bir insan çeşidi.

(bkz: paul dirac)
devamını gör...

aslında bugün biraz durgundum. ne bir şey yapasım var ne izleyesim ne okuyasım vardı. böyle bomboş duvarlara bakıyorum. sonra bizim eski kamerayı gördüm baya eski büyük bir şey içine kaset konanlardan. kasetlerde oradaydı. biraz uğraştım açmayı başardım. izledim çoğunu kendi küçüklüğümü gördüm daha doğru düzgün yürüyemiyorum bile annem bana püre veriyor önümde de teyp var onunla oynuyorum. izledim öyle kendimi ne kadar masum bir çocuk dedim ne kadar dünyadan habersiz. sonra dedim kendime ne oldu sana ne oldu oradaki neşeli insana. genelde hep neşeliyim evet ama bu aralar şükrü erbaş'ın da dediği gibi "sebebini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan." böyle boşluk hissi gibi. mutlu desen mutlu değil. üzgün desen üzgün değil. durgun kelimesi tam olarak bu sanırım. çok dalgalanmış da şimdi durulmuş bir deniz gibiyim adeta.
devamını gör...

reddedilen mi varmış,oluyor demek ki.
devamını gör...

kısaca özetlemek gerekirse; polyanna kardeşimiz sorulan her soruda doktorluk anıları, hümanistlik, insan hakları gibi safsatalarını anlatarak cevap vermekten kaçındı. pkk, fetö ve ışidi terör örgütü olarak görmediğini dolaylı olarak belirtti. ve sözde ermeni soykırımı hakkında da bir takım saçmalıklar zırvaladı. kendisinden başka bir şey beklemek de aptallık olurdu zaten.

her neyse, benim açımdan bu yayın tam bir zaman israfıydı. izlediğime pişman oldum gerçekten.
devamını gör...

seks !! yani arada büyüyüp kücülebilen bi uzvu ici muamma olan bir deliğe sokmaya nasıl ikna oldunuz kardeşim?
devamını gör...

bir sokak filozofundan duyduğum cümledir.

bir gün erken saatlerde mesai öncesi kafa toplamak ve entelliğime entellik katmak için yeni nesil kahvecilerden birinde oturmuşken maruz kaldığım ve entelektüel sistemimi alt üst eden cümledir.

sabah erken bir saat olduğu için kahvecinin sigara içilebilen açık alanında tek başıma oturmuş bazı kafa sözlük yazarlarının “kız düşürmek” için yapıldığını iddia ettiği kitap okuma eylemine dalmışken önce yalnız olduğum için kafa sözlük yazarlarının beklentisini boşa çıkardığımı sonra da yanı başımda biten uçan hollandalıya benzeyen arkadaşı fark ettim.

uçan hollandalı benden para istedi tam da düşündüğüm gibi ancak verdiğim kağıt parayı kabul etmedi ben de cebimdeki olanca bozuk parayı verdim kendisine. aldı cebine attı ama gitmedi.

bir de sigara istedi benden. çıkardım verdim bir dal, yaktım da sigarasını. ama yine de gitmedi. benim de soru sormaktan başka çarem kalmadı. oturup kahve içen, cebinde parası olan ve kitap okuyan ben olduğum için daha korunaklı ve üstün bir konumda hissettiğim için kendimi. parayla ne yapacağını sordum ya içki ya sigara alacağını düşünerek. ama beklemediğim bir cevap aldım. bana dedi ki;

“ dünyayı yıkadım, üç bidon su gitti. su alacağım.”

ben yıllarca kafka okumuş adamım. felsefe ve psikoloji öğrenmek için ciltlerce kitap bitirdim. böyle bir cümle ile dumura uğramak beklediğim bir şey değildi. çantamda başka bozuk para var mı diye baktım. bulduğum birkaç bozukluğu daha verdim abiye. sigara paketini de öyle.

sokak filozofu gidince de kitabı kapattım. slavoj zizek kusuruma bakmasın artık.
devamını gör...

-bir kadına geçerli sebep olduğunda bir suriyeli tekme atabilir mi?
-bir kadına geçerli sebep olduğunda herhangi biri tekme atabilir mi?
-bir insana geçerli sebep olduğunda herhangi biri tekme atabilir mi?
-bir canlıya geçerli sebep olduğunda herhangi biri tekme atabilir mi?
sorularını aklıma getiren olay.
haberin yazılış biçimi aslında toplum olarak nasıl bir şiddet batağının içinde olduğumuzu düşündürüyor.
bazı şeylerin hiç normalleşmemesi gerekirdi.
devamını gör...

diyelim ki, sonmamış kışımın arkasındayım,
hop önümden sen geçiyorsun, bir kelebek
adını bilsem yakalayacağım, öyle narin adın
az ilerde bir zeytin ağacı var sonra sebepsiz
tanrım diyorum uyut beni şarapsız
sen geçiyorsun sonra tekrar önümden
bakışların öyle deli, öyle insafsız
ne kelebek konuyor dalıma bu sonmamış kışta
ne tanrım uyutuyor beni kucağında zalim bir pışpışla
zeytin ağacı var o biraz gülümsedi sanki de
uyuyorum ben tanrım, kaldır beni mümkünse teravihde
devamını gör...

gerçek bilim tanrısı.

thomas edison'un kapitalist çalışma yapısından hayatı boyunca nefret etmiş, hatta "bana ne edison'un ampulünden" demiş insan. ayrıca edison'un doğru akım sevdasının yanlış olduğunu anlamış, alternatif akım üzerine inanılmaz çalışmalar yapmış kişi.

başka kimsede duymadığım bir yeteneğe sahipti tesla. tasarladığı alet ne kadar komplike ve ayrıntılı olursa olsun, aletin çalışmasını kafasında simüle edebiliyordu.

daha doğru anlatmak gerekirse, günümüzde tasarım aşamasında olan herhangi bir icat, önce bilgisayarlarda, maketlerde modellenir, hatalarına ve zayıf yanlarına bakılır, gerekirse yeniden düzenlenir, mükemmelliğe ulaşınca seri üretime geçilir.

tesla, bu denemelerin hepsini beyninde gerçekleştirip, modeli en ince ayrıntısına kadar kafasında çalıştırdıktan sonra üretime geçen "dahi" kelimesinin zbamm diye oturduğu bir adamdı.

hitler'den ve nazilerden nefret etti. aynen ekşi sözlükten aldığım bir cümleyle açıklamak gerekirse "hitler'in kesinlikle durdurulması gerektiğine inanıyordu (2. dünya savaşı sırasında bir alman gemisi elektrik atlaması sonucunda batmıştı, bu olayda tesla'nın parmağı olduğu düşünülüyor)."

yapabildiklerinin adeta sınır yoktu.

kablosuz (havadan) elektrik iletebileceğini iddia etti, bilim çevreleri götleriyle güldüler. tesla'nın cevabı ise kurduğu sistemle havadan elektrik ileterek kilometrelerce ötedeki ampulleri yakmak oldu.

kendisi için deli dendi, dahi dendi, uzaydan-gelecekten geldi, ruhunu sattı, ancak büyücülük yaparak bu kadar inanılmaz bir bilim adamı haline geldi bile dendi.

bazı kayıtlarda yapay deprem üretebildiği, ama kötüye kullanılırsa dünyanın büyük bir tehlikeye gireceğini farkettiği için bu deneyi sonlandırıp tüm notlarını ve düzenekleri yok ettiği yazılı. bunların kanıtı yok tabii ki.

ama her ne olursa olsun, tesla şu anda yaşasaydı, bilim dünyası çok farklı gelişmelere gebe olabilirdi.

bu herifi bir araştırın, nasıl harcanıp gittiğini, sisteme uymadığı için nasıl aşağı çekildiğini bir okuyun. inanın burda anlattıklarım çok yetersiz aslında

kendisi zamanının walter bishop'uydu desek pek fazla sallamış olmayız.
devamını gör...

sessizleğe gömülür çünkü artık sözcüklerin işe yaradığının farkındadır.
kendini dış dünaya'ya kapatmayı yeğler konuşmak ve anlatamak yerine.
bir de ağlayarak rahatalar, geceleri onun yastığı gözyaşlarına seyirci olmuştur..

göz altları kızarıktır ve yine de gülümsemeye çalışır, çevresinde onu tüm kırıklarıyla kabul eden insanlar vardır.
bir kadının yapabilecekleri sadece kendine yetmektir.
ve tek istediği yanında olup onun göz yaşlarını silebilecek birisidir.
ya da sadece yapabilceği tek şey küçük bir kucaklaşmayala bile mutlu olmaktır.
devamını gör...

bu şiiri beni çok etkiliyor.


"doğarken mi başladı benim son yolculuğun
ondan mı öyle geçti o garip çocukluğum
masallarla düşlerle beni hep aldattılar
yaşadığım; en büyük yalandı biliyorum
boşluğu kucaklardım uzatsam ellerimi
düşsem diye beklerdi pusuda bir uçurum
kol gezerdi çevremde acılar, ölüm gibi
ben ondan böyle kaldım, ondan karardı ruhum
yağmur mu yağmazdı ne, tarlalar mı çoraktı
neden hiç yeşermedi serptiğim onca tohum
şimdi ölen bir şey var içimde azar azar
ha söndü ha sönecek yıllar önce yanan mum
susmayın biliyorum, ben bir yalan dünyada
gürültülü yaşadım, sessizce ölüyorum."


sessizce ölmek - ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...

çok net söylüyorum vaaz verilmesi. maalesef başıma geldi.

alkol içmemesine rağmen ayrı gayrı olmasın diye davet edilen arkadaşın masada vaaz vermesi. ben bu zıkkımı içiyorum kardeşim, sende çayını iç, güzel güzel sohbet et ama yok hemen günah oğlum içmeyin diye konuya girmesi lazım. zaten çakırkeyf olan masanın sohbeti bedir ve uhud savaşına kadar gidiyor. off hele cola içip mezelere salça olmaları yok mu beni bitiriyor. o saatten sonra 70lik rakı şişesini ağızına sokasım geliyor o kişinin.
devamını gör...

herkes gibi olduğunu gösteren maskesi -çünkü zapatistalar dikkate alınmak için bir dev yaratmalıydı ve o devi maske takarak buldular- , kapitalist tütün şirketlerine karşı durduğunu gösteren piposuyla yerelde chiapashalkının ve meksika yerlilerin genelde bütün dışlanmışların isyancısı ve sözcüdür. doğum ismi bir yerlerde yazıyordur merak eden bakabilir.

comandante*, ona göre hem emiliano zapata hem de hizmetçisi ve sözcüsü olduğu yerli halktır. o yüzden comandante sıfatını kullanmaz. ondan olsa olsa subcomandante* olurdu, o da onu oldu. ezln* lideri olduğu düşünülür ama meksika meclisinde konuşan o değildir çünkü dediğimiz gibi o topu topu bir sözcü ve hizmetçidir. meksika ordusu ve devleti kendisiyle baş edemeyeceklerini anlayınca hakkında eşcinsel dedikodusu uydurmuşlardır. onun verdiği cevapsa temel kişilik özellikleri ve dünya görüşünü yansıtır.


evet marcos eşcinseldir. marcos, san francisco'da eşcinsel, güney afrika'da siyah, avrupa'da bir asyalı, san ysidro'da bir chicano, ispanya'da bir anarşist, israil'de bir filistinli, san cristobal sokaklarında bir maya yerlisi, almanya'da bir yahudi,polonya'da bir çingene, quebec'te bir mohawk, bosna'da bir barış yanlısı, saat 22.00'de metrodaki yalnız kadın, topraksız bir köylü, kenar mahallelerde bir çete üyesi, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci ve tabii ki dağlarda bir zapatista'dır.



solun edebiyatı burjuvaziye terk ettiğini düşünür. mücadelenin en önemli kısmı ona göre sözlerimizdir. sözümüz silahımızdır sloganı ona aittir. bir gün bir meltemin hepimizi uyandıracak hafif esintisine inanacak kadar romantikken “bir gerilla örgütünün, savaşı kazanması çok zordur, kaybetmesi ise imkansızdır.” diyebilecek kadar da realisttir. kendisi 20. ve 21. yüzyılın gördüğü en büyük ve en karizmatik devrimcilerdendir. aynı zamanda büyülü gerçekçilik akımının ve latin amerika edebiyatının en önemli isimlerindendir.

şimdilerde hayatını subcomandante ınsurgente galeano olarak sürdürmektedir çünkü mektubunda açıkladığı gibi artık marcos’a gerek yoktur. marcos'un bir fotoğrafını bırakalım da aşağıya belki burada da bir meltem eser.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bitlis tütünü, arap kağıdı ile ellerimle sardığımdır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir araştırmaya göre; insan mutluluğunun %50'si genlere, %40'ı hayata bakış açısına, %10'u ise dış koşullara bağlıymış.
devamını gör...

karanlık tarafa geçmeyin gençlerrrr.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şimdi o vişneyi yemeye taaa kuzguncuk’a nasıl giderim diye hayıflanırken kendisi kucak dolusu vişne gönderdi bana. tam heyecanla ağzıma bir tane atacaktım ki kıyamadım. hayır böyle gönlü zengin, eli bol vişne nasıl yenir. en sonunda hatıra defterimin arasında saklayıp, kurutmaya karar verdim. ara ara bakar, koklar kaldırırım artık. vişne de saklanır mı demeyin, bir vişneden daha fazlası kuzguncuktaki vişne takip ettiğiniz de siz de anlayacaksınız. okumadan uyumadıklarımdan olur kendisi.
devamını gör...

benim için hiçbir şey fark etmeyecek olan durumdur.
devamını gör...

lavanta.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

arkadaşlarla top oynar ve mahalledeki çeşmeden terli terli suyumuzu içer sonra da bakkalda ekmek arası bişeyler yaptırıp sanki günlerdir açmışız gibi yerdik.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim