güne bir söz bırak
"pencereleri açmak boşunaydı. sevdiğinin olmadığı yerde hava yoktu, boğulabilirdi insan." selim ileri.
"yaşamak için ölmesi gerekiyordu, bilmiyordu. "
"yaşamak için ölmesi gerekiyordu, bilmiyordu. "
devamını gör...
arkadaş ihaneti mi sevgili ihaneti mi daha çok yaralar
ihanetin her türlüsü gayet yaralayıcı olduğu için (bkz: al birini vur ötekine)'dir.
devamını gör...
ahval teorisi
birtakım kelâm bilginlerinin ortaya attığı teori. sıfatullah, kelâm ilminin temel konularından olup allah'ın sıfatları demektir. ki teori de, bu konuyu, meseleyi çözme maksadıyla ortaya atılmıştır. teoriyi ortaya atan ve kullanan ilk kişi mu'tezile kelâmcısı olan ebu haşim el-cübbâî(v.933)'dir. kısaca özetlersek bu teori, allah'ın sıfatlarının o'nun zâtıyla olan ilişkisini, küllî(bu felsefî ve mantıkî bir terimdir)'lerin varlıklarla olan ilişkisini açıklamaya dair tartışmaların sonunda ortaya çıkmıştır.
o dönem iki teori bulunuyordu.
birinci teori şu şekildedir: sıfatlar hem zihin haricinde ve hem de zihinde hem kişisel(zât) olarak hem de nitelik(mahiyet) olarak gerçek bir varlığa sahiptir. bu görüşü savunan sünnilere, sıfâtiyye denmektedir.
ikinci teori şu şekildedir: sıfatlara da gerçek bir varlıktır dersek, o zaman allah'ın sıfatlarının da ezelî olması gerekir, o zaman demek ki birçok ezelî varlık vardır, ama bu hatalıdır. demek ki ilâhî sıfatlar, varlık kavramına dahil değildirler. (mu'tezile'nin çoğunluğu bu görüşü benimser). böyle düşünenlere muattıla denmektedir.
işte bu teori de bu tip sorunları ortadan kaldırmak için vardır, ki, fakat teorinin hakikî yapısı ve sorunu, islam kelâmı öğrencileri için bir problem olarak kalmıştır.
peki ahval teorisi ne der? ahval teorisi der ki, hayır, birinci teori aslında temelde kur'an'a uygundur. ama, akla aykırıdır. ve ahval teorisi der ki, ikinci teoriye gelince, evet der, bu teori tevhid ilkesine uygundur, dolayısıyla aklî bakımdan da doğrudur. fakat bu teori, sıfatları tamamıyla inkâr etmeye götürdüğünden kur'an'ın anlatımlarına aykırıdır.
ahval teorisine göre, cevher(bir terim) ile araz(cevher ve zâtın zıttı), varlık(vücud) ile yokluk(adem) arasında üçüncü bir kavram da yer alır. bu kavram, cevhere çok yakındır, ondan ayrı kalamaz, kendi başına yoktur ve cevherin var oluş şeklidir. işte bu kavram, ahvaldir. evet, haller, arazları cevhere bağlar. haller, cevherle araz arasındaki araçlardır.
haller, var denemez, ama yok da denemez. ezelî denemez, ama sonradan olmuştur da denemez. yani hallerin bağımsız bir varlıkları bulunmaz, bu yüzden gerçek anlamda bunlar varlıktır denemez. eğer bağımsız bir varlığa sahip olsalardı hallere şey* derdik, ama değiller, bundan dolayı haller, şey değildir.
fakat haller göz ardı edilemez. yani vardırlar diyemediğimiz gibi yoktur da diyemeyiz. bu da olmaz. çünkü haller, varlığın zatıyla ilişkilidir, bir varlığı sadece hallerle tanırız. dolayısıyla bunlara şey diyemediğimiz gibi, lâ şey' de diyemeyiz.
hasılı teori der ki, haller, varlığı tanıtır, onu başka varlıklardan ayırt eder. bu sebepten haller, farazî ve zihnî durumlar ve özelliklerdir.
işte ahval teorisinin buraya kadar olan kısmı, allah'ın sıfatlarına da uygulanır. yani tek başına var olamayan haller, allah'ın zâtına eklenen sıfatlar sayılamaz, dolayısıyla tevhid ilkesine bir zarar da vermez, dolayısıyla zâta bağlı bir şekilde düşünülebilen ilâhî sıfatlar da reddedilmemiş olacak.
şehristânî, o zaman ahval, zihnî mevcuddur der. yani teori ahval mevcud değil, zihindedir diyor ya, şehristânî de o zaman zihinde vardır, yani mevcuddur ama zihinde mevcuddur der.
o dönem iki teori bulunuyordu.
birinci teori şu şekildedir: sıfatlar hem zihin haricinde ve hem de zihinde hem kişisel(zât) olarak hem de nitelik(mahiyet) olarak gerçek bir varlığa sahiptir. bu görüşü savunan sünnilere, sıfâtiyye denmektedir.
ikinci teori şu şekildedir: sıfatlara da gerçek bir varlıktır dersek, o zaman allah'ın sıfatlarının da ezelî olması gerekir, o zaman demek ki birçok ezelî varlık vardır, ama bu hatalıdır. demek ki ilâhî sıfatlar, varlık kavramına dahil değildirler. (mu'tezile'nin çoğunluğu bu görüşü benimser). böyle düşünenlere muattıla denmektedir.
işte bu teori de bu tip sorunları ortadan kaldırmak için vardır, ki, fakat teorinin hakikî yapısı ve sorunu, islam kelâmı öğrencileri için bir problem olarak kalmıştır.
peki ahval teorisi ne der? ahval teorisi der ki, hayır, birinci teori aslında temelde kur'an'a uygundur. ama, akla aykırıdır. ve ahval teorisi der ki, ikinci teoriye gelince, evet der, bu teori tevhid ilkesine uygundur, dolayısıyla aklî bakımdan da doğrudur. fakat bu teori, sıfatları tamamıyla inkâr etmeye götürdüğünden kur'an'ın anlatımlarına aykırıdır.
ahval teorisine göre, cevher(bir terim) ile araz(cevher ve zâtın zıttı), varlık(vücud) ile yokluk(adem) arasında üçüncü bir kavram da yer alır. bu kavram, cevhere çok yakındır, ondan ayrı kalamaz, kendi başına yoktur ve cevherin var oluş şeklidir. işte bu kavram, ahvaldir. evet, haller, arazları cevhere bağlar. haller, cevherle araz arasındaki araçlardır.
haller, var denemez, ama yok da denemez. ezelî denemez, ama sonradan olmuştur da denemez. yani hallerin bağımsız bir varlıkları bulunmaz, bu yüzden gerçek anlamda bunlar varlıktır denemez. eğer bağımsız bir varlığa sahip olsalardı hallere şey* derdik, ama değiller, bundan dolayı haller, şey değildir.
fakat haller göz ardı edilemez. yani vardırlar diyemediğimiz gibi yoktur da diyemeyiz. bu da olmaz. çünkü haller, varlığın zatıyla ilişkilidir, bir varlığı sadece hallerle tanırız. dolayısıyla bunlara şey diyemediğimiz gibi, lâ şey' de diyemeyiz.
hasılı teori der ki, haller, varlığı tanıtır, onu başka varlıklardan ayırt eder. bu sebepten haller, farazî ve zihnî durumlar ve özelliklerdir.
işte ahval teorisinin buraya kadar olan kısmı, allah'ın sıfatlarına da uygulanır. yani tek başına var olamayan haller, allah'ın zâtına eklenen sıfatlar sayılamaz, dolayısıyla tevhid ilkesine bir zarar da vermez, dolayısıyla zâta bağlı bir şekilde düşünülebilen ilâhî sıfatlar da reddedilmemiş olacak.
şehristânî, o zaman ahval, zihnî mevcuddur der. yani teori ahval mevcud değil, zihindedir diyor ya, şehristânî de o zaman zihinde vardır, yani mevcuddur ama zihinde mevcuddur der.
devamını gör...
sümerbank
cumhuriyetimizin ilk kamu yatırımıydı. 1933 yılında kurulan iştirakin kayseri’deki ilk fabrikası 1935 senesinde sovyetler birliği’nin teknik ve maddi desteğiyle açılmıştı. ülkemizin sanayileşmesi ve büyümesi için atılmış en önemli adımlardan biri olan sümerbank, sadece iktisadî değil sosyal ve kültürel olarak da ilerici bir projeydi.
mesela sümerbank fabrikaları işçilerine kütüphane, sinema binası, spor sahası, lojman (vazife evleri denirdi), çay bahçesi ve hastane dahil her türlü sosyal imkanı sunardı. hepsini geçtim, fabrikanın hamamı dahi vardı. nazilli basma fabrikasında işçiler beethoven dinlerdi; kasetten değil ha, yine işçilerin kurduğu klasik müzik korosundan, canlı olarak… orkestrası ya da bandosu olmayan diğer fabrikalarda işçiler çalışırken radyodan klasik müzik yayını yapılırdı; tıpkı sscb’de, romanya’da, küba’da olduğu gibi.. bazen hünerli bir işçi çıkar, mikrofondan fıkra anlatır veyahut iş arkadaşlarını eğlendiren taklitler yapardı. oysa şimdilerde şartları kölelikten hallice olan modern fabrika ve plazalarda çalışıyor işçiler.
memur çocukları, kumaş kokulu sümerbank mağazalarına ailecek yapılan ziyaretleri iyi bilirler. çünkü devlet, memurlarına ve devlete bağlı kurumlarda çalışan işçilere yıllık sümerbank istihkakı verirdi. gelinlik çeyizlere sümerbank çeki konurdu. sümerbank, yatılı öğretmen okulunda okuyan öğrencilere her yıl birer çift ayakkabı yollar, kredi ve yurtlar kurumunun çarşaf ve nevresimlerini üretirdi. hatta maddi durumu olmayan başarılı öğrencilere burslar verip onları yurtdışında eğitime de gönderirdi.
bir dönem galatasaray’ın parçalı formalarını da yine sümerbank dikmişti. rahşan ecevit’in dallı güllü basma elbiseleri, karaoğlan’ın mavi gömleği hep sümerbank’tandı. dünya güzeli seçilen azra akın’ın o nefis elbisesini bile oscar de la renta filan değil sümerbank dikmişti.
o zamanlar sovyet kredisiyle başlayan bu küçük macera peyderpey büyüdü. ipliğinden tutun, nihai ürünün nakliyatına kadar çoğu işi kendi bünyesinde yapmaya başladı. sümerbank mensucatla kalmadı; porselendir, kırtasiyedir, halıdır, kilimdir, tuğladır, aklınıza ne geliyorsa üretmeye ve satmaya başladı. kendi finansmanını bile kendi bankacılık faaliyetlerinden sağlıyordu. 40 binden fazla çalışan, 500’e yakın mağaza, 41 fabrika ve 43 banka şubesiyle türkiye’nin en büyük holding teşekküllerinden biri haline geldi. eğer istenseydi bir ülkenin tüm üretimini yapacak bir yapıya ulaşabilirdi.
fakat dar gelirli ve mütevazı vatandaşın bayramlık giyim-kuşam ihtiyacını sümerbank’tan karşılaması özal’ın çok zoruna gitti. ımf ve dünya bankası her geldiğinde “halkın sırtındaki kambur” diyerek sümerbank’ı şikayet etti. neymiş, fabrika işçisi çok para alıyormuş. rahmetli çok tontondu ama hiç sevmezdi çok para alan işçiyi.
önce sümerbank’ın bir kısmı işçi düşmanı garipoğlu’na, bir kısmı da hepimizin yakinen tanıdığı albayraklar'a haraç mezat satıldı. hatta araya güzelim tümosan ihalesi de sıkıştırıldı. sonra merinos, beykoz, bergama ve malatya başta olmak üzere fabrikalar teker teker kapatılmaya başlandı. emekçi şehri olan nazilli, bir gecede emekli şehri oldu. daha sonra rüzgâr hafiften yön değiştirdi; garipoğlu sümerbank’ın kaynaklarını zimmetine geçirmek ve nitelikli dolandırıcılık suçlarıyla açılan davalardan, mahkeme kararları bozula bozula, sadece 2 yıl 2 ay hapis cezasıyla yırttı. yani bir halkın 80 yıllık ortak emeği 2 yıl hapis karşılığında birkaç haramiye aktarılmış oldu. acaba biz de 2 yıl yatsak geri verirler mi sümerbank’ı?
devamını gör...
arabesk
şener şen'in "allahım kör et beni" adlı şarkı performansıyla hatırladığım bir değişik filmdir. çocukluk kafasıyla nasıl çekmişler bu filmi diye diye merakla izlemiştim. daha sonraları defalarca kez izlediğimde de "nası oynayıveemişlee gaari" * diyerek izlediğim, halen nasıl bir ruh haliyle çekilmiş olduğuna anlam veremediğim ilginç güzellikteki bir filmdir.
devamını gör...
sözlük yazarlarının en sevdiği yazar ve alıntısı
"beni can kulağıyla dinlediğin için teşekkür ederim! dinlemesini bilen insanlar o kadar az ki!"
hermann hesse - siddhartha.
hermann hesse - siddhartha.
devamını gör...
terk eden kişinin hala terk ettiği kişiyi anmasının nedeni
(bkz: ayrılık da sevdaya dahil)
devamını gör...
parliament sinema kulübü
1990'lı yıllarda, pazar geceleri star tv'de sinema filmlerinin gösterildiği ve parliament adlı sigara markasının sponsor olduğu sinema kuşağıdır.
devamını gör...
marmara üniversitesi
benim üniversitem. eğer benim göztepe kampüsündeyseniz , büyük ihtimalle siz de her çıkışta, dostlarla beraber kadıköy'e inersiniz. kampüsü pek de güzel olmadığından pek de orada durmak istemezsiniz.
devamını gör...
etrüskler
sanırım iç anadolu ve/veya batı anadolu kökenli bir topluluktur. yanlış anımsamıyorsam ege göçleri olarak anılan ve hititlerin yıkılmasına neden olan göçler sonrası yurtlarından göç etmek zorunda kalmışlardır. daha sonra kendileriyle benzer durumda olanlarla ve ege göçlerleri ile birlik olarak güneye inip antik mısır'a sefere çıkarlar.
bu konu hakkında dönemin mısır kralı 3. ramses "hitit ülkelerinden hiç bunların saldırışına dayanamadı. kode , kargamış, arzaova, alaşia(kıbrıs) tahrip edildiler. bu insanlar amurru ülkesinde bir yerde ordugahlarını kurdular. buranın halkı sanki hiç yokmuş gibi mahvettiler. bunlar önlerinde bir ateş perdesi bulundurmsk suretiyle mısır üzerine yürüdüler. müttefikler arasında pelest, turşa, şerdana, şekeleş, zakkari, danuna ve yavaş'lar vardı. kalpleri güvenle doluydu ve kendi kendilerine "planlarımızı başarıyoruz" diyorlardı." (bkz: arif müfid mansel ege ve yunan tarihi) syf: 94
ancak müttefikler arasından sadece girit kökenli bir toplum olan pelestler amaçlarına ulaşır ve şimdi filistin olarak adlandırılan bölge dolaylarına yerleşirler. filistin adı da bu pelestlerden gelmektedir. neyse bunun üzerine büyük olasılıkla deniz yolu ile italya'nın toskana bölgesin dolaylarına yerleşirler ve roma'nın yönetimine girdikten bir süre sonra latinleşerek yok olurlar.
son olarak kökenleri tartışmalıdır. kendilerine ait runik alfabeye benzer bir alfabeleri vardır ve yazıları okunabilmektedir. ancak okunuyor olsa bile ne anlattığı en azından şimdilik anlaşılamamakta bu yüzden de hangi dil ailesinden oldukları vs bilinememektedir.
not: konunun uzmanı değilim ben sadece bildiklerimi aktardır. bu yüzden burada yazdıklarımın bazıları yanlış olabilir.
bu konu hakkında dönemin mısır kralı 3. ramses "hitit ülkelerinden hiç bunların saldırışına dayanamadı. kode , kargamış, arzaova, alaşia(kıbrıs) tahrip edildiler. bu insanlar amurru ülkesinde bir yerde ordugahlarını kurdular. buranın halkı sanki hiç yokmuş gibi mahvettiler. bunlar önlerinde bir ateş perdesi bulundurmsk suretiyle mısır üzerine yürüdüler. müttefikler arasında pelest, turşa, şerdana, şekeleş, zakkari, danuna ve yavaş'lar vardı. kalpleri güvenle doluydu ve kendi kendilerine "planlarımızı başarıyoruz" diyorlardı." (bkz: arif müfid mansel ege ve yunan tarihi) syf: 94
ancak müttefikler arasından sadece girit kökenli bir toplum olan pelestler amaçlarına ulaşır ve şimdi filistin olarak adlandırılan bölge dolaylarına yerleşirler. filistin adı da bu pelestlerden gelmektedir. neyse bunun üzerine büyük olasılıkla deniz yolu ile italya'nın toskana bölgesin dolaylarına yerleşirler ve roma'nın yönetimine girdikten bir süre sonra latinleşerek yok olurlar.
son olarak kökenleri tartışmalıdır. kendilerine ait runik alfabeye benzer bir alfabeleri vardır ve yazıları okunabilmektedir. ancak okunuyor olsa bile ne anlattığı en azından şimdilik anlaşılamamakta bu yüzden de hangi dil ailesinden oldukları vs bilinememektedir.
not: konunun uzmanı değilim ben sadece bildiklerimi aktardır. bu yüzden burada yazdıklarımın bazıları yanlış olabilir.
devamını gör...
ruh adam
h.nihal atsız'ın fazla sembolik olay içeren, psikolojik tahlillere yer vermiş olduğu romanıdır. açıkçası önyargılı olduğum bir yazardı fakat ruh adam kitabiyla bu önyargımı kırmakla bırakmayıp hayran da bıraktı. kitabın başlangıcındaki eski hikayeyi de ara ara açıp okuyorum,kesinlikle çok hoş.
--! spoiler !--
burkay ölmekle ıztıraptan kurtulmuş olmadı. her yıl bahar olup çiçekler açtıkça, açığma-kün’ü görüp sevdiği çam ağacının yanında ruhu dolaşıyor. ‘’ıztırap çekiyorum. sen de beni seviyor musun’’ diye inliyor. o günden bu güne kadar bin yıl geçtiği halde burkay her bahar orada ağlıyor. yanında duran açığma-kün ‘’sus sus, ben de ıztırap çekiyorum’’ diye yanıp yakılıyor. fakat ‘’ben de seni seviyorum’’ demiyor.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
burkay ölmekle ıztıraptan kurtulmuş olmadı. her yıl bahar olup çiçekler açtıkça, açığma-kün’ü görüp sevdiği çam ağacının yanında ruhu dolaşıyor. ‘’ıztırap çekiyorum. sen de beni seviyor musun’’ diye inliyor. o günden bu güne kadar bin yıl geçtiği halde burkay her bahar orada ağlıyor. yanında duran açığma-kün ‘’sus sus, ben de ıztırap çekiyorum’’ diye yanıp yakılıyor. fakat ‘’ben de seni seviyorum’’ demiyor.
--! spoiler !--
devamını gör...
meridyen
bir kutuptan başlayıp diğer kutupta sona eren, ekvator‘u ve diğer paralelleri dik olarak kesen hayali yarım çemberlere meridyen denir.
meridyenlerin özellikleri:
- başlangıç meridyeni ingiltere’de (londra) yer alan greenwich’ten geçer. derecesi “0”dır. 180 derece meridyeni ise aynı zamanda tarih değiştirme çizgisidir.
- birer derece aralıklarla çizilirler.
- başlangıç meridyeninin 179 tane doğusunda, 179 tane de batısında olmak üzere (tarih değiştirme çizgisi ile birlikte) toplam 360 tane meridyen yayı vardır. 180 derece meridyeni hem doğu hem batı meridyeni kabul edilir.
- başlangıç meridyeninden doğuya ve batıya doğru gidildikçe meridyen dereceleri büyür.
- meridyenlerin boyları aynıdır.
- bir meridyen üzerindeki tüm noktaların yerel saatleri aynıdır.
- - - alıntı - - -
referans: coğrafya dersi notlarıdır. bilgiler bana ait değildir.
meridyenlerin özellikleri:
- başlangıç meridyeni ingiltere’de (londra) yer alan greenwich’ten geçer. derecesi “0”dır. 180 derece meridyeni ise aynı zamanda tarih değiştirme çizgisidir.
- birer derece aralıklarla çizilirler.
- başlangıç meridyeninin 179 tane doğusunda, 179 tane de batısında olmak üzere (tarih değiştirme çizgisi ile birlikte) toplam 360 tane meridyen yayı vardır. 180 derece meridyeni hem doğu hem batı meridyeni kabul edilir.
- başlangıç meridyeninden doğuya ve batıya doğru gidildikçe meridyen dereceleri büyür.
- meridyenlerin boyları aynıdır.
- bir meridyen üzerindeki tüm noktaların yerel saatleri aynıdır.
- - - alıntı - - -
referans: coğrafya dersi notlarıdır. bilgiler bana ait değildir.
devamını gör...
söylemesi keyifli kelimeler
ingilizce olmasına rağmen ; arap aksanı ile dilemma. lan böyle bir kelime nasıl ingilizce olur yav, bi gram aklım almıyor??
devamını gör...
muhabbet kuşunun ölmesi
en yakın akraban ölmüş gibi hissettirir.
kuşla oynadığınız zamanlar her aklınıza geldiğinde, gözünüzden bir damla akıverir...
kuşla oynadığınız zamanlar her aklınıza geldiğinde, gözünüzden bir damla akıverir...
devamını gör...
z kuşağındaki z'nin anlamı
(bkz: zictired)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
çayım ve kitaplarım dışında hemen hiçbir şey aramıyorum.
ölüm,hastalık,deprem ve benzeri haberlere tepki vermiyorum.
gereksiz her ses fazlasıyla rahatsız ediyor.
ölüm,hastalık,deprem ve benzeri haberlere tepki vermiyorum.
gereksiz her ses fazlasıyla rahatsız ediyor.
devamını gör...
gaziantep'te işkenceye uğrayan bebek
ben aslinda olayin genel hattini fazla anlayamadim. anne gizlice kameraya aliyor. belki anne de siddet goruyor yada babanin siddet gostermesinden suphelenip kamerayi acik birakarak ne oldugunu anlamak istiyor. bebegim bu kadar agliyorsa bende altinda bir neden ararim ve kimsenin de kucagina vermem yani. anneyi de cok anormal buldum bu yonden. belkide korkuyor ve kendini kanitlamak icin boyle bir yol seciyor bilemiyorum.
diger mahluka gelecek olursak, maalesef bunun tutuklanip bizler olayi unutunca geri salinacagini dusunmekteyim. dilegim o adamin icerde cezasinin kesilmesi, bu insani bir his degil videoyu izlerken dislerimi kiracaktim. boyle iste, evlenmek icin uygun olmayan yaratiklar ilk firsatta bulunan ilk kizla evlendirilip birde cocuk sahibi olduruluyor. artik ebeveny olmak icin ehliyet gerekiyor. o cocukta kalici hasar olacagina eminim. 3 aylik. kafatasindaki bosluk hala birlesmemis, bingildak dedigimiz kisim. arka arkaya sertce darbe aliyor. maalesef ki bu melek ilerde gordugu bu siddettin etkilerini hala yasiyor olacak.
bebegin ikisinin de elinden alinmasi sart. boyle bir ailede yetisecegine, iskence goreceginde yurtta buyusun. lanet olsun sizin gibi igrenc yaratiklara, sizler hapis olmayi degil omur boyu surunmeyi hakediyorsunuz. her gun iskenceyi hakediyorsunuz lan siz. bu boyle ice girip beslenecek oyle mi? kabul edemiyorum. surunsun.
diger mahluka gelecek olursak, maalesef bunun tutuklanip bizler olayi unutunca geri salinacagini dusunmekteyim. dilegim o adamin icerde cezasinin kesilmesi, bu insani bir his degil videoyu izlerken dislerimi kiracaktim. boyle iste, evlenmek icin uygun olmayan yaratiklar ilk firsatta bulunan ilk kizla evlendirilip birde cocuk sahibi olduruluyor. artik ebeveny olmak icin ehliyet gerekiyor. o cocukta kalici hasar olacagina eminim. 3 aylik. kafatasindaki bosluk hala birlesmemis, bingildak dedigimiz kisim. arka arkaya sertce darbe aliyor. maalesef ki bu melek ilerde gordugu bu siddettin etkilerini hala yasiyor olacak.
bebegin ikisinin de elinden alinmasi sart. boyle bir ailede yetisecegine, iskence goreceginde yurtta buyusun. lanet olsun sizin gibi igrenc yaratiklara, sizler hapis olmayi degil omur boyu surunmeyi hakediyorsunuz. her gun iskenceyi hakediyorsunuz lan siz. bu boyle ice girip beslenecek oyle mi? kabul edemiyorum. surunsun.
devamını gör...
bob marley
''asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzme.
unutma, sen kaldırabiliyorsan, onlar da kaldırabilir.''
b.marley
unutma, sen kaldırabiliyorsan, onlar da kaldırabilir.''
b.marley
devamını gör...
konveksiyon
bir çeşit akışkan hareketi. bu hareket, maddenin ve ısının transferini sağlar.

görselin kaynağı
yukarıdaki resimde sembolik olarak gösterilen konveksiyon hareketi genellikle ısınan maddenin yükselmesi (kırmızı oklar) ve sıcaklığı daha düşük olan maddenin (mavi oklar), yükselen maddenin yerine aşağıya doğru hareket etmesiyle gerçekleşir. böylece ortam içerisinde bir sirkülasyon oluşur.
***
yıldızların iç yapısında konveksiyon önemli yer tutar. bir yıldızın merkezinde, hidrojenin helyuma dönüştürüldüğü nükleer füzyon süreci gerçekleşir ve bu süreç sonunda enerji üretilir. ancak merkezde hidrojen miktarı zamanla azalır. yıldızın merkezinde sıcaklık çok yüksektir. daha üst katmanlarda görece düşük olan sıcaklıktan kaynaklanan fark nedeniyle hidrojen ve diğer elementler, yukarıdaki sembolik görselde olduğu gibi sürekli yer değiştirir. yıldızın iç katmanlarındaki konveksiyon hareketi, hidrojenin katmanlar arasındaki dolaşımını sağladığından yıldız, merkezindeki hidrojen biterken bir süre de diğer katmanlardan bu yolla taşınan hidrojeni kullanır ve enerji üretimine devam eder.

görselin kaynağı
yukarıdaki resimde sembolik olarak gösterilen konveksiyon hareketi genellikle ısınan maddenin yükselmesi (kırmızı oklar) ve sıcaklığı daha düşük olan maddenin (mavi oklar), yükselen maddenin yerine aşağıya doğru hareket etmesiyle gerçekleşir. böylece ortam içerisinde bir sirkülasyon oluşur.
***
yıldızların iç yapısında konveksiyon önemli yer tutar. bir yıldızın merkezinde, hidrojenin helyuma dönüştürüldüğü nükleer füzyon süreci gerçekleşir ve bu süreç sonunda enerji üretilir. ancak merkezde hidrojen miktarı zamanla azalır. yıldızın merkezinde sıcaklık çok yüksektir. daha üst katmanlarda görece düşük olan sıcaklıktan kaynaklanan fark nedeniyle hidrojen ve diğer elementler, yukarıdaki sembolik görselde olduğu gibi sürekli yer değiştirir. yıldızın iç katmanlarındaki konveksiyon hareketi, hidrojenin katmanlar arasındaki dolaşımını sağladığından yıldız, merkezindeki hidrojen biterken bir süre de diğer katmanlardan bu yolla taşınan hidrojeni kullanır ve enerji üretimine devam eder.
devamını gör...
