wilson bulut odası
iyonlaştırıcı radyasyon dedektörü. wilson odası ve buhar odası isimleriyle de bilinir.
aletin içi aşırı doymuş su ya da alkol buharıyla doldurulur. yüklü bir parçacık, bunlardan biriyle dolu olan odacığa girdiğinde bu maddelerle etkileşime girerek maddeyi iyonize eder. parçacık geçtiği yol boyunca bu işleme devam ettiğinden arkasında iyonlardan kaynaklanan bir iz bırakır. izin kalınlığı, bunu bırakan parçacık hakkında bilgi verir.
atom altı parçacıklardan müon ve kaon gibi önemli bazı parçacıklar, bulut odası ile keşfedilmiştir.
aletin içi aşırı doymuş su ya da alkol buharıyla doldurulur. yüklü bir parçacık, bunlardan biriyle dolu olan odacığa girdiğinde bu maddelerle etkileşime girerek maddeyi iyonize eder. parçacık geçtiği yol boyunca bu işleme devam ettiğinden arkasında iyonlardan kaynaklanan bir iz bırakır. izin kalınlığı, bunu bırakan parçacık hakkında bilgi verir.
atom altı parçacıklardan müon ve kaon gibi önemli bazı parçacıklar, bulut odası ile keşfedilmiştir.
devamını gör...
gerçek
en basit tanımıyla, duyu organlarımızla topladığımız bilgilerin, beynimizde işlenmesi sonucu ortaya çıkan algıdır, varlığını inkar edemediğinizdir ya da bunun gibi bir şeydir işte.
mesela elinizde bir karpuz dilimi tutuyorsunuzdur ve o karpuz dilimi, dokunduğunuz, kokusunu ve tadını aldığınız, gördüğünüz için gerçektir. gerçeklik, su götürmeyendir. ama benim için değil, benim gerçeğim siz "sanrı" görmemişlerden farklı. * o halde gerçek de görecelidir, kişiseldir. nedir bu?
sanrı demişken size oturup da uzun uzun "vay şöyle de gördüm, kayış da şöyle koptu" diye anlatacak değilim zannediyorsanız, yanılıyorsunuz. anlatacağım çünkü canım sıkılıyor. *
efenim, vakti zamanında ergen bir bebeyken, zannederdim ki filozoflar boş konuşuyor, bu kadar niye sorgulamışlar altı üstü bir olan gözünle gördüğün, elinle tuttuğun dünyayı? varlık nedir, yokluk ne, hiçlik nasıl, gerçek kim? "bu kadar laf salatasına gerek var mı?" derdim dünyam yamulmadan önce.
adına bipolar dedikleri duygu-durum bozukluğundan mustaribim ve tip 1 olduğu için hipomaninin üstüne çıkabiliyor, büyük mani atakları geçirebiliyorum maalesef. şansıma, ilk yaşadığım mani, psikotik maniydi (böyle deniyormuş tıpta), yani baya baya halüsinasyona bağlıyorsunuz, kafanızın tahtaları gıcır gıcır ediyor efenim. işte bu tecrübe, bana gerçeğin ne olduğunu kesintisiz iki sene kadar sorgulatmakla birlikte, bir daha asla eski gerçeklik algıma dönemememe sebep oldu.
gerçeğim değişti, her şey şüpheli, varlığım, uzayda kapladığım yer, içtiğim su, ayağımı bastığımda hissettiğim toprak...
biraz daha açayım bunu size; sanrılar ilk başladığında (ki uyuşturucu madde kullananlarda da bu yaşanıyor), görsel ve işitsel olarak şaşırtmaya başlıyor aklınız sizi. gördüğünüzü gördünüz mü? o ses neydi, dışarıdan mı geldi yoksa kendi kafamın içinden mi? hey, kafamın içi ne kadar geveze öyle. ancak, sanrının şiddeti, artık koku, o kokunun ağızda bıraktığı tadı ve dokunmak duyularına sirayet edince, orada gerçekliğiniz tamamen değişiyor. doktorlar "gerçeklikten kopmak, zaman, mekan algısını yitirmek" diyorlar buna efenim.
vakti zamanında, doktorumla minik sitemli bir diyalog yaşamıştık; son sanrı tecrübemin ardından aklım normal(!) insanlar alemine geri döndüğünde, kendisinin odasına bir hışımla girip "doktor bey, bana söyleyin bu ne?! nedir bunlar?! halüsinasyon diyorsunuz, psikoz diyorsunuz bir sürü adı var ama nedir bu? kafamın içini kemirip duran bir gerçeklik sorgusu var ve kurtulamıyorum bundan. bakın ben aptal biri değilim, gördüğüm şeyi -yanlış görmüş, zannetmişim- diye inkar edebilirim, duyduğum şeyi -yanlış işitmişim- diye geçiştirebilirim ama lütfen söyleyin, aynı zamanda kokusunu alıp dokunabildiğim bir şeyin gerçek olmadığını beynime nasıl kabul ettirebilirim?!" diye sormuştum.
kendisi "onların tıp dilindeki adı sanrı, onların hepsi senin gerçeğin" demişti. demek ki, bana ayrı bir gerçek daha var normallerden(!)... kime anlatsam "deli" diyecekleri bir gerçek ve bunu kendime saklamayı, seneler önce anlaşılamadığını fark ettiğimde, öğrendim. şimdi normali taklit ederek yaşıyorum. gerçek ise, içimde hapis.
mesela elinizde bir karpuz dilimi tutuyorsunuzdur ve o karpuz dilimi, dokunduğunuz, kokusunu ve tadını aldığınız, gördüğünüz için gerçektir. gerçeklik, su götürmeyendir. ama benim için değil, benim gerçeğim siz "sanrı" görmemişlerden farklı. * o halde gerçek de görecelidir, kişiseldir. nedir bu?
sanrı demişken size oturup da uzun uzun "vay şöyle de gördüm, kayış da şöyle koptu" diye anlatacak değilim zannediyorsanız, yanılıyorsunuz. anlatacağım çünkü canım sıkılıyor. *
efenim, vakti zamanında ergen bir bebeyken, zannederdim ki filozoflar boş konuşuyor, bu kadar niye sorgulamışlar altı üstü bir olan gözünle gördüğün, elinle tuttuğun dünyayı? varlık nedir, yokluk ne, hiçlik nasıl, gerçek kim? "bu kadar laf salatasına gerek var mı?" derdim dünyam yamulmadan önce.
adına bipolar dedikleri duygu-durum bozukluğundan mustaribim ve tip 1 olduğu için hipomaninin üstüne çıkabiliyor, büyük mani atakları geçirebiliyorum maalesef. şansıma, ilk yaşadığım mani, psikotik maniydi (böyle deniyormuş tıpta), yani baya baya halüsinasyona bağlıyorsunuz, kafanızın tahtaları gıcır gıcır ediyor efenim. işte bu tecrübe, bana gerçeğin ne olduğunu kesintisiz iki sene kadar sorgulatmakla birlikte, bir daha asla eski gerçeklik algıma dönemememe sebep oldu.
gerçeğim değişti, her şey şüpheli, varlığım, uzayda kapladığım yer, içtiğim su, ayağımı bastığımda hissettiğim toprak...
biraz daha açayım bunu size; sanrılar ilk başladığında (ki uyuşturucu madde kullananlarda da bu yaşanıyor), görsel ve işitsel olarak şaşırtmaya başlıyor aklınız sizi. gördüğünüzü gördünüz mü? o ses neydi, dışarıdan mı geldi yoksa kendi kafamın içinden mi? hey, kafamın içi ne kadar geveze öyle. ancak, sanrının şiddeti, artık koku, o kokunun ağızda bıraktığı tadı ve dokunmak duyularına sirayet edince, orada gerçekliğiniz tamamen değişiyor. doktorlar "gerçeklikten kopmak, zaman, mekan algısını yitirmek" diyorlar buna efenim.
vakti zamanında, doktorumla minik sitemli bir diyalog yaşamıştık; son sanrı tecrübemin ardından aklım normal(!) insanlar alemine geri döndüğünde, kendisinin odasına bir hışımla girip "doktor bey, bana söyleyin bu ne?! nedir bunlar?! halüsinasyon diyorsunuz, psikoz diyorsunuz bir sürü adı var ama nedir bu? kafamın içini kemirip duran bir gerçeklik sorgusu var ve kurtulamıyorum bundan. bakın ben aptal biri değilim, gördüğüm şeyi -yanlış görmüş, zannetmişim- diye inkar edebilirim, duyduğum şeyi -yanlış işitmişim- diye geçiştirebilirim ama lütfen söyleyin, aynı zamanda kokusunu alıp dokunabildiğim bir şeyin gerçek olmadığını beynime nasıl kabul ettirebilirim?!" diye sormuştum.
kendisi "onların tıp dilindeki adı sanrı, onların hepsi senin gerçeğin" demişti. demek ki, bana ayrı bir gerçek daha var normallerden(!)... kime anlatsam "deli" diyecekleri bir gerçek ve bunu kendime saklamayı, seneler önce anlaşılamadığını fark ettiğimde, öğrendim. şimdi normali taklit ederek yaşıyorum. gerçek ise, içimde hapis.
devamını gör...
kuğulu park
adını aslında viyana belediyesi'nin hediye ettiği kuğulardan alan park. çin'den gelenler siyah olanlar...
çok eski dönemlerde parkın bir bölümü bir elçiliğe verilmiş.
yine çok eskiden, bugün karum'un olduğu yerde kavaklıdere şarap bağları vardı. hatırlayan azdır sanırım burada. o zamanlar kuğulu park da, bolca kavak ağacı bulunduran ve içinden dere geçen bir yermiş. semtin ismi olan kavaklıdere buradan geliyor.
içerisinde 20'den fazla kuş türü görülmüş. son yıllarda tunalı hilmi bey'in bir heykeli ve bir de fıskiyeler yapıldı giriş kısmına. park kısmı da tarih içerisinde defalarca değişime uğradı.
eskiden restoran kısmına giderdik ailece. daha da küçükken parkında oyun oynardım. sonrasında ise arkadaşlarla, sevgiliyle gidilen bir yer oldu. ancak şu çiçek satan tiplerin musallat olması iyi olmadı. gitmez olduk sevgiliyle bir daha.
eskiden hemen hemen her gün görüyordum, sürekli tunalı'da takıldığım için. son yıllarda daha aralıklı olarak geçmeye başladım önünden. pandemide ise iyice azaldı maalesef.
çok eski dönemlerde parkın bir bölümü bir elçiliğe verilmiş.
yine çok eskiden, bugün karum'un olduğu yerde kavaklıdere şarap bağları vardı. hatırlayan azdır sanırım burada. o zamanlar kuğulu park da, bolca kavak ağacı bulunduran ve içinden dere geçen bir yermiş. semtin ismi olan kavaklıdere buradan geliyor.
içerisinde 20'den fazla kuş türü görülmüş. son yıllarda tunalı hilmi bey'in bir heykeli ve bir de fıskiyeler yapıldı giriş kısmına. park kısmı da tarih içerisinde defalarca değişime uğradı.
eskiden restoran kısmına giderdik ailece. daha da küçükken parkında oyun oynardım. sonrasında ise arkadaşlarla, sevgiliyle gidilen bir yer oldu. ancak şu çiçek satan tiplerin musallat olması iyi olmadı. gitmez olduk sevgiliyle bir daha.
eskiden hemen hemen her gün görüyordum, sürekli tunalı'da takıldığım için. son yıllarda daha aralıklı olarak geçmeye başladım önünden. pandemide ise iyice azaldı maalesef.
devamını gör...
aylardır bana beğeni atmayan yazar arkadaşımın az önce beğeni atması
demin yeni girdiğim tanımı beğenmesi. burnuma kötü kokular geliyor sözlük, kendisine mesaj attım dönerse sileceğim başlıktır. birazdan morpheus odama girerse şaşırmam.
devamını gör...
geceye acı ama gerçek bir cümle bırak
“dünya gözümde kerbeladır.”
sanırım, yaşanan bir acı karşısında söylenecek en acı sözdür. hiç kimsenin dünyası, kerbela olmasın.
nemrudun kızı türküsünde geçen cümledir. kazancı bedih yorumu dinlenir.
yalvardım yakardım yol bulamadım.
sanırım, yaşanan bir acı karşısında söylenecek en acı sözdür. hiç kimsenin dünyası, kerbela olmasın.
nemrudun kızı türküsünde geçen cümledir. kazancı bedih yorumu dinlenir.
yalvardım yakardım yol bulamadım.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük, herkese can sıkıntısız bir gün dilerim...
devamını gör...
normal sözlük bağımlılığı
öyle bir bağımlılık olmuş ki kafa sözlük.. iki gün girmedim koştur koştur buraya geri geldim. neyse arada kaybolur kaybolur geri gelirim.*
devamını gör...
2023'te mührü ak parti'ye vurmak
ülkenin mülteci kampına dönmesinden , bu vergi oranından, inşaat şirketlerine çekilen peşkeşlerden, liyakatsızlıktan, döviz kurundan, ekonomiden rahatsız olmayanlar yapabilir.kimisi öyle zevk alıyor olabilir.
devamını gör...
kanal istanbul'un olumsuz yanları
en başta şehrin su ihtiyacını karşılayan en önemli kaynaklardan biri olan terkos gölü'nü yok edecek olmasıdır. ekolojiye etkisi hakkında kesin bir yanıt verilemediği için onu dahil etmiyorum. ama hele bir kuraklık istanbul'u vursun da, o zaman kanal istanbul'un destekçileri "hani gölümüz?" diye ağlamasınlar sonra boş yere.
devamını gör...
sanal arkadaşlığı reel hayata taşımak
annemin açtığından şüphelendiğim başlıktır.
devamını gör...
fizostigmin
santral sinir sistemine geçebilen atropin zehirlenmesinde kullanılan parasempatomimetik ajandır.
devamını gör...
kedi vs köpek
sevimli haycanlarımızın rekabetidir.
özetle;
köpek: sahibim beni seviyor, barındırıyor ve besliyor. ona yardım etmeliyim.
kedi: rızkımı veren hüdadır, kula minnet eylemem.
özetle;
köpek: sahibim beni seviyor, barındırıyor ve besliyor. ona yardım etmeliyim.
kedi: rızkımı veren hüdadır, kula minnet eylemem.
devamını gör...
restoran çalışanlarının itirafları
bir aşçı olarak gireceğim entry sonucunda restoran sektörünü bitirebileceğimi düşünüyorum. ama bu işten para kazandığım için susacağım.
küçük bir tavsiye eğer bu konularda saplantılıysanız sadece mekan sahibini tanıdığınız yerlerde yiyin. ama tanıdığım mekan sahibi yok diyorsanız ateş görmüş ve iyi pişmiş bir yemekte virüs bakteri olmaz. yiyecek bozuk değilse tabi.
küçük bir tavsiye eğer bu konularda saplantılıysanız sadece mekan sahibini tanıdığınız yerlerde yiyin. ama tanıdığım mekan sahibi yok diyorsanız ateş görmüş ve iyi pişmiş bir yemekte virüs bakteri olmaz. yiyecek bozuk değilse tabi.
devamını gör...
ikizler burcu kadını
gökkuşagı renklerinde, patlayan şeker tadında, cazip, çekici, zeki , meraklı ve tüm bunların farkında ama hiç umru değilmiş gibi yapan, ben gerizekalımıyım dedirten, varlıgıyla hayatınızı şenlendiren yokluguyla ben ne b.k yedim dedirttiren şahsına münhasır burcun muhteşem kadınları.
devamını gör...
yapılan espriye kimsenin gülmemesi
akıllara (bkz: hasan mezarcı) abimizin bu efsane videosunu getirir.
devamını gör...
metroda kitap okuyana kız düştüğünü zanneden tip
beklenengodot ukdesi.
hayatı kadın elde etmek üzere kurulu, tek düşüncesi sevişmek olan ve kıskanılacak derecede bundan başka derdi olmayan tiptir.
not : kendi halinde kitap okuyan insana neden kadın düşsün oğlum, manyak mısınız siz?
hayatı kadın elde etmek üzere kurulu, tek düşüncesi sevişmek olan ve kıskanılacak derecede bundan başka derdi olmayan tiptir.
not : kendi halinde kitap okuyan insana neden kadın düşsün oğlum, manyak mısınız siz?
devamını gör...
mizantropi
sözlük tanımıyla; insanlardan iğrenecek kadar nefret etmek manasına gelen mizantropi*, çoğunlukla psikososyal gelişim dönemindeyken yeterince eğitim alamamış, bu dönemdeyken ruhsal olarak çağın getirileri yönünde yaralar almış çocuklarda görülebilen bir çeşit psikolojik rahatsızlıktır.
çocuk sorunlarla kapattığı yahut kapatamadığı bu dönemlerden ötürü sağlıklı bir toplum-insan ilişkisi oluşturamaz. toplum karşısında çaresiz hisseder, gitgide nefrete hatta iğrenmeye giden duyguları onu toplumdan iter, tek başına bırakır.
latince olan misos* ve anthropos* anlamlarına gelen şu iki kelimeden oluşmuştur.
geçen sefer şu tanımda [#1020427] pistantrofobi'den bahsetmiş ve insanın zamanla mizantropist olabileceğinden açmıştım konuyu. bunun herkeste aynı seyretmediğini ifade edeyim hemen; mizantropist kişiler kötülüğün insanın içerisine doğuştan eklendiğini, birinin istese de istemese kötülük yapacağını düşünür. kötülük insanın fıtratıdır, düşüncesine dayanır.
onlara göre insan yüzyıllar boyu ne yapmışsa menfaat duygusundan dolayı yapmıştır. hümanizm düşüncesinin karşıt görüşünü oluşturur.
bu kişiler insanlarla mecburiyet olmadığı sürece iletişime geçmemeyi isterler. aktivitelerden, etkinliklerden uzaktırlar.
mizantropi testi;
*insanların iğrenç varlıklar olduğunu düşünüyorum.
*etrafımda insan olabilir, sonuçta onlara muhtacım ama mümkünse benimle asla iletişime geçmesinler.
*kötü haberler beni etkilemiyor çünkü bunun insanın özü olduğunu biliyorum. onlar iticilik yapmadan durmazlar.
*ben onlardan daha üstünüm, yaradılışım farklı, tanrı beni farklı yaratmış.
*kıskanıyor işte, kıskanç yaratık, öl! senden daha iyiyim!
etrafınızda bunu sürekli yaşayan, nefret dili dediğimiz kavgacı konuşma tarzını üzerinden atamayıp her seferinde insanlara olan nefretini dile getiren biri varsa, geçmiş olsun.
çocuk sorunlarla kapattığı yahut kapatamadığı bu dönemlerden ötürü sağlıklı bir toplum-insan ilişkisi oluşturamaz. toplum karşısında çaresiz hisseder, gitgide nefrete hatta iğrenmeye giden duyguları onu toplumdan iter, tek başına bırakır.
latince olan misos* ve anthropos* anlamlarına gelen şu iki kelimeden oluşmuştur.
geçen sefer şu tanımda [#1020427] pistantrofobi'den bahsetmiş ve insanın zamanla mizantropist olabileceğinden açmıştım konuyu. bunun herkeste aynı seyretmediğini ifade edeyim hemen; mizantropist kişiler kötülüğün insanın içerisine doğuştan eklendiğini, birinin istese de istemese kötülük yapacağını düşünür. kötülük insanın fıtratıdır, düşüncesine dayanır.
onlara göre insan yüzyıllar boyu ne yapmışsa menfaat duygusundan dolayı yapmıştır. hümanizm düşüncesinin karşıt görüşünü oluşturur.
bu kişiler insanlarla mecburiyet olmadığı sürece iletişime geçmemeyi isterler. aktivitelerden, etkinliklerden uzaktırlar.
mizantropi testi;
*insanların iğrenç varlıklar olduğunu düşünüyorum.
*etrafımda insan olabilir, sonuçta onlara muhtacım ama mümkünse benimle asla iletişime geçmesinler.
*kötü haberler beni etkilemiyor çünkü bunun insanın özü olduğunu biliyorum. onlar iticilik yapmadan durmazlar.
*ben onlardan daha üstünüm, yaradılışım farklı, tanrı beni farklı yaratmış.
*kıskanıyor işte, kıskanç yaratık, öl! senden daha iyiyim!
etrafınızda bunu sürekli yaşayan, nefret dili dediğimiz kavgacı konuşma tarzını üzerinden atamayıp her seferinde insanlara olan nefretini dile getiren biri varsa, geçmiş olsun.
devamını gör...


