmiş ancak yine kimliğini sakladığı için almanlar kim olduklarını bilmediklerinden öldürmeye vakitleri olmamış. 1945 yılında savaş bittiğinde serbest bırakılmış ve o çok sevdiği ülkesine kavuşmuştur.peki ülkesi özgür müdür?
hayır.
rus kuklası olan o dönemin hükümeti, bizzat rusyadan gelen emirle pilecki'yi yakalamış, kahramanlarını hain olarak görerek hapise atmışlar ve en acısı, özgür bırakmak için ömrünü verdiği vatandaşları tarafından yargılanmıştır.
rus baskısı yüzünden ingiltereye ajanlık yaptığı gibi saçma sapan bir iddia ile yargılanmış ve idam edilmiştir.
2. dünya savaşının en yürekli en gözü kara kahramanlarından biridir.
kurtuluş savaşı gibi kutsal bir bağımsızlık savaşı veren bir ülkenin vatandaşı olarak bu hikaye beni öyle etkiledi ki, kim bilir bizde böyle ne hikayeler vardır diye düşünmeden edemedim. witold'un hikayesini okuduktan sonra mustafa kemal atatürk ve arkadaşlarına, gözü kara askerlerine ve halkımıza bir kez daha saygı duydum, onlarla bağdaştırdım.
ben kendisini sabaton'un ınmate 4859 buradan ile tanıdım.
''ınmate in hell or a hero in prison?
soldier in auschwitz we know his name.
locked in a cell, waging war from the prison,
hiding in auschwitz he hides behind 4859.''
devamını gör...
makyaj yapan türbanlı kız
her şeyden önce türbanlı ofansif oluyor şunu bir anlayın. başörtülü denmesi lazım. ayrıca insan istediği şekilde kapanır. ister haftanın üç günü çarşaflı dört günü mini etekle gezer. belki "kendinle çelişiyorsun" tarzı bir eleştiri söylenebilir ama bu çelişkiyi kafaya takmak ve yargılamak kimsenin haddine değil. karikatürde bulunan tipler var maalesef ama bir iki istisna geneli etkilemez. ayrıca insanların başkasının hayatına karışması üzerinden o insanlara karışacak tarzda bir başlık açmak da ayrı bir ironi. sıktınız artık bir salın insanların yaşam tarzlarını.
devamını gör...
little bighorn savaşı
a.b.d ordusunun kızılderililer karşısında aldığı ikinci büyük yenilgidir. montana'nın güney batısındaki little bighorn bölgesinde, 7. süvari alayının, general custer ile birlikte yok edildiği savaştır.
a.b.d ordusu, altın keşfedilen kızılderili topraklarını satmayı kabul etmeyen ve rezervasyonlara gelip teslim olmayan herkesi düşman kabul etmişti ama kızılderililer kendi ülkelerinde yaşadıkları için, niye teslim olalım ki dediler. a.b.d üç farklı orduyu kızılderilileri bulup yok etmesi için görevlendirdi.
25 haziran 1876 sabahı, general custer'ın crow (apsaroke) ve arikara izcileri oturan boğa'nın hunkpapa sioux kampını keşfettiler. general custer, yıllar önce 1868'de güneyli cheyenne ve arapaho'ların kampını şafak sökerken, insanlar uykudayken basıp, washita river katliamını yaptığı gibi, bu kampa da ertesi sabah saldırmaya karar verdi. ama aslında bu kızılderililer yalnız değildi, çünkü birçok kabile, dini törenleri güneş dansı için biraraya gelmişti. ama kızılderililer belli bir düzen ve mesafe ile kamp kurdukları için, izciler uzaktaki yada tepelerin ardındaki diğer kampları görmemişti.
general custer ertesi sabah, herkes uykudayken saldırmayı planlıyordu ama etrafı gözetlemeye çıkan bazı sioux gençleri a.b.d askerlerini gördü ve hızla kendi kamplarına doğru haber vermeye gittiler. custer artık ani, şok bir sabah baskını yapamayacağını anlayınca, ordusuyla üç koldan saldırıya geçti. kampın dışında yabani meyve, kök toplayan bazı kadınları, çocukları öldürdüler ve kampa girdiler ama oturan boğa ve savaşçılarıda karşılık vermeye başlamışlardı. birkaç savaşçı etraftaki kabilelere haber vermeye gönderildi, bazı kabilelerde silah seslerini duyup gelmişti zaten. oglala sioux'ların reisi çılgın at gelince savaşçıları belli bir düzen içinde askerlere saldırttı. custer kadın, çocuk birkaç yüz kişiyi öldürüp yine kahraman sayılacağını hayal etmişti ama etraftan hâla yüzlerce savaşçı atlarla yada koşarak geliyor, çevresindeki askerler teker teker vuruluyorlardı. sonunda general custer, iki erkek kardeşi, kızılderili izcileri ve birliğindeki tüm askerleri öldürüldü. kızılderililer 268 a.b.d askeri, 4 crow ve 2 arikara izciyi öldürmüşlerdi. diğer iki birliğin başındaki komutanlar hakim bir yere sığındılar, ve kayıplar verselerde tamamen yok olmaktan kurtuldular.
a.b.d ordusu, altın keşfedilen kızılderili topraklarını satmayı kabul etmeyen ve rezervasyonlara gelip teslim olmayan herkesi düşman kabul etmişti ama kızılderililer kendi ülkelerinde yaşadıkları için, niye teslim olalım ki dediler. a.b.d üç farklı orduyu kızılderilileri bulup yok etmesi için görevlendirdi.
25 haziran 1876 sabahı, general custer'ın crow (apsaroke) ve arikara izcileri oturan boğa'nın hunkpapa sioux kampını keşfettiler. general custer, yıllar önce 1868'de güneyli cheyenne ve arapaho'ların kampını şafak sökerken, insanlar uykudayken basıp, washita river katliamını yaptığı gibi, bu kampa da ertesi sabah saldırmaya karar verdi. ama aslında bu kızılderililer yalnız değildi, çünkü birçok kabile, dini törenleri güneş dansı için biraraya gelmişti. ama kızılderililer belli bir düzen ve mesafe ile kamp kurdukları için, izciler uzaktaki yada tepelerin ardındaki diğer kampları görmemişti.
general custer ertesi sabah, herkes uykudayken saldırmayı planlıyordu ama etrafı gözetlemeye çıkan bazı sioux gençleri a.b.d askerlerini gördü ve hızla kendi kamplarına doğru haber vermeye gittiler. custer artık ani, şok bir sabah baskını yapamayacağını anlayınca, ordusuyla üç koldan saldırıya geçti. kampın dışında yabani meyve, kök toplayan bazı kadınları, çocukları öldürdüler ve kampa girdiler ama oturan boğa ve savaşçılarıda karşılık vermeye başlamışlardı. birkaç savaşçı etraftaki kabilelere haber vermeye gönderildi, bazı kabilelerde silah seslerini duyup gelmişti zaten. oglala sioux'ların reisi çılgın at gelince savaşçıları belli bir düzen içinde askerlere saldırttı. custer kadın, çocuk birkaç yüz kişiyi öldürüp yine kahraman sayılacağını hayal etmişti ama etraftan hâla yüzlerce savaşçı atlarla yada koşarak geliyor, çevresindeki askerler teker teker vuruluyorlardı. sonunda general custer, iki erkek kardeşi, kızılderili izcileri ve birliğindeki tüm askerleri öldürüldü. kızılderililer 268 a.b.d askeri, 4 crow ve 2 arikara izciyi öldürmüşlerdi. diğer iki birliğin başındaki komutanlar hakim bir yere sığındılar, ve kayıplar verselerde tamamen yok olmaktan kurtuldular.
devamını gör...
soru sormak
insanı hayvandan ayıran en önemli özellik.
hayvanlar merak etse de soru sormaz. kendilerine verileni kayıtsız şartsız kabul eder. günümüzde bile insan görünümlü bir sürü hayvanın olması soru sormamaktan geçer.
hayvanlar merak etse de soru sormaz. kendilerine verileni kayıtsız şartsız kabul eder. günümüzde bile insan görünümlü bir sürü hayvanın olması soru sormamaktan geçer.
devamını gör...
mini etek özgürlükse eşine giydirir misin sorunsalı
hoşt ya. ne demek giydirir misin? sen nasıl bir yüce varlıksın ki seninle denk koşullarda olan eşini kendin giydiriyorsun? bunlar 70'lerde bitmişti, 80'lerde bireyselleşmeye başlamış 90'larda avrupa ülkesi olmuştuk. ne kadar geri gittiğimizin göstergesi olan sorunsal. kıt beyninle 5 cm pipinle kadınların ne giydiğinin derdi seni mi gerdi. hele hele. "giydirir misin" diyor. o kadar kendinden emin ve yetkin ki. kusmuk fikirlerinizi de alıp pipinize bağlayın sonra da tesbih çekin. ama size bu ortadoğu erkek küstahlığını aymazlığını bencilliğini dört nala süreceğiniz otlakları verenlerde kabahat.
devamını gör...
ebu zer el-gıfari
peygamberimizin(saa) en sevdiği sahabeler den biridir.
muaviye, kölelerinden birine 600 dinar verir ve; "bu 600 dinarı ebuzer e verebilirsen seni azad edeceğim. gittiği her yerde bizi eleştirmeyi bıraksın. " der.
bunun üzerine köle, ebuzer in yanına gider. muaviye yi eleştirmemesi için ebuzer i ikna etmeye çalışır ama nafile. ebuzer in ikna olmayacağını anlayınca ona;
"bu 600 dinarı kabul edersen muaviye beni azad edecek. bir kölenin azad edilmesine sebep olmak istemez misin? " diye sorar.
ebuzer cevaben;
"bu 600 dinarı kabul edersem, asıl ben köle olurum." der.
muaviye, kölelerinden birine 600 dinar verir ve; "bu 600 dinarı ebuzer e verebilirsen seni azad edeceğim. gittiği her yerde bizi eleştirmeyi bıraksın. " der.
bunun üzerine köle, ebuzer in yanına gider. muaviye yi eleştirmemesi için ebuzer i ikna etmeye çalışır ama nafile. ebuzer in ikna olmayacağını anlayınca ona;
"bu 600 dinarı kabul edersen muaviye beni azad edecek. bir kölenin azad edilmesine sebep olmak istemez misin? " diye sorar.
ebuzer cevaben;
"bu 600 dinarı kabul edersem, asıl ben köle olurum." der.
devamını gör...
