yazarların engellediği ilk yazar
(bkz: tanımları hızlıca gözden geçirip nickini aramak)
çok şükür bugün kimsenin engellediği olmamışım.
çok şükür bugün kimsenin engellediği olmamışım.
devamını gör...
sezgin tanrıkulu’nun amedspor’u savunması
twitter.com/bpthaber/status...
bu adam chp’li mi yoksa, hdp’li mi? amedspor’lu oyuncu jiletle saldırmadı mı? taraftarları istiklal marşını yuhlamadı mı? bu adam daha neyini savunuyor? cidden oy kaybedelim diye yapıyorlar. atam olsaydı ilk başta bunları sallandırırdı.
bu adam chp’li mi yoksa, hdp’li mi? amedspor’lu oyuncu jiletle saldırmadı mı? taraftarları istiklal marşını yuhlamadı mı? bu adam daha neyini savunuyor? cidden oy kaybedelim diye yapıyorlar. atam olsaydı ilk başta bunları sallandırırdı.
devamını gör...
seri artı oy veren melek
benimdir. herhangi bir başlıkta gördüğüm veya beni oylayan yazarın profiline girer, inceler bana hitap eden tanımlarından artımı da favımı da esirgemem.
ben artılarken benden bir şey eksilmiyor ama o yazar hem motive oluyor hem de mutlu oluyor.
bilhassa yeni yazarların profilini inceliyorum ve oyluyorum motive olsunlar diye.
günlük hayatımda da insanları yüceltmekten çekinmem.
güzel bir özelliklerini gördüm mü hiç dayanamam söylerim.
şımarır mı diye düşünmem bile.
varsın şımarsın, insanların güzel şeyler de duymaya ihtiyacı var.
ben artılarken benden bir şey eksilmiyor ama o yazar hem motive oluyor hem de mutlu oluyor.
bilhassa yeni yazarların profilini inceliyorum ve oyluyorum motive olsunlar diye.
günlük hayatımda da insanları yüceltmekten çekinmem.
güzel bir özelliklerini gördüm mü hiç dayanamam söylerim.
şımarır mı diye düşünmem bile.
varsın şımarsın, insanların güzel şeyler de duymaya ihtiyacı var.
devamını gör...
ferhan şensoy
güle güle "feran ağbi"....
tanrım açamadık içimizi
artık buluşmamız mahşere kaldı
ne yelken ne gemi var limanda
kaçmak bir uzun sefere kaldı
mercan bir sahildeymiş gemiler
bulmak kasvetli günlere kaldı.
tanrım açamadık içimizi
artık buluşmamız mahşere kaldı
ne yelken ne gemi var limanda
kaçmak bir uzun sefere kaldı
mercan bir sahildeymiş gemiler
bulmak kasvetli günlere kaldı.
devamını gör...
sevdiği halde vazgeçen insan
başka şansı kalmayan insandır. sadece sevgi ile bazen hiçbir şey çözülmüyor. özellikle tek taraflı bir sevgi ile
devamını gör...
izmir'de pandemi nedeniyle intihar eden kahvehane işletmecisi
aylardır ekmek teknesi kapalı olan kahvehane sahibi dün akşam pompalı tüfekle canına kıymış. lebaleb kongre yaparken esnafın sıkıntısını görmezden gelenlerin elindedir kanı bu insanların. esnafa doğru düzgün destek verip tedbirlere herkesin uymasını sağlayın artık ya da küçük esnafı rahat bırakın.
haber linki
haber linki
devamını gör...
kafa sözlük
ukde sekmesine dair bir güncelleme için ricada bulunmuştum ve yapmışlar gel de sevme işte imkansız.
devamını gör...
bir kişi hakkında geçmiş zamanla konuşmak
hayatınızda var olduğu için mutlu olduğunuz, yokluğuna alışmak da zorlandığınız insanların ölümü sonucunda onlardan bahsederken yaptığınız eylemdir.
sürekli yanınızda olduğu zamanlar onun hakkında geniş zamanla konuşurken sanki birlikte geçirilen zamanlar çok doğal bir şeymiş gibi gelir. onunla yaşanan her şey düzenli olarak sürekli yapılan etkinlikler gibidir.
bazen onu gözünüzün önünden ayırmak istemediğiniz zamanlar ondan şimdiki zamanla bahsedersiniz. sanki başka bir zamana geçmek, onun yaptıklarına şahit olmamak gerçekliğin sonsuza dek yitmesi gibi bir şey olacaktır. yaptığı her şeyi izlemek ve bunları zihninizde şimdiki zaman ile çekmek istersiniz.
sonra onunla ilgili planlar yapmaya ya da onunla birlikte planlar yapmaya başladığınızı fark edip ufak bir manevra ile gelecek zamanla konuşmaya başlarsınız. her cümle sizin oluşturduğunuz çoğul bir özne ile başlar ve her cümlenin noktasının hemen öncesinde inançla kesinleştirilmiş bir gelecek zaman eki görünür. çok inanırsınız geleceğe ama içinizden bir his bir merdivenin altından geçen kara kedi gibi yoklar içinizi.
ve en nihayetinde beklenmedik - çünkü her ölüm erken ölümdür- geldiğinde artık tüm zamanlarınızı feda etmeye hazır olduğunuz insanı sadece geçmiş zamanla anmak zorunda kaldığınızı fark edersiniz. bu çok zordur. bu çok zor gelir insana. öyle bir andır ki o ilk aydınlanma anı insan sonsuz bir geçmiş zaman içinde kısıldığını hisseder. bütün zamanlar birleşip tek bir geçmiş zaman içinde anlamlarını yitirir.
bir insan hakkında geçmiş zamanla konuşmaya başlamak diğer tüm zamanları hükümsüz kılar.
sürekli yanınızda olduğu zamanlar onun hakkında geniş zamanla konuşurken sanki birlikte geçirilen zamanlar çok doğal bir şeymiş gibi gelir. onunla yaşanan her şey düzenli olarak sürekli yapılan etkinlikler gibidir.
bazen onu gözünüzün önünden ayırmak istemediğiniz zamanlar ondan şimdiki zamanla bahsedersiniz. sanki başka bir zamana geçmek, onun yaptıklarına şahit olmamak gerçekliğin sonsuza dek yitmesi gibi bir şey olacaktır. yaptığı her şeyi izlemek ve bunları zihninizde şimdiki zaman ile çekmek istersiniz.
sonra onunla ilgili planlar yapmaya ya da onunla birlikte planlar yapmaya başladığınızı fark edip ufak bir manevra ile gelecek zamanla konuşmaya başlarsınız. her cümle sizin oluşturduğunuz çoğul bir özne ile başlar ve her cümlenin noktasının hemen öncesinde inançla kesinleştirilmiş bir gelecek zaman eki görünür. çok inanırsınız geleceğe ama içinizden bir his bir merdivenin altından geçen kara kedi gibi yoklar içinizi.
ve en nihayetinde beklenmedik - çünkü her ölüm erken ölümdür- geldiğinde artık tüm zamanlarınızı feda etmeye hazır olduğunuz insanı sadece geçmiş zamanla anmak zorunda kaldığınızı fark edersiniz. bu çok zordur. bu çok zor gelir insana. öyle bir andır ki o ilk aydınlanma anı insan sonsuz bir geçmiş zaman içinde kısıldığını hisseder. bütün zamanlar birleşip tek bir geçmiş zaman içinde anlamlarını yitirir.
bir insan hakkında geçmiş zamanla konuşmaya başlamak diğer tüm zamanları hükümsüz kılar.
devamını gör...
misvak'ın aşağı bak karikatürü
"mizah nasıl yapılmaz" konulu kamu spotu için misvak dergisine teşekkürler.
devamını gör...
vegan
bilmem bilir misiniz bu meseli;
bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan bir adama rastlar. biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder.
“niçin bu deniz yıldızlarını denize atıyorsunuz?” diye sorar.
topladıklarını hızla denize atmaya devam eden adam, “yaşamaları için” yanıtını verir.
adam bu defa “iyi ama burada binlerce deniz yıldızı var. hepsini atmanıza imkan yok. sizin bunları atmanız neyi değiştirecek ki?” der.
yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi, “bak onun için çok şey değişti” karşılığını verir.
ışte veganlar ve vejetaryenler o adamın yaptığını yaparlar.
en asgari olana karşı tutum sergilerler.
ellerinden geleni yapmaya çalışırlar.
yani zararı en aza indirene kadar mücadele ederler.
bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan bir adama rastlar. biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder.
“niçin bu deniz yıldızlarını denize atıyorsunuz?” diye sorar.
topladıklarını hızla denize atmaya devam eden adam, “yaşamaları için” yanıtını verir.
adam bu defa “iyi ama burada binlerce deniz yıldızı var. hepsini atmanıza imkan yok. sizin bunları atmanız neyi değiştirecek ki?” der.
yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi, “bak onun için çok şey değişti” karşılığını verir.
ışte veganlar ve vejetaryenler o adamın yaptığını yaparlar.
en asgari olana karşı tutum sergilerler.
ellerinden geleni yapmaya çalışırlar.
yani zararı en aza indirene kadar mücadele ederler.
devamını gör...
aklından bir sayı tut
john verdon’un yazmış olduğu ilk romandır.
emekli dedektif dave gurney bir gün eski okul arkadaşı mark mellery’den bir mektup alır, mellery mektupta onunla görüşmesi gerektiğini söylemektedir. gurney’in görüşme teklifini kabul etmesinin ardından yaptıkları görüşmede mellery aldığı bir mektup konusunda gurney’den yardım ister.
mellery posta kutusunda “aklından 1 ve 1000 arasında bir sayı tut.” yazan bir mektup bulmuştur. öylesine 658 sayısını tutan mellery, posta kutusundaki diğer mektubu açtığında 658 sayısı ile karşılaşır.
mellery ile karşılaşmalarının ardından bu olayı aklından çıkaramayan gurney olaya dahil olmayı kabul eder ve zamanla kendisini bilinmezlerle dolu bir davanın ortasında bulur.
incelikle işlenen detaylar ve tek nefeste okuyacağınız olaylarla kitap tam anlamıyla bir şaheser. şahsi düşünceme göre tek eksisi çok ama çok fazla betimleme kullanılması ve bazı olayların uzun uzadıya anlatılması. yine de çok heyecanlı ve sürükleyici bir olay örgüsüne sahip olduğunuz için akıp gidiyor, o yüzden bu eksi sizi çok da rahatsız etmiyor.
mutlaka vakit ayırıp okunması gereken bir kitap, aklınızın bir köşesinde bulunsun.
emekli dedektif dave gurney bir gün eski okul arkadaşı mark mellery’den bir mektup alır, mellery mektupta onunla görüşmesi gerektiğini söylemektedir. gurney’in görüşme teklifini kabul etmesinin ardından yaptıkları görüşmede mellery aldığı bir mektup konusunda gurney’den yardım ister.
mellery posta kutusunda “aklından 1 ve 1000 arasında bir sayı tut.” yazan bir mektup bulmuştur. öylesine 658 sayısını tutan mellery, posta kutusundaki diğer mektubu açtığında 658 sayısı ile karşılaşır.
mellery ile karşılaşmalarının ardından bu olayı aklından çıkaramayan gurney olaya dahil olmayı kabul eder ve zamanla kendisini bilinmezlerle dolu bir davanın ortasında bulur.
incelikle işlenen detaylar ve tek nefeste okuyacağınız olaylarla kitap tam anlamıyla bir şaheser. şahsi düşünceme göre tek eksisi çok ama çok fazla betimleme kullanılması ve bazı olayların uzun uzadıya anlatılması. yine de çok heyecanlı ve sürükleyici bir olay örgüsüne sahip olduğunuz için akıp gidiyor, o yüzden bu eksi sizi çok da rahatsız etmiyor.
mutlaka vakit ayırıp okunması gereken bir kitap, aklınızın bir köşesinde bulunsun.
devamını gör...
hotaru no haka
orijinal ismi hotaru no haka olan, türkçeye ateşböceklerinin mezarı olarak çevrilen 1988 yapımı animasyon film. ısao takahata tarafından yazılmış/yönetilmiş olup studio ghibli imzasıyla çıkmıştır (ısao takahata, hayao miyazaki ile studio ghiblinin kurucusudur).
2. dünya savaşı'nın yavaş yavaş sonlarına gelinirken amerika japon karasını havadan aralıksız bombalamaya başlamıştır. hikayemiz de tam olarak böyle başlar zaten. fakat bu hikayede öyle kahraman askerler cesur komutanlar falan yoktur. hikaye iki japon çocuğun/kardeşin hikayesidir ve otobiyografik bir romandan uyarlanmıştır (ayrıntı için spoilerlı yeri okuyabilirsiniz)
--! spoiler !--
film akiyuki nosaka'nın, 2. dünya savaşı'nda açlıktan ölen kızkardeşinden özür dilemek amacıyla yazdığı hotaru no haka isimli kısmi otobiyografik romanından uyarlanmıştır.
--! spoiler !--
hikayenin konusundan daha fazla bahsetmeyeceğim. izlememiş iseniz, kimsenin sizi rahatsız etmeyeceğinden emin olduğunuz bir zamanda alın battaniyenizi çekilin köşenize ve sessizce izleyin filmi. zira filmin her bir karesi bir sanat eseri gibi, müziklerinden bahsetmiyorum bile..
trivia: kimsesizlerinkimiraikkonen yazarının en sevdiği filmlerdendir kendisi. en sevdiği filmleri defalarca izlemeye bayıldığı halde bu filmi toplamda ancak iki kere izleyebilmiştir. ikisinde de uzunca süre etkisinde kalmıştır. bu sebeple daha fazla izleyememiştir.
2. dünya savaşı'nın yavaş yavaş sonlarına gelinirken amerika japon karasını havadan aralıksız bombalamaya başlamıştır. hikayemiz de tam olarak böyle başlar zaten. fakat bu hikayede öyle kahraman askerler cesur komutanlar falan yoktur. hikaye iki japon çocuğun/kardeşin hikayesidir ve otobiyografik bir romandan uyarlanmıştır (ayrıntı için spoilerlı yeri okuyabilirsiniz)
--! spoiler !--
film akiyuki nosaka'nın, 2. dünya savaşı'nda açlıktan ölen kızkardeşinden özür dilemek amacıyla yazdığı hotaru no haka isimli kısmi otobiyografik romanından uyarlanmıştır.
--! spoiler !--
hikayenin konusundan daha fazla bahsetmeyeceğim. izlememiş iseniz, kimsenin sizi rahatsız etmeyeceğinden emin olduğunuz bir zamanda alın battaniyenizi çekilin köşenize ve sessizce izleyin filmi. zira filmin her bir karesi bir sanat eseri gibi, müziklerinden bahsetmiyorum bile..
trivia: kimsesizlerinkimiraikkonen yazarının en sevdiği filmlerdendir kendisi. en sevdiği filmleri defalarca izlemeye bayıldığı halde bu filmi toplamda ancak iki kere izleyebilmiştir. ikisinde de uzunca süre etkisinde kalmıştır. bu sebeple daha fazla izleyememiştir.
devamını gör...
rüyada görülen kişiye aşık olmak
geri zekalı yarasa bünyemin aylarca muzdarip olduğu hastalık.
şimdi size ne kadar aptal olduğumu anlatacağım.
geçen sene şubat tatilinde arkadaşlarımı ve kuzenlerimi görmek; kalan sürede de kafamı dinleyebilmem için başka bir şehre gittim. toplaştık kuzenlerle, arkadaşlarla görüşüldü derken aradan birkaç gün geçti ve kuzenlerle kanımız kaynamaya başladı. 4 kız kuzendik, yalnızdık. sevgilimiz yoktu, flörtümüz yoktu. sadece saf östrojen.
içlerinden benden 1 yaş büyük olan psikolog kuzenim ortaya şu fikri attı: hadi evleneceğimiz adamı rüyamızda görme ritüelleri yapalım.
canımıza minnetti, 4 meraklı türlü videolar izledik, birşeyler okuduk. öpseniz ne ritüeller denedik anlatmam.
bunun sonucunda bir takım rüyalar gördük. onları da anlatmayacağım.
rüyamda daha evvel hiç görmediğimi varsaydığım uzun saçlı, renkli gözlü ve sakallı * bir adam gördüm.
tabii türlü zorluklardan, hayatımda tanıdığım bütün erkeklerle yolda karşılarak en son ulaştığım adamdan bahsediyorum evet, milyon tane erkek görüp rüyanın sonunda bu adama ulaştım. bana elini uzattı, nazikçe sallanan bir sandaldan indirdi beni. böyle bir rüyaydı.
velhasıl rüyanın etkisinde kalmış bulundum, o saatten sonra aklımı bu adamdan alamıyordum.
tatilime erken son verdim ve eve döndüm, aklımın bir köşesinde hep bu adam vardı.
sonra nevruz oldu, kuzenlerle haberleştik ve yine bir takım ritüeller denedik. her seferinde bu adamı görüyordum.
yaz tatilinde tekrar kuzenlere gittim, ev değiştirmişlerdi. ilk kez kalacağım bir ev olduğu için tabiiki yastığımın altına anahtarı attım. delireceğim! yine bu adamı görüyordum rüyamda!
ve taa ki şu son 2 aya kadar bu adamı aradım durdum saf saf.
vazgeçtim sonra. bir kere benim zevkime dahi hitap etmiyordu bu adam. ancak sevmiştim; çoğu gece onu rüyamda görebilmek için çok yalvardım yalan yok. dış görünüşten öte birşey vardı, hep beni denizin ortasında rezil haldeyken yada sırılsıklam ıslakken elini uzatarak kurtarıyordu.
sonra düşündüm. ben zaten yüzmeyi biliyordum. bana batmak üzere bir tekneden elini uzatarak kurtaracak bir adam gerekmiyordu, gerekirse karaya kadar yüzerdim.
böylece bu hayali adamdan şimdilerde vazgeçtim.
şimdi size ne kadar aptal olduğumu anlatacağım.
geçen sene şubat tatilinde arkadaşlarımı ve kuzenlerimi görmek; kalan sürede de kafamı dinleyebilmem için başka bir şehre gittim. toplaştık kuzenlerle, arkadaşlarla görüşüldü derken aradan birkaç gün geçti ve kuzenlerle kanımız kaynamaya başladı. 4 kız kuzendik, yalnızdık. sevgilimiz yoktu, flörtümüz yoktu. sadece saf östrojen.
içlerinden benden 1 yaş büyük olan psikolog kuzenim ortaya şu fikri attı: hadi evleneceğimiz adamı rüyamızda görme ritüelleri yapalım.
canımıza minnetti, 4 meraklı türlü videolar izledik, birşeyler okuduk. öpseniz ne ritüeller denedik anlatmam.
bunun sonucunda bir takım rüyalar gördük. onları da anlatmayacağım.
rüyamda daha evvel hiç görmediğimi varsaydığım uzun saçlı, renkli gözlü ve sakallı * bir adam gördüm.
tabii türlü zorluklardan, hayatımda tanıdığım bütün erkeklerle yolda karşılarak en son ulaştığım adamdan bahsediyorum evet, milyon tane erkek görüp rüyanın sonunda bu adama ulaştım. bana elini uzattı, nazikçe sallanan bir sandaldan indirdi beni. böyle bir rüyaydı.
velhasıl rüyanın etkisinde kalmış bulundum, o saatten sonra aklımı bu adamdan alamıyordum.
tatilime erken son verdim ve eve döndüm, aklımın bir köşesinde hep bu adam vardı.
sonra nevruz oldu, kuzenlerle haberleştik ve yine bir takım ritüeller denedik. her seferinde bu adamı görüyordum.
yaz tatilinde tekrar kuzenlere gittim, ev değiştirmişlerdi. ilk kez kalacağım bir ev olduğu için tabiiki yastığımın altına anahtarı attım. delireceğim! yine bu adamı görüyordum rüyamda!
ve taa ki şu son 2 aya kadar bu adamı aradım durdum saf saf.
vazgeçtim sonra. bir kere benim zevkime dahi hitap etmiyordu bu adam. ancak sevmiştim; çoğu gece onu rüyamda görebilmek için çok yalvardım yalan yok. dış görünüşten öte birşey vardı, hep beni denizin ortasında rezil haldeyken yada sırılsıklam ıslakken elini uzatarak kurtarıyordu.
