başlığı engelle butonu
yavaş yavaş kullanmaya başlayacağım butondur. normalde her şeye tahammülüm olur, kimseyi engellememeye gayret ederim ama sözlükte şu son zamanda uludağ sözlük yazarları gündem oluyor. o yüzden başta uludağ sözlük yazarları başlığını engelleyeceğim.
ulan iyi ki oradan buraya geldik ha, babasının malıymış gibi buraya sahip çıkan dallamalar yüzünden gına geldi artık.
yönetim ses etmiyor mallara ne oluyor onu anlamadım tam olarak… yetti artık, cidden çok fazla oluyorsunuz…
ulan iyi ki oradan buraya geldik ha, babasının malıymış gibi buraya sahip çıkan dallamalar yüzünden gına geldi artık.
yönetim ses etmiyor mallara ne oluyor onu anlamadım tam olarak… yetti artık, cidden çok fazla oluyorsunuz…
devamını gör...
lazerle göz çizdirme ameliyatı
2007 senesinde bu operasyondan geçmiştim. mıntıka ve ev imkanı dolayısıyla mersin'de yaptırdığım operasyondu. ileri derecede astigmat ve miyop olmuş gözlerim yaşam standartlarımı zorladığı için kararım kesindi, artık bu operasyon kaçınılmazdı. buluştuğumuz doktor önce kornea ölçümü yaparak operasyona onay verdi. birkaç gün sonra operasyon öncesi gözüme hemşirenin damlattığı göz damlası ile geçici sürede resmen hipermetrop oldum. bu sayede operasyon öncesi üç göz kusurunu aynı anda yaşadım. sıra operasyona gelince öyle bir heyecan ve tedirginlik hakim oldu ki daha sonra giydirdiler bir önlük, ellerimi birbirine kavuşturdum sanki kendi cenaze namazıma duruyormuşum gibi. sonra oturttular yarı oturur vaziyette sedyeye. operasyon boyunca sadece beş dakika boyunca dans eden yeşil ve kırmızı ışıklara baktım, bir beş dakika boyunca da diğer gözde aynı işlem devam etti. operasyon kolay bir şekilde tamamlandı ama işin ıstırabı bundan sonra başladı. operasyon gecesi gözler cayır cayır yanıyor ve beş dakikaya bir damla damlatıyoruz. neyseki sabaha kalmadan dindi acısı. operasyon sonrası gözüme yerleştirilen kontak lensin çıkması için beş gün süre verildi. bu beş gün boyunca toz, su, ışıkla temas yasak. evin perdelerini çekmiş vaziyette güneş gözlüğü ile dolaştım. ne seyir var ne okuma, evde bile dolaşırken yarasa gibi yalpalıyorum. bu ıstıraplı beş günü sabırla atlattıktan sonra kontak lensten de kurtulunca gözler yavaş yavaş netliğine kavuştu. şimdi şükürler olsun bu kadar sene geçmesine rağmen kartal gibi bakış açısına sahibim. bir de bunların farklı yöntemleri var. lasek, lasik, şahin göz, wavefront gibi yöntemler. bana uygulanan ıstıraplı yöntem, lasik isimli yöntemmiş.
devamını gör...
geceye bir alıntı bırak
soğanları pembeleşinceye kadar kavurdu kadın.
biraz domates rendeledi, bir kaşık da salça ekledi.
akşamdan suya ısladığı fasulyeleri döktü üzerine.
biraz tuz serpti, çok az da şeker. kırsın diye ev yapımı salçanın ekşisini.
önce harlı ateşte kavurdu biraz, sonra kısık ateşte uzun uzun pişirdi.
serdi keten masa örtüsünü, koydu üzerine iki tabak, ortaya da bol soğanlı bir salata. keşke sadece soğan doğrarken ağlasaydı…
dumanı üzerinde koydu yemeği tabaklara, bir ekmeğin ucundan kopardı, uzattı adama.
adam kafasını kaldırmadan aldı ekmeği, bir lokma kopardı, attı ağzına. bir kaşık da yemekten aldı, sonra çekti örtüyü, sofranın altını üstüne kattı.
yemeğin tuzu eksikti, adamın insanlığı…
içindeki öfkeye eksik olan tuzu bahane etti, hıncını kadından çıkardı.
taşlar, sopalar, yumruklar kırabilirdi kadının kemiklerini, ama kelimeler kadar canını yakamazdı hiçbiri.
kemikleri iyileşti zamanla, ama ruhu hiçbir zaman iyileşmedi kadının.
kendisine uzanan her ele karşı ürkek kaldı.
hırpalandı, hor görüldü, aşağılandı, bıçaklandı, öldürüldü kadın ya da kadınlar, bizim kadınlarımız…
insan gibi yürüyebilecekleri bir yol bırakılmayınca, kendi içine doğru yürümeye başladı ve sonunda düştü.
kendi içine düşen insanın orada boğulması kaçınılmazdı zaten...
sonra bir gün kendisini esir eden bu hayattan kurtulmak istedi. ‘bu yemeğin tuzu niye eksik, bu çocuk neden ağlıyor?’ gibi sebeplerle daha fazla ölecek gücü kalmamıştı.
bir boşanma dilekçesine imza attı, sokağın köşesini döner dönmez iki el silah atıldı.
belki de hayatında ilk kez kendisi için bir şey yapmaya cesaret eden kadın, 50 metre menzilli bir tabancadan çıkan iki kurşunla kayıplara karıştı.
“aldılar, götürdüler, namazı kılındı, gömüldü…”
gazetelerde h.k. diye geçti adı.
haberini okuyanlar derin bir nefes aldı, böyle bir felaketi kendileri yaşamamış olduğu için.
sevmediği bir adamla zorla evlendiren babası bile ağladı ardından, ‘pişmanım’ dedi günah çıkarmak ister gibi.
asıl darbeyi babasından almıştı aslında kadın, zaten ondan da görmemişti şefkatli bir dokunuş.
hayatındaki tüm erkekler kırmıştı kolunu kanadını. hatta bir kez kendisi kıymak istemişti canına.
kocasının yumruğuyla kırdığı camın kırıklarını bileklerine gömmüştü.
yakmıştı canını cam kırıkları, ama canın kırgınlığı daha çok acıtıyordu.
canına okudular kadının, elbirliğiyle üstelik.
geçmişine okudular, geleceğine okudular, ama kadına iki dize güzel bir şiir okumadılar.
kahkahasına bile kulp taktılar kadının, yine elbirliğiyle üstelik.
ama kulağının arkasına bir çiçek takmadılar.
yetim yaralarıyla, öksüz hayalleriyle geçti bu dünyanın toprağından kadın. biri geçti, diğerleri geçmekte hala…
biri tacize, biri tecavüze, biri şiddete maruz kalıyor. birinin saçının rengine karışılıyor, birinin eteğinin boyuna.
ve bir diğerinin varlığı bile günah sayılıyor…
işte tam şu an biri eve mahkûm ediliyor, biri cezaevine kapatılıyor, biri istemediği bir evliliğe zorlanıyor.
kendinden geriye siyah-beyaz yarım tebessümlü bir fotoğraf kalan, dünyaya ‘ah’ını bırakarak giden tüm kadınların anısına…
biraz domates rendeledi, bir kaşık da salça ekledi.
akşamdan suya ısladığı fasulyeleri döktü üzerine.
biraz tuz serpti, çok az da şeker. kırsın diye ev yapımı salçanın ekşisini.
önce harlı ateşte kavurdu biraz, sonra kısık ateşte uzun uzun pişirdi.
serdi keten masa örtüsünü, koydu üzerine iki tabak, ortaya da bol soğanlı bir salata. keşke sadece soğan doğrarken ağlasaydı…
dumanı üzerinde koydu yemeği tabaklara, bir ekmeğin ucundan kopardı, uzattı adama.
adam kafasını kaldırmadan aldı ekmeği, bir lokma kopardı, attı ağzına. bir kaşık da yemekten aldı, sonra çekti örtüyü, sofranın altını üstüne kattı.
yemeğin tuzu eksikti, adamın insanlığı…
içindeki öfkeye eksik olan tuzu bahane etti, hıncını kadından çıkardı.
taşlar, sopalar, yumruklar kırabilirdi kadının kemiklerini, ama kelimeler kadar canını yakamazdı hiçbiri.
kemikleri iyileşti zamanla, ama ruhu hiçbir zaman iyileşmedi kadının.
kendisine uzanan her ele karşı ürkek kaldı.
hırpalandı, hor görüldü, aşağılandı, bıçaklandı, öldürüldü kadın ya da kadınlar, bizim kadınlarımız…
insan gibi yürüyebilecekleri bir yol bırakılmayınca, kendi içine doğru yürümeye başladı ve sonunda düştü.
kendi içine düşen insanın orada boğulması kaçınılmazdı zaten...
sonra bir gün kendisini esir eden bu hayattan kurtulmak istedi. ‘bu yemeğin tuzu niye eksik, bu çocuk neden ağlıyor?’ gibi sebeplerle daha fazla ölecek gücü kalmamıştı.
bir boşanma dilekçesine imza attı, sokağın köşesini döner dönmez iki el silah atıldı.
belki de hayatında ilk kez kendisi için bir şey yapmaya cesaret eden kadın, 50 metre menzilli bir tabancadan çıkan iki kurşunla kayıplara karıştı.
“aldılar, götürdüler, namazı kılındı, gömüldü…”
gazetelerde h.k. diye geçti adı.
haberini okuyanlar derin bir nefes aldı, böyle bir felaketi kendileri yaşamamış olduğu için.
sevmediği bir adamla zorla evlendiren babası bile ağladı ardından, ‘pişmanım’ dedi günah çıkarmak ister gibi.
asıl darbeyi babasından almıştı aslında kadın, zaten ondan da görmemişti şefkatli bir dokunuş.
hayatındaki tüm erkekler kırmıştı kolunu kanadını. hatta bir kez kendisi kıymak istemişti canına.
kocasının yumruğuyla kırdığı camın kırıklarını bileklerine gömmüştü.
yakmıştı canını cam kırıkları, ama canın kırgınlığı daha çok acıtıyordu.
canına okudular kadının, elbirliğiyle üstelik.
geçmişine okudular, geleceğine okudular, ama kadına iki dize güzel bir şiir okumadılar.
kahkahasına bile kulp taktılar kadının, yine elbirliğiyle üstelik.
ama kulağının arkasına bir çiçek takmadılar.
yetim yaralarıyla, öksüz hayalleriyle geçti bu dünyanın toprağından kadın. biri geçti, diğerleri geçmekte hala…
biri tacize, biri tecavüze, biri şiddete maruz kalıyor. birinin saçının rengine karışılıyor, birinin eteğinin boyuna.
ve bir diğerinin varlığı bile günah sayılıyor…
işte tam şu an biri eve mahkûm ediliyor, biri cezaevine kapatılıyor, biri istemediği bir evliliğe zorlanıyor.
kendinden geriye siyah-beyaz yarım tebessümlü bir fotoğraf kalan, dünyaya ‘ah’ını bırakarak giden tüm kadınların anısına…
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
tükenmek üzerine
kalmamışlık serpiştirilmiş
özlüyorsan görüyorsun diyor ya şair
bil ki senden hiç eksilmemiş
dolmuş kalbine
nakış nakış işlenmiş
vadedilen topraklar gibi
hüküm verilmiş
senindir denmiş
sora sora bağdat bulunmuş da
o gemi buraya hiç gelmemiş
soranlara unuttum denmiş de
yarası hiç silinmemiş.
kalmamışlık serpiştirilmiş
özlüyorsan görüyorsun diyor ya şair
bil ki senden hiç eksilmemiş
dolmuş kalbine
nakış nakış işlenmiş
vadedilen topraklar gibi
hüküm verilmiş
senindir denmiş
sora sora bağdat bulunmuş da
o gemi buraya hiç gelmemiş
soranlara unuttum denmiş de
yarası hiç silinmemiş.
devamını gör...
kırıcı olmaktan korkmak
--- alıntı ---
bir yalan avutacağına seni, bırak doğrular incitsin
--- alıntı ---
eğer inciten doğrular değilse incitmeyin gönülleri. bırakın incitmeyi birini mutlu etmek mutlu olmaktan daha çok keyif verir insana. bir tebessüm de siz kondurun sevgiye susuz kalmış gönüllerin dudaklarına.
bir yalan avutacağına seni, bırak doğrular incitsin
--- alıntı ---
eğer inciten doğrular değilse incitmeyin gönülleri. bırakın incitmeyi birini mutlu etmek mutlu olmaktan daha çok keyif verir insana. bir tebessüm de siz kondurun sevgiye susuz kalmış gönüllerin dudaklarına.
devamını gör...
geceye bir alıntı bırak
küçük kasabanın birinde bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, bir genelev inşa etmeye başlamış. imam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler.ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar.
tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için her gün beddua etmekten öteye geçememiş.inşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş. caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler.
genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direkt veya indirekt olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açmış.
cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler.bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler. gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkeme günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:
– bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum, demiş.
ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var.
-taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi,
-diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati…!
aynen günümüzde olduğu gibi kimi dinsizlerin menfaat ve çıkarları uğruna nasıl dindar gözüktükleri ile kimi dindarların çıkarları uğruna nasıl dini inkar ettiklerinin hikayesidir...
tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için her gün beddua etmekten öteye geçememiş.inşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş. caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler.
genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direkt veya indirekt olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açmış.
cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler.bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler. gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkeme günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:
– bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum, demiş.
ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var.
-taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi,
-diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati…!
aynen günümüzde olduğu gibi kimi dinsizlerin menfaat ve çıkarları uğruna nasıl dindar gözüktükleri ile kimi dindarların çıkarları uğruna nasıl dini inkar ettiklerinin hikayesidir...
devamını gör...
tecavüz şüphelisini bacağından ısıran köpek
keşke başka bir yerini ısırsaymış.
neyse buna da şükür. ağzınıza sağlık karlos bey.
neyse buna da şükür. ağzınıza sağlık karlos bey.
devamını gör...
nadide hayat
“bu hayat benim. yarısını başkaları için yaşadım.
geriye ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum.
belki kırk yıl, belki bir gün.
geriye kalan hayat benim ve ben nasıl istiyorsam öyle geçecek. ben bu gemiden mutlu ineceğim.”
ne güzel bir hayat dersidir anlayana...
geriye ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum.
belki kırk yıl, belki bir gün.
geriye kalan hayat benim ve ben nasıl istiyorsam öyle geçecek. ben bu gemiden mutlu ineceğim.”
ne güzel bir hayat dersidir anlayana...
devamını gör...
platonik aşk
olmasa daha iyi olan aşk bir tür sınav.
devamını gör...
den brysomme mannen
film metaforlarla dolu olduğundan birçok kişi farklı anlamlar çıkarabilir ama bence filmin ana teması salt iyi olanın, iyiliği yok etmesidir.
yani kötü olmadan iyiyi hissedemeyiz ve iyi artık rutinleşirse iyi olanı hissetmek veya ondan haz almak mümkün değildir.
(bundan sonrası biraz --- `spoiler` --- içerebilir.)
ütopik bir şehre gelen andreas için şehirde her şey onun için iyidir. hemen işe girer çalışma ortamı iyidir insanlar arkadaş canlısı ve kibardır. kadınlara ulaşmak kolaydır. maddi manevi bir kötülük veya sorun çekmez. ancak bu iyi olma durumu o kadar rutinleşir ki ortada iyi olma hali kalmaz.
bir mekanda alkol içen kişinin tuvalette alkol aldığı için sarhoş olmadığından yakındığını fark eden andreas bunun farkına ancak o yakındıktan sonra varır. burada gösterilmek istenen normal hayatımızda da fazla alkol kullanan birinin alkol toleransının yükselmesi nedeniyle çok zor sarhoş olmasıdır. yani insan iyi olana tolerans geliştirir ve bir süre sonra iyi olsa bile iyi olduğunun farkında olamaz, boşluğa düşer ve arayışa girer.
andreas, kadınlarla flörtleşir ve bir kadınla aynı evde yaşamaya başlar ardından başka bir kadına aşık olur biraz kaçamak yapsa da sonunda birlikte olduğu kadına başkasına aşık olduğunu söyler. kadınsa buna karşılık olarak ctesi gecesi misafirlerin geleceğini ve ayrılmak için beklemesinde faydası olduğunu söyler. yani andreas, neo liberal kültürde başka insanlara sunulacak bir metadan başka bir şey değildir. bu kadından ayrılan andreas aşık olduğu kadına durumu anlatır ve kendisi için ayrıldığını söyler. kadınsa bunu yapmasına gerek olmadığını zaten kendisinin birçok kişi ile birlikte olduğunu söyler. andreas bunun karşısında duygusal olarak yıkılır. burada esasen öznelerin birçok hale gelip nesneleşerek modern toplumda insanların topluluklar içerisinde yalnız kalmasına dem vurulur. ardından andreas kendini trenin altına atar tren üzerinden defalarca geçsede ölmez acı veya ızdırap çekemez. yüzü gözü kanlı bir şekilde eve gider. eve gittiğinde, evdeki kadın bu duruma aldırış etmez ve arkadaşının onları go-karta davet ettiğini söyler.
andreas yine ofisinde düşünceli bir şekilde otururken güler yüzlü patronu ofisine girer ve sorunun ne olduğunu sorar. andreas, çocukları ve sıcak çikolata içmeyi özlediğini söyler. patronu aceleyle odadan çıkar.
yarınına andreas kibar bir şekilde işten kovulur ve yerine hemen yeni biri bulunur.
sistemi eleştirmeye başlayan andreas hemen toplum tarafından ötekileştirilir.
andreas burada huzuru bulamadığının farkına varır.
ve tuvaltte sarhoş olamadığından yakınan adamın odasında duvardan bir ışık geldiğini fark eder orayı kazmaya çalışıp oradaki ışığa varmaya çalışır. duvardaki delik vajina şeklindedir burada insanın ana rahmine ulaşma isteği metaforu vardır. insan, ancak orada huzurlu ve iyi olabilir. yani iyiyi ve kötüyü hissetmediği veya algılamadığı yerde.
andreas, duvarı kazarken diğer insanlar bir koku alıp kazılan yerin etrafına toplanırlar. andreas duvarı kazdığında tarafa sadece elini uzatabilir elini uzattığı yer bir mutfaktır ve mutfaktan eliyle sadece bir dilim pasta alabilir ve o sırada yakalandığı halde bu pastayı iştahla yer çünkü o pasta kötünün de olduğu bir yerdedir yani iyiyi var eden hissedebileceğiniz bir yerdedir. diğer insanlar yaşadıkları şehirde pasta olmasına rağmen ancak o pastanın kokusunu alabilirler. çünkü rutinleşen ve alışılan iyi artık iyi olmaktan çıkar. ve andreas yakalanır geldiği otobüsün arka kısmına atılır ve yolda sarsılarak gider o sarsılarak giderken ilişki kurduğu kadınların ve arkadaşlarının onun yerine hemen başka birini bulduğunu gösteren kesitler gösterilir andreas bir meta konumundadır ama onun yerinde olan insanlarda birer meta konumundalardır fakat henüz farkında değillerdir. konfor alanından çıkmaya başlamıştır en sonunda otobüs durur ve andreas ayağıyla kapağı iterek içinde bulunduğu yerden dışarı çıkar dışarısı karlı ve soğuktur andreas artık konfor alanından ve monotonluğundan çıkmıştır kötü şeyleri hissedebilip acı çekebiliyordur artık iyi olanı da hissedebilecektir.
yani kötü olmadan iyiyi hissedemeyiz ve iyi artık rutinleşirse iyi olanı hissetmek veya ondan haz almak mümkün değildir.
(bundan sonrası biraz --- `spoiler` --- içerebilir.)
ütopik bir şehre gelen andreas için şehirde her şey onun için iyidir. hemen işe girer çalışma ortamı iyidir insanlar arkadaş canlısı ve kibardır. kadınlara ulaşmak kolaydır. maddi manevi bir kötülük veya sorun çekmez. ancak bu iyi olma durumu o kadar rutinleşir ki ortada iyi olma hali kalmaz.
bir mekanda alkol içen kişinin tuvalette alkol aldığı için sarhoş olmadığından yakındığını fark eden andreas bunun farkına ancak o yakındıktan sonra varır. burada gösterilmek istenen normal hayatımızda da fazla alkol kullanan birinin alkol toleransının yükselmesi nedeniyle çok zor sarhoş olmasıdır. yani insan iyi olana tolerans geliştirir ve bir süre sonra iyi olsa bile iyi olduğunun farkında olamaz, boşluğa düşer ve arayışa girer.
andreas, kadınlarla flörtleşir ve bir kadınla aynı evde yaşamaya başlar ardından başka bir kadına aşık olur biraz kaçamak yapsa da sonunda birlikte olduğu kadına başkasına aşık olduğunu söyler. kadınsa buna karşılık olarak ctesi gecesi misafirlerin geleceğini ve ayrılmak için beklemesinde faydası olduğunu söyler. yani andreas, neo liberal kültürde başka insanlara sunulacak bir metadan başka bir şey değildir. bu kadından ayrılan andreas aşık olduğu kadına durumu anlatır ve kendisi için ayrıldığını söyler. kadınsa bunu yapmasına gerek olmadığını zaten kendisinin birçok kişi ile birlikte olduğunu söyler. andreas bunun karşısında duygusal olarak yıkılır. burada esasen öznelerin birçok hale gelip nesneleşerek modern toplumda insanların topluluklar içerisinde yalnız kalmasına dem vurulur. ardından andreas kendini trenin altına atar tren üzerinden defalarca geçsede ölmez acı veya ızdırap çekemez. yüzü gözü kanlı bir şekilde eve gider. eve gittiğinde, evdeki kadın bu duruma aldırış etmez ve arkadaşının onları go-karta davet ettiğini söyler.
andreas yine ofisinde düşünceli bir şekilde otururken güler yüzlü patronu ofisine girer ve sorunun ne olduğunu sorar. andreas, çocukları ve sıcak çikolata içmeyi özlediğini söyler. patronu aceleyle odadan çıkar.
yarınına andreas kibar bir şekilde işten kovulur ve yerine hemen yeni biri bulunur.
sistemi eleştirmeye başlayan andreas hemen toplum tarafından ötekileştirilir.
andreas burada huzuru bulamadığının farkına varır.
ve tuvaltte sarhoş olamadığından yakınan adamın odasında duvardan bir ışık geldiğini fark eder orayı kazmaya çalışıp oradaki ışığa varmaya çalışır. duvardaki delik vajina şeklindedir burada insanın ana rahmine ulaşma isteği metaforu vardır. insan, ancak orada huzurlu ve iyi olabilir. yani iyiyi ve kötüyü hissetmediği veya algılamadığı yerde.
andreas, duvarı kazarken diğer insanlar bir koku alıp kazılan yerin etrafına toplanırlar. andreas duvarı kazdığında tarafa sadece elini uzatabilir elini uzattığı yer bir mutfaktır ve mutfaktan eliyle sadece bir dilim pasta alabilir ve o sırada yakalandığı halde bu pastayı iştahla yer çünkü o pasta kötünün de olduğu bir yerdedir yani iyiyi var eden hissedebileceğiniz bir yerdedir. diğer insanlar yaşadıkları şehirde pasta olmasına rağmen ancak o pastanın kokusunu alabilirler. çünkü rutinleşen ve alışılan iyi artık iyi olmaktan çıkar. ve andreas yakalanır geldiği otobüsün arka kısmına atılır ve yolda sarsılarak gider o sarsılarak giderken ilişki kurduğu kadınların ve arkadaşlarının onun yerine hemen başka birini bulduğunu gösteren kesitler gösterilir andreas bir meta konumundadır ama onun yerinde olan insanlarda birer meta konumundalardır fakat henüz farkında değillerdir. konfor alanından çıkmaya başlamıştır en sonunda otobüs durur ve andreas ayağıyla kapağı iterek içinde bulunduğu yerden dışarı çıkar dışarısı karlı ve soğuktur andreas artık konfor alanından ve monotonluğundan çıkmıştır kötü şeyleri hissedebilip acı çekebiliyordur artık iyi olanı da hissedebilecektir.
devamını gör...
uzay gemisini ışık hızıyla sürerken yan taraftan camı aç işareti yapan uzay magandası
kabin basıncı denen şeyden haberi olmayan magandadır.
devamını gör...
boğaziçi üniversitesi ikiye bölünebilir
azıcık aklı olan ve türkiye'deki yönetenlerin anlayışını bilen herkes yeni fakültelerin neden kurulduğunu biliyor. bölünme olayına gerek olacağını sanmıyorum. bunun asıl amacının rant meselesi olması muhtemel. 5'li çetenin boğaziçi arazisine göz diktiği gibi bir söylenti var. oradaki imar kararlarını onaylayacak bir üniversite yönetimi gerekiyor tabii. şimdi hızlıca yeni fakültelere hocalar alınacak, ardından yeni fakültelerdeki hocalar üniversite senatosunda görevlendirelecekler. tipik ülke manzaraları işte. artık yolsuzluk yöntemlerine o kadar aşinayız ki her adımları öngörülebilir oluyor.
devamını gör...
retrograd üreterografi
üreter yaralanmalarında kesin tanı için en duyarlı görüntüleme yöntemidir.
devamını gör...
kopya çekmek hırsızlık mıdır sorunsalı
emek hırsızlığıdır. siz 5 puan fazla alacaksınız diye insanların kaderiyle oynamayın.
devamını gör...
sözlükteki hoşça kalın intihar ediyorum modası
intihar etmek için çatıya çıkana hadi atla diye aşağıdan bağıranlar olur ya hani. ona benziyor bu başlık.
devamını gör...
kadınların dert anlatan erkeklerden hoşlanmaması
dert anlatan değil de derdi bitmeyen, gamlı, tasalı, yüzü asık olanın her iki cinsi de çekilmediği için olan durum.
herkesi çekerim diyen çekiciye gitsinler bir zahmet.
herkesi çekerim diyen çekiciye gitsinler bir zahmet.
devamını gör...
ahmed arif
30 yıl önce yitirdiğimiz halk şairimiz.
"bunlar,
engerekler ve çıyanlardır,
bunlar,
aşımıza, ekmeğimize
göz koyanlardır,
tanı bunları,
tanı da büyü"
"bunlar,
engerekler ve çıyanlardır,
bunlar,
aşımıza, ekmeğimize
göz koyanlardır,
tanı bunları,
tanı da büyü"
devamını gör...
normal sözlük yazarlık rütbeleri
herkes rütbesini bilecek muhabbeti yakındır.
devamını gör...

