bütün ekonomistlerin hayretle izlediği, tanımsız türkiye ekonomi modeli meğer işsizlik sorununu çözmüş.(paralel evrende)

cumhurbaşkanı erdoğan: bu ekonomi politikasını tercih etmeseydik 10 milyon kişi işsiz kalacaktı.

buradan
şu an 10 milyondan fazla işsiz olduğundan habersiz bir başkan beyanı.
devamını gör...
erdoğan'ın ekonomi modeli, belli başlı rahatsızlıklar veren fakat kendi içinde anlaşılabilir bir model. artılarını ve eksilerini kısaca değerlendirelim.

artılar

türkiye uzun süredir sokaktaki insanın alım gücü ve refah kaybı pahasına, makro düzeyde toplam gsyih (gdp) hacmini büyütmeye odaklanan bir çizgi izliyor.

bu durum bir tercih hatasından ziyade, yapısal bir jeopolitik faturadır. uluslararası ilişkiler teorisinde "realizm", devletlerin anarşik bir küresel düzende hayatta kalmak için güç maksimizasyonu yapması gerektiğini söyler. türkiye gibi askeri tehdit kuşağında yer alan bir ülke için toplam ekonomik büyüklük (gdp), uluslararası masalardaki pazarlık gücünün ve en önemlisi askeri otonominin ana yakıtıdır.

isviçre modelinde kişi başına düşen gelir yüksektir ancak toplam ölçek küçük olduğu için küresel bir askeri/siyasi güç projeksiyonu yapamazlar. türkiye ise yerli savunma sanayisini finanse etmek, milyarlarca dolarlık teknolojik altyapı yatırımlarını (nükleer santraller, havacılık projeleri vb.) sürdürmek için "büyük pasta" üretmeye mecburdur. bu ham sermaye birikimi sağlanamazsa, askeri ve siyasi bağımsızlık (stratejik otonomi) tehlikeye girer. dolayısıyla devlet aklı, "bugünün tüketim refahını, yarının savunma ve var olma bütçesine" feda etmektedir.

cumhurbaşkanı erdoğan’ın son dönem ekonomi politikalarına bakarsak, geçmişteki "düşük faiz - yüksek büyüme" modelinden, mehmet şimşek yönetimindeki "ortodoks dengelenme" modeline geçildi. ancak büyüme (gdp) vurgusu hala masada. hükümet bu iki zıt dinamiği nasıl yönetiyor?

hükümetin mevcut stratejisi aslında tam bir "kontrollü yavaşlama" ve denge arayışıdır. geçmişteki agresif kredi genişlemesi modeli sürdürülemez bir enflasyon sarmalı yarattığı için, rasyonel zemin denilen pozitif reel faiz ve sıkı maliye politikasına geçildi. ancak buradaki ince ayar şudur: ekonomi soğutulurken istihdamı ve üretimi tamamen çökertecek sert bir frene basılmıyor.

cumhurbaşkanı erdoğan’ın büyüme odaklı refleksinin arkasında sosyo-ekonomik bir korku var: işsizlik. türkiye gibi genç nüfuslu ülkelerde büyüme hızı %3’ün altına indiği an istihdam piyasası tıkanır. hükümet, enflasyonu düşürmek amacıyla faizleri artırırken bile, imalat sanayisi, ihracatçı firmalar ve savunma sanayisi gibi stratejik sektörleri selektif (seçici) kredi mekanizmalarıyla fonlamaya devam ediyor. yani iç tüketim (halkın alım gücü) bilerek baskılanırken, sanayi üretimi ve ihracat kanalı üzerinden gdp’nin omurgası diri tutulmaya çalışılıyor.

aksi taktirde nüfusun yaşlanmasıyla birlikte üretim gücü düşer, tüketim alışkanlıkları fazlalaşır ve bu dengesizlik cari açığı fırlatarak türkiye'yi dışa bağımlı hale getirirdi.

ben bu bağlamda erdoğan'ın ekonomi modelini "makul" buluyorum. bu yanlış anlaşılmasın. makul, "iyi" demek değildir. elbette bu sistem benim için kötü. kim alım gücünün düşük olmasını ister ki ? lakin ülkenin ekonomik bağımsızlığını yitirmesi çok daha büyük bir sorun. 1870'leri hatırlayın. milyonlarca türkün yaşadığı felaketleri hatırlayın.

eksiler

tabii bu bardağın bir de boş tarafı var... erdoğan'ın abdli şirketlere "ülkemizde iş yapın, 20 yıl vergi ödemeyin" demesi bu dışa bağımlı olmama arzusuna yapısal bir tezat oluşturuyor.

küresel devlere 20 yıllık vergi muafiyetleri tanınırken, kamusal harcamaların ve askeri projelerin finansman yükü (bkz: kdv), (bkz: ötv)) ve gelir vergisi gibi dolaylı vergilerle yerli üreticinin ve yerel halkın sırtına yüklenir. bu durum, yerli sermayenin küresel rakipler karşısında dezavantajlı duruma düşmesine ve iç pazardaki alım gücünün daha da erimesine yol açar. "milli ekonomi" tezi, küresel sermayeye verilen bu tarz asimetrik imtiyazlarla tabanda zayıflar.

çok uluslu teknoloji ve sanayi şirketlerini bu denli uzun vadeli muafiyetlerle ülkeye bağladığınızda, askeri bağımlılığı azaltırken faturayı fütüristik bir ekonomik bağımlılık olarak ödersiniz. kritik altyapıların, tedarik zincirlerinin ve istihdam bloklarının yabancı sermayenin tekeline girmesi, yarın bir gün yaşanabilecek bir jeopolitik krizde o şirketlerin "çekilme" tehdidini en büyük ambargodan daha etkili bir şantaj unsuruna dönüştürebilir.

burada en kritik nokta şudur; enerji bağımlılığı. türkiye’nin büyüme (gdp) iştahı önündeki en büyük yapısal barikat, ürettikçe ve sanayiyi büyüttükten sonra fırlayan enerji faturasıdır.

şöyle ki; türkiye eğer enerji üreten ya da enerjiye kolayca erişen bir ülke olsaydı, hammadde ve ara malı üzerindeki vergileri tamamen sıfırlayarak yerli sanayinin önünü açabilir, maliyetleri düşürerek iç piyasayı muazzam bir refah dalgasıyla canlandırabilirdi. fakat mevcut yapıda sanayi çarkları her hızlandığında, fabrikalar daha fazla petrol, doğalgaz ve elektrik tüketiyor. bu enerjinin neredeyse tamamı dışarıdan ithal edildiği için, sanayinin büyümesi doğrudan cari açığın fırlamasına ve döviz krizlerine yol açıyor. yani enerji bağımsızlığı olmadan atılacak her büyüme adımı, kendi kendini imha eden bir ekonomik bumeranga dönüşüyor.

işte bu yüzden, akkuyu başta olmak üzere nükleer enerji projeleri sadece teknik bir elektrik yatırımı değil, türkiye'nin makroekonomik bağımsızlık savaşının en kritik cephesidir. nükleer enerji ve yerli kaynaklar vasıtasıyla enerjideki yapısal cari açık kamburu devletin sırtından indirilebilirse, ancak o zaman hammadde vergilerini kısacak, yerli sanayiciyi nefeslendirecek ve büyümenin getirdiği refahı gerçekten halkın cebine yansıtacak o esnek oyun alanı kazanılmış olacaktır. enerjide prangalarından kurtulamamış bir türkiye için "vites büyütmek", her seferinde motoru yakma riskini göze almaktan farksızdır.

tengri, türk milletini korusun ve zenginleştirsin.
devamını gör...
papuç boyalı ama lakin tabanı yoktur:
devamını gör...
8. varlık barışı günlerinde konuşulacak şey mi şimdi bu... cık cık cık
devamını gör...
rte ekonomisttir, konuya hiç birimizin kafası basmaz !! kafası basmayanlar olarak biz ülkenin ekonomik durumuyla ilgili hiçbi yorumda bulunamayız...

zaten o yüzden, sadece alkışlamakla, yetiniyoruz !!
devamını gör...
aslında erdoğan'ın hayata geçirdiği bir ekonomik model yok. çünkü iktidarı boyunca bir çok farklı ekonomik model denendi ama henüz işe yarayan çıkmadı. bunun sebebi ekonomik modellerin kötü olması değil, türkiye'nin dışında gelişen durumların türkiye'nin ekonomisinde belirleyici olması. bunu aşmak için ciddi bir yerli yatırım yapılması lazım ki dışarıda gerçekleşen durumlardan ekonomi daha az etkilensin diye. ama bunun bir takım siyasi sonuçları olduğu için kimse bu topa girmez.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"erdoğan'ın ekonomi modeli" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim