albus dumbledore (yazar)
süper tanımları olan yeni yazarımız. bugün başlıklarda sıkça karşılaştım tanımlarıyla. takibe alınası çok iyi bir yazar.
devamını gör...
alttaki yazara sor
-22 marttan beri. yaklaşık 2 aydır.
neden yorgunsun?
neden yorgunsun?
devamını gör...
dorothy hodgkin
x ışını yardımıyla karmaşık biyolojik moleküllerin yapılarını incelemeye yarayan kristalografi yönteminin geliştiricisi, nobel ödüllü ingiliz biyokimyacı.
bugün dahi aynı şekliyle uygulanmakta olan x ışını kristalografisini kullanarak 1946 yılında penisilinin molekül yapısını tayin ederek antibiyotik tedavisinin önünü açmıştır. 1969 yılına gelindiğindeyse keşfettiği bu yöntem sayesinde insülin proteininin yapısını harita gibi ortaya sermiştir. sonrasında diyabetin tanı ve tedavisinde çığır açacak keşiflerin hazırlayıcısı olmuştur.
bugün dahi aynı şekliyle uygulanmakta olan x ışını kristalografisini kullanarak 1946 yılında penisilinin molekül yapısını tayin ederek antibiyotik tedavisinin önünü açmıştır. 1969 yılına gelindiğindeyse keşfettiği bu yöntem sayesinde insülin proteininin yapısını harita gibi ortaya sermiştir. sonrasında diyabetin tanı ve tedavisinde çığır açacak keşiflerin hazırlayıcısı olmuştur.
devamını gör...
nikola tesla
hakkında anlatılan doğrularla uydurulan efsaneler birbirine karışmış, oldukça farklı çalışan bir kafaya sahip, ilginç bir hayat hikâyesinin baş kahramanı, tanıdığım en zeki bilim insanlarından biri ve hayran olduğum tek bilim insanı.
tabi ki bilim insanlarının tamamına saygım var. biri olmasa zincirin halkası eksik olur, diğerleri onun çalışmalarından faydalanarak işleri 1 adım öteye götüremez. fakat tesla'nın yeri benim için bambaşka.
tesla küçükken, yaşadığı kasabada annesi "küçük ev aletleri mucidi" olarak bilinen bir kadındı. büyük ihtimalle zekâsını annesinden almış olmalı. tesla'yı ilginç bir şekilde yetiştirmiş annesi. örneğin yemekte patates varsa, patatesleri küp şekilde keser ve yemeğe başlamadan önce küçük nikola'dan bunların hacmini yaklaşık olarak tahmin etmesini istermiş. matematik ve geometri konularında buna benzer ufak egzersizler yaptırırmış ona sık sık.
babası, ailedeki tüm diğer erkekler gibi klasik bir meslek seçmiş; bir din adamıymış. ailede erkekler ya din adamı ya da askermiş genel olarak. ancak tesla küçüklüğünden beri bir mühendis olmanın hayalini kurarmış hep.
5 yaşındayken, abisinin bir kaza sonucu ölmesi üzerine bundan çok etkilenen tesla, hayatı boyunca bu travmanın izlerini taşımış. hatta ölümüne yakın zamanlarda abisini ve ölmüş başka sevdiklerini kanlı canlı şekilde karşısında gördüğünü ve onlarla konuştuğunu söylemiş hep.
***
yanlış hatırlamıyorsam 17 yaşındayken bir hastalığa yakalanır tesla. doktorlar kendisinden umudu keser. bir gün hasta yatağında babasıyla konuşurken "mühendis olmama izin verirseniz belki de iyileşebilirim" der. babası artık bunu oğlunun son arzusu olarak görür ve onu kırmamak için bu teklife tamam der. tesla bunu duyduğu andan itibaren, doktorları da hayrete düşürecek şekilde iyileşir ve bugün bildiğimiz gibi iyi bir mühendisliğin ve mucitliğin ilk adımlarını atarak, dönemin en iyi okullarından birine başlar. iyileşmesinde, dönemin meşhur yazarı mark twain'in kitaplarının büyük etkisi olduğunu söyler. zaten ilerleyen yıllarda tanışıp dost olmuşlardır.
***
okuldayken, alternatif akım motoru ile ilgili bir hayalini sınıfta anlatır. öğretmeni "bay tesla iyi bir genç ama korkarım ki bu hayalini asla gerçekleştiremeyecek" der. gerçekleştirdikten sonra motoru ilgili kalabalıklara tanıttığı gün izleyenler arasında bu öğretmeni de vardır.
***
mezun olduktan sonra bir miktar avrupa'da şurada burada "çalışmaya çalıştıktan" sonra beş parasız olarak amerika'ya gitmeye karar verir. cebinde birkaç sent ve bir referans mektubu dışında hiçbir şeyi yoktur. bir süre amelelik gibi birtakım işler yapıp bir miktar para kazandıktan sonra thomas alva edison'un yanına gider ve mektubu verir. mektupta "dünyada iki tane mükemmel adam tanıyorum. biri sensin, biri de bu yazıyı sana getiren adam" yazmaktadır. edison biraz kıskandı mı bilinmez ama o sıralarda mucidi olduğu doğru akım nedeniyle başına bela olan dertlerden biriyle uğraşmaktadır ve bu işi çözme konusunu tesla'ya havale ederek onu başından savar. karşılığında da 50 bin dolar vadeder.
edison'un hiç de ummadığı bir hızla tesla işi halleder ve "nerede param?" temalı bir konuşma yapar. edison "buralarda böyle espriler sık yapılır. sen yenisin, espriyi anlamadın" gibisinden bir içerikle karşılık vererek parayı vermeyi reddeder. bunun üzerine tesla her şeyini toplayıp oradan ayrılır ve aralarında bitmek bilmeyen akımlar savaşı başlar.
edison, alternatif akımı kötülemek için hayvanlara elektrik vermek gibi rezil işler yapar. amacı tesla'yı ve alternatif akımı halkın gözünden düşürmek ve bu akımın çok tehlikeli olduğunu göstermektir. ancak alternatif akım o kadar güzel aydınlatma sağlamaktadır ki kimse ondan kolay kolay vazgeçmez. üstelik tesla elektrik ile öylesine oynamaktadır ki, gösterilerinde çarpılmadığını gören insanlar onu hayranlıkla izlemektedir.
***
lafı uzatmayayım daha fazla, yeterince uzattım zaten. tesla psikolojik olarak biraz problemli bir adamdır. bilmem kaç oda uzaktaki komşu evin saatinin tiktaklarından uyuyamayan, 3 ve katları dışındaki sayılarda olan hiçbir şeyi kullanmayan, ölü yakınlarıyla konuşan, yaşamının sonlarına doğru güvercinlerle takılmaya başlayan... ama aynı zamanda öyle güzel bir zihin yapısı, öyle harika çalışan bir beyni vardır ki parmak ısırtır. örneğin normal bir bilim insanının kağıt üzerinde hesap kitap yapıp çizerek sonra çalıştırmayı denediği projeleri o kağıt kullanmadan kafasının içinde hazırlar ve çalıştırır. integral hesaplarını kafasından yaptığı için hocaları onun sahtekâr olduğunu bile düşünürmüş okul yıllarında.
***
2 güzel sözüyle ve bir kitap tavsiyesi ile bitireyim yazıyı. kitap nikola tesla: bir dahinin biyografisi adını taşıyor. yazarı marc seifer. oldukça kapsamlı araştırmalar sonucu yazılmış bir kitap.
***
uzun yıllar radyonun mucidi zannedilen guglielmo marconi aslında tesla'nın icatlarını kullanarak geliştirmiştir radyoyu. tesla'nın ölümünden daha sonraki bir tarihte amerikan patent enstitüsü, radyonun mucidini tesla olarak onaylamıştır. bu konu hakkında kendisine "marconi sizin icatlarınızı kullanarak bir şeyler geliştiriyor. bu konu hakkında yorumunuz nedir?" diye sorduklarında verdiği cevap oldukça alçak gönüllücedir: "marconi iyi bir çocuk. bırakın kullansın."
genel olarak icat çalanlar için söylediği şu söz ise oldukça manidardır: "benim fikirlerimi çaldıklarına üzülmüyorum. kendi fikirleri olmamasına üzülüyorum."
***
amerika'ya yolu düşen ve bu konulara ilgisi olan varsa, kaldığı ve öldüğü mekân olan new yorker oteli'nin 3327 (yine 3'ün katı tabi ki) numaralı odayı, tesla müzesi olarak korunmuş şekilde ziyaret edebilirler.
tabi ki bilim insanlarının tamamına saygım var. biri olmasa zincirin halkası eksik olur, diğerleri onun çalışmalarından faydalanarak işleri 1 adım öteye götüremez. fakat tesla'nın yeri benim için bambaşka.
tesla küçükken, yaşadığı kasabada annesi "küçük ev aletleri mucidi" olarak bilinen bir kadındı. büyük ihtimalle zekâsını annesinden almış olmalı. tesla'yı ilginç bir şekilde yetiştirmiş annesi. örneğin yemekte patates varsa, patatesleri küp şekilde keser ve yemeğe başlamadan önce küçük nikola'dan bunların hacmini yaklaşık olarak tahmin etmesini istermiş. matematik ve geometri konularında buna benzer ufak egzersizler yaptırırmış ona sık sık.
babası, ailedeki tüm diğer erkekler gibi klasik bir meslek seçmiş; bir din adamıymış. ailede erkekler ya din adamı ya da askermiş genel olarak. ancak tesla küçüklüğünden beri bir mühendis olmanın hayalini kurarmış hep.
5 yaşındayken, abisinin bir kaza sonucu ölmesi üzerine bundan çok etkilenen tesla, hayatı boyunca bu travmanın izlerini taşımış. hatta ölümüne yakın zamanlarda abisini ve ölmüş başka sevdiklerini kanlı canlı şekilde karşısında gördüğünü ve onlarla konuştuğunu söylemiş hep.
***
yanlış hatırlamıyorsam 17 yaşındayken bir hastalığa yakalanır tesla. doktorlar kendisinden umudu keser. bir gün hasta yatağında babasıyla konuşurken "mühendis olmama izin verirseniz belki de iyileşebilirim" der. babası artık bunu oğlunun son arzusu olarak görür ve onu kırmamak için bu teklife tamam der. tesla bunu duyduğu andan itibaren, doktorları da hayrete düşürecek şekilde iyileşir ve bugün bildiğimiz gibi iyi bir mühendisliğin ve mucitliğin ilk adımlarını atarak, dönemin en iyi okullarından birine başlar. iyileşmesinde, dönemin meşhur yazarı mark twain'in kitaplarının büyük etkisi olduğunu söyler. zaten ilerleyen yıllarda tanışıp dost olmuşlardır.
***
okuldayken, alternatif akım motoru ile ilgili bir hayalini sınıfta anlatır. öğretmeni "bay tesla iyi bir genç ama korkarım ki bu hayalini asla gerçekleştiremeyecek" der. gerçekleştirdikten sonra motoru ilgili kalabalıklara tanıttığı gün izleyenler arasında bu öğretmeni de vardır.
***
mezun olduktan sonra bir miktar avrupa'da şurada burada "çalışmaya çalıştıktan" sonra beş parasız olarak amerika'ya gitmeye karar verir. cebinde birkaç sent ve bir referans mektubu dışında hiçbir şeyi yoktur. bir süre amelelik gibi birtakım işler yapıp bir miktar para kazandıktan sonra thomas alva edison'un yanına gider ve mektubu verir. mektupta "dünyada iki tane mükemmel adam tanıyorum. biri sensin, biri de bu yazıyı sana getiren adam" yazmaktadır. edison biraz kıskandı mı bilinmez ama o sıralarda mucidi olduğu doğru akım nedeniyle başına bela olan dertlerden biriyle uğraşmaktadır ve bu işi çözme konusunu tesla'ya havale ederek onu başından savar. karşılığında da 50 bin dolar vadeder.
edison'un hiç de ummadığı bir hızla tesla işi halleder ve "nerede param?" temalı bir konuşma yapar. edison "buralarda böyle espriler sık yapılır. sen yenisin, espriyi anlamadın" gibisinden bir içerikle karşılık vererek parayı vermeyi reddeder. bunun üzerine tesla her şeyini toplayıp oradan ayrılır ve aralarında bitmek bilmeyen akımlar savaşı başlar.
edison, alternatif akımı kötülemek için hayvanlara elektrik vermek gibi rezil işler yapar. amacı tesla'yı ve alternatif akımı halkın gözünden düşürmek ve bu akımın çok tehlikeli olduğunu göstermektir. ancak alternatif akım o kadar güzel aydınlatma sağlamaktadır ki kimse ondan kolay kolay vazgeçmez. üstelik tesla elektrik ile öylesine oynamaktadır ki, gösterilerinde çarpılmadığını gören insanlar onu hayranlıkla izlemektedir.
***
lafı uzatmayayım daha fazla, yeterince uzattım zaten. tesla psikolojik olarak biraz problemli bir adamdır. bilmem kaç oda uzaktaki komşu evin saatinin tiktaklarından uyuyamayan, 3 ve katları dışındaki sayılarda olan hiçbir şeyi kullanmayan, ölü yakınlarıyla konuşan, yaşamının sonlarına doğru güvercinlerle takılmaya başlayan... ama aynı zamanda öyle güzel bir zihin yapısı, öyle harika çalışan bir beyni vardır ki parmak ısırtır. örneğin normal bir bilim insanının kağıt üzerinde hesap kitap yapıp çizerek sonra çalıştırmayı denediği projeleri o kağıt kullanmadan kafasının içinde hazırlar ve çalıştırır. integral hesaplarını kafasından yaptığı için hocaları onun sahtekâr olduğunu bile düşünürmüş okul yıllarında.
***
2 güzel sözüyle ve bir kitap tavsiyesi ile bitireyim yazıyı. kitap nikola tesla: bir dahinin biyografisi adını taşıyor. yazarı marc seifer. oldukça kapsamlı araştırmalar sonucu yazılmış bir kitap.
***
uzun yıllar radyonun mucidi zannedilen guglielmo marconi aslında tesla'nın icatlarını kullanarak geliştirmiştir radyoyu. tesla'nın ölümünden daha sonraki bir tarihte amerikan patent enstitüsü, radyonun mucidini tesla olarak onaylamıştır. bu konu hakkında kendisine "marconi sizin icatlarınızı kullanarak bir şeyler geliştiriyor. bu konu hakkında yorumunuz nedir?" diye sorduklarında verdiği cevap oldukça alçak gönüllücedir: "marconi iyi bir çocuk. bırakın kullansın."
genel olarak icat çalanlar için söylediği şu söz ise oldukça manidardır: "benim fikirlerimi çaldıklarına üzülmüyorum. kendi fikirleri olmamasına üzülüyorum."
***
amerika'ya yolu düşen ve bu konulara ilgisi olan varsa, kaldığı ve öldüğü mekân olan new yorker oteli'nin 3327 (yine 3'ün katı tabi ki) numaralı odayı, tesla müzesi olarak korunmuş şekilde ziyaret edebilirler.
devamını gör...
çaylak yazarların yakasından düşülsün kampanyası
akışta takılan bir birey olduğumdan dakikada 2 tane çaylak yazarların omuzlarını pat patlayıp 'daha büyüyecek amcası' tavrında, 3 tane de 'çaylaklardan nefret ediyorum abiiee' minvalinde başlık gördüğüm için başlattığım kampanyamsı başlıktır, düşün şu çaylak yazarların yakasından be
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
pericles gibi geldiğim bu şehri, yeni yaralarla, zırhım eski bir kumaş gibi dökülmüş halde terkediyorum. bazı yenilgiler, büyük zaferlerin o kadar da büyük olmadığını farkettiğinde başlıyor. edebiyata sığınıyorum, kan kaybeder gibi kelime kaybederken bile. tek bir yerinde bile bir savaş kaybetmediğim bu şehri, delik deşik bir halde geride bırakıyorum. ilk adımımda yüzüme vuran aydınlık şimdi son kez sırtıma vuruyor, gölgemi şehrin dışına taşırarak. hasbelkader ayaktayım, göğsümde bunca yara varken, hasbelkader ayaktayım muhtemel. bir dolu kurşundandır yüreğim. bütün dünya benim varsayıp merdivenlerini geçtiğim bu şehirden, ufak bir toz tanesi olduğumun bilincinde dönüyorum. zaferlerden yoksun koca bir hayata, bir mağlubiyet daha ekleyip dönüyorum sırtımı .
...ve bilmiyorum, insanlar savaşları nasıl kazanır, hiç bilmiyorum. yorgun argın, ayakta duramayacak kadar yara içindeyken hangi mücadeleden galip çıkar insan, bilmiyorum. bilmiyorum, bunca umutsuzluğa rağmen ayakta kalmanın ne kazandırdığını. çürüyorum, içten içe . koca bir yükü sırtımda taşımaktan darmadağın halim. hiç sevilmiyor oluşum bir nişan gibi zırhıma iliştirilmiş, pericles gibi girdiğim bu şehri, akhilleus'dan bin beter terk ediyorum. yorgunum, bulduğum ilk bedenin üzerine yığılıp kalacak kadar. cümleler silikleşiyor, kafamın içi yangın yeri. içimde bir şey öldü , biliyorum. ölmez sandığım bir şeyin, cesedini yakıyorum içimde. ben, bugün ilk kez bir tanrıya yalvarmanın hayalini taşıyorum bir meşale gibi. arkamda bir şehir var, içinde kendimi de yakmak istediğim. bir çok uzvum eksik, yine de sürünmeden terk ediyorum. biraz daha yaşamak için kaçtığım ne tür zarar varsa, içinde buluyorum kendimi artık, yaşama bir parça inanç gösterecek cürreti bulamadığımdan. içten içe ölüyorum ve biliyorum ben öldükten sonra kimse bir kitap gibi beni okuyamayacak.
yaşım 27, sylvia plath'i gereğinden daha erken anladım.
tüm maruzatım budur.
...ve bilmiyorum, insanlar savaşları nasıl kazanır, hiç bilmiyorum. yorgun argın, ayakta duramayacak kadar yara içindeyken hangi mücadeleden galip çıkar insan, bilmiyorum. bilmiyorum, bunca umutsuzluğa rağmen ayakta kalmanın ne kazandırdığını. çürüyorum, içten içe . koca bir yükü sırtımda taşımaktan darmadağın halim. hiç sevilmiyor oluşum bir nişan gibi zırhıma iliştirilmiş, pericles gibi girdiğim bu şehri, akhilleus'dan bin beter terk ediyorum. yorgunum, bulduğum ilk bedenin üzerine yığılıp kalacak kadar. cümleler silikleşiyor, kafamın içi yangın yeri. içimde bir şey öldü , biliyorum. ölmez sandığım bir şeyin, cesedini yakıyorum içimde. ben, bugün ilk kez bir tanrıya yalvarmanın hayalini taşıyorum bir meşale gibi. arkamda bir şehir var, içinde kendimi de yakmak istediğim. bir çok uzvum eksik, yine de sürünmeden terk ediyorum. biraz daha yaşamak için kaçtığım ne tür zarar varsa, içinde buluyorum kendimi artık, yaşama bir parça inanç gösterecek cürreti bulamadığımdan. içten içe ölüyorum ve biliyorum ben öldükten sonra kimse bir kitap gibi beni okuyamayacak.
yaşım 27, sylvia plath'i gereğinden daha erken anladım.
tüm maruzatım budur.
devamını gör...
sahip olamadığı mesleği küçümsemek
her meslek değerlidir ve hiç bir meslek küçümsenemez çünkü her meslek toplumsal yaşamda hayati öneme sahiptir. bu hemen hemen her ülkede var ancak geri kalmış ülkelerde doktor ya da avukat değilseniz karşılaştırmada ilk eksi puanı alırsınız. ardından yüksek maaşlı mesleklerle gelir.
düşünün ki o ülkede bir tane bile muslukçu, elektrik tamircisi, temizlikçi, memur, öğretmen, eczane kalfası , sağlık teknisyeni, sanatçı, boyacı, terzi, tekstil çalışanı, arşivci, kuaför, hademe, hamal vb. yok. ne yapacaksınız merak ediyorum. doktor , avukat bey bizim çocuğa bir ders mi ver diyeceksiniz.
türkiye'de öğretmenler dahil pek çok meslek grubu fakirlik standardının altında para alıyor. devlet memurları garantileri olsa bile bu garantinin karşılığını daha az maaşa razı olarak ödüyorlar. hangi meslek grubu olursa olsun öncelikle tüm çalışanların onurlu bir yaşam sürebilecek standartta para alması gerekir. almazlarsa ne olur zaten ortada. yolsuzluk olur, işler yarım yamalak yapılır, acaba kirayı nasıl ödeyeceğim, çocuğun masraflarını bu ay nasıl karşılayacağım diye düşünen insan verimli olmaz. sonra eğitim sistemi kötü, devlet memurları adam gibi çalışmıyor, hemşire iğneyi ok atar gibi sapladı diye yakınırsınız.
meslek gruplarını küçümseyen insanlar, toplumlar içinde kıvrandıkları aşağılık kompleksigirdabında başkalarını aşağı görerek kendilerini yüceltmeye çalışıyorlardır.
düşünün ki o ülkede bir tane bile muslukçu, elektrik tamircisi, temizlikçi, memur, öğretmen, eczane kalfası , sağlık teknisyeni, sanatçı, boyacı, terzi, tekstil çalışanı, arşivci, kuaför, hademe, hamal vb. yok. ne yapacaksınız merak ediyorum. doktor , avukat bey bizim çocuğa bir ders mi ver diyeceksiniz.
türkiye'de öğretmenler dahil pek çok meslek grubu fakirlik standardının altında para alıyor. devlet memurları garantileri olsa bile bu garantinin karşılığını daha az maaşa razı olarak ödüyorlar. hangi meslek grubu olursa olsun öncelikle tüm çalışanların onurlu bir yaşam sürebilecek standartta para alması gerekir. almazlarsa ne olur zaten ortada. yolsuzluk olur, işler yarım yamalak yapılır, acaba kirayı nasıl ödeyeceğim, çocuğun masraflarını bu ay nasıl karşılayacağım diye düşünen insan verimli olmaz. sonra eğitim sistemi kötü, devlet memurları adam gibi çalışmıyor, hemşire iğneyi ok atar gibi sapladı diye yakınırsınız.
meslek gruplarını küçümseyen insanlar, toplumlar içinde kıvrandıkları aşağılık kompleksigirdabında başkalarını aşağı görerek kendilerini yüceltmeye çalışıyorlardır.
devamını gör...
moderasyonu sevememek
ben seviyorum valla moderasyonu. hepsi süper insanlar. tek şikayetim kpss şartının olmaması.
devamını gör...
yazarların mahlaslarının bir üst seviyesi
törenleri/ayinleri yöneten birisi olmayı bırakıp direkt ayinlerin kendisi olduğum başlık. ben artık ayin yönetmek istemiyorum ayin olmak istiyorum.
(bkz: celebrate)
(bkz: celebrate)
devamını gör...
kitaplardaki en etkileyici giriş cümlesi
devamını gör...
oedipus kompleksi
oedipus'un öldürdüğü kişinin babası, evlendiği kişinin de annesi olduğunu bilmediğini de unutmamalıyız.
erkek çocuklarda kendini daha çok belli eden bu kompleks (freud'un deyimiyle (b: karmaşa)) anneye olan düşkünlük dolayısıyla babadan nefret etme ve hatta babayı öldürme gibi duygulara yol açar. anneyle olan biliçsiz yaklaşım, babayı ortadan kaldırma yöntemleri düşündürür. aynı yaş kız çocuklarında da vardır; anneleri yok etmek isterler bazen. fakar erkeklerdeki kadar saplantılı hale gelmez.
örnek verecek olursam jim morrison'nı bilirsiniz.
"mom, i want to **** you!" * örneğini veririm.
erkek çocuklarda kendini daha çok belli eden bu kompleks (freud'un deyimiyle (b: karmaşa)) anneye olan düşkünlük dolayısıyla babadan nefret etme ve hatta babayı öldürme gibi duygulara yol açar. anneyle olan biliçsiz yaklaşım, babayı ortadan kaldırma yöntemleri düşündürür. aynı yaş kız çocuklarında da vardır; anneleri yok etmek isterler bazen. fakar erkeklerdeki kadar saplantılı hale gelmez.
örnek verecek olursam jim morrison'nı bilirsiniz.
"mom, i want to **** you!" * örneğini veririm.
devamını gör...
ilk defa tanışıp sabaha kadar mesajlaşılan o gece
tam, ruh eşimi buldum derken... genelde hayal kırıklığıyla biter. geriye o efsanevi saatler, muhabbetler kalır.
devamını gör...
sözlerimi geri alamam
insanın suratına tokat gibi tebessüm çarpan şarkıdır.
müziğin üstünde usul usul yürüyen sözler sizi mest eder.
bu şarkıyı dinlerken ihya olmamak ne mümkün değerli dostum ivan değil mi.
müziğin üstünde usul usul yürüyen sözler sizi mest eder.
bu şarkıyı dinlerken ihya olmamak ne mümkün değerli dostum ivan değil mi.
devamını gör...
uçurum kenarından atlayacak kişiye söylenecek son söz
dünyadaki hiçbir dert yeniden mutlu olma ihtimalinden büyük değil.
devamını gör...
teneffüslerde kol kola gezen kız grubu
dümdüz kız grubudur.
erkek grubu köşede ayakta durur ve bu kız grubunu keser sağa sola bakarlar.
kolkola gezmezlerse bütün teneffüs manasız olur.
erkek grubu köşede ayakta durur ve bu kız grubunu keser sağa sola bakarlar.
kolkola gezmezlerse bütün teneffüs manasız olur.
devamını gör...
turistin görebileceği herkesi aşılayacağız
türk insanının değerini yabancıların gözünden bakarak ölçen garip bir açıklama. e ben yabancı görmezsem, turistle temasım yoksa aşılanmasam da olur mu yani? benim canımın değerini turist mi belirleyecek? bu ne saçma sapan bir laf yav.
devamını gör...
muhafazakar ailenin farklı düşünen çocuğu olmak
yaşadığım ve çok zor olan bir durumdur.
çevredeki fikirlerden kendini sıyırıp, sorgulamak ve bunun sonucunda insanın kendi fikirlerinin oluşması kişiye benliğini kazandırır. ne yazık ki yaşadığınız insanlar sizden farklı düşünen insanlar olunca kendiniz olmak için çok uğraşmanız gerekiyor, çok yorucu. bazı şeyleri anlatmak istersiniz ama "nasıl olsa yargılamadan dinlemeyecekler" diye vazgeçersiniz. dayatılan doğruları ayıp olmasın diye yapmaya çalışırsanız benliğinize saygısızlık yapıyor gibi hissedersiniz. çevrenizde "ne kadar isyankar ve bencilsin" diye yargılanmaya alışırsınız. anlaşılmak ister ama yargılanırsınız. hep içinizde "anlaşılma" umuduyla yaşarsınız.
çevredeki fikirlerden kendini sıyırıp, sorgulamak ve bunun sonucunda insanın kendi fikirlerinin oluşması kişiye benliğini kazandırır. ne yazık ki yaşadığınız insanlar sizden farklı düşünen insanlar olunca kendiniz olmak için çok uğraşmanız gerekiyor, çok yorucu. bazı şeyleri anlatmak istersiniz ama "nasıl olsa yargılamadan dinlemeyecekler" diye vazgeçersiniz. dayatılan doğruları ayıp olmasın diye yapmaya çalışırsanız benliğinize saygısızlık yapıyor gibi hissedersiniz. çevrenizde "ne kadar isyankar ve bencilsin" diye yargılanmaya alışırsınız. anlaşılmak ister ama yargılanırsınız. hep içinizde "anlaşılma" umuduyla yaşarsınız.
devamını gör...
lord voldemort
harry potter serisinin farklı dillere çevrilişinde, çevirenlere karın ağrıları çektiren bir başka şey ise: sırlar odası kitabında "tom marvolo riddle" olarak karşımıza çıkan, harflerin yeri değiştiğinde "i am lord voldemort" olan anagramdır:
tom elvis jedusor - je m'appelle voldemort (fransızca)
tom corlost riddle - ıst lord voldemort (almanca)
tom orvoloson riddle - son io lord voldemort (italyanca)
tom sorvolo ryddle - soy lord voldemort (ispanyolca)
anton morvol hert - archon voldemort (yunanca)
marten asmodom vilijn - mijn naam is voldemort (felemenkçe)
mark neelstin - mrlakenstein (slovence)
tom elvis jedusor - je m'appelle voldemort (fransızca)
tom corlost riddle - ıst lord voldemort (almanca)
tom orvoloson riddle - son io lord voldemort (italyanca)
tom sorvolo ryddle - soy lord voldemort (ispanyolca)
anton morvol hert - archon voldemort (yunanca)
marten asmodom vilijn - mijn naam is voldemort (felemenkçe)
mark neelstin - mrlakenstein (slovence)
devamını gör...
mavi
uçsuz bucaksız, tıpkı gökyüzü gibi.
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak
devamını gör...