sonra düşündüm. ben zaten yüzmeyi biliyordum. bana batmak üzere bir tekneden elini uzatarak kurtaracak bir adam gerekmiyordu, gerekirse karaya kadar yüzerdim.
böylece bu hayali adamdan şimdilerde vazgeçtim.
devamını gör...
ingilizce bilmenin faydaları
alanında en kaliteli akademik yayınlara rahatça erişebilmek, ingilizce bilmenin sağladığı en büyük faydalardan biridir.
devamını gör...
moderasyon ekibinin gece 4 gibi uykuda olması
(bkz: emin misin ben olsam yapmam)
devamını gör...
davetiye
sonu gelmeyen renkli kağıt parçası. daha evvel bir davetiye ve aynı zamanda baskı merkezinde çalışmış biri olarak diyebilirim ki koca bir muamma. elde yüzlerce deniz kabuğuyla gelip bunları da oraya ekleyin diyen mi istersiniz, klasik (elite) için gelip çiçekli böcekli (iklim) seçip giden mi?*
günün birinde başıma geleceğini biliyordum ama bu sorun olmaz seçer geçerim diyordum. sonuna kadar sadeci bir vatandaşım. bordo zarf içine beyaz zemin hadi en fazla çerçeve gold bir davetiye iş görür deyip klasiklerden bir kaç modeli damat beye attım. nasılsa seçmez diyerekten 3 5 tane de çiçekli böcekli fırlattım ve o gidip şu zaman şeritli doğumdan tanışma evlilik teklifi isteme bilmem ne tarihlerinin yazılı olduğu özel hayat ifşasının hadsafhada bulunduğu seçeneği sevdi.
sinirimden ku du ru yo rum.
günün birinde başıma geleceğini biliyordum ama bu sorun olmaz seçer geçerim diyordum. sonuna kadar sadeci bir vatandaşım. bordo zarf içine beyaz zemin hadi en fazla çerçeve gold bir davetiye iş görür deyip klasiklerden bir kaç modeli damat beye attım. nasılsa seçmez diyerekten 3 5 tane de çiçekli böcekli fırlattım ve o gidip şu zaman şeritli doğumdan tanışma evlilik teklifi isteme bilmem ne tarihlerinin yazılı olduğu özel hayat ifşasının hadsafhada bulunduğu seçeneği sevdi.
sinirimden ku du ru yo rum.
devamını gör...
çocukluğumuzda meşhur olan şarkılar
tarkan - kıl oldum abi
devamını gör...
yazarların sevdikleri tablolar
yazmaya öncelikle bir soru ile başlamak, sevdiğim tabloyu tanımın en sonuna bırakmak istediğim başlık.
bir sanatçı eserini izleyenleri görebilir mi?
şu an içinde bulunduğumuz zaman ve yüz yılda, insanların birbirleri ile iletişim kurmalarının pek çok yolu var ve bu iletişimin gerek salt, sağlıklı gerekse anlaşılabilir olması için bizlere hizmet etmekte olan bir sürü araç mevcut. işte bunlardan bazıları:
sözlükler, sosyalleşme amaçlı diğer internet siteleri, telefonlar, bilgisayarlar...
peki çok çok çok eskiye gider isek, sözlüklerin, facebook, instagram gibi sitelerin; telefonların ve bilgisayarların olmadığı dönemlerde insanlar birbirleri ile nasıl iletişim kurabiliyorlardı? evet aklınıza telgraf, mektup, posta tarzı şeyler gelebilir fakat bunun için içerisinde özellikle sanatı da barındıran farklı araçlar da vardı:
resim yapma sanatı.
günümüzde değerini yalnızca zenginlerin anlayabildiği (!) bu sanat öyle güçlüymüş ki, imparatorlar gibi güçlü, kudretli insanlar bile kendi otorilerini, güçlerini göstermek amacı ile ressamlara tablolarını yaptırırlarmış.
bakınız:
atın üzerinde ihtişamlı bir tablosu yapılan bir kralın halkı, onun güçlü olduğuna inanabilir, ona güvenebilir miydi? kral bu şekilde halkı ile iletişime geçmiş sayılabilir miydi? elbette.


işte bu sanatçılardan bir tanesinin yaptığı bir tablo var ki, onu tıpkı sanat tarihçileri gibi ben de seviyorum.
sanatçı: (bkz: diego velázquez)
tablo: (bkz: las meninas) (bkz: nedimeler)

ispanyol kral ıv. felip'in isteği üzerine çizilen 366 yıllık olan bu tablo, belki de insanlarla iletişime geçmeyi başarabilmiş en iyi ve sanat tarihinin en çok incelenen tablolarından birisi.
tabloda toplam 11 kişi var.
kralın kızı, gösterişli eteği ve parlak sarı saçları ile hemen ortada, bir nedimesi solunda, sağında da eteği ile ona saygısını gösteren bir diğer nedime var. tablonun sağ alt kısmında kralın cüce soytarısı ve sevimli bir yoldaş tüylü dost görünüyor.
arka kısımda, açık olan güçlü kapının hemen yakınında, kraliçenin kahyası bize doğru bakıyor. peki kral nerede?
tabloda elinde palet ile resim çizen şahıs, kral değil. kendisi tablonun resmini yapan şahıs ile aynı şahıs; yani diego velázquez.
peki (bkz: picasso)'nun bile anlamakta zorlandığı bu dahi ressam bu tablonun içinde ise biz mi onu görüyoruz, yoksa görülen mi biziz? ayrıca tekrar sormakta fayda var, kral nerede?
tanım başındaki ilk soruya gelecek olursak, fransız filozof (bkz: michel foucault)'un seyirci bu tabloda ressam için görünür hale gelmiş. cümlesi, bir sanatçı eserini izleyenleri görebilir mi? sorumuzun cevabı oluyor.
kral ise kapının hemen solunda bulunan aynada, hayat arkadaşı ile beraber, aslında bizi izliyor.
o halde, eğer ışığın parlaklığından yola çıkarak bu kesinlikle bir aynadır diyebiliyorsak, kral ve karısı şu anda sizin tabloya baktığınız yerde bulunması gerekiyor. değil mi? evet.
aynanın üzerinde bulunan iki büyük tablo, tabloyu yapan ressamın en sevdiği tablolar ve onları kendi resminin içerisine, kendi bakış açısı ile çizmiş. fakat resmin içerisinde, çizmekte olduğu tablo, aynada görülen kral ve kraliçe'yi resmedebileceği kadar küçük değil, aksine çok çok büyük bir tablo. ispanya kralı ve kraliçesinin ise böyle büyük bir tabloları yok. o zaman neden bu resim? diye soracak oluyoruz ve cevabı şu şekilde:
o dönemler ispanya'nın durumu pek iyi değil! savaşlar var. durum kötü. peki ressam ne düşündü?
bu tabloyu yapabilen dahi bir ressam, kral ve kraliçeyi ihtişamlı bir şekilde yansıtamaz mıydı?
yansıtırdı fakat gereksizdi. o ne yaptı? geleceğe bak! dedi. burada iletişimin amacı buydu !
tabloda görülen genç nesillerin, içinde bulundukları bu sıkıntılı zamanlardan onları kurtaracak kişiler olduğunu göstermek istedi. işte, parlak sarı saçlı kız bu yüzden ışıldıyor...
ressam, ve tablonun içerisinde bulunan kişiler, kendi içinde bulunduğu zaman diliminden, çok daha uzak bir geleceğe bakıyor.
bir sanatçı eserini izleyenleri görebilir mi?
şu an içinde bulunduğumuz zaman ve yüz yılda, insanların birbirleri ile iletişim kurmalarının pek çok yolu var ve bu iletişimin gerek salt, sağlıklı gerekse anlaşılabilir olması için bizlere hizmet etmekte olan bir sürü araç mevcut. işte bunlardan bazıları:
sözlükler, sosyalleşme amaçlı diğer internet siteleri, telefonlar, bilgisayarlar...
peki çok çok çok eskiye gider isek, sözlüklerin, facebook, instagram gibi sitelerin; telefonların ve bilgisayarların olmadığı dönemlerde insanlar birbirleri ile nasıl iletişim kurabiliyorlardı? evet aklınıza telgraf, mektup, posta tarzı şeyler gelebilir fakat bunun için içerisinde özellikle sanatı da barındıran farklı araçlar da vardı:
resim yapma sanatı.
günümüzde değerini yalnızca zenginlerin anlayabildiği (!) bu sanat öyle güçlüymüş ki, imparatorlar gibi güçlü, kudretli insanlar bile kendi otorilerini, güçlerini göstermek amacı ile ressamlara tablolarını yaptırırlarmış.
bakınız:
atın üzerinde ihtişamlı bir tablosu yapılan bir kralın halkı, onun güçlü olduğuna inanabilir, ona güvenebilir miydi? kral bu şekilde halkı ile iletişime geçmiş sayılabilir miydi? elbette.


işte bu sanatçılardan bir tanesinin yaptığı bir tablo var ki, onu tıpkı sanat tarihçileri gibi ben de seviyorum.
sanatçı: (bkz: diego velázquez)
tablo: (bkz: las meninas) (bkz: nedimeler)

ispanyol kral ıv. felip'in isteği üzerine çizilen 366 yıllık olan bu tablo, belki de insanlarla iletişime geçmeyi başarabilmiş en iyi ve sanat tarihinin en çok incelenen tablolarından birisi.
tabloda toplam 11 kişi var.
kralın kızı, gösterişli eteği ve parlak sarı saçları ile hemen ortada, bir nedimesi solunda, sağında da eteği ile ona saygısını gösteren bir diğer nedime var. tablonun sağ alt kısmında kralın cüce soytarısı ve sevimli bir yoldaş tüylü dost görünüyor.
arka kısımda, açık olan güçlü kapının hemen yakınında, kraliçenin kahyası bize doğru bakıyor. peki kral nerede?
tabloda elinde palet ile resim çizen şahıs, kral değil. kendisi tablonun resmini yapan şahıs ile aynı şahıs; yani diego velázquez.
peki (bkz: picasso)'nun bile anlamakta zorlandığı bu dahi ressam bu tablonun içinde ise biz mi onu görüyoruz, yoksa görülen mi biziz? ayrıca tekrar sormakta fayda var, kral nerede?
tanım başındaki ilk soruya gelecek olursak, fransız filozof (bkz: michel foucault)'un seyirci bu tabloda ressam için görünür hale gelmiş. cümlesi, bir sanatçı eserini izleyenleri görebilir mi? sorumuzun cevabı oluyor.
kral ise kapının hemen solunda bulunan aynada, hayat arkadaşı ile beraber, aslında bizi izliyor.
o halde, eğer ışığın parlaklığından yola çıkarak bu kesinlikle bir aynadır diyebiliyorsak, kral ve karısı şu anda sizin tabloya baktığınız yerde bulunması gerekiyor. değil mi? evet.
aynanın üzerinde bulunan iki büyük tablo, tabloyu yapan ressamın en sevdiği tablolar ve onları kendi resminin içerisine, kendi bakış açısı ile çizmiş. fakat resmin içerisinde, çizmekte olduğu tablo, aynada görülen kral ve kraliçe'yi resmedebileceği kadar küçük değil, aksine çok çok büyük bir tablo. ispanya kralı ve kraliçesinin ise böyle büyük bir tabloları yok. o zaman neden bu resim? diye soracak oluyoruz ve cevabı şu şekilde:
o dönemler ispanya'nın durumu pek iyi değil! savaşlar var. durum kötü. peki ressam ne düşündü?
bu tabloyu yapabilen dahi bir ressam, kral ve kraliçeyi ihtişamlı bir şekilde yansıtamaz mıydı?
yansıtırdı fakat gereksizdi. o ne yaptı? geleceğe bak! dedi. burada iletişimin amacı buydu !
tabloda görülen genç nesillerin, içinde bulundukları bu sıkıntılı zamanlardan onları kurtaracak kişiler olduğunu göstermek istedi. işte, parlak sarı saçlı kız bu yüzden ışıldıyor...
ressam, ve tablonun içerisinde bulunan kişiler, kendi içinde bulunduğu zaman diliminden, çok daha uzak bir geleceğe bakıyor.
devamını gör...


