tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
(bkz: sabahattin ali) (bkz: kürk mantolu madonna)
devamını gör...

yurtlar vergilerle değil, first ladymizin bilezikleri bozdurularak yapıldığı için normal olandır. *

muhalif olmanın hakaret sayıldığı düşünülürse; sadece akpli arkadaşların kalabileceği yurtlardır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


eğirdir gölü.
devamını gör...

birkaç gün önce yolda görmüştüm bunu bir seyyar köfteci aracında yazıyordu. güzel olmuş, çok gülmüştüm.
benden ucemak'a gelsin. (gülücük)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hiç bir şey söylemeden boş boş suratına bakmaktır.
moral bozmayı yazarak yapmışsa, hiç bir şey yazmamaktır.
sana diyecek lafım yoktur o bakış-o duruş.
o duruş seni allaha havale ediyorum der.
artık o düşünsün.
akşama kadar yutkunur niye bana ağzımın payı verilmedi diye.
devamını gör...

gamsız olun.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

genelde ortası kurdeleli iç giyim ürünü. ortadaki kurdelenin olayını hala çözebilmiş değilim acaba hediye paketi iması mı yapılıyor.
devamını gör...

hayat tarzım. yoğun çalışan biri olduğumdan, başka türlüsünü düşünemiyorum, ajandam vardır, yapılacak işleri, teslim sürelerini, günlük yapacağım ev işleri vb. her şeyi yazarım ve ona göre planlı ilerlerim. o yüzden de spontan yaşayan kişilere uyum sağlayamıyorum. bir plan/program yapılacaksa, misafir gelecekse ya da misafirliğe gidilecekse en az 2 gün önceden planlamam lazım..
devamını gör...

yalnızlık evi

saatine baktı. evet, vakit gelmişti. veda etmeye hazırlandı. çiçeklerini bir güzel sulamıştı, o yokken bir süre idare eder ve solmazlardı. en sevdiği çiçeği, yani orkidesini, aldı karşısına. konuştu onunla son kez. okşadı yapraklarını, sevdi mor çiçeklerini...

kalktı sonra mutfağa yöneldi. bütün bulaşıkları yıkamış ve hepsini yerleştirmişti. her gün olduğu gibi... buzdolabında bozulacak bir yiyecek bırakmamıştı. yalnız bir yemek dışında. asla gelmeyeceğini bilse de belki bu akşam 'o' gelirse aç kalmasın diye o'nun en sevdiği yemeği yapmıştı. patates kızartması bir insanın en sevdiği yemek olabilirdi pekâlâ.

salona geçti. televizyonda en sevdiği dizi yeni başlamıştı. oturdu, bir süre sakince izledi. sonra televizyonda onun adını duydu ansızın, gözleri doldu. 'hayır' dedi kendi kendine 'hayır, ağlamak yok artık.' cansız gözlerle izlemeye devam etti. artık o dizi bile onu güldüremiyordu. her gece olduğu gibi dün gece de yine doğru düzgün uyuyamamıştı. gözleri yavaş yavaş kapanırken aklında güzel bir düş vardı. yarım saat kadar sonra sıçrayarak uyandı. bir an nerede olduğunu hatırlayamadı. sonra anılar bir bir geri geldi ve sıyrıldı o düş bataklığından.

dışarıda çocukların seslerini duydu ve cama gitti. izledi onları. kendi çocukluğu aklına geldi. acı bir tebessüm etti. elini yanağına dayadı ve bir süre de onları seyretti. yakalamaca oynuyorlardı. sonra biri düştü ve ağlamaya başladı. bir diğeri hemen yanına koştu ve teselli etti. dizi yaralanmıştı. hep beraber alıp götürdüler onu. sokak eski sessizliğine bürünmüştü şimdi.

gözleri yeri buldu. bir karınca gördü. vakti boldu nasıl olsa. bu sefer de onu izlemeye başladı. 'yaşam mücadelesi budur' diye düşündü kendi kendine. çalışkan ve bir o kadar da güçlü karıncalar... küçükler belki ama yolları fazla uzun olsa da onlar hiç yılmadan giderlerdi yuvalarına. ama sanki bu karınca yolunu kaybetmişti yoksa niye onun evinde olacaktı ki. burada bir karınca yuvası yoktu bildiği kadarıyla. nitekim karınca da dört dönüp duruyordu. galiba gerçekten de yolunu kaybetmişti. öldürmek istemedi ama evinde de olamazdı. bir kağıdın üstüne aldı karıncayı ve dışarıya bıraktı. artık o karınca koskoca dünyada yalnızdı. tıpkı kendisi gibi. yolunu kaybetmiş, evini kaybetmişti. o karıncanın hislerini çok iyi anladı. ama karınca ondan daha mücadeleciydi. belki de evini bulurdu. ona iyi temennilerde bulundu.

sonra odasına gitti. yatağını bir güzel düzeltmiş, eşyalarını düzenlemişti. evde tek bir şey dışında her şey kusursuzdu: banyodaki musluk sürekli akıtıyordu. bir türlü yaptıramamıştı. ama artık bir önemi de kalmamıştı. kendisini sürekli rahatsız eden bu şıp sesleri bu sefer ona bir ninni gibi geldi. banyonun önüne çöktü, gözlerini kapattı ve dinledi. her bir damla ile ruhu temizlendi. zihni boşaldı. huzurlu hissetti. o su gibi akıp gittiğini hayal etti. sahi, bir su damlası olsaydı, kardeşleriyle beraber yüzseydi o zaman da yalnız hisseder miydi? yalnızlık tek başına olmak değildi de kalabalıklar içinde tek olmak mıydı? tek başına olmayı yalnızlık olarak görmüyordu. ona göre yalnızlık etrafında birçok insan olmasına rağmen yine de kendini oraya ait hissedememekti. kimsenin onu anlamamasıydı. arkadaşlarla gülüp eğlenmek kolaydı. zor olan onlara kendini anlatmaktı. o da çareyi dışarıda aramayı mantıksız buluyordu zaten. insan kendi kendini iyileştirmeliydi. çünkü kendisini en iyi o bilirdi. o zaman çözümü de içeride bulabilirdi. lakin çabaları hep boşa çıkmıştı. kendi içinde hallettiğini düşündüğü sorunlar sadece bir süreliğine yok olmuş gibi görünüp tam iyi olacakken yine ortaya çıkmışlardı. yavaş yavaş yukarı doğru çıktığını düşünse de her seferinde biraz daha dibe batıyordu. tutunacak o el kendi eli de değilse o zaman kimin eliydi? işte bu soru kafasında belki de binlerce kez yankılanmış ama cevapsız kalmış bir soruydu. tıpkı diğer birçok soru gibi. belki de sorular çözülmek için değil de düşünmek içindi...

tekrardan saatine baktı. vakit artık çok geçti. vedasını edemedi. aylardır her gün edemediği gibi. onu buraya bağlayan neydi? neden bir türlü gidemiyordu. neye veda etmeyi unutuyordu. oysaki o güzel sözlerle dolu mektubu bile hazırdı. masanın üstünde 3 sayfalık bir iç döküş duruyordu işte ama olmuyordu. ayağa kalktı başı önünde ve bakışları yerde...

arkasını dönmüştü ki bir ses duydu. adım sesleri... olduğu yerde mıhlanıp kaldı. zilin sesini duydu. başını yavaşça kaldırdı. bu sesler çok tanıdıktı. gerçek olabilir miydi bu? gelmiş olabilir miydi? yalnızlık evini yıkmaya mı gelmişti, yoksa onunla beraber yaşamaya mı? zil tekrar çaldı. bu sefer daha ısrarcı bir şekilde... birisi adını seslendi. bağırdı: "oradasın biliyorum, nolur aç kapıyı."
kapıya doğru dönmüştü şimdi. kalp atışları hızlanmıştı. hızla soluk alıp vermeye başladı. evet, gerçekten de oydu. fakat niye bu kadar geç kalmıştı? niye daha önce gelmemişti? ya bu sefer gerçekten yapsaydı, her gün yapamadığı şeyi. ya bu sefer gerçekten yapsaydı...

zil artık durmadan çalınıyor, bir yandan da kapı, kırılacak gibi delice yumruklanıyordu. bir an soluğu kesilmiş gibi hissetti. belki de aylardan beri ilk defa gerçekten nefes alıyordu. bilemedi. koştu ve kapıyı açtı. ikisi de kısa bir süre şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. o saniyelerde öyle şeyler düşündü ki. bütün o umutsuz anları. bütün o yalnızlıkları. bu dünyadaki tek oluşları... artık bitmişti. 'o' biraz daha gecikse çok geç olabilirdi belki. o kısa anda yalnızlığın bedenini terk ettiğini, en azından artık yalnızlığını paylaştığını, yalnızlık evinde çift kişi olduklarını hissetti. tek değildi. hayır, hayır hiçbir zaman tek değildi. bu yüzden veda edememişti bir türlü. çünkü aslında bunu istememişti. hep onu beklemişti. her gün aynı vedayı etmiş ama bir türlü gidememişti. şimdi anlıyordu. o, dünyaya veda etse de o'na veda edemezdi.

saniyeler sonra atıldılar ikisi de. sarıldılar birbirlerine. gözlerinden yaşlar akıyordu ikisinin de. zor olmuştu onlar için. uzun uzun sarıldılar. öpüştüler, koklaştılar. özleşmişlerdi. bundan sonra ne olur artık bir önemi yoktu. beraberlerdi. işte asıl önemli olan buydu. yaptığı yemek bu sefer boşa gitmemişti. bu sefer birisi de onunla birlikte yiyecekti ve o yemek bitecekti. baktı gözlerine, içinde kendini buldu. kaybettiği benliğini... "hoş geldin" dedi. "aç mısın? en sevdiğin yemeği yaptım. gel oturalım da hasret giderelim. konuşacak çok konu var." bunları söylerken gülümsüyordu. ama gözleri daha çok gülüyordu. 'o' da gülümsedi, elini tuttu ve mutfağa doğru yürümeye başladılar...

edit: herkese merhaba bayramınız güzel geçiyordur umarımm. bu aralar yazdığım kısa hikayeyi paylaşmak istedim. içinde benim hislerimi barındaran ve eminim sizin de kendinizden bir parça bulacağınız bu kısa hikayemi umarım beğenmişsinizdir. şimdilik yeni bir hikayede görüşene kadar kendinize çook iyi bakın efendim*.
devamını gör...

cilt üzerindeki yara dokularını onarmak, yara ve yanıkların neden olduğu izleri ve lekeleri iyileştirebililmek, akne ve cilt çatlaklarını yok etmek için kullanılan merhem. direk güneşe çıkmadığınız zamanlarda cilt leke tedavisi için de kullanılabilir.
devamını gör...

bunca entry arasinda sadece bir tane ayi bulabildim. ya ayi nasil gelmez aklinza? *
devamını gör...

oy vermeyen cağğnım yazarlarımız da bu vesileyle bol bol oy vermeye başlar. şahsen o kadar hoşuma gitti ki başlıkta aşağı indikçe habire çift tıklıyorum. mükemmel! kafa sözlük gelişiyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

emeğe saygı anlamına gelen cümledir.
özellikle eski tanımlara oy gelince insan mutlu oluyor ve diyor ki sağolun be sağolun.
devamını gör...

fink atmak sözünde geçen fink, gezmek, eğlenmek anlamındadır.
devamını gör...

oldukça gereksiz bir üründür, kağıt israfıdır.

düğün davetiyesi bastırmak yerine çok daha güzel şeyler yapılabilir. mesela o davetiyelere gidecek olan para güvenilir bir yardım kuruluşuna bağışlanabilir, sokaktaki hayvanlar için mama alınabilir yani çok farklı şeyler yapılabilir.
devamını gör...

herkese merhabalar,

bir haftayı daha bitirmeye yaklaşıyoruz. bu haftayı hızla geride bırakırken likit radyo yayını, türkiye saati ile 22.00 ile 00.00 arasında yayında olacak. diğer haftalardaki konseptlerin aksine bu hafta benim zevklerime göre derlediğim bir liste ile yayında olacağım. yakın dönemde çıkan grupların ve kadın vokallerin ağırlıklı olduğu bir liste hazırladım.

her hafta olduğu gibi bu haftada %500 enflasyonla mücadele timi bizlere eşlik edecek.

siz kıymetli yazarımız yayın süresince bu başlık altına yazarak yada bana özel mesaj yoluyla ulaşarak yayına dahil olabileceksiniz. yazdıklarınız ivedilikle anons edilecek.

saat tam 22.00'de sözlük radyosunda görüşmek üzere *

edit; likitlerinizi unutmamanız önemli rica olunur.*
devamını gör...

başkalarının beğenisini kazanmak için yapılmasını yanlış bulduğum eylemdir. herkesin kilosuna kimse karışamaz sonuçta.
devamını gör...

üstünlük meselesi değil de, sanat özgür düşüncenin olduğu yerde başlar. özgür düşünce için de bilim şarttır. yani şöyle anlatayım yediğiniz yemek, giydiğiniz kıyafet, içinde yaşadığınız ev bilimin eseridir. yaşamak için temel ihtiyaçları karşıladıktan sonra sanat ruhun doyum noktasına ulaşmasını sağlar. insanın kendini gerçekleştirme noktasıdır sanat.

avrupada sanat çok ilerde çünkü avrupa bilime yöneldikten sonra ihtiyaçlarını karşılayıp sanata vakit ayırabildi. nitekim osmanlının yükselme döneminde de sanat büyük bir yer kaplıyordu. nasıl ki giydiğimiz dondan kullandığımız kürdana kadar bilimin eseriyse, felsefe, şiir ve bilumum insana estetik veren tüm uğraşlar sanatın alanına girer.

yani üstünlük yoktur sanat ve bilim arasında, birbirini tamamlama vardır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim