sözlükte sıkça bulunmalarını istediğim insanlardır. biraz pozitif enerji yaysınlar.
zaten gerçek hayatta bıkmış vaziyetteyim. ben ve bir çok kişi.
devamını gör...

bu şarkıyı kendime armağan ediyorum*
devamını gör...

entelmişiz haberimiz yokmuş, pehhh.
devamını gör...

akademisyen olmak.
devamını gör...

ülkemiz için "adalet" kavramıdır.
devamını gör...

yo, yo yo, 148-3 to the 3 to the 6 to the 9, representing the abq, what up biatch? leave it at the tone
devamını gör...

“içimde bir şeyler haklıydı ve bunu sadece içimdeki diğer ben biliyordu...”

dünya edebiyat tarihine yazdığı kitaplar ile damga vurmuş bir isim;
“stephan zweig”

28 kasım 1881’de viyana doğmuştur. 1934 yılında adolf hitler ve nazi ideolojisinin iktidara gelmesi sonrası viyana’yı terk etmişti. önce ingiltere ardından abd’ye giden zweig, 22 şubat 1942’de hayatına son verdiği brezilya’ya yerleşmişti.

“amok koşucusu”, “yürek çöküntüsü” gibi birçok kitabı türkçe’ye de çevrilen zweig’ın, karısı lotte ile intiharına, hitler’in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra, kendi dünyasının asla bir daha varolmayacağı düşüncesi neden olmuştu.

eminim bir çoğunuz hayat hikayesini biliyordur. biz gelin, intihar mektubuna bakalım ve bir değerlendirme yapmaya çalışalım.


zweig, karısı lotte ile birlikte, geride bir not bırakarak intihar etti. (çevirisi ve orjinalini aşağıya ekliyorum) almanca el yazısıyla yazdığı not ise, ölümünden 70 yıl sonra israil ulusal kütüphanesi tarafından yayınlandı. intihar mektubunu bir doktorun, 1960 yılında brezilyalı bir polis memurundan aldığı ve kütüphaneye verildiği söylenir ki, (kütüphanenin açıklamasıdır.) açıkcası bu hikaye bana pek inandırıcı gelmemiştir. nedeni ise bana göre mossad’dır. konudan çok uzaklaşmak istemiyorum. ileride ikinci dünya savaşı sonrası mossad’ın nazi avı ve yahudi eserleri hakkında yazmak isterim ve bu konuyada değinirim.

gelelim mektuba;
kendi el yazısıyla yazdığı mektup, o kadar nahif bir dil ile yazılmıştır ki, artık almanca konuşulan hiç bir ülkede bu dili göremezsiniz. ben almanca bilmeme rağmen okumada zorluk çektim. aslında sadece bu bile, dillerin nasıl erozyona uğradığını, insanların gün geçtikce nasıl yozlaştığının tek başına kanıtıdır. (zweig mektubunda, anadilinin yok olduğunu görmenin üzüntüsünden bahseder)

aslında biz bunu daha acı yaşıyoruz, çünkü artık türkçe bence can çekişiyor. halkın kullandığı günlük kelime sayısı yüze kadar düşmüş durumda. derdini bile anlatacak kadar kendi dilini bilememek. pisa sıralamasında bu durum net olarak ortadadır. az okuyoruz ve daha da önemlisi yazmıyoruz. maymun zekası ile yapılmış tv dizileri, seviyesi belaltından yukarı çıkmayan sosyal medya, hakaret etmeyi siyaset sanan “şahsımlar” vs...

oysa ki bir toplumu ayakta tutan, edebiyatıdır, şairidir, yazarıdır. tankı topu değil! bunun için öncelikle kendi dilinize ihanet etmeyin. ve bir yabancı dil mutlaka öğrenin. ancak diliniz geliştikce, siz gelişirsiniz. toplum bu şekilde değişir. cehaleti yenmenin başka yoluda yoktur.



mektubun çevirisi;

“özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. bütün dostlarımı selamlarım! hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”

orjinali;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

akıllı kişi. buradan nasıl faydalanması gerektiğini biliyorsa tabii...

bunu yapacak olsam izleyeceğim yol şu olur:
diyelim ki x konu hakkında ödev, tez falan yazacağım. konu hakkında burada birisi bir şeyler yazmış. onu buradan olduğu gibi alıp yapıştıracak değilim. içindekileri okurum. zaten bildiğim kısımlar varsa teyit etmeme gerek yoktur, farklı kaynaklardan onları bulurum. ilk kez duyduğum bir şeye değinmişse işin özellikle o kısmını araştırırım sadece. teyit edebilirsem güvenilir kaynaklardan, onu da yazarım ödeve. sonuçta burada herkes, sanıldığı gibi sağdan soldan kopyala yapıştır yapmıyor. mesleğin içinden olup kendi deneyimlerini ve bilgilerini yazan birçok insan var. bunu değerlendirmek akıllı insan işidir.

yani işin özeti, burada yazılanları ipucu gibi kullanır, hakkında iz sürüp teyit edebildiklerimi gerçek kaynaklardan alıntılarım.
devamını gör...

harder, better, faster.
sound müziğe de el atarsam çok kazanacağım bir işletme olurdu. ama ticari zekam yok maalesef. *
devamını gör...

günümüzde vefa artık bir semt ismi.
devamını gör...

"sustu. konuşmak gereksizdi. bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. biliyordu; anlamazlardı."
(aylak adam/ yusuf atılgan)
devamını gör...

sevgisizligi dibine kadar yaşadım .
devamını gör...

huzur verir.
devamını gör...

bir brenda lozano kitabıdır.

eğer yazı yazmak sizin için bir tutku haline gelmişse hayatınıza bazı ritüeller ve yepyeni alışkanlıklar ve hatta takıntılar da girer. uzun zamandır yazı yazan ve çok sadık takıntılara sahip olan bir insan olarak öykü yazarken asla pilot v5 dışında kalem kullanamam. daha yaygın bir takıntı ise kullanılacak defterdir. ve yazı yazan herkes bilir ki her yazarın ideal defteri vardır.

işte okuyacağınız bu roman kitabın anlatıcısının anekdotlar şeklinde yazdığı bekleme anılarının biriktiği ideal bir defterdir. annesinin ölümü üzerine ispanya'ya gitmiş olan sevgilisinin dönüşünü bekleyen anlatıcı bu bekleyiş sürecini akıcı ve eğlenceli bir anlatımla okuyucusuna aktarır.

kitap bir dönüşüm çabasıdır ve bu çaba farklı bir şekilde de olsa sonuç verecektir. belki yazar kırlangıca dönüşmez ama öykü bambaşka bir şeye evrilir.

ayrıca öykü başlıyor mu bitiyor mu? uzuyor mu kısalıyor mu? yoruyor mu dinlendiriyor mu? anlatıyor mu dinliyor mu? asla bilemeyiz. peki bu merdiven iniyor mu çıkıyor mu? her cüce şık olmak zorunda mıdır?

ideal bir defter her zaman okunmaya değerdir.
devamını gör...

barış manço-gülpembe.
devamını gör...

amerikan rock müzik grubu. grup şu anda vokalist/gitarist jim james, basçı tom blankenship, davulcu patrick hallahan, gitarist carl broemel ve klavyeci bo koster'dan oluşmaktadır.
dinleyince müslüm gürses fanları gibi jilet atanlara dönüştürebilecek dondante ve touch me ı'm going to scream, pt. 2 gibi şaheserleri vardır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türk sanat müziği türk kültürüne has, osmanlı müzikçilerinin birikimi olan makamsal bir müziktir. bana göre klasik türk müziğini en güzel icra eden gerek karakteri, gerek büyüleyici sesi ile sanat güneşimiz (bkz: zeki müren)'dir. ayrıca mutlaka dinlenilmesi gereken türk sanat müziği albümü ise (bkz: tarkan)'dan ahde vefa albümü'dür.
devamını gör...

bir anda uykum gelir. herkesten uzaklaşıp tek başıma uzuuunca uyumak isterim. sonra tek başımaysam titreme gelir, eğer kalabalık bir ortamdaysam ellerim buz gibi olur. hatta morardikları bile olur.
devamını gör...

satranç oynamak için en uygun internet sitesi. gerek verdiği seçenekler, gerek aktif kullanıcı sayısı bakımından olsun, diğer bütün seçeneklerden ilerde.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim