isveçli black metal grubu. aynı zamanda anatomizasyon ile de ifade edilen tıp terimi (bkz: diseksiyon).
devamını gör...
maha kali şarkılarını çok seviyorum. hint mitolojisindeki kanlı tanrıça kali'den bahsediyor. "maha kali dark mother dance for me" kali kocası şiva'nın bedenine çıkıp dans ederken tasvir edilen, kan içen bir tanrıçadır. buyrunuz şarkı linki.
buradan
devamını gör...
90'larda isveç'de kurulan black metal grubu. zamanla tarzları değişti ve melodik death metal'e yakın albümler yaptılar.

grubun kurucusu jon nödtveidt, 3. albüm sonrası, disssection'ın misyonunu tamamladığını düşünerek ve insanın, bedeninin ölümüne kendi karar vermesi fikrini benimseyerek, henüz 31 yaşında, kafasına sıkarak intihar etti.

metal müzik tarihinin en potansiyelli, yaratıcı gruplarından biri olabilirdi. toplam 3 albümleri var. bugün şans eseri bir şekilde, tüm albümlerinin dijital platformlara yüklendiğini gördüm. ikinci albüm storm of the light's bane, grubun en iyi, türün de en önemli albümlerinden biridir bana göre. uzun yıllar önce bu albümün kopyasını bile bulmakta zorlanırken, bugün kolayca erişebilmek çok kıymetli!

albümden bir örnek bırakalım.

devamını gör...
bazen bir nota, kemiklerinizin derinliğinde bir çatlak açar. bazen bir riff, ruhunuzu yerinden söker, alıp götürür seni o uçsuz bucaksız karanlığa. dissection tam da böyle bir şeydi. isveç’in ıssız bir kasabasında, strömstad’ın nemli ormanlarında, 1989’da doğan bu grup, sadece müzik yapmıyordu; içindeki kaosu dışarı dökmek için bir kapı aralıyor, o kapıdan geçen herkesi de kendiyle birlikte sürüklüyordu. ve o kapının anahtarı, o kapının efendisi, jon andreas nödtveidt’ti.

jon’u anlamak için önce o sesi dinlemek lazım. sekiz yaşında gitarı eline alan, running wild’in korsan melodilerinden black sabbath’ın ağır lanetine, oradan judas priest’in çelik gibi keskinliğine uzanan bir çocuk.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


ama o, sıradan bir metal delisi değildi. o, müziği bir araç olarak gördü. bir araç ki, kozmosu yaracak, anti-kozmik bir ışık getirecekti. dissection’i peter palmdahl’la kurduğunda daha on dört yaşındaydı. ilk provalar, ilk demo’lar… the grief prophecy’de bile o melankolik, o buz gibi dokunuş vardı. sanki norveç’in karanlık ormanlarından esen bir rüzgâr, isveç’in gri gökyüzüne karışmıştı. ama jon’un vizyonu daha büyüktü. death metalin vahşetiyle black metalin soğuk mistisizmini birleştirecek, üstüne de o unutulmaz gitar armonilerini, o akıcı, neredeyse epik melodileri ekleyecekti.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

1993’te the somberlain geldi. albüm, bir yas ilahisi gibiydi. “the somberlain” parçasının açılışında o akustik gitar, sanki bir mezar taşının üstüne düşen yağmur damlaları gibi. sonra patlıyor her şey. . . davullar bir fırtına, bas bir deprem, jon’un vokali ise… o vokal, hem çığlık hem fısıltı. içinde hem öfke hem teslimiyet var. albümün tamamı, bir ruhun karanlığa gömülüşünü anlatıyor; ama öyle bir anlatış ki, dinlerken kendinizi o gömülüşün içinde buluyorsunuz. “nocturnal bloodlust”ta o ikili gitar çalışması, sanki iki gölge dans ediyor, birbirini kovalıyor, birbirini yutuyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

jon’un sözleri ise doğrudan mlo’nun -misanthropic luciferian order- o anti-kozmik felsefesine dokunuyor. kozmosu reddeden, kaosu kucaklayan bir isyan. bu albüm çıktığında, mayhem’in kurucularından øystein aarseth’e, yani euronymous’a adanmıştı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


çünkü jon, o norveç sahnesinin ateşini hissetmişti; ama kendi yolunu çiziyordu. dissection, black metalin norveç damarını isveç’in melodik damarlarıyla birleştirdi. ve bunu yaparken de kimseyi taklit etmedi; yarattı.

iki yıl sonra storm of the light’s bane… işte burada işler zirveye çıktı. 1995’in kasımında nuclear blast’ten çıkan bu albüm, bir fırtına değildi; fırtınanın kendisiydi. “where dead angels lie”nin o epik girişi, “thorns of crimson death”in o delici melodileri… jon’un gitarı burada bir kılıç gibi; hem kesiyor hem yarayı sarıyor.

albümün atmosferi o kadar yoğun ki, dinlerken sanki bir buz tabakasının altında boğuluyorsunuz. ama boğulmak güzel, çünkü o boğuluşta bir tür özgürlük var. jon ve ekibi -o dönemde johan norman’la ikili gitarlar efsaneydi- death metalin hızını black metalin karanlığıyla harmanlarken, 70’lerin melodik rock dokunuşlarını da unutmamışlardı. iron maiden’in epikliğinden bir parça, ama zehirlenmiş, lanetlenmiş hali.

bu albüm, isveç ekstrem metalinin mihenk taşı oldu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

naglfar’dan in flames’e, hatta daha sonra gelen nice gruba ilham verdi. ama kimse dissection gibi yapamadı. çünkü kimse jon gibi hissedemedi.

sonra… hayat, müziğin karanlığını yakaladı. 1997’de o olay oldu. jon, mlo’nun içinde, o kaotik arayışın tam ortasındaydı. anti-kozmik satanizm onun için bir felsefe değil, bir varoluş biçimiydi. liber azerate’nin sayfaları arasında, ölümün orgazm olduğunu söyleyen o adam, 1998’de on yıl hapis cezası aldı. dissection sustu. ama jon’un sesi, o hücrelerde bile yankılanıyordu.


2004’te çıktığında, her şey değişmişti. ama değişmemişti de. dissection’i yeniden doğurdu. yeni kadro, yeni enerji… 2004’te maha kali ep’si, o eski ruhu geri getirdi. sonra 2006’da reinkaos. albüm, mlo’nun formüllerini doğrudan sözlere dökmüştü. daha doğrudan, daha ritüelistik, daha sert.

“starless aeon”da o kaos patlaması, “black horizons”ta o son çağrı… jon burada artık sadece şarkı söylemiyordu; bir ayin yönetiyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

albüm çıktıktan kısa süre sonra, 13 ağustos 2006’da, hässelby’deki dairesinde, mumlarla çevrili bir çemberin içinde, elinde liber azerate’yle, kafasına sıkarak intihar etti. 31 yaşındaydı.

ölümü, kendi deyimiyle, “güçlü bir satanistin ölümü”ydü. yaşlılıkta, hastalıkta değil, ritüelin tamamlanması, zirvede.

bazıları onun hayatını trajedi olarak görür, bazıları bir bütünün parçası. ben oraya çok girmiyorum. çünkü mevzu o değil.

dissection dinlerken o gitarlar kulaklarına dolduğunda, vokal boğazını sıktığında şunu fark ediyorsun:
karanlık gerçekten de bir yer. ama herkesin yaşayacağı bir yer değil. jon nödtveidt o sesi kurdu, evet. ama o evin içinde ne vardı, orası başka bir hikâye. herkesin girip kalmak isteyeceği bir yer değil orası.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

2026’da hâlâ o kapıdan geçenler var. çünkü melodik black/death dediğin damar, teknikten çok his meselesi. o hissi de birçok kişi ondan öğrendi, doğru.

ama dissection dinlemek dediğin şey, birini örnek almak değil. sadece o yoğunluğu, o iç sarsıntıyı deneyimlemek. kemiklerine kadar inen bir titreşim, ardından gelen tuhaf bir sakinlik. acı veren ama gerçek bir sakinlik.

müziği kalır. çünkü müzik bazen sahibinden bağımsız yaşar. gerisi ise herkesin kendi mesafesini koyması gereken bir karanlık.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim