1.
yaşlılığın alametlerinden bir tanesi de kişinin artık her şeyi doğru bildiğini düşünmesiymiş. keza unesco'nun yaşlılık tanımında şu cümleler geçiyor: '' kişi, yeni bir şey öğrenmeye istekli değilse'', ''gördüklerine, duyduklarına şaşırmıyorsa'', ''merak ve keşif duygusunu kaybetmişse'' yaşlıdır. aslında bu tanımda geçen ifadeler, beni büyük oranda yaşlılıktan kurtarsa da beşeri ilimlerdeki hakikat payının pozitif bilimlerdeki kadar keskin olmadığına inanıyorum.
mesela ''gördüklerine duyduklarına şaşırmıyorsa'' ibaresi bana çok hitap eden bir durum. politik ve sosyal arenada cereyan eden hadiseler, geçmişte farklı isim ve durumlarla yaşanmış, güç mücadelesinin bugünkü versiyonları. şener şen'in cumhurbaşkanlığı kültür ve sanat ödülü'nü aldığında yaptığı konuşmada belirttiği noktadayım. büyük sanatçı şener şen şöyle diyordu : ''kötülerin ve güçlülerin, her alanda hakim olduğu bir dünyada yaşıyor olmamız.'' işin kötü tarafı da şu ki: bu düzen değişmeyecek. çünkü bugünün iyileri, düşmanlarına benzediği oranda başarıya yaklaşacak ve kötüleri bir gün alaşağı ederlerse, hüküm sürdükleri süre nispetince zalimleşecekler. elia kazan'ın yönetip, brando'nun baş rolünde oynadığı (bkz: viva zapata) filminin o meşhur sahnesinde olduğu gibi, başlangıçta huzuruna çıktıkları devlet başkanına doğruları söylediği için, isminin kenarına işaret konulan emiliano zapata, kısa süren hüküm günlerinde yapamadıklarından ötürü kendisine sert çıkan köylünün adını sorar ve bir anda eli, ziyaretçi listesinde o köylünün isminin yanına işaret koymaya gider. şafağın kendisinde attığı andır.
zamanımız, kararsız ve huzursuzların çağı. çabuk beğenilip, hemen sahip olunan ve tüketildikten sonra kenara atılan bir çikolatanın ambalaj kağıdı gibi, helvadan putlarını yapıp, tadını baktıktan sonra, tükürüp kenara atan milyarlarca huzursuz ruh ile yaşıyoruz. düşünüyorum ki geçmişin simge figürleri, bugün yaşasalardı, asla bulundukları mertebeye ulaşamadan bir kaç senelik övgü çağından sonra bir kenara atılacaktı. mustafa kemal atatürk bir sarhoş, hz. ömer eli kırbaçlı bir despot, maradona kokainman, michael jordan takıntılı bir zorba, picasso kart bir zampara, şarlo sübyancı bir megaloman olarak sosyal medyada cancel culture'ün kurbanı olacaktı.
oysa insanlığın dünyadaki serüvenine anlam katan hiç bir figür, idol makamını sadece kendilerinde olan mümeyyiz vasıfları ve belli alandaki başarıları için almamışlardır. onların önemi, biraz hatta çokça hariçteki insanlara ifade ettikleri anlamla ilgilidir. muhammed ali bir boksör değildi, müteveffa george foreman'ın dediği gibi boksun kendisinden daha büyük bir şeydi.
şimdi anlıyorum ki mesele helvadan putlar veya çağımız değil. sadece o çağda karanlık sularda yosun misali savrulan benim gibi sıradan ruhların, tanrısal vasıfları vasfın esas sahibi dışındaki figürlere yüklemeleri ve hayal kırıklığına uğramaları. sorun onların kafasında.
bu yazıyı dün milli takımlar bazında bir final başarısızlığı yaşayan lamine yamal'ın maç içerisinde kendisini marke eden portekizli bir oyuncudan yediği çalımı instagramda bana yollayan, yamal'dan sadece bir yaş küçük oğlumun mesajı üzerine yazdım. anlık bir hadise üzerinden, bir değeri değersizleştirmek. başka bir kıymet üzerinden kamplaşarak, karşıt gördüğünü sıradanlaştırıp ona hakaretler etmek. galiba kendi mutsuzluğumuzu ve olmamışlığımızı, bir günah keçisi üzerinden sağaltmaya çalışıyoruz. mutsuzluğumuzun ardında cinsel, politik veya ekonomik sebepler yahut bunların hepsinden bir parça olabilir. kendi içimizde kendimizle barışmadıkça sonsuza kadar putlar üretip onları yemeye devam edeceğiz. aslında değersizlik ithamını onlara değil kendimize yapıyoruz. ünlüler, seçkinler, zenginler, başarılılar sadece bir yanıstma aparatı. kendimizi affetmedikçe başkalarını tolere edemeyeceğiz. umarım oğlum bir gün bunu anlar.
mesela ''gördüklerine duyduklarına şaşırmıyorsa'' ibaresi bana çok hitap eden bir durum. politik ve sosyal arenada cereyan eden hadiseler, geçmişte farklı isim ve durumlarla yaşanmış, güç mücadelesinin bugünkü versiyonları. şener şen'in cumhurbaşkanlığı kültür ve sanat ödülü'nü aldığında yaptığı konuşmada belirttiği noktadayım. büyük sanatçı şener şen şöyle diyordu : ''kötülerin ve güçlülerin, her alanda hakim olduğu bir dünyada yaşıyor olmamız.'' işin kötü tarafı da şu ki: bu düzen değişmeyecek. çünkü bugünün iyileri, düşmanlarına benzediği oranda başarıya yaklaşacak ve kötüleri bir gün alaşağı ederlerse, hüküm sürdükleri süre nispetince zalimleşecekler. elia kazan'ın yönetip, brando'nun baş rolünde oynadığı (bkz: viva zapata) filminin o meşhur sahnesinde olduğu gibi, başlangıçta huzuruna çıktıkları devlet başkanına doğruları söylediği için, isminin kenarına işaret konulan emiliano zapata, kısa süren hüküm günlerinde yapamadıklarından ötürü kendisine sert çıkan köylünün adını sorar ve bir anda eli, ziyaretçi listesinde o köylünün isminin yanına işaret koymaya gider. şafağın kendisinde attığı andır.
zamanımız, kararsız ve huzursuzların çağı. çabuk beğenilip, hemen sahip olunan ve tüketildikten sonra kenara atılan bir çikolatanın ambalaj kağıdı gibi, helvadan putlarını yapıp, tadını baktıktan sonra, tükürüp kenara atan milyarlarca huzursuz ruh ile yaşıyoruz. düşünüyorum ki geçmişin simge figürleri, bugün yaşasalardı, asla bulundukları mertebeye ulaşamadan bir kaç senelik övgü çağından sonra bir kenara atılacaktı. mustafa kemal atatürk bir sarhoş, hz. ömer eli kırbaçlı bir despot, maradona kokainman, michael jordan takıntılı bir zorba, picasso kart bir zampara, şarlo sübyancı bir megaloman olarak sosyal medyada cancel culture'ün kurbanı olacaktı.
oysa insanlığın dünyadaki serüvenine anlam katan hiç bir figür, idol makamını sadece kendilerinde olan mümeyyiz vasıfları ve belli alandaki başarıları için almamışlardır. onların önemi, biraz hatta çokça hariçteki insanlara ifade ettikleri anlamla ilgilidir. muhammed ali bir boksör değildi, müteveffa george foreman'ın dediği gibi boksun kendisinden daha büyük bir şeydi.
şimdi anlıyorum ki mesele helvadan putlar veya çağımız değil. sadece o çağda karanlık sularda yosun misali savrulan benim gibi sıradan ruhların, tanrısal vasıfları vasfın esas sahibi dışındaki figürlere yüklemeleri ve hayal kırıklığına uğramaları. sorun onların kafasında.
bu yazıyı dün milli takımlar bazında bir final başarısızlığı yaşayan lamine yamal'ın maç içerisinde kendisini marke eden portekizli bir oyuncudan yediği çalımı instagramda bana yollayan, yamal'dan sadece bir yaş küçük oğlumun mesajı üzerine yazdım. anlık bir hadise üzerinden, bir değeri değersizleştirmek. başka bir kıymet üzerinden kamplaşarak, karşıt gördüğünü sıradanlaştırıp ona hakaretler etmek. galiba kendi mutsuzluğumuzu ve olmamışlığımızı, bir günah keçisi üzerinden sağaltmaya çalışıyoruz. mutsuzluğumuzun ardında cinsel, politik veya ekonomik sebepler yahut bunların hepsinden bir parça olabilir. kendi içimizde kendimizle barışmadıkça sonsuza kadar putlar üretip onları yemeye devam edeceğiz. aslında değersizlik ithamını onlara değil kendimize yapıyoruz. ünlüler, seçkinler, zenginler, başarılılar sadece bir yanıstma aparatı. kendimizi affetmedikçe başkalarını tolere edemeyeceğiz. umarım oğlum bir gün bunu anlar.
devamını gör...