hodrey yazar profili

hodrey kapak fotoğrafı
hodrey profil fotoğrafı
rozet
kafa izninde
karma: 117543 tanım: 802 başlık: 192 apolet: 6 takipçi: 101
daha çok öteki

son tanımları | başucu eserleri


iyi geceler sözlük

değerli yazar arkadaşların bayramını kutluyorum.
güzel bir bayram geçirmenizi umuyorum.
devamını gör...

herkes mahlasına yakışanı yapsın

hodrey meydan diyerekten

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlük yazarlarının eften püften başarıları

lise yıllarımda katıldığım şiir,deneme ve benzeri yarışmalarda derece yapmış olmam en eften püften mevzulardı.
devamını gör...

geceye bir söz bırak

kırgınlık; bir insanın sesini dışarıya değil, kendi içine doğru bağırmasıdır. gece ise o bağırtıların yankısıyla dolar; kimse duymaz ama herkes o ağırlığın altında biraz daha bükülür.
devamını gör...

cemil meriç

mağara’nın duvarındaki gölgelerden kurtulup hakikatin ışığına yürümeyi hayatının tek gayesi edinmiş, türk düşünce hayatının "muhteşem münzevisi".

​onun metinleri sadece okunmaz; bir uçurumun kenarında, rüzgara karşı dimdik duran bir zihnin yankıları olarak iliklerde hissedilir. gözlerindeki ışığı, kütüphanesindeki binlerce cildin ruhuna üfleyen bu dev adam, bize fildişi kulesinden değil, doğrudan insanlığın ortak mirasının kalbinden seslenir.

​onu sevmek ve anlamak şunları kabullenmektir:
​kelimelerin namusu: lügatlerin bir milletin hafızası olduğunu ondan öğrendik. kelimeleri titizlikle seçişi, okuyucusuna olan saygısının ve hakikate olan sadakatinin bir nişanesidir.

​doğu-batı köprüsü: irfanı avrupa’nın kültürüyle dövüştürmez, aksine ikisini de kendi potasında eriterek bize yepyeni bir ufuk çizer. "jurnal"leri sadece bir günlük değil, bir ruhun çıplak ve asil itiraflarıdır.

​düşüncenin çilesi: "bu ülke"yi okurken sadece bir sosyolojik tahlil yapmazsınız; bir dâhinin, trajedisini nasıl bir zafere dönüştürdüğüne şahitlik edersiniz.

​kısacası cemil meriç; sloganın uyuşturucu etkisine karşı düşüncenin keskin kılıcını savunan, bize "düşünmek, savaşmaktır" düsturunu miras bırakan bir fikir mimarıdır. onun rahlesinden geçmek, zihni bir esaretten kurtarıp bir hürriyete kavuşturmaktır.
​selam olsun bu toprakların yetiştirdiği o en aydınlık karanlığa.
devamını gör...

uykusuzluk kafası

geçen gün içim çok ama çok doluydu ve bende içimde olan biteni telefonun not defterine dökmüştüm.

uykuyla ve tanrıyla ufak çaplı hesaplaşmam;

‎uyku, kirpiklerime uğramayı unutan eski bir dost gibi çoktan terk etti beni. kendimle olan o amansız hesaplaşmam henüz nihayete ermedi; sadece bir anlık nefes, küçücük bir soluklanma arzusundayım.
‎​kalbimin dehlizlerinde ne çok kayıp verdim... hiçbirini mağrur bir törenle, başım dik uğurlayamadım. sahi, gidişler her zaman gururdan yoksun mudur, yoksa ben mi bu meçhulün içinde kayboldum? akrep yelkovanı 02.47 sularında boğarken ben hâlâ bu satırları döküyorsam; söküp atmam gereken prangaları ruhumun derinliklerinde hâlâ saklıyorum demektir.
‎​göz pınarlarım ağırlaşıyor; biraz uykusuzluğun acımtırak tadı, biraz da kalbimin o dinmek bilmeyen sızısı yüzünden. her saniye kendi varlığımı, şu fani dünyadaki yerimi sorgulamak ne denli yıpratıcı bir zanaat... beni bu harabeye çeviren yalnızca bir kadının gölgesi miydi? yoksa ben, kendi içimdeki tüm masumları birer birer kendi ellerimle mi kurban ettim?
‎​artık ne kimseyi dinleyecek mecalim ne de birine anlatacak takatim kaldı. insan denilen o gürültülü kalabalığa tahammülüm tükendi. tek arzum; zihnimi kirli bir hırka gibi kenara bırakıp sonsuz bir uykuya dalmak.
‎​söyle bana tanrım; ben mi kapatıyorum gözlerimi şu vaadedilen güzelliklere? hayat, gerçekten de "güzel bakana" mı sunar cevherini? yoksa burası, yaşamaktan yorulmuş ceset yığınlarının feryatsız dünyası mı sadece? kendi kendimin yankısı oldum artık. sesim semaya ulaşıyor mu, yoksa boşlukta mı sönüp gidiyor? beni yıllardır bu ağır imtihanlarla sınıyorsun; bu sınama ne vakit nihayete erecek ve ben ne zaman huzurla uyuyacağım?
‎​varlığımın her zerresinde, cepheleri karanlık bir savaş sürüyor. ve acıdır ki; bu cenk meydanında en ağır darbeleri hep kendi göğsüme vurmuşum. şimdi ise yalnızlıkla dövülmüş kılıcımın yanına, boylu boyunca, yaralı bir savaşçı gibi uzanmışım.
‎​zira her döngü, insanın yine kendi içinde başlarmış...
devamını gör...

gnostisizm

gnostiklerin "bilgi kurtarır" diye yutturduğu, ıı. yüzyılda ortaya çıkmış, hristiyanlığı kendine çatı yapmış ama kilise babalarını çıldırtmış mistik akım. temelinde yatan fikir şu: maddi dünya kötüdür, ruh iyidir, aradaki farkı anlayan kurtulur.
demiurgos denilen zavallı, yarattığı dünyayı idare eden ama kendisi de sınırlı bir tanrı figürü var. yahve falan diyorlar bazılarına. asıl tanrı ise öteki tarafta, ışık aleminde, ulaşılması zor. arada pleroma diye bir doluluk var, oradan parçalar düşmüş dünyaya, insanın içindeki kıvılcım işte o.
gnosis dedikleri gizli bilgi, kitaplarda yazmaz. kendi kendine gelir, uyandırma gibi bir şey. nag hammadi kitaplığı bulunmasaydı bunların çoğu "hurafe" diye geçecekti ama şimdi akademik tez konusu oldu.
marcion, valentinus, mani gibi adamlar çeşitli okullar kurmuş. bazıları her şeyi reddediyor, bazıları orta yol. hepsinin ortak noktası: kiliseyi sevmezler, otoriteye güvenmezler, kendi kurtuluşunu kendi arayan tipler.
modernde matrix falan izleyip "bu gnostikmiş" diyenler var. haklılar aslında, simülasyon teorisiyle el ele giden bir dünya algısı var ortada.
özetle: bedeni hapishane gören, ruhu kaçış planı yapan, resmi dine şüpheyle bakan herkesin içinde bir gnostik vardır. kimi uyandırır, kimi uyumaya devam eder.

(bkz: demiurgos)
(bkz: pleroma)
(bkz: nag hammadi)
(bkz: marcion)
(bkz: manicilik)
(bkz: simülasyon teorisi
(bkz: dualizm
)
(bkz: kabbala)
(bkz: hermetizm)
(bkz: gnostik inciller)
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

‎ışığın yorgun düştüğü o kadife saatlerde
‎sustu nihayet içimdeki o çocuksu velvele.
‎sandıklarda unutulmuş bir atlasın kenarında
‎rengi solmuş şehirler topluyorum tek tek elime.
‎sen; bir akşamüstü serinliği gibi sızdın aramıza,
‎henüz söylenmemiş kelimelerin o ürkek nazıyla.

‎zamanın kırık sarkaçında sallanıyor hatıra,
‎bir ucu uçurum, bir ucu gömülü toprağa.
‎ah, o eski rüzgârların kokusu var üstümüzde,
‎yarım kalmış bir mevsimin yankısıyız gökyüzünde.

‎yolların tozuna bulanmış sessiz yeminler
‎ve aynalarda eksilen o yabancı çehreler.
‎bir mürekkep damlası kadar hüzünlüdür gidişin,
‎beyaz bir sayfada silinmeyi bekleyen o izsin.
‎gölgen, ay ışığının gümüş tellerine takılı kaldı,
‎ruhum, bu ıssız limanda gemisiz bir rıhtım oldu.

‎kelamın bittiği yerde başlar asıl fırtına,
‎dilsiz bir şarkı bestelerim senin o susuşuna.
‎eskidikçe güzelleşen bir şarabın kederi bu,
‎toprağın suya kavuşmadan önceki son seferi bu.

devamını gör...

oruç tutmayıp bayram tatiline giden onursuz insan modeli

başlığı açan arkadaşın "onur" kıstasını sadece ritüel takibi üzerinden belirlemesi bir yana, mantık silsilesindeki kopukluk hayli ilginç.(asla kırmak için söylemedim,sayın yazar)

​birkaç noktaya değinmek gerekirse

​bayramın resmi tatil olması gerçeği; bu insanların çoğu bayram olduğu için değil, "resmi tatil" olduğu için yola çıkıyor. 23 nisan'da çocuk olmadığı halde evde yatıp dinlenen adama "çocuk değilsin neden yatıyorsun ey onursuz" demekle aynı mantıksızlık seviyesi bu.

​maneviyatın bireyselliği; ibadet, tanrı ile kul arasındadır klişesine girmeyeceğim ama birinin oruç tutmaması, o kişinin o toplumun bir parçası olduğu ve tatil haklarından yararlanacağı gerçeğini değiştirmez. oruç tutan için ödül manevidir; tutmayan için ise sadece yıllık izne eklenen bir dinlenme fırsatıdır.

​ekonomik katkı: bu "onursuz" denilen kitle aslında bayram turizmini ayakta tutan, otelleri doldurup yerel esnafın yüzünü güldüren kitledir. "ben tuttum, o zaman sadece ben tatil yaparım" yaklaşımı, hayatı sadece kendi penceresinden görmenin getirdiği bir dar görüşlülüktür.

​seküler bayram algısı: bayramlar, inananlar için dini bir vecibenin sonu olsa da, geri kalanlar için aile ziyareti, sosyalleşme veya bir nefes alma molasıdır. kimsenin tatil yapma hakkı, tuttuğu veya tutmadığı oruçla ipotek altına alınamaz.

​sonuç olarak, başkalarının tabağına veya tatil rotasına bu kadar mesai harcamak, insanın kendi huzurunu kaçırmaktan başka bir işe yaramaz. bırakın kim nereye gidiyorsa gitsin, siz kendi iç huzurunuza bakın.
​not: onuru plaj havlusunda veya iftar sofrasında aramak yerine, daha etik değerlerde aramanızı tavsiye ederim.
devamını gör...

yaş ilerledikçe artan şeyler

eskiden olsa masaya vurup saatlerce anlatacağın mevzularda artık "neyse ya, sen de haklısın" diyip geçme lüksü. bu bir kabulleniş değil, saniyelerin kıymetini anlama mesaisidir.

ışığın açısı, müziğin desibeli ve sandalyenin ergonomisi artık mekândaki insanların kim olduğundan daha önemli hale gelir. "burası çok gürültülü mü ne?" cümlesi, yaşlılık kartının ilk ödemesidir.

rehberdeki isimler artar ama akşam bir şeyler içelim dendiğinde akla gelen kişi sayısı geometrik olarak azalır. az ama öz insan, en büyük servet olur.

durduk yere yağan yağmura sövmek yerine "toprak suya doydu" deme bilgeliği ya da balkondaki sardunyanın yeni yaprak vermesiyle gelen o anlamsız ama yoğun mutluluk hissi.

dün yediğin yemeği hatırlamazsın ama 15 yıl önceki o yaz akşamının kokusunu, rüzgarın yönünü ve çalan şarkıyı 4k kalitesinde anımsarsın. beyin, çöpü döküp kristal anıları vitrine dizer.

aynadaki çizgilerle kavga etmek yerine, her birinin hangi kahkahadan veya hangi dertten kaldığını bilmenin verdiği o tuhaf mülkiyet duygusu.
​kısacası; gürültünün azalması, sessizliğin sesinin artmasıdır.
devamını gör...

feminist kadınlardaki ben kendimi korurum safsatası

meseleyi sadece kas gücüne indirgeyip "safsata"diyerek kestirip atmak, aslında konunun özünü biraz ıskalamak oluyor.
​bir kadının 'kendimi korurum' demesi, her şeyden önce bir özgüven ve birey olma duruşudur. evet, biyolojik olarak fiziksel güç farkı bir gerçek olabilir ama günümüzde ''kendini korumak''sadece bilek güreşi yapmak değil ki. bu işin içinde farkındalık var, hukuki haklarını bilmek var, çevresel bilinci yüksek tutmak ve en önemlisi de şiddete karşı boyun eğmemeyi seçmek var.
​şöyle düşünmek lazım: feminizm kadınlara ''hepiniz birer ninja olun'' demiyor. aksine, ''hiçbirimiz birer ninja olmak zorunda kalmayalım, güvenli bir toplum inşa edelim'' diyor. yani bir kadının kendini savunma iradesi göstermesi, birilerine meydan okumak değil, kendi sınırlarını çizme kararlılığıdır.
​bir insanın kendi güvenliği için çaba göstermesini, ''nasılsa benden güçsüzsün'' diyerek safsata ilan etmek yerine; herkesin güvende hissettiği bir düzeni nasıl kurarız diye bakmak daha yapıcı olurdu sanırım.
​sonuçta mesele kimin kimi dövebileceği değil, kimsenin kimseye dokunmaya cesaret edemediği bir medeniyet seviyesine ulaşmak."
devamını gör...

en çok neyi yapamıyorsun sorusu

saçmalayamıyorum.
insanın o en doğal hakkı olan, mantık sınırlarını zorlayan, tamamen hissi ve belkide aptalca olan o "anlık tepkiyi" veremiyorum. her cümlem bir süzgeçten geçmek zorunda.
devamını gör...

günaydın sözlük

perdenin aralığından sızan o çiğ ışığın, rüyamın en heyecanlı yerinde,tam maldivler’de hindistan cevizi suyu yudumlarken,beynimin içine bir balyoz gibi inmesiyle başlayan o varoluşsal sancı.
​yastıkla aramda kurduğum o derin, tutkulu ve imkansız aşkın; acımasız bir ertelenmiş alarm sesiyle paramparça olduğu, insanlığın her sabah yeniden sahnelediği o büyük dramın perdesi açıldı yine. odanın içindeki toz zerreleri güneş ışığında vals yaparken, ben yorganın altındaki o 36.5 derecelik mikro-iklimimi terk edip, dışarıdaki o vahşi ve rüzgarlı gerçekliğe adım atmanın yarattığı termodinamik yıkımı iliklerime kadar hissediyorum.
​beynim şu an tam olarak; 90’lı yılların çevirmeli ağ bağlantısı sesi eşliğinde dünyaya bağlanmaya çalışan, ram’i yanmış, ekran kartı tozlanmış eski bir bilgisayar kasası tadında. ruhum ise, fırından yeni çıkmış sıcacık bir poğaçanın içindeki peynir kadar yumuşak ama bir o kadar da parçalanmaya müsait.
​şimdi mutfağa gidip o ilk kahve yudumuyla beraber bilincimi; "uyku modu"ndan "hayatta kalmaya çalış" moduna güncelleyeceğim. evrenin tüm kaosu, faturalar ve trafik dışarıda pusu kurmuş bekleyebilir; ben henüz şarj kablosundan yeni ayrılmış bir batarya kadar savunmasızım.
​nevresim takımıyla vedalaşırken kalbi kırılan herkese, simülasyonun bu yeni gününde sabır ve yüksek doz kafein diliyorum.
​günaydın sözlük.
devamını gör...

bir erkek nasıl kaybedilir sorusu

bir erkeği kaybetmek için onu terk etmenize gerek yoktur; onu sadece "gereksiz" hissettirmeniz yeterlidir. çünkü bir erkek, dünyadaki yerini kapladığı alanla değil, o alanda neyi koruduğu veya neyi tamir ettiğiyle ölçer.

kavanozu kendi başınıza açın (ve bunu gözünün içine bakarak yapın), bozulan musluğu tamirciye bile sormadan halledin. ona "sana ihtiyacım yok, sadece varlığın bir aksesuar" mesajını verin. bir süre sonra o aksesuarın pilleri biter ve kendi kendine susar.

o, kafasındaki "hiçlik odasına" çekilip duvara bakarken ona sürekli ne düşündüğünü sorun. ısrar edin. o boş odayı sizin kelimelerinizle boyamaya çalışın. erkekler zihinlerindeki o boş odayı mülkiyeti sanırlar; oraya izinsiz girerseniz evi terk ederler.

"eskiden böyle yapmazdın" cümlesi, bir erkeğin evrimine sıkılmış en etkili kurşundur. onu şimdiki zamanın dışına itin.

bir erkek, bir kadının hayatında bir "fonksiyon" olmadığını fark ettiği an, ruhu o ilişkiyi terk eder. bedeni bir süre daha koltukta oturur, maç izler, yemek yer ama aslında o çoktan çocukluğundaki o kimsenin onu bulamadığı saklambaç oyununa geri dönmüştür.
​siz onu bulduğunuzu sanırken, o aslında kendi yarattığı bir hayaletin içinde kaybolmuştur. kapıyı kapattığında çıkan ses, aslında çoktan gitmiş olan birinin yankısından ibarettir.
devamını gör...

bir kadın nasıl kaybedilir sorusu

aslında onu hiç bulmadığınızı fark ettiğiniz an başlar her şey. fiziksel bir yokluktan bahsetmiyorum; o sabah yine aynı mutfakta, aynı marka kahveyi demliyordur ama fincanı tutuşundaki o iki milimlik açı farkı, aslında çoktan başka bir galaksiye taşındığının ilk kozmik kanıtıdır.
​bir kadını kaybetmek için büyük hatalara, gürültülü kavgalara ya da ihanetlere ihtiyacınız yok. bunlar amatörlerin yöntemidir. bir kadını gerçekten kaybetmek istiyorsanız şu adımları izleyin

ona sürekli "gelecekte hallederiz" deyin. oysa kadınlar için zaman daireseldir; bugün tamir etmediğiniz bir kırgınlık, üç yıl sonraki bir kahvaltı masasında önünüze taze bir ekmek gibi koyulur.

bir kadın konuşuyorsa hala o odadadır. susuyorsa, bavulunu zihninde çoktan toplamış, pasaport kontrolünden geçmiş ve yeni hayatının ilk akşam yemeğini yiyordur. siz o sırada televizyonun sesini ve short'un sesini açarsınız.
​detayları matematikselleştirin: saçının rengini değiştirdiğini fark edip "güzel olmuş" demeyin. "neden 4.5 ton açtırdın?" diye sorun. büyü ile mantığı birbirine kırdırın. büyü bozulduğunda kadın da bozulur.

​onu bir eşya gibi bulduğunuz yere bırakabileceğinizi sanırsınız ama kadınlar bırakılmaz, tahliye edilirler. siz hala anahtarın cebinizde olduğunu sanırken, o kapıyı çoktan duvara dönüştürmüştür. artık içeri giremezsiniz çünkü ortada bir kapı yoktur.
​şimdi gidin ve o kahveyi soğutun. kaybınız hayırlı olsun.

no; kadınlar asla eşya değildir.
devamını gör...

geceye bir şarkı bırak

(bkz: naxatras) - numenia

devamını gör...

hayal kırıklığı


biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim. arkamı dönüp gideceğim bu dünyadan


(bkz: nilgün marmara)
devamını gör...

18 mart 1915 çanakkale zaferi

bugün attığımız her özgür adımda, çanakkale’de toprağa düşen bir yiğidin izi var. bizlere sadece bir zafer değil, bir vatan ve bir onur bırakan başta gazi mustafa kemal atatürk olmak üzere, tüm şehitlerimizin aziz hatırasına minnettarız.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

o bunu okuyor olsaydı

altı yıl boyunca tuğla tuğla ördüğümüz bu kaleyi, daha parlak görünüyor diye sahte bir yaldıza takas edişini izliyorum. sendeki sevgi, bir gönül zenginliği değil; her zaman daha fazlasına acıkan, doyurulması imkansız bir iştahmış.
​mesele elindekinin azlığı değil, senin ruhundaki o derin ve karanlık hiçlikmiş. sen, paylaştığımız o huzurlu sofradan, sırf başkalarının tabağındaki süsler gözünü kamaştırdığı için aç kalktın. şimdi o çok arzuladığın "fazlalıkların" içinde, aslında ne kadar "eksik" kaldığını fark ettiğinde; geride bıraktığın o altı yıllık sadakati hiçbir altınla satın alamayacaksın.
​açgözlülük, sadece daha fazlasını istemek değildir; elindeki hazinenin kıymetini bilmeyecek kadar körleşmektir. sen sadece beni kaybetmedin; sen, seni olduğun gibi seven tek aynayı, daha süslü bir çerçeve uğruna kırdın.
devamını gör...

nick vermeden bir yazara seslen

yazara karşı bir derdin mi var? git mesaj at. birine hayran mısın? profiline yaz. ama yok, illa o gizemli ve melankolik havayı koruyacağız. "sen kendini biliyorsun" diyerek binlerce yazarı aynı anda töhmet altında bırakan, toplu taşımada ortaya bağırarak küfür edip kimsenin yüzüne bakmayan o tipin dijital versiyonu burası.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim