sözleri yunus emre'ye ait, geçmiş zamandan günümüze dek tek bir kıvılcımını kaybetmeden gelen yangın.

"ya rab bu ne derttir derman bulunmaz
yar bu ne yaradır melhem bulunmaz
benim garip gönlüm aşktan usanmaz
varıp yare gider hiç geri dönmez

aşık olan gönül aşktan usanmaz
ahiret korkusun bir pula saymaz
aşk pazarıdır bu canlar satılır
satarsın bu canı hiç kimse almaz
dönüp de bakmaz

dönüp dönüp sana öğüt verirler
dünya malı ile gözün boyarlar
aşık öldü deyi sala verirler
ölen hayvan olur aşıklar ölmez


aşık olan gönül aşktan usanmaz
ahiret korkusun bir pula saymaz
aşk pazarıdır bu canlar satılır
satarsın bu canı hiç kimse almaz
dönüp de bakmaz"

ilkay akkaya yorumu;



ahmet aslan - ali ekber kayış yorumu ;

devamını gör...

artık hiç kimseye güvenmiyorum
dinden soğudum
beklentiyi sıfırladım
insanlara merhametten vazgeçtim
iyilik yapmaya korkar oldum
herşeyi sorgular oldum
insan sevmez oldum (benim için sadece bitki, doğa ve hayvanlar var artık. geriye kalanlar formalite)
devamını gör...

x ve y kuşağının çok iyi bildiği kahvaltıdır. üzerine hakiki köy tereyağı ile muhteşem bir ikili olurlar.
devamını gör...

son zamanlarda çok fazla yaşadığım durum.

eskiden bu durum için kenarda köşede bir miktar para saklardım. şimdi elime para geçtikçe kitaba yatırdığım için böyle durumlarda resmen kalakalıyorum. yine aynı durumdayım. evet, dün elimdeki bütün parayı 4 kitaba harcadım. kitaplar neden bu kadar pahalı ulan!*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

canım ya, annen nerde senin?
çok seviyorum ben süt seven çocukları, pardon yazarları.*
devamını gör...

kafa sözlüğe girdiğimden beri henüz islam üzerine fazla bir başlıkla karşılaşmadım fakat buna karşı başlıklarla daha fazla karşılaştım. acaba durum sizin kendi inanışlarınızdan dolayı bu başlıklardan rahatsızluk duyuyor ve "kötüleyici" olarak nitelendiriyor olabilir misiniz? inançlar için de türkiye'de yasalarda tam olarak geçerli olmasa da, olması gereken bence kişisel hak ve hürriyetlerin korunması, tabuların korunması değil. bir inanç hakkında bir eleştiri yapılamıyorsa zaten o inancı kabul etmişiz, etmemişiz bir önemi var mı?
devamını gör...

yapılabilir. fazla da tutmaz.
devamını gör...

yanan sobanın üzerine su döküp kurumasını izlemek. şuan düşündüm de ben baya malmışım çocukken.
devamını gör...

ölüm var arkadaş ölüm.
şu köşkün sahibi de ölecek,
şu horozda.sözlerinin sahibidir.
devamını gör...

james gunn tarafından çekilmiş bir suicide squad reboot’u. devam filmi değil yani. ancak reboot olmasına rağmen cast’ın bir bölümü aynı kalmış ki bu da olayı biraz karıştırıyor. yani reboot gibi ama değil. neyse efendim kafalar karışmasın, film kendi başına iş görüyor. öncesi sonrası yok.

oyunculardan bahsedelim biraz;
viola davis - amanda waller
rick flag - joel kinneman
t.d.k - nathan fillion
captain boomerang - jai courtney
javelin - flula borg
mongal - mayling ng
blackguard - pete davidson
weasel - sean gunn
bloodsport - idris elba
peacemaker - john cena
ratcatcher 2 - daniela melchior
polka dot man - david dastmalchian
king shark - slyvester stallone
thinker - peter capaldi
ratcatcher - taika waititi
savant - michael rooker
harley quinn - margot robbie

konudan bağımsız olarak, taika waititi’yi bu filmde kısa da olsa görmek şaşırttı. hatta emin olamadım ilk gördüğümde ve çıkarıp telefondan baktım acaba o mu oynamış diye:)

dönelim konumuza;
filmin sinematografisini henry braham üstlenmiş. yapımcıları arasında en göze çarpan isim ise pek tabii zack snyder.
müzikler ise john murphy tarafından yapılmış. bütçesinin ise yaklaşık 200 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.

baştan söyleyeyim, film +18. hal böyle olunca james abimiz aklına ne geldiyse kullanmış. bir de zack snyder faktörü olunca filmde, olaylar iyice garipleşmiş ve ortaya ilginç bir yapım çıkmış. uçan kafalar, patlayan bombalar, ortadan ikiye ayrılan insanlar, bol bol şiddet, kan, gözyaşı ve entrika:p çok komik ilerlerken birden ciddileşen ve sonra tekrar komik olan bir film. duygudan duyguya sokuyor insanı. en önemlisi ise güldürüyor. ama gerçekten güldürüyor.
filmin çıkacağını ilk duyduğumda gerçekten önyargı ile yaklaştım ve hiç umudum yoktu iyi olacağına dair. james gunn filmlerine pek ilgim olmamakla beraber, ilk filmin yaşattığı hayal kırıklığı da etkili oldu bu önyargımda. uzun zamadır sinemaya gitmiyor olmasam ve o salonlara bir özlemim olmasaydı, kesinlikle gidip izlemezdim. ama sonra iyi ki de izlemişim, dedim.
şunu da belirteyim, filmden beklentiniz çok yüksek olmasın, eğlenmelik ve stres atmalık bir yapım ayarında zira.

gelelim spoiler’lı kısma;


amerika’ya komşu bir ada devletinde, zamanında yine amerikan hükümetinin ön ayak olmasıyla başlatılmış bir dünya dışı yaratık projesi bulunmaktadır. bu ada devletinde rejim güçleri yönetimi ele geçirince durumdan tedirgin olan birleşik devletler, başlarında bloodsport olan intihar timi’ni bölgeye tüm kayıtları ve uzaylı projesinin yürütüldüğü merkezi yoketme görevi ile ülkeye gönderir.

adaya iki tim halinde çıkan ekip, bazı tim üyelerinin ihaneti ile daha ilk dakikadan pusuya düşer ve timin yarısı ölür. bu sırada harley quinn ve rick flag ise esir alınır. timin diğer yarısı ise önce esir alınan üyeleri kurtarır, daha sonra halkın desteğini almış gerillalar ile işbirliği yaparak, deney merkezine saldırı planlar.

hemen burada bir ara verip kısaca önemli karakterlere değinmek istiyorum.

harley quinn yine bildiğimiz gibi. erkek arkadaş seçimlerinden ötürü üzgün bir durumda. takımın en renkli üyesi. çiçekli böcekli sahneleri, silah kullanımı, mızrak savuruşu ve minnoşluğu çok keyifliydi. özellikle tim’in kendini kurtarmak için plan yaptığını gördüğü sahnedeki duygusallığı beni etkiledi:) kırmızı elbisesi ile arkasında çiçekler savrulurkenki sahnesi ise görsel açıdan müthişti.

bloodsport, superman’i kriptonit mermi ile vurup komaya sokmaktan tutuklu. bu işe kızının hapse düşmemesi için girmiş. ve takımın zoraki lideri zira kendisi hiç istemiyor bu işi. kızı ile arasındaki baba-kız diyaloğu çok iyiydi. kendisinin içten içe iyi biri olduğunu fakat babası tarafından çokça istismar edildiğini öğreniyoruz. tabi bu durum onun ratcatcher 2 ile de bir çeşit baba-kız ilişkisi kurmasına ön ayak olmuştur.
kendisi aynı zamanda farelerden çok korkuyor. bu işe olayı daha komik hale getiriyor.
peacemaker ile karşılıklı atışmaları yer yer +18’e kaysa da güzeldi. bizlere, ilginç yollardan nasıl iş bitirilir tek tek gösterdiler. tüm detaylarıyla. filmin sonuna doğru ise kendisinde lider kumaşı olduğunu görüyoruz. takımı çekip çeviriyor ve sözünü dinletiyor.

peacemaker ise bloodsport’un kopyası gibi. bloodsport her ne yapıyorsa ondan daha iyi olduğunu iddia ediyor. kusursuz olduğunu söylüyor. tam bir görev adamı. tabi bu görev adamlığı onu bir noktada takımı ile karşı karşıya getiriyor. zira verilen talimat, tüm verinin yok edilmesi ve dışarı sızdırılmaması. fakat olayın başlatıcısının amerika olduğu anlaşılınca rick flag, bu veri disketlerini alıp herkese göstermek isteyince peacemaker karşı çıkıyor. daha sonra kavgaya tutuşuyorlar ve rick flag sizlere ömür. bu sırada disk ratcatcher 2’nin eline geçince onu da öldürmeye çalışan peacemaker, bloodsport ile karşı karşıya geliyor. silahların konuştuğu düelloda kazanan bloodsport oluyor, rip peacemaker(what a joke).

rick flag ise bir diğer görev adamı. takımdaki tek masum?! üye. tam bir asker. harley quinn ile çok az yakınlaşmaları olsa da, çok güzeldi o sahneler. hele birbirlerine sırıttıkları sahne romantikti bile:)

kingshark ise tam komedi. bebek bir köpek balığı edasıyla takılıyor. kendisinin görgülü ve elit olduğunu iddia ediyor. hatta kitap okuyor:) ilk başlarda takım arkadaşlarını yemeye çalışsa da sonradan töbe edip imana geliyor. sadece kötü adamları yiyor. bu karakter nedense çok yalnız kaldı film boyunca. biraz üzüldüm kendisi için. bol bol da empati yaptım. minik minik deniz canlıları ile karşılaştığı sahne gözlerden iki pıt yaş getirdi.

ratcatcher 2 ise farelerle konuşabilen bir genç kız. kendisi de tam olarak suçlu değil ve sanırım bir yanlış anlaşılma üzerine hapiste. zamanında babası ona fareler ile nasıl iletişim kurulacağını öğretmiş.
pek tabii babasının bir eroinman olmasından ötürü bir zaman sonra ökzüz ve yetim kalmış. filmde bloodsport ile olan sahneleri yine çok iyiydi. ısındım ben kendisine.

polka dot man hakkında pek çok şey bilmiyoruz. zamanında annesinin, üzerinde yaptığı deneylerden ötürü uzaylı virüsü kapmış ve vücudu benek benek. yine bu durumdan ötürü annesinden nefret ediyor. melankolik takılıyor. vücudundan fırlattığı benekler ise karşısında ne var ne yok eritip geçiyor.
annesinin hayallerini gördüğü sahneler pek bir korkunçtu. o tasvirler aklımdan uzun süre çıkmayacak.

filme dönelim;
ekip hazırlanır ve merkeze baskın yapar. burada uzaylı bir yaşam formunun olduğu görülür. bu uzaylı ise dev bir deniz yıldızıdır. filmde geçen bir benzetme ile açıklayacak olursak; bundan ötesi tam bir kaiju filmi edasında. büyük canavar vs suicide squad…
ekip ilk olarak binanın yıkımından sonra bölgeden ayrılma düşüncesinde olsa da, bloodsport dayanamaz ve halka yardım etmeye karar verir. tabii ekibin geri kalanı da onu takip eder.


filmde 2 adet after credits sahne olduğu söyleniyor fakat ben biraz erken çıktığımdan ötürü göremedim.

kısacası izlemesi keyifliydi. 10 üzerinden 7-7.5 çok rahat alır. sinemada izleyiniz:)
devamını gör...

bazı yazarlar işi yalakalık boyutuna taşıyor. farklı başlıklarda gördüğümde bile okumadan geçiyorum. öyle tiksindim.
devamını gör...

prime üyelikle birlikte izlemeye başladığım, henüz 2. sezonun ortasında olduğum dizi. bence konusu çok ilginç, büyük beklentiler yarattı bende ama gidişattan hoşnut değilim. bu konu çok daha güzel işlenebilirmiş gibi geliyor bana

--! spoiler !--

iki sebebi var hoşnutsuzluğumun:

1) bizim izlediklerimiz gibi kendini yanlışlıkla bütün atraksiyonun ortasında bulan ama hiç de bir şey bilmeyen sıradan insanları ana karakter yapacaklarına
- atraksiyonsuz matraksiyonsuz gerçek sıradan insanları ana karakter yapıp distopik yaşamı çok daha güzel anlatabilirlermiş; veya
- berlin'deki reich yönetimi, hitler'in sağ kolları veya yerel yöneticiler vs. gibi gerçekten önemli pozisyonlardaki karakterleri konu alıp, aslında "sıradan" olan insanların bu korkunç otokrat yönetim altında şeytanileşmesi ve güç manyağı olmasını, aldıkları zor kararları vs. anlatabilirlermiş (bkz: the banality of evil)
belki de ana karakterlere çok bağlanamadığımdan böyle düşünüyor olabilirim, bilemedim.

2) bakın doğru mu bilmiyorum ama burası çok spoiler - konumuz gittikçe paralel evrenler arasında geçiş vs. gibi olağanüstü konulara doğru ilerliyor. şimdi senin dizinin zaten hiçbir olağanüstü olaya bile girmesen çok ilgi çekici bir konusu var, e paralel evren konusunu zaten çok güzel işlemiş diziler filmler de var - örneğin fringe (dizi) - sen şimdi niye illa ki bu iki güzel konuyu birbirine karıştırıp çorba ediyorsun ki? bildiğin ananaslı pizza olmuş bu, çok seven 3-5 insan çıkar ama ne gerek var bu riski almaya?

--! spoiler !--

neyse, inşallah yanılır, burada döşediklerimi bir bir yutarım. he bu arada diziyi hiç beğenmemiş olsam bu kadar yazmaya uğraşmazdım, güzel dizi yani.
devamını gör...

rembrandt - meditasyondaki filozof
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

karl marx'ın fransız üçlemesinin ikinci kitabı olan der 18te brumaire des louis napoleon aslında isim konusunda oldukça kafa karıştırıcı bir eser çünkü aynı zamanda der 18te brumaire des louis bonaparte olarak da biliniyor ve dilimize de louis bonaparte'ın 18 brumaire'i olarak çevrilmiştir. kitap isminde içeriğini açıkça belli eden bir ironiye de sahiptir aynı zamanda. fransız devrimini bitirdiği düşünülen 18 brumaire darbesi napoléon bonaparte'ı iktidara taşıyan bir olaydı ve oldukça kısa olan bu eserin içeriği de amcasının yolundan giden iii.napoleon veya bilinen adıyla louis bonaparte'ın kendini imparator ilan etmesi ve cumhuriyeti yıkması üzerine napoléon bonaparte ve louis bonaparte'ın yaptığı bu iki darbenin kıyaslanması üzerinedir. döneminin fransası hakkında oldukça güçlü analizlerin bulunduğu bir eser ve kendi adıma fazla gözardı edildiğini düşünüyorum. ilk başta dergide yayımlanmış olan bu eser şu meşhur cümle ile başlıyor:

"hegel bemerkt irgendwo, daß alle großen weltgeschichtlichen thatsachen und personen sich so zu sagen zweimal ereignen. er hat vergessen hinzuzufügen: das eine mal als große tragödie, das andre mal als lumpige farce" (hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. hegel eklemeyi unutmuş: birinci kez trajedi olarak, ikinci kez komedi olarak.)


"aber die revolution ist gründlich. sie ist noch auf der reise durch das fegefeuer begriffen. sie vollbringt ihr geschäft mit methode. bis zum 2. dezember 1851 [anm. staatsstreich louis napoleons] hatte sie die eine hälfte ihrer vorbereitung absolviert, sie absolviert jetzt die andre. sie vollendete erst die parlamentarische gewalt, um sie stürzen zu können. jetzt, wo sie dies erreicht, vollendet sie die exekutivgewalt, reduziert sie auf ihren reinsten ausdruck, isoliert sie, stellt sie sich als einzigen vorwurf gegenüber, um alle ihre kräfte der zerstörung gegen sie zu konzentrieren. und wenn sie diese zweite hälfte ihrer vorarbeit vollbracht hat, wird europa von seinem sitze aufspringen und jubeln: "brav gewühlt, alter maulwurf!“

ama devrim, işi, sonuna kadar götürür. o, araftan (purgatoire) ancak henüz geçiyor. işini yöntemle yürütüyor. 2 aralık 1851’e kadar hazırlıklarının ancak yarısını tamamladı, şimdi de öteki yarısını tamamlıyor. onu devirebilmek için önce parlamenter iktidarı yetkinleştiriyor. bir kez bu ereğe varıldıktan sonra, yürütme gücünü yetkinleştiriyor, onu en yalın ifadesine indirgiyor, onu tecrit ediyor,bütün tahrip kuvvetlerini onun üzerine toplayabilmek için bütün kendi kusurlarını ona yöneltiyor, ve, o, hazırlık çalışmasının ikinci yarısını tamamladığı zaman, avrupa yerinden sıçrayacak ve bayram edecek: “iyi kavramışsın ihtiyar köstebek"
devamını gör...

-"yola ikna edilmişlerle değil, sadece kendini adamışlarla çıkılır" dedi.
-"bu devirde kendini adamış birini kim bulmuş ki ben bulayım?" dedim.
sustu....
devamını gör...

türkiye - istanbul lalesi. lale devri'nde üretilen ve sadece istanbul'a has olan bir türdür. ancak dönem sonrası, bu lale de yok olup gitmiştir. şimdilerde sadece klasik türk sanatlarında karşımıza çıkmaktadır. bilhassa minyatür ve ebru sanatı için sıkça tercihler arasındadır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
not: resimler pinterest'ten alınmıştır. ancak oradaki kullanıcıların nereden aldığını bilmiyorum.
devamını gör...

kış günlerimin vazgeçilmesi.bol tarçınlı ve çok sıcak olmalı.
devamını gör...

56 yaşındasın ve hala hem hoş, hem mutlu, hem sağlıklısın.
tatlı dışında tüm zaaflarını törpüledin ve bu günleri gördün.
kimbilir, en son hangi kıtayı geziyordun en sevdiğin arkadaşlarınla.
çocukların da mutlu.
hem yazıyorsun, hem çalışıyorsun.
ailenle ilgilenmeden duramıyorsun.
rabbime ne kadar şükretsen az farkında mısın?
çok şükür bu gününe,
elhamdülillah de son nefesine kadar.
her gün en az bir ayet okumayı ve onu yaşamayı sakın umutla
böyle böyle, nice 10 senelere mesaj yollamaya devam et.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim