divinity original sin
larian studios'un geliştirdiği rol yapma oyunu. temelinde source hunter olarak oynadığımız bir crpg oyun. izometrik bir bakış açısına sahip, yani karakterlere hafif açılı bir şekilde yukarıdan bakıyoruz. crpg olması sebebiyle birçok diyalog içermekte ve kendimiz de birçok şey seçebilmekteyiz. oyunun en temel özelliklerinden birisi dövüş dışındayken normal akan zaman dövüşe gelince sıra tabanlı hale geliyor. yani herkes aniden duruyor ve sırayla hareket etmeye başlıyor. böylelikle daha taktiksel bir oyun oynayabiliyorsunuz. pek olmuyor ama eğer olur da etrafınızda savaşa katılmayan npc'ler olursa onlar sıra tabanlıya geçmediği için normal hareket ediyorlar siz dururken. birazcık komik bir durum oluşturabiliyor. oyunda birçok tür de var. karakterinizi çok farklı şekillerde oluşturabiliyorsunuz. daha sonra bu alanlarda gelişebiliyor ya da başka alanlara yönelebiliyorsunuz. tam net hatırlamıyorum ama büyücü olabiliyorsunuz, uzun mesafe savaşçısı olabiliyorsunuz, yakıncı olabiliyorsunuz vs. tabi bunlar da kendi içinde ayrılıyor. pyrokinetic var, ateş büyücüsü. sucu var vs. partiniz de 4 kişi. yani birçok farklı alanda uzmanlaşmış kişilerle oluşturduğunuz bu partide çok farklı taktikler uygulayabilirsiniz. aynı zamanda, bu partiden bir karakteri bir arkadaşınız da yönetebilir, ki bana kalırsa oyunu oynamanın en zevkli şekli bu. devam oyunu olan divinity original sin 2 daha güzel olsa da temelinde çok fazla fark yok. eğer tek bir oyun oynayacak vaktiniz varsa ikincisini öneririm ama çok vaktiniz varsa iki oyunu da oynayabilirsiniz. ikisi de uzun sürüyor. arkadaşımla iki oyunda da 100 saati çok rahat devirdik.
devamını gör...
parfüm olup şişelense satın alınacak kokular
portakal çiçeği konusudur.
boşverin parfümünü ama, tam mevsimi şimdilerde. uyarına gelirse* gidin ege'de akdeniz'de bir portakal bahçesine, derin derin çekin,doldurun ciğerlerinizi.
"tabiat ana sen nesin böyle" diyeceksiniz o kokuyu hissettiğinizde.
boşverin parfümünü ama, tam mevsimi şimdilerde. uyarına gelirse* gidin ege'de akdeniz'de bir portakal bahçesine, derin derin çekin,doldurun ciğerlerinizi.
"tabiat ana sen nesin böyle" diyeceksiniz o kokuyu hissettiğinizde.
devamını gör...
her güne bir kitap
çünkü;
kışı andıran bir yürektense..bir yangın yeğdir..
istanbul kırmızısı
(bkz: ferzan özpetek)
can sanat yayınlarının şubat 2014 de yapmış olduğu ilk basımından 20.000 adet oluşturulan,
bir ferzan özpetek romanıdır.
kitap iç kısmının sayfa konumları tasarım olarak hazırlanmış olup,
kapak tasarımı da dahil olmak üzere utku lomlu imzası taşımaktadır.
kitap ilk girişinde annesi simone ye ithaf edilmiş ve şu cümle ile dikkati üzerine okuyucu da çekmiştir.
"çünkü aşk gerçekten hayattaki en önemli şeydir.."
henüz daha çok başında olduğum kitap,
dostane bir kitapsever in
şiddetle oluşturduğu tavsiyesi üzerine kitaplığımla ve gözlerimle buluşmuştur.
bildiğiniz üzere,
(bkz: ferzan özpetek) i
fimleri ile adini tanımıştık.
bilgilendirmeye göre sevginin ve hüznün romanı olan istanbul kırmızısı
sanatçının sinema eğitimi için gitmiş olduğu italya ya gidişine kadarki istanbul yaşantısından izler taşıyor.
önemli olanın bir şehr-i yasamak değil
yaşatmak olduğunun gerekliliğini de aktarıyor.
ve şu soruyu soruyor..
insan iki şeyi aynı anda sevebilir mi?
iki insanı..?
iki şehr-i.?
iki ülkeyi.?
kışı andıran bir yürektense..bir yangın yeğdir..
istanbul kırmızısı
(bkz: ferzan özpetek)
can sanat yayınlarının şubat 2014 de yapmış olduğu ilk basımından 20.000 adet oluşturulan,
bir ferzan özpetek romanıdır.
kitap iç kısmının sayfa konumları tasarım olarak hazırlanmış olup,
kapak tasarımı da dahil olmak üzere utku lomlu imzası taşımaktadır.
kitap ilk girişinde annesi simone ye ithaf edilmiş ve şu cümle ile dikkati üzerine okuyucu da çekmiştir.
"çünkü aşk gerçekten hayattaki en önemli şeydir.."
henüz daha çok başında olduğum kitap,
dostane bir kitapsever in
şiddetle oluşturduğu tavsiyesi üzerine kitaplığımla ve gözlerimle buluşmuştur.
bildiğiniz üzere,
(bkz: ferzan özpetek) i
fimleri ile adini tanımıştık.
bilgilendirmeye göre sevginin ve hüznün romanı olan istanbul kırmızısı
sanatçının sinema eğitimi için gitmiş olduğu italya ya gidişine kadarki istanbul yaşantısından izler taşıyor.
önemli olanın bir şehr-i yasamak değil
yaşatmak olduğunun gerekliliğini de aktarıyor.
ve şu soruyu soruyor..
insan iki şeyi aynı anda sevebilir mi?
iki insanı..?
iki şehr-i.?
iki ülkeyi.?
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum.
nazım hikmet
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum.
nazım hikmet
devamını gör...
anın fotoğrafı
kitaplar, şiirler, defterler, dergiler, deliler, kediler, kalemler, silgiler, kanıtlar, anılar, hayaller, posterler, mutluluk, hüzün, mutlu bir hüzün, he bir de şarkılar. evet evet şarkılar!
biraz terapiye ihtiyacım var sanırım, kaybolmaya gidiyorum...*

şunu da bırakayım buraya. temizlik yaparken iyi geliyor.
open.spotify.com/track/3u2h...
biraz terapiye ihtiyacım var sanırım, kaybolmaya gidiyorum...*

şunu da bırakayım buraya. temizlik yaparken iyi geliyor.
open.spotify.com/track/3u2h...
devamını gör...
mavi şeytan
libidosunun diline vurduğunu düşündüğüm yazar. sinir geldi bana bir. abi her şeyi mi cinselliğe bağlar biri? lucifer abi, senden özür dilerim. beterin beteri varmış..
devamını gör...
tübingen
almanyanın baden-württemberg eyaletinde bulunan üniversite şehridir. şehri neckar nehri ikiye böler.
ünlü şairfriedrich hölderlinin evi bu şehirde bulunur. şehrin iki yakasını bağlayan köprünün üzerinden ikonik hale gelen 2 katlı evlere baktığınızda bombeli yapıyı fark edersiniz.
gezecek olanlar neckar-müller isimli restoranda bir şeyler içmelidir kesinlikle neckar nehrinin kıyısında son derece güzel bir kafedir.
dipnot bilgi; epiktetos'un enkheiridion isimli kitabının metinsel kritiğe izin veren ilk çevirisi tübingen üniversitesi tıp fakültesi profesörlerinden jacob schegk tarafından yapılmıştır.
ünlü şairfriedrich hölderlinin evi bu şehirde bulunur. şehrin iki yakasını bağlayan köprünün üzerinden ikonik hale gelen 2 katlı evlere baktığınızda bombeli yapıyı fark edersiniz.
gezecek olanlar neckar-müller isimli restoranda bir şeyler içmelidir kesinlikle neckar nehrinin kıyısında son derece güzel bir kafedir.
dipnot bilgi; epiktetos'un enkheiridion isimli kitabının metinsel kritiğe izin veren ilk çevirisi tübingen üniversitesi tıp fakültesi profesörlerinden jacob schegk tarafından yapılmıştır.
devamını gör...
girdiğin tanımı silmek
yazdığım ve paylaştığım tanım sonrası birden utanma duygusu geliyor ve anında tanımı siliyorum. sanırım sözlük yazarlarına karşı saygısızlık vs. yapmamak ve forumsal tanım girmemek için bir nevi çaba harcama veya panik olma durumu da denilebilir.
bazen de yazdıklarınız herkes tarafından begeniliyorsa ve takdir ediliyorsa yazar kendini baskıda hissediyor ve en mükemmelliyetci tanımı girene kadar yazıp yazıp siliyor, mükemmel anlayışına da uymuyorsa tanımı kaldırıyor.
zor efendim zor bu devirde yazar olmak da zor
bazen de yazdıklarınız herkes tarafından begeniliyorsa ve takdir ediliyorsa yazar kendini baskıda hissediyor ve en mükemmelliyetci tanımı girene kadar yazıp yazıp siliyor, mükemmel anlayışına da uymuyorsa tanımı kaldırıyor.
zor efendim zor bu devirde yazar olmak da zor
devamını gör...
günün şiiri
bütün pencerelerde bekleyen benim,
ve
o çalmayan bütün telefonlarda
aylardır konuşan da.
kabul.
bir kez yolda karşılaşalım
onunla da avunacağım.
adımı sesince duymaktan vazgeçtim,
sesini duysam, susacağım.
yel esiyor ama
değirmen dönmüyor.
kuraklık bu.
adın ekmeğe dönüşmüyor..”
doğukan özdemir
bir sese hasret kalmanın hüznü, böyle güzel mi anlatılır... mesele, aslında o sesi duymamak değildir yalnızca. aramak isteyip arayamamak. varlığına, yaşamasına dair meraktan hezeyan içinde olmaktır. hezeyan dedim çünkü ara ara vurur insanı, çıldırmak üzeresinizdir. ve sessizlik sağır edici gelmektedir. acıtır...
bu dağ, bu karları taşımıyordur artık. o ses.. o sesi duymak zorundasınızdır.
devamını gör...
mutfakta duran sarı bez
o sarı bez bulaşık bitince düzgünce katlanır. lavabonun kenarına konur çünkü bu temizliğin bittiğinin göstergesidir. olmazsa olmazlarımızdandır.
devamını gör...
albert caraco
istanbul'da sefarad bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş filozof. yaşamı neredeyse ölümü beklemek üzerine kuruludur. tüm ailesini yitirdikten çok kısa bir süre sonra da bu bekleyişi intihar ile sonlandırmayı seçmiştir. her ne kadar post mortem'deki o karamsar ve umutsuz tutum annesinin ölümünün bir etkisi olsa bile caraco'nun zihninin içinde başından beri benzer düşünceler dışarıya çıkmak için kıvrandığından bu tutumu tamamen annesinin ölümüne de bağlamak mümkün olmuyor. caraco'nun üslubu bellidir, cümleleri bulduğu ilk çatlaktan içeri sızar ve ruhunuzun her köşesine sirayet eder. caraco okumak açıkça saldırıya uğramaktır ama tam olarak bu yüzden okunmalıdır. sanat ruhumuza bir balyoz gibi indiğinde gerçek bir değişim yaratabilir zannımca. zihin içine bilgileri ve başkalarının düşüncelerini tıkıştıracağımız bir kap değil daha çok düşünmek için ateşlenmesi gereken bir çıradır ve caraco bunun bilincinde olarak yazar. kendi fikirlerini empoze etmeye değil düşünmeye iten bir mizacı benimser kitaplarında. bundan ötürü kısa ama etkili bir anlatı sunar ve okuyucuyu yormak yerine insanın derinine, karanlığa inmesine yardımcı olacak bir yol işlevi görür. insanın içindeki karanlığı huzursuz eden (bkz: bréviaire du chaos) kitabından bir kaç alıntı:
" biz deliliği ve ölümü sunakların üzerine yerleştirdik, tanrı'nın çıldırdığını ve can çekiştiğini söylüyorsak artık ne kalır geriye sorarım size? paradoksun bedelini ödemek kalır ve bunun ödeneceğini öngörüyorum, vaktiyle oynadığımız fikirler şimdi insanlarla oynamaya başlıyor ve insanlar ölçüsüzce tüketecekler kendilerini. hiçbir şeyden kaçamayacağız ve hiçbir şey bize artık lütufta bulunmayacak, sürdürdüğümüz düzen asla iyileşmeyecek, delilik ve ölüm bu düzenin temelleri olarak kalıyor, düzen onlara bağlı ve sağlıklı bir şekilde değişemeyeceğinden, biz istemesek de destekleyen şey öldürecek düzeni. "
"biz onarmak istiyoruz ve bu nedenle yok etmeyi düşünüyoruz, uyuma yeniden kavuşmak istiyoruz ve bu nedenle kaosu sevgimizle silahlandırıyoruz, her şeyi yenilemek istiyoruz ve bu nedenle hiçbir şeyi affetmeyeceğiz. çünkü eğer canlılar böcek olma ve karanlıklarda, uğultu ve pis koku içinde üreyip çoğalma tercihinde bulunursa bile, biz onları engellemek ve insan'ı soyunu kurutarak kurtarmak için buradayız."
"dünya çirkin, giderek daha da çirkinleşecek, ormanlar balta darbeleriyle yok oluyor, her yandan şehirler her şeyi yutarak yükseliyor, çöller her yerde yayılıyor, çöller de insanın eseri. toprağın ölümü şehirlerin uzağa yansıyan gölgesidir, şimdi buna suyun ölümü de ekleniyor, sırada havanın ölümü var, ama dördüncü element olan ateş, diğerlerinin intikamını almak için varlığını sürdürecek; bizler, sıramız geldiğinde, ateşle öleceğiz."
" biz deliliği ve ölümü sunakların üzerine yerleştirdik, tanrı'nın çıldırdığını ve can çekiştiğini söylüyorsak artık ne kalır geriye sorarım size? paradoksun bedelini ödemek kalır ve bunun ödeneceğini öngörüyorum, vaktiyle oynadığımız fikirler şimdi insanlarla oynamaya başlıyor ve insanlar ölçüsüzce tüketecekler kendilerini. hiçbir şeyden kaçamayacağız ve hiçbir şey bize artık lütufta bulunmayacak, sürdürdüğümüz düzen asla iyileşmeyecek, delilik ve ölüm bu düzenin temelleri olarak kalıyor, düzen onlara bağlı ve sağlıklı bir şekilde değişemeyeceğinden, biz istemesek de destekleyen şey öldürecek düzeni. "
"biz onarmak istiyoruz ve bu nedenle yok etmeyi düşünüyoruz, uyuma yeniden kavuşmak istiyoruz ve bu nedenle kaosu sevgimizle silahlandırıyoruz, her şeyi yenilemek istiyoruz ve bu nedenle hiçbir şeyi affetmeyeceğiz. çünkü eğer canlılar böcek olma ve karanlıklarda, uğultu ve pis koku içinde üreyip çoğalma tercihinde bulunursa bile, biz onları engellemek ve insan'ı soyunu kurutarak kurtarmak için buradayız."
"dünya çirkin, giderek daha da çirkinleşecek, ormanlar balta darbeleriyle yok oluyor, her yandan şehirler her şeyi yutarak yükseliyor, çöller her yerde yayılıyor, çöller de insanın eseri. toprağın ölümü şehirlerin uzağa yansıyan gölgesidir, şimdi buna suyun ölümü de ekleniyor, sırada havanın ölümü var, ama dördüncü element olan ateş, diğerlerinin intikamını almak için varlığını sürdürecek; bizler, sıramız geldiğinde, ateşle öleceğiz."
devamını gör...
bir tabak kelle paçadan daha güzel olan şey
şüphesiz iki tabak kelle paçadır.
devamını gör...
sülaledeki en başarılı kişi ve mesleği
büyük büyük dedem, at hırsızı.
devamını gör...
nescafe reklamlarındaki kızlı erkekli ortam
bir sürü çok güzel kız ve yakışıklı erkek kahve içip yatağa uzanacak gibi oluyor. salonda çok samimi ortam var dans ediyor hepsi neşeyle ama kahve içiyor hala bazıları elde kırmızı kupayla. bu çok saçma. kanepenin arkasında boş tekila şişeleri falan olması lazım.
arada oğlanlardan birisi kahveyle aşkını ilan edip kızı gülümseterek mini eteğiyle dans etmesine sebep oluyor falan. kupayı fırlatıp kızı tutsa öpecek zaten saçma ama sihir gibi ortam var.
memleketin hangi semtinde o hafif lüks döşenmiş salon ortamı ve rahatlığında muhit var bilmiyorum ama bu reklam ilizyonu baydı.
öyle bir ortamda üçübir arada içip dans edecek tip yok. geceden kalmanın ertesi olsa neyse. rimeli akmış kızların gece yaşanılanlardan pişman bir şekilde kahve içişi lazım. daha gerçekçi. oğlanlar yerde zum falan. aksi aşırı bayat.
arada oğlanlardan birisi kahveyle aşkını ilan edip kızı gülümseterek mini eteğiyle dans etmesine sebep oluyor falan. kupayı fırlatıp kızı tutsa öpecek zaten saçma ama sihir gibi ortam var.
memleketin hangi semtinde o hafif lüks döşenmiş salon ortamı ve rahatlığında muhit var bilmiyorum ama bu reklam ilizyonu baydı.
öyle bir ortamda üçübir arada içip dans edecek tip yok. geceden kalmanın ertesi olsa neyse. rimeli akmış kızların gece yaşanılanlardan pişman bir şekilde kahve içişi lazım. daha gerçekçi. oğlanlar yerde zum falan. aksi aşırı bayat.
devamını gör...
en büyük şaban film müziği
insanı dinlerken bilmediği yerlere alıp götüren içinde hüzün, sevgi ve umut barındıran efsane parçadır. en büyük şaban filminde kullanılarak parçaya yazık edilmiştir. filmin çok çok ötesindedir.
devamını gör...
hi-fi
açılımı "high fidelity"; kelime anlamı "yüksek sadakat", müzikal ve mecaz anlamı "doğal/doğala yakın ses verme" olan terim.
ve bir yalniz ukdesi.
ve bir yalniz ukdesi.
devamını gör...
yazarların en ünlü etkileşimi
ferhat göçer twitter'da beni takip ediyor. ben onu etmiyorum.
devamını gör...
aşırı okuyan biriyle sohbet etmek
sohbet edemezsin diyeceğim ama açmam gerek "neden" diye..
lisede felsefe dersinden dönem ödevimi aldım.. normalde kötü olduğun dersi seçersin ama düşün artık, kötü dersim yokmuş meğer..sen misin o yiğit dedi herhal öğretmen "hegel'in varlık anlayışı"nı ödev olarak verdi..
başladım araştırmaya: tinin görüngübilimi mi dersin mantık mı dersin estetik-mekanik-doğa mı? en son aleksandr kojave'ye kadar düştüm.. e n'apayım anlamıyorum hegel'i!
o zamanlar üsküdar'da ikinci el kitap satın aldığım bir kitapçı vardı.. deniz fenerinin biraz gerisindeki caminin yanında açıyordu tezgahını*.. ona ödevimden bahsettim.. o da doğu-batı dergisine yazılar yazan bir adamla tanıştırdı sonraki günlerde.. adamdan ciddi yardım istiyorum.. ruh, tin, gheist, diyalektik.. insan bi ağzını açmaz mı? cık! sadece iyi gidiyorsun dedi..
tamam, ödevden tatmin edici not aldım ama, o çok okuyan, yazan insanla tek kelime konuşamadım..çınaraltı'nda buluşup buluşup çay içtik sadece..
(sonradan bu sessizliğinin sebebini öğrendim tabi, o da bu konulara kafa yoruyormuş meğer, ne de olsa acelesi yok, yavaş yavaş düşün tabi).
lisede felsefe dersinden dönem ödevimi aldım.. normalde kötü olduğun dersi seçersin ama düşün artık, kötü dersim yokmuş meğer..sen misin o yiğit dedi herhal öğretmen "hegel'in varlık anlayışı"nı ödev olarak verdi..
başladım araştırmaya: tinin görüngübilimi mi dersin mantık mı dersin estetik-mekanik-doğa mı? en son aleksandr kojave'ye kadar düştüm.. e n'apayım anlamıyorum hegel'i!
o zamanlar üsküdar'da ikinci el kitap satın aldığım bir kitapçı vardı.. deniz fenerinin biraz gerisindeki caminin yanında açıyordu tezgahını*.. ona ödevimden bahsettim.. o da doğu-batı dergisine yazılar yazan bir adamla tanıştırdı sonraki günlerde.. adamdan ciddi yardım istiyorum.. ruh, tin, gheist, diyalektik.. insan bi ağzını açmaz mı? cık! sadece iyi gidiyorsun dedi..
tamam, ödevden tatmin edici not aldım ama, o çok okuyan, yazan insanla tek kelime konuşamadım..çınaraltı'nda buluşup buluşup çay içtik sadece..
(sonradan bu sessizliğinin sebebini öğrendim tabi, o da bu konulara kafa yoruyormuş meğer, ne de olsa acelesi yok, yavaş yavaş düşün tabi).
devamını gör...

