rezalet bir video olduğu için kendi söylemini başlık açtım. modlar daha mantıklı şekilde başlığı düzeltebilirler.

buradan
devamını gör...

hocalarımdan birini notumu sisteme girmediğini söylemek için aradığımda konuşma telefonu suratıma kapamasıyla sonlanmıştı. halbuki kabalık da etmemiştim, sadece onun istediği gibi konuşmamışım. arkadaşım aynı konuyu daha mahcup bir tavırla anlatıp rica edince sorunumuz çözüldü. o zaman sorun bendeymiş diye düşünmüştüm. sorun hocaların egolarını öğrenciler üzerinden tatmin etmek istemesi.
devamını gör...

böyle olaylar hep vardı. olmaya da devam edecek.

kimbilir kaç kız, kaç çocuk var bunlara maruz kalıp da söyleyemeyen, hayatı mahvedilen?
sosyal medyada 2-3 gün duyar yapmakla bitmiyor bu iş.

dediğim gibi devletin artık -bi zahmet- bunlara el atması lazım.

cezalar ağırlaştırılmalı, çocuklara ve ailelere cinsel eğitim verilmeli. önüne gelen anne baba olmamalı, eğitimden geçirilmeli.

çünkü bu sorunu kökten çözmemiz lazım, yoksa bu zihniyetten kurtulamayız (#332406 tanımımda bahsettiğim gibi).
yoksa bu haberleri daha çoook görürüz biz.
devamını gör...

şahsen çok beğendiğim ve iki sezonunu da izlediğim dizidir. ricky gervais seven birisi olarak onun canlandırdığı bu depresif, huysuz adam karakterine çok iyi uyum sağladığını düşünmekteyim. dizide tony hariç tüm karakterleri, onun bakış açısından görüyoruz. eşini kaybetmesiyle tony'yi dünyaya bağlayan bir şey kalmadığını anlıyoruz ancak zaman geçtikçe bu sancılı süreci nasıl atlattığına şahit oluyoruz. belki bu sadece benim çıkarımımdır ancak dizide her insanın duygularının değerli olduğu vurgulanmaya çalışılmış. tony'nin gıcık olduğu yarı-cahil kath'in bile duyguları ve içindeki boşluk gözümüze gözümüze çarpıtılıyor. bu açıdan baktığımızda dizi biraz da "kötü bir gün geçirmiyorsa insanların çoğu fena değildir." mottosunu vurguluyor diyebiliriz. tony için değersiz ve hayatındaki bir figüran gibi duran insanlar, gün geçtikçe onun için o kadar da önemsiz olmamaya başlıyor. tüm bunlar olurken yaşanılanlar çok komik veya duygusal olabiliyor. her zamanki gibi ricky gervais'in din eleştirileri de yer yer göze çarpıyor. ben bayağı sevdiğim için kesinlikle tavsiye ettiğim bir dizidir. üçüncü sezonu heyecanla bekliyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

utanmasalar recep tayyip erdoğan'ı ata ilan edicekler.
devamını gör...

ömür hanımla güz konuşmaları

ve güz geldi ömür hanım. dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. insanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. yağmur ha yağdı ha yağacak. in-
cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür
hanım?


her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz düşünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?


yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına... ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?


dönelim...dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır... olsun dönelim biz yine de. bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim.

ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım.
büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde. umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.

yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım.
bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut
karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki? yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama... değil mi yoksa?


öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım
eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; biryemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, dar çevre yitiklerinde önem kazanmaya...


oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir ömür hanım?


susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur. sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük... yalnızım ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım... sularım toprağa sızıyor bak. yüzümü geceler örtüyor. binlerce taş saklanıyor içimde. kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?


kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki... bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten? sözü yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...kimsenin kimseyi
anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki? olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor muyum? olsun. yanıldığımı biliyorum ya...



yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan. belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü, iç zenginliği verir insana. dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
kalıcı ömürlüdür... alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.


kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. istemenin kuralı
yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz...


biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. en büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak... kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
ufuklarımızsa sisler içinde... o kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye... nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? ve nedir
ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. çözemeyiz de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla.


dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su... sızar iğne ucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan, dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de...


sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. yıldım ömrümün kalıplarından. beni duy ve anla.


yağmur dindi ömür hanım. gökyüzü masmavi gülümsedi yine. doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından. ne aldanış! bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
kurşuni-külrengi mi yoksa?


gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım, gözlerimle değil dudaklarımla. yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan. delilik mi dedin? kim bilir...belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi? kim ne diyebilir ki?


kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları,
elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim
-içinde senin ve benim ağırlığım-
benim
olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde,
incelik adına, ben geçtim...
yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile...
yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.


ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum. bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. içimde bir çocuk,
yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?



ankara, güz/1983

şükrü erbaş

dopdolu içini, asırlarca susmuş birinin döktüğü satırları, ne yazsa peş peşe şiir olan mısralarıyla ömür hanım...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

varlığından çok da emin olmadığım şov.

nasıl ki trollükten şikayet edene "başlıkları engelle olsun bitsin" diyoruz, nasıl ki bilgi içeriği isteyenlere "bilgi kategorisine gir, orada takıl" diyoruz ve herkes kendisi için haklı olarak bunları rahatça söyleyebilmek adına bir ifade özgürlüğü istiyor, bu da bir ifade özgürlüğüdür. isteyen tek tek herkese (yani takip ettiği, etkileşim sağladığı insanlara) mesaj atarak gideceğini söyler, isteyen bunu tek duyuru ile topluca ilan eder. her giden ayrı başlık açmadığı sürece çok da büyük bir mesele değil diye düşünüyorum.

bunu her zaman ilgi açlığına yormak hiç doğru değil. var mıdır ilgi için yapan? mutlaka vardır ama herkesi de aynı kefeye koyamayız. hem burada "benimle ilgilenin" demenin farklı yollarını uygulayan ve istediğini elde eden öyle insanlar var ki, özellikle gideceğini söyleyenlere kafayı takmak pek de doğru değil.

eğer bu durumdan gerçekten çok rahatsız olursanız, gideceğini söyleyen kişiye ilgi göstermemekle çözebilirsiniz olayı diye düşünüyorum. yani özetle bu işin sürekli gündeme getirilmesi gerekli değil gibi geldi bana.
devamını gör...

dönem şartlarında (bkz: oğlancılık) olarak adlandırılır. osmanlı sınırları içerisinde yaşamış eşcinsellerin yaşam biçimidir. eski adlandırmada (lûtîlik), pasif gay erkekler (lûtî) olarak tanımlanmış, yine bireyler arasındaki ilişkiden gulâmperestlik olarak bahsedilmiştir.
osmanlı imparatorluğu'nda seks işçisi erkeklere "hîz oğlanı" denir ve "hîz"ler devlet tarafından kayıt altına alınırlardı.

hayatını bu işten kazanan erkekler "(bkz: defter-i hîzán)" adlı kütüğe yazılırlardı. (bkz: murat bardakçı)’nın araştırmasına göre “gay’ler eskiden esnaftan sayılır ve padişahın huzurunda yapılan resmi geçitlere bile katılırlardı.”

osmanlı'da oğlancılığın (bkz: orhan gazi) döneminde başladığı sanılmaktadır. osmanlılara esir düşen bizans imparatorluğu'nun selanik başpiskoposu gregory palamas osmanlı'da eşcinsel ilişkinin çok yaygın olduğunu, özellikle hristiyan esirlere yönelik tacizlerin çok olduğunu söylemiştir.
konu hakkında dönemden kalan minyatüre (+18) buradan bakabilirsiniz.

osmanlı'da askerlik yaşı gelen eşcinsellerden cinsel yönelimine dair gerekçe ispatlaması istenmiyor, askerlik yapmaları için eşcinsellik bir engel olarak görülmüyordu. osmanlı ordusunda eşcinseller yeniçerilere hizmet eden "civelek" olarak tanımlanmış, savaşlarda ihtiyacı karşılamak üzere civelekler taburu oluşturulmuştu. civelek taburunda yer alan askerlerin her birini bir yeniçeri sahiplenmiştir.
konu hakkında dönemden kalan minyatüre buradan bakabilirsiniz.

deli birader olarak bilinen (bkz: mehmet gazali), ıı. beyazıt’ın (1481-1512) oğlu şehzade korkut için hazırladığı dafi‘ü ’l-gumum ve rafi‘ü’l-humum (gamları yok eden ve kaygıları kaldıran kitap) adlı bahnamede erkekler için ideal seks partneri olarak oğlanları önerir.
gazali’ye göre kadının tutkusu tehlikelidir ve oğlana göre erkek egosu için tehdittir. benzer şekilde (bkz: nevizâde atayî) (1583-1635) hamse’de kadınlara ilgi duymanın şehveti getireceğini, asıl sevginin civanlara yani oğlanlara duyulan cinsellikten arınmış aşk olduğunu söyler.
devamını gör...

tek bir tanımla içim rahat etmeyeceği için birkaç tanım vereceğim:
"derler ki aşk; birisine seni yok etme kudreti verip, bunu kullanmama hususunda ona itimat etmektir."
(bkz: çalıkuşu)

"aşk birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir. onu kucaklayarak, bütün dünyayı dışarda bırakma arzusudur, insanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir."
(bkz: orhan pamuk)

"aşk bir ayrıcalıktır ve bütün ayrıcalıklar lâyık olunmamış şeylerdir, bu yüzden de bunun bedelini ödemesi gerektir.
(...)aşkın ayrıcalığı her zaman cennet değildir, aynı zamanda cehennemdir de. aşk içinde yaşam, sürekli bir gerginlik, korku ve huzursuzluk içinde geçer."
(bkz: milan kundera)
devamını gör...

aşk ile sevgi arasında ki farkı gösteren ve sevginin aşkı yendiği, kalbimize taht kurmuş, unutulmayan yeşil çam klasiklerinden.
“sahi neydi sevgi? sevgi iyilikti, dostluktu, emekti.”
devamını gör...

batı şeria'da, nablus şehrinin güneyinde israil ve araplar arasında sorun yaşanan bir yerleşim yeridir.
kafa sözlükte ise yitzhar mahlaslı, anlamlı yazılar yazan, fikirlerini özgürce anlatan, mütevazi, bilgi dolu değerli bir yazardır.
devamını gör...

sanırım şu hayattaki en büyük eksikliğim.
babamın yanında rahat olamam, rahatça konuşamam , iki lafı bir araya getiremem, korkarim çünkü ondan. hep bir mesafe vardır aramizda.baba kız ilişkimiz yoktur. yine de saygı da kusur etmem.

çok da severim babamı. ama galiba aramızdaki bu ilişki onun da babasından böyle gormesinden kaynaklı.
sevilmemiş, sevgi nedir tatmamış. bu yüzden evlat sevgisi nedir bilmez, nasıl sevgi gösterilir bilmez.

özellikle kız çocuğu iseniz baba sevgisini tatmazsaniz eğer, ömür boyunca bu boşluğu dolduramazsiniz. baba sevgisi bambaşka bir şey çünkü.
her evladınızı sevin ve sevginizi özellikle evlatlarınıza göstermekten/ hissettirmekten çekinmeyin. aksi halde sevgisiz büyüyen bir nesil yetiştirirsiniz. sevgisiz büyüyen bir neslin sevgisiz tohumlarını atarsınız dünyaya.
devamını gör...

mızmızlanmanızdan oyun oynanmıyor sizinle, ayıp ama...*
devamını gör...

canım mahzuni babanın mükemmel eserlerinden biri daha. orjinalinin yeri tabi ki bir başka. ama yine torunu sevgili yiğit mahzuni bu eseri de çok güzel cover olarak yorumlamış. keyifli dinlemeler
devamını gör...

en yakın arkadaşlarını göz göre göre eziklemek itin malum tarafına sokmak birinci sırada gelir.
devamını gör...

derler ki "ilişkinizden seksi çıkarın. göreceksiniz ki birlikte olduğunuz insanların çoğu size ondan başka hiçbir şey vadetmiyor."

insanlar boş canlarım, sıkıntımız bu. kendi içini doldurmayan ilişkiyi hiç dolduramaz. seksi hayvanlar da yapabiliyor. bir farkımız olmalı...

sadece karşı cinsle değil diğer tüm ilişkilerde de sıkıntının nedeni aynı: çıkarcılık. herkes alacağını alıp kaçma peşinde. kimse "benim istemediğim bana yapılsa hoşuma gider mi?" demiyor. başkalarının da hisleri olabileceği akıllarına gelmiyor yahut bunu umursamıyorlar. kendileri de benzer duyguları yaşadığında akıllanıyor bazıları. bazısında ise o kadar bile kafa yok.

hayatınızı kişilere bağlamayın. çok üzülürsünüz. hedefleriniz olsun, onlara harcayın zamanınızı. o arada doğru dürüst biri de denk gelip hayatınıza girerse kıymetini bilin ama.
devamını gör...

bu konu esasında geçmişi fetö öncesine dahi dayanan bir içeriğe sahip o bakımdan konuyu yorumlamaya önce din kelimesinin kökeninden başlamak istiyorum.

tdk'ya göre din din tanımı tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum ve ikinci anlam olarak da bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen demektir.

bu açıklama üzerinden devam edersek bu terimi şu şekilde okumamız gerekiyor: yaratıcı ve doğaüstü güçleri tanımlamaya ve tapınmayı sistemleştirip bununla ilgili töreler ve sembolleri belirleyen x kurumunun y kurumu ile iletişime geçip aralarında kendi aralarında yaratıcıyı tanımlamaları ile ilgili ortak paydayı bulma çalışması ..

halbuki ortadaki realite yaratıcı tanımlamalarının konuşulup ortak payda da bulunma ile uzak yakın olmadığını herkes gayet net şekilde görebiliyor..
bununla ilgili tarihin sayfalarına bakarsak durumu görebiliriz..

2019 vatikan dinler arası diyalog ziyareti
2014 papanın dinler arası diyalog ziyareti

papanın fas'a dinler arası diyalog ziyareti

göründüğü üzere dinler arası diyalog söylemini a,b,c,d dinleri a - b, c-a , d-b gibi farklı dinler arasında gerçekleşmemekte ısrarla ve ısrarla katolik kilisenin ruhani liderinin islam camiası ile iletişim kurma ya da daha doğrusu etkisi altına alma çabası şeklinde devam etmektedir.

bu açıdan bakıldığında dinler arası diyalog teriminin gerçek açıklaması: katolik kilisesinin haçlı seferlerinden beri hegemonya altına almaya çalıştığı anadolu, mezopotamya ve kuzey afrika bölgesindeki insanlar üzerindeki yeni asimilasyon çabalarının kısa ve insanları ürkütmeyecek olan açıklama biçimidir.
devamını gör...

öneriyle keşfettiğim, gecemi güzelleştiren, ruhumu dinlendiren gruptur. hayyam sever biri olarak kalbimi verdim.
bir kadeh şarap eşliğinde; al cenneti çal başına
devamını gör...

sinsi bilinçaltı. çok sinsidir anlık devreye girer ağlatır, güldürür, öfkelendirir kontrolü ele alır ve sorgulatır noldu böyle bana ya ?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim