galaksiler arası uzayın genişlemesi sorunsalı
başlık "sonkullanmatarihçisi" tarafından 11.06.2024 18:54 tarihinde açılmıştır.
1.
evrenin genişlediğine neredeyse herkes hemfikir.
ama bu koduumun nereye genişlediğini kimse söyleyemiyor. lan genişliyorsa bir başka şeyin alanına yayılmalı di me?
yok illa jkafa karıştıracaklar: oolum galaksiler arası uzayı esmeterek genişliyor diyorlar.
e ne zaman yırtılacak bu uzay?
esnekliğin sınırı yok mu?
yok di me? ha de ordan
ama bu koduumun nereye genişlediğini kimse söyleyemiyor. lan genişliyorsa bir başka şeyin alanına yayılmalı di me?
yok illa jkafa karıştıracaklar: oolum galaksiler arası uzayı esmeterek genişliyor diyorlar.
e ne zaman yırtılacak bu uzay?
esnekliğin sınırı yok mu?
yok di me? ha de ordan
devamını gör...
2.
uzay da morbid obezin tekiymiş iyi mi.
bızımla değilsin uzaycım.
bızımla değilsin uzaycım.
devamını gör...
3.
uzayın sınırlarını bilmiyoruz ki, daha sonunu göremedik. dertlenmeyin daha çok boş yer vardır.
bir aralar uzay sonsuz diyorlardı. tanrı'da sonsuz o zaman iki sonsuz bize fazla gelir, olmaz dedik.
kuran'da bu konuda bilgi var. yazmıyorum merak eden gitsin baksın.
bir aralar uzay sonsuz diyorlardı. tanrı'da sonsuz o zaman iki sonsuz bize fazla gelir, olmaz dedik.
kuran'da bu konuda bilgi var. yazmıyorum merak eden gitsin baksın.
devamını gör...
4.
ramazanlar da daha az genişler.
devamını gör...
5.
bana " ... onun kürsüsü (sandalyesi, tahtı) gökleri ve yeri kuşatır... " (bakara-255) cümlesini hatırlatan sorunsal.
devamını gör...
6.
1929 yılında amerikalı bilim adamı edwin hubble evrenin sürekli olarak genişlediğini ispatlamıştır. kuran-ı kerimde zariyat süresinin 47. ayeti aynı şekildedir. zariyat suresinin 47.ayetinde:”göğü kudretimizle biz kurduk ve biz onu genişletmekteyiz.” buyurulmaktadır.
(alıntı)
(alıntı)
devamını gör...
7.
nasıl uzaklaştıysa geri gelir ya. sonrası işte daralma, sıkışma ve big bang. sıfır fizik bilgimle başka türlüsünü aklım almıyor. bence böyle, evet böyle.
devamını gör...
8.
insanların kafasına pek yatmayan olay.
öncelikle başlıktaki ilk tanımın sorduğu sorudan başlayayım; bir şeyin içinde genişleme gerekliliği. bu kısım günlük örneklere pek benzemiyor, daha soyut. o nedenle burada yine biraz pürüz kalabilir akıllarda. ben yine de şansımı deneyeceğim. insan algısı her şeyi, bildiği ve deneyimlediği gözlemler üzerinden değerlendirir. genişlemek deyince bizim aklımıza gelen şey mesela hamurun kabarması, balonun şişmesi gibi olaylar. dikkat ederseniz bunların hepsi bir ortam içerisinde gerçekleşen şeyler. hamur, fırında ve havanın içerisinde genişliyor mesela. hamur, evrende bir cisim. fırın da evrende bir cisim ve hava da evrende yer kaplayan bir kavram. yani "evrendeki bir şeyin içerisinde genişleyen evrendeki başka bir şey"den bahsediyoruz. evrenin genişlemesi deyince olay değişiyor. evren zaten her şeyi içinde barındıran bir yapı. bir yere doğru yayılması, o yerin evren dışında kaldığının, farklı bir yer olduğunun kanıtı değil.
günlük hayattaki bir şeye benzemiyor dedim ama yine de örneklendirmeye çalışayım. bir oyun oynuyorsunuz bilgisayarda. oyunun içerisinde şehirler var, aralarında dolaşabiliyorsunuz. bunlar sadece kodlar üzerindeki sayılarla tanımlanmış yerler. geliştirici bir anda fikir değiştirip şehirler arasındaki mesafe katsayısını daha yüksek bir değere ayarlıyor diyelim. karakterlerde, şehirlerin içeriğinde, şehirlerin arasındaki yolların özelliklerinde bir şey değişmiyor ama yollar uzamış ve şehirler artık daha uzak duruma gelmiş oluyor. şehirlerin konumları falan değişmiyor, aralarındaki mesafe büyüyor sadece. oyun, bilgisayar ekranı içerisinde genişlemiş olmuyor. siz ekrana bakınca aynı oyunu görüyorsunuz. ekran o oyunun bir parçası olmadığından bu büyümeyi sadece oyunun kendisi üzerinden değerlendirmeniz gerekiyor. evrenin esnemesinden kasıt bu işte. galaksiler arası mesafeler gittikçe büyüyor ama galaksilerin birbirine göre göreli koordinatlarında değişme yok. bu galaksileri evrenin üzerindeki yapıştırmalar gibi düşünün. aralarındaki mesafenin açılması, yapıştıkları yerin aynı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
ikinci soru; esniyorsa ne zaman yırtılacak? yırtılma olması için esnemenin bir madde, bir malzeme ile olması gerekir. kumaşı, lastiği esnetmek gibi düşünmemek gerekiyor bunu. lastiği çok çekersen sonunda mutlaka kopar ama evrende esneyen gerçek bir madde yok. esneme kelimesi olup bitenlere en yakın şey olduğu için kullanılan bir kelime ama bunu yine günlük hayat algısı üzerinden okumamak gerekiyor özetle. ortada esneyen somut bir madde olmadığı için, bildiğimizi kadarıyla bunun bir sınırı da yok. genişleme hızlanırsa galaksiler falan dağılabilir ama o başka tartışmanın konusu.
e, peki niye oluyor bu durup dururken? işte onun cevabı da şu; durup dururken olmuyor. evrenin oluşum anındaki hareket ve özelliklerin doğal bir sonucu, bir devamı bu esneme. bizim için milyar yıllar uzun ama evren için bu, aylara, 1 yıla falan karşılık geliyor. yani evren ortaya çıkıp öylece zınk diye durmadı. hâlâ ortaya çıkış anının etkileri sürüyor.
öncelikle başlıktaki ilk tanımın sorduğu sorudan başlayayım; bir şeyin içinde genişleme gerekliliği. bu kısım günlük örneklere pek benzemiyor, daha soyut. o nedenle burada yine biraz pürüz kalabilir akıllarda. ben yine de şansımı deneyeceğim. insan algısı her şeyi, bildiği ve deneyimlediği gözlemler üzerinden değerlendirir. genişlemek deyince bizim aklımıza gelen şey mesela hamurun kabarması, balonun şişmesi gibi olaylar. dikkat ederseniz bunların hepsi bir ortam içerisinde gerçekleşen şeyler. hamur, fırında ve havanın içerisinde genişliyor mesela. hamur, evrende bir cisim. fırın da evrende bir cisim ve hava da evrende yer kaplayan bir kavram. yani "evrendeki bir şeyin içerisinde genişleyen evrendeki başka bir şey"den bahsediyoruz. evrenin genişlemesi deyince olay değişiyor. evren zaten her şeyi içinde barındıran bir yapı. bir yere doğru yayılması, o yerin evren dışında kaldığının, farklı bir yer olduğunun kanıtı değil.
günlük hayattaki bir şeye benzemiyor dedim ama yine de örneklendirmeye çalışayım. bir oyun oynuyorsunuz bilgisayarda. oyunun içerisinde şehirler var, aralarında dolaşabiliyorsunuz. bunlar sadece kodlar üzerindeki sayılarla tanımlanmış yerler. geliştirici bir anda fikir değiştirip şehirler arasındaki mesafe katsayısını daha yüksek bir değere ayarlıyor diyelim. karakterlerde, şehirlerin içeriğinde, şehirlerin arasındaki yolların özelliklerinde bir şey değişmiyor ama yollar uzamış ve şehirler artık daha uzak duruma gelmiş oluyor. şehirlerin konumları falan değişmiyor, aralarındaki mesafe büyüyor sadece. oyun, bilgisayar ekranı içerisinde genişlemiş olmuyor. siz ekrana bakınca aynı oyunu görüyorsunuz. ekran o oyunun bir parçası olmadığından bu büyümeyi sadece oyunun kendisi üzerinden değerlendirmeniz gerekiyor. evrenin esnemesinden kasıt bu işte. galaksiler arası mesafeler gittikçe büyüyor ama galaksilerin birbirine göre göreli koordinatlarında değişme yok. bu galaksileri evrenin üzerindeki yapıştırmalar gibi düşünün. aralarındaki mesafenin açılması, yapıştıkları yerin aynı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
ikinci soru; esniyorsa ne zaman yırtılacak? yırtılma olması için esnemenin bir madde, bir malzeme ile olması gerekir. kumaşı, lastiği esnetmek gibi düşünmemek gerekiyor bunu. lastiği çok çekersen sonunda mutlaka kopar ama evrende esneyen gerçek bir madde yok. esneme kelimesi olup bitenlere en yakın şey olduğu için kullanılan bir kelime ama bunu yine günlük hayat algısı üzerinden okumamak gerekiyor özetle. ortada esneyen somut bir madde olmadığı için, bildiğimizi kadarıyla bunun bir sınırı da yok. genişleme hızlanırsa galaksiler falan dağılabilir ama o başka tartışmanın konusu.
e, peki niye oluyor bu durup dururken? işte onun cevabı da şu; durup dururken olmuyor. evrenin oluşum anındaki hareket ve özelliklerin doğal bir sonucu, bir devamı bu esneme. bizim için milyar yıllar uzun ama evren için bu, aylara, 1 yıla falan karşılık geliyor. yani evren ortaya çıkıp öylece zınk diye durmadı. hâlâ ortaya çıkış anının etkileri sürüyor.
devamını gör...
9.
zariyat 47. ayetin 1500 yıl önceden haber verdiği evren olayı.
atayistler " 1000" yıllık tefsirlerin ve meallerin çoğu olayı farklı yofumlamış" diye akıllarına çelme taktıkları mevzu. dingilojiç, adı üzerinde 1000 yıl önceki yorumdam bahsediyorsun. allah bu ayet üzerinde ne demek istemiş diye düşünüp o zamanın şartlarına göre yorum yapmış adam. ayetin kelimeleri orjinalıyla duruyor. direkt anlamına bak bakalım ne diyor ayet?
atayistler " 1000" yıllık tefsirlerin ve meallerin çoğu olayı farklı yofumlamış" diye akıllarına çelme taktıkları mevzu. dingilojiç, adı üzerinde 1000 yıl önceki yorumdam bahsediyorsun. allah bu ayet üzerinde ne demek istemiş diye düşünüp o zamanın şartlarına göre yorum yapmış adam. ayetin kelimeleri orjinalıyla duruyor. direkt anlamına bak bakalım ne diyor ayet?
devamını gör...
10.
ataist uydurmasıdır.
devamını gör...
11.
kahvede oturan dayı yorumu yapmak istiyorum. konuyla ilgili hiç bilgim yok zira.
- uzay genişlemiyordur yeğen. bizim cihazlar oraları görecek teknolojiye yeni ulaşmıştır.
- uzay genişlemiyordur yeğen. bizim cihazlar oraları görecek teknolojiye yeni ulaşmıştır.
devamını gör...
12.
evren neyin içinde genişliyor.
bu soruya hala cevap bulabilmiş değilim.
bu soruya hala cevap bulabilmiş değilim.
devamını gör...
13.
sorun, insan zihninin 3 boyut algısıyla sınırlı olmasından kaynaklanır. evrene dair konum hesaplamaları ve konumlar arası mesafe hesaplamaları bu uzamsallığa göre yapılır. basitçe, referans olarak belirlenen noktalalar (galaksiler vs) arası mesafenin artışından evrenin genişlediği sonucuna varılır. bu da 3 boyut kısıtı nedeniyle zihnimizde hacimsel bir kavramsallaştırmayı zorunlu kılar.
çok boyutluluk (3+) matematiksel olarak gayet tutarlı şekilde ifade edilebilen, formülasyonda tıkır tıkır işleyen ve bundan hareketle gayet geçerli sonuçlara varılıp nedensellik kurulabilen bir olgu olmakla birlikte zihninde simüle edilemez. o nedenle evrenin genişlemesini bu uzamsallık çerçevesinde anlamak mümkün değil.
gelgelelim, görece sabit konuma rağmen mesafe artışı ölçümlenebiliyor.
burada tersten düşünmek (boyut indirgemek) bunun bir çelişki olmayabileceğine dair bir fikir verebilir. (ancak sadece çelişkinin niteliğine dair bir fikir verebilir. bütüncül bir anlayış, yine kimsede olmayan çoklu boyut algısı ve buna dair ortak kavramsallık gerektirdiğinden mümkün değil.)
küp şeklinde bir oda düşünelim, bu odanın içinde askıda 3 cisim olsun, bunlardan birisi sabit (referans olması adına) diğer ikisi (a, b) hareketli olsun. ve diyelim ki, biz sadece cisimlerin oda zeminine izdüşümünü gözlemleyebiliyoruz ve belirli periyotlarda bu izdüşümleri haritalandırıyoruz.
ilk haritada sabit cismin izdüşümünü x-y ekseninde (0,0) noktası kabul edip a ve b cisimlerinin izdüşümünün konumlarını bu x-y ekseninde belirledik. öklid geometrisiyle (richard feynman pek sever) bütün izdüşümlerin birbirine göre konumlarını ifade edip mesafelerini ölçebiliyoruz. hatta bu cisimler içinden birbirine gönderdiğimiz ışığın diğerine ulaşma süresiyle ölçtüğümüz bu mesafelerin doğruluğunu teyit edebiliyoruz. artık cisimler nerede olursa olsun mesafe ölçümü mümkün.
ama bir süre sonra bir bakıyoruz; izdüşüm haritasındaki konumlara göre yaptığımız geometrik hesapla cisimlerden çıkan ışığın diğerine ulaşma süresi üzerinden yaptığımız hesap arasında bir tutarsızlık var. izdüşüm hesabı konumların ve dolayısıyla mesafenin sabit kaldığını söylerken, ışık hesabı mesafenin arttığını söylüyor. tekrar gözlemliyoruz; noktalar haritada gayet sabit duruyor ama birinden diğerine yolculuk yapmaya kalksak artık daha uzun süreceğini söyleyen başka bir veri var!
buradaki problem, tahmin edilebileceği üzere cisimlerin z boyutunda hareketidir. oda içinde zemine göre yükselme ve alçalma hareketi sergileyen cismin izdüşümü haritada bir fark yaratmasa da 2 cisim arasındaki mesafe (yükseklik farkı nedeniyle) artmıştır. doğal olarak bu noktada 2 boyutlu geometrik ölçüm bu farkı tespit edemez ancak bir cisimden diğerine gönderilen ışık üzerinden yapılacak zaman farkı ölçümü mesafe farkını tespit edebilir.
(dünyayı merkez kabul edip yıldızlar ve diğer gezegenleri onun etrafında kubbesel algılayan sümer mitolojisine dayalı astrolojinin ipe sapa gelmezliğinin sebebi de budur.)
biz 3 boyutu algılayıp simüle edebilen canlılar olarak sadece 2 boyutu algılayabilen başka bir canlı türüne örnekteki farkın sebebini matematiksel olarak anlatabilsek bile, onların zihinlerinde bunu simüle etmelerini sağlayamayız. çünkü yükseklik diye bir algı yok.
buradan hareketle (ancak teorik olarak algılayabildiğimiz) çok boyutlu evrene dair pratik algımız indirgemeci oluyor. haliyle konumlar belirgin referanslardırmayla sabit (aslında bu sabit de kendi içinde göreceli ama o ayrı konu) olsa da, matematiksel olarak gayet tutarlı olan mesafe/hız vs hesapları farklı sonuçlar doğurabiliyor.
doğrudan konuyla ilgili olmasa da holografik ilke #3847923 boyut indirgeme yönüyle ilginçtir.
hasılı konu, evrenin her şeyi kapsaması ama bizim onu da kapsayan başka bir kapsayıcı varsayımımız, akabinde bunun sonsuz tekrarı gibi felsefi bir açmazla ilgili değil. teorik açıdan evrenin her şeyi kapsaması varsayımıyla her şeyi kapsayan şeyin evren diye tanımlanması terminolojik bir konudur. ilk varsayım açısından bakarsak evren tekil mi, sınırlı mı ve dışı var mı, bilmiyoruz. tanımlayıcı bizsek (ikinci durum) kavramsal olarak anlaşılmaz olan bu tanım sınırlayıcılıktan -teorik olarak- azade olmaktan başka bir işlev görmez.
çok boyutluluk (3+) matematiksel olarak gayet tutarlı şekilde ifade edilebilen, formülasyonda tıkır tıkır işleyen ve bundan hareketle gayet geçerli sonuçlara varılıp nedensellik kurulabilen bir olgu olmakla birlikte zihninde simüle edilemez. o nedenle evrenin genişlemesini bu uzamsallık çerçevesinde anlamak mümkün değil.
gelgelelim, görece sabit konuma rağmen mesafe artışı ölçümlenebiliyor.
burada tersten düşünmek (boyut indirgemek) bunun bir çelişki olmayabileceğine dair bir fikir verebilir. (ancak sadece çelişkinin niteliğine dair bir fikir verebilir. bütüncül bir anlayış, yine kimsede olmayan çoklu boyut algısı ve buna dair ortak kavramsallık gerektirdiğinden mümkün değil.)
küp şeklinde bir oda düşünelim, bu odanın içinde askıda 3 cisim olsun, bunlardan birisi sabit (referans olması adına) diğer ikisi (a, b) hareketli olsun. ve diyelim ki, biz sadece cisimlerin oda zeminine izdüşümünü gözlemleyebiliyoruz ve belirli periyotlarda bu izdüşümleri haritalandırıyoruz.
ilk haritada sabit cismin izdüşümünü x-y ekseninde (0,0) noktası kabul edip a ve b cisimlerinin izdüşümünün konumlarını bu x-y ekseninde belirledik. öklid geometrisiyle (richard feynman pek sever) bütün izdüşümlerin birbirine göre konumlarını ifade edip mesafelerini ölçebiliyoruz. hatta bu cisimler içinden birbirine gönderdiğimiz ışığın diğerine ulaşma süresiyle ölçtüğümüz bu mesafelerin doğruluğunu teyit edebiliyoruz. artık cisimler nerede olursa olsun mesafe ölçümü mümkün.
ama bir süre sonra bir bakıyoruz; izdüşüm haritasındaki konumlara göre yaptığımız geometrik hesapla cisimlerden çıkan ışığın diğerine ulaşma süresi üzerinden yaptığımız hesap arasında bir tutarsızlık var. izdüşüm hesabı konumların ve dolayısıyla mesafenin sabit kaldığını söylerken, ışık hesabı mesafenin arttığını söylüyor. tekrar gözlemliyoruz; noktalar haritada gayet sabit duruyor ama birinden diğerine yolculuk yapmaya kalksak artık daha uzun süreceğini söyleyen başka bir veri var!
buradaki problem, tahmin edilebileceği üzere cisimlerin z boyutunda hareketidir. oda içinde zemine göre yükselme ve alçalma hareketi sergileyen cismin izdüşümü haritada bir fark yaratmasa da 2 cisim arasındaki mesafe (yükseklik farkı nedeniyle) artmıştır. doğal olarak bu noktada 2 boyutlu geometrik ölçüm bu farkı tespit edemez ancak bir cisimden diğerine gönderilen ışık üzerinden yapılacak zaman farkı ölçümü mesafe farkını tespit edebilir.
(dünyayı merkez kabul edip yıldızlar ve diğer gezegenleri onun etrafında kubbesel algılayan sümer mitolojisine dayalı astrolojinin ipe sapa gelmezliğinin sebebi de budur.)
biz 3 boyutu algılayıp simüle edebilen canlılar olarak sadece 2 boyutu algılayabilen başka bir canlı türüne örnekteki farkın sebebini matematiksel olarak anlatabilsek bile, onların zihinlerinde bunu simüle etmelerini sağlayamayız. çünkü yükseklik diye bir algı yok.
buradan hareketle (ancak teorik olarak algılayabildiğimiz) çok boyutlu evrene dair pratik algımız indirgemeci oluyor. haliyle konumlar belirgin referanslardırmayla sabit (aslında bu sabit de kendi içinde göreceli ama o ayrı konu) olsa da, matematiksel olarak gayet tutarlı olan mesafe/hız vs hesapları farklı sonuçlar doğurabiliyor.
doğrudan konuyla ilgili olmasa da holografik ilke #3847923 boyut indirgeme yönüyle ilginçtir.
hasılı konu, evrenin her şeyi kapsaması ama bizim onu da kapsayan başka bir kapsayıcı varsayımımız, akabinde bunun sonsuz tekrarı gibi felsefi bir açmazla ilgili değil. teorik açıdan evrenin her şeyi kapsaması varsayımıyla her şeyi kapsayan şeyin evren diye tanımlanması terminolojik bir konudur. ilk varsayım açısından bakarsak evren tekil mi, sınırlı mı ve dışı var mı, bilmiyoruz. tanımlayıcı bizsek (ikinci durum) kavramsal olarak anlaşılmaz olan bu tanım sınırlayıcılıktan -teorik olarak- azade olmaktan başka bir işlev görmez.
devamını gör...