şair,sürgün mecazların çıbanlı bağrında üşür,
metruk aynalarda unutuşun yüzünü devşirir.
bir münkesir ah gibi çöker göğsüne akşam,
ve kader,yassı bir hançerle ismini değiştirir.
çatlamış secdelerin kül kokan revakında
yetim bir ezel uyur,kendi zindanında.
rahlesiz kalmış dualar kemikleşir rüzgarda,
bir mahşer tortusu birikir zamanın dudağında.
ben gördüm;
yokluğun saçlarına ak düşüren o karayı gördüm.
semanın içten içe çürüyen direklerini gördüm.
ve her yıldızın ardında,
kendi mezarını kazan bir nur enkazı gördüm.
gece, kükürtten bir mühür vurdu ufuklara.
gölgeler sürüldü suskunluk menkıbelerine.
bir kör kuyunun dibinde boğulurken hatıralar,
ismim düştü terk edilmiş âminlerin içine.
ne çan kaldı, ne ezan, ne de seslerin özü;
yalnızlığın alnında çatladı varlığın gözü.
her şey kendi ölüsünü taşırken omuzunda,
ben aradım hiçliğin kaybolmuş gündüzünü.
sonra anladım:
insan, toprağa değil, ayrılığa gömülür.
ruh, bedenden değil, kendinden sökülür.
ve tanrı'ya çıkan bütün yolların sonunda
bir damla gözyaşı gibi karanlığa dökülür.
o vakit şair,
harflerini bir kefen gibi örttü üzerine.
kırık tesbihler dağıldı gecenin derinine.
vakit kendi cenazesini kaldırırken sessizce,
ölüm bile secde etti yokluğun emrine.
şimdi ben,
ezelden düşmüş bir yetim yankı gibiyim.
ne göğe aitim ne toprağa, ne de suya.
kendi içimde açılmış uçurumun dibinde,
tanınmayan bir hüzünle konuşur durur ruhum:
ey karanlık,
benden başka kimin kaldı sana?
devamını gör...