hodrey yazar profili

hodrey kapak fotoğrafı
hodrey profil fotoğrafı
rozet
karma: 206301 tanım: 905 başlık: 201 apolet: 13 takipçi: 107
daha çok öteki

son tanımları | başucu eserleri


akşama bir şarkı bırak

sende bin tane gönül olsa
verir miydin birini bana?
söylesene gonca mualla
sevmek hiç adam öldürür mü?

bizimkisi bir şehir olsa
güneş girmez sokaklarına
söylesene gonca mualla
karanlık adam öldürür mü?

devamını gör...

insanın evi neresidir düşüncesi

muhtemelen insanın evi gitmek zorunda kalmadığı, var olmak için rol kesmediği, yorulduğunda dünyadan terhis olduğu o tek kelimelik huzur limanıdır. ömrümüz, o adresi bilmediğimiz ama hep aradığımız eve biraz daha yaklaşmak için harcanan nafile bir gps sinyalinden ibarettir belki de.
devamını gör...

bilinçlenmek

bilinçlenmek, insanın hayatındaki en büyük spoiler'ı kendi kendine vermesidir. eskiden cehaletin o tatlı, loş odasında koltuğa yayılmış otururken, bu süreçle beraber lambanın düğmesine basılır ve odadaki bütün o yamru yumru tozlar, küfler gün yüzüne çıkar; artık o odada eski huzurla uyumak imkansızlaşır. çünkü farkındalık, bir kez kazandıktan sonra geri iade edemediğiniz, her ay faturası katlanarak gelen lüks bir aboneliktir; hayatı kolaylaştırmaz, sadece artık hiçbir şeyi eskisi gibi "salak gibi" yaşayamamanıza neden olur.
devamını gör...

güne bir fotoğraf bırak

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kitap önerileri

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tanrı'nın dua kabul oranını çok düşük tutması

gökkuşağı renklerinde bilyeler bim poşedinin içinde ve çivit mavisi gelme olasığı.
devamını gör...

seni seviyorum demenin farklı şekilleri

senin yanında, kafamın içindeki o hiç susmayan ses bile biraz dinleniyor
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının şiirleri

gündoğarken otoriteleri sarsıyorsun,
‎meydanlarda patlayan askerî bir devrim gibi.
‎ağır postal sesleri penceremin önünden geçerken,
‎kalbimin en kuytu, en korunaklı sokaklarına
‎sokağa çıkma yasağı koyuyorsun.
‎
‎kapıma dayanıyor simsiyah geceler;
‎şakağımda soğuk bir demir,
‎alın yazıma doğrultulmuş bir namlu
‎ve namluda sabırsız, 7,62 mm'lik bir mermi...
‎
‎radyolar çığlık çığlığa: sokağa çıkma yasağı!
‎haber bültenlerinde, manşetlerde: aşkın ihtilali!
‎
‎şehrin damarlarında tıkanıp kalmış zaman.
‎komşular kendi kederlerinde, kendi hâllerinde...
‎kapı aralıklarından fısıltılar sızıyor;
‎solgun yüzlerine bakıp birbirlerine nasihat veriyorlar.
‎bir suçlu gibi, bir ayıptan kaçar gibi,
‎caddelerdeki nöbetçi askerlere sesleniyorlar utanarak.
‎
‎sokakta uzayıp gidiyor yokluğun ve zamansızlığın kuyruğu.
‎yağ, tüp, gaz kuyrukları uzuyor;
‎sabaha kesif bir gaz kokusu siniyor.
‎içeride ben, dışarıda bir memleket yangını...
‎
‎yutamadıklarım, hazmedemediklerim
‎dökülüyor dilimden tek tek;
‎kelimelerim, yasaklanmış bir bildiri gibi dağılıyor.
‎
‎puslu hava ağır ağır çökerken,
‎ağır ağır çekiyorum ciğerlerime yalnızlığı.
‎tütünümün dumanı küllerinden sıyrılıp göğe yükseliyor;
‎gözden kayboluyor,
‎bulutların soğuk, özgür gri gövdesine karışıyor.
‎
‎ne namludaki mermi korkutuyor beni artık
‎ne de kapımdaki postal sesleri...
‎
‎bu memlekette herkes bir kuyrukta ölümü beklerken,
‎ben senin yokluğunun nöbetini tutuyorum.
‎
‎ve biliyorum: devrimler şafakta yapılır;
‎ama senin yokluğunda
‎her gece yeniden kurşuna diziliyorum.
‎
devamını gör...

insan sevmezse ölür

insan sevmeyince tak diye ölmüyor tabii; ne bilsin, sabah yine alarm çalıyor, kahve demleyip otobüse biniyor falan ama içindeki o sıcak cız etme hissi bitti mi yavaş yavaş içi çekiliyor insanın. ne birinin sevincine gerçekten gülebiliyorsun ne de canın bir şey için heyecanla atıyor hayatsa sadece yapılması gereken angaryalar toplamına dönüşüyor. yani beden bir şekilde idare ediyor da ruh sessizce kenara çekilip fişi çekiyor aslında
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının şiirleri

göğsündeki yangını harlıyorsa acımasız vedalar,
af dilemek beyhudedir içindeki sinsi sancılara.
safir renginde buketler yolla patika baharlara,
bir ceset daha taşı omuzlarında, gloksinya!
​
mermere kazınmış isimler gibi sessizdir gözlerin,
içinde yeşeren her bahar, kendinden çaldığın bir gündür.
ışığı arayan yaprakların inceldiği bu yerde,
sessizlik bile artık senin adını fısıldar küskün.
​
hangi aynaya baksan kırık bir tebessüm kalır,
toprak, kendi açtığı yarayı örtmekte gecikir.
sen ki bir çiçeğin gururuyla taşırsın bu ağır yükü,
gözyaşı, ancak unutmayı bilmeyen kalbe yakışır.
devamını gör...

sözlük buluşması

yıl olmuş 2026, stilleri modası geçmiş bu fikrin hortlaması bile dramatik ama madem toplanacaksınız; mekan olarak havalandırması bozuk, basık bir kahvehane seçilmeli ki içeri girdiğimiz an o kolektif asosyallik ve kasvet ciğerlerimize işlesin, ayrıca herkes nick'ini alnına tükenmez kalemle yazsın ki "ya sen o efsane entry'yi yazan değil miydin" derken göz teması kurma riskini tamamen ortadan kaldıralım. masalarda çaylar soğurken herkes kendi ekranına bakıp ortamın ne kadar yapay olduğuna dair anlık entry girsin, saatler süren o ölümcül sessizliğin ardından en yüksek grupta geyik yapan iki kişi gaza gelip "bi daha asla yapmayalım" kararı alsın ve organizasyon, başlığa yazılacak "aslında fena değildi ama kitle bozmuş" temalı 14 sayfalık ayarla görkemli bir şekilde son bulsun.
devamını gör...

kafasına isa heykeli düşen rahip

dinsizin hakkından imansız gelir lafının teolojik olarak revize edilip, ilahi adaletin bizzat yerçekimi ve mimari estetik üzerinden tecelli ettiği o epik an; rahibin ömrü boyunca göklere bakıp aradığı mesajın, kafasına kütle çekim ivmesiyle inmesiyle son bulmuş oldu. duada rabbim bana bir işaret gönder derken muhtemelen 1/1 ölçekli, betonarme ve 200 kiloluk bir büstü kastetmiyordu ama kurgunun sahibinin mizah anlayışı bazen gerçekten sarsıcı olabiliyor.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

düşüncelerim düşkündür sana
müşkülpesent sevdalardan geçerken.
hür sevmenin dehlizlerinde ararım seni.
rüzgargüllerini koklarım bağrında.
kayıplarımın kentinde derbeder, biçareyim.
soyutlanamıyorsun sol tarafımdaki ağrıdan.
yazdıklarım kadar betimlerim seni,
her zamankinden daha dargındır düşlerim.
tok isen yoksun menzilimde.
şakaklarım gergindir, yüzüme çarpan mermilerden.
parçalanıyorsun en kırılgan kemiklerimden.
müstakil midir yaşattıkların?
nafile tüm tattırdıkların.
devamını gör...

filistin için toplanan paraları fona yatıran diyanet işleri

diyanet'in kutsal emanetler anlayışına yepyeni bir boyut getiren, maneviyat ile kapitalizmin mükemmel sentezi harika hamle. parayı kasada tutup enflasyona yedireceğimize likit fonda nemalandıralım, hem faizsiz repo var hem kâr payı var kafasıyla çalışıldığını gösterir. yıllardır cuma çıkışları toplanan mendil içi bozuk paraların gün gelip portföy yönetim şirketlerinin risk analiz tablolarına helal likidite diye gireceğini söyleseler kimse inanmazdı. mübarek cuma vaazında ümmetin mazlumlarına duayla yardım çağrısı yapıp, arkada vadeli fon getirisi hesaplamak...
gerçekten tam manasıyla dünya malında gözü olmamak örneği; paradan para kazanmayı öyle bir ibadete dönüştürmüşler ki, goldman sachs gelse elini öper şube açar.
devamını gör...

felsefede her şeyin özü

felsefeyi sadece kütüphane raflarına hapsedilmiş tozlu kavramlar silsilesi ya da soyut bir düşünce egzersizi sanmak, hayatın dokunduğu her yüzeyi ıskalamaktır; zira insanı hayvandan, varlığı yokluktan, anlamı gürültüden ayıran o ince çizgi tam da "neden" sorusunu sorabildiğimiz an başlar. bilim yöntemi verir, sanat duyguyu işler, teknoloji hızı sağlama alır ama tüm bu yapıların ayakta durmasını sağlayan zihinsel taşıyıcı kolon, yani bir şeyin "ne" olduğunu sorgulayan o ilk kıvılcım daima felsefedir. bir fikri savunurken, bir kararın ahlaki sorumluluğunu üstlenirken ya da gecenin bir yarısı gökyüzüne bakıp kendi küçüklüğümüzü tartarken farkında olmadan onun zemininde yürürüz; dolayısıyla felsefe, hayatın kıyısında duran lüks bir uğraş değil, varoluşun her zerreye sızmış o kaçınılmaz özüdür.
devamını gör...

bir insanın kalitesiz olduğunu gösteren detaylar

sosyal medyada garsona kaba davranmayı, yüksek sesle müzik dinlemeyi falan yazmışlar bin defa, onlar zaten dümdüz görgüsüzlük; kalitesizlik daha çok insanın kendiyle kaldığı ya da sinsi anlarda çaktığı ince detaylarda saklı. mesela bir insanın kalitesini, sadece kendi işine yarayacak adamın kapısında kırk takla atıp, o an ona faydası dokunmayacak birini yok saymasından, o “çıkar radarının” gözünün ferinden anlarsın. kalitesiz adam, karşısındaki bir hata yaptığında ya da zayıf bir anını yakaladığında gözleri parlayan, o açığı düzeltmek yerine cephane yapıp cebine atan adamdır; ne kadar entelektüel sosuna batırılmış olursa olsun, içindeki o küçük hesapçı köylüyü gizleyemez. bir de kendi hayatında hiçbir risk almayıp, taşın altına elini koymayıp, başkalarının emeğini ve samimiyetini ucuz bir alayla tiye alma özgüveni vardır ki, bence vasatlığın ve kalitesizliğin en şaşmaz turnusol kâğıdı tam olarak bu eylemsiz ama kibri tavan yapmış ironi zırhıdır.
devamını gör...

bir üstteki yazar hakkında düşünülenler

öfkeli,isyankar ama zalim değil
devamını gör...

sözlük yazarlarının kahveleri

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir insanı tanımak istiyorsan

bir insanı gerçekten tanımak istiyorsan öfkesine ya da güç kazandığı anlara değil; hiçbir çıkarının olmadığı birine yardım ederken takındığı hesapsız tavra, seninle yan yana dururken sessizliği gürültüyle doldurma ihtiyacı duyup duymadığına ve onunla tamamen zıt bir fikir söylediğinde seni ikna etmek yerine anlamaya çalışıp çalışmadığına bakacaksın; çünkü bir insanın gerçek karakteri gardını indirdiği, şov yapmadığı ve haklı çıkma hırsından arındığı o küçücük detaylarda gizlidir
devamını gör...

türbanı yasaklamak bir hataydı

milletin kılık kıyafetiyle, kafasına ne örttüğüyle uğraşmayı "çağdaşlık" veya "sekülerlik" zanneden sığ zihniyetin son hevesi.

​bir tarafta "devletin omurgasını koruyoruz" kılıfıyla bireysel özgürlüklere müdahale etmeyi güç gösterisi sanan sökük vesayet aklı, diğer tarafta halkın inancını ve giyimini kontrol altına alma hırsı... 21. yüzyılda hâlâ "baştaki kumaş parçası ülkeyi böler mi?" paranoiastıyla siyaset üretmeye çalışmak tam anlamıyla vizyonsuzluk hezimetidir.

​özgürlük dediğin şey sadece senin gibi düşünenin, senin gibi giyinenin hakkı değildir; beğensen de beğenmesen de insanın kendi bedeni ve inancı üzerindeki tasarrufudur. bir kadının eğitim hakkını, kamusal alandaki varlığını veya mesleğini başındaki örtü üzerinden pazarlık konusu yapmak sekülerizm değil, bayağı bir jakobenizm tezahürüdür. gerçek seküler devlet, vatandaşına ne giyeceğini dikte eden değil, kim ne giyerse giysin onu eşit şartlarda yaşatan devlettir.

​inanç ve giyim üzerinden yürütülen bu tip yasakçı kafalar, yasaklamaya çalıştıkları radikalizmi engellemez; aksine onu mağduriyet zırhına büründürüp besler. toplumu kutuplaştırıp suni gündemlerle oyalamak yerine insanca yaşam standartlarına, ifade özgürlüğüne ve adalete odaklanmak bu kadar mı zor?

​başı açık olanın da kapalı olanın da devlet garantisinde özgürce yaşayamadığı hiçbir sistem çağdaş falan olamaz. bırakın artık insanların ne giydiğini, kafaların içindeki fikirlerle ilgilenin.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim