gar istasyonunda bavula sığmayan yağmur damlalarının piyanosu çalıyor; siyah tuşlar gibi inen kara bulutlar ona eşlik ediyor. sînesinde ise saklanmış, çürümeye yüz tutmuş bir orkestra bandosu... kirlenmiş, pes ve tok sesimle birkaç mısra dökülüyor külliyatımdan: "sesteş yalnızlıklar sonbahar yağmurumdur akmayan gözyaşımın deryasında."

ağır, biçare, meşgul ve biçare meçhul bir tren yanaşıyor perona; soğuk rayların varoluşsal kaygısında geniz yırtan bir ötenazi propagandası yükseliyor. biletler jilet misali kesiyor göz çukurlarımın ölü toprağını... ve buharın içinden aniden bir fısıltı düşüyor çeliğe: "haberi geliyor, hünnap cemal vefat etmiş."

kondüktörün eprimiş bıyıklarında donuyor son yağmur damlası. siren, çekilen bir vicdanın geride bıraktığı o kof boşlukla yırtıyor geceyi. bavulumu sürüklüyorum perona; içimdeki tahta tabutun ağırlığıyla... içinde adresi hiç var olmamış mektuplar, kırık pusulalar ve dibine çökmüş, kurumuş hünnap çekirdekleri var.

kompartımana adım atıyorum. koltuklar boş, hatıralar ise bir katliam kalabalığı... cebimdeki bileti çıkarıyorum; kenarları tırtıklı ve hâlâ keskin bir hırsla dolu. sarı ışık sallanıyor tepemde; üzerindeki isim benim değil, üzerindeki tarih kırk yıllık bir zaman kayması... biletin üzerinde, o eprimiş mürekkeple tek bir isim yazıyor: hünnap cemal. arkasında ise kurşun kalemle çiziktirilmiş tek bir cümle duruyor:

"ben senin yerine kırk yıl bu garda bekledim. kaçtığın hayatın cezasını ben ödedim. şimdi tren senin, ama inecek bir istasyonun kalmadı."

ansızın susuyor göğsümde trompet çalan o gizli orkestra. dışarıda piyano çalan yağmur, bir bıçak kesiğiyle duruyor. pencereden bakıyorum: peronda, rayların soğuk gövdesine uzanmış siyah bir branda; brandanın altından sarkan morarmış parmakların arasında sıkı sıkıya tutulmuş küçücük, kurumuş bir hünnap dalı...

anlıyorum ki kırk yıldır taşıdığım o bavul, yaşadığım o hayat bana ait değilmiş. ben başkasının kaçışını yaşarken hünnap cemal adında bir yabancı, benim yerime o garda çürümüş. ve ben tam kaçmayı başardığımı sandığım o ilk saniyede, benim yerime ölen bir adamın cesediyle baş başa kalıyorum hareket eden bir trende.

bileti sıkıyorum; kâğıt parmaklarımı kesip kanatıyor. ama canımı yakan ellerim değil; cebimde kırk yıl boyunca taşıdığım o biletin bir kurtuluş değil, hıçkırıklarını çaldığım eçhul bir adamın intihar mektubu olduğunu anladığım o geri dönülemez an.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"hünnap cemal" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim