geçişlerle yine epey eğleneceğiz bu yayında, başlayalım bağlayın kemerleriiii!*
devamını gör...

antik dönemlerden yakın çağa kadar köleliğin yaygınlığını hepimiz biliriz. fakat bunların en ilginç kölelik yasaları hitit imparatorluğu ndadır. tarihte ilk kez kölelerin hakkını savunan imparatorluktur kendileri.

örneğin, biri bir kölenin burnunu ısırırsa bunun karşılığında dönemim para birimi olan 15 şekel gümüşü vermek zorundaydı. burun ısırmak günümüzde komik olarak adlandırılsa da yazıtlarda böyle geçmektedir. bir diğer ilginç olanı ise biri bir kölenin kulağını parçalarsa 6 şekel gümüş ödemekle yükümlüydü. hititler'de yaşıyorsunuz ve kölenizi dövüyorsunuz, eğer onu kör ederseniz ise 20 şekel gümüş ödemek zorundaydınız.

bu yasalar hititler'de insanların sosyolojik olarak nasıl kavga yaptığını da gözler önüne seriyor. kavgalarda ısırma ile yaralama en yaygın olarak kullanılan olsa gerek*

en önemlilerinden biri ise eğer biri bir kölenin meyvesini (ceninini) dışarı atarsa 10 şekel gümüş ödemek zorundaydı. bu yasaları günümüze göre değerlendirmemek gerek, köleliğin de korunduğu medeniyetlerin olduğunu bilmemizde fayda vardır.
devamını gör...

intihar etmeye korkaklık diyen insanlar parmağı kesilince kıyameti koparan insanlardır. intihar etmek korkaklık değildir, intiharı bir çıkış yolu olarak görmektir. hayatta kendine yaşamak için bir amaç bulamayan insanlar kurtuluşu ölümde görür. benim de bir zamanlar eşiğinden döndüğüm durum.öyle korkaklık diye kestirilip atılacak bir şey değil.
devamını gör...

bu ülkede "ücretli öğretmenlik" denen bir şey varken zor be ziya hocam.
devamını gör...

yeni doğmuş buzağı ile aynı leğende yıkanmışlığım var, ulan ailemin bana verdiği değere bak gözlerim yaşardı...
devamını gör...

arabesk çocuk şiirleri' nden


"ayrılırsak bir akşamüstü ayrılalım
ben üşütmüş olayım biraz
ansızın bırakıp git beni
ilaçlanan bir evdeki hamamböceği misali
".
devamını gör...

hz ali diyor ya; "asla sahip olmadığın şeyler için üzülme! kısmetinde varsa, onlar seni bulur zamanı gelince"
"her şey gelip geçici ey gönül. bak az önce aldığın nefes bile geldi geçti."
devamını gör...

şanlıurfa.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

anka kuşu dünyaya inerse;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(bulut)
devamını gör...

cape point yada cape of good hope. cape town şehrinin güneyindedir. 1488 yılında portekiz'li kaşif bartolomeu dias tarafından keşfedilip " fırtınalar burnu" ismi verildi ama sonradan isim korkutucu bulunup ümit burnu denildi. gidenlerin özellikle babun'lara dikkat etmesi gerekir. elinizde yada görünür şekilde çantada yiyecek taşımayın, babunlar kapabilir ve o sırada size zarar verebilir.
genelde afrika kıtasının en güneyi olarak düşünülür ama aslında agulhas burnu, cape agulhas en güney ucudur.
devamını gör...

yırtık kot.
devamını gör...

değerli bir şahsiyettir. cumhurbaşkanı sözcüsü olup siyasetçi olarak nitelendirilmemesi gerekir. bana eski tip ağırbaşlı devlet adamı hissi verir. entelektüel birikimi bir hâyli fazladır.

kendisinin önerdiği 10 kitap ;

imam gazali - dalaletten kurtuluş
farabi - erdemli şehri
sait halim paşa - buhranlarımız
ahmet hamdi tanpınar - huzur
ismet özel- erbain
ibrahim tenekeci - üç köpük, peltek vaiz
tolstoy - hacı murat
marcus aurelius - düşünceler
seyyid hüseyin nasr - insan ve tabiat
mustafa kutlu - ya tahammül ya sefer, yokuşa akan sular, sevincini bulmak
devamını gör...

sözlüğe yeni kaydolmuş birisinin 3 günde 1k tanım girmesidir. hayret ediyorum, nasıl olur inanamıyorum.
devamını gör...

eski roma imparatoru. ayrıca adıyaman kahta’da bulunan tarihi cendere köprüsü’nün de diğer adıdır.
devamını gör...

kedi, temiz sevimli ve tatlı hayvandır.
kendilerini öyle sevdirirler ki, ona dokunmak oynamak bile terapi gibi insana keyif verir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir kez bulunduğum yer.
koştur koştur çalışan tatlı down sendromu arkadaşlarımızı görmek harika bir his.
gelip sana gülümseyerek servis yapması ve senin nazik bir şekilde teşekkür ederim demen onları fazlasıyla mutlu ediyor.
anadolu yakasında biraz ters kaldığı için çok uğrama şansım olmuyor ancak gitmenizi öneririm.
devamını gör...

dün akşam saatlerinde aklımı kurcalayan ve beni derin hüzünlere gark eden durumdur.

daha önce bir entrymde bahsetmiştim. bilenler bilir, haftaiçi günde 6 saat taksiye çıkıyorum, haftasonu bir gün de, bireysel direksiyon dersi veriyorum. e haliyle arabada podcasttir, radyo tiyatrosudur dinleyecek çok fazla vaktim oluyor. akşamleyin kumkapı'da bir tane adam bindi taksiye ama nasıl içmiş. iki saat boyunca adamla ücret pazarlığı yaptık. adam elindeki parayı saymayı bile beceremiyor. neyse bunu indirdim bu sefer de başka bir herif bindi. biliyorsunuz dostlar, biz türk halkında hemşeri çıkıp faturayı indirmeye çalışma teşebbüsü bulunmaktadır. tıpkı gözlerini hayata yeni açmış bir süt buzağısının, annesini görür görmez içgüdüsel olarak memesine yapıştığı gibi, karşımızdaki hizmet verenle ahbap-akraba-kanki çıkmaya çalışır ve bir güzellik bekleriz. bereket versin bu işbu hemşericilik olgusu, oldukça işe de yarar. neyse bu herifçioğlu bana soruyor "nerelisin abi?" diye. bir elimle direksiyon sallarken adama dönüp "çorum" dedim. "neresinden?" diye sordu bu sefer. "sungurlu'dayız" dedim. "aa yapma be benim anne tarafı da sungurlu" dedi. gözlerinde zafer kazanmak üzere olan bir roma'lı general parıltısı görünüyordu. boncuk boncuk terledim ama bunu fark ettirmiyordum. çünkü aynı köylü çıkarsak -ki bu sıklıkla başıma geliyordu- ona cüzi bir indirim yapmak zorundaydım. hayatımda çorum'lu olmanın bana bu kadar maliyetli olduğunu bilseydim, gider istanbul'da doğardım anasını satim. tam da bu esnada anneannemin emekli maaşını tek maça yatırmış olup, tek golden yatmanın ezikliği ve kaybetmişliği içinde friedrich engels'in çarlık rusya proleteryası hakkındaki devrimsel düşünceleriyle, hegel'in diyalektiğinin günümüzde işlevselliğinin, geçerliliğinin ne kadar azaldığını düşünüp hayıflandım.

bütün bunlar birkaç saniye içinde olmuştu.

"abi daldın gittin??" dedi hafif sırıtarak. zeki demirkubuz filmi boş bakışı atmıştım önümdeki yola lan. neyse.

"akçındılılar köyündeniz aslanım" dedim.
"harbi mi abi? biz de oradanız. gavurgillerin necip'i tanıyon mu?" diye sordu.
bir süre sessizlik oldu. "iyi adamlı rahmetli" dedim. derin bir nefes vermiştim. adam uzun uzun necip'in köyden kente göçtüğünde yaşadığı zorluklardan bahsetti. ilgimi çekmeyen konuları dinliyormuş gibi yapma huyum vardır. bu muhabbet de ilgimi çekmediği için kulağım kendisindeymiş gibi yaptım. necip'in falanca kişiyi vurup 6 yıl içerde yattığı kısımdan sonrasını dinlemedim. karşındaki kişiye "özet geç p.ç!" de diyemiyorsunuz. ben hayatımda geçen her bir saniyeye değer veriyorum. yavaş konuşan, boş konuşan insanlardan nefret ederim. özellikle mıy mıy mıy konuşan kişilerden... bir keresinde tüyap fuarında ilber ortaylı'yı görmüştüm. adamla ayaküstü iki sohbet ettik. hayatımın en acılı 15 dakikasıydı. yıllarca hep youtube'da 1,75x hızda izlediğim için, ilber hoca'nın gerçek konuşmasını görünce bir şok yaşadım. ceketinin üzerindeki düğmelere basmak istedim belki hızlanır diye.

neyse. adama cüzi bir fiyat indirimi yaptım. yolculuğun son saniyelerinde trt radyo'da picasso'dan bahseden bir sanat konuşması oldu. yanımdaki delikanlı "abi bu picasso da büyük adam hee. biz bu monami pastel boyalarla bir b.k çizemiyoruz afedersin, adam neler neler yapmış yav." dedi gülerek. aynı şekilde "sanki onların zamanında 24'lü pastel boya vardı haha" dedim. sonra vücudum birdenbire kaskatı kesildi ve ani fren yapıp yoldan çıkmamak için e-5'te yana çektim. "abi noldu hayırdır yav?" dedi. yok bir şey dedim derin bir nefes vererek. burada inmen gerekiyor. çocuk oracıkta neye uğradığını şaşırdı. toprakları büsbütün rus çarı tarafından el konulmuş st. petersburg köylüsü gibi suratıma mel mel, hüzünle baktı. para filan istemedim ondan doğruca eve sürdüm. esra'dan bilgisayarımı, sanat tarihi kitaplarımı ve avrupa gezisi notlarımı evin mahzenindeki gizli bölmeye sakladığım yerden çıkarmasını istedim. şifre ne diye sordu whatsapp'tan. "doğru.." diye söylendim içimden. esra'ya hiç kasanın şifresini söylememiştim. sonra ekledi: "tamam buldum 1453'müş". bulmasına şaşırmıştım doğrusu. esra zeki bir kız, o'nu bu yüzden seviyorum.

neyse eve girer girmez üstümü bile çıkarmadan (arabanın anahtarını bile kontakta bırakmışım telaştan, esra almış) direkt olarak bilgisayarın başına geçtim. esra, gözleri parıl parıl bana bakıyordu. üzerindeki hal o kadar kırılgandı ki, bir müddet dönemedim. google'da picasso'nun yaşantısını forumlarda araştırdım.

monami, 1960 yılında kurulmuş bir kırtasiye ürünleri markası.
pablo picasso 1973 yılında ölmüş.
monami güney kore menşeili bir şirket. fakat ne zaman pastel boya ürettiği ile alakalı kesin bir tarih yok. tabii burada dış ticaret yaptığı süre de önemli. picasso yaşamının son yıllarında fransa'da bulunmuş. fransa'da o yıllarda monami boya reklamı ile alakalı herhangi bir veriye ulaşamadım. picasso müzesinin sanal olarak gezdim fakat son yaşlılık dönemindeki kübist çalışmaları dışında herhangi bir veri de yok açıkçası. kafamdaki soru işaretlerini bitirmek için picasso'nun yanındaki asistanı madamoiselle gertrurde'a bir telefon açtım. telefon çalarken, saat farkını hesaplayamadığım için geç bir saatte aramış olduğumu fark ettim. kadın açtı. takma dişlerini taktığını ağzından gelen "locukss" sesiyle anladım. "elloo , qui es-tu?" diye kim olduğumu sordu. "esköze moğa madmozel" diyerek kendimi tanıttım kısa bir konuşma oldu. telefonu kapatırken "mösyö ünal lütfen beni böyle saçma suallerle meşgul etmeyiniz. öyle bir durum olsaydı haberim olurdu. iyi geceler" dedi. o anda cevabını almış ve rahatlamıştım. odaya şöyle bir göz gezdirdiğimde panoda tıpkı dedektiflerin suç ağını kafasına oturtmak için koyduğu birtakım şahıs fotoğrafları ve cümlecikler gibi picasso ve monami kurucusu, madamoiselle gertrude'un fotoğrafları ve birbirleri ile arasındaki ilişki çizgileri vardı. "napıyorum lan ben!!" dedim kendi kendime. bu ben olamazdım. ama kafamdaki bir soru işaretini giderdim. bu soru işareti ile değil uyuyabilmek, bir lokmayı bile rahatlıkla yiyemezdim.

nasıl olur da sanata bu kadar etki etmiş, halen daha imtinayla eserler üretilen kübizm akımının babası olan picasso, yaşamının hiçbir döneminde monami 24'lü boya seti almamış olabilir lan? bu boya hani bir dönem herkeste, bir şekilde vardı? bazı olayları kafamızda kurgulamamalıymışız demek ki, hayatta her şey olabilirmiş.
devamını gör...

günümüzde kullanılan "lan" kelimesi aslında "oğlan"ın bozulmuş halidir. mevzubahis kelimenin zaman içindeki değişimi sırasıyla şu şekildedir:

oğlan-ulan-lan
devamını gör...


"anlamlı her şey harikadır!hatta o anlam yalan bile olsa; ki çoğunlukla öyledir,insan anlamsızlığa katlanabilir,ama asıl felâket basitliktir,adîliktir."
ıvan turgenyev: babalar ve oğulları
devamını gör...

başta gazi mustafa kemal atatürk olmak üzere ülkemiz için canını ortaya koyan bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun. bu vatan sayenizde ilelebet payidar kalacaktır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim