herhangi bir sözlük'te takılmanın insan ruhuna ve psikolojisine olan pozitif ya da negatif katkılardır.

kendi adıma söyleyecek olursam, farklı fikirlerden insanlarla seviyeli bir tartışmayı öğrenmek diyebilirim. yani bu dünyada tek haklının ben olmadığımı anlamamı sözlüklere borçluyum. fen bilimleri dışında mutlak doğru diye bir şeyin olmadığını bu platformlarda öğrendim. peki bu hemen, bir anda mı oldu? yo dostum yo! çok sancılı süreçlerden geçtim. kolay gelmedik buralara.
ilk başlarda aynen böyleydim (+18):

neyse ki artık kafa sözlük'teyim. eraa bu! tüm bunların üstüne bir sünger çektim şimdi ve yeni bir hayat, yeni bir düzen işte.
devamını gör...

anne timsah, yumurtadan çıkan yavrularını ağzıyla suya kadar taşır. doğuştan iyi birer yüzücü olan yavrular da suya girer girmez böcek, balık, kurbağa iribaşlarını yemeye başlarlar. ancak ince derili ve küçük olduklarından etraftaki uzun gagalı kuşlar ve etobur canlılar için oldukça lezzetli bir avdırlar. o yüzden anneleri fazla yanlarından ayırmaz.
devamını gör...

aynı ünv. aynı bölümdeydik, ben üç, o ikinci sınıftaydı. 2 aydır görüşüyoruz, her buluşmamızda daha da yakınlaşıyoruz.
artık kararımı vermiş, teklif edecektim. çiçeğimi aldım her zaman buluştuğumuz yurdun yanındaki parkta buluştuk.
"senden çok hoşlanıyorum, gözüm senden başkasını görmüyor" dedim.
mest olmuş bana bakıyordu. devam ettim.
"ben seninle daha fazla vakit geçirmek istiyorum, daha yakın olmak istiyorum böyle şeyler nasıl söylenir bilemiyorum ama.. benimle çıkar mısın ?" dedim yutkuna yutkuna..
"biraz düşüneyim mi? bana bir hafta ver" dedi.
o bir haftada herhalde 7 kilo verdim "acaba ne diyecek " diye düşünmekten.
insan garip bir varlık, ne kadar kötüye alıştırsa da kendini içerde hep bir umut yeşeriyor engel olamıyorsun.. ben beraber sinemaya gittiğimizi, sarıldığımızı, beraber tatillere gittiğimizi, mezun olup aynı eve çıktığımızın hayallerini kuruyordum o bir haftada.. gözüme zerre uyku girmiyordu.
o beklenen gün geldi çattı. yine aynı parkta buluştuk.
"düşünme fırsatın oldu mu ?" dedim
"oldu" dedi.
"peki düşündün mü ?" dedim.
gülümsedi ve " çok zekisin" dedi.
ben de gülümsedim.
gözlerimin içine baktı ve o allah'ın belası ebru gündeş şarkısıyla arabesk arabesk cevap verdi.
"ben seçilmem seçerim"
...
şimdi hala bekar.. at kafası..
devamını gör...

bu da benim lanetim.

kafam kazan gibi dolu, nerdeyse kulaklarımdan çıkacak düşünceler ama yazamıyorum.

sabahtan beri sol frameye mal mal bakıyorum, mimik oynamadı yüzümde.

belki biraz gitmek lazım buralardan.

daha çok yazmak istiyorum ama;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

teknolojinin ve ulaşımın günümüzde geldiği nokta itibariyle inanması güç gelse de dünya üzerinde hiçbir şekilde temasa geçilmemiş 100'e yakın ilkel toplum (kabile) bulunmaktadır.

aslında bu toplumların bir kısmıyla helikopter, uçak ve dronlarla fotoğraflarını çekme amacıyla temasa geçilebilmiştir. bunlara "minimal olarak temasa geçilmiş kabileler" denilmektedir. her ne kadar temasa geçilmiş, modern dünyanın varlığından haberdar olmuş olsalar da "hiç temasa geçilmemiş kabileler"den pek farklı değillerdir.

gördükleri şeyi tam olarak anlayıp anlamadıkları, modern dünya hakkında tahmin yürütebildikleri şüphelidir. genelde bir çoğu helikoptere ok ve mızrak fırlatarak uzaklaştırmaya çalışmış, bir tehdit olarak algılamıştır. hatta bu kabileler yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalmış, ormanın daha derinlerine yerleşmişlerdir.

hiçbir şekilde temasa geçilmeyen kabilelerin sayısı ise tam bilinmemekle birlikte elbette daha azdır. dronlar aracılığıyla elde edilen görüntülerin daha önce keşfedilen kabilelere ait olup olmadığının tespit edilememesi de bu sayıya ulaşmayı engellemektedir.

peki dünya bu konuda ne düşünüyor?

ülkelerce, bu kabileleri kendi haline bırakma yönünde bir politika izlenmektedir. ancak büyük bir fikir ayrılığı bulunduğunu da söylemek gerekir.

bir taraf, iletişime geçilmesi gerektiğini savunurken; birçok bilim adamının da desteklediği taraf bu görüşü reddetmektedir. çünkü bu insanların bağışıklık sistemi hakkında bir fikrimiz yok, bizimki gibi olmayabilir ve çok basit bir hastalık onlar için ölümcül olabilir.

ki; tarihte maalesef bunun örneklerine rastlamak mümkün. 1981'de kolombiya'daki nukak insanları ile temasa geçilmiş ve kabileye solunum yolu hastalıkları bulaştırılmış, kabilenin yarısının ölümüyle sonuçlanmıştır.

yine benzer bir girişim, 2014 yılında brezilya'da temasa geçilen kabilenin grip nedeniyle üçte birinin ölmesi, geri kalanların da ağır etkilenimi şeklinde sonuçlanmıştır.

ayrıca işin içinde iletişime geçenlerin zarar görmesi tehlikesi de var. yetkililerin uyarılarını dinlemeyen meraklı turistler, din adamları, belgeselciler kabile üyeleri tarafından yaralanmış ya da öldürülmüştür. bunlar arasında 1974'te national geographic için belgesel çekmek isteyen ve bacağına mızrak atılan bir yönetmen de bulunmaktadır.

tüm bunları göz önüne alıp düşününce kendi hallerine bırakma fikrine daha yakın hissediyorum. ancak yine de bir yanım "ya bize ihtiyaçları varsa? ya daha iyi bir yaşam hakkını ellerinden alıyorsak?" diye düşünmeden edemiyor.
devamını gör...

"yalnızlık bana hiç doğru gelmedi.
bazen iyi geldi , ama hiç doğru gelmedi."
(bkz: bukowski)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yağmurdan sonra biten yemyeşil otların yel estiği zaman savurduğu güzel kokudur.
devamını gör...

annemin kardeşi mi sanmadilar? şöför öğrenci olduğuma mi inanmadi? beni üst sınıf sananlar mi olmadı? neler gördü bu gözler, neler duydu bu kulaklar a dostlar. he işime yarayan noktalar oldu mu? çok ama insan bi üzülmuyor da değil.
devamını gör...

iniş çıkışlarını göstermeyen akıllı insandır.

insanın sürekli mutlu olması mümkün değil. ayrıca kişi karşısında sürekli mutsuz birisini görmek de istemez. ki bu değildir ki hep mutsuz olun, kimilerine mutsuzluğu göstermemek lazım. öyleleri var ki inadına mutlu olduğunu gözüne gözüne sokmak lazım.

t: sebepsiz sevmem ancak takdir etmek lazım olan insanlar.
devamını gör...

sabah sabah "ne yaptın lan bana bok" dediğim murathan mungan şiiri. içinde bir parça özlem, bir parça kırgınlık, biraz da terkeden ama sokağın başından usulca izleyen ben var.

bak, ne diyor;
kimdi kimdi kalan,
giden mi suçludur her zaman?
ne zaman başlar ayrılıklar,
dostluklar biter ne zaman?


burada diyor ki; bir dur da düşün. sorulara bir bak, kelimelere odaklan. ne dedi, ne demek istedi, anlatmaya çalıştığı neydi, bir gör. dostluklar var ortada, diyor. öyle varlar ki ne zaman bitecekleri belirsiz, öyle çoklar.

sonra devamı geliyor acımasızca, zaten bu şairleri oldum olası sevemedim. içinizde tutsaydınız ya birazını, neyse;
her geçen gün bir parça daha,
aldı götürdü bizden.
aynı kalmıyordu hiçbir şey,
değişiyordu her şey,
kendiliğinden
.

ikinci dörtlük, en çok yakanı gibi bir şey. bendeki anlamı şu; her geçen dakikada yeni sözler sarf edildi ama nereye? sanırım bir boşluğa söylenmiş çünkü yaşananlara bakınca kavgalar aynı sebepten, gürültüler aynı sebepten.
bu mısranın bir "ama"sı var; değişiyoruz, diyor, aynı kalmayacak. ben de dedim murathan mungan abi, demedim mi sanıyorsun? fayda etmedi ki? herkes şahit, sor.
daha önce yazdım da hatta bilmem kimin "dönüş yolunda rüzgârla savrulan yapraklar yalnızca pişmanlık taşır," sözünü.
anlamadı ki.

sonra şu geliyor;
artık çözülmüştü ellerimiz,
artık bölünmüştü yüreğimiz,
birimiz söylemeliydi bunu;
ötekini incitmeden.


bu dörtlük gözlerimi karartıyor. inanmak istemiyorum ve inanmayacağım da. tamam abi, sizinki bitti de bizim verilmiş sözlerimiz var ulan, öyle kolay mı? hem daha saat kaç?
ne demişti meslektaşlarından biri; "günün en güzel saatleri bunlar, yanımda kal."
şair sözü çiğnemek yakışır mı bana?

ah, işte, son dörtlük;
kimdi giden, kimdi kalan?
aslında giden değil,
kalandır terkeden.
giden de,
bu yüzden gitmiştir zaten.


hayır, ben gitmedim. resmiyette ben terk ettim ama resmi kayıtlar kimin umrunda ki? o ben değildim, giden kalan'dı. umursamazca üzerime attığı her bir lafla gitmişti. anlamadan, dinlemeden. kötü olan sadece o gece değildi, sen değildin. içim kötüydü, hâlâ kötü. birkaç saatlik uykuyla ayaktayım. enerjisiz enerji içecekleri ve sigara da olmasa ağzıma tek lokma girmeyecek. o gece sadece sen kötü değildin. şahitlerim var. sadece sana değil, herkesin yüzüne bir bir kapattığım kapılar var, bu kapılar içeriden kilitli ve zili yok. çalarsan duymam yakına gelmeden. geleceğim zamanı da bilmiyorum. içim kötü, hâlâ çok kötü. kelimelere gizleyemem, inceden hissettiremem.

şimdi son değil, tek hatırladığım "nasıl hisseder?" bile dememiş olman. ben bunun ağırlığını üzerimden atamam. o kadar büyümedim.
kedileri sevmiyorum, seni dokuz kadar.
hep ve hâlâ.
devamını gör...

bilemeyeceğimiz bir durumdur efenim. belki de yarın hayatımızın dönüm noktasını yaşayacağız, kim bilir...
devamını gör...

fazla ....... vermek.

(bkz: değer)
(bkz: sevgi)
(bkz: iyi niyet)
devamını gör...

kelebek ve martı dövmesi olan kadınlar seviştim ben, heeey bana bakın ben seviştiiiiim hahahayt mı diyorlar yani? inanın bunu sözlüklerden duydum. bu bana çok saçma ve biraz da kadını damgalayan bir şeymiş gibi geldi.

sevişip bu dövmeleri yaptıran vardır muhakkak ancak bu dövmeleri olan kadınların seks kölesi olduklarını düşünmek, böyle bir damgalama tuhaf.

ulan ben omzuma kelebek dövmesi yaptıracaktım vazgeçtim.
devamını gör...

kimseye yalancı demiyorum ama lodos86'nın bozamadığı sessizliktir, çünkü o burada değil.

safları sıklaştıralım mübarekler.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evet ben bunu birine yaşatmıştım hatta 1.85 ve gamzeliydi.
devamını gör...

voca.ro/1l9NTqeF3Sxo
devamını gör...

cahilliğin gözü kör olsun. iki parmakla zoomluyodum ben.
devamını gör...

daha önce de yazmıştım. alışveriş de mastürbasyon, iddiaa bağımlılığı gibi beynin ödül merkezini tabiri caiz ise laçka edebilecek potansiyele sahip bir faaliyettir. ne zaman ihtiyacınız var o zaman alınız, bir kere alınız, iyisini alınız.
devamını gör...

bir şeyler yerken sürekli düşündüğüm soru.

- yoğurt yapmak kimin aklına geldi
- zeytinin, ay çiçeğinin vb yağını çıkarıp yemekte kullanmak peki?
- kakao çekirdeklerinden çikolata yapmak?
- bilimum yaprakları haşlayarak çay yapmak?
- soğanı, domatesi yemeklerde kullanma fikri?
- peki yediğimiz onca meyveyi , ilk önce yemeyi kabul eden o cesur insan kim?
- mayalı ekmeği nasıl yaptılar, nereden düşündüler, tesadüfse bu nasıl bir tesadüf?

sorular çok efendim. bildiğim tek şey, atalarımız bu kadar cesur olmasaydı, eminim ki çok az yenecek şeylerle idare ederdik.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim