4 ekim 2021 enflasyon araştırma grubu açıklaması
malum tüik hükmünü ve inandırıcılığı kaybetmiş olup, takip edilmesi gereken bir şirketin yaptığı enflasyon açıklamasıdır.
enflasyon araştırma grubu, türkiye’deki son 12 aylık enflasyon oranını %44.70 olarak açıkladı.eylül ayı tüfe ise %2.89.
önemli gördüğüm ayrıntılar:
ana harcama grubu tüfe verilerinden:
tüik alt grupları gösterge olarak alındığında en çok aylık düşüş -%13,09 ile lokanta ve oteller, en fazla
yükseliş ise %13,45 ile giyim ve ayakkabı kaleminde gerçekleşmiştir.

altgrup enflasyon oranları icin:
aylık en fazla düşüş yaşanan grup -%13,96
ile fast food , en fazla yükseliş görülen grup ise %22,83 ile diğer kıyafet ürün grubunda olmuştur.

buradan
enflasyon araştırma grubu, türkiye’deki son 12 aylık enflasyon oranını %44.70 olarak açıkladı.eylül ayı tüfe ise %2.89.
önemli gördüğüm ayrıntılar:
ana harcama grubu tüfe verilerinden:
tüik alt grupları gösterge olarak alındığında en çok aylık düşüş -%13,09 ile lokanta ve oteller, en fazla
yükseliş ise %13,45 ile giyim ve ayakkabı kaleminde gerçekleşmiştir.

altgrup enflasyon oranları icin:
aylık en fazla düşüş yaşanan grup -%13,96
ile fast food , en fazla yükseliş görülen grup ise %22,83 ile diğer kıyafet ürün grubunda olmuştur.

buradan
devamını gör...
kadın taklidi yapıp erkek yazardan nude istemek
sözlükte yaşandığı iddia edilen olay.
lakin benim kafamda yerleşmeyen noktalar var.
mesela bu cıbıldak foto atan eleman karşısındakinin kadın olduğu kanaatine nasıl varıp böyle güvenmiş olabilir.
bir iki fotoya tav olup mu yaptı yani bunu, eğer öyleyse harbi saftirikmiş. ulan bari face time dan falan bir teyit alsaydın. gözlerini açmazsan böyle ayazda kalmış bekçi şeysine dönersin işte.
bu saftirik arkadaşı kandıran şahıs sana ne diyeyim bilemedim bir erkeği kendine aşık edebilecek kadar iyi kadın taklidi yapabiliyorsan bu yeteneği boşa harcama bence kestir gitsin.
eyyorlamam bu kadar.
lakin benim kafamda yerleşmeyen noktalar var.
mesela bu cıbıldak foto atan eleman karşısındakinin kadın olduğu kanaatine nasıl varıp böyle güvenmiş olabilir.
bir iki fotoya tav olup mu yaptı yani bunu, eğer öyleyse harbi saftirikmiş. ulan bari face time dan falan bir teyit alsaydın. gözlerini açmazsan böyle ayazda kalmış bekçi şeysine dönersin işte.
bu saftirik arkadaşı kandıran şahıs sana ne diyeyim bilemedim bir erkeği kendine aşık edebilecek kadar iyi kadın taklidi yapabiliyorsan bu yeteneği boşa harcama bence kestir gitsin.
eyyorlamam bu kadar.
devamını gör...
guernica
picasso tarafından haziran 1937'de tamamlanan sanat tarihinin en önemli ve aynı zamanda çarpıcı çalışmalarından birisidir. şu an madrid'deki museo reina sofia'da sergilenmektedir.
tablo siyah, beyaz ve gri renklere sahip adeta şiddet ve kaos nedeniyle yamulmuş insan ve hayvan figürleri içermektedir. çığlık atan kadin, kopan organlar, alevler, yaralı bir at ve boğa gibi öğeler barındırır. 3.39×7.76 metre ebatlarında oldukça büyük bir resimdir.
guernica zaman içinde savaş karşıtlığının öncüsü haline gelmiştir. öyle ki ilk olarak 1937'de paris'te sergilendikten sonra pek çok şehir gezmiş ve tüm gelirler ispanya'daki savaşın yaralarını sarmak için harcanmıştır.
peki bu önemli tabloya ilham olan olay neydi? olay ispanya iç savaşı sırasında bask bölgesine bağlı bir kasaba olan guernica'da yaşandı. guernica cumhuriyetçilerin yoğunlukta olduğu bir bölgeydi. cumhuriyetçilere o dönem sosyalist, komünist, anarşist gözüyle bakılıyordu ve francisco franco önderliğindeki miliyetçilerin açık hedefi konumundaydı.
26 nisan 1937 günü öğle 4 sularında alman savaş uçakları guernica’yı tam 2 saat bombardımana tuttu. o gün bir pazar günüydü ve kasaba halkı çoğunlukla dışardaydı. o günlerde erkek nüfus cumhuriyetçi kanat adına savaşta olduğu için o gün dışarda olanlar çoğunlukla kadın ve çocuklardı.
rudolf arnheim da bu konuyu şu sözlerle aktarıyor: “guernica resmindeki kadınlar ve çocuklar masum, savunmasız insanlığın bombalandığını temsil ediyor. kadın ve çocuk figürleri picasso resimlerinde insanlığın kusursuzlukları olarak yer alır. bu açıdan guernica resmini insanlığın merkezine yapılmış bir saldırının temsili olarak okumak mümkün.”
alman işgali esnasında paris’te yaşayan picasso’nun evine gelen bir alman yetkilinin picasso’ya “bunu siz mi yaptınız?” demesi üzerine “hayır, siz yaptınız.” demesi ise guernica tablosunun arkasındaki düşünceyi en iyi açıklayan anektodlardan biri olarak görülmektedir.
ocak 1937’de ispanyol cumhuriyetçi hükümet, picasso’ya paris sanat fuarı’nda ispanya’yı temsil etmesi için büyük bir mural sipariş etti.
1934’te ispanya’yı terk eden ve bir daha ülkesine geri dönmeyen picasso o dönem paris’te yaşıyordu.
ocak ve nisan arası dönemde bir miktar isteksiz bir şekilde bu resme çalışan picasso, 26 nisan 1937’de guernica kasabasının bombalandığını öğrendikten sonra arkadaşı şair juan larrea tarafından savaşla alakalı bir resim yapması için teşvik edildi.
1 mayıs günü george steer’in guernica kasabasının bombardıman sonrası durumunu anlattığı yazıyı okuduktan sonra aklındaki mural fikrini terk etti ve guernica’da yaşanan dehşet ve vahşeti temsil etmesi amacıyla guernica resmi üzerinde çalışmaya başladı.
genel olarak çalışma alanına ziyaretçilerin gelmesini pek istemeyen picasso, guernica’yı yaparken insanların gelip üretim sürecini izlemesine izin verdi. zira insanların faşizm karşıtlığı konusunda bilgi ve duyarlılık sahibi olmasını istiyordu. guernica üzerindeki çalışmaları devam ederken picasso şöyle bir ifadede bulundu.
“hayatım boyunca sanatın ölümüne karşı mücadele verdim. ispanya’da olaylar ise insanlara ve özgürlüğe karşı gelişiyor. ölüm ve teslim olmakla bir anlığına dahi mutabık olduğumu kim iddia edebilir?”
picasso, guernica tablosunu 35 günlük bir çalışmanın ardından 4 haziran 1937’de tamamladı.
tabloda resmedilen öğelerin anlattıkları da bir o kadar ilginç ve ilgi çekicidir.
boğa figürü
tablonun solunda yer alan kızgın boğa figürü, en dikkat çeken ögelerinden birisidir. bu kızgın boğa figürü, o dönemlerde dünyada gelişen milliyetçilik akımının sembollerinden biri olarak gösterilir. aynı zamanda ispanya kültüründe tarihi bir yeri olan figür, kuyruğundaki alevler ve tüten meşale şeklinde olması savaşın iç yüzünü gösterir.
ölü bebeği tutan kadın figürü
guernıca tablosunda, kızgın boğa figürünün altında yer alan ölü bebeği tutan kadın ögesi, acılar içinde çığlık çığlığa haykırarak resmedilmiştir. bebeğin cansız bedeni, kadının kollarının arasından sarkık olarak resmedilmektedir.
at figürü
tablonun tam ortasında baktığımızda, atın karnını delerek diğer bir yanından çıkan mızrağın, atı acılar içinde bıraktığı çizilmiştir. at figürünün ispanya’nın acı çeken insanlarını temsil ettiği düşünülmektedir
ölü adam figürü
guernica tablosunda acılar içinde olan atın hemen altında bulunan ölü adam figürü, kopuk kolu ile bir kılıç tutmakta, tuttuğu kılıcın ucundan ise bir çiçek filizlenmektedir. diğer kolunda ise avuç içindeki kesikler dikkat çekmektedir. kılıcın ucunda filizlenen çiçek geleceğe dair umutları temsil ederken, avuç içindeki kesikler ise proleter sınıfını temsil etmektedir.
ampul figürü
tablonun ortasında atın başının hemen üstünde göz şeklinin içinde bir ampül figürü yansımaktadır. ispanyolca ampül anlamına gelen ‘bombilla’ya gönderme yaptığı gibi aynı zamanda da tanrı’yı temsil etmektedir. insanlığın savaş ve şiddet karşısında savunmasızlığını ve tanrı’ya sığınmaktan başka bir çare olmadığını ifade etmektedir.
gaz lambalı kadın figürü
atın sağ tarafında endişeli ve korku dolu ifadeye bürünen, içeri süzülen bir kadın figürü görülmektedir. elinde gaz lambası tutan kadın figürü, guernıca tablosundaki ışıklar arasındaki çatışmayı resmetmektedir.
diğer kadın figürü
gaz lambalı kadın ögesinin altında soldan sağa doğru hareket eden ve ampulün ışığına boş bakışlarla kilitlenen bir kadın figürü bulunmaktadır. geriden gelen bacağından yaralı olduğu ve eliyle bacağını destekleyerek ilerleyebildiği anlaşılmaktadır. picasso, bu kadın figürü ile savaşta yaralanan çaresiz sivil insanları simgelemektedir.
beyaz güvercin figürü
boğanın sağında duvara kazınmış bir güvercin figürü dikkat çekmektedir. güvercin, bir kanadı ile zeytin dalı tutarken, gövdesini üzerinden beyaz renkli bir ışık hüznesi yayıldığı görülmektedir. tıpkı gaz lambasında olduğu gibi beyaz güvercin figürü de umudu işaret etmektedir.
açık kapı figürü
guernıca tablosunun belki de en dikkat çekici öğesidir bu. tablonun sağ görselinde, koyu zemin üzerinde açık bir kapı resmedilmektedir. kapı figürü, bombardıman esnasında yaşananlara karşı bir kaçış yolu veya geleceğe dair umutlara ışık tutmakla birlikte; yaşananlara karşı suskunluk sarmalı içinde kalındığını da resmetmektedir
emoji.com.tr/guernica-tablosu/
tr.m.wikipedia.org/wiki/Gue...
sanatkaravani.com/guernica-...
tablo siyah, beyaz ve gri renklere sahip adeta şiddet ve kaos nedeniyle yamulmuş insan ve hayvan figürleri içermektedir. çığlık atan kadin, kopan organlar, alevler, yaralı bir at ve boğa gibi öğeler barındırır. 3.39×7.76 metre ebatlarında oldukça büyük bir resimdir.
guernica zaman içinde savaş karşıtlığının öncüsü haline gelmiştir. öyle ki ilk olarak 1937'de paris'te sergilendikten sonra pek çok şehir gezmiş ve tüm gelirler ispanya'daki savaşın yaralarını sarmak için harcanmıştır.
peki bu önemli tabloya ilham olan olay neydi? olay ispanya iç savaşı sırasında bask bölgesine bağlı bir kasaba olan guernica'da yaşandı. guernica cumhuriyetçilerin yoğunlukta olduğu bir bölgeydi. cumhuriyetçilere o dönem sosyalist, komünist, anarşist gözüyle bakılıyordu ve francisco franco önderliğindeki miliyetçilerin açık hedefi konumundaydı.
26 nisan 1937 günü öğle 4 sularında alman savaş uçakları guernica’yı tam 2 saat bombardımana tuttu. o gün bir pazar günüydü ve kasaba halkı çoğunlukla dışardaydı. o günlerde erkek nüfus cumhuriyetçi kanat adına savaşta olduğu için o gün dışarda olanlar çoğunlukla kadın ve çocuklardı.
rudolf arnheim da bu konuyu şu sözlerle aktarıyor: “guernica resmindeki kadınlar ve çocuklar masum, savunmasız insanlığın bombalandığını temsil ediyor. kadın ve çocuk figürleri picasso resimlerinde insanlığın kusursuzlukları olarak yer alır. bu açıdan guernica resmini insanlığın merkezine yapılmış bir saldırının temsili olarak okumak mümkün.”
alman işgali esnasında paris’te yaşayan picasso’nun evine gelen bir alman yetkilinin picasso’ya “bunu siz mi yaptınız?” demesi üzerine “hayır, siz yaptınız.” demesi ise guernica tablosunun arkasındaki düşünceyi en iyi açıklayan anektodlardan biri olarak görülmektedir.
ocak 1937’de ispanyol cumhuriyetçi hükümet, picasso’ya paris sanat fuarı’nda ispanya’yı temsil etmesi için büyük bir mural sipariş etti.
1934’te ispanya’yı terk eden ve bir daha ülkesine geri dönmeyen picasso o dönem paris’te yaşıyordu.
ocak ve nisan arası dönemde bir miktar isteksiz bir şekilde bu resme çalışan picasso, 26 nisan 1937’de guernica kasabasının bombalandığını öğrendikten sonra arkadaşı şair juan larrea tarafından savaşla alakalı bir resim yapması için teşvik edildi.
1 mayıs günü george steer’in guernica kasabasının bombardıman sonrası durumunu anlattığı yazıyı okuduktan sonra aklındaki mural fikrini terk etti ve guernica’da yaşanan dehşet ve vahşeti temsil etmesi amacıyla guernica resmi üzerinde çalışmaya başladı.
genel olarak çalışma alanına ziyaretçilerin gelmesini pek istemeyen picasso, guernica’yı yaparken insanların gelip üretim sürecini izlemesine izin verdi. zira insanların faşizm karşıtlığı konusunda bilgi ve duyarlılık sahibi olmasını istiyordu. guernica üzerindeki çalışmaları devam ederken picasso şöyle bir ifadede bulundu.
“hayatım boyunca sanatın ölümüne karşı mücadele verdim. ispanya’da olaylar ise insanlara ve özgürlüğe karşı gelişiyor. ölüm ve teslim olmakla bir anlığına dahi mutabık olduğumu kim iddia edebilir?”
picasso, guernica tablosunu 35 günlük bir çalışmanın ardından 4 haziran 1937’de tamamladı.
tabloda resmedilen öğelerin anlattıkları da bir o kadar ilginç ve ilgi çekicidir.
boğa figürü
tablonun solunda yer alan kızgın boğa figürü, en dikkat çeken ögelerinden birisidir. bu kızgın boğa figürü, o dönemlerde dünyada gelişen milliyetçilik akımının sembollerinden biri olarak gösterilir. aynı zamanda ispanya kültüründe tarihi bir yeri olan figür, kuyruğundaki alevler ve tüten meşale şeklinde olması savaşın iç yüzünü gösterir.
ölü bebeği tutan kadın figürü
guernıca tablosunda, kızgın boğa figürünün altında yer alan ölü bebeği tutan kadın ögesi, acılar içinde çığlık çığlığa haykırarak resmedilmiştir. bebeğin cansız bedeni, kadının kollarının arasından sarkık olarak resmedilmektedir.
at figürü
tablonun tam ortasında baktığımızda, atın karnını delerek diğer bir yanından çıkan mızrağın, atı acılar içinde bıraktığı çizilmiştir. at figürünün ispanya’nın acı çeken insanlarını temsil ettiği düşünülmektedir
ölü adam figürü
guernica tablosunda acılar içinde olan atın hemen altında bulunan ölü adam figürü, kopuk kolu ile bir kılıç tutmakta, tuttuğu kılıcın ucundan ise bir çiçek filizlenmektedir. diğer kolunda ise avuç içindeki kesikler dikkat çekmektedir. kılıcın ucunda filizlenen çiçek geleceğe dair umutları temsil ederken, avuç içindeki kesikler ise proleter sınıfını temsil etmektedir.
ampul figürü
tablonun ortasında atın başının hemen üstünde göz şeklinin içinde bir ampül figürü yansımaktadır. ispanyolca ampül anlamına gelen ‘bombilla’ya gönderme yaptığı gibi aynı zamanda da tanrı’yı temsil etmektedir. insanlığın savaş ve şiddet karşısında savunmasızlığını ve tanrı’ya sığınmaktan başka bir çare olmadığını ifade etmektedir.
gaz lambalı kadın figürü
atın sağ tarafında endişeli ve korku dolu ifadeye bürünen, içeri süzülen bir kadın figürü görülmektedir. elinde gaz lambası tutan kadın figürü, guernıca tablosundaki ışıklar arasındaki çatışmayı resmetmektedir.
diğer kadın figürü
gaz lambalı kadın ögesinin altında soldan sağa doğru hareket eden ve ampulün ışığına boş bakışlarla kilitlenen bir kadın figürü bulunmaktadır. geriden gelen bacağından yaralı olduğu ve eliyle bacağını destekleyerek ilerleyebildiği anlaşılmaktadır. picasso, bu kadın figürü ile savaşta yaralanan çaresiz sivil insanları simgelemektedir.
beyaz güvercin figürü
boğanın sağında duvara kazınmış bir güvercin figürü dikkat çekmektedir. güvercin, bir kanadı ile zeytin dalı tutarken, gövdesini üzerinden beyaz renkli bir ışık hüznesi yayıldığı görülmektedir. tıpkı gaz lambasında olduğu gibi beyaz güvercin figürü de umudu işaret etmektedir.
açık kapı figürü
guernıca tablosunun belki de en dikkat çekici öğesidir bu. tablonun sağ görselinde, koyu zemin üzerinde açık bir kapı resmedilmektedir. kapı figürü, bombardıman esnasında yaşananlara karşı bir kaçış yolu veya geleceğe dair umutlara ışık tutmakla birlikte; yaşananlara karşı suskunluk sarmalı içinde kalındığını da resmetmektedir
emoji.com.tr/guernica-tablosu/
tr.m.wikipedia.org/wiki/Gue...
sanatkaravani.com/guernica-...
devamını gör...
yalnızlık paylaşılmaz
özdemir asaf’a hak verdiğim güzel bir durum tespitidir. benim bu konuda tavrım şöyledir; kişiye özel alanlar olmalı. kimselere dokundurtmayacak kadar güzel ve değerli. saygısı olmalı önce insanın kendisine. kendi yarasına merhemi, başka omuzlarda aramamalı. elbette kapanmamalı içine. yeni uğraşlar edinmeli, seyahatler etmeli, görmek istedigi yerlere. ama dokundurtmamalı yalnızlığına! hüznüne değil keyfine bakmalı, keyfine de ortak etmemeli kimseyi yalnızlığında.
kimseye öneri olsun diye değil, kendi tercihim olan durumdur.
kimseye öneri olsun diye değil, kendi tercihim olan durumdur.
devamını gör...
şükrü erbaş
sonra bir uzak bulurdu herkes
giden gidemezdi gelen gelemezdi
hayal olurdu hatıra olurdu…*
giden gidemezdi gelen gelemezdi
hayal olurdu hatıra olurdu…*
devamını gör...
1. geleneksel normal sözlük el güzeli yarışmasının sonucu
allah hepinizden razı olsun ilk defa bir şeyde listeye girebildim.
devamını gör...
sözlüğün en sevilen yazarı
sevmediklerimi engelledim.
sevdiklerim beni, ben de onları görebiliyorum.
bal porsuğu
ateist kaplumbağa
köylü yazardan ironiler
summer queen
ice
illiyetilezilet
o kadar çok ki hangisini sayayım ?
sevdiklerim beni, ben de onları görebiliyorum.
bal porsuğu
ateist kaplumbağa
köylü yazardan ironiler
summer queen
ice
illiyetilezilet
o kadar çok ki hangisini sayayım ?
devamını gör...
yuva arayan yavru köpekler
merhaba sözlük!
bu arkadaşların ikisini (kara ve kokarca) 14 dönüm bir arazi içine türkiye'ye göçmüş almancı bir aileye sahiplendirdim. bağsız bir şekilde, 14 dönümü savunarak hayatlarına devam edecekler.
elbet sahiplendikten sonra sokağa salanlar da var ama ben de uzun süredir köpek sahiplendiriyorum, artık kimin ne yapacağını tahmin edebiliyor ve ona göre önlemler alıyorum. zaten verdiğim herkese bakamayacak olursanız bana haber verin diyorum. kalbinizi temiz ve ferah tutun. her şeyden önce daha sağlıklı. ayrıca ben de şehir dışına atılmış bir çok köpeği şehirde güzel bölgelere bıraktığım oldu fakat son zamanlarda köpeklere karşı bir nefret, bilinçli olarak yaratılıyor. bunun getirisi olarak da insanlar ve bazı belediyeler sokakta buldukları köpekleri rahatlıkla ölebilecekleri! yerlere bırakıyorlar. o yüzden bu yavruları şehire bırakmak istemedim. bir çok şeyi, bir çok açıdan düşünecek kadar deneyim sahibi oldum bu konuda. o yüzden lütfen bu çocuklara yuva bulmada destek olun, olmuyorsanız köstek olmayın.
kaldı 4!
bu arkadaşların ikisini (kara ve kokarca) 14 dönüm bir arazi içine türkiye'ye göçmüş almancı bir aileye sahiplendirdim. bağsız bir şekilde, 14 dönümü savunarak hayatlarına devam edecekler.
elbet sahiplendikten sonra sokağa salanlar da var ama ben de uzun süredir köpek sahiplendiriyorum, artık kimin ne yapacağını tahmin edebiliyor ve ona göre önlemler alıyorum. zaten verdiğim herkese bakamayacak olursanız bana haber verin diyorum. kalbinizi temiz ve ferah tutun. her şeyden önce daha sağlıklı. ayrıca ben de şehir dışına atılmış bir çok köpeği şehirde güzel bölgelere bıraktığım oldu fakat son zamanlarda köpeklere karşı bir nefret, bilinçli olarak yaratılıyor. bunun getirisi olarak da insanlar ve bazı belediyeler sokakta buldukları köpekleri rahatlıkla ölebilecekleri! yerlere bırakıyorlar. o yüzden bu yavruları şehire bırakmak istemedim. bir çok şeyi, bir çok açıdan düşünecek kadar deneyim sahibi oldum bu konuda. o yüzden lütfen bu çocuklara yuva bulmada destek olun, olmuyorsanız köstek olmayın.
kaldı 4!
devamını gör...
oyunbozan
zeki alasya'nın metin akpınar'sız ilk filmi, ayrıca bir nesli çölgeçen filmi. belki de eksiği doldurmak için olacak, filmdeki diğer erkek başrolün* adı da metin olmuştu.
filmdeki ikisi kadın üç önemli rolü de (kötü adam, kötü adamın sevgilisi ve zeki abinin kızı) yunanlı oyuncuların oynaması da ilginç bir nokta.
istanbul'un bir kenar mahallesinde oturan metin*, taksicilik yapan ve nişanlısıyla çeyiz düzmeye çalışan bir mahalle delikanlısıdır. sekiz yıldır, cezaevinden kanser hastalığı nedeniyle tahliye edilen şair kemal yılmaz'ı* her sabah evinden hastaneye götürür ve aralarında böyle bir ahbaplık doğar. yine her sabah, aynı noktada beklemesine aynı trafik polisi* engel olur.
bir gün metin, yine "burda bekleme yapma" diyen polise "abi üşümüşsün, sabah ayazında burda dikilmek de kolay değil, gel içeriye bin, termosum dolu çay da içersin" diye zarf atarak onu arabasına alır. tam bu esnada önlerinden hızlıca bir mercedes geçince polisin fbı aşkı tutar, metin'e "takip et şunu" der. mercedes'ten adını film boyunca öğrenemedimiz bir mafya babası, babanın metresi ve iki de koruma inerek infaz yaparlar, tam bu esnada yetişen polis "atın lan silahları" diye bağırınca elemanlar onu da öldürür. şehit cenazesini arabasına alan metin hızla bir karakola sığınsa da takip eden çete "deli bu deli" diye onu kaçırır, arabayı da içindeki cesetle birlikte yakarak metin'in cenazesini kaldırırlar.
