burun estetiğinin aşırı yaygınlaşması
acilen önlem alınması gereken durumdur. yakında çok sevdiğimiz büyük burunlu kimse kalmayacak ortalıkta böyle giderse.
kemerli burun severler derneği.
kemerli burun severler derneği.
devamını gör...
hazall
çok tatlı, yardımsever bir moderatörr. sıkıntım olduğunda bol bol başını şişiririm. ve şu saat oldu hâlâ aktif. çok çalışıyor çokkkk.*
devamını gör...
buzdolabındaki yenmeyen pasta
en az bir gün dinlenince, daha lezzetli olacak pastadır.
hazzı ertelemektir.
nefis terbiyesidir.
hazzı ertelemektir.
nefis terbiyesidir.
devamını gör...
big four
aslında big four çok geniş bir tanım. konusunda en iyi olan x, y, z adet şey bir araya geldi mi, amerikalılar big x, big y, big z demeyi pek seviyorlar.
big four; thrash metalin dört büyük grubu olan metallica, megadeth, slayer ve anthrax için kullanılan bir tabirdir. şahsi fikrim olarak anthrax bu tanımın en zayıf halkasıdır. gönül onun yerine mesela exodus grubunu görmek isterdi ama ne bileyim benim dememle olmuyor.
kadro biraz eksikte olsa bulgaristan-sofya 22.06.2010 konserlerinde am i evil? şarkısını birlikte çalarak benim gibi garibanları sevindirmişlerdir:
big four; thrash metalin dört büyük grubu olan metallica, megadeth, slayer ve anthrax için kullanılan bir tabirdir. şahsi fikrim olarak anthrax bu tanımın en zayıf halkasıdır. gönül onun yerine mesela exodus grubunu görmek isterdi ama ne bileyim benim dememle olmuyor.
kadro biraz eksikte olsa bulgaristan-sofya 22.06.2010 konserlerinde am i evil? şarkısını birlikte çalarak benim gibi garibanları sevindirmişlerdir:
devamını gör...
öğretmenlere verilen hizmet puanlarının geri alınması
öğretmenlik mesleğini geliştirmek adına çabalayanların ödüllendirildiği bir puanlama sistemi getirilmişti. ama maalesef bu teşvik de uzman öğretmenlik gibi çok uzun sürmedi. hak önce verildi puanım 195 oldu, şimdi ise geri alındın. puanım 71.
iddia ediyorum ki blbir insanın çalışma motivasyonunu nasıl yok ederiz diye ugraşsalar bu kadar yaratıcı olamazlar.
üzerinde düşündükleri her şey çürüyor.
hiçbir şey düzgün ve hakkıyla yapılmıyor.
bundan sonra neden çalışmıyorsun diye soranlara en güzel hareketler benden gelsin.
öğretmenlerin hizmet puanı
(yargı kararı uygulaması)
"(9) öğretmenlerden;
a) doktora mezunu olanlara 90,
b) tezli yüksek lisans mezunu olanlara 50,
c) ortaöğretim alan öğretmenliği tezsiz yüksek lisans eğitimi hariç olmak üzere; tezsiz yüksek
lisans mezunu olanlara 30,
ç) ikinci bir dört yıllık yükseköğrenim mezunu olanlara 10,
d) uluslararası bir hakemli dergide makalesi yayımlananlara en fazla üç makale olmak üzere her
bir makale için 5,
e) ulusal bir hakemli dergide makalesi yayımlananlara en fazla üç makale olmak üzere her bir
makale için 3,
f) en fazla bir adet olmak üzere başarı belgesi alanlara 3,
g) en fazla bir adet olmak üzere üstün başarı belgesi alanlara 4,
ğ) en fazla bir adet olmak üzere ödül alanlara 5,
h) etwining programı kapsamında sertifikası bulunanlara 15,
ı) türk patent ve marka kurumundan patent tescili alanlara her bir patent tescili için 30,
i) türk patent ve marka kurumundan faydalı model tescili alanlara her bir faydalı model tescili
için 20,
j) türk patent ve marka kurumundan tasarım tescili alanlara her bir tasarım tescili için 10,
hizmet puanı verilir.
bu bağlamda; ilgi (a) yönetmeliğin 40'ıncı maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında yer alan hizmet puanları yargı kararları gereği geri alınmış olup bu doğrultuda hizmet puanı verilmesine ve onaylanmasına ilişkin kullanıcı yetkileri pasif hale getirilmiştir.
iddia ediyorum ki blbir insanın çalışma motivasyonunu nasıl yok ederiz diye ugraşsalar bu kadar yaratıcı olamazlar.
üzerinde düşündükleri her şey çürüyor.
hiçbir şey düzgün ve hakkıyla yapılmıyor.
bundan sonra neden çalışmıyorsun diye soranlara en güzel hareketler benden gelsin.
öğretmenlerin hizmet puanı
(yargı kararı uygulaması)
"(9) öğretmenlerden;
a) doktora mezunu olanlara 90,
b) tezli yüksek lisans mezunu olanlara 50,
c) ortaöğretim alan öğretmenliği tezsiz yüksek lisans eğitimi hariç olmak üzere; tezsiz yüksek
lisans mezunu olanlara 30,
ç) ikinci bir dört yıllık yükseköğrenim mezunu olanlara 10,
d) uluslararası bir hakemli dergide makalesi yayımlananlara en fazla üç makale olmak üzere her
bir makale için 5,
e) ulusal bir hakemli dergide makalesi yayımlananlara en fazla üç makale olmak üzere her bir
makale için 3,
f) en fazla bir adet olmak üzere başarı belgesi alanlara 3,
g) en fazla bir adet olmak üzere üstün başarı belgesi alanlara 4,
ğ) en fazla bir adet olmak üzere ödül alanlara 5,
h) etwining programı kapsamında sertifikası bulunanlara 15,
ı) türk patent ve marka kurumundan patent tescili alanlara her bir patent tescili için 30,
i) türk patent ve marka kurumundan faydalı model tescili alanlara her bir faydalı model tescili
için 20,
j) türk patent ve marka kurumundan tasarım tescili alanlara her bir tasarım tescili için 10,
hizmet puanı verilir.
bu bağlamda; ilgi (a) yönetmeliğin 40'ıncı maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında yer alan hizmet puanları yargı kararları gereği geri alınmış olup bu doğrultuda hizmet puanı verilmesine ve onaylanmasına ilişkin kullanıcı yetkileri pasif hale getirilmiştir.
devamını gör...
schindler’s list
ölmek mi daha zor ölmekten kaçmak mı ?
kapanın içindesin, nereye gitsen hayaletler peşinde; gaz odasında ölebilirsin, kafana bir kurşun sıkılabilir, yakılabilirsin, deneylerde canlı canlı kullanılabilir, acıdan ölebilirsin...
bu filmi izlerken ne teknik, ne görüntü yönetimi, ne oyunculuklar, ne müzikler, hiçbiri umrumda olmadı. belgesel izliyormuş gibi izledim. o kadar gerçekçi ve çıplaktı ki her şey. biziz bu dedim kendime, insan güçlendiği zaman namussuz, güçü yitirince acınası bir mahluk oluyor. günümüzde yahudi devleti israil’in gazzede yaptıklarını düşündükçe üzülsem mi bilemedim ama sonra baktım ki, insan lan bu. 9 litre kan 209/210 kemik, bir beyin, bir kalp taşıyor. zorda kalınca kalbini gösterip acı dileniyor, güçlendiği zaman beynini kullanıp gücünü çağlar ötesine taşımak istiyor. nikos kazancakis ne güzel anlatıyor bizi:
“bir zamanlar diyordum ki: bu türk’tür, bu bulgar’dır ve bu yunanlı’dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… neden? çünkü bunlar bulgar’mış, ya da bilmem neymiş… şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk. hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte… boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrı’sı ve karşı tanrı’sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be… hepimiz kurtların yiyeceği etiz…"
kurtlar yiyecek lan bizi. o güzelim bedenlerimiz öyle kokacak ki annemiz o kokuyu alsa evladım demeye utanacak. bedenimiz çürüyecek, kafamızın içinde karıncalar gezecek, ayaklarımıza yılanlar dolanacak, başımızda bir dua edenimiz olduğunu görünce kendimizi hatırlayacağız işte. bilmiyorum, bilemiyorum. bu film bana hiç iyi gelmedi sözlük, itten aç, yılandan çıplak olduğumuzu bir kez daha anladım.
kapanın içindesin, nereye gitsen hayaletler peşinde; gaz odasında ölebilirsin, kafana bir kurşun sıkılabilir, yakılabilirsin, deneylerde canlı canlı kullanılabilir, acıdan ölebilirsin...
bu filmi izlerken ne teknik, ne görüntü yönetimi, ne oyunculuklar, ne müzikler, hiçbiri umrumda olmadı. belgesel izliyormuş gibi izledim. o kadar gerçekçi ve çıplaktı ki her şey. biziz bu dedim kendime, insan güçlendiği zaman namussuz, güçü yitirince acınası bir mahluk oluyor. günümüzde yahudi devleti israil’in gazzede yaptıklarını düşündükçe üzülsem mi bilemedim ama sonra baktım ki, insan lan bu. 9 litre kan 209/210 kemik, bir beyin, bir kalp taşıyor. zorda kalınca kalbini gösterip acı dileniyor, güçlendiği zaman beynini kullanıp gücünü çağlar ötesine taşımak istiyor. nikos kazancakis ne güzel anlatıyor bizi:
“bir zamanlar diyordum ki: bu türk’tür, bu bulgar’dır ve bu yunanlı’dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… neden? çünkü bunlar bulgar’mış, ya da bilmem neymiş… şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk. hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte… boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrı’sı ve karşı tanrı’sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be… hepimiz kurtların yiyeceği etiz…"
kurtlar yiyecek lan bizi. o güzelim bedenlerimiz öyle kokacak ki annemiz o kokuyu alsa evladım demeye utanacak. bedenimiz çürüyecek, kafamızın içinde karıncalar gezecek, ayaklarımıza yılanlar dolanacak, başımızda bir dua edenimiz olduğunu görünce kendimizi hatırlayacağız işte. bilmiyorum, bilemiyorum. bu film bana hiç iyi gelmedi sözlük, itten aç, yılandan çıplak olduğumuzu bir kez daha anladım.
devamını gör...
günübirlik hayatlar
irvin d. yalom'un 10 hikayeden oluşan gerçek psikoterapi anılarını birleştirdiği bir kitaptır.
psikoterapi öyküleri olduğu için ilgimi çeken bir kitaptı ama beklentimi pek karşılamadı. bir iki hikaye dışında diğerleri hep kendini tekrarlıyor gibi hissettim çünkü hep ölüm korkusunun hakim olduğu kişiler vardı. en beğendiğim öykü, kitaba da ismini veren günübirlik hayatlar öyküsü oldu.
kitapta da yer verilen bir alıntıyla sonlandırayım:
hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. hem anılar hemde onların nesnesi. her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın.
marcus aurelius, düşünceler
psikoterapi öyküleri olduğu için ilgimi çeken bir kitaptı ama beklentimi pek karşılamadı. bir iki hikaye dışında diğerleri hep kendini tekrarlıyor gibi hissettim çünkü hep ölüm korkusunun hakim olduğu kişiler vardı. en beğendiğim öykü, kitaba da ismini veren günübirlik hayatlar öyküsü oldu.
kitapta da yer verilen bir alıntıyla sonlandırayım:
hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. hem anılar hemde onların nesnesi. her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın.
devamını gör...
tehlikeli oyunlar
"siz bilmezsiniz albayım: ınsanlık tek başına kollarımda can verdi. yanında kimseler yoktu..."
oğuz atay, tehlikeli oyunlar
devamını gör...
gottlob frege
okunması ve hakkında yazılması en zor filozoflardan biridir frege. analitik felsefenin babası. özetle anlatmak imkansız.
aritmetigin temellerini mantıkta olduğunu söylemiş ve matematik felsefesinde çığır açmıştır. frege kant'ın matematik ve mantık anlayışının bir antitezidir. matematik ve matematik nesnelerin insan zihninin ürünü olması fikrini eleştirmesi suretiyle analitik felsefenin yolunu açmıştır. (bkz: sentetik a priori)frege'ye göre kant'ın bu yorumu ''psikolojizm''e sebebiyet vermekte. buradaki psikolojizmi şu anlamdadır: matematik ve mantığın insan zihninde ortaya çıktığını, temellendiğini söyleme hatasına düşmek. kant tabiki zaman ve mekan kavramlarını böyle düşünmedi. ancak buna ihtimal doğurması, frege'yi bir temel bulma çabası içinde 'dil'e itmiş oldu. 'aritmetiğin temelleri' adlı eserinde bu psikolojizme vermiş veriştirmiştir. (yapıkredi yayınları'ndan çıktı bu kitap. ayrıca bülent gözkan'ın harika da bi önsözü var.) öbür yandan cantor'un kümeler teorisi'de matematiğe olan güveni azaltmışken, frege, peano, russell, whitehead gibi amcalar aritmetiği belirli bir mantıksal çerçeveye oturtmaya çalışıyordu.
frege'ye göre matematiksel ve mantıksal nesnelerin sahip oldukları anlamlar ile birlikte varlıklarını yalnızca analitik a priori önermeler zemininden almak durumundalardı. hatta bunun çözümü için yazdığı ''aritmetiğin temelleri'' adlı eserini, bertrand russell'ın bulduğu paradoksla(bkz: russell paradoksu)yeniden yapılandırmak zorunda kalmıştır. çünkü kurduğu sistem daha temelden çökmüştür. hatta frege'nin kitabı tamamlamasına az kaldığı sırada russell'dan mektup gelmiş ve içinde bu paradokstan söz etmekteymiş. adamın anasına sövseler bu kadar koymaz. bi mektup, bi paradoks bütün her şeye baştan başlatmış.
evet devam ediyoruz, frege'nin sorusu şudur : eğer matematik ve mantık nesneleri, aralarındaki yasalarla birlikte insan zihninin ortaya çıkardığı şeyler değillerse, bu durumda sahip oldukları anlamlara nasıl ve nerede sahip oluyorlar? bu platon'un sorduğu soruyla temelde aynıdır ancak bağlamları farklıdır. (hatta bu sebeple bir diğer matematikçi alfred north whitehead bütün felsefe tarihinin platon'a düşülmüş dipnotlardan başka bir şey olmadığını söylemiştir. ) frege'nin bu sorulara yanıt ararken karşılaştığı, aritmetiğin nesnel temellerinin formel dil üzerinden elde edilmesi sürecinde ortaya çıkan ‘anlam sorunu'nu, anlam ile öznel tasarım arasında ayrım yaparak çözmeye çalışır. amacı anlamın nesnelliğini kurtarmaktır. dolayısıyla nesnelliğin ve nesnel yapıdaki aritmetik nesnelerin temellerini, zihinsel ve olgusal olanın dışındaki uzam-zaman dışı bir düşünceler aleminde konumlandırmıştır.
aslında frege'yle beraber anlatılması gereken bir husserl gerçeği var ama onu da sonraya bırakalım.
aritmetigin temellerini mantıkta olduğunu söylemiş ve matematik felsefesinde çığır açmıştır. frege kant'ın matematik ve mantık anlayışının bir antitezidir. matematik ve matematik nesnelerin insan zihninin ürünü olması fikrini eleştirmesi suretiyle analitik felsefenin yolunu açmıştır. (bkz: sentetik a priori)frege'ye göre kant'ın bu yorumu ''psikolojizm''e sebebiyet vermekte. buradaki psikolojizmi şu anlamdadır: matematik ve mantığın insan zihninde ortaya çıktığını, temellendiğini söyleme hatasına düşmek. kant tabiki zaman ve mekan kavramlarını böyle düşünmedi. ancak buna ihtimal doğurması, frege'yi bir temel bulma çabası içinde 'dil'e itmiş oldu. 'aritmetiğin temelleri' adlı eserinde bu psikolojizme vermiş veriştirmiştir. (yapıkredi yayınları'ndan çıktı bu kitap. ayrıca bülent gözkan'ın harika da bi önsözü var.) öbür yandan cantor'un kümeler teorisi'de matematiğe olan güveni azaltmışken, frege, peano, russell, whitehead gibi amcalar aritmetiği belirli bir mantıksal çerçeveye oturtmaya çalışıyordu.
frege'ye göre matematiksel ve mantıksal nesnelerin sahip oldukları anlamlar ile birlikte varlıklarını yalnızca analitik a priori önermeler zemininden almak durumundalardı. hatta bunun çözümü için yazdığı ''aritmetiğin temelleri'' adlı eserini, bertrand russell'ın bulduğu paradoksla(bkz: russell paradoksu)yeniden yapılandırmak zorunda kalmıştır. çünkü kurduğu sistem daha temelden çökmüştür. hatta frege'nin kitabı tamamlamasına az kaldığı sırada russell'dan mektup gelmiş ve içinde bu paradokstan söz etmekteymiş. adamın anasına sövseler bu kadar koymaz. bi mektup, bi paradoks bütün her şeye baştan başlatmış.
evet devam ediyoruz, frege'nin sorusu şudur : eğer matematik ve mantık nesneleri, aralarındaki yasalarla birlikte insan zihninin ortaya çıkardığı şeyler değillerse, bu durumda sahip oldukları anlamlara nasıl ve nerede sahip oluyorlar? bu platon'un sorduğu soruyla temelde aynıdır ancak bağlamları farklıdır. (hatta bu sebeple bir diğer matematikçi alfred north whitehead bütün felsefe tarihinin platon'a düşülmüş dipnotlardan başka bir şey olmadığını söylemiştir. ) frege'nin bu sorulara yanıt ararken karşılaştığı, aritmetiğin nesnel temellerinin formel dil üzerinden elde edilmesi sürecinde ortaya çıkan ‘anlam sorunu'nu, anlam ile öznel tasarım arasında ayrım yaparak çözmeye çalışır. amacı anlamın nesnelliğini kurtarmaktır. dolayısıyla nesnelliğin ve nesnel yapıdaki aritmetik nesnelerin temellerini, zihinsel ve olgusal olanın dışındaki uzam-zaman dışı bir düşünceler aleminde konumlandırmıştır.
aslında frege'yle beraber anlatılması gereken bir husserl gerçeği var ama onu da sonraya bırakalım.
devamını gör...
normal sözlük'ün zararları
girince dizi film kitap okumak gibi aktiviteleri pek yapamıyorsun vaktinin çoğu burada geçiyor demek istediğim başlıktır.
devamını gör...
thomas hobbes
felsefede materyalizmi, etikte haz ahlakını, siyasette monarşiyi benimseyen bir ingiliz filozoftur. en tanınmış eseri olan leviathan batı siyaset felsefesinin izleyeceği yolu çizmiş ve baş ucu eseri olmuştur. tanım
insanları kötü olarak simgeler. bu konuda ona bir soru sorabilmek isterdim, insanlığın kötü olduğunu söylüyorsa iyi olarak aldığı bir şey olmalı. peki, referans olarak aldığı iyiyi kötüden ayıran nedir?
insanları kötü olarak simgeler. bu konuda ona bir soru sorabilmek isterdim, insanlığın kötü olduğunu söylüyorsa iyi olarak aldığı bir şey olmalı. peki, referans olarak aldığı iyiyi kötüden ayıran nedir?
devamını gör...
sek (yazar)
sek sek sekerek,
rastık çekerek tanım giren, samimi bir yazar. *
rastık çekerek tanım giren, samimi bir yazar. *
devamını gör...
çarıklı erkanıharp
eğitim görmemiş ve bunun yanında da çok kurnaz ve başkalarını aldatıcı planlar yapan kişi.
devamını gör...
ismet inönü
kürt asıllı, eski osmanlı askeri ve türkiye cumhuriyetinin eski orgenerali, eski ikinci cumhurbaşkanı. kurtuluş savaşına katılmış, ve lozan anlaşmasını imzalamış siyasi kişilik. çerkez ethem isyanlarını bastıran kişidir. kurtuluş savaşında önemli cephelerde yer almıştır. birinci inönü muharebesinde ki başarısı kurtuluş savaşının kazanılmasında büyük rol oynamıştır bu savaş da yunan ilerlemesini durdurmasıyla miralaylığa yükselmiştir.
devamını gör...
üstteki yazara bir iltifat bırak
nickine gurban, sana hayran.
devamını gör...
nyx
yunan mitolojisinde gece tanrıçası, gecenin vücut bulmuş hali.
evrende hiçbir şey yokken, her yer sonsuz boşluktan ibaretken, “var” olan tek şeyin “hiçlik” olarak bilindiği zamanlarda chaos “var” imiş. chaos’tan sonra 5 ilk-tanrıdan biri olan nyx, kardeşi erebus ile (karanlık ve gölgenin tanrısı) birlikte chaos’tan “doğan” tanrılar iken diğer 3 tanrı (gaia, tartaros ve eros) için böyle bir şey söylemez hesiod.
hesiod, nyx’ten “black night” olarak bahseder, ismini zikretmez (zeus’un bile korktuğu tanrıçanın adını anmak istemediğinden muhtemelen). şuraya da 3 farklı theogony çevirisi koyalım, 1 2 3. kardeşi erebos ile aether (üst gök, tanrıların nefes aldığı havanın bulunduğu gök, yıldızlı gök) ve hemera (gün, gündüz) isimli iki çocuğu olur. sonraki çocuklarını tamamen kendi kendine “doğurmuştur” (çok fazla çocuğu var, hepsini buraya yazıp şişirmemek için en sona ekledim. aether ve hemera’nın aksine hepsi kötücül tanrılar).
nyx, yine hesiod’un bildirdiği üzre tartarosta yaşar. kızı hemera ile nöbetleşe çalışır, biri tartarosa döndüğü vakit diğeri ayrılır, böylece gece gündüz döngüsü sürer (bu hikayenin neredeyse aynısını genesis 1’de geçiyor (tanrı dünyayı yaratmadan önce hiçlik vardı, sonra ışığı yarattı, ışığı ikiye bölüp gece ve gündüzü yarattı vs). yine önce gece, sonra gündüz yaratılmış, tıpkı önce nyx sonra hemera gibi) genesis 1:3-5. tartaros gibi işkencenin, zulmün ve karanlığın hüküm sürdüğü bir yerde yaşamasına rağmen kötülük tanrıçası değildir, hatta zeus’un bütün tarih boyunca yaptığı kötülükten daha az karanlık işlere bulaşmış olabilir. insanların nyx’i kötü bilmesinin sebebi bu denli karanlıkta yaşaması, çocuklarının neredeyse hepsinin kötülüğün vücut bulmuş hali olmaları ve nyx hakkında çok az şey bilinmesi olabilir.
hakkında az şey bilinmesine şöyle bir parantez açayım. nyx, sanatta çok farklı şekillerde betimlenmiş. kimi chariot sürerken resmetmiş (metropolitan museum of art), kimi kanatları vardı (metropolitan museum of art) demiş, kiminde de bir duvak (veil) iliştirmişler. ay tanrıçası selene’e mi yoksa nyx’e mi ait olduğu bilinmeyen bir heykelinde ise şu şekilde betimlenmiş. hatta o kadar az şey bilinir ki kendi adına bir tapınağı bile yoktur.
nyx hakkında çok fazla hikaye bilmesek de ilyada’da anlatılan bir hikaye var kendisi hakkında. çocuklarından biri olan hypnos’u hera çağırıp zeus’u uyutması için yardımını ister. hypnos, hera’nın isteğini gerçekleştirir fakat zeus uyandığında sinirden çılgına döner, yana yakına hypnos’u arar. hypnos tabi bu sırada çoktan annesi nyx’in şefkatli kollarına kaçmıştır. bunun haberini alan zeus, nyx’e sataşmaktan çekinir ve olayın peşini bırakır. derler ki, zeus’un korktuğu tek tanrıça nyx’tir. böyle de karizmatik, yüreklere korku salan delikanlı bir ablamızdır *.
kendi kendine yarattığı çocukları sıralı tam liste
1. moros: yıkım/kader tanrısı. ölüm diyarında bile kurbanlarını esir almamasıyla bilinir, her şeyi yok ettiği haliyle tasvir edilir.
2. keres: ikiz ölüm tanrıçaları. öldürme güçleri yok fakat ölmekte olan birinin başında beklerler. kişi öldükten sonra ziyafet çekerler.
3. thanatos: ölüm tanrısı. bazen kız kardeşler keres’in aksine merhametli ölümü temsil ettiği söylenirken bazen de kimseye acımayan, kimseyi kayırmayan, katı bir tanrı olarak ifade edilir-miş.
4. hypnos: uyku tanrısı. thanatos’un ikiz kardeşidir. hem thanatos hem hypnos için nyx’in kendi kendine doğurduğu çocuklar olduğu da yazar, erebus’un çocukları oldukları da yazar. mitoloji işte. zeus ile olan hikayesini anlattım, çok da bir ünü yok. roma mitolojisindeki karşılığı somnus’tur, bu da uyurgezer (somnambulist) kelimesinin kökenidir. bu da böyle garip, ilginç, hiçbir işe yaramayan bilgi.
5. oneiroi: çoğul olarak rüya tanrılarını ifade eder. ilyada’da tekil olarak zeus tarafından agamemnon’a gönderilen tek oneirostan bahsedilirken hesiod çoğul olarak bahseder, nyx’in çocukları ve hypnos’un kardeşleridir der.
6. momus: alaycılık ve trollük tanrısı. edebiyatta sanatta falan çok kullanılmış, uzun uzadıya anlatmaya üşeniyorum.
7. oizys: sefalet, depresyon vs tanrıçası. hem roma mitolojisindeki karşılığı miseria, hem de ingilizcedeki misery kelimesinin kökenidir.
8. hesperidler: hesperos (akşam) kelimesinden köken alan kız kardeşler. akşamın ve günışığının perileri gibi bir şey. tam tanrı da olamamışlar.
9. moirai: kaderi control eden 3 kız kardeş tanrıça.
10. nemesis: intikam tanrıçası (saygım sonsuz).
11. apate: kandırıkçılık, hilekarlık, düzenbazlık tanrıçası. adı sadece dionysus’un doğumundan sonra bir olayda geçer.
12. philotes: arkadaşlık, tutku ve seks tanrıçaları. ama minik tanrıçalar. hatta belki kutsal ruhlar.
13. geras: yaşlılık tanrısı. roma mitolojisindeki karşılığı senectus’tur. senescence (yaşlılık) kelimesi de buradan gelir. bir başka gereksiz etimolojik köken daha.
14. eris: nifak tanrıçası.
evrende hiçbir şey yokken, her yer sonsuz boşluktan ibaretken, “var” olan tek şeyin “hiçlik” olarak bilindiği zamanlarda chaos “var” imiş. chaos’tan sonra 5 ilk-tanrıdan biri olan nyx, kardeşi erebus ile (karanlık ve gölgenin tanrısı) birlikte chaos’tan “doğan” tanrılar iken diğer 3 tanrı (gaia, tartaros ve eros) için böyle bir şey söylemez hesiod.
hesiod, nyx’ten “black night” olarak bahseder, ismini zikretmez (zeus’un bile korktuğu tanrıçanın adını anmak istemediğinden muhtemelen). şuraya da 3 farklı theogony çevirisi koyalım, 1 2 3. kardeşi erebos ile aether (üst gök, tanrıların nefes aldığı havanın bulunduğu gök, yıldızlı gök) ve hemera (gün, gündüz) isimli iki çocuğu olur. sonraki çocuklarını tamamen kendi kendine “doğurmuştur” (çok fazla çocuğu var, hepsini buraya yazıp şişirmemek için en sona ekledim. aether ve hemera’nın aksine hepsi kötücül tanrılar).
nyx, yine hesiod’un bildirdiği üzre tartarosta yaşar. kızı hemera ile nöbetleşe çalışır, biri tartarosa döndüğü vakit diğeri ayrılır, böylece gece gündüz döngüsü sürer (bu hikayenin neredeyse aynısını genesis 1’de geçiyor (tanrı dünyayı yaratmadan önce hiçlik vardı, sonra ışığı yarattı, ışığı ikiye bölüp gece ve gündüzü yarattı vs). yine önce gece, sonra gündüz yaratılmış, tıpkı önce nyx sonra hemera gibi) genesis 1:3-5. tartaros gibi işkencenin, zulmün ve karanlığın hüküm sürdüğü bir yerde yaşamasına rağmen kötülük tanrıçası değildir, hatta zeus’un bütün tarih boyunca yaptığı kötülükten daha az karanlık işlere bulaşmış olabilir. insanların nyx’i kötü bilmesinin sebebi bu denli karanlıkta yaşaması, çocuklarının neredeyse hepsinin kötülüğün vücut bulmuş hali olmaları ve nyx hakkında çok az şey bilinmesi olabilir.
hakkında az şey bilinmesine şöyle bir parantez açayım. nyx, sanatta çok farklı şekillerde betimlenmiş. kimi chariot sürerken resmetmiş (metropolitan museum of art), kimi kanatları vardı (metropolitan museum of art) demiş, kiminde de bir duvak (veil) iliştirmişler. ay tanrıçası selene’e mi yoksa nyx’e mi ait olduğu bilinmeyen bir heykelinde ise şu şekilde betimlenmiş. hatta o kadar az şey bilinir ki kendi adına bir tapınağı bile yoktur.
nyx hakkında çok fazla hikaye bilmesek de ilyada’da anlatılan bir hikaye var kendisi hakkında. çocuklarından biri olan hypnos’u hera çağırıp zeus’u uyutması için yardımını ister. hypnos, hera’nın isteğini gerçekleştirir fakat zeus uyandığında sinirden çılgına döner, yana yakına hypnos’u arar. hypnos tabi bu sırada çoktan annesi nyx’in şefkatli kollarına kaçmıştır. bunun haberini alan zeus, nyx’e sataşmaktan çekinir ve olayın peşini bırakır. derler ki, zeus’un korktuğu tek tanrıça nyx’tir. böyle de karizmatik, yüreklere korku salan delikanlı bir ablamızdır *.
kendi kendine yarattığı çocukları sıralı tam liste
1. moros: yıkım/kader tanrısı. ölüm diyarında bile kurbanlarını esir almamasıyla bilinir, her şeyi yok ettiği haliyle tasvir edilir.
2. keres: ikiz ölüm tanrıçaları. öldürme güçleri yok fakat ölmekte olan birinin başında beklerler. kişi öldükten sonra ziyafet çekerler.
3. thanatos: ölüm tanrısı. bazen kız kardeşler keres’in aksine merhametli ölümü temsil ettiği söylenirken bazen de kimseye acımayan, kimseyi kayırmayan, katı bir tanrı olarak ifade edilir-miş.
4. hypnos: uyku tanrısı. thanatos’un ikiz kardeşidir. hem thanatos hem hypnos için nyx’in kendi kendine doğurduğu çocuklar olduğu da yazar, erebus’un çocukları oldukları da yazar. mitoloji işte. zeus ile olan hikayesini anlattım, çok da bir ünü yok. roma mitolojisindeki karşılığı somnus’tur, bu da uyurgezer (somnambulist) kelimesinin kökenidir. bu da böyle garip, ilginç, hiçbir işe yaramayan bilgi.
5. oneiroi: çoğul olarak rüya tanrılarını ifade eder. ilyada’da tekil olarak zeus tarafından agamemnon’a gönderilen tek oneirostan bahsedilirken hesiod çoğul olarak bahseder, nyx’in çocukları ve hypnos’un kardeşleridir der.
6. momus: alaycılık ve trollük tanrısı. edebiyatta sanatta falan çok kullanılmış, uzun uzadıya anlatmaya üşeniyorum.
7. oizys: sefalet, depresyon vs tanrıçası. hem roma mitolojisindeki karşılığı miseria, hem de ingilizcedeki misery kelimesinin kökenidir.
8. hesperidler: hesperos (akşam) kelimesinden köken alan kız kardeşler. akşamın ve günışığının perileri gibi bir şey. tam tanrı da olamamışlar.
9. moirai: kaderi control eden 3 kız kardeş tanrıça.
10. nemesis: intikam tanrıçası (saygım sonsuz).
11. apate: kandırıkçılık, hilekarlık, düzenbazlık tanrıçası. adı sadece dionysus’un doğumundan sonra bir olayda geçer.
12. philotes: arkadaşlık, tutku ve seks tanrıçaları. ama minik tanrıçalar. hatta belki kutsal ruhlar.
13. geras: yaşlılık tanrısı. roma mitolojisindeki karşılığı senectus’tur. senescence (yaşlılık) kelimesi de buradan gelir. bir başka gereksiz etimolojik köken daha.
14. eris: nifak tanrıçası.
devamını gör...



