#ödüllü filmler
orijinal adı: hellraiser
ünlü yazar clive barker'ın yazıp yönettiği 1987 yılı britanya yapımı korku filmidir. hedonist biri olan frank cotton, gizemli bir bulmaca kutusunu ele geçirir ve bu nesne, acı ve zevkin birbirinden ayrı olmadığı mistik bir dünyanın kapılarını açıp oradan cenobite denen şeytani varlıkları çağırabilmektedir. film, barker'ın the hellbound heart adlı kısa romanından temelini almaktadır. eleştirmenlerin genellikle övgüsünü alan yapımın ardından birçok devam filmi çekilmiştir ve 2022'de de bir reboot olarak aynı adlı * film vizyona girmiştir.
ünlü yazar clive barker'ın yazıp yönettiği 1987 yılı britanya yapımı korku filmidir. hedonist biri olan frank cotton, gizemli bir bulmaca kutusunu ele geçirir ve bu nesne, acı ve zevkin birbirinden ayrı olmadığı mistik bir dünyanın kapılarını açıp oradan cenobite denen şeytani varlıkları çağırabilmektedir. film, barker'ın the hellbound heart adlı kısa romanından temelini almaktadır. eleştirmenlerin genellikle övgüsünü alan yapımın ardından birçok devam filmi çekilmiştir ve 2022'de de bir reboot olarak aynı adlı * film vizyona girmiştir.
*avoriaz fantastik film festivali (1988) - korku bölümü ödülü [clive barker]
*fantasporto (1988) - eleştirmenlerin ödülü [clive barker]
*fantasporto (1988) - eleştirmenlerin ödülü [clive barker]
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "örnek vatandaş" tarafından 04.03.2021 21:27 tarihinde açılmıştır.
1.
filmin türkçe adı da benim hoşuma gidiyor: “şeytan pusuda bekliyor”
üstelik bu filmlere polisiye de bir şekilde yakışıyor. enteresan.
clive barker’ın kült filmi. filmin atmosferi tam tadında rahatsız edici. bir korku filminin sahip olması gereken rahatsızlık. barker, önceki hikayelerinin filme uyarlanırken nasıl katledildiğini görüyor ve the hellbound heart hikayesini kendi çekmek istiyor. ilk uzun metraj film yönetmenliği. düşünsene ilk film yönetmenliğin ve filmin kült oluyor.
lemarchand’s box denilen oyuncak sayesinde gelen cenobite denilen sadomazo iblis / melekler, kendilerini çağıranlara sonsuz zevkleri tattırdıklarını söyler. zevkten ne anladığınıza bağlı. meşhur korku ikonu pinhead burada karşımıza çıkar. kendilerini tanıtırken der ki; “kimilerine göre iblis, kimilerine göre melek.”
bu arada filme düşünülen isimlerden biri de çok enteresandır ama terbiyem bunu buraya yazmaya müsade etmiyor. ımdb’de vardır.
açılışta çalan müzik de filme tam uyar. zaten hellraiser 2’de de senfonik versiyonu da kullanılır. üff üff üff.
hellraiser bir de motörhead’in film soundtrack’idir. pinhead de klipte yerini alır. lemmy vs pinhead olarak anılan sahnede, lemmy ve pinhead iskambil kartlarıyla bir oyun oynamaktadırlar. herhalde pinhead’i lemmy bir şekilde kandırmış ve “yenersen ruhumu alırsın” demiş. olabilir mi?
(bkz: pinhead)
üstelik bu filmlere polisiye de bir şekilde yakışıyor. enteresan.
clive barker’ın kült filmi. filmin atmosferi tam tadında rahatsız edici. bir korku filminin sahip olması gereken rahatsızlık. barker, önceki hikayelerinin filme uyarlanırken nasıl katledildiğini görüyor ve the hellbound heart hikayesini kendi çekmek istiyor. ilk uzun metraj film yönetmenliği. düşünsene ilk film yönetmenliğin ve filmin kült oluyor.
lemarchand’s box denilen oyuncak sayesinde gelen cenobite denilen sadomazo iblis / melekler, kendilerini çağıranlara sonsuz zevkleri tattırdıklarını söyler. zevkten ne anladığınıza bağlı. meşhur korku ikonu pinhead burada karşımıza çıkar. kendilerini tanıtırken der ki; “kimilerine göre iblis, kimilerine göre melek.”
bu arada filme düşünülen isimlerden biri de çok enteresandır ama terbiyem bunu buraya yazmaya müsade etmiyor. ımdb’de vardır.
açılışta çalan müzik de filme tam uyar. zaten hellraiser 2’de de senfonik versiyonu da kullanılır. üff üff üff.
hellraiser bir de motörhead’in film soundtrack’idir. pinhead de klipte yerini alır. lemmy vs pinhead olarak anılan sahnede, lemmy ve pinhead iskambil kartlarıyla bir oyun oynamaktadırlar. herhalde pinhead’i lemmy bir şekilde kandırmış ve “yenersen ruhumu alırsın” demiş. olabilir mi?
(bkz: pinhead)
devamını gör...
2.
clive barker'ın yazdığı ve yönettiği bir filmin adı.** bence serinin ikinci filmiyle birlikte en iyisi.* fantezi/korku türünde denebilir. pinhead isimli, ikonik bir korku karakteri çıkartmıştır. aslında serinin 10. filmi hariç hepsinin "gideri vardır". özellikle hellworld ve deader, oldukça iyi korku filmleridir. gene de ilk iki filmi izledikten sonra, serinin devamından benzer bir kalite beklerseniz, muhtemelen hayal kırıklığına uğrarsınız.
bu başlığın konusu olan orijinal filme gelirsek...
clive barker aslında bu yaptığı filmden pek de memnun değilmiş ama yapım inanılmaz başarı yakaladı ve kült statüsüne yükseldi hatta ardından da sayısız devam filmi geldi. hellraiser "franchise"ının ilk iki filmi bana göre en iyileridir. sanırım çoğunluk bu ilk filmi en çok beğeniyor ama benimaçımdan ikinci film hellbound: hellraiser ii daha etkileyici. uçuk ve manyak bir film o gerçekten. gene de bu ilk hellraiser filminin de ayrı bir yeri vardır ki bu ikisini çok da kıyaslanabilir bulmuyorum zaten.
film, yazarın 1986'da yayımlanan the hellbound heart isimli kısa romanından uyarlanmıştır. bu, barker'ın erken dönem eserlerindendir ve güzel bir "novella"dır. gene de the damnation game'i ayrı bir yerde tutarım ben ki bu barker'ın ilk romanıydı. beyaz perdeye uyarlamadılar onu, ühühühü diye ağlarım ama konumuz bu değil...
hellraiser'daki "cenobite" denen ve öte boyutlardan belli koşullar sağlandığında bizim düzlemimize gelebilen şeytansı varlıklar gerçekten etkileyiciler ki novella'da isim verilmeyen ama filmlerde "pinhead"* denen baş cenobite zaten ikonik bir korku varlığı haline gelmiştir.
kirsty isimli başkarakterimiz, tuhaf ailesiyle zaten yeterince meşgulken bir de bu demonik şeyler musallat oluyor kızcağıza. julia ve frank amca cidden de insan olsa sevilmezler... hey, o söz öyle değildi. yoksa frank'in artık bir insan olmadığının ipucunu mu verdim? hay aksi ya. böyle bir spoiler vermek istemezdim. * ashley laurence da hoş hatun ve kirtsty karakterini başarıyla oynamış derim.
frank, fas'ta birilerinden okültik bir puzzle box* alarak bununla bayağı karanlık bir şeylere kalkışıyor ve acaba bundan pişman mı olacak? bilmem. hellraiser'ın zaten etkileyici taraflarından biri, böyle deneyimlerin çok net felaketler olarak resmedilmemesi. yani frank'in deneyimlediği şeyleri ve dönüştüğü şeyi cazip bulabilecek insanlar da vardır dünyada diye tahmin ediyorum. ben şahsen istemezdim. totom yemezdi böyle bir maceraya girişmeye. neyse...
julia'ya da ayrı bir parantez açmak lazım zira clare higgins burada cidden de harika bir tipleme yaratmış ve ikinci filmde de bu tekinsiz ve vamp kadın yine hem korkutup hem büyülüyor izleyenlerini.
aile babamız larry cotton'ın başına gelenler de enteresan filmde. ki, "jesus wept" sahnesi filmin unutulmaz anlarından biri. evet, burada belki larry artık larry değil ama sonuçta hala andrew robinson'ın oynadığı aynı "tip"in başına geliyor bu dramatik hadise. bu, belki de filmin en ikonik sahnesi diyebilirim.
korkuseverleri bekliyor bu harika film, izlenmek üzere. henüz izlenmediyse elbette.
bu başlığın konusu olan orijinal filme gelirsek...
clive barker aslında bu yaptığı filmden pek de memnun değilmiş ama yapım inanılmaz başarı yakaladı ve kült statüsüne yükseldi hatta ardından da sayısız devam filmi geldi. hellraiser "franchise"ının ilk iki filmi bana göre en iyileridir. sanırım çoğunluk bu ilk filmi en çok beğeniyor ama benimaçımdan ikinci film hellbound: hellraiser ii daha etkileyici. uçuk ve manyak bir film o gerçekten. gene de bu ilk hellraiser filminin de ayrı bir yeri vardır ki bu ikisini çok da kıyaslanabilir bulmuyorum zaten.
film, yazarın 1986'da yayımlanan the hellbound heart isimli kısa romanından uyarlanmıştır. bu, barker'ın erken dönem eserlerindendir ve güzel bir "novella"dır. gene de the damnation game'i ayrı bir yerde tutarım ben ki bu barker'ın ilk romanıydı. beyaz perdeye uyarlamadılar onu, ühühühü diye ağlarım ama konumuz bu değil...
hellraiser'daki "cenobite" denen ve öte boyutlardan belli koşullar sağlandığında bizim düzlemimize gelebilen şeytansı varlıklar gerçekten etkileyiciler ki novella'da isim verilmeyen ama filmlerde "pinhead"* denen baş cenobite zaten ikonik bir korku varlığı haline gelmiştir.
kirsty isimli başkarakterimiz, tuhaf ailesiyle zaten yeterince meşgulken bir de bu demonik şeyler musallat oluyor kızcağıza. julia ve frank amca cidden de insan olsa sevilmezler... hey, o söz öyle değildi. yoksa frank'in artık bir insan olmadığının ipucunu mu verdim? hay aksi ya. böyle bir spoiler vermek istemezdim. * ashley laurence da hoş hatun ve kirtsty karakterini başarıyla oynamış derim.
frank, fas'ta birilerinden okültik bir puzzle box* alarak bununla bayağı karanlık bir şeylere kalkışıyor ve acaba bundan pişman mı olacak? bilmem. hellraiser'ın zaten etkileyici taraflarından biri, böyle deneyimlerin çok net felaketler olarak resmedilmemesi. yani frank'in deneyimlediği şeyleri ve dönüştüğü şeyi cazip bulabilecek insanlar da vardır dünyada diye tahmin ediyorum. ben şahsen istemezdim. totom yemezdi böyle bir maceraya girişmeye. neyse...
julia'ya da ayrı bir parantez açmak lazım zira clare higgins burada cidden de harika bir tipleme yaratmış ve ikinci filmde de bu tekinsiz ve vamp kadın yine hem korkutup hem büyülüyor izleyenlerini.
aile babamız larry cotton'ın başına gelenler de enteresan filmde. ki, "jesus wept" sahnesi filmin unutulmaz anlarından biri. evet, burada belki larry artık larry değil ama sonuçta hala andrew robinson'ın oynadığı aynı "tip"in başına geliyor bu dramatik hadise. bu, belki de filmin en ikonik sahnesi diyebilirim.
korkuseverleri bekliyor bu harika film, izlenmek üzere. henüz izlenmediyse elbette.
devamını gör...
3.
kapanışındaki meşhur "jesus wept" sözünün, aslında orijinal senaryoda yer almadığı film. frank cotton'ı canlandıran başrol andrew robinson'ın clive barker'ı yoğun ikna çabaları sonucunda jesus wept gibi ikonik bir söze çevirmişler. bazen ufak dokunuşlar etkiyi tamamen değiştirir.
devamını gör...
