#ödüllü filmler
türkçe adı: frekans
2000 yılında gösterime giren abd yapımı bilim kurgu filmidir ve yönetmeni gregory hoblit'tir. konusunda; polis memuru john sullivan, babasının 30 yıl önceki haliyle, gizemli bir radyo frekansı anomalisi vasıtasıyla iletişime geçer. bu, ona babasının trajik ölümünü engelleme fırsatını verecektir ancak geçmişe böylesi bir müdahalede bulunmanın başka ve problematik sonuçları da olacaktır. genelde olumlu eleştiriler alan yapımın 2016-2017 yıllarında gösterilen, tek sezon sürmüş olan bir dizi uyarlaması da yapılmıştır.
2000 yılında gösterime giren abd yapımı bilim kurgu filmidir ve yönetmeni gregory hoblit'tir. konusunda; polis memuru john sullivan, babasının 30 yıl önceki haliyle, gizemli bir radyo frekansı anomalisi vasıtasıyla iletişime geçer. bu, ona babasının trajik ölümünü engelleme fırsatını verecektir ancak geçmişe böylesi bir müdahalede bulunmanın başka ve problematik sonuçları da olacaktır. genelde olumlu eleştiriler alan yapımın 2016-2017 yıllarında gösterilen, tek sezon sürmüş olan bir dizi uyarlaması da yapılmıştır.
.
yönetmen:
gregory hoblit
oyuncular:
dennis quaid
jim caviezel
shawn doyle
andre braugher
elizabeth mitchell
noah emmerich
gregory hoblit
oyuncular:
dennis quaid
jim caviezel
shawn doyle
andre braugher
elizabeth mitchell
noah emmerich
*bilim kurgu, fantezi ve korku filmleri akademisi (2001) - en iyi fantezi filmi: satürn ödülü
*kapalı gişe eğlence ödülleri (2001) - favori yardımcı erkek oyuncu: süspans [andre braugher]
*kapalı gişe eğlence ödülleri (2001) - favori yardımcı erkek oyuncu: süspans [andre braugher]
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "sojourant" tarafından 29.01.2023 21:18 tarihinde açılmıştır.
1.
oooooo, tipik amerikan filmi mi?.. alırım bi dal!
2000 senesinde gösterime giren fantastik amerikan filmidir. fantastik derken... burada yaşanan zamansal anomalinin gerçek dünyada olamayacağını düşünüyorum ama bundan emin olamam. eğer böyle bir şey yaşanabilirse dumur olacağım bir gerçek ama. başrollerinde dennis quaid, jim caviezel ve shawn doyle vardır yapımın ve yönetmeni de gregory hoblit'tir. imdb'ye göre 31 milyon dolarlık bir bütçesi vardır ve gişede 68 milyon dolar civarında bir hasılat toplamıştır.
film, başlıkta da dediğim gibi tipik bir amerikan yapımıdır ve gayet iyi, heyecanlı ve gerilimlidir. şahsen böyle filmlerle büyüdüğüm için ben bundan çok memnunum ama hayatımın bir yerlerinde abd kültürüne ilgim müthiş azaldığından bu memnuniyetim ağırlıklı olarak nostaljik bir hissiyat çerçevesinde vücut buluyor.
burada bir baba ve oğlu vardır ve konu onların üzerinden işlenir. yoksa acaba aynı baba ve oğul birden çok sayıda mı varlar?.. evet, frekans (filmin türkçe ismi) bir gizem filmi ve ben de devasa spoiler'lar vermemek için buradaki enteresanlıkların perdesini sadece ucundan azıcık aralayacağım.
2018'de gösterime girmiş olan durante la tormenta isimli ispanyol filminin ana ilhamının bu yapıt olduğunu/olabileceğini düşünüyorum. yani burada da zamansal anomaliler var ve başka birtakım bakımlardan da bu iki film birbiriyle son derece paralel.
bilemiyorum bazılarına saçma gelebilir buradaki hikaye ama bana göre kendi içerisinde son derece tutarlı işlenmiş ve baş karakterlerimiz çok acayip durumların içerisinde buluyorlar kendilerini ve bunlardan sıyrılabilmek için epey beyinsel ve vücutsal efor sarf etmeleri gerekiyor.
1969 ve 1999 senelerinde geçiyor konu ve acaba ikisinde de aynı zamanda mı geçiyor? bu nasıl mümkün olabilir? koltuğunuza yaslanın ve bunun cevabını keyifle ve adım adım alın derim, henüz bu işe göz atmadıysanız.
the butterfly effect filmi gibi bir film bu aslında bazı yönlerden ama farklı olarak, oradaki kadar uçuk ve eksantrik tiplemeler yok bu yapımda. gene de senaryo olarak ikisi de aynı/benzer kalitede diyebilirim.
filmin sonunu da çok beğendim ben ama bunun nasıl bir son olduğundan bahsetmeyeceğim muhakkak ki burada.
ezcümle, tipik ve çoklarınca ideal olan amerikan yaşamını gerçekçi resmeden ama bunu fantastik bir kurguya oturtan ve sonradan da belaların eksik olmadığı mahiyetteki filmleri seviyorsanız, frequency'yi ıskalamamalısınız derim.
not: bu, nükseden beyin tümörü'nün bir ukdesiymiş, yazımı yazmaya başlarken fark ettim. sevgili kosses (kendisinin eski nick'i ve bu anonim kişinin gerçek adını da biliyorum aslında) nerelerdesin? vallahi özledim seni. umarım iyisindir. bu yazıyı bir şekilde okursan sana içten selamlarımı gönderiyorum.
2000 senesinde gösterime giren fantastik amerikan filmidir. fantastik derken... burada yaşanan zamansal anomalinin gerçek dünyada olamayacağını düşünüyorum ama bundan emin olamam. eğer böyle bir şey yaşanabilirse dumur olacağım bir gerçek ama. başrollerinde dennis quaid, jim caviezel ve shawn doyle vardır yapımın ve yönetmeni de gregory hoblit'tir. imdb'ye göre 31 milyon dolarlık bir bütçesi vardır ve gişede 68 milyon dolar civarında bir hasılat toplamıştır.
film, başlıkta da dediğim gibi tipik bir amerikan yapımıdır ve gayet iyi, heyecanlı ve gerilimlidir. şahsen böyle filmlerle büyüdüğüm için ben bundan çok memnunum ama hayatımın bir yerlerinde abd kültürüne ilgim müthiş azaldığından bu memnuniyetim ağırlıklı olarak nostaljik bir hissiyat çerçevesinde vücut buluyor.
burada bir baba ve oğlu vardır ve konu onların üzerinden işlenir. yoksa acaba aynı baba ve oğul birden çok sayıda mı varlar?.. evet, frekans (filmin türkçe ismi) bir gizem filmi ve ben de devasa spoiler'lar vermemek için buradaki enteresanlıkların perdesini sadece ucundan azıcık aralayacağım.
2018'de gösterime girmiş olan durante la tormenta isimli ispanyol filminin ana ilhamının bu yapıt olduğunu/olabileceğini düşünüyorum. yani burada da zamansal anomaliler var ve başka birtakım bakımlardan da bu iki film birbiriyle son derece paralel.
bilemiyorum bazılarına saçma gelebilir buradaki hikaye ama bana göre kendi içerisinde son derece tutarlı işlenmiş ve baş karakterlerimiz çok acayip durumların içerisinde buluyorlar kendilerini ve bunlardan sıyrılabilmek için epey beyinsel ve vücutsal efor sarf etmeleri gerekiyor.
1969 ve 1999 senelerinde geçiyor konu ve acaba ikisinde de aynı zamanda mı geçiyor? bu nasıl mümkün olabilir? koltuğunuza yaslanın ve bunun cevabını keyifle ve adım adım alın derim, henüz bu işe göz atmadıysanız.
the butterfly effect filmi gibi bir film bu aslında bazı yönlerden ama farklı olarak, oradaki kadar uçuk ve eksantrik tiplemeler yok bu yapımda. gene de senaryo olarak ikisi de aynı/benzer kalitede diyebilirim.
filmin sonunu da çok beğendim ben ama bunun nasıl bir son olduğundan bahsetmeyeceğim muhakkak ki burada.
ezcümle, tipik ve çoklarınca ideal olan amerikan yaşamını gerçekçi resmeden ama bunu fantastik bir kurguya oturtan ve sonradan da belaların eksik olmadığı mahiyetteki filmleri seviyorsanız, frequency'yi ıskalamamalısınız derim.
not: bu, nükseden beyin tümörü'nün bir ukdesiymiş, yazımı yazmaya başlarken fark ettim. sevgili kosses (kendisinin eski nick'i ve bu anonim kişinin gerçek adını da biliyorum aslında) nerelerdesin? vallahi özledim seni. umarım iyisindir. bu yazıyı bir şekilde okursan sana içten selamlarımı gönderiyorum.
devamını gör...
2.
nadir gerçekleşen doğa olayları sırasında; zaman akışının oynaması, paralel evrenlerin açılması tarzı çekilmiş birçok yapıma benzer tematikte işlenen film.
mantık çerçevesinin dışında bir mevzudan bahsetmesine rağmen olay akışı oldukça mantıklı ve tatmin ediciydi benim için, dolayısıyla imdb puanı bence gayet yerinde olmuş, vakit kaybı hissi oluşturmadığı için mutluyum.
filmde, geçmiş değiştikçe yeniden şekil alan her gelecek görüntüsünde, little chef kişisine yardır yardır laf söyleyerek, her şeyi nasıl daha beter edebildiğine sinirlenip etrafı yumrukladım. baban ekstra yetenekli biri olmasa, üstelik katil damgası yese adamı ölmekten beter etme ihtimalin vardı, sen de ölürdün vicdan azabından o zaman. üstelik gerçek suçluya da gidip seni otuz sene önce yakaladık dedi artist, topluca katlediliyordunuz.
filmde gelecek geçmiş bağlantısına milleti inandırmak için beyzbol maç gidişatını ezbere anlatmaları nedir ya, ah bu erkekler, önemli tarihleri bilemezler, ama kim kaçıncı dakika sayı atıp maçı kurtardı bilirler. hadi oradan ya.
filmde annesiyle, kendi küçüklüğüyle konuşması aşırı tuhaf bir his verdi ayrıca. en yakın arkadaşının gelecekte kaçırdığına en çok pişman olduğu hisse senedinin ismini, kendini noel baba ismiyle tanıtıp arkadaşının çocukluğuna doğru fısıldayarak onu gelecekte zengin etmesi detayı çok tatlıydı.
bir de ben bu anayı hatırlıyorum bir yerlerden ya. lost mu acaba, bilemedim. güzel kadın. *
mantık çerçevesinin dışında bir mevzudan bahsetmesine rağmen olay akışı oldukça mantıklı ve tatmin ediciydi benim için, dolayısıyla imdb puanı bence gayet yerinde olmuş, vakit kaybı hissi oluşturmadığı için mutluyum.
filmde, geçmiş değiştikçe yeniden şekil alan her gelecek görüntüsünde, little chef kişisine yardır yardır laf söyleyerek, her şeyi nasıl daha beter edebildiğine sinirlenip etrafı yumrukladım. baban ekstra yetenekli biri olmasa, üstelik katil damgası yese adamı ölmekten beter etme ihtimalin vardı, sen de ölürdün vicdan azabından o zaman. üstelik gerçek suçluya da gidip seni otuz sene önce yakaladık dedi artist, topluca katlediliyordunuz.
filmde gelecek geçmiş bağlantısına milleti inandırmak için beyzbol maç gidişatını ezbere anlatmaları nedir ya, ah bu erkekler, önemli tarihleri bilemezler, ama kim kaçıncı dakika sayı atıp maçı kurtardı bilirler. hadi oradan ya.
filmde annesiyle, kendi küçüklüğüyle konuşması aşırı tuhaf bir his verdi ayrıca. en yakın arkadaşının gelecekte kaçırdığına en çok pişman olduğu hisse senedinin ismini, kendini noel baba ismiyle tanıtıp arkadaşının çocukluğuna doğru fısıldayarak onu gelecekte zengin etmesi detayı çok tatlıydı.
bir de ben bu anayı hatırlıyorum bir yerlerden ya. lost mu acaba, bilemedim. güzel kadın. *
devamını gör...
