tinin fenomenolojisi, mantık felsefesi, hukuk felsefesi, din felsefesi kitapları olan alman idealist filozoftur.
hegel'e göre birey özgür olmalı, öznelliğini idrak etmeli. öznellik verilidir.
tin duyusal kesinlik ile başlar, algıya yükselir. algı duyuyu içerir. algı duyudan bilgi edinir, yenisi eskisinden çıkar, eskisi yenide devam eder, algıda renk ve şekil var ama sayı yoktur, şeyin kavramını edinen algı bilinç aşamasına yükselir. bilinç geçmişten kopmaz, geçmişten gelerek yeniden oluşur, nesne kavramı-duyu-algı bilinçte vardır. bilinç kendine bakabilir, doğaya ait kavramları taşır, tarihi mirası kullanır ve öz bilinç olur; ahlakın ve estetiğin, doğru ile yanlışın idrakı eklenince akıl seviyesine çıkılır. öz bilinçte nesnellikle zıt öznellik yaratılır. öz bilinçte kavram yok, bilgi var, yargı yok, farkındalık vardır. akılda kavram var, yargı var, doğru-yanlış muhakemesi var, ahlak var, estetik var. akil henüz teoriktir. özne kendisini teorik olarak kurar, akıl pratikleşmek ister. tin kavramı aklı pratikleştirir. tin insandaki tanrısallıktır. nesne karşısında teorik özgürlük akılla, pratik özgürlük tin ile gerçekleşir. tin ile özne din, kültür, sanat, insanlık tarihi ile pratik olarak kendini gerçekleştirir. tin mutlak birliğe gider. insanlık tarihinden yola çıkarak kendisini inşa eden ve ona varis olan kimse insandır. teorik ve pratik bilgi ile sentez yapılır ve mutlak bilgi ile insan olunur, bütün varlığa tanrısal bakışla bakar, kendi çağının bireyi olur, kendisini başkasıyla ilişkilendirerek görür, varlıktaki her şeyle akraba olur, kendisini varlığın öznesi olarak kavrar, mantığa taşınır. tinin fenomenolojisi bizi varlıktan mutlak bigiye taşır, tüm varlığın öznesi olarak kendimizi kavrarız, bilincimiz varlığa denk gelir, cosmosun ögesi oluruz, tanrısal bakışa sahip birey varlığı bilmeye başlar ve varlığa bütüncül bakarak kavram elde eder, insanlığın temsilcisi olur. kendini diğeri dolayısıyla kuran kimse varlığın öznesi olur, mutlak bilgiye ulaşır; diğeri olur, diğerinden farklı olur ve onu aşar. öznellik ve nesnellik hem düalisttir hem de beraberdir, kendisi icin olan başkaları içindir de. birey kendi sınırlarına kapanmaz. var olmak kendini başkasıyla paylaşmaktır. teorik özne pratik özneyle birleşip mutlaklığa ulaşır, değişen değiştirmeye başlar. tanrısal olanı kendinde gerçekleştiren özgür olur; artık varlık, hiçlik ve niteliklerle ilgilenebilir.
devamını gör...
" akılda kavram var, yargı var, doğru-yanlış muhakemesi var, ahlak var, estetik var."

buradan yola çıkarak, doğru yanlış muhakemesi yapmayanlara, 'akılsız' demenin doğru olduğunu düşündüğüm durum.
devamını gör...
(bkz: kadın hakları) konusunda döneminin tabiri caizse günümüzün yobazları gibi düşünmüş ve şimdilerde torunlarının utançta yanaklarını kızartacak birkaç bakla atmıştır ortaya...
hegel dedemizin dediğine göre, erkekler ile kadınlar arası fark hayvanla bitki arası farka benzermiş. kadın yönetimdeyse, devlet tehlikedeymiş. bu düşüncelerini, kadınların genel isteğe değil, rastlantısal eğilim ve görüşlere göre davranarak karar vermesine bağlar. demeye çalıştığı, kadın hayal eder, yaşar, tecrübe eder ve bu şekilde öğrenir. ama erkek devlet yönetimdeyse tehlike yoktur. sebebi erkeğin var oldupu konuma gelmek için eğitildiği bilgileri fener misali, yolunu aydınlatmak için kullanabilmesiymiş. yani erkek düşünür, tartar, biçer ve kendisine ait olmayan tecrübeleri de karşılaştırır, düşünce yoluyla sonuç çıkarırmış.
yani anladığım kadarıyla, kadının mantığı yok, varsa da kullanamıyor, demek istemiş. hegel, hegel...
devamını gör...
alman filozof'tur.bilincin ve dışsal nesnenin bir birlik olduğunu düşünmekteydi. ve bu etmenlerin hiçbirisi bağımsız olarak varolmamaktaydılar. onun için, akıl ve doğa bölünmez bir bütünün iki soyutlamasından başka bir şey değildi. böylece, dünyada her yanda var olan mutlak bir fikrin açınımı ve tezahür'ü olmaktaydı.
devamını gör...
“...felsefenin soluk rengi solgun zemine vurduğu zaman, hayatın tezahürü ihtiyarlık günlerini tamamlıyor demektir. felsefenin soluk rengi ile o gençleştirilemez, sadece bilinebilir.
minerva’nın baykuşu yalnız alacakaranlıkta uçar.”
-hegel, hukuk felsefesi
kendi nickime de konu olan minerva’nın baykuşu metaforunun sahibi. bir olaya dair salt gerçeğin, hakikatin, ancak o olay sona erdikten sonra görülebileceğini anlatır. hegel yaşamın nihai amacının insanlık yok olmadan biraz öncesinde anlaşılacağını da söyler.
devamını gör...
'zekasını beğendiğin birisinin görüntüsünü merak etme. zekasını kullanmayan birinin ise görüntüsünden etkilenme.' demiş, yerinde bir tespit yaparak gönülleri fethetmiş bir filozoftur kendileri..

'sonsuzluğu düşünürken kendimizi yokluğu düşünürken bulduğumuzu, yokluğu düşünürken de sonunda sonsuzluğu düşünür hale geldiğimizi' söyleyende yine bu amcamızdır.

stuttgart'ta dünyaya gelmiş, tübingen'de ilahiyat okumuş, bern ve frankfurt'ta felsefe öğretmenliğine başlamış, 1805 yılında jena üniversitesinde profesör olmuştur.

kendisini taktir eden francis herbert bradley*, jean paul sartre* ve karl marx* gibi düşünürler ve belden alta vurmak dahilinde kendisini eleştiren soren aabye kierkegaard*, arthur schopenhauer*, friedrich wilhelm nietzsche*, martin heidegger* ve friedrich schelling* gibi farklı düşünürler üzerinde geniş bir etki oluşturarak yaşadığı çağın bilim ve felsefesini büyük ölçüde etkilemiştir.

başlangıçta friedrich schelling'in öznel idealizm* felsefesine inanmış olsa da, sonradan kendine diyalektik mantık felsefe sistemini kurup onun savunmasını yapmaya başlamıştır.

phänomenologie des geistes isimli kitabında oluşturduğu diyalektik mantık sistemini anlatmıştır. immanuel kant'ın felsefesine inanmakla birlikte onun fikirlerini yetersiz bulmuş, kant'ın aksine insanların her şeyi öğrenebileceklerini savunmuştur. kant belirsizliği yenme gayreti içerisinde belirsiz kalmıştır fakat hegel daha nettir 'yazılmamış düşünce düşünülmemiş sayılır' demiştir.

hegel’e aklın azmanı denseymiş daha doğru olurmuş. ruhtan bu kadar söz edip de bu kadar kesin bir şekilde aklın soğukluğunu temsil etmek her filozofun harcı değildir. hegel'in felsefesi ağır ve sağlam bir hukuki felsefedir. işin özünde hegel felsefenin hukukçusudur..
devamını gör...
bir sağcı olarak dini,prusya devletini ve mevcut düzeni savunmuştur.
devamını gör...
felsefesiyle ilgili ortamlarda satılacak kelimelerin tez-antitez-sentez ve diyalektik olduğu filozof.
devamını gör...
doğayı anlamlandırmaya çabalarken çizdiği şablondan faydalandığım filozof. üzerime hiçbir “izm”in yapışmasını istemesem ve bundan kor ateşi tutmaktan kaçınır gibi kaçsam da “hegelci” olarak yaftalanmakta -en azından şu an için- bir beis görmüyorum.
devamını gör...
diyalektiği ortaya koyan filozoftur. (tez - antitez - sentez)

celal şengör kendisi hakkında pek hoş şeyler söylememiştir.
devamını gör...
sürekli başkalarının oturduğu masaya oturmayın
muhtemelen kalktıktan sonra konuşulan siz olursunuz, diyen abi.
devamını gör...
çevirilere her daim mesafeli olan şahsımın felsefe alanındaki okumalarda özellikle özgün dilinde olana yönelmesinin temel sebebidir; başka hiç bir dilde hegel gerçekliğinin doğrudan aktarılabildiğini görmedim.
devamını gör...
sonu olan varlıklara karşı çok müşkülpesent bir tutumda olan insanlar asla hakikate ulaşamazlar ve soyut kavramlarla o kadar fazla oyalanırlar ki sonunda ışıkları sönüp gider. demiş. madde demiş daha ağır. manayı kovalarken karanlığında kaybolursun da demiş. hegelin felsefesi hiç tarzım değil. kendini tamamlama ihtiyacı duyuyor. like me z kuşağı gibi. bir onay arıyor. bazen alıntılıyorum. yobazlar ve sağcılar bir ışık bulur diye. bazen.
devamını gör...
dialektik anlayışı aşağıdaki gibi olan filozof;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
imzasının uzunluğunu merak ettiğim filozof.
parafı bile bizim imzamız kadardır diye düşünüyorum.
devamını gör...
hegel

1770-1831 yılları arasında yaşamış alman filozof.

mantıkçı bir tutum sergilemiş, ölüm hem ortadan kaldırmadır, hem yeniden doğuşu sağlayan koşuldur demiştir.

sonraki kuşak filozofları derinden etkilemiş, 61 yaşında ölmüştür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

zekasını beğendiğin birisinin görüntüsünü merak etme. zekasını kullanmayan birinin ise görüntüsünden etkilenme.
devamını gör...
aga sabah sabah ne hegeli ya
devamını gör...
arkadaşlar, alman dilini çok çok iyi bilmiyorsanız bilhassa “hegel” hakkında atıp tutmamanızı öneririm.
vikipedi’den, onedio’dan hegel’e ait olduğu iddia edilen veya gerçekten ona ait olan üç beş tane cümleyi buraya aktarıp “aforizma” diye paylaşmak “hegel’in düşünceleri” hakkında bir şeyler öğrenmek isteyenlerin önünü kesecektir. bu yazıyı ileride detaylandıracağım.
devamını gör...
1770-1831 yılları arasında yaşamış alman filozof.

mantıkçı bir tutum sergilemiş, 
ölüm hem ortadan kaldırmadır, hem yeniden doğuşu sağlayan koşuldur
demiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


başa gelen olup biter ve bu hüküm karşısında insan kendini taş gibi katılaştırır ve hep böyle kalmak ister.
devamını gör...
ilk soru şudur: bilimin nesnesi nedir?
bu soruya verilebilecek en anlamlı, en anlaşılır yanıt mevzubahis nesnenin “hakikat” olduğudur. eğer kişinin tini ve yüreği henüz sakatlanmadıysa, o zaman “hakikatin” araştırılmasına yönelik çaba, içinde büyük bir coşku uyandırmalıdır. ama, bu cevabından ardından bir “ama” ortaya çıkar.
acaba “hakikati” bilebilme kudretine sahip miyiz?
şöyle görünür: biz sınırlı insanlar ile kendinde ve kendi için var olan “hakikat” arasında bir eşitsizlik vardır. peşinden sonlu ile sonsuz arasındaki köprü sorusu doğar. “tanrı hakikattir” , onu nasıl bilebiliriz?

alçak gönüllülük ve mülayimlik gibi erdemler söz konusu arzuyla çelişkili gibi dururlar. fakat öte yandan “hakikatin” bilinip bilinemeyeceğini soran başkaları ise yaşamlarını sonlu amaçlarının sıradanlığı içinde sürdürme gayretlerine ilişkin tutarlı bir gerekçe bulma amacı taşırlar. bu tür bir alçak gönüllüğün bu noktada pek bir kıymeti olmayacaktır. “ben, zavallı solucan, hakikati nasıl bilebilirim?” sorusu artık geride kalmış yerini kibir ve kuruntu almış ve bazıları dolaysızca “hakikatin” ellerinin altında olduğunu sanmaya başlamışlardır. gençlere, daha şimdiden “dinsel ve törel hakikate” sahip olduklarına dair bir inanç aşılanmaya başlamıştır. özellikle bu bakımdan bütün bir olgunluk çağının; gerçekliği yitirmiş, taşlaşmış ve kemikleşmiş olduğu söylenir.
gençlik derler, şafağın parlak ışığını görür oysa ihtiyar dünya, kendini günlerin cürufunda ve bataklığında bulur.

tikel bilimleri, ne pahasına olursa olsun elde edilmesi gereken şeylermiş gibi gösterirler fakat yalnızca dışsal yaşam amaçlarının araçları olarak. tüm bunlara baktığımızda, “hakikatin” bilgisine erişmeye dönük çabanın ve araştırma arzusunun engellenmesine neden olan şeyin alçak gönüllülük değil, aksine insanın “hakikate” daha şimdiden kendinde ve kendi için sahip olduğuna değgin kanıdır. yaşlılar, gençlere umutla bakarlar kuşkusuz. çünkü onlar, dünyayı iyiye yöneltecek ve bilimi ilerleteceklerdir. ama bu umut, onlar ancak şimdi oldukları gibi kalmadıklarında, tinden gelen ve üstün olan emek verme sürecini sırtlandıklarında yaşar.

hakikate karşı görünürde alçak gönüllü olmanın bir başka şekli daha vardır. bu, “hakikate” karşı hafif bir kayıtsızlıktır. örneğin: isa’ya karşı pilatus’un durumunda olduğu gibi. pilatus: “hakikat” nedir? diye soruyordu. tüm vazifelerini yerine getirmiş, yapabileceklerini yapmış ve artık her şey önemsiz gibi davranmaya karar vermiş olan birinin edasıyla. solomon’un “her şey boştur” dediği anlamda. bu noktada, geriye kalan yalnızca öznel bir kofluktur.

ayrıca, “hakikatin” bilgisine ulaşma gayretinin karşısına korkaklık da bir engel olarak çıkabilir. tembel bir zihin için şunu söylemek kolaydır: felsefeyi ciddiye almamak lazımdır, mantık üzerine de çok şey söylenir durur ama bizi olduğumuz gibi bırakması gerekir. zannedilir ki, düşünce, tasarımların sıradan çemberinin ötesine geçerse kötü bir yola girecektir. kişi, böylece kendini bir denize bırakacak, orada düşüncenin dalgalarıyla bir ileri bir geri savrulacak ve sonunda yine o boşu boşuna ayrıldığı zamansallık kumsalına geri dönecektir. böyle bir zâviyenin, dünyada neyi doğurduğunu görürüz. kişi, çok yanlı beceriler ve bilgiler edinebilir, tecrübeli bir devlet memuru haline gelebilir veya kendini özel amaçları için eğitebilir.
fakat insanın tinini daha yüksek bir amaç için eğitmesi ve çabalarını buna yöneltmesi başka bir şeydir. umalım ki, çağımızdaki gençlerde daha iyiye ilişkin bir şeyin özlemi doğmuştur ve saman balyalarını andıran dışsal bilgi yığınlarıyla yetinmek istemiyorlardır.

mantığın nesnesinin “düşünme” olduğu hususunda fikir birliği vardır. fakat “düşünme” oldukça önemsiz bir şey gibi görülebilir veya ona çok yüksek bir değer biçilebilir. böylece bir yandan “bu yalnızca bir düşüncedir” denir ve bununla anlatılmak istenen düşüncenin yalnızca öznel, keyfi ve olumsal olduğu, olgunun kendisi, gerçek ve edimsel bir şey olmadığıdır. öte yandan yine düşünceye yüksek bir kanıyla yaklaşılabilir ve bu açıdan değerlendirilebilir. böylece tanrı’nın doğasına erişebilecektir, en yüksek olana ulaşmak için çıkılan yerde.
duyular ile tanrı üzerine hiçbir şey bilmek mümkün değildir. söylenir ki: tanrı tindir, ona tinde ve hakikatte tapınmalıdır. ama kabul etmek zorundayız ki salt duyumsanan ve zâhiri olan tinsel/entelektüel olan değildir. onun, en içi düşüncedir ve tini ancak tin bilebilir.
tin, hiç kuşkusuz ( örneğin dinde) duyumsayan olarak da davranabilir. ama duygu olarak duygu; duygunun kipi bir şeydir, içeriği bir şey. duygu olarak duygu, zâhiri olanın biçimidir ve bunu genel olarak hayvanlar ile ortaklaşa taşırız.
söz konusu biçim şek ve şüpheye yer bırakmadan somut içeriği kendi altına alabilir ama bu içerik bu biçime uymaz. duygu biçimi, tinsel içerik için en alt biçimdir. mevzubahis içerik, tanrı’nın kendisi, gerçeklik içerisinde yalnızca düşüncede ve düşünce olarak vardır. öyleyse, düşünce “salt bir düşünce” olmamakla kalmaz, tersine ilksiz - sonsuz olanı, kendinde ve kendi için var olanı kavramanın en yüksek, daha doğrusu biricik kipini oluşturur.

düşünce üzerine olduğu gibi, düşüncenin bilimine de fazlasıyla önem verebiliriz veya onu umursamayabiliriz. insanın “mantık” olmaksızın da düşünebildiğine inanılır, tıpkı fizyoloji çalışmadığı halde sindirim yapabilmesi gibi. biri, “mantık” üzerine belirli bir çalışma yaptığı zaman bile eskisi gibi düşünmeye devam eder. belki daha yöntemli bir şekilde, ama gene de çok az bir fark ile. eğer “mantığın” işi insanları salt biçimsel düşünme etkinliğiyle tanıştırmaktan öte bir şey olmasaydı o zaman hiç kuşkusuz daha önceden yapılmış olmayan hiçbir şeyi üretmiyor olurdu. gerçekten de “mantığın” durumu bugüne dek böyleydi. yine de, düşünmenin yalnızca öznel bir etkinlik olarak bilinmesi bile insan için onur verici ve ilginç bir şeydir. insan, ne olduğunu ve ne yaptığını bilerek kendini hayvandan ayırır. ama beri yandan “mantık” , düşünmenin bilimi olarak yüksek bir konumda durur. çünkü yalnızca düşünce, en yüksek ve gerçek olanın deneyimine kapı aralayabilir.

demiş “hegel”
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"georg wilhelm friedrich hegel" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim