how i met your mother'ın en iyi bölümü
en iyi bölüm değil fakat en iyi sahnesi 8. sezon 18. bölümde. marshall'ın bonibonları düşürme sahnesi, aşağıya bırakıyorum.
buradan
buradan
devamını gör...
türkiye'de unutulamayan olaylar
mehmet pişkin'in intiharı..unutamadığım bir olaydır.unutulmayacak bir olaydır..
devamını gör...
can sıkan dürümler
kadıköy meydanında 6-8 liraya büfelerden yediğiniz dürümlerdir.
lavaşlar çamaşır suyu gibi kokar, dönerin tadı ot gibidir; garnitürler zaten işe yaramaz...
ama ne yapalım yiyoruz, hatıralarımız var, dostluklarımız var.
lavaşlar çamaşır suyu gibi kokar, dönerin tadı ot gibidir; garnitürler zaten işe yaramaz...
ama ne yapalım yiyoruz, hatıralarımız var, dostluklarımız var.
devamını gör...
elmalı tarçınlı kurabiye
durduk yere çay demlettiren, elma, tarçın ve ceviz kombiniyle oluşan kıyır kıyır kurabiye.
devamını gör...
karmasıydı takipçisiydi başlığıydı tanımıydı derken profilimizin gökkuşağına çevrilmesi
ivanmilinski yalnız değildir,isyanına hak veriyor ve katılıyorum.
devamını gör...
adalar
adalara mı modalara mı?
tabii ki adalara.. o tatlı vapur telaşı.
8.15 vapuru ile yonca evcimik eşliğinde kimseyi görmesende karşıda beyaz atlı olmasa da prens görünümlü prens adaları'na kavuşmak var. nedense aklıma hep ada sahillerinde bekliyorum gelir. sürekli mırıldanırım nerede kimi bekliyorum bilmiyorum ama bir fasıl eşliğinde var dolanmalarım. bir ada vapuru yandan çarklı bir biz heybeli'de her gece derken geçer zamanın. yol hiç bitmesin.. ister bisiklet ister yaya dönüp dolaşıp geleceksin yine o merkez çarşıya. ben burada şiir yazarım, hikaye yazarım nidaları her köşe başı çekilen hangisi güzel çıktı fotoğrafları... adalar güzeldir ruhu besler, dinlendirir. hele o heybeli yok mu!
tabii ki adalara.. o tatlı vapur telaşı.
8.15 vapuru ile yonca evcimik eşliğinde kimseyi görmesende karşıda beyaz atlı olmasa da prens görünümlü prens adaları'na kavuşmak var. nedense aklıma hep ada sahillerinde bekliyorum gelir. sürekli mırıldanırım nerede kimi bekliyorum bilmiyorum ama bir fasıl eşliğinde var dolanmalarım. bir ada vapuru yandan çarklı bir biz heybeli'de her gece derken geçer zamanın. yol hiç bitmesin.. ister bisiklet ister yaya dönüp dolaşıp geleceksin yine o merkez çarşıya. ben burada şiir yazarım, hikaye yazarım nidaları her köşe başı çekilen hangisi güzel çıktı fotoğrafları... adalar güzeldir ruhu besler, dinlendirir. hele o heybeli yok mu!
devamını gör...
badem bıyık
bir zamanlar bank asya hesabı açabilmek için gerekli olan bıyık tarzı.
devamını gör...
geceye nazım hikmet'ten bir şiir bırak
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
devamını gör...
anlatırken ağlarım diye anlatamadıklarımız
mutlak yalnızlığın bir getirisi olarak insanın kendisinden bahsetmemesi bir noktada anlaşılabilir; lakin nihai surette anlaşılmadığını kişi bizzat görecektir de. neticede insan yalnızdır ebediyen belki, fakat yalnızlığını giderebilecek bir ruh arkadaşlığı da her daim kurulabilir. en azından ben buna inanıyorum. ve inanç, sevgili sözlük, her ne kadar ben hiçbir şeye inanamasam da belki umutsuzca umuda inanıyorum.
sıradanlığın ve gösterişin bu denli gözümüze sokulduğu ve bir anlamda yüceltildiği hatta kutsallaştırıldığı günümüz dünyasında -ki bana kalırsa her zaman böyleydi dünya dolayısıyla insan- insanın anlatmak istememesi anlaşılabilir. niçin? ne alakası var şimdi bunun bu başlıkla? şöyle ki, insan yukarıda da belirttiğim gibi anlaşılamaz bir varlıktır. fakat tamamen bir anlaşılamamazlık da romantizmin 21. yüzyıla bir getirisi olmalı. dramaturji epey hat safhada. hem şunun şurasında gerçek nedir özünde? birçok gerçek var ve biz o gerçeklerin peşinden gideceğiz derken kendi istediğimizi unutuyoruz. "falanca insanlar bu görüşteler, o halde öğreneyim." diyoruz (kaba bir tarifle). ardından biat ediyoruz ve trajedimizi bir noktada başlatıyoruz. her ne kadar öğrenmek derken bu cümlede kitapları ve o lanetli bilgiyi kastetsem de daha genel bir çerçevede bütün hayat şartlarını kastediyorum.
insan anlatmak istemiyor bazı şeyleri. kimi zaman kendi yoğunluğu insanlara yük olmasın diye, kimi zaman kendinden geçmişçesine haykırırken duvarlara. fakat nedir doğrusu? işte bunu bilemiyoruz. fakat sıradan insan portresi bu noktada insanın canını sıkıyor olmalı. çünkü neticede herkes sıradan. her ne kadar bazılarımız epey farklı ve derinlikli gözükebilse de... işte böyle insanlar (elbette her insanın özünde aynı olduğunu savunanlardanımdır ben) -böyle insanlar belki bu sıradanlığı daha derin bir hüzünle hissediyordur. ya da bütün insanlar böyledir, bilmiyorum. "ben de sıradanım mademki, o halde niçin kendimden bahsedeyim?" diye sorarız. aslında anlatmayı da çok isteriz. sadece sıkışmışızdır kendi içimizde. işte bu noktada başlıklı alakalı olarak bunu tam olarak söyleyebilirim. lafı dolandırdım sanırım epey. yüreğimden dökülmeye başlayınca kelimeler işte böyle oluyor.*
epey bir süreden beri kendime şöyle diyordum: "konuşmak çok zahmetli. zor ve herkes her şeyi biliyor." aslında bu cümleler yaklaşık beş yıl önce yazdığım bir hikayenin giriş kısmıydı. ve bu düşüncelerin beynimin derinliklerine bir yere nasıl yerleştiğini halen merak ediyorum. büyük bir muamma! neden konuşmak zahmetli? yanılmıyorsam epey karanlık bir alanda takıldığım için zamanında. şimdiyse aydınlıktayım. daha doğrusu karanlık ve aydınlığın tam sınırındayım. lakin nereye geçmem gerektiğini bilemiyorum. yardım edin, korkuyorum. *
t: son 1 yıldır başımda olan bela.
sıradanlığın ve gösterişin bu denli gözümüze sokulduğu ve bir anlamda yüceltildiği hatta kutsallaştırıldığı günümüz dünyasında -ki bana kalırsa her zaman böyleydi dünya dolayısıyla insan- insanın anlatmak istememesi anlaşılabilir. niçin? ne alakası var şimdi bunun bu başlıkla? şöyle ki, insan yukarıda da belirttiğim gibi anlaşılamaz bir varlıktır. fakat tamamen bir anlaşılamamazlık da romantizmin 21. yüzyıla bir getirisi olmalı. dramaturji epey hat safhada. hem şunun şurasında gerçek nedir özünde? birçok gerçek var ve biz o gerçeklerin peşinden gideceğiz derken kendi istediğimizi unutuyoruz. "falanca insanlar bu görüşteler, o halde öğreneyim." diyoruz (kaba bir tarifle). ardından biat ediyoruz ve trajedimizi bir noktada başlatıyoruz. her ne kadar öğrenmek derken bu cümlede kitapları ve o lanetli bilgiyi kastetsem de daha genel bir çerçevede bütün hayat şartlarını kastediyorum.
insan anlatmak istemiyor bazı şeyleri. kimi zaman kendi yoğunluğu insanlara yük olmasın diye, kimi zaman kendinden geçmişçesine haykırırken duvarlara. fakat nedir doğrusu? işte bunu bilemiyoruz. fakat sıradan insan portresi bu noktada insanın canını sıkıyor olmalı. çünkü neticede herkes sıradan. her ne kadar bazılarımız epey farklı ve derinlikli gözükebilse de... işte böyle insanlar (elbette her insanın özünde aynı olduğunu savunanlardanımdır ben) -böyle insanlar belki bu sıradanlığı daha derin bir hüzünle hissediyordur. ya da bütün insanlar böyledir, bilmiyorum. "ben de sıradanım mademki, o halde niçin kendimden bahsedeyim?" diye sorarız. aslında anlatmayı da çok isteriz. sadece sıkışmışızdır kendi içimizde. işte bu noktada başlıklı alakalı olarak bunu tam olarak söyleyebilirim. lafı dolandırdım sanırım epey. yüreğimden dökülmeye başlayınca kelimeler işte böyle oluyor.*
epey bir süreden beri kendime şöyle diyordum: "konuşmak çok zahmetli. zor ve herkes her şeyi biliyor." aslında bu cümleler yaklaşık beş yıl önce yazdığım bir hikayenin giriş kısmıydı. ve bu düşüncelerin beynimin derinliklerine bir yere nasıl yerleştiğini halen merak ediyorum. büyük bir muamma! neden konuşmak zahmetli? yanılmıyorsam epey karanlık bir alanda takıldığım için zamanında. şimdiyse aydınlıktayım. daha doğrusu karanlık ve aydınlığın tam sınırındayım. lakin nereye geçmem gerektiğini bilemiyorum. yardım edin, korkuyorum. *
t: son 1 yıldır başımda olan bela.
