göbeklitepe
şanlıurfa sınırları içerisinde, kült alanı olduğu düşünülen, neolitik döneme tarihlendirilen tepecik.
buranın önemi devasa taşlardan oluşmasından kaynaklanıyor bir nevî. çünkü her biri tonlarca ağırlığa sahip olan yapılar toplu hareket etmeyi, iş bölümünü gerektiriyor. ama bu yapıdan önce neolitik halkın böyle devasa yapılar için bir araya geldiği, içinde konaklama yapılmayan böyle devasa bir yapı oluşumu görülmemişti, ki benzerleri yavaş yavaş bulunuyor göbekli tepe yakınında. bu yapılardan kırk kadar daha mevcut olduğu radar taramalarla tespit edilmiş durumda.
arkeolog ıan morris bir kitabında diyor ki "biz arkeologlar ne olduğunu çözümleyemediğimiz yapıları 'kutsal alan' diye tanımlarız" kolaya kaçarız diyo yani. burası da biraz o hesap. "bu kadar devasa sütunlar ancak din uğruna bir araya getirilmiş olmalı" düşüncesiyle dinî anlam yüklenmiş günümüzde. kesin mi? değil. olabilir mi? tabii ki olabilir.
merkezde bukunan "t" biçimli karşılıklı iki taşın üzerinde yer alan parmak benzeri kazımaları sebebiyle stilize insan figürleri olduğu düşünülüyor. diğer taşlarda yer alan hayvan figürlerinin kült alanına* gelen kabilelerin simgesi olduğu düşünülüyor. bunların hepsi varsayım.
prehistorik dönem hakkında kesin konuşmak çok doğru değildir. taşlardaki hayvan kabartmalarından tüm hikâyeyi öğrenemezsiniz. yorum yapılabilir yalnızca. daha güçlü delillere ulaşırsanız da bu yorumlarınızı kanıtlarsınız. prehistorik zordur.
buranın önemi devasa taşlardan oluşmasından kaynaklanıyor bir nevî. çünkü her biri tonlarca ağırlığa sahip olan yapılar toplu hareket etmeyi, iş bölümünü gerektiriyor. ama bu yapıdan önce neolitik halkın böyle devasa yapılar için bir araya geldiği, içinde konaklama yapılmayan böyle devasa bir yapı oluşumu görülmemişti, ki benzerleri yavaş yavaş bulunuyor göbekli tepe yakınında. bu yapılardan kırk kadar daha mevcut olduğu radar taramalarla tespit edilmiş durumda.
arkeolog ıan morris bir kitabında diyor ki "biz arkeologlar ne olduğunu çözümleyemediğimiz yapıları 'kutsal alan' diye tanımlarız" kolaya kaçarız diyo yani. burası da biraz o hesap. "bu kadar devasa sütunlar ancak din uğruna bir araya getirilmiş olmalı" düşüncesiyle dinî anlam yüklenmiş günümüzde. kesin mi? değil. olabilir mi? tabii ki olabilir.
merkezde bukunan "t" biçimli karşılıklı iki taşın üzerinde yer alan parmak benzeri kazımaları sebebiyle stilize insan figürleri olduğu düşünülüyor. diğer taşlarda yer alan hayvan figürlerinin kült alanına* gelen kabilelerin simgesi olduğu düşünülüyor. bunların hepsi varsayım.
prehistorik dönem hakkında kesin konuşmak çok doğru değildir. taşlardaki hayvan kabartmalarından tüm hikâyeyi öğrenemezsiniz. yorum yapılabilir yalnızca. daha güçlü delillere ulaşırsanız da bu yorumlarınızı kanıtlarsınız. prehistorik zordur.
devamını gör...
sözlük içi konular
"insanları baskı altında tutuyorlar, anladığımız kadarıyla burası sansürcü ve bazı konulara fazlasıyla kapalı bir sözlük" gibi cümleler kullandıktan sonra "aa insanlar beni neden samimi bulmuyorlar" diye zırlayan bir yazar başlığı.
yahu şu cümleyi yazarken bile kendinle çelişiyorsun aslında.
burası sadece küfürsüz bir sözlük. hepsi bu kadar.
bir lezbiyen olarak ben de, lgtbi+ arkadaşlarım da yazıyoruz rahat rahat.
hatta sözlükte tam 4 tane doğrudan aktroll saydım, bunların 2 tanesi şeriat övücülüğü yapıyor burada.
bunlar bile bir şekilde barınıyor yahu.
seni okuyan kişilere kafa sözlüğün sansürcü ve baskıcı tavırlarını göster ki arkanda duralım, sana inanalım.
yoksa her yerinden manipülasyon akıyor yani bunu derler kusura bakma.
yahu şu cümleyi yazarken bile kendinle çelişiyorsun aslında.
burası sadece küfürsüz bir sözlük. hepsi bu kadar.
bir lezbiyen olarak ben de, lgtbi+ arkadaşlarım da yazıyoruz rahat rahat.
hatta sözlükte tam 4 tane doğrudan aktroll saydım, bunların 2 tanesi şeriat övücülüğü yapıyor burada.
bunlar bile bir şekilde barınıyor yahu.
seni okuyan kişilere kafa sözlüğün sansürcü ve baskıcı tavırlarını göster ki arkanda duralım, sana inanalım.
yoksa her yerinden manipülasyon akıyor yani bunu derler kusura bakma.
devamını gör...
ses ve öfke
faulkner'in okuması ve anlaması çok zor, aşırı dikkat isteyen bir romanı. tüm kitapları böyle midir bilmiyorum, ses ve öfke kadar olmasa da döşeğimde ölürken (as ı lay dying) de zor bir kitaptı. zaten kendisine romanlarının ikinci ve üçüncü okumalarda dahi anlaşılmadığı sorulduğunda "dördüncü kez okuyun" cevabı vermiş. ses ve öfkenin, 4 farklı kişinin bakış açısıyla kronolojik sıra gözetilmeksizin yazıldığını söylemek sanırım nasıl bir anlaşılmazlıkla karşılaşılacağı konusunda bir ipucu olabilir. ancak dahası var, ilk bölüm, 33 yaşındaki, zeka özürlü benjy'nin bakışıyla anlatılıyor. her anlaşılmaz kitap/film gibi sonraki okumalar ilk okumaya göre çok daha güzel oluyor ve insana kendi çapında bir aydınlanma yaşatıyor. faulkner'a hayran oluyor ve sanatın o kadar da ucuz ve kolay bir iş olmadığını anlıyorsunuz. son olarak kitabın adı, william shakespeare'in macbeth eserindeki "it is a tale, told by an idiot, full of sound and fury" (kendimce çevirmeye çalışayım: bir geri zekalı tarafından anlatılan ses ve öfke dolu bir masal) dizesinden geliyor. ses ve öfke de bu dizeye atıf yaparak zeka özürlü benjy'nin anlatımıyla başlıyor. insan bu ince kurguyu öğrendiğinde bile hazine bulmuş gibi seviniyor. bazı şeyleri gereğinden fazla anlamak kesinlikle hastalık değil, en azından ses ve öfke'yi.
devamını gör...
fonetik alfabe
nato veya ıcao fonetik alfabesi olarakta geçer. amacı acil durumlarda düzgün sesli iletişim sağlanamadığı zamanlarda mesajı iletebilmektir. mantığı kelimenin ilk harfi baz alınarak cümle kurmaktır.

uluslararası olarak en yaygın kullanılan budur. ama bazı ülkelerin kendilerine has versiyonları vardır.
aşağıda ingiliz versiyonları var.
amsterdam
baltimore
casablanca
danemark
edison
florida
golf
havana
ıtalia
jeruselam
kilogramme
liverpool
madagaskar
new york
oslo
paris
quebec
roma
santiago
tripoli
upsala
valencia
washington
xanthippe
yokohama
zurih
türklerin kullandığı ise hepimizin bildiği şehir isimleridir. fakat bizde bazı askeri kurumlarda farklı alfabeler kullanılır.

uluslararası olarak en yaygın kullanılan budur. ama bazı ülkelerin kendilerine has versiyonları vardır.
aşağıda ingiliz versiyonları var.
amsterdam
baltimore
casablanca
danemark
edison
florida
golf
havana
ıtalia
jeruselam
kilogramme
liverpool
madagaskar
new york
oslo
paris
quebec
roma
santiago
tripoli
upsala
valencia
washington
xanthippe
yokohama
zurih
türklerin kullandığı ise hepimizin bildiği şehir isimleridir. fakat bizde bazı askeri kurumlarda farklı alfabeler kullanılır.
devamını gör...
damat kadar taş düşsün başınıza
damat düşsün onda sıkıntı yokta damadın içlediği* paralar kadar taş düşerse sıkıntı.
devamını gör...
teselli kılığına girmiş boş laflar
boşver, geçer, takma kafana.
devamını gör...
1995 yılından hafızada kalanlar
hayatın her alanını, hiç olmadığı kadar tarkan şarkılarıyla yaşamak. birbirimize şaşırdığımız anlarda veya iltifat etmek istediğimizde "a-acayipsin!" demek, ayrılık acılarını "dön çaresiz başım" eşliğinde sırılsıklam yaşamak, ilk şoku atlattıktan sonra da "yanlış zaman, yanlış insan" diye teselli bulmak ve daha niceleri. bir de fiko'nun** tam deniz'e* açıldığı sırada biten bir bölümün ardından neler olacağını merak etmekle geçirilen koca bir yaz mevsimi.**
devamını gör...
agorafobi
bazı insanlar için evden ayrılmak gibi basit bir durum panik yapmak için bir oldukça iyi bir neden olabilir. yunanca'da "pazar yeri korkusu" anlamına gelen agorafobi, geniş açık alanlar veya kalabalık olan alanlar ve çeşitli seyahat araçları dahil olmak üzere, kaçışın zor olabileceği herhangi bir yerden korkma anlamına gelir.
agorafobisi olan kişiler, ev dışında yalnız kalmak, arabada, otobüste veya uçakta seyahat etmek, kalabalık bir alanda olmak, dükkan, sinema gibi kapalı alanlarda olmak, köprü veya asansörde olmak gibi durumlardan kaçınabilir çünkü acil bir şey olursa kaçmanın zor olabileceği veya panik ya da başka utanç verici semptomlar yaşamaları durumunda yardım alamayacakları düşüncelerine odaklanırlar. yüksek rahatsızlık ve stres hissederler ve bu gibi durumlarda başka birinin varlığına ihtiyaç duyabilirler.
bir kişini agorafobi tanısı alabilmesi için, agorafobik durumların kişide neredeyse her zaman ortaya çıkan gerçek tehlikeye kıyasla orantısız bir korku ve endişe yaratması gerekir. durum en şiddetli seviyeye geldiğinde, agorafobisi olan kişiler evlerinden tamamen çıkamayacak duruma gelirler.
ergenlerin ve yetişkinlerin yaklaşık yüzde 1.7'sinde agorafobi görülür. kadınların agorafobi yaşama olasılığı erkeklerin iki katıdır. agorafobi çocuklukta da ortaya çıkabilmesine rağmen, başlangıç evresi tipik olarak geç ergenlik veya erken yetişkinlik dönemin görülür. korku ve kaygıya neden olan düşünceler yaşla birlikte değişme eğilimindedir: çocuklar genellikle kaybolmaktan korkar, yetişkinler ise panik benzeri semptomlar yaşamaktan. daha yaşlı yetişkinler ise düşmekten korkabilir. agorafobi genellikle diğer anksiyete bozukluklarına ve depresif bozukluklara eşlik eder.
panik bozukluğu olan kişilerin çoğu, panik bozukluğu geliştirmeden önce agorafobi ve kaygı belirtileri gösterir.
agorafobisi olan kişiler, durumları nedeniyle ciddi sorunlar yaşarlar. bazıları çalışamaz ve alışveriş ve ev işlerini yapmak için diğer aile üyelerine ihtiyaç duyar. agorafobisi olan kişiler yıllarca eve kapanabilir ve bu da ilişkilerinde bozulmaya neden olabilir. bu kişilerin üçte birinden fazlasının evden çıkmadığı ve çalışamadığı tahmin edilmektedir.
nedeni, tam olarak anlaşılmamış olsa da, geniş anlamda yaşam deneyimlerinin, psikolojik özelliklerin ve/veya genetik faktörlerin bir kombinasyonunu içerir. agorafobi için kalıtım derecesinin yüzde 61 olduğu bildiriliyor ve bu da onu fobilere genetik yatkınlıkla en güçlü şekilde bağlantılı fobi haline getiriyor. agorafobinin gelişimiyle ilişkili olduğu bilinen çevresel faktörler arasında stresli olaylar yaşamak (bir ebeveynin ölümü, saldırıya uğramak gibi) ve yetersiz manevi sıcaklığın ve yüksek düzeyde aşırı korumanın olduğu bir evde büyütülmüş olmak yer alıyor.
kaynak
devamını gör...
fedakarlık
genelde bir kişinin başkaları istediklerine sahip olsun diye kendi istediklerinden vazgeçmesidir. bazen de bir şeylerin daha iyi olması için başka şeylerden vazgeçmektir. ikinci durum bana normal geliyor, ileride daha iyi bir işe sahip olmak için şu an daha çok çalışmak gibi. * ancak ilk durum kesinlikle olmaması gereken, tamamen zararlı bir şey diye düşünüyorum. bir başkası için -bu kim olursa olsun- kendi istediklerimizden vazgeçmek önü alınamayan durumlara yol açabiliyor. biz ne kadar fedakarlık yaparsak karşımızdakiler o kadarını bekliyor, ve en kötüsü en sonunda yapmasaydın diyor. o yüzden en iyisi hiç kimse için hiçbir fedakarlık yapmamak, ve aynı şekilde kimseden bizim için fedakarlık yapmasını beklememek.
fedakarlığın karşılıklı ilişkilerde en çok beklendiği alan da romantik ilişkiler sanırım. özellikle ülkemizde, kadınların sürekli fedakarlık yapması bekleniyor. en basitinden 'yuvayı dişi kuş yapar' diyerek neredeyse tüm sorumluluk kadınlara atılıyor. sonra hem kadınlar hem erkekler mutsuz oluyor. çünkü başkası için yapılan fedakarlık neredeyse hiçbir zaman mutluluk getirmiyor.
bazen de kişiler direkt verici rolünü üstleniyor ve karşısındaki kişi için sürekli bir fedakarlık yapmaya kalkıyor. bu özellikte insanlar da karşılarında genelde 'alıcı' olmayı seven kişileri buluyorlar, ya da karşıdakine bir şekilde bu rolü üstlendiriyorlar. bu konuda okuduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum:
"aşkın fedakarlık olduğunu" düşünmek ilişkinizi mahvedebilir
pek çok insan, sevginin meyve vermesi için fedakarlık yapmanın şart olduğunu düşünür. bu insanlar genellikle ilişkilere o kadar bağlıdırlar ki, partnerlerini tatmin etmek için her türlü fedakarlığı yapmaya isteklidirler. mutlu ve kalıcı bir ilişki sürdürmenin doğru ve tek yolunun fedakarlık yapmak olduğunu düşünürler. aslına bakılırsa, sevgiyi fedakarlıkla özdeşleştirirler.
sorun, bu kişiler karşı taraftan fedakarlıklarının farkında olmasını ve aynı fedakarlıkları onlar istemeden yapmasını beklediğinde başlıyor. çabalarınızın takdir edilmediğini veya "uygun şekilde" ödüllendirilmediğini fark ettiğinizde, kendinizi kızgın hissetmeye ve bu hissi beslemeye başlarsınız. bu kızgınlık kişinin değişmesine neden olur ama ilişkideki diğer kişi ne olduğunu, bu değişimin neden kaynaklı olduğunu anlayamaz. ve bu sonun başlangıcıdır.
kendi mutluluğunuz pahasına partnerinizi mutlu etmek, ilişkinizi daha da kötüleştirir
bazı insanlar doğal olarak sadece "vericidirler", bu onların varoluş şeklidir ve bundan mutlu olurlar. aslında, içten gelerek yardım etmek ve daha iyisi için fedakarlık yapmak belli bir noktaya kadar sağlıklı olabilir ve her iki taraf için de daha uzun vadeli mutluluk ve memnuniyet getirebilir. ancak bu konuda karşılıklı bir duygu ortaklığı kurulamadığında ortaya büyük bir sorun çıkıyor.
durum bu olduğunda, ilişinin diğer ucunda genellikle "alıcıları" buluyoruz. bu kişiler bencil veya düşüncesiz insanlar oldukları için böyle değillerdir, sadece kendilerini bu şekilde daha rahat hissederler. birisi onlara bakmayı ve onları şımartmayı teklif ederse, bu teklifi memnuniyetle kabul edeceklerdir.
bu özelliklere sahip iki kişi bir araya geldiğinde, zararlı bir ilişki kurmaları muhtemeldir, çünkü "alıcı" rolünü uygulayanları fethetme ve tatmin etme girişiminde, "verici" olan kişi bir gün 'alıcı' da aynılarını kendisi için yapar diye umut ederek her geçen gün daha fazla fedakarlık yapar.
sonunda, "alıcı" her şeyin karşılığında pek de bir şey vermemiş olur, ve sonunda "verici" kişi partnerinin ihtiyaçlarını, çıkarlarını ve tercihlerini kendisininmiş gibi üstlenir. bazı durumlarda, özveri ve fedakarlık o kadar büyüktür ki, kişi ilişkide kendini tamamen unutup diğeri için yaşamaya başlar, kişiliğini tamamen kaybeder.
aslında, fedakarlık kelimesi latince "sacro" ve "facere" kelimelerinden gelir ve kelimenin tam anlamıyla "kutsal kılmak" demektir. bu, derinlerde, kayıtsız teslimiyet anlamına gelir, sanki kişi kendisi daha düşük bir rol üstlenmiş ve adeta partnerini bir kaide üzerine yerleştirilmiş gibidir.
ve en önemli soru: kişiyi feda etmeye iten nedir?
bu noktada en önemli şey, bir bakıma insanı fedakarlık yapmaya iten güdülerdir. aslında birçok nedenden dolayı fedakarlık yaparız ama bu fedakarlıkların hepsi bizi mutluluğa götürmez. peki, partnerinizi mutlu etmek için isteyerek mi fedakarlık yapıyorsunuz yoksa aslında sadece çatışmalardan ve fikir ayrılıklarından kaçınmaya mı çalışıyorsunuz?
- kaçmak için fedakarlık: çatışmadan kaçınma arzusunun motive ettiği fedakarlıklarla ilgilidir. kişi atacağı adımdan dolayı kendini kötü hissedeceğini, ancak en azından ilişkideki bir problemden kaçınacağını düşünür. ancak gerçekte, fedakarlığın temelinde kaçınma söz konusu olduğunda durum hiç de böyle değildir, bu karar mutluluğu zayıflatır ve her iki üyenin memnuniyetini en aza indirir.
- yakınlaşmak için fedakarlık: bu durumda fedakarlık partneri mutlu etmek için yapılır. mesela partnerini hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olmak için kişisel hedefleri ertelemek gibi. bu durumda fedakarlık, norm haline gelmediği sürece güven ve memnuniyeti artırabilir.
- işlemsel fedakarlık: bazı durumlarda, fedakarlık partneri tatmin etmek için değil, onu bir pazarlık kozu olarak kullanmak için yapılır. partnerle müzakere etmekte yanlış bir şey yoktur, ancak fedakarlık yapmak ve sonra onları yüzlerine vurmak ya da karşılığını almaya çalışmak, ilişkide korkunç bir hasara yol açacak, partnerde derin bir hayal kırıklığı ve kızgınlık yaratacaktır.
- tükenmişlik nedeniyle fedakarlık: maryland üniversitesi ve amsterdam üniversitesi'nden psikologlar, çiftlerinin her ikisinin de yabancılara rahatsız edici sorular sorması gerektiği bir deney geliştirdi, ancak çiftler görüşme yaptıkları kişileri kendi aralarında bölüşmekte serbestti. en duygusal ve entelektüel olarak tükenmiş hissedenlerin partnerleri için fedakarlık yapma olasılıklarının daha yüksek olduğunu buldular. bu, bitkin olduğumuzda, sevdiklerimize yardım etme eğilimimize göre kararlar verdiğimizi gösteriyor. ayrıca, çift ilişkileri söz konusu olduğunda, diğerinin ihtiyacını tatmin etmekten ibaret olan baskıya boyun eğme olasılığımız da artacaktır. ancak bu durumun tersine, iyi bir öz kontrolümüz olduğunda, ilk dürtüye o kadar kolay teslim olmaz, tüm faktörleri değerlendirir, ve sadece partnerimizin değil, aynı zamanda kendi ihtiyaçlarımızı da göz önünde bulundururuz.
ilişkiler iki kişiliktir
aşk, iki faktörlü bir denklemdir, yani iki kişinin bu konuda emek vermesi gerekmektedir. sadece biri emek verirse, ilişki dengesiz ve tek taraflı olacaktır. sonunda, emek veren kişi bitkin düşecek ve derin bir şekilde tükenmiş ve ihmal edilmiş hissedecektir.
kaynak
fedakarlığın karşılıklı ilişkilerde en çok beklendiği alan da romantik ilişkiler sanırım. özellikle ülkemizde, kadınların sürekli fedakarlık yapması bekleniyor. en basitinden 'yuvayı dişi kuş yapar' diyerek neredeyse tüm sorumluluk kadınlara atılıyor. sonra hem kadınlar hem erkekler mutsuz oluyor. çünkü başkası için yapılan fedakarlık neredeyse hiçbir zaman mutluluk getirmiyor.
bazen de kişiler direkt verici rolünü üstleniyor ve karşısındaki kişi için sürekli bir fedakarlık yapmaya kalkıyor. bu özellikte insanlar da karşılarında genelde 'alıcı' olmayı seven kişileri buluyorlar, ya da karşıdakine bir şekilde bu rolü üstlendiriyorlar. bu konuda okuduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum:
"aşkın fedakarlık olduğunu" düşünmek ilişkinizi mahvedebilir
pek çok insan, sevginin meyve vermesi için fedakarlık yapmanın şart olduğunu düşünür. bu insanlar genellikle ilişkilere o kadar bağlıdırlar ki, partnerlerini tatmin etmek için her türlü fedakarlığı yapmaya isteklidirler. mutlu ve kalıcı bir ilişki sürdürmenin doğru ve tek yolunun fedakarlık yapmak olduğunu düşünürler. aslına bakılırsa, sevgiyi fedakarlıkla özdeşleştirirler.
sorun, bu kişiler karşı taraftan fedakarlıklarının farkında olmasını ve aynı fedakarlıkları onlar istemeden yapmasını beklediğinde başlıyor. çabalarınızın takdir edilmediğini veya "uygun şekilde" ödüllendirilmediğini fark ettiğinizde, kendinizi kızgın hissetmeye ve bu hissi beslemeye başlarsınız. bu kızgınlık kişinin değişmesine neden olur ama ilişkideki diğer kişi ne olduğunu, bu değişimin neden kaynaklı olduğunu anlayamaz. ve bu sonun başlangıcıdır.
kendi mutluluğunuz pahasına partnerinizi mutlu etmek, ilişkinizi daha da kötüleştirir
bazı insanlar doğal olarak sadece "vericidirler", bu onların varoluş şeklidir ve bundan mutlu olurlar. aslında, içten gelerek yardım etmek ve daha iyisi için fedakarlık yapmak belli bir noktaya kadar sağlıklı olabilir ve her iki taraf için de daha uzun vadeli mutluluk ve memnuniyet getirebilir. ancak bu konuda karşılıklı bir duygu ortaklığı kurulamadığında ortaya büyük bir sorun çıkıyor.
durum bu olduğunda, ilişinin diğer ucunda genellikle "alıcıları" buluyoruz. bu kişiler bencil veya düşüncesiz insanlar oldukları için böyle değillerdir, sadece kendilerini bu şekilde daha rahat hissederler. birisi onlara bakmayı ve onları şımartmayı teklif ederse, bu teklifi memnuniyetle kabul edeceklerdir.
bu özelliklere sahip iki kişi bir araya geldiğinde, zararlı bir ilişki kurmaları muhtemeldir, çünkü "alıcı" rolünü uygulayanları fethetme ve tatmin etme girişiminde, "verici" olan kişi bir gün 'alıcı' da aynılarını kendisi için yapar diye umut ederek her geçen gün daha fazla fedakarlık yapar.
sonunda, "alıcı" her şeyin karşılığında pek de bir şey vermemiş olur, ve sonunda "verici" kişi partnerinin ihtiyaçlarını, çıkarlarını ve tercihlerini kendisininmiş gibi üstlenir. bazı durumlarda, özveri ve fedakarlık o kadar büyüktür ki, kişi ilişkide kendini tamamen unutup diğeri için yaşamaya başlar, kişiliğini tamamen kaybeder.
aslında, fedakarlık kelimesi latince "sacro" ve "facere" kelimelerinden gelir ve kelimenin tam anlamıyla "kutsal kılmak" demektir. bu, derinlerde, kayıtsız teslimiyet anlamına gelir, sanki kişi kendisi daha düşük bir rol üstlenmiş ve adeta partnerini bir kaide üzerine yerleştirilmiş gibidir.
ve en önemli soru: kişiyi feda etmeye iten nedir?
bu noktada en önemli şey, bir bakıma insanı fedakarlık yapmaya iten güdülerdir. aslında birçok nedenden dolayı fedakarlık yaparız ama bu fedakarlıkların hepsi bizi mutluluğa götürmez. peki, partnerinizi mutlu etmek için isteyerek mi fedakarlık yapıyorsunuz yoksa aslında sadece çatışmalardan ve fikir ayrılıklarından kaçınmaya mı çalışıyorsunuz?
- kaçmak için fedakarlık: çatışmadan kaçınma arzusunun motive ettiği fedakarlıklarla ilgilidir. kişi atacağı adımdan dolayı kendini kötü hissedeceğini, ancak en azından ilişkideki bir problemden kaçınacağını düşünür. ancak gerçekte, fedakarlığın temelinde kaçınma söz konusu olduğunda durum hiç de böyle değildir, bu karar mutluluğu zayıflatır ve her iki üyenin memnuniyetini en aza indirir.
- yakınlaşmak için fedakarlık: bu durumda fedakarlık partneri mutlu etmek için yapılır. mesela partnerini hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olmak için kişisel hedefleri ertelemek gibi. bu durumda fedakarlık, norm haline gelmediği sürece güven ve memnuniyeti artırabilir.
- işlemsel fedakarlık: bazı durumlarda, fedakarlık partneri tatmin etmek için değil, onu bir pazarlık kozu olarak kullanmak için yapılır. partnerle müzakere etmekte yanlış bir şey yoktur, ancak fedakarlık yapmak ve sonra onları yüzlerine vurmak ya da karşılığını almaya çalışmak, ilişkide korkunç bir hasara yol açacak, partnerde derin bir hayal kırıklığı ve kızgınlık yaratacaktır.
- tükenmişlik nedeniyle fedakarlık: maryland üniversitesi ve amsterdam üniversitesi'nden psikologlar, çiftlerinin her ikisinin de yabancılara rahatsız edici sorular sorması gerektiği bir deney geliştirdi, ancak çiftler görüşme yaptıkları kişileri kendi aralarında bölüşmekte serbestti. en duygusal ve entelektüel olarak tükenmiş hissedenlerin partnerleri için fedakarlık yapma olasılıklarının daha yüksek olduğunu buldular. bu, bitkin olduğumuzda, sevdiklerimize yardım etme eğilimimize göre kararlar verdiğimizi gösteriyor. ayrıca, çift ilişkileri söz konusu olduğunda, diğerinin ihtiyacını tatmin etmekten ibaret olan baskıya boyun eğme olasılığımız da artacaktır. ancak bu durumun tersine, iyi bir öz kontrolümüz olduğunda, ilk dürtüye o kadar kolay teslim olmaz, tüm faktörleri değerlendirir, ve sadece partnerimizin değil, aynı zamanda kendi ihtiyaçlarımızı da göz önünde bulundururuz.
ilişkiler iki kişiliktir
aşk, iki faktörlü bir denklemdir, yani iki kişinin bu konuda emek vermesi gerekmektedir. sadece biri emek verirse, ilişki dengesiz ve tek taraflı olacaktır. sonunda, emek veren kişi bitkin düşecek ve derin bir şekilde tükenmiş ve ihmal edilmiş hissedecektir.
kaynak
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının sözlüğü sahiplenmesi
gördüğüm kadarıyla yazarlar özene bezene, kırmadan dökmeden katkı sağlamaya çalışıyorlar. bizler tuğlaları güzel yerleştirelim ki; düzgün, kaliteli bir yapı ortaya çıksın, ilerleyen zamanlarda geriye bakıp gurur duyacağımız bir platform olarak anılsın. *
bu arada unutmadan; moderasyona da kalite amacı gütmelerinden dolayı kendi adıma teşekkür ediyorum.
bu arada unutmadan; moderasyona da kalite amacı gütmelerinden dolayı kendi adıma teşekkür ediyorum.
devamını gör...
sesi huzur veren insan
sarhoş eden sesinden
yudum yudum içiyorum
aman allahım nedir bu böyle
bir şiir bu kadar güzel olabilir mi?
ithaf edilen bu güzel şiir
sesinle can bulmuyor mu yani
kuşlar susup, yağmurlar dinmiyor mu
dünya durup dinlemiyor mu sesini?
sevdiğim insandır. sesini, nefesini duyduğum; şiirleri en ücra köşelerimde hissettiğimdir. okuduğu şiirlerde, öptüğü yazılarda saklıdır sesi.
yudum yudum içiyorum
aman allahım nedir bu böyle
bir şiir bu kadar güzel olabilir mi?
ithaf edilen bu güzel şiir
sesinle can bulmuyor mu yani
kuşlar susup, yağmurlar dinmiyor mu
dünya durup dinlemiyor mu sesini?
sevdiğim insandır. sesini, nefesini duyduğum; şiirleri en ücra köşelerimde hissettiğimdir. okuduğu şiirlerde, öptüğü yazılarda saklıdır sesi.
devamını gör...
avangard
bunun müzik olanında deneysellik ile arasında çok ince bir çizgi vardır, hatta bazen bu çizgi görmezden bile gelinebilir. bu ilericiliğin yeni şeyler denemeden sağlanamayacağından ötürü gelişen bir durumdur bana göre.
akla kraftwerk'i getirir.
akla kraftwerk'i getirir.
devamını gör...
kurtarıcı isa heykeli

brezilya'nın rio de janeiro şehrinde bulunan 30 metre boyundaki heykeldir. heykelin yapımına brezilya'nın bağımsızlığın 100. yılı olan 1922 yılında başlanıp, 1931'de açılmıştır. heitor silva costa tarafından tasarlanmıştır. fransız heykeltıraş paul landowski tarafından beş yılda üretilmiştir.

7 temmuz 2007 tarihinde, dünyanın yeni yedi harikası'ndan biri olarak seçilmiştir. yılda bir milyona yakın turist tarafından ziyaret edilmektedir.
devamını gör...
kalbinizi en çok kıran cümle
annemin "sende yaptığım hataları kardeşinde yapmamaya çalışıyorum" demesi. annemi severim, aramız iyidir ama kaç sene geçerse geçsin bu sözü atamıyorum zihnimden. ben deneme sürümü olduğumun farkındayım zaten ama, söylemek zorunda mıydın cidden?
devamını gör...
ikinci defa sorulan soruya neyse boşver diyen insan
benimdir. ikinci defa aynı şeyi anlatmaya* üşeniyorum. ayrıca ilk kez anlatıyorsam kesin heyecanlı ve hevesli bir şekilde anlatıyorumdur. karşıdaki anlamayınca veya daha kötüsü dinlemeyince "tüm heyecanım ve hayat enerjim sömürülmüş" gibi hissediyorum. tam dayaklıksınız var ya...
en iyisi neyse boşver deyip geçmek.
en iyisi neyse boşver deyip geçmek.
devamını gör...
sevilmemek
"sevilmemek yalnızca şanssızlıktır. hiç sevmemek mutsuzluktur. bugün, hepimiz bu mutsuzluktan ölüyoruz."
albert camus
albert camus
devamını gör...
kocasıyla pes oynayan kadın
hayat arkadaşı değil mi sonuçta?gayet normal olan kadındır,kocasının ruhuna hitap etmesini bilen kadındır.severiz böyle kadınları.
devamını gör...
emek verilip karşılığı alınamayan şeyler
(bkz: sevgi) sevgi neydi sevgi emekti...
devamını gör...



