keşiş dağı’nın o mağrur şâhikasına sığmayan bu inhidam rüzgârı,
içimdeki vâveylâdan daha sessiz, daha mecalsiz kaldı.
zamanın yamacından kopan o lâyemût çığ altında kalsam da,
ruhumdaki o yitik direnç, ölümü dahi bir eşik saydı.
kimse fark etmedi bu müncemid sinemdeki gizli zifiri,
insanlık kendi hicranında kaybolurken, ıskaladı bendeki beni.
güneşin o şeşcihet çarkında ömürden çetele tutarken,
lâubali dillerde yitip giden, en derin serzenişimdi.
hüsn-i niyetlerimi bir bedir vaktinin fecrinde kurban ettim,
gökyüzünün o nâ-mütenâhi boşluğunda yitip gitti her zerre.
şiirlerim tensih edildi, lügatimden anlamlar bir bir çekildi,
sözlerim berraklaştıkça, dünya bende dönüştü metruk bir yere.
bu bir nefsî cidaldi; kendimi kendimden sessizce sirkat eyledim,
ne bir dâmin vardı bu cürme, ne de sığınacak bir mevzi.
mecalsiz kalmış bir hakikatin teşrihinde yürürken,
kendi gölgemi bile bir yabancı gibi kucakladı bu hazîn mazi.
kalemimden sızan o hûn-âlûd harflerin her bir inhinasında,
hayatın en füsunlu ama en yaralı bestesini söyledim.
kelimelerim mücerret bir sancıdan süzülüp sadeleşirken,
kendi kıyametimin ortasında, en sahici manâyı derledim.
artık ne mîzan kâr eder bu enkazıma, ne de bir istiğfâr,
kendi ruhumun cellâdı oldum, gölgem dahi benden istinkâf eyledi.
kan damlayan o besteyi, meğer kendi kefenime ilmik ilmik dokumuşum;
ben o çığ altında ölmedim; o çığın ta kendisi olup, devrildim dünyaya!
devamını gör...