y kuşağı
80's olarak diyebilirim ki en birikimli ve her şeyden biraz görmüş ,geçirmiş kendini bilen nesildir. illa ki çürükler vardır ama çoğunluk başarılı maşallah *
devamını gör...
merhamet
bryan stevenson'ın gerçek hayattaki mahkûmları anlattığı kitabıdır. her şey 1989 yılında avukat bryan'ın, ağır ceza almış, müebbet hapis cezası yemiş, haksız yere hapise atılmış, çocuk suçlular ve adil yargılanma hakkı elinden alınmış mahkûmları savunmak amacıyla; eji (eşit adalet insiyatifi) isminde kâr amacı gütmeyen kuruluşu kurmasıyla başlamıştır. bu kuruluşu kurmaya stajyerliğinde baktığı bir davayla karar veren bryan; kendisini en çok etkileyen davaları merhamet adlı kitabında anlatmıştır.
kendisi de bir siyahi olan bryan, o zamanlarda yaşanan ırkçılığın da fazla olmasından dolayı genelde siyahi mahkûmlara yardım etmiştir. ama eji her ırktan ve cinsiyetten insanlara yardım etmektedir.
bryan'ı en çok yoran davası haksız yere hüküm giyen walter mcmillian'ın davasıdır. hem bryan'ın kariyerine yeni başlamasından dolayı, hem de walter'ın dosyasında ki delil eksikliklerinden dolayı bryan idam cezasını, müebbet hapis cezasına çevirmek için çok çabalamıştır. tabi bunda walter'ın siyahi olmasınında büyük payı vardır. çünkü o dönemdeki ırkçılıktan dolayı, siyahi mahkûmların davasında sonuç değişikliği görülmüş şey değildir. ama bryan'ın da pes etmeye niyeti yoktur. kitap çoğunlukla walter üzerinde dönse de başka davalara da yer verilmektedir.
bir çocuk mahkûmun davasını okurken iş yerindeydim ve çocuk öyle bir söz söyledi ki ben göz yaşlarımı tutamadım.
kitapta yapılan her şey tüm gerçekleğiyle gözler önüne serildiği için bir çırpıda okuyabilirsiniz. çok fazla terimsel kelime kullanılmadığı için anlaması da gayet kolay. ayrıca kitabı okurken sizde temyiz sonuçlarını heyecanla bekliyor, 'acaba ne oldu?' diye merak ederek, kendinizi sayfaları çevirirken buluyorsunuz. gerçek hayat hikayelerini seviyorsanız okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
son olarak kitabın son sayfasında eji'nin internet adresi bulunmakta. insanlara yardım eden bu kuruluşun hâlâ devam etmesi de mutluluk verici. ben bu tanımı yazarken, belki eji şu anda bir mahkûma yardım ediyordur. sizce de merhamet en güzel duygu değil mi?
kendisi de bir siyahi olan bryan, o zamanlarda yaşanan ırkçılığın da fazla olmasından dolayı genelde siyahi mahkûmlara yardım etmiştir. ama eji her ırktan ve cinsiyetten insanlara yardım etmektedir.
bryan'ı en çok yoran davası haksız yere hüküm giyen walter mcmillian'ın davasıdır. hem bryan'ın kariyerine yeni başlamasından dolayı, hem de walter'ın dosyasında ki delil eksikliklerinden dolayı bryan idam cezasını, müebbet hapis cezasına çevirmek için çok çabalamıştır. tabi bunda walter'ın siyahi olmasınında büyük payı vardır. çünkü o dönemdeki ırkçılıktan dolayı, siyahi mahkûmların davasında sonuç değişikliği görülmüş şey değildir. ama bryan'ın da pes etmeye niyeti yoktur. kitap çoğunlukla walter üzerinde dönse de başka davalara da yer verilmektedir.
bir çocuk mahkûmun davasını okurken iş yerindeydim ve çocuk öyle bir söz söyledi ki ben göz yaşlarımı tutamadım.
kitapta yapılan her şey tüm gerçekleğiyle gözler önüne serildiği için bir çırpıda okuyabilirsiniz. çok fazla terimsel kelime kullanılmadığı için anlaması da gayet kolay. ayrıca kitabı okurken sizde temyiz sonuçlarını heyecanla bekliyor, 'acaba ne oldu?' diye merak ederek, kendinizi sayfaları çevirirken buluyorsunuz. gerçek hayat hikayelerini seviyorsanız okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
son olarak kitabın son sayfasında eji'nin internet adresi bulunmakta. insanlara yardım eden bu kuruluşun hâlâ devam etmesi de mutluluk verici. ben bu tanımı yazarken, belki eji şu anda bir mahkûma yardım ediyordur. sizce de merhamet en güzel duygu değil mi?
devamını gör...
kendinden önce başkalarının menfaatini düşünen kişi
doğal seleksiyonda ilk elenen o olacaktır.
devamını gör...
çalışma masanızdaki en ilginç şey
sümüklü peçete.
devamını gör...
insanların zamanla değişmesi
"elimizi ayağımızı bağlayacak,bizi işimizden alıkoyacak tüm nostalji duygularını elimizin tersiyle itelim, demişti cipriano beklenmedik bir canlılıkla,değişimin yönü hep ileridir,bizim ona ayak uydurmaktan başka seçeneğimiz yoktur ve yolun kıyısında oturup bugünlerinden daha iyi olmayan bir geçmiş için gözyaşı dökenler, acınacak halde kalmaya mahkumdur." der jose saramago
değişmek zorundayız.
değişmek zorundayız.
devamını gör...
bir kadının en güzel yanı doğurabilmesi
inanın çok güzel ve enteresan bir özellik ancak en güzel yanımız bu değil. güldürmeyin yahu *
devamını gör...
cılavuz köy enstitüsü
türkiye'de 1937-1948 yılları arasında kurulmuş 21 köy enstitüsünden en doğuda olanı. bugünkü kars'ın susuz ilçesinde kurulan enstitü; kars, ağrı ve artvin illerinden öğrenci alıyordu (ve elbette o zaman henüz ilçe olan ardahan ve ığdır'dan)
ruslardan kalma eski bir kışla binasında faaliyet gösteren okul, 618 hektar araziye kurulur. bu alanda tarım, seracılık (domates, biber, kabak, patlıcan gibi soğuk iklimde olmayacak sebzeler serada yetiştirilir), büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık, arıcılık ve at yetiştiriciliği yapılmaktadır. bu alandaki çalışmaların önemli bir bölümünün de öğrenciler eliyle yapıldığını, zor işlerin müfredatın bir parçası olduğunu vurgulamak gerek, keza 4 yıl boyunca verilmeyen elektrik, öğretmenlerin gözetiminde öğrencilerin emeğiyle (geometrik ve fizik teoremleriyle) 1944'te susuz çayından yararlanılarak döşenir. ayrıca susuz'un 1950'ler boyunca faal olan ilk sineması da bu okula aittir.
günümüzde kazım karabekir anadolu öğretmen lisesi olarak kullanılan bu okulun ünlü mezunları arasında dursun akçam ve eşi perihan akçam, canan kaftancıoğlu'nun kayınpederi ümit kaftancıoğlu ve talip apaydın'ın eşi halise apaydın da bulunuyor.
kaynak: firdevs gümüşoğlu'nun cılavuz köy enstitüsü eseri.
ruslardan kalma eski bir kışla binasında faaliyet gösteren okul, 618 hektar araziye kurulur. bu alanda tarım, seracılık (domates, biber, kabak, patlıcan gibi soğuk iklimde olmayacak sebzeler serada yetiştirilir), büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık, arıcılık ve at yetiştiriciliği yapılmaktadır. bu alandaki çalışmaların önemli bir bölümünün de öğrenciler eliyle yapıldığını, zor işlerin müfredatın bir parçası olduğunu vurgulamak gerek, keza 4 yıl boyunca verilmeyen elektrik, öğretmenlerin gözetiminde öğrencilerin emeğiyle (geometrik ve fizik teoremleriyle) 1944'te susuz çayından yararlanılarak döşenir. ayrıca susuz'un 1950'ler boyunca faal olan ilk sineması da bu okula aittir.
günümüzde kazım karabekir anadolu öğretmen lisesi olarak kullanılan bu okulun ünlü mezunları arasında dursun akçam ve eşi perihan akçam, canan kaftancıoğlu'nun kayınpederi ümit kaftancıoğlu ve talip apaydın'ın eşi halise apaydın da bulunuyor.
kaynak: firdevs gümüşoğlu'nun cılavuz köy enstitüsü eseri.
devamını gör...
ötekileştirmek
dışlamak ve yabancılaştırmak anlamına gelir.
kişinin ya da toplumların kendi gibi düşünmeyen, o sosyokültürel grubun normlarına aykırı buldukları kişileri ve grupları dışlaması, topluma yabancılaştırmasıdır. kimi durumlarda ötekileştirilen kişi veya grup kişinin ve/veya toplumaun değer yargılarına karşı tehdit olarak ve düşman olarak algılanır.
kişinin ya da toplumların kendi gibi düşünmeyen, o sosyokültürel grubun normlarına aykırı buldukları kişileri ve grupları dışlaması, topluma yabancılaştırmasıdır. kimi durumlarda ötekileştirilen kişi veya grup kişinin ve/veya toplumaun değer yargılarına karşı tehdit olarak ve düşman olarak algılanır.
devamını gör...
burhan altıntop
''amatör burhan, tokatlı fıstık burhan, tokatlı kumral burhan, terbiyesizler, insafsızlar, utanın be!''
devamını gör...
performansı düşük diye kocasına dava açan kadın
işte beyler, bu kadarız. o gün işten mi kovuldun, büyük zarar mı ettin önemli değil. ailenle mi kötüsün, seks istemiyor musun önemli değil. bir sürü ilaç yutup önce tatmin edip sonra kalpten gideceksin. eğitimini bile almadığın, kimsenin sana anlatmadığı ve tanımadığın bir biyolojik canlı karşısında bu kadar sorumluluğun var. güçsüz olduğun anda yoksun.
devamını gör...
tabakta yemek bırakmak
çocuklar üzerinde çeşitli baskıların oluşmasına sebebiyet veren olaydır hayır yani yiyemiyorum az koysaydın ozaman diye çocukken sürekli anneme çemkirmeme neden olan şeydir.
devamını gör...
ıhlamur
çok güzel kokan bir bitkidir. ıhlamur ağacında yetişir. çayı da yapılır ve çok faydalıdır.
fakat ağacında çok fazla böcek bulunur bu sebeple nereden alırsanız alın temiz olmasına dikkat etmeniz tavsiyemdir.
fakat ağacında çok fazla böcek bulunur bu sebeple nereden alırsanız alın temiz olmasına dikkat etmeniz tavsiyemdir.
devamını gör...
pandemonium
pandemonium aslında bir demokrasi arayışının simgesi. netice itibarıyla sen koskoca ışık getireni krallığından sürmüşsün, onun yoldaşlarına da kapıyı göstermişsin. dediğim dedik, öttürdüğüm düdük kafası ile hareket edilince işler sarpa sarıyor. bir nevi bu diktatörce tutum karşısında uhrevi dünya kendi isyankarlarını ortaya çıkarıyor. netice de bu adamlara yeni bir mekân lazım. orada örgütlenecekler, orada karar alacaklar. cennet diktasına karşı mücadele ateşini orada yakacaklar. o yüzden de sembolik anlamda değerli bir yapıt ortaya koymak lazım. hatta bu öyle bir mimari olmalı ki, cennetin köşkleri ile sarayları ile boy ölçüşmeli. hah işte onun içinde ustaların ustası, cennetin mimarisinin duayeni, lucifer'in kankası mulciber işe koyuluyor. pandemonium mulciber'ın ustalık dönemi ürünü tabi bu inşaat öyle ha deyince yapılmıyor. lucifer'in tüm yoldaşları mevzuya omuz veriyor dünya 6 günde kurulduysa bizde başkenti kısa sürede kurarız deyip, mevzuyu neticelendiriyorlar.
olaya milton abi açısından bakarsak, meleklerin ve iblislerin kendi kaderini tayin hakkını savunduğunu görürüz. pandemonium devrimci bir tutumun ürünüdür. zaten john martin'in tablosu da devrimin kıvılcımının çakıldığı anı betimliyor. kuvvetle muhtemel o esnada başkent sokakları, ''gün doğdu hep uyandık alevlerle sınandık, bağımsızlık uğruna da pandemonium'da toplandık!'' tarzı bir marş ile inliyordu. gerçekten muazzam bir tablo. duyguyu veriyor cidden. netice olarak baktığınızda milton'un cehennemi, tüm cehennemlerden daha özel bir fikre ev sahipliği yapıyor ve daha büyük bir emeğin ürünü. uhrevi dünyanın tüm iblisleri birleşin! cennet'te yaptığınız kölelikten başka kaybedeceğiniz neyiniz var? netice de milton abiye göre akıl kendi mekanlarını yaratıyor. eh öyle cennete böyle cehennem demiş ve giderini yapmış. şapka çıkaralım. düğmelerimizi ilikleyelim. ama meleklerin ve iblislerin iç işlerine lütfen karışmayalım. özgür irade söylencesi denen bir şey var malum!
olaya milton abi açısından bakarsak, meleklerin ve iblislerin kendi kaderini tayin hakkını savunduğunu görürüz. pandemonium devrimci bir tutumun ürünüdür. zaten john martin'in tablosu da devrimin kıvılcımının çakıldığı anı betimliyor. kuvvetle muhtemel o esnada başkent sokakları, ''gün doğdu hep uyandık alevlerle sınandık, bağımsızlık uğruna da pandemonium'da toplandık!'' tarzı bir marş ile inliyordu. gerçekten muazzam bir tablo. duyguyu veriyor cidden. netice olarak baktığınızda milton'un cehennemi, tüm cehennemlerden daha özel bir fikre ev sahipliği yapıyor ve daha büyük bir emeğin ürünü. uhrevi dünyanın tüm iblisleri birleşin! cennet'te yaptığınız kölelikten başka kaybedeceğiniz neyiniz var? netice de milton abiye göre akıl kendi mekanlarını yaratıyor. eh öyle cennete böyle cehennem demiş ve giderini yapmış. şapka çıkaralım. düğmelerimizi ilikleyelim. ama meleklerin ve iblislerin iç işlerine lütfen karışmayalım. özgür irade söylencesi denen bir şey var malum!
devamını gör...
evde az malzemeyle fırında cips yapmak
orta boy dört beş patatesin kabuklarını soyup, rendeleyiciyle * doğrayıp soğuk suda biraz bekletiyorsun.
eğer evde doğrayıcın yoksa bıçakla da yapabilirsin ama incecik doğraman gerekir.
sonra başka bir kaba dört yemek kaşığı yağ koy * ve bu yağın içine isteğe göre tuz ve diğer baharatları ekle.
patatesleri sudan çıkar durula,kurula ve bu yağın içinde mıncır biraz.
fırını iki yüz dereceye ve yarım saate ayarla.
on beş dakika sonra patatesleri ters yüz edeceksin unutma.
afiyet olsun canım *
eğer evde doğrayıcın yoksa bıçakla da yapabilirsin ama incecik doğraman gerekir.
sonra başka bir kaba dört yemek kaşığı yağ koy * ve bu yağın içine isteğe göre tuz ve diğer baharatları ekle.
patatesleri sudan çıkar durula,kurula ve bu yağın içinde mıncır biraz.
fırını iki yüz dereceye ve yarım saate ayarla.
on beş dakika sonra patatesleri ters yüz edeceksin unutma.
afiyet olsun canım *
devamını gör...
boğulan fare deneyi
1950'lerde dr. curt richter tarafından gerçekleştirilen sert bir deneydir. bu deneyde bir grup farenin ne kadar sürede boğulacağı test edilmiştir. ilk deney grubunda, fareler bir kovadaki suya atılır. yaklaşık 15 dk sonra çoğu pes ederek yüzmeyi bırakır ve boğulurlar. ikinci deney grubunda yine bir grup fare suya atılır ancak bu kez fareler pes ettiği anda sudan çıkartılır, kuru ve güvenli bir yerde belli bir süre bekletilir. ardından bu sudan çıkarılan fareler tekrar suya atılır. deneyi yapan kişiler 15 dk'dan daha fazla mücadele edeceklerini öngörmüştür 20 dk-40 dk gibi. ancak fareler bu kez yaklaşık 60 saat yani iki günden fazla boğulmamak için çırpınır dururlar. sonuçlar epey şaşırtıcıdır. deneyi gerçekleştiren richter'ın vardığı sonuç: bir sıçanı boğulmaktan kurtarmak, o sıçana umut verdi olmuştur. bunu şu şekilde yorumlayabiliriz, insanlar farelerden oldukça farklı olsa da hayatta kalmaya çalışan canlılar olma kısmı ikisinde de ortaktır. yani hepimizin yüzmeye devam etmek için bir nedene ihtiyacı vardır. umut kimi zaman önemli bir amaca hizmet eder, hayatta kalmak ve mücadele etmek için bizlere tetikleyici görevi görür. kaynak
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
salak mısın cemile
devamını gör...
en korkulan ölüm şekli
boğulmak ya da yanmak. ikisi de çok acı verici.
devamını gör...
özel mesajdan küfür yemek
beni çok sevmezler. duygularıyla oynuyormuşum. kocaman erkek diye yazmışım genel bilgilere. yetmemiş rozet koymuşum. hala selam baby diyen var.
not: erkeğim.
not: erkeğim.
devamını gör...

