yazarların kişisel çöküşünün başladığı yıl
2020 tabii ki. ne dostluklarım kaldı, ne sevdiğim insan kaldı, ne psikoloji kaldı.
devamını gör...
twitter kızları
psikolojik sıkıntıları var birçoğunun. hayatımda hiç twitter kullanmadığım için oldukça mutluyum. burdan biri bana sen kesin twitter ünlüsüsün demişti. küfür etse daha az üzülürdüm.
devamını gör...
miguel de unamuno
kelimelerin doğasını değiştiren ispanyol düşünür, şair, dilbilimci ve yazar. yaşadığı dönem boyunca faşizm'in karşısında durduğundan ötürü sürgün edilmiş ve hapseldimiştir fakat hayatının son anına kadar fikirlerinden asla vazgeçmemiştir ama onu yalnızca bu direnişi ile anmak doğru olmaz çünkü ispanyol edebiyatına yön veren önemli figürlerden biridir. kelimelerle oynamaktan keyif alan bir sanatçıydı unamuno, seçkin ve özenli bir dil ile yazmıştır fakat eserleri dolambaçlı ve karmaşık cümlelerden oluşur bundan ötürü ne yazık ki çevirileri pek başarılı olmamıştır ama bu durumun istisnası yok değil. kendisinin uzun yıllar salamanca üniversitesinde rektörlük yaptığını da unutmamak gerek, gerçek bir entelektüeldi unamuno ve bazı kaynaklarda 14 bazılarında ise 16 dil bildiğinden bahsediliyor. unamuno aynı zamanda post - romantizmin büyük bir şairi olarak anılmıştır. yalnızca şiir, tiyatro, roman ve makale yazmamış seyahetlerini de kaleme almıştır.
(bkz: soledad)
(bkz: tulio montalbán)
(bkz: amor y pedagogía)
(bkz: del sentimiento trágico de la vida)
(bkz: niebla)- sis
(bkz: la agonía del cristianismo)
(bkz: cómo se hace una novela)
(bkz: la novela de don sandalio, jugador de ajedrez)
(bkz: un pobre hombre rico) - yaman adam
(bkz: san manuel bueno, mártir)
(bkz: abel sánchez: una historia de pasión) - bir tutku öyküsü / bir tutkunun öyküsü
(bkz: soledad)
(bkz: tulio montalbán)
(bkz: amor y pedagogía)
(bkz: del sentimiento trágico de la vida)
(bkz: niebla)- sis
(bkz: la agonía del cristianismo)
(bkz: cómo se hace una novela)
(bkz: la novela de don sandalio, jugador de ajedrez)
(bkz: un pobre hombre rico) - yaman adam
(bkz: san manuel bueno, mártir)
(bkz: abel sánchez: una historia de pasión) - bir tutku öyküsü / bir tutkunun öyküsü
devamını gör...
türkiye'de kimsenin işini düzgün yapmaması
düzgün yapmaya çalışırsanız da enayi yerine koyuluyorsunuz. herkes haksız kazanç peşinde. patronu ayrı işçisi ayrı.
devamını gör...
carl ebert
ve perde;
carl ebert 1887 berlin doğumludur. tiyatro ve opera eğitimi almıştır. bizi ilgilendiren durum ise hitler’in almanya’da ağırlığını ortaya koymasıyla başlar. ebert, hitler politikalarını eleştirir ve bunun sonucu olarak berlin’de bulunan tiyatrosu kapatılır. ebert, almanya’dan ayrılmak zorunda kalır. çünkü kalırsa sonunun ne olacağını bilir.

1936 yılında ankara’da ilk konservatuar kurma çalışmalarına başlanır. ancak bir sorun vardır. kim eğitmenlik yapacaktır? carl ebert, atatürk ve inönü’nün daveti ile ankara’ya gelir ve yaklaşık 10 yıl sürecek tiyatro ve opera eğitmenliği süreci başlamış olur. konservatuar kurulum aşamasında başka bir almanı daha görürüz. kompozitör prof. paul hindemith. yol haritasını ve kurum yasalarını yapan kişidir.

ebert, yanına dil bilen bir yardımcı ister. bu kişi mahir canova’dır. mahir canova’nın sonraki yıllarda yetiştirdiği isimler arasından birini örnek vermek yeterlidir. (bkz: yıldız kenter)
ebert’in ankara opera öğrencileriyle sahnelediği ilk gösteri mozart’ın “bastien und bastienne” adlı şarkılı oyun denilen singspiel’dir. sonraki yıllarda yine mozart’a ait olan ve yapıldığı dönem, mozart’ın başını çok ağrıtan operası “figaro’nun düğünü”dür.
ebert’in opera ve tiyatro hayatımıza etkisi büyüktür. modern tiyatronun kurucusudur demek yanlış olmaz.
kaynak: türkçe kaynak almanca kaynak
carl ebert 1887 berlin doğumludur. tiyatro ve opera eğitimi almıştır. bizi ilgilendiren durum ise hitler’in almanya’da ağırlığını ortaya koymasıyla başlar. ebert, hitler politikalarını eleştirir ve bunun sonucu olarak berlin’de bulunan tiyatrosu kapatılır. ebert, almanya’dan ayrılmak zorunda kalır. çünkü kalırsa sonunun ne olacağını bilir.

1936 yılında ankara’da ilk konservatuar kurma çalışmalarına başlanır. ancak bir sorun vardır. kim eğitmenlik yapacaktır? carl ebert, atatürk ve inönü’nün daveti ile ankara’ya gelir ve yaklaşık 10 yıl sürecek tiyatro ve opera eğitmenliği süreci başlamış olur. konservatuar kurulum aşamasında başka bir almanı daha görürüz. kompozitör prof. paul hindemith. yol haritasını ve kurum yasalarını yapan kişidir.

ebert, yanına dil bilen bir yardımcı ister. bu kişi mahir canova’dır. mahir canova’nın sonraki yıllarda yetiştirdiği isimler arasından birini örnek vermek yeterlidir. (bkz: yıldız kenter)
ebert’in ankara opera öğrencileriyle sahnelediği ilk gösteri mozart’ın “bastien und bastienne” adlı şarkılı oyun denilen singspiel’dir. sonraki yıllarda yine mozart’a ait olan ve yapıldığı dönem, mozart’ın başını çok ağrıtan operası “figaro’nun düğünü”dür.
ebert’in opera ve tiyatro hayatımıza etkisi büyüktür. modern tiyatronun kurucusudur demek yanlış olmaz.
kaynak: türkçe kaynak almanca kaynak
devamını gör...
çok konuşan akraba
"hoşgeldiniz" dediğiniz anda sizi esir alan kişidir.
devamını gör...
moderatör olmasını istediğin bir yazar bırak
(bkz: kuzguncuktaki vişne)
devamını gör...
murat övüç
küfür ederek para kazanan, bir sanat icra ettiğini iddia eden kişi..
en son yeşim salkım'a salladı, ağzının payını çok sağlam aldı.
hakikaten türkiye de bir vasfa falan ihtiyaç yok ünlü olmak için bu adamı görünce bunu net anlıyorum.
en son yeşim salkım'a salladı, ağzının payını çok sağlam aldı.
hakikaten türkiye de bir vasfa falan ihtiyaç yok ünlü olmak için bu adamı görünce bunu net anlıyorum.
devamını gör...
aşırı empati sendromu
kişinin empati duygusunu kendisine zarar verecek bir noktaya taşımasın sebep olan bir hastalık. bu sendrom kişiye büyük oranda zarar verir ve kontrolünü zaman zaman kaybetmesine neden olabilir.
--- alıntı ---
bulunduğunuz yerde birinin yüzü asıldığında, bunu ilk fark eden siz mi oluyorsunuz? bir konferansta, 100 kişiye bir şeyler anlattığınızı düşünün. diğer 99 kişi sizi ilgiyle dinlerken, siz o 1 kişiye odaklanıp “sanırım onun için çok sıkıcı oldum!” diye mi düşünürsünüz? belki de bir sınıftasınız ve öğretmen birinin hatası için sınıfa tepki gösterdiğinde, hatayı sanki siz yapmışsınız gibi o tepkiyi üzerinize alınıyorsunuz. ya da arkadaşlarınızla yemeğe çıktığınızda; hesap gelmeden önceki o sessiz gerilim anında, herkes hesabı kim ödeyecek diye beklerken, o gerilime ilk dayanamayan, ilk bozan siz olursunuz. masaya gelen hesabı ödedikten sonra kendi kendinize şöyle söylersiniz; “ya ne olacak, elime mi yapıştı?”. bazen kendinizi, bu tarz cümleleri sık sık kurarken bulursunuz; “ne var ki! ben böyleyim”. “ben ince düşünüyorum biraz.”, “ben hassasım”. bu tip cümleleri sık sık kuruyorsanız, siz de aşırı empati probleminden muzdarip olabilirsiniz.
