kitap kulübü hikaye tamamlama yarışması
iyi akşamlar sözlük ahalisi!
''hayatımın en mutlu anıymış,bilmiyordum.''
......
normal sözlük kitap edebiyat kulübü'nün ilk yarışması ile karşınızdayız. içimizdeki dostoyevski'leri* açığa çıkarmak adına bir yarışma düzenliyoruz!
başlıktan da anlaşıldığı üzere yarışmaya, size önceden sunduğumuz belirli bir cümleyi , kendi hayal gücünüz ve üslubunuzla devam ettirerek;bir cümleden hareketle hikayeye dönüştürerek, tamamlayarak katılabileceksiniz.
her hafta bir cümle bu hikaye yolculuğunda referans olacak.
yarışma detaylarını öğrenmek ve katılım göstermek için buradan normal sözlük kulüpleri bünyesine dahil olup kitap edebiyat kulübü'ne üye olabilirsiniz.
hayal gücünüzü ve kaleminizi konuşturduğunuz yazılarınızı büyük bir merakla bekliyoruz!
''hayatımın en mutlu anıymış,bilmiyordum.''
......
normal sözlük kitap edebiyat kulübü'nün ilk yarışması ile karşınızdayız. içimizdeki dostoyevski'leri* açığa çıkarmak adına bir yarışma düzenliyoruz!
başlıktan da anlaşıldığı üzere yarışmaya, size önceden sunduğumuz belirli bir cümleyi , kendi hayal gücünüz ve üslubunuzla devam ettirerek;bir cümleden hareketle hikayeye dönüştürerek, tamamlayarak katılabileceksiniz.
her hafta bir cümle bu hikaye yolculuğunda referans olacak.
yarışma detaylarını öğrenmek ve katılım göstermek için buradan normal sözlük kulüpleri bünyesine dahil olup kitap edebiyat kulübü'ne üye olabilirsiniz.
hayal gücünüzü ve kaleminizi konuşturduğunuz yazılarınızı büyük bir merakla bekliyoruz!
devamını gör...
yazarların okuduğu dergiler
bloomberg businessweek,
iktisat ve toplum.
iktisat ve toplum.
devamını gör...
erkeklerin kusurlu varlıklar olmaları
cem yılmaz'ın itirafı.
kadın insanın bir üst modelidir
diyor ki; beyin ile idare edilen biri ile .. idare edilen bir olur mu?*
kaç yıldır gülüyorum.
cem yılmaz kusurlu değil bence.*
kadın insanın bir üst modelidir
diyor ki; beyin ile idare edilen biri ile .. idare edilen bir olur mu?*
kaç yıldır gülüyorum.
cem yılmaz kusurlu değil bence.*
devamını gör...
avusturya başbakanı istifa etti
www.sozcu.com.tr/2021/dunya...
avusturya başbakanını istifa etmesi olayıdır.
eğer böyle bir ülkede yaşıyorsanız, adınız böyle bir olayda geçiyorsa ve soruşturma başlatılacaksa hakkınızda, olması gereken harekettir.
ayrıca böyle ülkelerde kiminle kimin "seviştiğine" karışılmaz, karışana da hareketin kralını çekerler.
ayrıca böyle ülkelerde vergilerle kan emilmez, emmeye kalkıştığınızda sokaklar karışır ve anarşizm baş kaldırır.
ayrıca böyle ülkelerde alkol çok ucuzdur ve inanç, ifade özgürlüğü vardır. gerçekten var böyle şeyler.
ayrıca böyle ülkelerde siyasal islam cirit etmez ve insanların inançları ağızlarda malzeme yapılmaz, kutsal kitaplarla mitingler yapılmaz.
ayrıca böyle ülkelerde her gün terörist, vatan haini ilan edilmezsiniz.
ayrıca böyle ülkelerde bakan çocuklarının gemicikleri, offshore hesapları, vergi cennetlerine para kaçırmalar yoktur. yapıldığı anlaşılırsa da o ülkenin yargıçları, savcıları donlarına kadar alırlar ve güneş yüzü göstermezler onlara veyahut idam ederler.
ayrıca böyle ülkelerde savcılar cesurdur, cübbelerinde "düğme olmadığını" bilerek hareket ederler. belge varsa, başbakan bile olsa "sen gel buraya bakayım paşam" deyip baskın yapabilirler.
ayrıca böyle ülkelerde geçim sıkıntısını yaşama ihtimaliniz daha azdır ve işverenden çok, işçiler düşünülür.
ayrıca böyle ülkelerde sporda siyaset olmaz. biletler çok ucuzdur ve hayat pahalılığını daha az hissedersiniz.
ayrıca böyle ülkelerde "cemaat, dergah, tarikat" gibi çağ dışı oluşumlara pek denk gelemezsiniz.
ayrıca böyle ülkelerde suç oranı bizim ülkemize göre daha düşüktür, vardır suç işleyenler ama kravat taktı diye ceza indirimi almaz ya da tecavüzcüsü ile evlendirilmeye asla kalkışılmaz bile.
eğer bu olay türkiye'de olsaydı, başkan ne yapardı/ne derdi?
a- çalıyoruz ama çalışıyoruz.
b- dıj güçlerin oyunu.
c- 15 temmuz'da biz burdaydık, siz neredeydiniz ey vatan hainleri!
d- ey amerika, haddini bileceksin.
e- din elden gidiyor, ezanlar dinmez, bayrak indirilmez.
f- hepsi.
entry bu kadardır. silivri işlemez bana bu arada. ankara bebesiyim ben. silivri de neyin nesi hele bakayım..
avusturya başbakanını istifa etmesi olayıdır.
eğer böyle bir ülkede yaşıyorsanız, adınız böyle bir olayda geçiyorsa ve soruşturma başlatılacaksa hakkınızda, olması gereken harekettir.
ayrıca böyle ülkelerde kiminle kimin "seviştiğine" karışılmaz, karışana da hareketin kralını çekerler.
ayrıca böyle ülkelerde vergilerle kan emilmez, emmeye kalkıştığınızda sokaklar karışır ve anarşizm baş kaldırır.
ayrıca böyle ülkelerde alkol çok ucuzdur ve inanç, ifade özgürlüğü vardır. gerçekten var böyle şeyler.
ayrıca böyle ülkelerde siyasal islam cirit etmez ve insanların inançları ağızlarda malzeme yapılmaz, kutsal kitaplarla mitingler yapılmaz.
ayrıca böyle ülkelerde her gün terörist, vatan haini ilan edilmezsiniz.
ayrıca böyle ülkelerde bakan çocuklarının gemicikleri, offshore hesapları, vergi cennetlerine para kaçırmalar yoktur. yapıldığı anlaşılırsa da o ülkenin yargıçları, savcıları donlarına kadar alırlar ve güneş yüzü göstermezler onlara veyahut idam ederler.
ayrıca böyle ülkelerde savcılar cesurdur, cübbelerinde "düğme olmadığını" bilerek hareket ederler. belge varsa, başbakan bile olsa "sen gel buraya bakayım paşam" deyip baskın yapabilirler.
ayrıca böyle ülkelerde geçim sıkıntısını yaşama ihtimaliniz daha azdır ve işverenden çok, işçiler düşünülür.
ayrıca böyle ülkelerde sporda siyaset olmaz. biletler çok ucuzdur ve hayat pahalılığını daha az hissedersiniz.
ayrıca böyle ülkelerde "cemaat, dergah, tarikat" gibi çağ dışı oluşumlara pek denk gelemezsiniz.
ayrıca böyle ülkelerde suç oranı bizim ülkemize göre daha düşüktür, vardır suç işleyenler ama kravat taktı diye ceza indirimi almaz ya da tecavüzcüsü ile evlendirilmeye asla kalkışılmaz bile.
eğer bu olay türkiye'de olsaydı, başkan ne yapardı/ne derdi?
a- çalıyoruz ama çalışıyoruz.
b- dıj güçlerin oyunu.
c- 15 temmuz'da biz burdaydık, siz neredeydiniz ey vatan hainleri!
d- ey amerika, haddini bileceksin.
e- din elden gidiyor, ezanlar dinmez, bayrak indirilmez.
f- hepsi.
entry bu kadardır. silivri işlemez bana bu arada. ankara bebesiyim ben. silivri de neyin nesi hele bakayım..
devamını gör...
geceye ismet özel şiirlerinden bir dize bırak
-dilce susup bedence konuşulan bir çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak.
-dirgenler bakraçlar tornavidalar
bende kül bende kanat bende gizem bırakmadılar.
-neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.
-dirgenler bakraçlar tornavidalar
bende kül bende kanat bende gizem bırakmadılar.
-neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.
devamını gör...
anlam verilemeyen insan davranışları
kediden korkan tipler.
devamını gör...
islamda kadına verilen değer
bence islam kadına gayet güzel değer vermektedir fakat müslümanlar (özellikle müslüman erkekler) bunu kendi çıkarları doğrultusunda yön vermektedirler. bunun sebebi olarak da islamin arap toplumu gibi bir toplum elinde tam oturmadan büyük darbeler ( kerbela olayi ve sonrası da
gelişen olaylar, abbasi ve emevi dönemlerinde arapların tekrar cahiliye dönemini yasatmaya çalışmalarıdır. ) almasıdır. kadına değer vermeyen araplardır. islamiyet de arap coğrafyasından yayıldığı için toplumlar sadece islamiyeti değil arap geleneklerini de almışlardır. biz türkler de sadece arap geleneğini değil de islamiyeti alsaydık toplumumuzda kadının yeri bu durumda olmazdı. zira tarihte türkler kadına hükümdarlık verecek derecede kadına değer verirlerdi.
gelişen olaylar, abbasi ve emevi dönemlerinde arapların tekrar cahiliye dönemini yasatmaya çalışmalarıdır. ) almasıdır. kadına değer vermeyen araplardır. islamiyet de arap coğrafyasından yayıldığı için toplumlar sadece islamiyeti değil arap geleneklerini de almışlardır. biz türkler de sadece arap geleneğini değil de islamiyeti alsaydık toplumumuzda kadının yeri bu durumda olmazdı. zira tarihte türkler kadına hükümdarlık verecek derecede kadına değer verirlerdi.
devamını gör...
van kedisi
anayurdu van gölü çevre bölgeleri olan kedi türü. yapay yolla üretilemeyen, safkan bir türdür. başı ve kuyruğundaki sarımsı lekeler dışında bembeyaz, ipeğimsi dokuda tüylü bir kedi. sudan korkmayan tek kedi türüdür ayrıca.
devamını gör...
üzgünken yapılanlar
perdeyi açıp, gökyüzüne bakarak söylene söylene ağlamak, sonra da uyumak.
özellikle geceleri gökyüzü üzüntümü dağıtıyor, gündüzleri keyfimi artırıyor.
bana bir pencerelik gökyüzü verin ve gidin lütfen
özellikle geceleri gökyüzü üzüntümü dağıtıyor, gündüzleri keyfimi artırıyor.
bana bir pencerelik gökyüzü verin ve gidin lütfen
devamını gör...
kitap alıntıları
doystoyevski'nin yer altından notlar kitabında şu cümle geçmişti:
"belki de çok acı çekiyor olabilirsiniz ama çektiğiniz acılara kendiniz bile saygı duymuyorsunuz."
diyordu... bu cümleyi okuyunca saatlerce ,yok abarttım dakikalarca, bu cümleyi tekrar edip "acaba doğru mu söylüyor?" diye çok düşündüm. ve cevabını buldum. evet doğru söylüyor...
"belki de çok acı çekiyor olabilirsiniz ama çektiğiniz acılara kendiniz bile saygı duymuyorsunuz."
diyordu... bu cümleyi okuyunca saatlerce ,yok abarttım dakikalarca, bu cümleyi tekrar edip "acaba doğru mu söylüyor?" diye çok düşündüm. ve cevabını buldum. evet doğru söylüyor...
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
ama ben bu hafta çocukluğuma, ergenliğime gideceğimi hiç tahmin etmemiştim. sağ ol güzelcim.*
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
the big lebowski
en sevdiğim film sorulduğunda verdiğim cevap. ilk türkçe dublajlı izlemiştim. dublajda (amatör işlerden bahsetmiyorum) zaten ülke olarak iyiyiz ama bu filmin türkçesi başka güzeldi.
ahbap'ın (bkz: the dude) askerleriyiz. taş devri'nin (bkz: the flintstones) çocukken verdiği keyfi, bu film yetişkinlikte verir.
hem komik olan hem de saçma olmayan, süper eğlenceli bir filmdir. genelde komedi filmi olarak geçer ama aslında çoğu komedi filminden farklıdır. güldürme taktikleri kullanılmaz yapıtta ama filmdeki kimi olaylar yerlere yatma sebebidir.
the dude'ın dostum olmasını istediğim bir dönemim bile olmuştu eskiden. abd, hiç gidip de yaşamak istediğim bir yer olmamıştır ama ahbap'ın yaşadığı hayat cidden de cazip. ha, kendisi olmak, walter ile dost olmak istemezdim ama onun bir dostu olmak isteyebilirdim. hehe. o hisler geçti artık elbette.
yani bu filmdekinden daha ideal bir kasting olabilir mi böyle bir film için, bilemiyorum. her karakter hem çok renkli hem de çok inandırıcı. sinematik bağlamda the big lebowski'nin, coen kardeşlerin en iyi filmi olmadığı söylenebilir belki lakin yapımın herhangi bir falsosunu da göremiyorum ben şahsen.
filmin diğer parladığı yönü de müzik kullanımı ve buradaki müziklerle harika giden sahneler. veya sahnelerle giden müzikler diyelim. ki burada gece ve gündüz, elmas bir yüzük ve bir teneke parçası kadar farklı sahnelerden ve buralarda kullanılan müziklerden bahsediyorum. muazzam bir başarı yakalanmış bence bu bakımdan, filmde.
bowling'in, temel aktivite olarak seçilmesi de çok iyi olmuş burada bence. belki de filmi böyle alışıp sevdiğimdendir ama mesela bir beyzbolu, basketbolu, bilardoyu falan düşünemiyorum onun yerine. bowling hiç oynamadım ama filmde iyi ki karakterler bowling oynuyorlar diyorum. haha.
filmin sayısız süper sahnesini şöyle bir gözlerimin önüne getiriyorum... başlarda ahbap'ın kafasının klozete sokulup, "para nerde lebowski?" denmesi ve baktı bu tekrar ediliyor ve böyle giderse boğulacak, adamın "burada bir yerlerde." demesi efsaneydi bence. adamın hiç parası yok ve öyle demek zorunda kalıyor. yani normal şartlarda paranın olmaması esas avantajlı durumdur ama yırtabilmek için zengin "büyük" lebowski olduğunu söylemiş oluyor the dude, bir bakıma. hahaha. zaten donny'nin küllerinin savrulma sahnesinden herkes bahsediyor. o da müthiş bir sahne gerçekten. hahaha!
büyük lebowski, hak ettiği değeri de gördü ve görüyor bence. helal olsun diyorum coen kardeşlere ve filmde emeği geçen herkese.
ahbap'ın (bkz: the dude) askerleriyiz. taş devri'nin (bkz: the flintstones) çocukken verdiği keyfi, bu film yetişkinlikte verir.
hem komik olan hem de saçma olmayan, süper eğlenceli bir filmdir. genelde komedi filmi olarak geçer ama aslında çoğu komedi filminden farklıdır. güldürme taktikleri kullanılmaz yapıtta ama filmdeki kimi olaylar yerlere yatma sebebidir.
the dude'ın dostum olmasını istediğim bir dönemim bile olmuştu eskiden. abd, hiç gidip de yaşamak istediğim bir yer olmamıştır ama ahbap'ın yaşadığı hayat cidden de cazip. ha, kendisi olmak, walter ile dost olmak istemezdim ama onun bir dostu olmak isteyebilirdim. hehe. o hisler geçti artık elbette.
yani bu filmdekinden daha ideal bir kasting olabilir mi böyle bir film için, bilemiyorum. her karakter hem çok renkli hem de çok inandırıcı. sinematik bağlamda the big lebowski'nin, coen kardeşlerin en iyi filmi olmadığı söylenebilir belki lakin yapımın herhangi bir falsosunu da göremiyorum ben şahsen.
filmin diğer parladığı yönü de müzik kullanımı ve buradaki müziklerle harika giden sahneler. veya sahnelerle giden müzikler diyelim. ki burada gece ve gündüz, elmas bir yüzük ve bir teneke parçası kadar farklı sahnelerden ve buralarda kullanılan müziklerden bahsediyorum. muazzam bir başarı yakalanmış bence bu bakımdan, filmde.
bowling'in, temel aktivite olarak seçilmesi de çok iyi olmuş burada bence. belki de filmi böyle alışıp sevdiğimdendir ama mesela bir beyzbolu, basketbolu, bilardoyu falan düşünemiyorum onun yerine. bowling hiç oynamadım ama filmde iyi ki karakterler bowling oynuyorlar diyorum. haha.
filmin sayısız süper sahnesini şöyle bir gözlerimin önüne getiriyorum... başlarda ahbap'ın kafasının klozete sokulup, "para nerde lebowski?" denmesi ve baktı bu tekrar ediliyor ve böyle giderse boğulacak, adamın "burada bir yerlerde." demesi efsaneydi bence. adamın hiç parası yok ve öyle demek zorunda kalıyor. yani normal şartlarda paranın olmaması esas avantajlı durumdur ama yırtabilmek için zengin "büyük" lebowski olduğunu söylemiş oluyor the dude, bir bakıma. hahaha. zaten donny'nin küllerinin savrulma sahnesinden herkes bahsediyor. o da müthiş bir sahne gerçekten. hahaha!
büyük lebowski, hak ettiği değeri de gördü ve görüyor bence. helal olsun diyorum coen kardeşlere ve filmde emeği geçen herkese.
devamını gör...
keşişleme
bir diğer adıyla samyeli olarak bildiğimiz, sıcak yerel rüzgârlarımızdan birisidir. güneydoğu yönünden gelen rüzgârdır. sıcak ve kavurucu bir özelliğe sahip olduğu için tarım ürünlerinin erken olgunlaşmasına neden olur. sıcaklığı artırır.
yerel denizciler tarafından ismi verilmiştir.
yazın güneydoğu anadolu bölgesinde yaşanan bunaltıcı sıcakların nedeni, bu bölgenin samyeli rüzgârının etkisi altısında kalmasından kaynaklanır. bir diğer nedeni ise, ırak ve suriye yani çöl bölgelerine en yakın bölgemiz güneydoğu anadolu bölgesi olduğu için en fazla etki burada hissedilir.
yerel denizciler tarafından ismi verilmiştir.
yazın güneydoğu anadolu bölgesinde yaşanan bunaltıcı sıcakların nedeni, bu bölgenin samyeli rüzgârının etkisi altısında kalmasından kaynaklanır. bir diğer nedeni ise, ırak ve suriye yani çöl bölgelerine en yakın bölgemiz güneydoğu anadolu bölgesi olduğu için en fazla etki burada hissedilir.
devamını gör...
şibumi
"hel ona aslında önemli olanın bu 'küçük' hareketler olduğunu belki söyleyebilirdi. terbiye her zaman için merhametten de, sadakatten de, yardımdan da, içtenlikten de daha güvenilir bir şeydi. tıpkı hak yememenin, karşıdakine eşit şans tanımanın, adaletten önemli olması gibi. büyük sayılan değerler, baskı altına girdiklerinde türlü mantık oyunlarıyla çözülüverirlerdi. ama terbiye terbiyeydi. koşullar ne olursa olsun, hiçbir zaman değişmezdi." (s. 351).
şimdi düşünüyorum da sanki çok sayıda kitabı birlikte okumuşum gibi. üstelik bu kitapların hepsi çok güzeldi.
devamını gör...
bir kadının kendine yapabileceği en iyi şey
kendini sevmesi ve kendi değerinin farkında olmasıdır.
devamını gör...
parfen rogojin
veya parfen rogozhin ayrıyeten: (bkz: rogojin), (bkz: budala), (bkz: prens mışkin), (bkz: nastasya filippovna), (bkz: aglaya ivanovna yepançin)
öfkeli, öfkeli olduğu kadar tutkulu. derin bir acı içinde. aşık. fakat birçoklarına göre şeytani, kötü ve belki akılsız bir aşık. dostoyevski'nin budalaromanından.
iyi denemez. fakat kanımca kötü de değil. her şeyin bir şey uğruna yapıldığı dünyada, sayısız telaşların arasında kendini kaybetmiş bir zavallı. aşkına duyduğu derin tutkudan dolayı aşkını da kendini de kaybetmiş bir isim. nastasya'ya olan aşkı o kadar kuvvetliydi ki nastasya'nın düğünden kaçıp kendisine gelmesini prens mışkin'den kaçmak olarak anlayabildi. "kurtar beni!" diye çığlık atıyor nastasya. "kurtar beni!"
rogojin ondan ayrılmak istemedi. her ne kadar romanın sonu yoruma açık olsa da. en sonunda prens ile bakıştılar. "onu sen mi?.." diye sorar prens mışkin. "onu ben..." diye cevaplar rogojin. ve ikisi de tek bir kelime etmez. aslında nastasya filippovna prens'ten kaçarak onun aglaya'ya olan aşkı karşısında saygı ve hatta sevgiyle eğilir. o kadar eğilir ki sonunda kendisini kaybeder. "kurtar beni!" ah, ne kadar da hüzünlü çınlıyor kulaklarımızda! değil werther ile lotte arasındaki aşk, hiçbir aşk bu kadar kuvvetli anlatılamazdı! "kurtar beni! hemen, şimdi, nereye istersen götür beni!" diye haykırır nastasya. rogojin artık biliyordur. nastasya bu aşkına dayanamayacaktır. nastasya kendisi için kaçmamıştır prens'ten! aslen prens için prens'ten kaçmıştır!
prens'i ölümden beter hale getiren kişidir rogojin nihayetinde. kendisini de öyle... ölümden beter haldedir.
ama kötü birisi değil kesinlikle. herkes gibi o da günahlarının ağırlığıyla yüzleşmeye çalışıyor. bizler gibi.
öfkeli, öfkeli olduğu kadar tutkulu. derin bir acı içinde. aşık. fakat birçoklarına göre şeytani, kötü ve belki akılsız bir aşık. dostoyevski'nin budalaromanından.
iyi denemez. fakat kanımca kötü de değil. her şeyin bir şey uğruna yapıldığı dünyada, sayısız telaşların arasında kendini kaybetmiş bir zavallı. aşkına duyduğu derin tutkudan dolayı aşkını da kendini de kaybetmiş bir isim. nastasya'ya olan aşkı o kadar kuvvetliydi ki nastasya'nın düğünden kaçıp kendisine gelmesini prens mışkin'den kaçmak olarak anlayabildi. "kurtar beni!" diye çığlık atıyor nastasya. "kurtar beni!"
rogojin ondan ayrılmak istemedi. her ne kadar romanın sonu yoruma açık olsa da. en sonunda prens ile bakıştılar. "onu sen mi?.." diye sorar prens mışkin. "onu ben..." diye cevaplar rogojin. ve ikisi de tek bir kelime etmez. aslında nastasya filippovna prens'ten kaçarak onun aglaya'ya olan aşkı karşısında saygı ve hatta sevgiyle eğilir. o kadar eğilir ki sonunda kendisini kaybeder. "kurtar beni!" ah, ne kadar da hüzünlü çınlıyor kulaklarımızda! değil werther ile lotte arasındaki aşk, hiçbir aşk bu kadar kuvvetli anlatılamazdı! "kurtar beni! hemen, şimdi, nereye istersen götür beni!" diye haykırır nastasya. rogojin artık biliyordur. nastasya bu aşkına dayanamayacaktır. nastasya kendisi için kaçmamıştır prens'ten! aslen prens için prens'ten kaçmıştır!
prens'i ölümden beter hale getiren kişidir rogojin nihayetinde. kendisini de öyle... ölümden beter haldedir.
ama kötü birisi değil kesinlikle. herkes gibi o da günahlarının ağırlığıyla yüzleşmeye çalışıyor. bizler gibi.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
rum ortodoks kilisesi tarafından azize olarak nitelendirilen psikopat kadın. biliyoruz ki iktidar hırsı dediğimiz şey insanı zıvanadan çıkartıyor. türlü türlü rezilliklere imza atmasına sebep oluyor buraya kadar tamamım lakin bu kadının yaptıkları da yenilir yutulur cinsten değil. bir kere çok zeki bir kadın. asil bir aileden gelmenin gücünü de iyi kullanıyor. kocası öldükten sonra doğal olarak kral naibi oluyor çünkü oğlu henüz tahta çıkabilecek yeterlilikte değil. tak o esnada ilk hamlesini yapıyor. tehdit olarak gördüğü diğer asil ailelerden gelen savruk bir karşı çıkışın cezasını çok pis kesiyor. adamları keşiş olmaya zorluyor ve adamları ayağının altından çekiyor. garipler dünyevi işleri bırakıp uhrevi mevzulara dalıyorlar. bu çözümü ile birlikte kafasındaki tehlikeli ampulü de yakmış oluyor. mevzuyu din noktasına çektiğinde kimsenin sesinin çıkmadığını fark ediyor. hop bu seferde görevdeki patrik vefat edince kendi sekreterini patrik yapıyor. din kanalını parselliyor. sonra ikonoklast * manyaklığını ortadan kaldırıyor. bu sayede bizans sanatı biraz nefes alıyor * herhalde tek hayırlı işi bu olsa gerek. ama orada da manyakça metotlar sergiliyor dil kesmeler, göz oymalar falan. yani kadın göz dağı vermeyi çok iyi biliyor.
neyse efendim kadın o kadar cingöz ki, naipliğe devam ederken, o dönemde çıkarılan paraların ön yüzüne kendi resmini bastırıyor. oğlunun adını ise arka yüze yazdırıyor. paranın egemenlik sembolü olduğunu düşündüğümüzde verdiği mesaj açık ve net; buraların efendisi benim. oğlumu iplemeyin. ama zaman çabuk geçiyor. hanımefendinin oğlu büyüyünce bizim psikopat yetkileri devretmek istemiyor. oğlan ise annesinin gölgesinde geçen yılların acısını çıkartmak istiyor ama nafile. irene yine hızla hareket ederek, oğluna destek olanları bir güzel derdest ediyor. çoğunu da sürgüne gönderiyor. orduya da kendisinin ölümüne kadar oğlunun iktidarının tanınmayacağı yönünde yemin ettiriyor. ama bunlarda yetmiyor bizim manyağa. emin olamıyor bir türlü. beni öldürtüp tahta falan geçmesin bu ufaklık diyor ve oğlunu da tutuklattırıyor. işte orada insan yeter be kadın diye bağırmak istiyor. çünkü oğlunun taht iddiası kalmasın diye çocuğun gözlerini oyduruyor. anasın sen ana! ne yapıyorsun irene hanım diyecek bir babayiğitte çıkmıyor.
ez cümle; iktidar dediğiniz şey için evlat feda ediyorsunuz, kardeş öldürüyorsunuz, yığınla insanın anasını ağlatıyorsunuz topu topu 70 80 sene yaşayacaksınız ve bunun da hadi azamisinden hesaplayın 45-50 senesinde hüküm süreceksiniz. o kadar atraksiyona, korkuya, acıya, göz yaşına değer mi? değiyor sanıyorlar işte. o yüzden iktidara gelince abidik gubidik işlere imza atanları anlamaya çalışmak yerine oralarda güç zehirlenmesi yaşama ihtimaline karşı sınırlı süreli yetki devrinden şaşmamak gerek. yoksa işte haliniz ahvaliniz nice oluyor.
neyse efendim kadın o kadar cingöz ki, naipliğe devam ederken, o dönemde çıkarılan paraların ön yüzüne kendi resmini bastırıyor. oğlunun adını ise arka yüze yazdırıyor. paranın egemenlik sembolü olduğunu düşündüğümüzde verdiği mesaj açık ve net; buraların efendisi benim. oğlumu iplemeyin. ama zaman çabuk geçiyor. hanımefendinin oğlu büyüyünce bizim psikopat yetkileri devretmek istemiyor. oğlan ise annesinin gölgesinde geçen yılların acısını çıkartmak istiyor ama nafile. irene yine hızla hareket ederek, oğluna destek olanları bir güzel derdest ediyor. çoğunu da sürgüne gönderiyor. orduya da kendisinin ölümüne kadar oğlunun iktidarının tanınmayacağı yönünde yemin ettiriyor. ama bunlarda yetmiyor bizim manyağa. emin olamıyor bir türlü. beni öldürtüp tahta falan geçmesin bu ufaklık diyor ve oğlunu da tutuklattırıyor. işte orada insan yeter be kadın diye bağırmak istiyor. çünkü oğlunun taht iddiası kalmasın diye çocuğun gözlerini oyduruyor. anasın sen ana! ne yapıyorsun irene hanım diyecek bir babayiğitte çıkmıyor.
ez cümle; iktidar dediğiniz şey için evlat feda ediyorsunuz, kardeş öldürüyorsunuz, yığınla insanın anasını ağlatıyorsunuz topu topu 70 80 sene yaşayacaksınız ve bunun da hadi azamisinden hesaplayın 45-50 senesinde hüküm süreceksiniz. o kadar atraksiyona, korkuya, acıya, göz yaşına değer mi? değiyor sanıyorlar işte. o yüzden iktidara gelince abidik gubidik işlere imza atanları anlamaya çalışmak yerine oralarda güç zehirlenmesi yaşama ihtimaline karşı sınırlı süreli yetki devrinden şaşmamak gerek. yoksa işte haliniz ahvaliniz nice oluyor.
devamını gör...


