otobüste sigara içilen yıllar
istanbul'dan balıkesir - burhaniye'ye kadar, şoför bir yandan, arkadaki bir yandan, öndeki bir yandan 8 saat boyunca içeriyi barbut masasına çevirmişti.
daha 8 yaşındaydım. ömrümde böyle işkence görmemiştim.
daha 8 yaşındaydım. ömrümde böyle işkence görmemiştim.
devamını gör...
cilt kanseri
bildigim kadariyla cildimize renk veren melanin pigmentlerini olusturan hucrelerin fazla sayica bolunup cogalmasiyla olusan kanser tipidir. en hizli yayilan kanser turlerinden neredeyse basi cekmektedir. her yas tiplerinden gorulmekle birlikte gencler arasinda da oldukca yaygin gorulmektedir. ozellikle atmosferi yeryuzune yakin ulkelerde oldukca sik goruldugu de yapilan arastirmalarca gorulmus.
belirtilerine gelecek olursak; ciltte olusan sebepsiz yaralar, asiri hassiyet ve kizariklik, ciltte olusan benlerin yayilmasi kanserin teshis edilmesinde gorulen yaygin etkenler. onleme yollari ise;
- gunes isinlarinin yeryuzune dik aciyla vurdugu saatlerde gunese cikmamak (ozellikle beyaz tenliler icin cok buyuk risktir bu)
-uva ve uvb korumali minimum 30+ faktorlu gunes kremi kullanmak, (yazin 3 saatte bir tekrarlanmali)
- ozellikle oglen saatlerinde uzun ve acik renkli kiyafetler giyinmek,
-solaryumdan uzak durmak.
belirtilerine gelecek olursak; ciltte olusan sebepsiz yaralar, asiri hassiyet ve kizariklik, ciltte olusan benlerin yayilmasi kanserin teshis edilmesinde gorulen yaygin etkenler. onleme yollari ise;
- gunes isinlarinin yeryuzune dik aciyla vurdugu saatlerde gunese cikmamak (ozellikle beyaz tenliler icin cok buyuk risktir bu)
-uva ve uvb korumali minimum 30+ faktorlu gunes kremi kullanmak, (yazin 3 saatte bir tekrarlanmali)
- ozellikle oglen saatlerinde uzun ve acik renkli kiyafetler giyinmek,
-solaryumdan uzak durmak.
devamını gör...
gibi
bu diziyi henüz izlememiş, başlamayı düşünen arkadaşlar... size dün akşam yaşadığım absürt olayı anlatacağım, eminim ki ondan sonra merak edip başlayacaksınız.
ara tatil dönemi neticesiyle izmir'den istanbul'a döneceğimden dolayı arkadaşlarımla buluşayım da öyle gideyim, 1 ay falan gelmem en az diye düşündüm... çıktım buluştum falan, saat 20:30 civarı yanlarından kalkıp bime girip bir şeyler aldım, patates kızartması, döner falan. "gece vakti güzel bi film açar, bi ziyafet çekerim gitmeden önce..." dedim, çiğköfte falan da aldım.
apartmana girdim, apartmanda tuhaf bi ses var. çok tuhaf, bağrışmalar mı dersiniz, feryatlar mı dersiniz... ulan, yukarı katlara çıktıkça ses artıyor, derken yedinci ve son kata bi geldim, bizim evin kapısı açık, insanların hepsi ki bi 10 kişi falan var, "ev arkadaşı geldi! evladım koş" falan diyerek içeri aldılar beni, ev arkadaşımın kız arkadaşı koştu, "çağatay intihar etmiş!" diye bağırmaya başladı, odaya girdim çocuk kıvranıyor ilaç içmiş ölmek adına bir de şarap içmiş ek olarak.
ulan şoktayım, vallahi şoktayım, ambulans geldi, aldılar götürdüler çocuğu, kız arakdaşının ailesinin arabasıyla da hastaneye geldik, ailesi falan kızdı tabi ister istemez, "siz gidin ben buradayım haber veririm size" dedim, baktım midesi falan yıkandı çocuk kendine geldi ister istemez, gülüyor falan kafasının güzelliğinden dolayı, ağlıyor kız arkadaşını falan soruyor, durumu iyi ama o sırada, lakin durduramıyoruz ağlamasını falan...
işte tam o anda aklıma gibi geldi. açtım ersoy'un babaannesini yedikleri bölümü... izlemeye başladı, izledik, güldü falan derken inanılmaz biçimde sardı bunu, "evde baştan sona izleyelim mi bu çok iyi" falan dedi, "24 saat gözetim altındasın..." dedim, gidemeyiz yani.
arada birbirimize yerim seni şarkısından falan sözler söylüyoruz, babaannesini yediler geyiği falan yapıyoruz, sabaha karşı çocuk baya gibi izleyelim evde nolursun kaçalım diye tutturdu. "olum bak ölürsün, kalp krizi falan geçirtirir sana bu..." diyorum ama dinlemiyor, lütfen eve gidelim diye tutturdu.
yalvar yakar damar yolunu çıkarttırdık hemşirenin birine, zaten bitmişti serum. "amofobisi var çocuğun" dedim, baktı tuhaf tuhaf, "sivri şeylerden çok korkuyor iğne, kalem falan bayılabilir." deyince çıkardı kızcağız sağ olsun... sonra biz kaçtık hastaneden... neden? gibi izlemek için. vallahi de kaçtık... eve o halde koşuyoruz yakalanmamak için ama ersoy'un babaannsini yedikleri bölümün esprilerini yaparak koşuyoruz...
sonrası da var. eve geldik, açtık gibi, yemek falan yiyoruz, hiç düşünmedim çocuğun midesi yıkandı, yemek yemesi sorun olur mu falan ben de bi güzel yemek yaptım, ağzımızda ekmek, bağıra bağıra gülerek izliyoruz...
ama bir zil sesi çaldı saat 4 falan, aha dedim bir şey oluyor, komşular merak mı etti de geldi bu saatte acaba...
kapıyı bi açtım polis. "siz nerdesiniz lan kafasını **********" diye bir gür, davudi ses geldi kapı önünde. "lan siz niye kaçıyorsunuz? çıkmak isteyen imzasını atar çıkar gider, zan altında neden bıraktınız milleti? ifadeniz alınacak sizin inin aşağı bişeyler giyin üstünüze hadi." diye bağırdı polis, intihar olayı adli vakalara giriyormuş, o yüzden ifade alınması gerekmiş...
şafak operasyonuyla evden alındık, polis arabasında bile ersoy'un babaannesini yedikleri bölümü falan düşünüp güldük... ifademiz alınırken de soruyorlar neden kaçtınız, çocuk "efendim ben iyiyim... o yüzden meşgul etmeyelim bi de çok korona vardı." dedi, bana döndü neden kaçtı bu lavuk diye sordu, anlattım ben de. "dizi izlettim, sardı, evde devam edelim." dedik. hayatımda yemediğim küfürleri duydum, birkaç saat bize hem küfür ettiler hem öğüt verdiler. çıkarken sordu bi tanesi, "hangi dizi lan o?" dedi, "gibi..." dedim. "ha biliyorum, elemanın babaannesini yedikleri bölüm iyiydi." dedi, yemin ediyorum az önce küfürler yememiş gibi kahkaha ile inlettik orayı.
sabaha karşı çıktık, eve de bırakmadılar. o soğukta otobüsü bekleyip döndük, çocuk uyumadan gibi izlemeye devam etti. az önce uyandım, baktım evi toparlıyor, "abi gibi çok iyi ya haftaya çıksın izleyeceğim yeni bölümü de, çok sardı." dedi
işte böyle güzel bi dizi bu, dün akşam intihar etmek isteyen insanı bugün hayata bağladı, şaka gibi.
ara tatil dönemi neticesiyle izmir'den istanbul'a döneceğimden dolayı arkadaşlarımla buluşayım da öyle gideyim, 1 ay falan gelmem en az diye düşündüm... çıktım buluştum falan, saat 20:30 civarı yanlarından kalkıp bime girip bir şeyler aldım, patates kızartması, döner falan. "gece vakti güzel bi film açar, bi ziyafet çekerim gitmeden önce..." dedim, çiğköfte falan da aldım.
apartmana girdim, apartmanda tuhaf bi ses var. çok tuhaf, bağrışmalar mı dersiniz, feryatlar mı dersiniz... ulan, yukarı katlara çıktıkça ses artıyor, derken yedinci ve son kata bi geldim, bizim evin kapısı açık, insanların hepsi ki bi 10 kişi falan var, "ev arkadaşı geldi! evladım koş" falan diyerek içeri aldılar beni, ev arkadaşımın kız arkadaşı koştu, "çağatay intihar etmiş!" diye bağırmaya başladı, odaya girdim çocuk kıvranıyor ilaç içmiş ölmek adına bir de şarap içmiş ek olarak.
ulan şoktayım, vallahi şoktayım, ambulans geldi, aldılar götürdüler çocuğu, kız arakdaşının ailesinin arabasıyla da hastaneye geldik, ailesi falan kızdı tabi ister istemez, "siz gidin ben buradayım haber veririm size" dedim, baktım midesi falan yıkandı çocuk kendine geldi ister istemez, gülüyor falan kafasının güzelliğinden dolayı, ağlıyor kız arkadaşını falan soruyor, durumu iyi ama o sırada, lakin durduramıyoruz ağlamasını falan...
işte tam o anda aklıma gibi geldi. açtım ersoy'un babaannesini yedikleri bölümü... izlemeye başladı, izledik, güldü falan derken inanılmaz biçimde sardı bunu, "evde baştan sona izleyelim mi bu çok iyi" falan dedi, "24 saat gözetim altındasın..." dedim, gidemeyiz yani.
arada birbirimize yerim seni şarkısından falan sözler söylüyoruz, babaannesini yediler geyiği falan yapıyoruz, sabaha karşı çocuk baya gibi izleyelim evde nolursun kaçalım diye tutturdu. "olum bak ölürsün, kalp krizi falan geçirtirir sana bu..." diyorum ama dinlemiyor, lütfen eve gidelim diye tutturdu.
yalvar yakar damar yolunu çıkarttırdık hemşirenin birine, zaten bitmişti serum. "amofobisi var çocuğun" dedim, baktı tuhaf tuhaf, "sivri şeylerden çok korkuyor iğne, kalem falan bayılabilir." deyince çıkardı kızcağız sağ olsun... sonra biz kaçtık hastaneden... neden? gibi izlemek için. vallahi de kaçtık... eve o halde koşuyoruz yakalanmamak için ama ersoy'un babaannsini yedikleri bölümün esprilerini yaparak koşuyoruz...
sonrası da var. eve geldik, açtık gibi, yemek falan yiyoruz, hiç düşünmedim çocuğun midesi yıkandı, yemek yemesi sorun olur mu falan ben de bi güzel yemek yaptım, ağzımızda ekmek, bağıra bağıra gülerek izliyoruz...
ama bir zil sesi çaldı saat 4 falan, aha dedim bir şey oluyor, komşular merak mı etti de geldi bu saatte acaba...
kapıyı bi açtım polis. "siz nerdesiniz lan kafasını **********" diye bir gür, davudi ses geldi kapı önünde. "lan siz niye kaçıyorsunuz? çıkmak isteyen imzasını atar çıkar gider, zan altında neden bıraktınız milleti? ifadeniz alınacak sizin inin aşağı bişeyler giyin üstünüze hadi." diye bağırdı polis, intihar olayı adli vakalara giriyormuş, o yüzden ifade alınması gerekmiş...
şafak operasyonuyla evden alındık, polis arabasında bile ersoy'un babaannesini yedikleri bölümü falan düşünüp güldük... ifademiz alınırken de soruyorlar neden kaçtınız, çocuk "efendim ben iyiyim... o yüzden meşgul etmeyelim bi de çok korona vardı." dedi, bana döndü neden kaçtı bu lavuk diye sordu, anlattım ben de. "dizi izlettim, sardı, evde devam edelim." dedik. hayatımda yemediğim küfürleri duydum, birkaç saat bize hem küfür ettiler hem öğüt verdiler. çıkarken sordu bi tanesi, "hangi dizi lan o?" dedi, "gibi..." dedim. "ha biliyorum, elemanın babaannesini yedikleri bölüm iyiydi." dedi, yemin ediyorum az önce küfürler yememiş gibi kahkaha ile inlettik orayı.
sabaha karşı çıktık, eve de bırakmadılar. o soğukta otobüsü bekleyip döndük, çocuk uyumadan gibi izlemeye devam etti. az önce uyandım, baktım evi toparlıyor, "abi gibi çok iyi ya haftaya çıksın izleyeceğim yeni bölümü de, çok sardı." dedi
işte böyle güzel bi dizi bu, dün akşam intihar etmek isteyen insanı bugün hayata bağladı, şaka gibi.
devamını gör...
anın fotoğrafı
kedili evde asla iş bitmez. bakın kanıt.

dinlenmeyeyim mi ben?
çocuğum sen ne istiyorsun çamaşırlardan. yıkanmış asılmış mis gibi. uyuyacağım zalımın oğlu.

bu cokcok beni öldürecek ortalıktan kaybolduysa kesin bir haltlar yiyor demek. sen dün gece odamın kapısını aç. casperla birlikte terasa çık. gece bir miyav sesleri gözümü açtım terasta neymiş sineklik varmış gelmiyormuş. acaba oraya nasıl geçtin diye sormazlar mı kediye? oraya nasıl geçtiysen gel geri buraya. sinirli sinirli kalktım yataktan zaten içeri almamla odadan kaçması bir oldu biliyor başına gelecekleri.
yattım uyuyacağım tam dalacağım aa casper. o çıktıysa onu casper çıkarmıştır terasa dedim. çıktım baktım kimse yok. geri girdim yattım yok bir daha kalktım aşağı indim tek tek bütün odalara baktım casper yok. delireceğim gece 03.00 nerede bu dingil. ev halkı tabi benim kontrolsüz tavırlarıma uyandı. geri terasa geldik hayda karşı terasta. geçen sefer arka terastan yine böyle kapı açıp geçmişlerdi oraya geçip almıştım bu sefer imkan yok.
hayır yan komşu kediden çok korkuyor düşünsenize benim odam diye kadının odasına girmiş kadınla gece denk gelmişler evde kıyamet kıyamet.
neyse bağır çağır yarım saat dil dök geldi bu tarafa. şuan cezalı bu hafta yaş mama yok. ve bugün yanıma hiç yanaştırmadım. gündüz bir ara yanlışlıkla casper dedim nasıl koştu geldi dikti gözlerini bana. hadi kaybol git burdan dedim suratını asıp geri gitti.
ne yapacağım ben bu haydutu bilmem anlık bir oda kitlemeyi unutalım hemen terastalar. kesin bir çözüm bulmak lazım püff.

dinlenmeyeyim mi ben?
çocuğum sen ne istiyorsun çamaşırlardan. yıkanmış asılmış mis gibi. uyuyacağım zalımın oğlu.

bu cokcok beni öldürecek ortalıktan kaybolduysa kesin bir haltlar yiyor demek. sen dün gece odamın kapısını aç. casperla birlikte terasa çık. gece bir miyav sesleri gözümü açtım terasta neymiş sineklik varmış gelmiyormuş. acaba oraya nasıl geçtin diye sormazlar mı kediye? oraya nasıl geçtiysen gel geri buraya. sinirli sinirli kalktım yataktan zaten içeri almamla odadan kaçması bir oldu biliyor başına gelecekleri.
yattım uyuyacağım tam dalacağım aa casper. o çıktıysa onu casper çıkarmıştır terasa dedim. çıktım baktım kimse yok. geri girdim yattım yok bir daha kalktım aşağı indim tek tek bütün odalara baktım casper yok. delireceğim gece 03.00 nerede bu dingil. ev halkı tabi benim kontrolsüz tavırlarıma uyandı. geri terasa geldik hayda karşı terasta. geçen sefer arka terastan yine böyle kapı açıp geçmişlerdi oraya geçip almıştım bu sefer imkan yok.
hayır yan komşu kediden çok korkuyor düşünsenize benim odam diye kadının odasına girmiş kadınla gece denk gelmişler evde kıyamet kıyamet.
neyse bağır çağır yarım saat dil dök geldi bu tarafa. şuan cezalı bu hafta yaş mama yok. ve bugün yanıma hiç yanaştırmadım. gündüz bir ara yanlışlıkla casper dedim nasıl koştu geldi dikti gözlerini bana. hadi kaybol git burdan dedim suratını asıp geri gitti.
ne yapacağım ben bu haydutu bilmem anlık bir oda kitlemeyi unutalım hemen terastalar. kesin bir çözüm bulmak lazım püff.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
7 yaşlarında nesrin isimli kız arkadaşıma,
çikolata kaplı leblebi diyerek
koyun dışkısı yedirmiştim.
yazarken bile sesli güldüm hatırlayınca.
bana,
çikolatası bozulmuş bunun annene söyle almasın bi daha bundan demişti.
-nesrin;
itiraf ediyor ve af diliyorum.
çikolata kaplı leblebi diyerek
koyun dışkısı yedirmiştim.
yazarken bile sesli güldüm hatırlayınca.
bana,
çikolatası bozulmuş bunun annene söyle almasın bi daha bundan demişti.
-nesrin;
itiraf ediyor ve af diliyorum.
devamını gör...
yaran başlıklar
devamını gör...
ivanmilinski
biraz irdelesek akraba çıkabileceğimiz takibimde olan yazardır, yazmalıdır. zira güldürüyor baya.*
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
biri çıkıp demiyor ki "iyi ki varsın bir bilen"
devamını gör...
sen diye hitap eden doktor
hiç tasvip etmediğim, kesinlikle yakıştıramadığım durum.
ben nasıl onlara ve eğitimlerine saygı duyup hocam diye hitap ediyorsam ya da x bey/hanım diyorsam saygıda kusur etmiyorsam onlardan da aynı karşılığı beklerim.
bir doktor 70 yaşındaki adama da siz demeli 15 yaşındaki gence de. bunun yaşla, eğitimle, giyimle kuşamla alakası yok. hastalara saygı duymaları gerekiyor.
birkaç sene önce yine kan vermek için hastaneye gitmiştim. dedem yaşında bir adam vardı odada, doktorla konuşuyorlardı, beni levent gönderdi dedi. muhabbette ismi geçen levent o hastanede doktormuş. içerideki doktor sinirinden neredeyse sandalyesinden zıplayacaktı. vay efendim sen nasıl levent dersin levent bey diyeceksin.
ohaa dedim tepkiye bak seeen.
e madem öyle sen de baban hatta deden yaşındaki adama nasıl öyle hitap edip azarlıyorsun demezler mi adama? kendimi tutamayıp dedim tabi. sonra ortalık iyice karıştı.
bana kızsa öyle zoruma gitmezdi, hatta umursamazdım bile ama yaşlı başlı adama öyle çocuk azarlar gibi bağıramaz kimse. herkes sınırını bilecek. evet.
ben nasıl onlara ve eğitimlerine saygı duyup hocam diye hitap ediyorsam ya da x bey/hanım diyorsam saygıda kusur etmiyorsam onlardan da aynı karşılığı beklerim.
bir doktor 70 yaşındaki adama da siz demeli 15 yaşındaki gence de. bunun yaşla, eğitimle, giyimle kuşamla alakası yok. hastalara saygı duymaları gerekiyor.
birkaç sene önce yine kan vermek için hastaneye gitmiştim. dedem yaşında bir adam vardı odada, doktorla konuşuyorlardı, beni levent gönderdi dedi. muhabbette ismi geçen levent o hastanede doktormuş. içerideki doktor sinirinden neredeyse sandalyesinden zıplayacaktı. vay efendim sen nasıl levent dersin levent bey diyeceksin.
ohaa dedim tepkiye bak seeen.
e madem öyle sen de baban hatta deden yaşındaki adama nasıl öyle hitap edip azarlıyorsun demezler mi adama? kendimi tutamayıp dedim tabi. sonra ortalık iyice karıştı.
bana kızsa öyle zoruma gitmezdi, hatta umursamazdım bile ama yaşlı başlı adama öyle çocuk azarlar gibi bağıramaz kimse. herkes sınırını bilecek. evet.
devamını gör...
erkek adam ev işi yapar mı sorunsalı
insan ev işi yapmalı..
aksi halde pis insan olunuyor..
seçim sizin..
aksi halde pis insan olunuyor..
seçim sizin..
devamını gör...
aile formatlı sözlük olsa akışta olabilecek başlıklar
devamını gör...
mevlana’nın gay olduğu iddiası
iddiasıdır o, gerçeği değildir.
devamını gör...
kadın erkek eşitliği
burada eşitlikten kastedilen 'gender quality' denilen durum yani fırsat eşitliği. yoksa her insan bir noktada birbirinden farklı önemli olan eşit fırsatlara erişebilmek. eldeki verilere baktığımız zaman bunun olmadığını görüyoruz. ortalama olarak kadın çocuklar çok daha zor şartlarda yaşıyor. daha fazla şiddete maruz kalıyorlar, daha az eğitim gibi haklara ulaşabiliyorlar vs.
devamını gör...
yazarların günlük cilt bakım rutini
sabah
güzelce sade suyla yıkama
nemlendirici krem/güneş kremi sürme
gece
makyaj temizleyici jel ile yıkama
micellar su ile temizleme
gece kremi+göz kremi sürme
her duşta
lif
vücut nemlendirici krem
ayak bakım kremi
ayda bir
pedikür
hamam-kese
yüz maskesi
cildim kuru, gün içinde elimi her yıkadığımda el kremi de sürüyorum*.
lisede bir kaç yıl dove kullandım ama bence cildin ışıltısını alıp matlaştırıyor.
güzelce sade suyla yıkama
nemlendirici krem/güneş kremi sürme
gece
makyaj temizleyici jel ile yıkama
micellar su ile temizleme
gece kremi+göz kremi sürme
her duşta
lif
vücut nemlendirici krem
ayak bakım kremi
ayda bir
pedikür
hamam-kese
yüz maskesi
cildim kuru, gün içinde elimi her yıkadığımda el kremi de sürüyorum*.
lisede bir kaç yıl dove kullandım ama bence cildin ışıltısını alıp matlaştırıyor.
devamını gör...
hafızada yer kaplayan gereksiz bilgiler
masumlar apartmanı'nda inci'nin dedesini canlandıran kişinin kral şakir'deki remzi'yi seslendiren kişi olması.
devamını gör...
direkt yerine direk yazan insan
burada gözden kaçan nokta şu ki, bizim "tiregu" ya da "tirek" kelimesinin anlamını genişleterek farklı anlamlarla da kullanıyor olmamız. direk kelimesi, yukarıda yazdığım gibi aslen tirektir. zamanla biz bunu direk olarak kullanmaya başladık. direk etimolojik olarak, sütun, dayanilan şey, düz anlamına geliyor.
fransızca direct sözcüğü de, dosdoğru, dümdüz, aktarmasız anlamına geliyor.
bizdeki direk kelimesiyle, fransızca direct kelimesi anlam bakımından benzer. haliyle, türkçe'de ilk olarak hangi kelime, "düz, dosdoğru" anlamında kullanıldı derseniz, bence direk kelimesi bu anlamda kullanılmaya başlandı. direksiyon kelimesi de, fransızca direction kelimesinden geliyor. aslında ortada ciddi anlamda bir benzerlik söz konusu, günümüzde gittikçe "dosdoğru" anlamında, direkt yazılıyor, genel kullanım bu yöne kaydığı için ben de tercih ediyorum. fakat yukarıda çok ağır ithamlar var, bence bu çok saçma, çünkü türkçe yazılan birçok eserde, "direk" kelimesi de bu anlamda kullanıldı, hem de epey büyük isimler tarafından. biraz adil olalım.
fransızca direct sözcüğü de, dosdoğru, dümdüz, aktarmasız anlamına geliyor.
bizdeki direk kelimesiyle, fransızca direct kelimesi anlam bakımından benzer. haliyle, türkçe'de ilk olarak hangi kelime, "düz, dosdoğru" anlamında kullanıldı derseniz, bence direk kelimesi bu anlamda kullanılmaya başlandı. direksiyon kelimesi de, fransızca direction kelimesinden geliyor. aslında ortada ciddi anlamda bir benzerlik söz konusu, günümüzde gittikçe "dosdoğru" anlamında, direkt yazılıyor, genel kullanım bu yöne kaydığı için ben de tercih ediyorum. fakat yukarıda çok ağır ithamlar var, bence bu çok saçma, çünkü türkçe yazılan birçok eserde, "direk" kelimesi de bu anlamda kullanıldı, hem de epey büyük isimler tarafından. biraz adil olalım.
devamını gör...
objet petit a

diğer bilinen adıyla ulaşılamayan arzu nesnesi.
lacanyen psikoterapinin temel direktlerinden bir tanesi olan objet petit a, lacan'a göre karşı tarafa duyulan arzunun sebebidir; lacan söz konusu nesneyi açıklayabilmek için platon'un symposion'undaki agalma kavramından yararlanır; agalma, esasında değersiz bir kutudur ve onu değerli kılan şey, içinde gizlediğidir. lacan'a göre partnerlerimize, öteki'mize çekilmemizin sebebi de onların üzerine yansıyan bu gizemli ancak asla ulaşılamayan nesnedir; ilişkilenmemizin sebebi partnerlerimize duyduğumuz sevgiden yahut arzudan ziyade sakladıklarına kendimizi ikna ettiğimiz, arzumuza sebep olan nesnenin ta kendisidir.
ancak benim fikrimi soracak olursanız ilişkiler bu nesneden dolayı başladığı gibi, bu nesneden dolayı biterler de. zira petit a'yı tanımlarken lacan "seni seviyorum ancak senin içindeki bir şeyi daha çok seviyorum, bu yüzden seni parçalıyorum" demiştir. bu söylemi çözümleyecek olursak çıkacak mana şudur: her ilişkimizde, partnerimizi tanıma sürecinde kendisi hakkında ama iyi ama kötü şeyler öğreniriz, bu şeyleri iyi ya kötü yapan mesele bizim bu şeyleri çoğunlukla ne denli çekici bulduğumuzdur. her ne kadar ahlak üzerine eğlenceli bir tartışmanın fitilini ateşleyebilecek olsa da bu cümle, konuyu dağıtmayacağım. hah, ne diyordum; partnerimiz hakkında bir şeyler öğreniriz. öğrendiğimiz bu şeyler çoğunlukla partnerimizin petit a'yı içinde barındıran agalma olup olmadığına dairdir... biz istemesek/farkında olmasak dahi bilinçdışımızın arzu üretim merkezi bu şekilde işler.
aslına bakacak olursak bu nesneye "ulaşılmaz" denmesi boşuna değildir, ulaştığımız şey eninde sonunda bir replikasyondur, zira petit a'nın kökeni annenin kucağından ayrılmadığımız ve kendi benliğimizi onunkiyle bir bütün olarak tanımladığımız ayna evresine kadar gider--- ayna evresi, bebeğin dil ile tanışıp babanın yasası aracılığı ile dünyaya dalış yapmasıyla son bulan, pre-linguistik bir evredir ve her bebek önünde sonunda bu evreden çıkarak, parçalanmış bir benlik imgesiyle dünyaya atılıverir. bundan sebep de partnerimizde bulduğumuz şey bütünlüğün kendisinden ziyade bir reprodüksiyonu, bir imgesidir.
insanlar olarak çoğunlukla hakikate değil yanılsamaya yönelik bir arayışımız olmasına şükretmemiz gereken bir noktadır bu, aksi halde mutsuzluğumuz ve partnerlerimizle olan geçimsizliğimiz kalıcı olurdu.
bu mutsuzluğu ilişkilerindeki bir dizi stratejik hatalar dolayısıyla garanti altına alanlar var mı peki? elbette.
hali hazırda parçalanmış ve sarsıntılı bir benlik imgesine sahip olan borderline kişilik bozukluğundan mustarip şahsiyetler buna örnektir. benlik imgesinin parçalanmışlığı ve stabiliteden, bütünlükten yoksunluğu semptomatik olarak bu kişilerde kendisini sık sık gösterdiğinden sebep petit a'nın yarattığı ihtiyaçlar bu kişilerde daha ön plandadır, ilişkilerinin başındaki idealizasyon; petit a'yı bulmuş olmalarına yönelik bir coşkunluğun ya da esrime halinin eseri olarak ele alınacak olursa, partnerin "eksiklikleri" ve "kusurları" sonucunda ortaya çıkan devalüasyon içinde büyük hissedilen kutudan küçük çıkmasının sonucudur. sarsıntılı, parçalanmış bir benlik imgesinin en çok aradığı şeylerden bir tanesi bütünlük ve sağaltım olduğundan sebep tutkuları bu kişileri sık sık tüketir ya da hayata bağlar. oysa ortada belki de "kaynaktan", khora'dan kopuşun sebep olduğu ve tutulamamış bir yas vardır.
daha fazlası için:
(bkz: jacques lacan)
(bkz: ayna evresi)
(bkz: borderline kişilik bozukluğu)
(bkz: nesne ilişkileri kuramı)
devamını gör...
12 temmuz 2021 ermeni kilisesine yapılan saygısızlık
“afedersin ermeni” mantığının bir ürünü, inançsız bile olsan kimsenin kutsalına saygısızlık yapmaya hakkın yok.
devamını gör...