--- alıntı --- buradan
--- alıntı ---
bulunduğunuz yerde birinin yüzü asıldığında, bunu ilk fark eden siz mi oluyorsunuz? bir konferansta, 100 kişiye bir şeyler anlattığınızı düşünün. diğer 99 kişi sizi ilgiyle dinlerken, siz o 1 kişiye odaklanıp “sanırım onun için çok sıkıcı oldum!” diye mi düşünürsünüz? belki de bir sınıftasınız ve öğretmen birinin hatası için sınıfa tepki gösterdiğinde, hatayı sanki siz yapmışsınız gibi o tepkiyi üzerinize alınıyorsunuz. ya da arkadaşlarınızla yemeğe çıktığınızda; hesap gelmeden önceki o sessiz gerilim anında, herkes hesabı kim ödeyecek diye beklerken, o gerilime ilk dayanamayan, ilk bozan siz olursunuz. masaya gelen hesabı ödedikten sonra kendi kendinize şöyle söylersiniz; “ya ne olacak, elime mi yapıştı?”. bazen kendinizi, bu tarz cümleleri sık sık kurarken bulursunuz; “ne var ki! ben böyleyim”. “ben ince düşünüyorum biraz.”, “ben hassasım”. bu tip cümleleri sık sık kuruyorsanız, siz de aşırı empati probleminden muzdarip olabilirsiniz.
--- alıntı --- buradan
devamını gör...
yalnız yaşayanların nedense delirmemesi
tercih edilmiş yalnızlık ile mecburi yalnızlık arasındaki fark bu noktada ortaya çıkıyor. insanlardan nefret etmemek için onlardan uzaklaşıyorsanız o kadar delirtici olmayacaktır. bu dünyada yalnızlığı seven insanlar vardır yine de ona sonsuza kadar katlanabilecek kimse olduğunu düşünmüyorum.
devamını gör...
sözlük yazarlarının uzuvlarını görmekten gına gelmesi
"sağda solda bilimsel başlık diye ağlayan" ama yine de o başlıklardan bazılarına görsel atan biri olarak özünde sonuna kadar katıldığım eleştiri.
ama yönetimin bunları engellemeyeceğine de katılıyorum çünkü amaç tıklanma sayısı, etkileşim sayısı gibi niceliklerde artış sağlamak. şuraya yüzlerce bilimsel başlık serebilirim ikinci bir entry girilmemiş olan. ikinci entry varsa o da %90 ihtimalle yazılanlarla ya da başlıkla ilgili şaka şamata içeriyor. hatta bir ara uzay çöpüyle çarpışmak, uzay istasyonundan düşmek diye başlıklar açarken arkadaşın biri de uzayda bir yerinize şemsiye girmesi diye dalga geçen başlık açıyordu arkamdan. *
burada iş yazarların tamamına düşüyor. ben o tür başlıklara yazmasam ya da böyle başlıkların açılması engellense "niye açılmıyor" demem. işime bile gelir. fakat o tür başlıklar açılmazsa sözlüğü derhal terk edecek bir sürü insan var. siz de iyi kötü tahmin edersiniz bunların kim olduğunu. doğal olarak sözlükler hep en kalabalık güruhtan yana kullanır tercihlerini. benim ya da bu başlığı açan arkadaşın düşüncesinde olanların, en azından sol frame için kalabalık olan taraf olmadığı aşikâr.
özetle; tüm yazarların ya da yazarların ezici çoğunluğunun bundan şikâyetçi olacağı güne dek ne yazık ki bu iş böyle sürecek.
ama yönetimin bunları engellemeyeceğine de katılıyorum çünkü amaç tıklanma sayısı, etkileşim sayısı gibi niceliklerde artış sağlamak. şuraya yüzlerce bilimsel başlık serebilirim ikinci bir entry girilmemiş olan. ikinci entry varsa o da %90 ihtimalle yazılanlarla ya da başlıkla ilgili şaka şamata içeriyor. hatta bir ara uzay çöpüyle çarpışmak, uzay istasyonundan düşmek diye başlıklar açarken arkadaşın biri de uzayda bir yerinize şemsiye girmesi diye dalga geçen başlık açıyordu arkamdan. *
burada iş yazarların tamamına düşüyor. ben o tür başlıklara yazmasam ya da böyle başlıkların açılması engellense "niye açılmıyor" demem. işime bile gelir. fakat o tür başlıklar açılmazsa sözlüğü derhal terk edecek bir sürü insan var. siz de iyi kötü tahmin edersiniz bunların kim olduğunu. doğal olarak sözlükler hep en kalabalık güruhtan yana kullanır tercihlerini. benim ya da bu başlığı açan arkadaşın düşüncesinde olanların, en azından sol frame için kalabalık olan taraf olmadığı aşikâr.
özetle; tüm yazarların ya da yazarların ezici çoğunluğunun bundan şikâyetçi olacağı güne dek ne yazık ki bu iş böyle sürecek.
devamını gör...
günü kendinden bir cümle ile sonlandır
devamını gör...
en sevilmeyen sözlük yazarı
benim için öyle bir yazar yok. troll de olsanız hepinizi seviyorum.
devamını gör...
kalbinizi en çok kıran cümle
" buna mı alındın"
lan o zamana kadar onca şeye sabretmişim ben, o kadar şeyi içime attıktan sonra bir yerde patlayınca o mu battı gözünüze?.
lan o zamana kadar onca şeye sabretmişim ben, o kadar şeyi içime attıktan sonra bir yerde patlayınca o mu battı gözünüze?.
devamını gör...
günümüzde gereksiz olan ürünler
ev telefonu.
devamını gör...
kiminle ne konuştuğunu unutmak
uzun süredir yaşadığım sendromdur. hiçbir şeyi iplememek ve kimseyi umursamamak ekseninde bir dönence oluşturur.
devamını gör...
az bilinen güzel kitaplar
erhan bener'in bazı kitapları da bu kategoriye dahildir. kedi ve ölüm romanında ölümcül bir hastalığı olduğunu öğrenen bir resim öğretmeninin kalan son üç ayında yaşamını sorgulaması ustaca anlatılır. böcek romanında ise insanları birer böcekmiş gibi gören ve onlardan iğrenen polis bir başkarakter aracılığıyla ve bol bol ruhsal çözümlemeyle birey - toplum çatışması aktarılır. böcek kitabının konusu ilgi çekici olduğu için elimdeki adam yayıncılık baskısının arka kapağından bir kısım paylaşmak istiyorum:
"1980 öncesinde, ankara'da, kendisini birdenbire toplumsal çalkantıların tam orta yerinde bulan, ruhsal dengesizliğinin bunalımlarıyla kıvranan, mesleği gereği insanların hep pis yönleriyle uğraşmak zorunda olan ve ister istemez onlarla benzeştiğini fark eden bir insanın, hamamböceklerine karşı duyduğu insafsız tiksinti...
içine bir türlü kendisini yerleştiremediği bir toplum yapısına ve yaşayış biçimine karşı duyduğu nefret ve öfke..."
"1980 öncesinde, ankara'da, kendisini birdenbire toplumsal çalkantıların tam orta yerinde bulan, ruhsal dengesizliğinin bunalımlarıyla kıvranan, mesleği gereği insanların hep pis yönleriyle uğraşmak zorunda olan ve ister istemez onlarla benzeştiğini fark eden bir insanın, hamamböceklerine karşı duyduğu insafsız tiksinti...
içine bir türlü kendisini yerleştiremediği bir toplum yapısına ve yaşayış biçimine karşı duyduğu nefret ve öfke..."
devamını gör...
teknoloji ilerlerken hayatımız kolaylaşıyor mu yoksa zorlaşıyor mu sorunsalı
hiç şüphesiz teknoloji yaptığımız işleri pek çok alanda kolaylaştırıyor. en basit sistemlerden, en gelişmiş sistemlere kadar teknolojinin insan hayatına pek çok faydası oluyor.
fakat teknolojiyi kullanan her birey, teknolojinin insanları daha depresif, daha sinirli, daha sabırsız ve daha mutsuz bir hâle getirdiğini gözlemlemiştir diye düşünüyorum.
bize iş hayatımızda bu kadar kolaylık sağlayan bu şey, ruhsal olarak büyük zorluklar yaşamamıza sebep oluyor.
son dönemlerde -yaklaşık 5-6 senedir- çok kafamı kurcalayan bir sorunsal bu. gece yastığa başımı koyduktan sonra, köy hayatında, teknolojiden uzak bir hayat sürme hayalleri kuruyorum.
fakat teknolojiyi kullanan her birey, teknolojinin insanları daha depresif, daha sinirli, daha sabırsız ve daha mutsuz bir hâle getirdiğini gözlemlemiştir diye düşünüyorum.
bize iş hayatımızda bu kadar kolaylık sağlayan bu şey, ruhsal olarak büyük zorluklar yaşamamıza sebep oluyor.
son dönemlerde -yaklaşık 5-6 senedir- çok kafamı kurcalayan bir sorunsal bu. gece yastığa başımı koyduktan sonra, köy hayatında, teknolojiden uzak bir hayat sürme hayalleri kuruyorum.
devamını gör...

