dilipak'ın goethe kant dostoyevski müslümandı yorumu
(bkz: millet ne cigaralar içiyor)
devamını gör...
makyajını sil tecavüzden kurtul
winner medical group'a bağlı purcotton'ın çin'de yayınlanan bir reklam videosunun verdiği mesaj. ülkede infial yaratmış efenim. yorumsuz.
kaynak: bundle.app/U4OPbjnk
kaynak: bundle.app/U4OPbjnk
devamını gör...
polatlı
uzun yıllar "ankara'nın doğu kapısındaki kırıkkale il oldu, sıra batı kapısındaki polatlı'da" diye oyalanan ilçe. 90'larda beklentiler bayağı yüksek olmalı ki, ilçenin ortasından geçen eskişehir-ankara karayoluna "we want to become a province" yazılı bir kanguru resmi konmuştu. işte
yine de bu istek gerçekleşmediği gibi, 2021 yılı itibariyle de çoğu kişiye sorsak "böyle daha iyi yav, hem büyükşehre de bağladılar kiralar arttı, her türlü hizmetimiz görülüyor, yeni başgan zaten bizi bayağı tutuyor" cevabını alırız. burada üzülse üzülse çifteler, günyüzü, sivrihisar, mihalıççık gibi polatlı'ya kendi il merkezlerinden daha yakın eskişehir ilçelerindekiler üzülmüştür. malum, polatlı il olursa tüm bu ilçeler oraya bağlanacaktı.
nüfusu 100 binin üstünde olup, ahalisinde kürtler ve tatarlar önemli bir yer tutar. ilçe tam bir garnizon kentidir, polatlı topçu ve füze okulu'nu ve eskişehir çıkışındaki acıkır bozkırında konuşlu 58. tugayı barındırır. ayrıca gordion'a, sakarya muharebe meydanına da ev sahipliği eder. yine de turizmden bir beypazarı kadar yararlanıldığını söylemek güç. belki de ilçe merkezi tamamen yeni binalarla dolduğu içindir.
ortasındaki "il olmak istiyoruz" tabelasının dışında, girişinde de "gururumuz topçuların kalbi" olarak onore edilir. bu tabelayı tsk mı dikti yoksa belediye mi bilmiyorum. tabela budur
yine de bu istek gerçekleşmediği gibi, 2021 yılı itibariyle de çoğu kişiye sorsak "böyle daha iyi yav, hem büyükşehre de bağladılar kiralar arttı, her türlü hizmetimiz görülüyor, yeni başgan zaten bizi bayağı tutuyor" cevabını alırız. burada üzülse üzülse çifteler, günyüzü, sivrihisar, mihalıççık gibi polatlı'ya kendi il merkezlerinden daha yakın eskişehir ilçelerindekiler üzülmüştür. malum, polatlı il olursa tüm bu ilçeler oraya bağlanacaktı.
nüfusu 100 binin üstünde olup, ahalisinde kürtler ve tatarlar önemli bir yer tutar. ilçe tam bir garnizon kentidir, polatlı topçu ve füze okulu'nu ve eskişehir çıkışındaki acıkır bozkırında konuşlu 58. tugayı barındırır. ayrıca gordion'a, sakarya muharebe meydanına da ev sahipliği eder. yine de turizmden bir beypazarı kadar yararlanıldığını söylemek güç. belki de ilçe merkezi tamamen yeni binalarla dolduğu içindir.
ortasındaki "il olmak istiyoruz" tabelasının dışında, girişinde de "gururumuz topçuların kalbi" olarak onore edilir. bu tabelayı tsk mı dikti yoksa belediye mi bilmiyorum. tabela budur
devamını gör...
yazarların hatırladığı ilk hayal kırıklığı
tanım: yazarların yaşadığı ilk burukluğu merak eden yazar beyanıdır.
liseye adım attığım ilk haftaydı sanırım. hatta inanmazsınız ama o cümleye noktayı koyarken derin derin iç çektim. o kadar diyeyim. hiçbir şey dilediğim gibi değildi, hayal ettiğim gibi hiç değildi. zaten ne bekliyormuşsam bir ton ergenin olduğu taş duvar yerden? o zaman şeyi öğrendim; hiçbir şeye fazla anlam yüklemeyeceksin. yüklediğin an elinden kayıp gidiyor. öyle işte.
liseye adım attığım ilk haftaydı sanırım. hatta inanmazsınız ama o cümleye noktayı koyarken derin derin iç çektim. o kadar diyeyim. hiçbir şey dilediğim gibi değildi, hayal ettiğim gibi hiç değildi. zaten ne bekliyormuşsam bir ton ergenin olduğu taş duvar yerden? o zaman şeyi öğrendim; hiçbir şeye fazla anlam yüklemeyeceksin. yüklediğin an elinden kayıp gidiyor. öyle işte.
devamını gör...
freud'un kuramlarının günümüzde gülünç olması
freud'un yaşadığı dönemde ünlü olması, zamanında kuramlarının iş yapması ve hala bu kadar önem atfedilmesi, zamanında freud'un kendi reklamını çok iyi yapmasından ziyade, edward bernays'ın freud'un teorilerini birtakım işlerde kullanmasından kaynaklıdır. edward bernays, halkla ilişkilerin* babası ve freud'un yeğenidir. tüm başarısını da freud'un kuramlarıyla elde eder. bernays'ın, ''torches of freedom'' ve procter & gamble için yaptığı ''ivory soap'' propagandası, dünyadaki hala en iyi yankı uyandıran propagandalardan ise bu başarı freud'un da başarısıdır. yani freud; yabana atılacak, çalışmaları küçümsenecek birisi olmadı hiçbir zaman benim için.
fakat dönemin gerçekliğini de göz ardı etmemek gerekir ki burada da başlığın sahibi bir nebze haklıdır. bugün avrupa'da psikanaliz ile iyileşme yöntemi artık devlet desteğinden çıkarıldı. sebebi de çok uzun zamanlara yayılması ve iyileştirici etkisinin olup olmamasından kaynaklı. bence de doğrudur çünkü zamanında freud'un da çok hastası olmamıştır. ve 10 tane hastaya 10 sene psikoterapi uygulayınca zaman mı iyileştirdi, psikanaliz mi, kişi kendi içinde mi çözdü, unuttu mu ne oldu gibi birçok faktörün olması düşündürüyor. bu noktada haklılar. eski desteği devletlerden de görmüyor artık freud kuramları.
artı olarak; freud'un kuramlarının doğu felsefesi ile harmanlanıp, bilinçaltı temizliği* gibi safsatalara kurban gitmesi de * bu dönemde ''çok gülünç, işe yaramaz'' denilmesinde bir etkendir. doğu felsefesi haliyle daha mistik ve gizemli bir şeyken bunu batı ürünü olan psikanalizle harmanlamak da ayrı bir kafa tabii. ama freud eskisi gibi kalmadı gerçekten. sonsuz saygı duyulması gereken, her ne olursa olsun kuramları okunup, anlaşılıp ders alınması gereken kişidir. tüm kuramları yanlış ya da tüm kuramları doğru demek de doğru değildir. sadece manipüle edilmeye açık ve toplumsal/ahlaki değerlere aykırı olması nedeniyle kabulü zordur.
edit: sizin için oturup 1 saat eski kaynaklarımı taradım, isimleri hatırlayamadım kriz geçirdim, içimde nice kritikler yaptım ve sonunda bitirdim. afiyetle.
konuyla ilgili ilgi çekici bir belgesel de bırakayım size: the century of the self
fakat dönemin gerçekliğini de göz ardı etmemek gerekir ki burada da başlığın sahibi bir nebze haklıdır. bugün avrupa'da psikanaliz ile iyileşme yöntemi artık devlet desteğinden çıkarıldı. sebebi de çok uzun zamanlara yayılması ve iyileştirici etkisinin olup olmamasından kaynaklı. bence de doğrudur çünkü zamanında freud'un da çok hastası olmamıştır. ve 10 tane hastaya 10 sene psikoterapi uygulayınca zaman mı iyileştirdi, psikanaliz mi, kişi kendi içinde mi çözdü, unuttu mu ne oldu gibi birçok faktörün olması düşündürüyor. bu noktada haklılar. eski desteği devletlerden de görmüyor artık freud kuramları.
artı olarak; freud'un kuramlarının doğu felsefesi ile harmanlanıp, bilinçaltı temizliği* gibi safsatalara kurban gitmesi de * bu dönemde ''çok gülünç, işe yaramaz'' denilmesinde bir etkendir. doğu felsefesi haliyle daha mistik ve gizemli bir şeyken bunu batı ürünü olan psikanalizle harmanlamak da ayrı bir kafa tabii. ama freud eskisi gibi kalmadı gerçekten. sonsuz saygı duyulması gereken, her ne olursa olsun kuramları okunup, anlaşılıp ders alınması gereken kişidir. tüm kuramları yanlış ya da tüm kuramları doğru demek de doğru değildir. sadece manipüle edilmeye açık ve toplumsal/ahlaki değerlere aykırı olması nedeniyle kabulü zordur.
edit: sizin için oturup 1 saat eski kaynaklarımı taradım, isimleri hatırlayamadım kriz geçirdim, içimde nice kritikler yaptım ve sonunda bitirdim. afiyetle.
konuyla ilgili ilgi çekici bir belgesel de bırakayım size: the century of the self
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
her gün hüsran, hayâl kırıklığı, anlayışsız insanlar falan.
bir ömür böyle geçmek zorunda mı acaba ?
hiç mi doğru düzgün bir gün olmayacak ?
bir ömür böyle geçmek zorunda mı acaba ?
hiç mi doğru düzgün bir gün olmayacak ?
devamını gör...
erdoğan'ın sokak hayvanları açıklaması
ülkemizde başıboş köpekler ciddi bir iç güvenlik sorunu haline geldi. bu açıklama için erdoğan epey geç bile kaldı, ya da planlarının bir parçasıydı diyebiliriz. türkiye'de başıboş köpek sorunu nasıl bu derece içinden çıkılamaz bir hale geldi? 2004 yılından beri yürürlükte olan ve bu yıl kısmen modifiye edilen hayvanları koruma kanunu neden çaresiz kaldı? aslında olaylar 2004 yılından daha öncesine dayanıyor.
ben 91 doğumluyum. 90'ların ortasını ve 2000'lerin başlarını iyi hatırlıyorum. şehir merkezlerinden bu derece çok köpek görmek o dönem imkansızdı. köpekleri genelde zehir iğnesiyle vuruyorlardı. ha bide belediyenin kendi halinde çalışan garip bir elemanı vardı, ismi kör tevfik.
bu tevfik sırtında tüfek, altında süper 51 bir motorla gezerdi sokaklarda. sahipsiz köpek gördüğü zamanda çıkarır oracıkta allahına kavuşturuverirdi köpekleri. gel zaman git zaman kör tevfik öldü gitti yerini başkası aldı. fakat bu yanlış bir uygulamaydı.
bu arada bu hayvansever dediğimiz güruh o zamanlar da vardı fakat bu derece korkusuz ve aktif değillerdi. sesleri çıkıyordu ama bu olayları bastıramıyorlardı.
sonra akp hükümeti seçildi. ardından 2004 yılında kanun çıkardı, artık köpekler barınaklara 15 gün alınacak, kısırlaştırılacak ve alındığı alana geri bırakılacaktı. bu hayvansever güruha verilen ilk tavizdi aslında. köpekler zaman zaman toplandı, zaman zaman toplanmadı. belediyelerde çalışan işgüzar veterinerler genelde bu hayvansever güruhun adamıydı, köpekleri küpeleyip kısırlaştırdık dediler ama kısırlaştırma falan yapmadılar, kısırlaştırma ödeneklerini iç ettiler.
ince işlenmiş bir plandı ama basitti aslında. sokaklarda çok köpek olması demek bol bol yaralanmalı trafik kazası demek. en nihayetinde veteriner tayfasının heybeyi fazlasıyla doldurması demek. kendine hayvansever diyen hayasız güruhun mama dilenciliği yapıp, millete iban dağıtıp kesesini doldurması demek. bu tiplerin hiçbiri kesin çözüm istemezler.
bu köpeklere türkiye'nin dört bir yanında dört başı mamur barınak yap, günde üç öğün besle bunlar memnun olmazlar. ama onlarında sokakta gezme hakkı var, ama onların doğal yaşam alanları sokaklar vik vik vik gibi basmakalıp ifadelerle propaganda yaparlar. devlet bir birim kurup bu tiplerin gelirlerini, mal varlıklarını vs araştırsın altından çıkacak pisliği tahayyül bile edemezsiniz.
ha bu işin birde mama firmaları ile olan boyutu var. her yıl türkiyeye yeni bir mama fabrikası kuruluyor maşaalah. niye kurmasınlar ki? sahada 24 saat aktif menapozlu 50 yaş üstü azgın ablalar var ne de olsa. bugün her gittiğimiz markette kedi köpek maması satılıyor. bu işten de güzel köşeyi döndüler, çünkü ülkede bir kısıtlama yok, hayvanlar sokaklarda başıboş, sahipsiz, bol bol çiftleşip senede 2 kez yavruluyorlar, türkiye cennet yani bu firmalar için.
bugün girin twitter'a, haykurder gibi derneklerin paylaşımlarına, nesrin çıtırık denen hayvansever görünümlü 50 yaş üstü bir abla var onun paylaşımlarına şuan hepsi erdoğan'a ateş püskürüyor. bu gaziantep'te iki azgın pittbull'un kafasını kulağını parçaladığı kızın ailesi için bir geçmiş olsun bile yazmayacak kadar aymaz bir güruh yani bunlar.
nitekim partisini ve kendisini birçok konuda desteklemiyor olsamda erdoğan'a bu konuda hak veriyorum. bu yanlıştan dönüleceğinin sinyallerinin verilmesini çok doğru buluyorum. bu süreçte ve önümüzdeki günlerde bu hayvansever görünümlü köpektapar güruhun sesi daha fazla çıkacaktır, twitter'ı takip edin. devletin bir sonraki adımı bu tiplerle, bu derneklerle mama firmaları arasındaki rant bağlantısını çözmek olmalı. yıllarca bu işlerden rant devşiren kişilerin malına parasına çökmek olmalı.
ha ilaveten buradan bir sözümde biz köpeklerin alanlarını işgal ettik falan diye böğüren operasyon çocuklarına; köpek insan eliyle kurtlardan evcilleştirilmiş yapay bir türdür gerizekalı arkadaşım. ilk olarak kızıldereliler yapmıştır bunu kızak falan çeksinler diye. şimdi bana oradan buradan carlamayın, ağzınızın orta yerine........... anladınız siz onu. doğal yaşam alanları vahşi hayvanlarındır. ha insan olarak onların alanlarına girdik mi? fazlasıyla evet. yanlış mı? evet yanlış. fakat köpekleri doğal bir türmüş gibi kabul edip burada edebiyat parçalarsan, bende senin yedi sülalenin kulaklarını buradan bir güzel çınlatırım, hiç ahlakım olmadığı halde.
ben 91 doğumluyum. 90'ların ortasını ve 2000'lerin başlarını iyi hatırlıyorum. şehir merkezlerinden bu derece çok köpek görmek o dönem imkansızdı. köpekleri genelde zehir iğnesiyle vuruyorlardı. ha bide belediyenin kendi halinde çalışan garip bir elemanı vardı, ismi kör tevfik.
bu tevfik sırtında tüfek, altında süper 51 bir motorla gezerdi sokaklarda. sahipsiz köpek gördüğü zamanda çıkarır oracıkta allahına kavuşturuverirdi köpekleri. gel zaman git zaman kör tevfik öldü gitti yerini başkası aldı. fakat bu yanlış bir uygulamaydı.
bu arada bu hayvansever dediğimiz güruh o zamanlar da vardı fakat bu derece korkusuz ve aktif değillerdi. sesleri çıkıyordu ama bu olayları bastıramıyorlardı.
sonra akp hükümeti seçildi. ardından 2004 yılında kanun çıkardı, artık köpekler barınaklara 15 gün alınacak, kısırlaştırılacak ve alındığı alana geri bırakılacaktı. bu hayvansever güruha verilen ilk tavizdi aslında. köpekler zaman zaman toplandı, zaman zaman toplanmadı. belediyelerde çalışan işgüzar veterinerler genelde bu hayvansever güruhun adamıydı, köpekleri küpeleyip kısırlaştırdık dediler ama kısırlaştırma falan yapmadılar, kısırlaştırma ödeneklerini iç ettiler.
ince işlenmiş bir plandı ama basitti aslında. sokaklarda çok köpek olması demek bol bol yaralanmalı trafik kazası demek. en nihayetinde veteriner tayfasının heybeyi fazlasıyla doldurması demek. kendine hayvansever diyen hayasız güruhun mama dilenciliği yapıp, millete iban dağıtıp kesesini doldurması demek. bu tiplerin hiçbiri kesin çözüm istemezler.
bu köpeklere türkiye'nin dört bir yanında dört başı mamur barınak yap, günde üç öğün besle bunlar memnun olmazlar. ama onlarında sokakta gezme hakkı var, ama onların doğal yaşam alanları sokaklar vik vik vik gibi basmakalıp ifadelerle propaganda yaparlar. devlet bir birim kurup bu tiplerin gelirlerini, mal varlıklarını vs araştırsın altından çıkacak pisliği tahayyül bile edemezsiniz.
ha bu işin birde mama firmaları ile olan boyutu var. her yıl türkiyeye yeni bir mama fabrikası kuruluyor maşaalah. niye kurmasınlar ki? sahada 24 saat aktif menapozlu 50 yaş üstü azgın ablalar var ne de olsa. bugün her gittiğimiz markette kedi köpek maması satılıyor. bu işten de güzel köşeyi döndüler, çünkü ülkede bir kısıtlama yok, hayvanlar sokaklarda başıboş, sahipsiz, bol bol çiftleşip senede 2 kez yavruluyorlar, türkiye cennet yani bu firmalar için.
bugün girin twitter'a, haykurder gibi derneklerin paylaşımlarına, nesrin çıtırık denen hayvansever görünümlü 50 yaş üstü bir abla var onun paylaşımlarına şuan hepsi erdoğan'a ateş püskürüyor. bu gaziantep'te iki azgın pittbull'un kafasını kulağını parçaladığı kızın ailesi için bir geçmiş olsun bile yazmayacak kadar aymaz bir güruh yani bunlar.
nitekim partisini ve kendisini birçok konuda desteklemiyor olsamda erdoğan'a bu konuda hak veriyorum. bu yanlıştan dönüleceğinin sinyallerinin verilmesini çok doğru buluyorum. bu süreçte ve önümüzdeki günlerde bu hayvansever görünümlü köpektapar güruhun sesi daha fazla çıkacaktır, twitter'ı takip edin. devletin bir sonraki adımı bu tiplerle, bu derneklerle mama firmaları arasındaki rant bağlantısını çözmek olmalı. yıllarca bu işlerden rant devşiren kişilerin malına parasına çökmek olmalı.
ha ilaveten buradan bir sözümde biz köpeklerin alanlarını işgal ettik falan diye böğüren operasyon çocuklarına; köpek insan eliyle kurtlardan evcilleştirilmiş yapay bir türdür gerizekalı arkadaşım. ilk olarak kızıldereliler yapmıştır bunu kızak falan çeksinler diye. şimdi bana oradan buradan carlamayın, ağzınızın orta yerine........... anladınız siz onu. doğal yaşam alanları vahşi hayvanlarındır. ha insan olarak onların alanlarına girdik mi? fazlasıyla evet. yanlış mı? evet yanlış. fakat köpekleri doğal bir türmüş gibi kabul edip burada edebiyat parçalarsan, bende senin yedi sülalenin kulaklarını buradan bir güzel çınlatırım, hiç ahlakım olmadığı halde.
devamını gör...
israil'in 3000 yıldır buradayız tweeti
filistler de en az 3250 yıldır kesintisiz oradalar diye cevaplanabilecek tweet.
filistler dünyadaki en eski otokton (yerli, yerleşik) kavimler arasındadır. 3250 yıl önce kuzeyden yunan anakarasına inen hint-avrupalıların (proto-yunan gruplar) baskısıyla, doğu akdenize hareketlenen (deniz kavimleri göçü) kavimlerden birisidir. girit veya yunan anakarasından gelmiş olabilirler. doğu akdenizde bulunan ve deniz kavimlerine ait olduğu düşünülen çömlekler, bu göçlerin daha da önce (günümüzden 3400 yıl önce) başlamış olabileceği düşündürmektedir.
israilliler ise 3000 yıl önce mısır’dan sürülerek vaadedilmiş topraklar olduğu bildirilen filistin’e geldiler. tevrat’ta aktarılan davut ve golyat hikayesindeki golyat filistlerin kahramanıdır. kendilerinden çok daha güçlü ve kalabalık olan filistleri 150-200 yıl boyunca devam eden mücadele sonucunda yendiler. ama asla bugünkü israil gibi büyük bir devlete sahip olamadılar. israilin kuzeyinde samaria (başkenti samaria) ve güneyinde yahudiya (başkenti kudüs) krallıklarını kurdular. asurlular, babiller ve romalılar tarafından bu topraklardan sürüldüler. filistler ise orada kalmaya devam ettiler.
yahudiler her fırsatta (örneğin babil kralı nabukadnezar’ın ölümünden sonra) geri dönmeye çalıştılar ve süleyman tapınağı’nı yeniden yaptılar.
edit: son paragraf ilavesi
filistler dünyadaki en eski otokton (yerli, yerleşik) kavimler arasındadır. 3250 yıl önce kuzeyden yunan anakarasına inen hint-avrupalıların (proto-yunan gruplar) baskısıyla, doğu akdenize hareketlenen (deniz kavimleri göçü) kavimlerden birisidir. girit veya yunan anakarasından gelmiş olabilirler. doğu akdenizde bulunan ve deniz kavimlerine ait olduğu düşünülen çömlekler, bu göçlerin daha da önce (günümüzden 3400 yıl önce) başlamış olabileceği düşündürmektedir.
israilliler ise 3000 yıl önce mısır’dan sürülerek vaadedilmiş topraklar olduğu bildirilen filistin’e geldiler. tevrat’ta aktarılan davut ve golyat hikayesindeki golyat filistlerin kahramanıdır. kendilerinden çok daha güçlü ve kalabalık olan filistleri 150-200 yıl boyunca devam eden mücadele sonucunda yendiler. ama asla bugünkü israil gibi büyük bir devlete sahip olamadılar. israilin kuzeyinde samaria (başkenti samaria) ve güneyinde yahudiya (başkenti kudüs) krallıklarını kurdular. asurlular, babiller ve romalılar tarafından bu topraklardan sürüldüler. filistler ise orada kalmaya devam ettiler.
yahudiler her fırsatta (örneğin babil kralı nabukadnezar’ın ölümünden sonra) geri dönmeye çalıştılar ve süleyman tapınağı’nı yeniden yaptılar.
edit: son paragraf ilavesi
devamını gör...
dünya klasiklerini türkler yazsaydı alacakları isimler
gazap üzümleri - ırgatların öfkesi
devamını gör...
almanya denince akla gelenler
gıcık gurbetçiler
devamını gör...
sınıf atlamak
tek bir nesilde gerçekleşmesi neredeyse imkânsız olan olay.
sınıf kavramının nasıl tanımlandığını anlamayı gerektirir. sınıfı sadece üretim araçlarının üzerindeki hâkimiyet olarak tanımlıyorsan küçük bir atölye açmış eski bir işçiyi-köylüyü “burjuva” olarak tanımlayabilirsin ancak yanılırsın. sadece ekonomik sermayesini arttırmış ve yüksek ihtimal yaşadığı yeri değiştirmiş bir işçi-köylü vardır karşında.
bourdieu’ya göre üç farklı sermaye türü var. ekonomik, toplumsal ve kültürel. bunlardan herhangi birini arttırman diğerlerinde de görece bir artışa sebep olacaktır. en basit örneğiyle mühendislik alanındaki diploman ve yetkinliğin sana ekonomik ve toplumsal sermaye artışı olarak geri dönecektir. bunlar o kadar da net çizgilerle çizilmemiştir. örneğin diplomasız da olsan ve kültürel sermayen çok düşük de olsa bir ülkenin başkanı olabilirsin ancak yine de belli toplumsal çevrelerde var olamazsın. seni kabul etmezler.
sınıf atlamak için yapılması gereken asıl şey ise şudur: yaşama başlarken sana dağıtılan sermaye kartlarıyla, var olmak istediğin “alanın”(bourdieu chambre kavramı) kurallarını anlayıp o kurallara göre hareket edebilmek ve kendini ilgili “habitus’a” göre yetiştirmek. yani entelektüel olmak istencinde isen ancak ailende üniversite bitiren ilk neslindensen bu kolay olmayacak belki de imkânsız olacak. o yüzden tez yazarken kendini bu kadar fazla paralayan insan görüyoruz çünkü gerekli kültürel sermaye kartlarıyla doğmamışlar ve oyunun kurallarını tam anlamıyla yerine getiremiyorlar. kendi bulundukları sınıfın habitus’ünü yok sayıyor ve başka biri gibi davranıyorlar. köşeyi dönmek isteyen “mahalleli çocuklar” da aynı şekilde. paranın ne olduğunu kapitalist sistem içerisinde neyi ifade ettiğini anlayamayan ve ekonomik sermaye kartları çok düşük olan bu insanlar haliyle para kazanmak için gerekli teknik bilgiye ve zihin yapısına sahip olamıyorlar. sınıf atlayamayıp hüsrana uğrayanlar da kendileri oluyor. bu bilgilerle günümüz kripto para algısının da neden bu coğrafyada daha çok tuttuğunu anlayabilir ve sonunun nereye gideceğini öngörebiliriz.
politik iktidarı elinde tutan kesimin de kültürel iktidarı bir türlü eline geçirememesi de bu sebepten. oyunun kültür kısmını anlayamıyorlar ve onları bir adım ileriye götürecek olan kültürel sermayeye de sahip değiller.
tam da bu yüzden sayın okur kendini kötü hissetme, para kazanamamanın sebebi sadece senin yetersizliğin ve/veya sistemin adaletsizliği değil çok daha derin toplumsal mekanizmalar da var. senelerce dirsek çürütüp tez yazamayanlar da aynı şekilde. asıl olan kendi ebeveynlerinden, doğduğun alandan ne kadar ileriye gidebildiğin; hangi alışkanlıklarını değiştirebildiğin. sana dağıtılan kartlarla ne kadar güzel poker oynadığın. hem bunun teorisini –bana göre- en güzel şekilde yazan bourdieu bile şunu diyor. –tam metin değil hatırladığım kadarıyla yazdım-
gazeteci : kırsalda doğdunuz ve fransa’nın en iyi okullarında burslarla eğitim aldınız ve şimdi de bu okullarda ders veren saygıdeğer bir sosyologsunuz. sizce de sınıfınız değişmedi mi?
bourdieu: hâlâ çorbayı ekmek ile yiyorum. çok da değişmemiş.
sınıf kavramının nasıl tanımlandığını anlamayı gerektirir. sınıfı sadece üretim araçlarının üzerindeki hâkimiyet olarak tanımlıyorsan küçük bir atölye açmış eski bir işçiyi-köylüyü “burjuva” olarak tanımlayabilirsin ancak yanılırsın. sadece ekonomik sermayesini arttırmış ve yüksek ihtimal yaşadığı yeri değiştirmiş bir işçi-köylü vardır karşında.
bourdieu’ya göre üç farklı sermaye türü var. ekonomik, toplumsal ve kültürel. bunlardan herhangi birini arttırman diğerlerinde de görece bir artışa sebep olacaktır. en basit örneğiyle mühendislik alanındaki diploman ve yetkinliğin sana ekonomik ve toplumsal sermaye artışı olarak geri dönecektir. bunlar o kadar da net çizgilerle çizilmemiştir. örneğin diplomasız da olsan ve kültürel sermayen çok düşük de olsa bir ülkenin başkanı olabilirsin ancak yine de belli toplumsal çevrelerde var olamazsın. seni kabul etmezler.
sınıf atlamak için yapılması gereken asıl şey ise şudur: yaşama başlarken sana dağıtılan sermaye kartlarıyla, var olmak istediğin “alanın”(bourdieu chambre kavramı) kurallarını anlayıp o kurallara göre hareket edebilmek ve kendini ilgili “habitus’a” göre yetiştirmek. yani entelektüel olmak istencinde isen ancak ailende üniversite bitiren ilk neslindensen bu kolay olmayacak belki de imkânsız olacak. o yüzden tez yazarken kendini bu kadar fazla paralayan insan görüyoruz çünkü gerekli kültürel sermaye kartlarıyla doğmamışlar ve oyunun kurallarını tam anlamıyla yerine getiremiyorlar. kendi bulundukları sınıfın habitus’ünü yok sayıyor ve başka biri gibi davranıyorlar. köşeyi dönmek isteyen “mahalleli çocuklar” da aynı şekilde. paranın ne olduğunu kapitalist sistem içerisinde neyi ifade ettiğini anlayamayan ve ekonomik sermaye kartları çok düşük olan bu insanlar haliyle para kazanmak için gerekli teknik bilgiye ve zihin yapısına sahip olamıyorlar. sınıf atlayamayıp hüsrana uğrayanlar da kendileri oluyor. bu bilgilerle günümüz kripto para algısının da neden bu coğrafyada daha çok tuttuğunu anlayabilir ve sonunun nereye gideceğini öngörebiliriz.
politik iktidarı elinde tutan kesimin de kültürel iktidarı bir türlü eline geçirememesi de bu sebepten. oyunun kültür kısmını anlayamıyorlar ve onları bir adım ileriye götürecek olan kültürel sermayeye de sahip değiller.
tam da bu yüzden sayın okur kendini kötü hissetme, para kazanamamanın sebebi sadece senin yetersizliğin ve/veya sistemin adaletsizliği değil çok daha derin toplumsal mekanizmalar da var. senelerce dirsek çürütüp tez yazamayanlar da aynı şekilde. asıl olan kendi ebeveynlerinden, doğduğun alandan ne kadar ileriye gidebildiğin; hangi alışkanlıklarını değiştirebildiğin. sana dağıtılan kartlarla ne kadar güzel poker oynadığın. hem bunun teorisini –bana göre- en güzel şekilde yazan bourdieu bile şunu diyor. –tam metin değil hatırladığım kadarıyla yazdım-
gazeteci : kırsalda doğdunuz ve fransa’nın en iyi okullarında burslarla eğitim aldınız ve şimdi de bu okullarda ders veren saygıdeğer bir sosyologsunuz. sizce de sınıfınız değişmedi mi?
bourdieu: hâlâ çorbayı ekmek ile yiyorum. çok da değişmemiş.
devamını gör...
çok kişisel başlıklar açılmaya başlanması
(bkz: bugün ne giysem sözlük)
devamını gör...
sözlük radyosu yönetimi
yoldaş ve uykusuzkahve'nin "lan başlıcam şimdi radyosuna da, yayınına daaaa" diyerek okuduğu aynı konudan müzdarip 10'larca başlıktan biri daha.
arkadaş ne radyo sevdanız varmış, ya sanki oturup çalacakları tüm şarkıları kendileri yaratıyor, konuşacakları konuları senelerce araştırıyor, yayın yapacakları alet edevatı nikola tesla eşliğinde kendileri icat ediyor gibi bir havalar, bir muhabbetler, yayın olur "vay ölmüş anaaaam, benim hakkımı yediler uy uy uuuuy" diye ağıtlar.
kimi "ama onunki bold yazıldı, benimki italik bile diiildi" diye manas destanı yazar, offf!
ya yaptığınız herkesin net sayesinde elinin altında olan şarkı ve muhabbetleri, bilgileri yine herkes tarafından ulaşılabilecek bir platformdan sunmak işte? olan biten bu, başka bişi yok!
valla iyi sabır var bu radyo işiyle uğraşan insanlarda yemin ederim ya.
arkadaş ne radyo sevdanız varmış, ya sanki oturup çalacakları tüm şarkıları kendileri yaratıyor, konuşacakları konuları senelerce araştırıyor, yayın yapacakları alet edevatı nikola tesla eşliğinde kendileri icat ediyor gibi bir havalar, bir muhabbetler, yayın olur "vay ölmüş anaaaam, benim hakkımı yediler uy uy uuuuy" diye ağıtlar.
kimi "ama onunki bold yazıldı, benimki italik bile diiildi" diye manas destanı yazar, offf!
ya yaptığınız herkesin net sayesinde elinin altında olan şarkı ve muhabbetleri, bilgileri yine herkes tarafından ulaşılabilecek bir platformdan sunmak işte? olan biten bu, başka bişi yok!
valla iyi sabır var bu radyo işiyle uğraşan insanlarda yemin ederim ya.
devamını gör...
ebu leheb
allah'ın iddialarını ve hz muhammedin yaymaya çalıştığı inancı daha yayılmadan, bir cümlesi ile yerle bir edebilecek fırsatı var iken inat ve kibirinden vazgeçmeyerek tarihteki en büyük cahilliği göstermiş şahsiyet.
şöyle ki;
bahsi geçen tebbet suresi daha ebu lehebin kendisi hayatta iken inmiş ve bu surede kendisine lanet okunmuş, ve cehennemde yanacağı bildirilmiş olmasına rağmen; "tamam muhammed, ben sana inandım, haklısın ben yalnızca senin allah'ına inanıyorum" deyiverse ; hakındaki o ayetler boşa düşecek ve "bakın ben inanmış olmama rağmen yine de beni yargısız infaz yaptı allah" diye kendine argüman sağlamış olacak, kuran'ın çelişkili bir kitap olduğunu ortaya koyacak ve dolayısıyla da allah'ın iddialarının geçersiz olduğunu ispatlayabilecekken bu tarihi fırsatı kaçırmış olan bir cahil-i cühela'dır.
diğer bir taraftan da allah, onun bunu söyleme riskini göze alarak, allah olmasının getirdiği alim olma imkanı ile onun bunu akıl edemeyeceğini bilerek, bizim gibi yüzyıllar sonra bile bu satırları okuyan insanlara bir mesaj vermiş ve allah'lığını ispatlamıştır.
dip not: bilmeyenler için, hz muhammedin o coğrafyada kendi dinine davet ettiği insanların çoğunluğu allah'a inanıyorlardı. allahın varlığını biliyorlardı. ve fakat onlar allah ile beraber başka tanrılara da inanıyorlardı ki buna şirk denmektedir. hz muhammed onları allah inanmaya değil, diğer tanrıları bırakıp sadece allaha inanmaya davet etmiştir. dolayısıyla ebu leheb'in başını çektiği guruh allah'ı inkar etmiyor, başka tanrılara tapmayı bırakmak istemiyorlardı. bu sebeple de münkir değil müşriklerdi.
şöyle ki;
bahsi geçen tebbet suresi daha ebu lehebin kendisi hayatta iken inmiş ve bu surede kendisine lanet okunmuş, ve cehennemde yanacağı bildirilmiş olmasına rağmen; "tamam muhammed, ben sana inandım, haklısın ben yalnızca senin allah'ına inanıyorum" deyiverse ; hakındaki o ayetler boşa düşecek ve "bakın ben inanmış olmama rağmen yine de beni yargısız infaz yaptı allah" diye kendine argüman sağlamış olacak, kuran'ın çelişkili bir kitap olduğunu ortaya koyacak ve dolayısıyla da allah'ın iddialarının geçersiz olduğunu ispatlayabilecekken bu tarihi fırsatı kaçırmış olan bir cahil-i cühela'dır.
diğer bir taraftan da allah, onun bunu söyleme riskini göze alarak, allah olmasının getirdiği alim olma imkanı ile onun bunu akıl edemeyeceğini bilerek, bizim gibi yüzyıllar sonra bile bu satırları okuyan insanlara bir mesaj vermiş ve allah'lığını ispatlamıştır.
dip not: bilmeyenler için, hz muhammedin o coğrafyada kendi dinine davet ettiği insanların çoğunluğu allah'a inanıyorlardı. allahın varlığını biliyorlardı. ve fakat onlar allah ile beraber başka tanrılara da inanıyorlardı ki buna şirk denmektedir. hz muhammed onları allah inanmaya değil, diğer tanrıları bırakıp sadece allaha inanmaya davet etmiştir. dolayısıyla ebu leheb'in başını çektiği guruh allah'ı inkar etmiyor, başka tanrılara tapmayı bırakmak istemiyorlardı. bu sebeple de münkir değil müşriklerdi.
devamını gör...
azra gülendam haytaoğlu
orman yangınları başladığında kayıp haberi dolanan üniversiteli genç kız. bugün cesedi bulunmuş.
üniversiteli kıza evinde tecavüz edip boğarak öldüren ve banyoda 5 parçaya ayırıp valizle ormana gömen emlakçı mustafa murat ayhan gözaltına alındı.
buradan
buradan
türkiye kadınların mezarıdır. allah kahretsin.
üniversiteli kıza evinde tecavüz edip boğarak öldüren ve banyoda 5 parçaya ayırıp valizle ormana gömen emlakçı mustafa murat ayhan gözaltına alındı.
buradan
buradan
türkiye kadınların mezarıdır. allah kahretsin.
devamını gör...
işiniz ne sorusuna bosch yapıyoruz diyen alman mühendis
espri anlayışı cumali ceber seviyesindedir büyük ihtimalle.
devamını gör...
sen hiç ateşböceği gördün mü
* sen hiç ateş böceği gördün mü
+ hayır, görmedim.
- göremezsin, göstermiyorlar ki. herkes de göremez zaten.
+ anlamadım?
- kıymetini bil. anlasaydın yalnızlık çekerdin.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının bilim için yaptıkları şeyler
5 yaşımda merak sarıp 30 senedir araştırmalara devam ediyorum.
üniversite'de bölümü okumamama rağmen, bir çok mühendis ve profesör takip ediyordu beni.
binlerce paylaşım yaptım, bir yerlere ışık tutmaya, farklı açıdan bakmaya çalıştım.
mikdat kadıoğlu ile ara ara görüşüyorduk.
ama sosyal medya denen pislik çukuru yüzünden elimi ayağımı çektim.
üniversite'de bölümü okumamama rağmen, bir çok mühendis ve profesör takip ediyordu beni.
binlerce paylaşım yaptım, bir yerlere ışık tutmaya, farklı açıdan bakmaya çalıştım.
mikdat kadıoğlu ile ara ara görüşüyorduk.
ama sosyal medya denen pislik çukuru yüzünden elimi ayağımı çektim.
devamını gör...