diğer taraftan metin, sürekli adı sanı belirsiz kendisi çok şişman büyük patrondan (gıdığı buldog gibi sallanan bir soner ağın) emirler alan adsız baba tarafından denenir. önce kendisine cinayet silahı elletilir, sonra da "artık parmak izin bir suç aletinin üstünde, bu cinayeti yatmak istemiyorsan bizim için adam öldüreceksin" denilir. ilk görevi de kemal yılmaz'ı öldürmektir. ama metin yüz yüze geldiği abonesini vuramaz. kemal amcayla ikisi mafyanın elinden kaçarak kartalkaya'da saklanmaya başlarlar.
diğer taraftan, metin'i elinden kaçırdığı gibi şişko patrondan da fırçayı yiyen adsız reis, metin'in ailesini sorgulayarak izini arar. neden sonra kartalkaya'da saklandığı yeri bulur, adamları ve metresiyle gelir, kavgada tüm mafya elemanları ölürken polis metin'i gözaltına alır, kemal amca "teslim oluyorum" diye suçu üstlenmeye çalışsa da o bir ambulansla aşağı indirilir...
aksiyon sahneleri, kovalamacalar gayet iyi çekilmiş olsa da filmde bir şeyler yerine oturmamış. eksik nedir bilemedim.
son olarak, filmin müziklerini nadir göktürk yapmış. final şarkısında da, sakallı nadir'in grubunun* o dönemki kadın vokali feyza erenmemiş mikrofonlara geliyor. şarkının güftesi şöyle:
deniz gider tuzu kalır,
aşk biter sızı kalır,
söz uçar yazı kalır,
onu da eskiciler alır.
gül kokar sevda yakar,
su akar deli bakar,
şu dünyanın seyrine doyum olmaz hiç,
dönsün dönebildiği kadar...
ah aman aman bu ne oyunmuş?
kedi kuyruğundan korkmuş
ah aman aman bu ne oyunmuş?
bülbülün dili tutulmuş
ah aman aman aşk yalanmış?
dilimize nerden dolanmış?
ah aman aman hayat ne hoşmuş?
ama bir varmış bir yokmuş
filmdeki ikisi kadın üç önemli rolü de (kötü adam, kötü adamın sevgilisi ve zeki abinin kızı) yunanlı oyuncuların oynaması da ilginç bir nokta.
istanbul'un bir kenar mahallesinde oturan metin*, taksicilik yapan ve nişanlısıyla çeyiz düzmeye çalışan bir mahalle delikanlısıdır. sekiz yıldır, cezaevinden kanser hastalığı nedeniyle tahliye edilen şair kemal yılmaz'ı* her sabah evinden hastaneye götürür ve aralarında böyle bir ahbaplık doğar. yine her sabah, aynı noktada beklemesine aynı trafik polisi* engel olur.
bir gün metin, yine "burda bekleme yapma" diyen polise "abi üşümüşsün, sabah ayazında burda dikilmek de kolay değil, gel içeriye bin, termosum dolu çay da içersin" diye zarf atarak onu arabasına alır. tam bu esnada önlerinden hızlıca bir mercedes geçince polisin fbı aşkı tutar, metin'e "takip et şunu" der. mercedes'ten adını film boyunca öğrenemedimiz bir mafya babası, babanın metresi ve iki de koruma inerek infaz yaparlar, tam bu esnada yetişen polis "atın lan silahları" diye bağırınca elemanlar onu da öldürür. şehit cenazesini arabasına alan metin hızla bir karakola sığınsa da takip eden çete "deli bu deli" diye onu kaçırır, arabayı da içindeki cesetle birlikte yakarak metin'in cenazesini kaldırırlar.
diğer taraftan metin, sürekli adı sanı belirsiz kendisi çok şişman büyük patrondan (gıdığı buldog gibi sallanan bir soner ağın) emirler alan adsız baba tarafından denenir. önce kendisine cinayet silahı elletilir, sonra da "artık parmak izin bir suç aletinin üstünde, bu cinayeti yatmak istemiyorsan bizim için adam öldüreceksin" denilir. ilk görevi de kemal yılmaz'ı öldürmektir. ama metin yüz yüze geldiği abonesini vuramaz. kemal amcayla ikisi mafyanın elinden kaçarak kartalkaya'da saklanmaya başlarlar.
diğer taraftan, metin'i elinden kaçırdığı gibi şişko patrondan da fırçayı yiyen adsız reis, metin'in ailesini sorgulayarak izini arar. neden sonra kartalkaya'da saklandığı yeri bulur, adamları ve metresiyle gelir, kavgada tüm mafya elemanları ölürken polis metin'i gözaltına alır, kemal amca "teslim oluyorum" diye suçu üstlenmeye çalışsa da o bir ambulansla aşağı indirilir...
aksiyon sahneleri, kovalamacalar gayet iyi çekilmiş olsa da filmde bir şeyler yerine oturmamış. eksik nedir bilemedim.
son olarak, filmin müziklerini nadir göktürk yapmış. final şarkısında da, sakallı nadir'in grubunun* o dönemki kadın vokali feyza erenmemiş mikrofonlara geliyor. şarkının güftesi şöyle:
deniz gider tuzu kalır,
aşk biter sızı kalır,
söz uçar yazı kalır,
onu da eskiciler alır.
gül kokar sevda yakar,
su akar deli bakar,
şu dünyanın seyrine doyum olmaz hiç,
dönsün dönebildiği kadar...
ah aman aman bu ne oyunmuş?
kedi kuyruğundan korkmuş
ah aman aman bu ne oyunmuş?
bülbülün dili tutulmuş
ah aman aman aşk yalanmış?
dilimize nerden dolanmış?
ah aman aman hayat ne hoşmuş?
ama bir varmış bir yokmuş
devamını gör...
gece gelen makarna perileri
o makarna pişene kadar gitmezler
neyse makarna suyu koyayım bari
neyse makarna suyu koyayım bari
devamını gör...
dirty talk
seks sırasında hayallerdeki dirty talk;
"ah, hissediyorum harikasın."
"yeah, bebeğim işte bu."
gerçekte olan dirty talk;
"bana kötü bir şeyler söyle."
"sana haber vermeden urla'daki yazlığı sattım."
"ah, hissediyorum harikasın."
"yeah, bebeğim işte bu."
gerçekte olan dirty talk;
"bana kötü bir şeyler söyle."
"sana haber vermeden urla'daki yazlığı sattım."
devamını gör...
bilim insanlarının sosyal mesafesiz haziran açıklaması
biz zaten ülke olarak gayet rahat takılıyoruz ya. kahvelerde okeyler tavlalar, maske desen hak getire. sokağa çıkıyorsun iki kişiden biri maskesiz. daha sayayım mı?
bizim ülkeyi pek iplemeyen açıklama kısaca.
bizim ülkeyi pek iplemeyen açıklama kısaca.
devamını gör...
avare tanrı
fabrizio dori tarafından yaratılmış ve türkiye'de baobab tarafından basılmış muhteşem grafik roman.
halkının ve tanrıların yanından bahtsız şekilde sürülen satir eustis; yalnız, avare ve mutsuz şekilde sokaklarda yaşamakta (daha doğrusu tarlalarda), biraz şarap karşılığında da insanlara efsunlu hikayeler anlatmaktadır. yağmurlu bir günde kayıp bir hayalete yardım etmesi ile hekate ile tanışır ve tanrıça tebaasından birine yardım ettiği için eustis'e lanetin ortadan kalkması için ne yapması gerektiğini anlatır.
pan'ın ve selena'nın bir kere daha kavuşabilmesi için hades'i iki hafta içerisinde ikna etmesi gereken eustis, görünmezler krallığından, afrodit'in lunaparkına, ares'in karavanından, rüyalar ülkesine savrulurken profesör ve leandros da kendi kaderlerini bulma ümidiyle ona eşlik ederler.
hikaye çok lezzetli ancak illustrasyonlarla birleşince ortaya muazzam bir iş çıkmış. empresyonizmden, fovizme, art nouveau'dan ekspresyonizm'e kadar pek çok farklı tarzı kullanıp bunları bütünlüklü bir şekilde sunmak her baba yiğidin harcı değil.
baobab da bu çalışmanın kalitesine yakışır bir baskı gerçekleştirmiş.
şimdi kocakarı gidip gidip baskısı olmayan kitapları yazıyorsun nispet mi yapıyorsun demeyin lütfen, vallahi böyle güzelim kitapların meraklısı maalesef çok ufak bir kitle olduğu için çok az sayıda basılıyor ve hemen tükeniyor ama ikinci el falan denk gelirseniz kaçırmayın.
ha ayrıca okurken fonda tatlış bir faun şarkısı açmayı ve sıcak şarabınızı hazır etmeyi de ihmal etmeyin.
ve tanrıları kızdırmamaya dikkat edin! belki bir gün doğayı eustis'in gözleri ile görebiliriz biz de...
halkının ve tanrıların yanından bahtsız şekilde sürülen satir eustis; yalnız, avare ve mutsuz şekilde sokaklarda yaşamakta (daha doğrusu tarlalarda), biraz şarap karşılığında da insanlara efsunlu hikayeler anlatmaktadır. yağmurlu bir günde kayıp bir hayalete yardım etmesi ile hekate ile tanışır ve tanrıça tebaasından birine yardım ettiği için eustis'e lanetin ortadan kalkması için ne yapması gerektiğini anlatır.
pan'ın ve selena'nın bir kere daha kavuşabilmesi için hades'i iki hafta içerisinde ikna etmesi gereken eustis, görünmezler krallığından, afrodit'in lunaparkına, ares'in karavanından, rüyalar ülkesine savrulurken profesör ve leandros da kendi kaderlerini bulma ümidiyle ona eşlik ederler.
hikaye çok lezzetli ancak illustrasyonlarla birleşince ortaya muazzam bir iş çıkmış. empresyonizmden, fovizme, art nouveau'dan ekspresyonizm'e kadar pek çok farklı tarzı kullanıp bunları bütünlüklü bir şekilde sunmak her baba yiğidin harcı değil.
baobab da bu çalışmanın kalitesine yakışır bir baskı gerçekleştirmiş.
şimdi kocakarı gidip gidip baskısı olmayan kitapları yazıyorsun nispet mi yapıyorsun demeyin lütfen, vallahi böyle güzelim kitapların meraklısı maalesef çok ufak bir kitle olduğu için çok az sayıda basılıyor ve hemen tükeniyor ama ikinci el falan denk gelirseniz kaçırmayın.
ha ayrıca okurken fonda tatlış bir faun şarkısı açmayı ve sıcak şarabınızı hazır etmeyi de ihmal etmeyin.
ve tanrıları kızdırmamaya dikkat edin! belki bir gün doğayı eustis'in gözleri ile görebiliriz biz de...
devamını gör...
sabun yere düşünce yer mi temizlenir sabun mu kirlenir
allah o yumurtanın belasını verseydi aslında böyle bir sorunla karşılaşmak zorunda kalmazdık ama vermemiş işte.
devamını gör...
çok para kazandıran meslekler
konuşmayı bilmeyenin, eğitimi olmayanın kolay yoldan sosyal medya fenomeni olup, şarkı söylemesi, youtuber olması ya da adı her ne saçmalık ise o olması. biz çalışıyoruz onlara kazandırıyoruz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en gıcık huyları
ben de bir ıslık huyu var kendimi tutmaya çalışsam bile tutamıyorum.
babam, kardeşlerim, annem, eşim hatta bazen iş arkadaşlarım çalma diyorlar elimde değil farkında olmadan kendimi ıslık çalarken buluyorum.
galiba ben de bir sorun var kafamdaki deliyi böyle mi susturuyorum acaba.
gerçekten farkında olmadan çalıyorum özellikle o gün dilime dolanan bir şarkı olursa bittim demektir.
babam, kardeşlerim, annem, eşim hatta bazen iş arkadaşlarım çalma diyorlar elimde değil farkında olmadan kendimi ıslık çalarken buluyorum.
galiba ben de bir sorun var kafamdaki deliyi böyle mi susturuyorum acaba.
gerçekten farkında olmadan çalıyorum özellikle o gün dilime dolanan bir şarkı olursa bittim demektir.
devamını gör...
kitap okuma aşkını kazandıran kitabın ismi
çocukken okumaya başladığım jules verne kitaplarının hepsi diyebilirim. çağının ötesinde bir yazardı bence. bir çocuğa alınabilecek en güzel hediyelerin başında gelir jules verne kitapları.
bir de "define adası" var tabii ki. sünnet olduğum doktorumun hediyesi. kitabın ilk sayfasında da bir not;
"sevgili 'arthur dent'...
yeni pipini güle güle kullanman dileği ile...!
hep böyle yiğit ve yürekli ol...!
sevgiler"
11.08.1999
bir de "define adası" var tabii ki. sünnet olduğum doktorumun hediyesi. kitabın ilk sayfasında da bir not;
"sevgili 'arthur dent'...
yeni pipini güle güle kullanman dileği ile...!
hep böyle yiğit ve yürekli ol...!
sevgiler"
11.08.1999
devamını gör...
duygusal bağ kurulmuş nesneler
grafikler müdavimimdir*
devamını gör...
normal sözlük mafyasından kamuoyuna duyuru
sözlük mafyasının, hakkındaki çirkin ithamları savuşturmak ve paralel yapılanmaları hizaya sokmak amaçlı yaptığı duyurudur. metnimiz yalnızca bu seferlik uyarı niteliğinde olmakla birlikte, bir dahaki seferlerde bu kadar yumuşak davranılmayacaktır. kamuoyuna duyrulur.
devamını gör...
ölmedim ama hafif sürünüyorum (yazar)
tanımlarını büyük bir keyifle ve çoğuna sonuna kadar hak vererek okurken nasıl olur da nickaltı girmem şu an hayretler içerisinde ekrana bakıyorum sevgili yazarlar. hatta emin olabilmek için başlık altında 2-3 kez nick'imi aradım lakin yok, bulamadım.
ölmedim ama hafif sürünüyorum, düşüncelerini en doğru kelimelerle, öz ve anlaşılır dile getiriyor. bu yüzden de insan okurken hiç sıkılmıyor hatta farklı pencereden bakma keyfine varıyor çoğu zaman. anlatmayı istediği düşüncelerini pürüzsüz aktarmasının fazla kitap okumasından, daha doğrusu kitap okumayı sevmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.
tanımları bol olsun, keyifli sözlükler dilerim.
ölmedim ama hafif sürünüyorum, düşüncelerini en doğru kelimelerle, öz ve anlaşılır dile getiriyor. bu yüzden de insan okurken hiç sıkılmıyor hatta farklı pencereden bakma keyfine varıyor çoğu zaman. anlatmayı istediği düşüncelerini pürüzsüz aktarmasının fazla kitap okumasından, daha doğrusu kitap okumayı sevmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.
tanımları bol olsun, keyifli sözlükler dilerim.
devamını gör...