insan kendine neyi yakıştırır ki ölümü yakıştırsın?
lüks bir ölüm gerekir bazılarına.
tabutunuz ahit sandığı gibi olmalı.
kapkara gözlüklerin çaprazına vesikalık fotoğraflarınız gerekir.
memleket hakkında hiç hayırlı olmayacak cümleler söyledim.
ülke, yaralı bir kuş gibi çırpınırken gökyüzünde,
yönetenler cam kulelerden bakıp
“halk sabreder” diye fısıldadı birbirine.
oysa sabır, artık ekmeğin bile gölgesine sığınmıştı;
fırınların önünde bekleyen çocukların
ellerinde büyüyen açlığa bile sıra gelmiyordu.
sözde büyük laflarla örülen bir duvar vardı:
adına “kalkınma” dediler
altında ezilen ise yine bizdik.
her taşı bir suskunlukla harçladılar,
eleştireni taşkınlıkla suçladılar.
hakikati soran her dudak
bir gecede “tehdit” sayıldı.
sokaklarda yanan ışıklar bir bir sönerken
saray odalarında projektörler parlıyordu.
halkın karanlığı, muktedirin gölgesine
bir türlü yetişemiyordu.
ne tuhaftır ki, ülke küçülürken cepler büyüyordu,
mazlumun öfkesi çoğalırken
sadece nutukların boyu uzuyordu.
bu toprak, kul değil insan ister;
ama yönetim, soruları değil
sadakati sever oldu.
gerçeği söyleyenin sesi kısıldı,
yalanın nefesi meydanlarda bayrak gibi dalgalandı.
ve biz…
gecenin içinde birbirimize sokularak
bir avuç umut sakladık kırılmasın diye.
çünkü biliyorduk:
gökyüzü ne kadar kararırsa kararsın,
en sonunda doğan şey
yine kötü bir sabaha benzeyecekti.
hislerimi döküp arınırım sandım bu zamandan,
oysa suskunluğum çöktü, indi ömrümün solgun durağından.
öfkeme ağır bir çığ vurdu, ezildim kendi karanlığımdan,
hayatı kucaklamak gerek derler; oysa yorgunluk akar gözaltlarımdan.
cennetin ırmakları bile pas tutmuş bu çağda,
göğe seslenen çığlıklar yükselir insanın kuytu dağından.
ölümün solgun çiçekleri açar artık her bağda,
arsız bıçaklar deler bulutları; umut çöker kendi ağırlığından.
rüyalarım gölgelere dönmüş, kaybolur bu zamanda,
yollar yarılıp çöker insan konuşamadığı anda.
kendime kurduğum cümleler bile susar çağın duvarlarında,
içimdeki çocuk üşür hâlâ, yürür harap bir ovadan.
gecenin saklı sırları dökülür, dayanmaz artık bu çağda,
korkular çoğalır insanın en narin yanında.
ateş donmuş, küller titrer soğuk meydanda,
ruhumun kırıkları savrulur esen rüzgârdan.
her sabah biraz daha solar bedenim bu ıssız ovada,
güller bile çekilir kendi mevsimlerinden burada.
yalnızlık büyür, büyüdükçe içerimi yarar ortasından,
yönünü yitirmiş bir kuş gibi düşerim kendi kanadımdan.
yarına açılan kapılar kapanmış çoktan bu çağda,
saat dönse bile akmaz zaman insanın kurumuş yanında.
geceyi yaran bir ışık ararım suskun bir lambada,
belki yeniden filizlenen bir hayat çıkar karanlığından.
ve biliyorum, hiçbir çığlık duyulmaz evrenin soğuk odasında,
yine de içimde küçük bir kıvılcım taşırım her anında.
belki tanrıların bile yorulduğu bu çağın ortasında,
insan, kendi küllerinden doğmayı öğrenir yalnızlığından.
döktüğün o iç değil ki, sadece bir anlık sis idi,
sanırsın ki kırdığın şey, fani bir insan hissi idi.
benim gönlüm hodrey deyip, nice demir döven ocağımdır;
sen ezmekten bahsederken, bu ancak kendi hevesin idi.
söylersin "geçti bir ömür," fakat hangi izden?
kömür dediğin, basit bir element, cüruhunuzdan.
devletten değil, kendi karanlığından sömürülür insan,
zannetme ki her yanan, sonunda ışık olur.
vişne değil, olsa olsa yüzeyde parlayan kokuşmuş bir zafer.
istediğin keyfe ulaşmak, basit bir biyolojik hevestir, yeter.
yara bere dediğin, içten değil, sadece dıştan bir teferruat gösterir,
talan olan, ruhundaki derinlik, boş kalır o yer.
sen atışa dur, ben bu hali akıl terazisinde tartar ölçerim.
sözlerin ağızdan çıkan boş bir titreşim, ben ise manasını biçerim.
vişne fırlatmakla yorulmak; çocukça bir israf, vakit kaybederim,
benim vuruşum, taşa değil, zekana çarpar, geri dönerim.
3 senedir ruh halim belirsizlik içerisinde.
mutluluk,çay kaşığıyla ikram edilmiş gibi
hüzün,derin bir kepçeyle üzerime boca edilmiş gibi.
dışım, gülümsemelerin zirvesi.
içim,köhne duvarlar arasında ağ yapmış bir böcek.
başta mustafa kemal atatürk olmak üzere kalbi,yüreği,öğrenme ve öğretme aşkıyla görevini yerine getiren tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutluyorum.
şehit edilen,atanamadığı için intihar eden öğretmenlerinde öğretmenler gününü kutluyorum.
türkiye cumhuriyeti her zaman öğretmenlere ihtiyaç duyacaktır.
öğretmenlik mesleğinin kıymetini bilen öğretmenler bu vatan için nice güzel öğrenciler yetiştirecektir.
en kaliteli yazar arkadaşların işleri en zorundan.
açılan başlıklara yazdığınız cümleler yenilir yutulur gibi değil.
en iyisi sizsiniz en iyisinin iyisi de sizsiniz
en en en
memleketimde uzun süredir günaydınlar olamıyor.
uçak kazasında kaybettiğimiz 20 vatan evladı şehit düşmüştür.
düşen uçağın 56 senelik olduğu iddiaları dolanıp duruyor.
ülkenin binaları gibi uçakları da sağlam değil.
depremler,kazalar ve nice kötü belalar bu toprakların üzerinde cirit atıyor.
insanları tutuklamaktan önce ülkenin diğer sorunlarıyla ilgilenilmelidir.
vatandan 20 can gitti.
gözünü aç artık türkiye.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.