hoş olmasa da reklamlardaki berbat gürültüye tercih ettiğim sestir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
*
devamını gör...

hassas kalplerin yaşadığı durum. bir çok kişinin yaşadığı durumdur aynı zamanda. üzüntüden uyku tutmaz, vücut ağırlaşır, göğsüne oturan öküz dakikalar geçtikçe nefes almanı bile zorlaştırır. yapılabilecek her şeyi denersin ama hiçbir şey ruhunu rahatlatamaz.
bir noktada ağlamaya başlarsan ya da yatağın içinde dönüp durursan, sabaha karşı vücut yorgunluktan sızar kalır.
uyuduğun uyku da ağır olur. uyandığında hiç uyumamışsın gibi ama bir yandan da hiç uykun olmadan güne başlarsın. göğsündeki öküz yerinde duruyordur. malesef günün de sıkıntılı geçecektir.
üzüntünün kaynağına çözüm bulmak lazımdır.
devamını gör...

ulaşılmak istenen, çaba ve ulaşılan üçgenini çok güzel anlatan bir roman bence.
jack london'ın okuduklarımdan en sevdiğim romanı.
devamını gör...

sırbistan belgrad

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mutlu bir yuva kurmak...hoşuma giden, tebessüm ettiren, benimle ortak şeyler yaşamış kişilerin yazdıklarını oyluyorum. ne amacım olabilir ameke.
devamını gör...

dahi olduğumu öğrendiğim başlık.
devamını gör...

“insan, kendisiyle karşılaşmadıkça, kendisine yönelmedikçe, kendini pek iyi hissetmez; ruhsal sıkıntılarla yüz yüze gelmedikçe, kendi yüzeyinde kalır; kendisiyle çarpıştığı anda, darbeden hemen sonra, huzur verici yararlı bir izlenim edinir” diyor ‘insan ruhuna yöneliş’ kitabında carl gustav jung.

başkalarında yaşamak insanın kendinde olmamak için bulduğu modern bir çare... hep başkalarına bakmak, onların hayatına ilişik olmak, onların konuştuklarında oyalanmak, onların gündemiyle yaşamak, onlarda bir karşılık bulmaya çalışmak... kendimize, kendimizden uzakta bir hayat kurabilmek için ne çok şey yapıyor, ne çok çabalıyoruz. kargaşanın içinde yara almamak, sağlam kalabilmek için yapıyoruz bütün bunları belki de. öyle olmuyor ama; daha kırılgan yapıyor böyle şeyler bizi. yarayı nereden aldığımızı bilemediğimiz için durduramıyoruz bu derin, kangrene dönüşmesi muhtemel kanamayı.
devamını gör...

sezen aksu muhteşem olma yolunda ilerleyen bir şarkısında şöyle diyor:”yetinmeyi bilir misin sana verdiği kadar hayatın?..” buradan yola çıkarak düşündüm bir konuda hissettiklerimi aktarmak istiyorum.

tam anlamıyla bilmenin, bir şey hakkındaki tüm bilgilere sahip olmanın mümkün olmadığı kanısına varmış biri olarak bir konuda her şeyi bilmenin imkansız olduğunu düşünüyorum. o halde geriye güvenilir tek bilgi olarak bilmediğini bilmenin bilgisi kalıyor. madem herhangi bir şeyi her yönüyle bilemiyoruz o halde ne istediğimizi bilmenin, önümüze bir hedef koyup onun pesinde koşmanın hevesi nereden geliyor? o kadını, o işi, o arabayı istemenin arkasında yatan içgüdünün kaynağı ne?

bir insanın belli bir hedefe odaklanmasının, bir şeyi çok istediği fikrine kapılmasının ancak önündeki seçeneklerin kısıtlı olmasıyla mümkün olacağı kanısındayım. köyünde yaşayan komşu kızına gönlünü kaptıran gence veya instagramda tanıştığı sevgilisine instagram kullanmayı yasaklamaya çalışan bir çomara sorulduğunda aradığı aşkı buldugunu söyleyebilir. ancak istegini bulmanın ancak milyarlarca seçenek arasından hepsini deneyimleyip optimum seçenekte karar kılmış olmakla mümkün olduğu fikrindeyim. o halde bu bilmeme hali ancak tüm bilinmeyen bilgilere sahip olmakla ortadan kalkabilir.

insanın bu bilmeme hali heyecan verici bir serüven gibidir. her arayış bir umut taşır, fakat bulduğunu zannettiği anda bilinmeyene doğru sürüklenmeye devam eder. o halde istediğini bulmak diye bir şeyden bahsetmemiz mümkün değildir. bizim icin değerli olan, bu heyecan verici arama hali ve bu arama sırasında yaşadığımız çeşitli maceralardır.

o halde şarkı sözümüze tekrar dönelim ve devamını getirelim:

yetinmeyi bilir misin
sana verdiği kadarıyla hayatın?
hoş bilsen de bilmesen de
yara bere içinde bu yollardan geçeceksin...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

geç kalmış bir günaydın bu benim için.
belki hayata belki kendime belki insanlara belki de sana.
yetişemiyorum artık biliyor musun?
bir gün bir kaçırdım o treni şimdi hep yalın ayak koşturuyorum peşinden.
herkesin bir telaşı var.
herkes nefes nefese...
çok kalabalık yahu çok fazla kalabalık...

gözlerimi bir açıyorum, düşünüyorum hemen düşünmeye koyuluyorum.
nereden başlasam hayata?
bugün yine kime yetişemesem.
bugün yine hangi bilinmeze boşa kürek çeksem.

bak size söyleyeyim kaçta uyanırsam uyanayım şu akıp giden zamana yetişemiyorum.
tam yakaladım diyorum yakalayacağım diyorum bu seferde bağcıklarım çözülüyor. yolda birini görüyorum mesela yorgun argın, üzgün bir merhaba demesem sanki bir adım atmasam ona yığılıp kalacak.

elimi uzatıyorum, yetişmiyor. ona bile yetişemiyorum. ben çok geride kalıyorum hayat anlıyor musun?
ben herkesin arkasında kalıyorum.
herkes çok hızlı, hep bir telaş içinde.
ben çok eğreti kalıyorum bu kalabalıklar içinde.
yetişememekle kalmıyor bir de pes ediyorum.

anı yavaşlatabiliyor muyuz sahi?
biz yavaşlasak an da yavaşlar mı?
anda kalabilir miyiz mesela.
hayatın telaşından sıyrılabilsek, ah ben sıyrıldım tabi ama yine de olmadı anlıyor musunuz?

insanlar çok hızlı, her şeyleri çok hızlı.
beğenmeleri, sevmeleri, nefret etmeleri, karar vermeleri bir başkası adına yani onunla ilgili bir karar, bakın çok hızlı...

ben temkinle mükemmelliyetçilik arasında gidip gelirken bir bakıyorum elini ayağını çekmiş benim odağımdakiler...
ben çok yavaş kalıyorum şu hayata...
hep bir akış var.
sürekli bir deveran var durup dinlenmeyen.

yorulmuyor musunuz sahi?
az biraz nefes alayım demek gelmiyor mu içinizden?
bir bakayım ne olmuş? ne bitmiş? geride kim kalmış?

ben hep geride kalanım.
ben hep kalabalıklar içinde varmış gibi her şeyin içindeymiş gibi her şeye yetişmiş gibi ama sadece fener görmüş tavşan gibi olduğum yerde dikiliyorum.
kimsede fark etmiyor.
ben akışa yetişemiyorum ama akışta beni sürükleyemiyor.
ayak mı diriyorum nedir?

anda kalmak.
ah ben ne kadar benimsemişim bu eylemi.
bu bakışı, bu duruşu, bu felsefeyi...
ara ara akışın dişlilerinden sıyrılıp çarparsanız bir kenara gelin beklerim.
burası güzel, sakin...
ben size yetişemiyorum ama en azından siz ara ara bana bir cee deyin.

günaydın sözlük.
yürüyüş yaparken yerde görmüş olduğum ve fotoğrafını çektiğim bu yukarıdaki böcük hissettirdi bana bunları.
o da benim gibi..
yavaş, sakin, emin adım gidiyor.
belki bir yerlere yetişememiş evet fakat anında pek kıymetini bilmişe benziyor.
acelesi yok.

ironik bir şekilde onda ayan beyan görünen ben de hayali bir kabuk taşıyoruz şu hayatta.

yani olurda gelirseniz 'bu ne be? 'demeyin. az oyalanın yani başımızda. belki anlamaya çalışın ya da' dur ya bu değişik napıyor az bakayım? ' deyin. güvenirsek size veyahut sadece merak edersek o minnak başımızı kabuğumuzdan dışarı çıkarıyoruz.

sonrası muamma, değer mi?
hesapsız, kitapsız bekleyip görmek gerekecek.

günaydın ahali geç kalmış bir günaydın.
gününüz aydın, akşınız bol olsun...
devamını gör...

onu sevebilmek yürek ister zaten. yüreği olmayan da sevemez.
devamını gör...

(bkz: eşofmanlı şevket hoca) karakterine can veren oyuncudur.
devamını gör...

birçok sözlükte var olan durum.

bunu daha çok, insanların kendilerine yapılması durumunda hoşlarına gidecek bir şeyi başkalarına da yapıyor olmaları olarak görüyorum ben. yani nadir durumlar dışında, insanlar yaptıklarının takdir edilmesinden ve bunun açıkça söylenmesinden hoşlanırlar ki bu da gayet normaldir aslında. bu nedenle büyük ihtimalle, iyi niyetli bir şekilde "iyi bir yazar bu. o nedenle hevesinin kırılmaması için, yazmaya teşvik etmek için takdirimi belirteyim, motive edeyim" diye düşünüyor olabilirler.

ben asıl, hiç tanımadığı insanlara hakaret edenlere şaşıyorum. insanları övmek, onları mutlu etmek güzeldir de, durduk yere hakaret edip moral bozmanın kime ne faydası olur? o nedenle boş boş konuşup asap bozacaklarına, bırakalım birbirlerine güzel şeyler yazsınlar derim naçizane.
devamını gör...

t: "mende sıgar iki cahan men bu cahana sığmazam" mısraını söyleyen, maalesef eski bir şahsiyet olduğu pek fazla tanınmayan ve değeri bilinmeyen en büyük şairlerdendir.

"arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün
kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam"
kendimce anlam çevirisi: "yer, gök, tüm yaşam, hepsi benimle var oldu, benden oldu. bu yüzden bunları açıklamaya çalışman beyhude, çünkü ben hiçbir izaha sığmam."
devamını gör...

maalesef acı bir gerçek. bilgi iyidir, güzeldir tamam ama müsaade edin de arada bir de gülüp eğlenelim yahu.
devamını gör...

yalnızlığın başkentidir kendisi ..
cok sevdigim sairlerden
..hicbir şeyim yok akip giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni..
devamını gör...

mesaj atmasını ya da aramasını dilediğin (beklediğin) kişiden gelen mesaj ya da arama. ergenlik heyacanı her yaşta.
devamını gör...

altın çikolata. bir de bisküvi ve lokum. lokumlu bisküvi yapardı bize elleriyle. çok güzel yıllardı.
devamını gör...

1999 yılında kurulan türk rock grubudur. yabancı grupların ingilizce düzenlemeleriyle başlamış sonrasında ise türkçeye yönelip "ölürüm hasretinle", "yorma", "aklımı geri ver" gibi şarkılarla hit olmuşlardır. geçen yıl bu dönemin rock müzik felsefesine uygun olmadıklarını düşünerek dağılmaya karar verdiler. "dönem, başka müzik tarzlarının satılmasını kolaylastıran vitrinlere sahip" demişti hatta tuna velibaşoğlu.
sevdiğimiz ve hâlâ dinlediğimiz grupların yavaş yavaş dağılıp tükenmesi beni çok üzüyor. en sevdiğim şarkılarını da şöyle bırakayım:
devamını gör...

bir arkadaşım sana pala'nın en güzel repliğini yollayacağım demişti.

şu videoyu alkollü kafa ile 40. dakikaya kadar izledim. eymir'de güvenlik görevlilerine, sokakta gördüğüm bekçilere, bankalardaki güvenlik görevlilerine sürekli ''hayırlı nöbetler babayiğit'' diyorum. pandemi sebebiyle omuzlarına dokunmuyorum tabiii.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim