edit emektarı kadıköy beyefendisinin son filmi. emeğine sağlık dostum.
devamını gör...

@kindred tavsiyesi ile izlediğim 2017 amerikan yapımı, aksiyon-komedi filminin yönetmenliğini patrick hughes yapıyor.
oyuncuları ise ryan reynolds , samuel l. jackson , salma hayek , gary oldman , elodie yung gibi önemli isimlerden oluşuyor. dünya çapında 176 milyon dolar kazandıran filmin ise oldukça sıradan konusu bulunuyor.

bu zaten sanat filmi değil bunun farkındaydık. bize vurdulu kırdılı, komik, keyifli zamanlar yaşatacak, kafa dağıtmalık bir film lazım diyenlere tavsiye ederim. zira ben izlerken acaip eğlendim.. güle güle öldüm...
biraz filme değinecek olursak;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bundan sonrasını spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen!

vip koruma olan bryce'ın hayatı yolunda gitmektedir. o en zengin müşterilerini büyük bir özen ve dikkatle korumaktadır. oldukça titizdir ve asla riske girmez. bunun karşılığı olarak standartların çok üstünde bir yaşamı, harika bir kız arkadaşı vardır. ancak bir gün koruduğu müşterisi kurosawa suikaste kurban gidince, her güzel şey gibi, bryce'ın da hayatı tepetaklak oluyor. kız arkadaşı kendisini terk ediyor. evini arabasını viplerini kaybediyor.

bu arada belarus'un acımasız diktatörü vladislav dukhovich insan hakları mahkemesinde, insanlığa karşı işlediği suçlardan yargılanırken, kendisi hakkında deliller az olduğundan ve tüm tanıklar öldürüldüğünden dolayı, bir umutla çok önemli bir suikastçı olan samuel babanın yanına varıyorlar ve onunla karısı sonya'nın (salma hayek) serbest kalması karşılığında, tanıklık anlaşması imzalıyorlar.

böylece bizim koruma, kendisinden daha üst düzey olan suikatçi samuel'i mahkemeye kadar götürme işini üstleniyor.
bakalım bu iki saatlik yol süresince neler yaşayacaklar?

film acayip hoşuma gitti . varsa bu tarz film tavsiyeleriniz mesaj atabilirsiniz.
devamını gör...

sevdiğim insanlar üzülürken elimden hiçbir şeyin gelmemesi
yalan
kendisi dışında hiçbir canlıyı düşünmeyen varlıklar
bir de şerefsiz sivriler...
devamını gör...

tıpkı hakaret gibi temeli belli olmayan, ne olduğunu o anki hükümetin belirlediği, insanları yasal olarak sansürlemek için oluşturulan hukuki* terim.

nefret söylemi denilen şey, dildeki her şey gibidir. kimse neyin ne olduğunu belirleyemez çünkü dil sürekli ve kişiye göre değişen bir varlıktır.

örneğin, ırk:
- bugün siyahilerin, zamanında kendilerine karşı, şu an kendi aralarında kullandığı, hepinizin bildiği o popüler kelime, bugün onlar tarafından kullanılabiliyorsa, sebebi abd'deki geniş ifade özgürlüğüdür.*
fakat bu özgürlük, çoğu ülkede, nefret söylemi altında engellenmiş, hatta çifte standart uygulanarak, sadece bazı ırklar ve sınıflar tarafından söylenmesi yasaklanmıştır.

örneğin, sınıf:
- hindistan'da alt kasta söylenen, hakaret kabul edilen kelimeler yasaklandıktan sonra, bu kelimelerin kullanımında inanılmaz bir yükseliş görülmüştür. çünkü hükümet tarafından yasaklanmış, ve bu kelimeler halk arasında bir silah haline gelmiştir. yani dil, tahribata uğradığında kendini düzeltmenin bir yolunu bulur.

örneğin, yönetim:
- çin halk cumhuriyetinde, winnie the pooh yasaklanmıştır, çünkü devlet başkanına benzemektedir. bununla alakalı konuşmanız, ceza almanıza ve sosyal kredinizin düşmesine sebep olur.

siz bir sözü sevmiyorsunuz; duyunca kalbiniz kırılıyor, alınıyorsunuz diye, insanların konuşmasını yasa yoluyla engellemek, bugün çoğu insanın kınadığı faşizmin kullanıldığı yönetimlerde yapılacak bir şeydir.

insanlar ne olursa olsun, her şeyi söyleyebilmelidir. bu özgürlüğün olmadığı yerde, düşünceler sınırlanır ve halk geriler. (bkz: türkiye)
lütfen, "senin özgürlüğün, başkasınınkinin başladığı yerde biter" gibi ilkokul önermeleri ile savunma yapmayın.
devamını gör...

doğuştan sahip olduğumuz bir haktır.
her insanın yaptıkları şeyler aşağı yukarı bellidir. ama bunu ulu orta yapmayı istememek bir haktır.
evde nasıl perdeleri kapatıyor; yemek yiyor, uyuyor, her ne yapıyorsak insanların görmesini istemiyorsak dijital dünyaya da kendimizi açmamak bir tercih olmak zorundadır. dayatma kabul edilemez.
devamını gör...

iki kadın bir erkekten oluşan bir aile grubu. bir de ben. bir otobüs durağındayız. üçlü ben yaşlarda. kardeş/kuzen bir şey. gürültülü bir grup değiller. kendi aralarında havadan sudan konuşuyorlar, ben de telefonumla ilgileniyorum.

önümüzden insanlar gelip geçiyor. ben ve erkek oturuyoruz, kadınlar ayakta. yaşça daha küçük olan kadın telefonuna bakıyor arada, nispeten daha sessiz. öbür kadınla erkek sohbet ediyorlar. kadın bir sessizliğin ardından gruba "farkında mısınız, bu sene kısa etek, şort giyen kız sayısı çok arttı." diyor. erkek onaylıyor; "evet evet." duyuyorum, tepki vermiyorum. kadın devam ediyor; "hayır önceden böyle değildi, pandemi mi açtı saçtı böyle insanları anlamıyorum, nereye baksam kıç." sessiz kadın kahkaha atıyor telefonundan kafasını kaldırmadan. erkek bana bir yan bakış atıyor. kafamı kaldırıyorum, erkeğe bakmıyorum. kadına, direkt yüzüne bakıyorum. kadın bakışımı fark etmiyor, arkasına dönüyor, yola bakıyor. telefonuma dönüyorum tekrar. tartışmak için enerjim yok. ama kadının şort giydiğimi fark edip etmediğini merak etmekten de kendimi alamıyorum. telefonuyla ilgilenen kadın konuşuyor bu defa önümüzden geçen bir kadını kast ederek "al bak, bir tane daha." artık dayanamıyorum "ne bir tane daha?" bakışlar bana dönüyor. grubun baskın karakteri olduğu belli, istatistikçi kadın "pardon?" diyor. "size ne insanların ne giydiğinden." diyorum sakin bir ses tonuyla. kadın bir şeyler söylediyse de anlaşılmıyor, çünkü erkek lafa giriyor; "hanımefendi biz sizi kast etmedik." kimi kastettiklerini soruyorum. kadın yine erkek konuştuğu için kendi cümlesini bile tamamlamıyor ve erkek sonunda "biz öylesine, sokaktan geçen insanlarla ilgili sohbet ediyoruz."

bu konuşma tabi ki tarafların asla birbirini anlayamayacağı bir düzlemde devam etti ve nihayetlendi. benim dolmuşum geldi ve bindim. neyse ki...

yazma sebebim bu diyalogu aktarmak değil. kişilerin başka insanların kılık kıyafeti ile ilgili yorum yapma haddini kendilerinde bulmaları da değil. bahsetmek istediğim şey şu; orada onlarla bekliyor olmam bizi küçük bir grup yaptı. insan çok, çok, çok garip bir canlı. sosyalliğimiz, etkileşim bağımlılığımız ve birlikte hareket etme içgüdümüz o kadar baskın ki evet bu bizi evrimleştirmiş ancak gerçekten zekamızı da duygu durumumuzu da çok net olumsuz yönde etkilemiş. tamamen rastlantısal şekilde yakın koordinatlarda doğan insanların gezegeni savaş alanına çevirmek pahasına birbirlerine çok kusurlu şekilde bağlanmasına falan sebebiyet veren mevzunun küçük ölçekli hali tam olarak o dolmuş durağında bugün deneyimlediğim şey. yahu kısa şort, etek giyen ama senin yanında oturmayan kadın hakkında atıp tutarken, sadece ben senin yanında oturuyorum diye beni kapsam dışında bırakıyor olmanın nasıl bir açıklaması olabilir? bu nasıl çarpık, nasıl yanlış, nasıl saçma bir dürtüdür?

düşündüm dolmuşta. kadın muhtemelen benim şortlu olduğumu fark etmemişti bu cümleyi ederken. adam farkındaydı, onaylarken de, sonrasında da. beni, ne tepki vereceğim diye yoklarken de kafasında netlemişti bizim küçük grupluğumuzu. ses etmeyebilirdim ama edersem de sorun değildi. cevap hazırdı, biz sizi kastetmedik. çünkü niye edelim? siz de bizim yanımızdasınız. siz de bizden birisiniz...

biz yan yanaydık, birlikteydik ve bir de bizim dışımızda kalanlar vardı. onlar hakkında "biz" bir olarak istediğimizi konuşabilirdik. çünkü "kendimizi bir topluluğa ait hissetmemiz" gerekiyor. o topluluğun davranışlarına da toleransımız default bir şekilde tanımlı olmalı. sosyal kabul ancak böyle edinilir(!) aksi, bizi uyumsuz, problemli biri yapıyor toplum içinde. sadece toplum değil, biz de kendimizden rahatsız oluyoruz. sorgusuz sualsiz bir kabulleniş. sahip olduğumuz ailede, çalıştığımız iş yerinde aykırı özelliklerimiz olsa da bir bütünün içindeyiz. mikro milliyetçilik semtçilikten başlıyor düşünsene. komşu sitelerin çocukları falan dövüşüyorlar aralarında sebepsiz yere. daha bunun ili, ülkesi... oho...

seneler var bu konuda okuma yapmayalı, düşünmeyeli. ama şurası çok net, türümüzün sosyal etkileşim, iletişim bağımlılığı, aidiyet duygumuzu çok olumsuz yönde kurgulamamıza sebep oluyor, bunun da bakış açımız üzerinde (eşitlik, adalet, önyargı vb çok kritik konularda) müthiş negatif bir etkisi var.

insan çok garip evet. ama ben zeki olduğunu falan da kabul etmiyorum genel olarak. alet oymakla, ateşi gıda pişirmek için falan kullanmakla olmamış o işler. görüyoruz. tekil, bireysel, salt yaşam ve yaşam gereklerini düşünen canlılara bakın bir, bir de bize. kim daha zeki? kim daha yararlı? kim daha "insan"?
devamını gör...

14 şubat 2021 kafa store indirimi sonrası bu indirimden önce storeden alışveriş yapan yazarın feryadı olabilecek niteliktedir. "indirimi geriye doğru işlet harcadığımız karma puanlarındaki farkı geri ver" demek istemektedir.
devamını gör...

allahın elçisi olduğunu ve allah'ın kendisini tuttuğunu iddia ediyor.
okumalarıma göre bir kaç güne kendisini peygamber ilan edecektir.

allahın desteğini almış bir bireyin, kendisi için gönderilmiş görevlilerden müsade istemesi ya da biraz zaman istemesi çok komik.
siyasetten ve söylemlerden din çekildiği gün rahata ereceğiz.

ekleme: thodex faruk ve içşşşleri bakanının ilişkini yeni bir bilgi değil, yine ıskaladın sedat.

kitap tavsiyeleri ile aydınlanmış bir kesim varmış, aydınlanmayın arkadaşım. bu adam okumuş, okumuş da öne sürdüğü fikir modern turancılık.*
sen strateji kitapları oku ve sonra görevlendirilmiş memurlardan zaman iste, tamam kardeş, olduğun ülkede kur modern turancılığını, isteyen gitsin oraya. yallah turan'a.....
devamını gör...

evett. hatta şu an demliyorum.

bu aralar her şey seni de bunaltıyor muu??
devamını gör...

bazı kısaltmalar var. bir yerde görünce beni sinir hastası ediyorlar. efso*, müq* gibi.
kelimeleri düzgün bir şekilde ifade etmek çok önemli. z kuşağı olmama rağmen bu durum beni de çok rahatsız ediyor. lütfen kullanmayın, kullandırtmayın.*
devamını gör...

tamam! hepimiz delireceğiz, orası kesin.
albert camus
devamını gör...

yat zıbar yemeği yemektir.
devamını gör...

olmayan vicdandır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aşırı heyecan ve şaşkınlık. gidiyor olmamın hüznü.
devamını gör...

oy, sevmişem ben seni!

-------------------------------------
uy havar / ahmet arif

/ içerenköy, 3'lü koltuk, 2015
devamını gör...

'kadın kadar taş düşsün başınıza' dediğim başlıklardır.
devamını gör...

merhabalar, mutlu günler olsun herkese...

biz bugün yaşamak'tan bahsedeceğiz sayın dinleyen…

"yaşamak" demiş şair "bir ağaç gibi tek ve hür,
ve bir orman gibi kardeşçesine..."

yaşıyoruz yaşıyoruz da hayat mı orijinal değil kader mi çin malı anlamadık...

peki sen sayın yazar?
katıl bize konuşalım her nerede yaşıyor ya da yaşatılıyorsan *

hüzün candır ile beraber hazırladığımız ve yaşamak üzerine konuşacağımız ama kafamız nasıl güzel radyo programı saat 23’te sözlük radyoda!

buluşmak üzere efenim...
devamını gör...

" insafsızlık karşısında iyi kalabilmek incelik ister. "
devamını gör...

kim bilir gün içinde kaç insan yanımızdan geçip gidiyor kafa dengi diyebileceğimiz. günümüzde yeni insanlarla tanışmanın çoğunlukla arkadaş ortamı ve sosyal medyadan olduğunu var sayarsak bu iş biraz zor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim