#ödüllü filmler
drama / romantik / yerli
10 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

bukowski’nin factotum’u hesabı bir filmdir. ne kadar özgün gibi görünsede beat kuşağına selam çakan amerikan özentisi bir yapımdır. türkiyede bu ayarda takılan birileri olduğunu hiç sanmıyorum. oyunculuklar iyidir kötüdür ona bişey diyemem.
devamını gör...
en sevdiğim filmlerden biri. hayattan bir parça gibi. herkesin hararetli hararetli konuştuğu bir anda muazzam guzellikteki birşeyi sessizce izlemiş, kimseye söylememiş ve bu anın tadını tek başına çıkarmanın verdiği mutluluğu yaşar gibi. tek başına yolculuğa çıkmışsın gibi. ya da dondurmacı sana bir top fazladan koymuş gibi. neden böyle bir yere koyduğum konusunda bir fikrim yok. güzeldi işte.
--! spoiler !--
müzeyyen mükemmele yakın bir kadın ve adam onu kaybetmekten çok korkuyor. ama bir gün korktuğun başına gelecek illaki. belki adamın bu kadar sevip, kadının gidişine rağmen ayakta kalabilmiş olması, belki de kimsenin kapılmaktan kendini alamadığı müzeyyenin, bütün o büyük laflardan sonra b*k gibi ortada kalması beni etkiledi. sevilmekten korkmasaydi hayat ona çok basit ama güzel bir yaşam sunacaktı belki. demek ki dedim vazgeçmek bu kadar da korkunç değil. demek ki her zaman üstün olan karşıdaki değil. demek ki bir gün burnu kaf dağındaki insan, kaybetmekten zerre korku duymayan ve sevgiye hürmet etmeyen, kaybettiği için pişman olacak.


--! spoiler !--
devamını gör...
ilhami güngör'ün romanından filme uyarlanmış ama kitabı aşmış bir film. film hakkında ne yazılsa ipucu vermeden anlatılamaz. anlatmak istediklerinin yerine başka kelimeler bulamıyorsun. en azından ben çok az bulabildim. *

--! spoiler !--

film, zaten içinde konusunu anlatır. yayın evinin hazırladığı yemeğe katılan arif'in halkla ilişkiler sorumlusu elif'e verdiği cevap.
- kadın, adamı terk eder. adam, kadının kendisini neden terk ettiğini anlayamaz. sevdiği kadına derdini anlatamayan zira kendi de anlamayan bir adamın hikayesi.

arif'in müzeyyenin patronu ile yaptığı konuşma, gidişleri anlamlandırmaya çalışmamızın nedenini ortaya koyuyordu.
- gerçeğin birazı ile yetinemezsin. gerçeğin hepsine ihtiyacın var.

kadınlar / erkekler giderdi. ve bunun bazen sizinle ilgisi yoktu. bazen sadece bir " çıt " sesi duyarsın. gidersin. üçüncü şahsa gidiş olmazdı bu bazen. asıl olan, döngü hiç değişmiyordu.

arif, müzeyyen’in etrafındaki diğer erkekleri tanımaya, merak etmeye ve kıskanmaya başlar. her dişini fırçalayışında dolaptaki "eski sevilene" ait olduğu bilinen, tıraş köpüğü ile kavga eder.

filmin başında arif'in peşine düştüğü kadın, filmin sonunda da sizi karşılıyordu. oysaki arif " ben öyle sokakta gördüğü kadının peşinden gidecek adam değilim" demişti ama.. yine cevap filmdeydi.
- hayat, bizi yalancı çıkarana dek bulduğumuz cevapları doğru sanırdık.

arif'in kitabının isminin "oyun bozan" olması müzeyyen'in oyununu(!) bozduğunun göstergesiydi.

--! spoiler !--
devamını gör...
aşklı meşkli film izleme zamanım geldiği için, bugün izlemeyi düşündüğüm film. izledikten sonra da burayı editlerim.

ne o öyle before serisini izle dur, olmuyor.

filmi izledim editi.





öncelikli olarak o kadar alışmışım ki esas kız esas oğlan hikayelerine, hikayeye sonradan dahil olan kişinin ana karakter olması bana biraz garip geldi açıkçası. müzeyyen kendinden başka kimseyi düşünmeyen, kendisine göre yaşayan birisi. aşık olduğu elemanı unutamamış, buna rağmen hayatına birilerini almaya çalışan bir insan. insan sormadan edemiyor, madem unutamadın, ne diye hayatına başkalarını alıyorsun ki müzeyyen? madem kendinden emin değilsin, ne diye başkalarını da üzüyorsun?

arif zaten boş beleş bir insan. ben şöyle yazarım böyle yazarım havalarında. eee yaz madem, bastır. bir de diğer adamı sürekli aşağılayan, hor gören tavırlar. bu arada yemek sahnesi çok güzel bir foreshadowing olmuş. kitabın sonunda da kadın ve erkek bir araya gelir, sahilde denize doğru oturur, gün batımını izlerler şeklinde dalga geçilen konu, adamın kadını sahilde bırakıp, kadının adamın arkasından bakmasıyla son bulan bir hal alıyor.

filmden çıkarılacak ders, her şey yaşanıyor ve bitiyor. müzeyyen gibi bitiremeyen insanlardan olmayın ve arif gibi, gitmeniz gerektiğini gösteren işaretleri görmezden gelmeyin.

ya arif senin kendine hiç mi saygın yok, buldun işte resimleri belli ki unutulmamış. sen ne diye hala orada kalasın. ya hadi orada gitmedin, lan kadın gitti adamın kollarında ağladı, sen benim kollarımda ağlar diye düşünürken... bunu nasıl görmezden gelir bir insan. zamanında gitsen bu acıların hiçbiri olmazdı. böyle aptala da bağlamazdın. daha farklı bir insan olurdun. müzeyyen de belki en sonunda kendisine sorduğu soruyu en başta sorardı, "ben birisini unutamamışken, hayatımda başkasına neden yer veriyorum? ben karakter yoksunu, umursamaz, özsaygısı olmayan bir insan mıyım?"





filme puanım 4, 5 üzerinden.
devamını gör...
ilhami algör'ün aynı isimli kitabından uyarlama olan filmin senaryosunu çiğdem vitrinel ve ceyda aşar yazmıştır. yönetmenliğini yine çiğdem vitrinel yapmıştır. başrollerinde erdal beşikçioğlu ve sezin akbaşoğulları vardır. bir kitap üzerinde çalışan yazarın baş ettiği iç dünyası ve o sırada aşık olmasını anlatan bir film. yazarın kendisiyle ve yazmakla ilgili filmleri izlemeyi sevenler için kesinlikle tavsiye edeceğim bir filmdir*. bilseydim öncesinde kitabını okurdum. en sevdiğim filmlerdendir. *
devamını gör...
2014 yapımı çiğdem vitrinel filmidir. beni derinden etkilemiştir. cool kadın olmanın belki havalı ama uzun vadede sizi yalnızlığa nasıl da mahkum ettiğini çok güzel anlatmıştır.
devamını gör...
bana deprem etkisi yaratan ve kitabını 1 kez okuduğum ama filmini en az 50 kere izlediğim yapıt. film kitaptan daha iyi diyebileceğiniz nadir bir örnek. sonuç mu? herkes gibi ben de müzeyyen'imi arıyorum...
devamını gör...
bu film aşırı balon. izleyenler çok ince ayrıntılarla dolu bir yapıt diyor ne diye sorunca da avel avel bakıyor. izledim bi şey anlamadım. sondaki çay sahnesi ne bilen var mı ?
devamını gör...
filmi izledikten sonra , müzeyyen'le ilgili birsey farkettim . güzel birsey yasarken bile hep anlamsizliğin eşlik ettiği bir "cekip gitme" kurgusu var icinde. güzel seyleri umursamiyor, habersiz sekilde kayboluveriyor.arif onu mu arasin,hayatini mi devam ettirsin yoksa bu abuk melankoliyle istanbulun kaldirimlarinda mi sürünsün?

arif finalde onu arayip sahilde bulduğunda bile hala umursamaz.karsisindaki adam yikilirken ve bir enkaza dönüşüp toz haline gelirken bile kayitsiz herkese ve herşeye . neden bu kurguyla yasiyor belki de bn o kismi kacirdim ama bizzat kendisinden dinleyelim ;


"-belki bir gün bn de yaparim.herseyi birakip giderim."


duygu kavramina karsi fazlasiyla nietzscheci müzeyyen.. ayni garipligi "bir avuc deniz" filminde deniz'de de görmüştüm.hatta engin altan duzyatan bunu bir yerde izleyiciye fisildiyordu.ama tam manasiyla replikleri hatirlayamadim.hickimseyi ve hicbirseyi önemsemeyen özgür ruh diyordu deniz icin mert...

velhasil kelam güzel filmler.izlenmeli

son bir diyalog :)


-müzeyyen...!
+efendim
-hic..adini söylemek hosuma gidiyor
devamını gör...
kıymeti bilinmeyen bir film. kesinlikle öneririm. o son sahnenin aslını asla bilememen falan. o akıcılığı... ne komedi yapacağım diye batırılanlardan ne de ağır dramlılardan. özgün konumu ve oyunculuklarla gözümde gerçekten değerli bir film.
devamını gör...
onlarca kez izlemişimdir. sahne geçişleri, katman yapısı, düşündürmesi, herkesin karşılaşabileceği ilişki tipleri açısından güzel bir film. hala izleyip hala bir şeyler anlamaya çalıştığım kısımları var. kendimi çoğu zaman müzeyyen'e benzetiyorum. belki o yüzden sarıyor beni. çoğu zaman da arif oluyorum. müzeyyen'e en çok benzeyen yanım farklı oluşu. kimi sevdiğim, neden sevdiğim, ne zaman ve neden vazgeçeceğim asla belli değil. evet o da bir ilişki yaşıyor çok da mutlu ediyor ama birden bitirebiliyor. yeniden denemek isteyebiliyor ama sanki hep aynı tekrarları yaşıyor. hala benliğinden atamadığı biri var. fakat onunla da değil. olmaya da çabalamıyor. onunla da yürütemiyor. evli kalıyor uzun süre, eşi olan adama dahi kendini çok değerli hissettiremiyor. vazgeçebiliyor. belki sevdiği hoşlandığı adamların ona bağlandığını görmek bazı duyguları öldürüyordur. ben de sık sık ayrılmak isteyebiliyorum. pek bir şey önemli olmuyor.
bazen de arif oluyorum. düzen istiyorum. sevdiğim veya farklı geleni anlamaya çalışmaktan yorulup beni sevenle sade düz bir mutluluğu seçiyorum. aşkı ve bu gelgiti yaşamayı da seçebilirdim. doğru olan belki de budur. onunla olmasa da herhangi biriyle kafa yormayan bir mutluluk seçmemektir. arifi de doğru buluyorum. müzeyyen değişmez ve anlaşılmaz belki. ama şu da var. müzeyyen ile aşk başka. onunla bir an çok ütopik. her daim kalıcı. ıcimde yer yer iki karakteri de yaşatıyorum.
devamını gör...
hikayemizde bir tane yeteneksiz yazar ve jigolo hizmeti verdiği kadınlarla aralarında olan ilişkiden bahsediliyor.

şimdi bizim yazar eleman bir türlü iki kelimeyi bi araya getiripte bi kitabı yazamıyor. haliyle parasız pulsuz, berduş berduş gezen ve otel sahibini düdükleyip bedavaya konaklayan biri. derken seninki bir gün otururken bi yerde yıllardır hayal ettiği kadının oradan geçtiğini görüyor. görür görmez de tutulup sapık gibi kadının peşinden gidiyor. şu hareketi ben yapsam.... neyse konu ben değilim. ne diyorduk heh.. seninki kadını tavlıyor ve bu defa da onun evine yerleşiyor. ekmek elden su gölden tek görevi kitap yazmak olarak bi süre hayatına devam ediyor. bakıyor ki karı zengin, evlensene benle, kadınım ol falan diyor. kadın da aldığı jigololuk hizmetinden memnun olacak ki "kadının mı? oysa ben o....un olmak istiyorum" diyor.

gel zaman git zaman seninki kadının eski kocasının da yazar olduğunu öğreniyor, hatta kadın sadece yazarlarla takılan bi tip. bir çeşit yazar fetişi gibi düşünebilirsiniz. bi yerden sonra bizimkiyle sevişmeleri de rutine binip heyacanını kaybedince dehliyor behzat amirimi.

bizimki aşık bi şekilde kadını arıyor, tarıyor, sorup soruşturuyor yok, bulamıyor bir türlü. sonunda kalbi kırık yazarımız kitabını yazıyor ve film bitiyor.


-ne anladınız çocuklar bu filmden?
+yakışıklıysak karılar bize bakar.
-otur prada, sıfır!
devamını gör...
filmin müziğini mor ve ötesi harun tekin yapmış olup kendisi filmde de biraz gözüküp bize sürpriz yapmıştır.
filmimiz ıssız adam filminin benzeri, yalnızca bu kez terk eden taraf erkek değil kadın oluyor.
ıssız olan kişi bir kadın.


başrolde erdal beşikçioğlu ve sezin akbaşoğulları ikilisinin yer aldığı 2014 yapımlı çiğdem vitrinel filmi.
henüz kitabı basılmayan yazar arif ve bir düğünde tanıştığı müzeyyen'in yaşadıkları konu ediniliyor. filmde arif bir aidiyet ararken müzeyyen birine ait olmaktan korkuyordu..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
aidiyet duygusu olmadığı için otelde yaşayan, göçebe hayatı yaşayan ve telefon bile kullanmayan bir adam olan arif filmimizin başında sevgilisi ile bir tartışma yaşar, arif ilk baştaki kadınla hiçbir aktiviteye katılmaz, sanki ondan utanır ve kavga sonrası ilişki biter. adam yeni bir ilişkiye başlar ki bu bile başka bir ilişkinin başlamasının tek yolunun diğer ilişkinin bitmesi gerektiğini bizlere hatırlatır.
arif'in aidiyet duyması için, bastığı toprağa ait hissetmesi için onu sarsacak bir aşka ihtiyacı vardır.

erdal beşikçioğlu'nun film boyunca mahzun ve ağlamaklı olması içimi sızlattı, tam bir edebiyatçı rolüne bürünmüş olması oyunculuğunun ne kadar iyi olduğunu gösteriyor. sezin akbaşoğulları'nın oyunculuğu da gerçekten iyiydi. sevişme sahneleri aşkın cinsellik olmadan eksik olduğu sanrısını doğursa da aşk bu değildir. direkt yatak odasında bitmemeli duygular.
müzeyyen'in arif'i neden terk ettiğini başta kabullenemiyoruz, sebepsiz gidiyor ama arif'in onu yersiz kıskandığını, kısıtlayabileceğini düşünüyor ve en önemlisi ona aşık olmaktan korktuğu için onu terk ediyor daha fazla bağlanmamak için.



müzeyyen: diyelim ki gitmedim. seninle beraber olmaya devam ettik. ne değişecekti?
arif: sabahları beraber uyanırdık. ben senden önce kalkardım. senin uyuyuşunu izlerdim, sonra sen uyanırdın. bana gülümserdin. sonra, sabahları çayı tek şekerli içtiğini, günün diğer saatlerinde şekersiz içtiğini biliyor olurdum, o ilk şekeri ben atardım çayına, zarifçe eritişini izlerdim. sonra, en çok boynundan öpülmeyi sevdiğini biliyor olurdum. sonra dışarı çıkardık. dışarda yağmur yağıyor olurdu. biz şemsiyeyi almazdık. sırılsıklam olurduk. sonra sen bana sokulurdun ama saçağın altına hiç girmezdik. sonra sen üşütürdün. ayakların buz gibi olurdu.

ben sana en sevdiğin o mavi çoraplarını getirirdim. sonra bayramları babaannenin mezarını ziyaret etmeye giderdik. hayatta en sevdiğin kadın için ağlayışını izlerdim senin. hiçbir şey yapmazdım, gözyaşlarını silmezdim, seni teselli etmezdim. orada öylece ağlayışını izlerdim senin. başka insanların mezarlarının arasında dolaşarak, hayatın ne kadar şahane bir şey olduğunu düşünürdüm. sonra… sonra hiçbir şey yapmazdık. öylece otururduk. çok bilinmeyenli bu sorunun yanıtını arardık. hayat bizi yalancı çıkarana dek, bulduğumuz cevapları doğru sanırdık.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"fakat müzeyyen bu derin bir tutku (film)" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim