kozmolojide, uzak galaksilerin, uzaklıklarıyla doğru orantılı hızlarla, bizim bulunduğumuz yerden, yani samanyolu galaksisi'nden uzaklaştığını söyleyen yasa. bu keşif sayesinde, evrenin genişlediği bilgisine ulaşıldı.

her ne kadar edwin hubble tarafından tanımlandığı dile getirilip onun adıyla anılsa da, hubble'dan daha önce georges lemaitre tarafından keşfedilmiştir. bu nedenle hubble - lemaitre yasası olarak da bilinir.
devamını gör...

kesinlikle yaprak sarmadır.
devamını gör...

hak etmeyen kişiler yüzünden, değerli uykumdan olmak.
devamını gör...

geleneksel şekerleme türü.

en bilineni tarçınlı olanlardır.

(bkz: şekerci cafer erol)
(bkz: hacı şerif)
(bkz: cemilzade)
(bkz: ali muhiddin hacı bekir)
devamını gör...

bir türlü kurtulamadığımız muhabbet.

mesela bir sıkıntı yaşandı mı nick altımda bakıyorum bazen hiç tanımadığım insan bile benden yana çıkıyor. orada taraf tutan insanlarla yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyor falan sanıyorsunuz ya da mesela gidip tanımadığımız (ya da tanıdığımız olsun, fark etmez) insanlara özelden "bak şurada şöyle bir sorun yaşandı, hemen gel beni savun" dediğimizi mi hayal ediyorsunuz? yahut herhangi bir şey yazdığımızda tek tek tüm takipçileri gezerek "yazdım, haydi oyla" dediğimiz mi düşünülüyor?

burada kimseyle düşman değilim, olmam da. insan gibi yaklaşan herkesle de konuşur, anlaşırım. kimseye sataşmayı sevmem çünkü kaos benim zevk aldığım bir şey değil. öyle olunca insanlar sizi tanımasa da bu duruşunuz nedeniyle arkanızda durabiliyor, sırf bunun için oylayabiliyor. birçok kişi bunu omurgasızlık zannetse de bu yılların bazı insanlara verdiği bir hal sadece. ben adına kimseyi kırmamak derim, bir başkası ite bulaşana kadar çalıyı dolaşmak der... hangisini tercih ederseniz. kimseyi kırmayacağım diye kendi görüşlerimi savunmayacağımı sanan varsa sözlüğe yeni gelmiştir. benim her konudaki görüşüm iyi kötü belli. katılan da var katılmayan da. kimsenin nabzına göre şerbet verecek şekilde fikirlerimi değiştirmiyorum.

karma puanı yüksek olanlardan biri olunca insan ister istemez üzerine alınıyor suçlamaları. oysa oylama mevzusu tamamen kaldırılsın dedim kaç kez. o zaman görürüz kim gerçekten sözlük için yazıyor, kim başka hesaplar peşinde de dedim. ben değilim ki sözlük sahibi kaldırayım. ancak böyle yeri geldiğinde dile getirebiliyorum işte sadece. *

zaten artık eskisi gibi bir çılgınca oylama davası kalmadı. yazıp çizen isimler de oylayan isimler de bir avuç insan. dolayısıyla hep aynı kişiler birbirini oyluyormuş gibi görünüyor. siz de bunu kankalık sanıyorsunuz.

yazdıkları hoşuma giden oldu mu ne trollüğüne bakıyorum ne daha önce bana bir şekilde sataşmış olmasına o kişinin. öyle yapmayıp sadece sevdiği kişileri oylayanları da meydanlarda asalım mı yani ne istiyorsunuz anlamadım ki ben...
devamını gör...

genelde perdenin arasından izlenen kişilerdir. tekin görünmezler ve bir süre de göz takibine alınırlar. mahalleden uzaklaştığına emin olunduğunda yatağa geri dönülür.
devamını gör...

sabahattin ali'nin toplumcu gerçekçilik çizgisinden sıyrılıp yazdığı nadide eseri.

not: birazdan okuyacaklarınız kitabın edebi bir incelemesi niteliğindedir, dolasıyla hayli uzun... okumayacak arkadaşlar sol frameden devam etsin.

son birkaç yıldır en çok satanlar listesinden hiç düşmeyen, yediden yetmişe herkesin elinde gördüğüm, bilhassa sosyal medyada kapak yüzü ve içerisindeki sözleri ile yapılan paylaşımlar, sabahattin ali'nin bu eserine müthiş bir popülarite kazandırmıştı. belki üç beş yıl öncesinden başlayan bu furya, belirsizliğini koruyarak bir süre daha devam edecek gibi.

kitabın bu denli bir popülerlik kazanmasının esas mahiyetini merak ediyordum doğrusu. deyim yerindeyse yıllar sonra yeniden diriltildi bu eser. ama neden? neden herhangi bir yazarın, herhangi bir kitabı değil de, sabahattin ali'nin ''kürk mantolu madonna''sıydı. bahsi geçen kitabı öne çıkaran neydi? bunca yıldan sonra nasıl oluyordu da bu kadar geniş bir okur yelpazesinde rağbet görüyordu? kitabı okuma iştiyakımın temelinde yatan sebep buydu. kitabın içeriği ve edebi niteliklerinden ziyade, bir sosyolog gibi, toplumdaki bu popülaritenin sebebini öğrenmek adına okumaya koyuldum.

önsöz' de yer alan ''... dilinde ve anlatımında bir sadeleştirmeye gitmek gibi bir edebiyat barbarlığından kaçınan yayınevi...'' ibaresi bizlere, eseri, sabahattin ali'nin yazdığı kelimeler, cümleler ile okuyacağımız anlamına geldiğini kanıtlıyordu. kitabı okumaya başlamadan sevindirici bir haberdi. buradan yola çıkarsak; her edebi eser gibi ''kürk mantolu madonna''da da, başlıca, dil ve anlatım değerlendirilecek, irdelenecek ve gerekirse eleştirilecektir.

kitabın okuru pek yormadığına dikkat çekmek istiyorum. ilk kez 1943' de basılan eserin, günümüz türkçesine yabancı bir tarafı yoktu. osmanlıca kökenli kelimeler sık kullanılmamış. gayet açık ve anlaşılır bir türkçe ile kaleme alınmış. cumhuriyet sonrası dönemi düşündüğümüzde; harf devrimi ile beraber öztürkçeleştirilmeye çalışılarak üstünde enikonu oynanmış bir dil görüyoruz. böyle bir dilin oturması içinde belli bir zamana ihtiyaç duyulduğu muhakkak. bu çalışmaların devam ettiği dönemde ve henüz oturmamış bir dilde eser kaleme almak ise hem risktir, hem de büyük özveri ister. ''kürk mantolu madonna''yı da dil ve üslup bakımında incelerken bu ayrıntıları göz ardı etmemek gerekir.

sabahattin ali'nin ''kürk mantolu madonna''yı yazarken kullandığı dile hayran kalmamak elde değil. eser, sabahattin ali' nin, döneminin dilsel karışıklığından sıyrıldığını ve tükçeye ne kadar hakim olduğunu bizlere gösteriyor. duyguları ve olayları ifade ederken ki üslubu ise günümüz post-modern edebiyatçıları ve yazarlarına ders verilecek nitelikte. yazar, hiçbir anlam kargaşası yaşatmadan, sade bir anlatımla, duygu çoşkunumlarını ve olayları, rahatlıkla, tahayyül ettirebiliyor okuruna. söze girerken bahsettiğim '' okurunu yormayan'' anlatımı ise belirgin olarak betimlemelerde kendini hissettiriyordu. örnek vermek gerekirse:

--- alıntı ---

tekrar yüzüne baktığım zaman kalın ve biraz dağınık kaşlarını, bir şey düşünüyor gibi, kaldırmış olduğunu gördüm. gözkapaklarının ince mavi damarları belli oluyordu. siyah ve gür kirpikleri hafifçe titremekteydi ve bunların üzerinde mini mini birkaç yağmur damlası parlıyordu. saçları da yer yer ıslanmıştı.

--- alıntı ---

yukarıda maria puder adlı karakteri betimleyen sabahattin ali, bizlere, bayan puder'i kitabın içindeki kelimeler yığınından kurtarıp; gözümüzün önüne getirir derecesinde başarılı bir anlatım sergiliyordu. ve yormadan, bunaltmadan, bulandırmadan...

yalnızca betimlemeler değil; duygu devinimlerini de ifade edişi, yazarı, birçoklarında ayrı bir kefeye koymamızı gerektiriyordu.

--- alıntı ---

... yüzünü görmemiştim. onunla karşılaşmaktan bu kadar korktuğum halde şimdi beş altı adım arkasından yürüyordum. kadın bunu fark etmez görünüyordu. beni görmesi ihtimali karşısında saklanacak yer aradığıma göre ne diye buraya gelmiş ve yolunu beklemiştim? şimdi ne diye arkasından gidiyordum? acaba o muydu? gecenin herhangi bir saatinde bir sokaktan geçen bir kadının ertesi akşam gene aynı yerden geçmesi icap ettiğine nereden hükmediyordum? bütün bu suallere cevap verecek halde değildim. hiç eksilmeyen bir çarpıntı ile arkasından gidiyor ve birdenbire geriye bakıp beni görmesi ihtimalini düşündükçe daha çok heyecanlanıyordum...

--- alıntı ---

dil ve anlatım üzerine sözlerimi tamamlarken birtakım olgular üzerine kafamı kurcalayan sorunlara değinmek istiyorum. yarım asırdan fazla bir süre önce yazılan ve, daha önce bahsettiğim gibi, döneminin dilsel hengamesine rağmen bu denli nitelikli, akıcı, okurun zihnini uyandıran, bağlayan ve anlaşılır bir türkçe ile karşılaşınca doğrusu kendim ve nesildaşlarım adına utandım. dilimiz nereye gidiyor? kullandığımız türkçe ile kendimizi iyi ifade edebiliyor muyuz? sözlerin güzelliğini ve sihrini yavaş yavaş yitiriyor muyuz?... türkçemize sahip çıkmanın ve sabahattin ali çevresinde buna eğilmenin ilerleyen zamanlarda şahsımda çok su götüreceğini de belirtmek isterim.

cumhuriyet türkçesi, diye bir tarz olsa bunun en yetkin yazarlarından biri kuşkusuz sabahattin ali olurdu. zira,...

dipnot: kitap üzerine diğer değerlendirmelerim ilk fırsat bulduğum an devam edecektir. tekrar görüşmek dileğiyle, efendim. esen kalın!
devamını gör...

krista and tatiana normal insanların yapamayacağı şeyleri yapabilen, aynı beyni paylaşan 2006 kanada doğumlu ikiz kardeşler.


öyle ki krista tatiana'nın iki gözünün gördüklerini görebilirken tatiana ise krista'nın tek gözü ile gördüğünü görebiliyor. tatiana 3 kol ve bir bacağını kontrol edebilirken krista ise 3 bacak 1 kolunu kontrol edebiliyor.

aynı beyni paylaşan ikiz kardeşlerden biri gıdıklandığında diğeri de gıdıklanıyor, birinin canı yandığında diğeri de acıdan ağlıyormuş.

kız kardeşler eğer ameliyat ile ayrılırlarsa birinin veya ikisinin de ölme tehlikesi olduğundan dolayı ameliyat olmuyor ve hayatlarına bu şekilde devam ediyorlar.

sesli bir şekilde iletişim kurmadan birbirlerini anlayabilen kız kardeşler düşünce gücü ile iletişim kurabiliyor diyebiliriz.

okula gidebilen, kamp yapmak ve yüzmekten hoşlanan krista ve tatiana şuan ergenlik dönemindeler. bazen her şeyi bu derecede paylaşmaktan sıkılmış durumda olduklarından yakınsalar da bu şekilde yaşamaya alışmışlar.

aynı beyne sahip olmalarına rağmen tamamen farklı kişiliklere sahip olan ikiz kardeşlerden krista sessiz, sakin iken tatiana ise şakacı hiperaktif ve daha konuşkanmış

diyabet ve epilepsi hastası olan kızların şuanda hayati bir tehlikeleri yok.
devamını gör...

kanlı şiddet sahnelerini cesurca kullanmasıyla ve kendisine özgü diyalog sahneleri ile kısa sürede ünlenmiş 1963 doğumlu yönetmen.
devamını gör...

özelikle kıskançlıktan kuduran kızların bir türlü söylemeye dilinin varmadığı kelime.
devamını gör...

ulu çınar ağacı.
devamını gör...

bu sözün doğrusu, her zaman olduğu ve olacağı gibi, eşek hoşaftan ne anlardır.

peki insanlar neden bu yanlışı sürekli dile getiriyor?

yıl 2013. o zamanlar tabii yetenek sizsiniz zirve. herkes çılgınlar gibi izliyor.

en komik esprisi "okuma kitabı" olan bir insan olan atalay demirci -ki kendisi aynı zamanda en son fetöden içeri girmişti, o kısımları karışık- sahnede bununla ilgili bir şeyler söylüyordu.

tam komiklik yapacaktı, eşek hoşaftan ne anlar, sanki diğer şeyleri denediniz mi falan filan derken, arkadan, bir çokbilmiş atladı.

"o lofon doğroso oylo doğol bo koro, hoş lof o" dedi.

sonrasında farklı olmak isteyen herkes ama herkes bu arkadaşı referans göstererek, "knk aslında o hoş lafmış, hoşaf değilmiş ya" demeye başladı.

değil aga. doğrusu hoş laf değil.

ama olsun, sanki eşek hoş laftan anlıyor mu?

en az hoşafın iyisinden anladığı kadar anlıyordur. eşek için fark eden bir durum olmaz bence.
devamını gör...

asla kaçamayacağımız bi şeydir.
her şeyin bi güzelliği vardır
yaşlılığın da mutlaka vardır.
rahatsın en azından umarım yaşlanmadan önce yapmak istedğim her şeyi yaparım.
yüzümdeki her bir kırışık,bana yaptığım güzel şeyleri hatırlatır.
her bir kırışık bir başka benn olacak o zaman
her biriyle gurur duyucam belki de
kendimi şu an sevdiğim kadar o zaman da sevecem elbette.

bekle beni huysuz kırışık yüz*
devamını gör...

ben bu saatten sonra ,ancak hakka yürürüm.
devamını gör...

mesaj kutusundaki tüm kadınlara belki birini tuttururum diye fotoğraflarına alev emojisi atan erkektir.
söz meclisten dışarı arkadaşlar, normal konuşmalara değil lafım. başlıkta yürüyen yazdığı için böyle bir tanım yaptım.
devamını gör...

1984'te gördüğüm bir cümle. okuduktan sonra aklımdan da hiç çıkmadı.
" akıllılık çoğunluğa bakılarak ölçülmez." işte bu yüzden çoğunluk ne derse desin sen hep kendi yolunda yürü yalnız olsan bile.
devamını gör...

eteğimizdeki taşları dökeceğimiz başlık, en sevdiğim.
şimdiye kadar yazılanları okudum da kimse de benim yazacaklarımı yazmamış, ben şok! ben yazayım da olur da bu tanımdan sonra uçurulursam hakkınızı helal edin.*
en kasıntı birinci yazar elbette @yoldaş benjamin franklin'dir efendim tabi ki. bakmayın siz onun eşitlikçi, adil, ponçik, minnoş bir yönetici gibi göründüğüne. neler çektiğimizi bir bilseniz! öyle kasıntı ki canımızdan bezdiriyor, "o öyle olmaz böyle olur, hayır illa benim dediğim olacak, ne demek benim söylediğimi yapmamak, tiz kellesi vurula!" diye geziyor, çok mağduruz sormayın.*
listenin ikinci sırasında hepimizin bir şekilde mağdur edildiği @pavlov'un göbeği yer alıyor. listenin en üst sırasında koca göbüşünü şişirerek hepimize bakıyor ve bizi tepeden izlemeye bayılıyor. sarı renk mahlas seçmesinin nedeni de elbette dikkat çekmek, çünkü kasıntı biri. *
listenin üçüncü sırasında çok şaşıracaksınız ama malesef @gomercan var. "yok dergi ve radyonun sorumluluğu bende, yok ben onu yapamam, yok şunu yapamam, onu da mı ben yapayım!" diye diye kendisine gelen tüm işleri biz emekçilere yaptırıyor. sonra da her şeyi kendisi yapmış gibi gösteriyor. bakmayın alçak gönüllü durduğuna dışı sizi içi bizi yakıyor. *
4 ve 5'ten emin olamadım, emin olunca ekleme yapacağım.
olur da görüşemezsek kendinize iyi bakın arkadaşlar.*
devamını gör...

cevabımız sorunun ne şartlarda sorulduğuna göre değişir.

bir savaş meydanını hayatımıza uyarladığımız düşünülürse savaşmak en iyisidir. düşman birlikleri etrafta dört dönerken öylece oturursak kellemiz gider.
gidip teslim olursak da neyimiz var neyimiz yok, soyup soğana çevirirler. her durumda da yolun sonu savaşmaya çıkıyor. zaten dünyanın kuruluşundan bu yana insanoğlu bir şeyleri savaşarak elde etti. kanımızdaki bu deli cesaret, hırs hep atalarımızdan geliyor. bir de oturarak başarıya ulaşan tek canlı tavuktur.
devamını gör...

bugün yeni keşfettiğim yazarın beş kitabını da alarak devam ettiğim hastalığım.
devamını gör...

genel olarak nesilden nesile devam eden durum. genel olarak anne babalarımızın bize yaşattığı şeyler kendi yaşamadığı şeyler değil.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim