1.
kuzey carolina’dan gelip tennessee’nin nehir kıyısındaki verimli topraklarına yerleşen dürüst, dindar ve saygın bir çiftçi olarak bilinen john bell, hayatını alt üst edecek meşhur felakete uğrayana kadar ailesiyle geçinip giden bir adamdır.
her şey, john bell’in ekinlerin arasında köpeğe benzeyen ama aslında hiçbir hayvana uymayan o ucubeyle göz göze gelmesiyle başlamıştır. silahını ateşlemiş, ucube yok olmuştur. aynı akşam, çiftlik evinin ahşap duvarlarında tuhaf bir ses yankılanmıştır. bir tırnağın, tahtayı yavaşça ve delicesine kazıma sesi. ardından evdeki çocukların yatak örtüleri görünmez ellerce çekilmeye, saçları havada savrulmaya başlamıştır. john bell ve ailesi, neyle karşı karşıya olduğunu o an anlayamamıştır.
bu görünmez güç, zamanla bir sese kavuşmuştur. yaşlı, hırıltılı ama bir o kadar da akıcı bir kadın sesi. çevre kasabalardakiler ona "bell cadısı" adını vermiştir fakat o, kendisini "kate" olarak tanıtmıştır. kate, incil’den ayetleri ezbere okumakta, uzak kasabalardaki dedikodulardan anında haber getirmektedir. en büyük nefreti ise evin reisi john bell’e karşıdır. "onu yok edene kadar durmayacağım" diye haykırmaktadır.
terör, zamanla fiziksel bir işkenceye dönüşmüştür. john bell’in yüz kasları aniden kasılmaya, dili şişip konuşmasını engellemeye başlamıştır. ruh, bell her yatağa düştüğünde onunla alay etmekte, yüzüne görünmez tokatlar indirmektedir. olay o kadar büyük bir yankı uyandırmıştır ki, geleceğin abd başkanı andrew jackson bizzat bu gücü görmek için çiftliğe gelmiştir. ancak jackson’ın atları çiftlik sınırında kilitlenmiş, arabasının tekerlekleri yere çakılmıştır. havadan gelen tiz bir kahkaha sonrasında jackson, "bir orduyla savaşabilirim lakin böyle bir güçle asla" diyerek yanındaki adamlarla birlikte arkasına bakmadan kaçmıştır.
yıllar süren bu amansız işkence, 1820 yılının 20 aralık sabahında son bulmuştur. john bell, yatağında derin bir komada bulunmuş ve saatler içinde can vermiştir. başucunda ise daha önce evde hiç görülmemiş, içinde siyah, tekinsiz bir sıvı olan küçük bir şişe durmaktadır. o an odada yankılanan o hırıltılı ses, zaferini ilan etmiştir: "o ilacı bell uyurken ağzına ben damlattım, işini bitirdim." şişedeki sıvı, kontrol edilmek için çiftliğin kedisine koklatılmış, hayvan saniyeler içinde can vermiştir. john bell’in cenazesinde, yüzlerce insan mezarlıkta toplandığında, havadan gelen o uğursuz ses neşeli şarkılar söyleyerek cenaze alayını uğurlamıştır. bell cadısı vakası, resmi kayıtlara "cin musallatı sebebiyle ölüm" şeklinde bir otopsi raporunu geçiren enteresan bir vakadır.
hikayede anlatılanların ne kadar doğru olduğu tartışmaya açık olmakla birlikte, bu tür vakaların imkansız olmadığını bilmekteyiz. ifritler belli başlı sebeplerden ötürü insanlara musallat olurlar ve onlara fiziksel zarar verebilirler ya da akıl sağlıklarıyla oynayabilirler. lakin bu spontane bir şekilde, tesadüf eseri olmaz. kimi zaman kurban büyük bir hata yaptığı için musallatı evine davet eder. örneğin başka bir insana ettiği kötülük yüzünden doğal dengede cezalandırılabilir. kimi zaman da ifritlerin ağırlıklı olarak bulunduğu uğursuz yerler vardır ve böyle ortamlarda bulunmak da musallata kurban gitme sebebidir.
her şey, john bell’in ekinlerin arasında köpeğe benzeyen ama aslında hiçbir hayvana uymayan o ucubeyle göz göze gelmesiyle başlamıştır. silahını ateşlemiş, ucube yok olmuştur. aynı akşam, çiftlik evinin ahşap duvarlarında tuhaf bir ses yankılanmıştır. bir tırnağın, tahtayı yavaşça ve delicesine kazıma sesi. ardından evdeki çocukların yatak örtüleri görünmez ellerce çekilmeye, saçları havada savrulmaya başlamıştır. john bell ve ailesi, neyle karşı karşıya olduğunu o an anlayamamıştır.
bu görünmez güç, zamanla bir sese kavuşmuştur. yaşlı, hırıltılı ama bir o kadar da akıcı bir kadın sesi. çevre kasabalardakiler ona "bell cadısı" adını vermiştir fakat o, kendisini "kate" olarak tanıtmıştır. kate, incil’den ayetleri ezbere okumakta, uzak kasabalardaki dedikodulardan anında haber getirmektedir. en büyük nefreti ise evin reisi john bell’e karşıdır. "onu yok edene kadar durmayacağım" diye haykırmaktadır.
terör, zamanla fiziksel bir işkenceye dönüşmüştür. john bell’in yüz kasları aniden kasılmaya, dili şişip konuşmasını engellemeye başlamıştır. ruh, bell her yatağa düştüğünde onunla alay etmekte, yüzüne görünmez tokatlar indirmektedir. olay o kadar büyük bir yankı uyandırmıştır ki, geleceğin abd başkanı andrew jackson bizzat bu gücü görmek için çiftliğe gelmiştir. ancak jackson’ın atları çiftlik sınırında kilitlenmiş, arabasının tekerlekleri yere çakılmıştır. havadan gelen tiz bir kahkaha sonrasında jackson, "bir orduyla savaşabilirim lakin böyle bir güçle asla" diyerek yanındaki adamlarla birlikte arkasına bakmadan kaçmıştır.
yıllar süren bu amansız işkence, 1820 yılının 20 aralık sabahında son bulmuştur. john bell, yatağında derin bir komada bulunmuş ve saatler içinde can vermiştir. başucunda ise daha önce evde hiç görülmemiş, içinde siyah, tekinsiz bir sıvı olan küçük bir şişe durmaktadır. o an odada yankılanan o hırıltılı ses, zaferini ilan etmiştir: "o ilacı bell uyurken ağzına ben damlattım, işini bitirdim." şişedeki sıvı, kontrol edilmek için çiftliğin kedisine koklatılmış, hayvan saniyeler içinde can vermiştir. john bell’in cenazesinde, yüzlerce insan mezarlıkta toplandığında, havadan gelen o uğursuz ses neşeli şarkılar söyleyerek cenaze alayını uğurlamıştır. bell cadısı vakası, resmi kayıtlara "cin musallatı sebebiyle ölüm" şeklinde bir otopsi raporunu geçiren enteresan bir vakadır.
hikayede anlatılanların ne kadar doğru olduğu tartışmaya açık olmakla birlikte, bu tür vakaların imkansız olmadığını bilmekteyiz. ifritler belli başlı sebeplerden ötürü insanlara musallat olurlar ve onlara fiziksel zarar verebilirler ya da akıl sağlıklarıyla oynayabilirler. lakin bu spontane bir şekilde, tesadüf eseri olmaz. kimi zaman kurban büyük bir hata yaptığı için musallatı evine davet eder. örneğin başka bir insana ettiği kötülük yüzünden doğal dengede cezalandırılabilir. kimi zaman da ifritlerin ağırlıklı olarak bulunduğu uğursuz yerler vardır ve böyle ortamlarda bulunmak da musallata kurban gitme sebebidir.
devamını gör...