1.55 boyuna rağmen 1.90 sevgili isteyen kadın
ne uzun boya aşığım ne de perde asmaya adam aradım. sadece çok güzel seviyor aramızdaki 40 santimetreye rağmen. bazı şeylere çok dar bakıyorsunuz ey sözlük ahalisi.
devamını gör...
beş para etmediği halde kendini iyi satan insan
kendini iyi satabiliyorsa ikna kabiliyeti yüksek çokta boş olmayan insandır
devamını gör...
kaş
"arkası daş, önü yaş; burası gaş."
kaşlılar böyle anlatırla kaş'ı. hakikaten de arkasında kocaman bir dağ, dağın bittiği yerde ise deniz başlar. aradaki daracık sahil şeridine ise kaş yerleşmiştir. buranın asıl adı kaş değildir aslında. 1930'larda "yer adlarının türkçeleştirilmesi" garabeti sonucunda burası ve çevresindeki pek çok yerleşimin güzelim isimlerinin ırzına geçilmiştir. bu kasabanın en son bilinen ve en uzun süre kullanılmış olan ismi andifli'dir ve bugün hala ilçenin merkez mahallesinin ismi olarak hayattadır.
çok kısaca geçmişten günümüze hangi isimleri kullandığını anlattıktan sonra kaş isminin kökenine gelelim. bilinen en eski ismi (bkz: habesos). likya dilinde* bir isim. zaten kelimenin yapısı anadolu ismi olduğunu bas bas bağırıyor. m.ö. 10 ve 9 yüzyıllarda başlayan yunan kolonizasyonu burada da etkisini hissettiriyor. ve 8. yüzyıldan bu yana buraya antiphellos ismi veriliyor. antiphellos esasen asıl yerleşim yeri değil. kaşın hemen yukarısındaki tepelerin üstünde yer alan ve bugün felen mevkii olarak bilinen yerde kurulu olan ve kayalık yer anlamına gelen phellos kenti savunma, tarım ve hayvancılığa elverişlilik açısından asıl yerleşim yeri olarak kullanılıyor. eski habesos ise "phellos'un karşısı" anlamına gelen antiphellos ismi ile bu ana kentin liman yerleşkesi halini alıyor. yaklaşık 3 bin yıl boyunca yunan, pers, iskender, mısır, roma, bizans, selçuklu, osmanlı ve erken cumhuriyet dönemleri boyunca burası antiphellos ismiyle biliniyor. türk hakimiyeti altındayken ismin söylenişi birazcık yuvarlanarak andifli'ye evriliyor. yukarıda da dediğim gibi bu isim merkez mahallenin ismi olarak günümüzde hala kullanılıyor.
şimdi gelelim en sevdiğim kısma. uydurma hikaye kısmına *.
kaş'ın yerlilerine "buraya niye kaş demişler" diye sorarsanız, size hemen güzel bir hikaye anlatırlar. kaş'tan bir taş atımı uzaklıkta olan meis adası da bu hikayeye suç ortaklığı eder. derler ki ada göze benzediği için ona yunanca güya göz anlamına gelen meis adını vermişler. kaş da bu adayı kuzeyden yay gibi sardığı için buraya da kaş adını vermişler. oysa ki ne ada göze benzer, ne kaş kaşa benzer; ne meis kelimesi yunanca'da göz anlamına gelir, ne de yunanca'da böyle bir kelime vardır. adanın asıl ismi kastellorizo'dur. kastello rizon*, yani "tepenin dibindeki kale" anlamına gelir. bu ismin "kastello rosso"dan* geldiğine dair rivayetler olsa da gerçeği yansıtmaz. buna rağmen, bu yanlış düşünce sebebiyle bir dönem fransızlar "château rouge", türkler ise "kızılhisar" gibi çeviri isimler kullanmışlar. diğer adı ise megisti'dir. yunanca'da "en büyük" anlamına gelir, ki bu bölgedeki irili ufaklı 14 kayalık adacığın en büyüğü olduğu için bu isim kullanılır. meis ise megisti'nin türkçe'de deforme olmuş halidir. bu hikaye yanlış hatırlamıyorsam rum bir şairin meis ve kaşı kaş ve göze benzettiği bir şiirinden doğma. bulursam eklerim buraya.
kaş-göz kaş-meis hikayemiz patladığına göre gelelim kaş'ın asıl kökenine. isim aslında kaş'ın coğrafi yapısından geliyor. kaş modern türkçe'de artık unutulmaya yüz tutsa bile "kıyı, kenar, keskin kenar, sarp yamaç" anlamına gelir. tam da başta verdiğimiz cümleyle uyumlu. bölgedeki türkmenlerin geçmişten bu yana bölgeyi ifade etmek için kullandığı bir isim. hele hele kaş ile kalkan arasındaki yoldan geçerseniz bu ismin neden verildiğini daha da iyi anlarsınız.
burası cumhuriyet dönemine kadar büyük ölçüde rum kasabası olarak kalmış. 1900-1915 arası nüfus kayıtlarına bakılacak olursa andifli kasabasına kayıtlı 200-300 müslüman ya var, ya yok. yaklaşık 1800'den fazla rum buranın ana sakinleri. türkler daha çok yukarıda yaylada yaşıyorlar. fakat 1922 senesinde türklerin kurtuluş savaşında inisiyatifi ele geçirip kazanan taraf olmaları sebebiyle başlayan büyük rum göçü 1923'te türk-yunan nüfus mübadelesine dönüyor ve bölgedeki rum nüfusu sıfıra iniyor. andifli kasabasında rumlardan boşalan yere de yine bölge halkı yerleşiyor. bölge çok uzun yıllar tarım, hayvancılık, balıkçılık ve kaçakçılık ile geçiniyor. yine çok uzun yıllar boyunca türk tarafında cinayet vb. büyük suçlara karışanlar hapse girmemek için meis'e kaçıp orada saklanıyorlar. hatta yılmaz güney'in de yurtdışına kaçmak için kaş-meis hattını kullanması buranın uzun yıllar merkezi otoritenin kontrolünden uzak, rahat rahat geçilebilen bir sınır kasabası olduğunu gösteriyor.
2000'lerin başında popülerleşmeye başlayan kasaba bugün kapasitesinin çok üzerinde misafir sayılarının yükü altında eziliyor ve yerel kültürünü ciddi anlamda yitirme tehdidi altında yaşıyor.
kaşlılar böyle anlatırla kaş'ı. hakikaten de arkasında kocaman bir dağ, dağın bittiği yerde ise deniz başlar. aradaki daracık sahil şeridine ise kaş yerleşmiştir. buranın asıl adı kaş değildir aslında. 1930'larda "yer adlarının türkçeleştirilmesi" garabeti sonucunda burası ve çevresindeki pek çok yerleşimin güzelim isimlerinin ırzına geçilmiştir. bu kasabanın en son bilinen ve en uzun süre kullanılmış olan ismi andifli'dir ve bugün hala ilçenin merkez mahallesinin ismi olarak hayattadır.
çok kısaca geçmişten günümüze hangi isimleri kullandığını anlattıktan sonra kaş isminin kökenine gelelim. bilinen en eski ismi (bkz: habesos). likya dilinde* bir isim. zaten kelimenin yapısı anadolu ismi olduğunu bas bas bağırıyor. m.ö. 10 ve 9 yüzyıllarda başlayan yunan kolonizasyonu burada da etkisini hissettiriyor. ve 8. yüzyıldan bu yana buraya antiphellos ismi veriliyor. antiphellos esasen asıl yerleşim yeri değil. kaşın hemen yukarısındaki tepelerin üstünde yer alan ve bugün felen mevkii olarak bilinen yerde kurulu olan ve kayalık yer anlamına gelen phellos kenti savunma, tarım ve hayvancılığa elverişlilik açısından asıl yerleşim yeri olarak kullanılıyor. eski habesos ise "phellos'un karşısı" anlamına gelen antiphellos ismi ile bu ana kentin liman yerleşkesi halini alıyor. yaklaşık 3 bin yıl boyunca yunan, pers, iskender, mısır, roma, bizans, selçuklu, osmanlı ve erken cumhuriyet dönemleri boyunca burası antiphellos ismiyle biliniyor. türk hakimiyeti altındayken ismin söylenişi birazcık yuvarlanarak andifli'ye evriliyor. yukarıda da dediğim gibi bu isim merkez mahallenin ismi olarak günümüzde hala kullanılıyor.
şimdi gelelim en sevdiğim kısma. uydurma hikaye kısmına *.
kaş'ın yerlilerine "buraya niye kaş demişler" diye sorarsanız, size hemen güzel bir hikaye anlatırlar. kaş'tan bir taş atımı uzaklıkta olan meis adası da bu hikayeye suç ortaklığı eder. derler ki ada göze benzediği için ona yunanca güya göz anlamına gelen meis adını vermişler. kaş da bu adayı kuzeyden yay gibi sardığı için buraya da kaş adını vermişler. oysa ki ne ada göze benzer, ne kaş kaşa benzer; ne meis kelimesi yunanca'da göz anlamına gelir, ne de yunanca'da böyle bir kelime vardır. adanın asıl ismi kastellorizo'dur. kastello rizon*, yani "tepenin dibindeki kale" anlamına gelir. bu ismin "kastello rosso"dan* geldiğine dair rivayetler olsa da gerçeği yansıtmaz. buna rağmen, bu yanlış düşünce sebebiyle bir dönem fransızlar "château rouge", türkler ise "kızılhisar" gibi çeviri isimler kullanmışlar. diğer adı ise megisti'dir. yunanca'da "en büyük" anlamına gelir, ki bu bölgedeki irili ufaklı 14 kayalık adacığın en büyüğü olduğu için bu isim kullanılır. meis ise megisti'nin türkçe'de deforme olmuş halidir. bu hikaye yanlış hatırlamıyorsam rum bir şairin meis ve kaşı kaş ve göze benzettiği bir şiirinden doğma. bulursam eklerim buraya.
kaş-göz kaş-meis hikayemiz patladığına göre gelelim kaş'ın asıl kökenine. isim aslında kaş'ın coğrafi yapısından geliyor. kaş modern türkçe'de artık unutulmaya yüz tutsa bile "kıyı, kenar, keskin kenar, sarp yamaç" anlamına gelir. tam da başta verdiğimiz cümleyle uyumlu. bölgedeki türkmenlerin geçmişten bu yana bölgeyi ifade etmek için kullandığı bir isim. hele hele kaş ile kalkan arasındaki yoldan geçerseniz bu ismin neden verildiğini daha da iyi anlarsınız.
burası cumhuriyet dönemine kadar büyük ölçüde rum kasabası olarak kalmış. 1900-1915 arası nüfus kayıtlarına bakılacak olursa andifli kasabasına kayıtlı 200-300 müslüman ya var, ya yok. yaklaşık 1800'den fazla rum buranın ana sakinleri. türkler daha çok yukarıda yaylada yaşıyorlar. fakat 1922 senesinde türklerin kurtuluş savaşında inisiyatifi ele geçirip kazanan taraf olmaları sebebiyle başlayan büyük rum göçü 1923'te türk-yunan nüfus mübadelesine dönüyor ve bölgedeki rum nüfusu sıfıra iniyor. andifli kasabasında rumlardan boşalan yere de yine bölge halkı yerleşiyor. bölge çok uzun yıllar tarım, hayvancılık, balıkçılık ve kaçakçılık ile geçiniyor. yine çok uzun yıllar boyunca türk tarafında cinayet vb. büyük suçlara karışanlar hapse girmemek için meis'e kaçıp orada saklanıyorlar. hatta yılmaz güney'in de yurtdışına kaçmak için kaş-meis hattını kullanması buranın uzun yıllar merkezi otoritenin kontrolünden uzak, rahat rahat geçilebilen bir sınır kasabası olduğunu gösteriyor.
2000'lerin başında popülerleşmeye başlayan kasaba bugün kapasitesinin çok üzerinde misafir sayılarının yükü altında eziliyor ve yerel kültürünü ciddi anlamda yitirme tehdidi altında yaşıyor.
devamını gör...
amacı dışında kullanılan şeyler
otomobil….normalde ulaşım aracıyken statü sağlamak için kullanılıyor.
devamını gör...
lucifer'in engellenecek başlıklarda mahlasının örnek gösterilmesi
bırak mahlasını, bizatih kendisini 3d yazıcıdan çıkarıp örnek göstersen, lucifer yine buna aldırmaz. sısısısı der geçer. lucifer olum bu boru değil ya.*
trollüğün kitabını yazmış adam, hedef gösterilmesine mi darılacak allasen.*
trollüğün kitabını yazmış adam, hedef gösterilmesine mi darılacak allasen.*
devamını gör...
allah'ın belalarını vermemesi rezaleti
"belki herhangi bir nedenden dolayı bizimkini vermiştir ve bu tipler bizim belamızdır." şeklinde bir açıdan bakarsanız, sinirlenmekten vazgeçebileceğiniz düşünce.
herkese bela istiyoruz da, acaba biz çok mu matah bireyleriz allah katında diye düşünmekten alamıyorum kendimi bazen.
şimdi biri çıkıp haklı olarak "yahu x kişinin şu yaptığıyla benim şu yaptığım kötülük bakımından bir mi!" diye sorabilir. elbette ona da birtakım cevaplar var ama inanan biliyor, inanmayan da sallamıyor o cevapları. o nedenle burada uzun uzun izaha gerek yok.
edit: düzeltme
herkese bela istiyoruz da, acaba biz çok mu matah bireyleriz allah katında diye düşünmekten alamıyorum kendimi bazen.
şimdi biri çıkıp haklı olarak "yahu x kişinin şu yaptığıyla benim şu yaptığım kötülük bakımından bir mi!" diye sorabilir. elbette ona da birtakım cevaplar var ama inanan biliyor, inanmayan da sallamıyor o cevapları. o nedenle burada uzun uzun izaha gerek yok.
edit: düzeltme
devamını gör...
akşam yıldızı
(bkz: iskender pala)’nın ocak 2020’de yayımlanan romanı.
bir göbeklitepe romanı…
sevgili yazarımız iskender pala, çok şık ve muhteşem bir hayal gücü ile bizi bugünden alıp taa on iki bin yıl öncesine götürüyor bu kitapla.
on iki bin yıl önce yaşamış insandan, günümüz modern dünyasına evrilişimizi, o günden bugüne süregelen anlam arayışımızı, belki de ilk insanın var oluşunu hikayeleştirerek anlatıyor bu kitapla iskender pala…
yazarın bir çok kitabını okudum.
okuduğum kitaplar arasından da kurgusu en zayıf olan kitap budur bence. ama bunu bir kusur olarak yazmadığımı belirtmeliyim. çünkü kendisinin de kitapta belirttiği üzere o dönemlere ait bilgimiz oldukça sınırlı. bu yüzden bunu kusur olarak değil, tanım olarak algılamanızı rica edeceğim.
kitapla ilgili söylemek istediğim bir çok şey var aslında…
öncelikle kitabı çok beğendim. diğer okuduğum bütün kitapları gibi...
( (bkz:babil de ölüm istanbul’da aşk) hariç. kitapta geçen eski türkçe’ yi çözmek için kitapla birlikte iki kitap daha okudum sayılır, çok yorucu idi…)
kitap özetle göbeklitepe efsanelerinden hareketle ve iç içe geçirilen müthiş kurgu ile avcı-toplayıcılıktan ilk yerleşik düzene geçişi, ilk çiftçiliği, ilk savaşları, ilk ibadeti anlatıyor diyebilirim. üstelik güzel ve ilkel bir aşk hikayesi ekseninde…
sarıca ve çira…
doğduktan sonra lanetli diye kabile tarafından öldürülmesi istenen bir bebek...
bebeğine bağlı bir anne...
ortaya çıkan kasırga, ateş topları…
felaketten sağ salim kurtulan sarıca, çira ve bebek…
sarıca'nın çira ve bebekle beraber bir oba kurabilme hayalleri…
başka kabilelerin olaya dahil olmasıyla başlayan kovalamaca ile birlikte gelişen olaylar…
çok çok sevdiğim bir kitaptır.
hoş, her ne kadar yazdığı kurgular ile tarihi saptırdığı bazı kesimler tarafından iddia edilse de kendisi bas bas bağırıyor kardeşim kurgudur diye, daha ne desin adam…
eski askerdir. askerliği bırakıp bence kalemi eline almakla da çok iyi etmiştir.
iskender pala ne yazsa okurum arkadaş…
tüm kitapları gibi tavsiyemdir..
bir göbeklitepe romanı…
sevgili yazarımız iskender pala, çok şık ve muhteşem bir hayal gücü ile bizi bugünden alıp taa on iki bin yıl öncesine götürüyor bu kitapla.
on iki bin yıl önce yaşamış insandan, günümüz modern dünyasına evrilişimizi, o günden bugüne süregelen anlam arayışımızı, belki de ilk insanın var oluşunu hikayeleştirerek anlatıyor bu kitapla iskender pala…
yazarın bir çok kitabını okudum.
okuduğum kitaplar arasından da kurgusu en zayıf olan kitap budur bence. ama bunu bir kusur olarak yazmadığımı belirtmeliyim. çünkü kendisinin de kitapta belirttiği üzere o dönemlere ait bilgimiz oldukça sınırlı. bu yüzden bunu kusur olarak değil, tanım olarak algılamanızı rica edeceğim.
kitapla ilgili söylemek istediğim bir çok şey var aslında…
öncelikle kitabı çok beğendim. diğer okuduğum bütün kitapları gibi...
( (bkz:babil de ölüm istanbul’da aşk) hariç. kitapta geçen eski türkçe’ yi çözmek için kitapla birlikte iki kitap daha okudum sayılır, çok yorucu idi…)
kitap özetle göbeklitepe efsanelerinden hareketle ve iç içe geçirilen müthiş kurgu ile avcı-toplayıcılıktan ilk yerleşik düzene geçişi, ilk çiftçiliği, ilk savaşları, ilk ibadeti anlatıyor diyebilirim. üstelik güzel ve ilkel bir aşk hikayesi ekseninde…
sarıca ve çira…
doğduktan sonra lanetli diye kabile tarafından öldürülmesi istenen bir bebek...
bebeğine bağlı bir anne...
ortaya çıkan kasırga, ateş topları…
felaketten sağ salim kurtulan sarıca, çira ve bebek…
sarıca'nın çira ve bebekle beraber bir oba kurabilme hayalleri…
başka kabilelerin olaya dahil olmasıyla başlayan kovalamaca ile birlikte gelişen olaylar…
çok çok sevdiğim bir kitaptır.
hoş, her ne kadar yazdığı kurgular ile tarihi saptırdığı bazı kesimler tarafından iddia edilse de kendisi bas bas bağırıyor kardeşim kurgudur diye, daha ne desin adam…
eski askerdir. askerliği bırakıp bence kalemi eline almakla da çok iyi etmiştir.
iskender pala ne yazsa okurum arkadaş…
tüm kitapları gibi tavsiyemdir..
devamını gör...
trendesevdiceğiolanöküz
eski nediondede yeni trendesevdiceğiolanöküz. yeni nicki ile aramıza hoş gelmiş , sefalar getirmiş. mükemmel tanımlarınızı beklemekteyiz efenim.
devamını gör...
kitaplardaki en etkileyici giriş cümlesi
"mutlu aileler birbirlerine benzerler. her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır".
lev nikolayeviç tolstoy, anna karenina.
lev nikolayeviç tolstoy, anna karenina.
devamını gör...
kazandibi
hemem hemen her sütlü tatlıyı sevdiğim gibi sevdiğim mükemmel ötesi tatlıdır.
bıkmadan 3-4 porsiyon bile yiyebilirim ama sonrası bıktırır.
bıkmadan 3-4 porsiyon bile yiyebilirim ama sonrası bıktırır.
devamını gör...
kadın filmleri veri tabanı
hidden figures de oldukça etkileyici bir film.
izlenmesini öneririm.
izlenmesini öneririm.
devamını gör...
16 mayıs 2021 kademeli normalleşme genelgesi
bana bir daha normalleşme diyenin ağzına kürekle vururum. dalga geçmeyin lan artık benle. vallahi bıktım.
devamını gör...
yürünen en uzun mesafe
13 kilometre. az görünebilir ama düz taban bir insan için bitmek bilmeyen bir mesafedir.
devamını gör...
normal sözlük moderatör alımı
şuan için durdurulmuştur.
devamını gör...
artık güzel başlıkların açılmaması
başlık neydi başlık emekti! bunlar hep kolaya kaçmaktan. size 14 gün rastgele tedavisi yazıyorum. her içiniz of ne salaq başlık bu bee dediğinizde rastgeleye basıp eski nezih başlıklardan bulup hortlayorsunuz böylece diğer arkadaşlara da asist yapmış oluyorsunuz.
devamını gör...
hayat
hayat aslında film çekimi gibidir.
tam mutlu oldum derken,yönetmenden ses gelir;"kestik"
tam mutlu oldum derken,yönetmenden ses gelir;"kestik"
devamını gör...
türklere özgü davranışlar
müşteri: ekmek var mı?
satıcı: maalesef kalmadı.
müşteri: "hiç mi yok?"
satıcı: maalesef kalmadı.
müşteri: "hiç mi yok?"
devamını gör...
insanı duygusal olarak yıpratan şeyler
öz güven ve öz sevgi eksikliği.
devamını gör...
bağlarbaşı
doğduğum semt.istanbul anadolu yakasının en sakin ve nezih semtlerinden biri olmuştur her zaman benim için.
devamını gör...
hukuki bilgiler
başlığı haluk bilginer diye okudum, sanırım yatsam iyi olacak.
devamını gör...