devamını gör...
hayatında hiç kitap okumamış insan
kendi hayatından başka hayata ortak olmamış, başka acılara, hayatlara ortak olmamış insandır. dünyada gördüğü sadece kendi hayatıdır, kendi penceresidir, her zaman kendi penceresinin önündeki çiçekleri sulamış başka çiçeklere şans vermemiş, başka tohumların nasıl büyüdüğünü, nasıl çiçek açacağını öğrenmemiş insandır. halbuki daha fazla çiçeğe daha fazla renge ihtiyacı vardır insanın hayatta.
devamını gör...
apollo
amerikan ulusal havacılık dairesi nasa tarafından gerçekleştirilen insanlı ay yolcuğu projesidir.
özellikle doğu bloku ile yaşanan soğuk savaş ve uzay yarışı, bu projenin gelişmesinde etkili olmuştur.
özellikle doğu bloku ile yaşanan soğuk savaş ve uzay yarışı, bu projenin gelişmesinde etkili olmuştur.
devamını gör...
fütürizm
gelecekçiliktir. kübizm ile hemen hemen aynı yıllarda önce italya'da şair marinetti ve birkaç ressam tarafından başlatılmıştır. aynı yıl fransa'da yayımlanan bildiri ile tüm dünyaya yayılmıştır. birinci dünya savaşı'ndan önce rus edebiyatına sıçramıştır.
daha çok resim ve şiirde etkili olan fütürizm, dadaizm ve sürrealizme zemin hazırlamıştır. sanayi medeniyetinin şekillendirdiği modern hayat ortamında doğan fütürizmin amacı, hayatın en belirgin niteliğindeki teknolojiyi, hızı, dinamizmi sanata sokarak hayat ve sanat arasındaki kopukluğu ortadan kaldırmaktır. onlar için şiirde duygunun yerini makine, çark ve fabrika gürültüleri almıştır.
gelecekçiliğin rus edebiyatındaki en etkin ismi olan mayakovski ''pantolonlu bulut ve omurganın flütü'' isimli uzun şiirleriyle akımı ve adını tüm dünyaya duyurmuştur.
türk şiirinde nazım hikmet'in bazı eserlerinde etkisini görmek mümkündür.
daha çok resim ve şiirde etkili olan fütürizm, dadaizm ve sürrealizme zemin hazırlamıştır. sanayi medeniyetinin şekillendirdiği modern hayat ortamında doğan fütürizmin amacı, hayatın en belirgin niteliğindeki teknolojiyi, hızı, dinamizmi sanata sokarak hayat ve sanat arasındaki kopukluğu ortadan kaldırmaktır. onlar için şiirde duygunun yerini makine, çark ve fabrika gürültüleri almıştır.
gelecekçiliğin rus edebiyatındaki en etkin ismi olan mayakovski ''pantolonlu bulut ve omurganın flütü'' isimli uzun şiirleriyle akımı ve adını tüm dünyaya duyurmuştur.
türk şiirinde nazım hikmet'in bazı eserlerinde etkisini görmek mümkündür.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
bir gün gelir, dünyanın bir yerinde yıllarca senin haberin olmadan yaşamış birine hayatını anlatmak istersin.*
devamını gör...
normal sözlük'te etkileşimin çok az olması
tamda sözlükle ilgili düşünürken gördüğüm başlıktır, başlıyorum;
*beğeni olmaması, okunmuyor demek değildir, ben beğeni ve favori sayısından çok daha fazla okunduğuna eminim
*tanımları okuyanların, beğenenlerin çoğunun, okuduğunu anlamadığını düşünüyorum, çünkü herkes okuduğu tanımla, kendi arayışı arasında bir bağ bulmak için okuyor, buluyorda,
herkes kendi fikrine +1 arıyor, kimse başka milyonlarca "açı" olabileceğini, belkide kendisinden daha iyi bir bakış açısını başkasının düşünmüş olabileceği ihtimalini "sevmiyor" bence...
birçok konuda, toplumla, insanla, teknolojiyle, hobilerle, siyaset, kent kültürü, yabancı dil, beslenme, uyku sağlık konuları ve bunların birbirlerine etkisi vs ile ilgili birçok tanım yazdım, hem nerden öğrendiğimi paylaştım, uyguladığım bilgileri, okuduklarımdan öğrendiklerimi insanlar üzerinde gözlemlediğimi, üzerine düşündüğümü, oluşan kendi yorumlarımı vs yazdım....
sonuç; en çok etkileşim alan tanımlar en çok okunuyorsa, nickaltı yazısımıdır en çok okunacak olan, yada kadın/erkek midir bu sözlüğe girenlerin tek olayı..
sözlük için moderatörlere önerilerim vardı aslında, açacağım başlıklar vardı ama, okunmak da anlaşılmaya yetmiyor bunu anladım, belkide ben karışık anlatıyorum, yada anlatamıyorum galiba..
birkaç gündür, karbonhidratı fazla kaçırdım, gün ışığı görmedim, belkide o yüzden biraz karamsarım sözlük...
*beğeni olmaması, okunmuyor demek değildir, ben beğeni ve favori sayısından çok daha fazla okunduğuna eminim
*tanımları okuyanların, beğenenlerin çoğunun, okuduğunu anlamadığını düşünüyorum, çünkü herkes okuduğu tanımla, kendi arayışı arasında bir bağ bulmak için okuyor, buluyorda,
herkes kendi fikrine +1 arıyor, kimse başka milyonlarca "açı" olabileceğini, belkide kendisinden daha iyi bir bakış açısını başkasının düşünmüş olabileceği ihtimalini "sevmiyor" bence...
birçok konuda, toplumla, insanla, teknolojiyle, hobilerle, siyaset, kent kültürü, yabancı dil, beslenme, uyku sağlık konuları ve bunların birbirlerine etkisi vs ile ilgili birçok tanım yazdım, hem nerden öğrendiğimi paylaştım, uyguladığım bilgileri, okuduklarımdan öğrendiklerimi insanlar üzerinde gözlemlediğimi, üzerine düşündüğümü, oluşan kendi yorumlarımı vs yazdım....
sonuç; en çok etkileşim alan tanımlar en çok okunuyorsa, nickaltı yazısımıdır en çok okunacak olan, yada kadın/erkek midir bu sözlüğe girenlerin tek olayı..
sözlük için moderatörlere önerilerim vardı aslında, açacağım başlıklar vardı ama, okunmak da anlaşılmaya yetmiyor bunu anladım, belkide ben karışık anlatıyorum, yada anlatamıyorum galiba..
birkaç gündür, karbonhidratı fazla kaçırdım, gün ışığı görmedim, belkide o yüzden biraz karamsarım sözlük...
devamını gör...
üniversitede slayttan okuyan hoca
daha korkuncu, senenin başında öğrencilere kendi yazdığı kitabı aldırıp, tüm sene derslere gelmeyen hocadır.
vardı öyle bir hocamız, allah onu bildiği gibi yapsın.
vardı öyle bir hocamız, allah onu bildiği gibi yapsın.
devamını gör...
mesajlaşarak konuşmak vs arayarak konuşmak
yer, zaman ve mekana göre değişkenlik gösteren iletişim türüdür. kıyaslamak doğru olmaz. o an gelir mesaj atarsınız bir an gelir ararsınız.
devamını gör...
spawn
kendisini üzenleri değil ama sevdiklerini üzenleri çok fena üzen yazar.
devamını gör...
bir ilişkide olması gereken en önemli şey
saygı ve güven.
devamını gör...
evli sevgilinden çocuk yapıp eşinin nüfusuna yazdırmak
esra erol'un sunduğu programda ortaya çıkan mide bulunduran hadise.
evli kadın, uzun zamandır evli bir adamla yasak aşk yaşamış. sonra hamilelikten çocuk olunca resmi eşinin nüfusuna yazdırmış.brazilya dizilerine taş çıkarır.
esra erol'un dna testi yaptırdığı çocuğun gerçek babası kadının yasak aşkı çıktı.
kadın bu olaya sanki iyi halt etmiş gibi el hareketiyle sevindi.
nasıl bir çürümüşlük? yozlaşmaktır.
çözümleyemedim.
yemişsin bir halt zamanında bari pişmanlık kırıntısı olsun yok o da yok .
buradan
evli kadın, uzun zamandır evli bir adamla yasak aşk yaşamış. sonra hamilelikten çocuk olunca resmi eşinin nüfusuna yazdırmış.brazilya dizilerine taş çıkarır.
esra erol'un dna testi yaptırdığı çocuğun gerçek babası kadının yasak aşkı çıktı.
kadın bu olaya sanki iyi halt etmiş gibi el hareketiyle sevindi.
nasıl bir çürümüşlük? yozlaşmaktır.
çözümleyemedim.
yemişsin bir halt zamanında bari pişmanlık kırıntısı olsun yok o da yok .
buradan
devamını gör...
