1.
(bkz: tanrıların alacakaranlığı) (bkz: kendi yarattığı canavar tarafından yok edilmek)
geek aleminin son 30 yılına tek bir isim verilecek olsaydı, o muhtemelen joss whedon olurdu. bir zamanlar nerd'lerin mesih'i, popüler kültürün feminist ikonu ve marvel sinematik evreni'nin mimarı olarak tapınılan bu adam, şimdilerde hollywood'un aforoz edilmiş, "aman adı anılmasın" denilen figürlerinden biri. kariyeri, kenarda kalmışların ana akımı ele geçirmesinin mükemmel bir özetiydi; düşüşü ise, yarattığı "güçlü kadın" mitinin arkasındaki adamın aslında ne kadar sorunlu olduğunu gösteren acı bir ders. whedon'ın hikayesi, sadece bir yönetmenin yükselişi ve düşüşü değil, aynı zamanda hayranlık kültürünün, sahte feminizmin ve sanat ile sanatçı arasındaki o tekinsiz çizginin de hikayesidir.
joss whedon, sahneye bir anda çıkmadı; 90'lar boyunca hollywood'un gizli silahı, filmlerin isimsiz kahramanıydı. stüdyoların elinde patlamaya hazır senaryoları alıp, onlara zeka ve ruh katan bir "script doctor" olarak ün salmıştı. speed, waterworld, twister gibi filmlerin diyaloglarını keskinleştirdi, karakterlerine derinlik kattı ama adı jenerikte pek geçmedi. bu isimsiz kahramanlık döneminin zirvesi ise, ona oscar adaylığı getiren toy story (1995) oldu.
ancak whedon'ı bir fenomene dönüştüren asıl işleri, televizyonda yarattığı "whedonverse" oldu:
buffy the vampire slayer (1997–2003): başyapıtı. lise koridorlarını cehennemin ağzıyla birleştiren, ergenlik sancılarını doğaüstü metaforlarla anlatan bir neslin manifestosu.
angel (1999–2004): buffy'nin daha karanlık, daha yetişkin kuzeni.
firefly (2002): belki de en büyük yarası ve hayranlarının en büyük aşkı. uzayda geçen bu western, kanal tarafından acımasızca iptal edilse de, hayranların eşi benzeri görülmemiş kampanyası sayesinde serenity (2005) filmiyle geri döndü.
bu diziler, whedon'ın alametifarikası olan zeki diyaloglar, karmaşık karakterler ve türleri ustaca harmanlayan yapısıyla o dönem için devrim niteliğindeydi. kült statüsü, marvel'ın onu the avengers'ı (2012) yönetmesi için işe almasıyla zirveye ulaştı. bu, geek kültürünün nihai zaferiydi. yıllarca küçümsenen "ineklerin" içinden biri, artık dünyanın en büyük film serisinin başındaydı.
whedon'ın tüm kamusal kimliğini üzerine inşa ettiği feminist manifestosu. whedon, buffy'nin çıkış noktasını hep aynı hikayeyle anlattı: korku filmlerindeki "karanlık bir sokağa giren ve bir yaratık tarafından öldürülen aptal sarışın kız" klişesinden duyduğu tiksinti. amacı, bu klişeyi yerle bir edip "geceyi geri alan" bir kahraman yaratmaktı.
buffy summers, kısa sürede bir feminist ikona dönüştü ve dizi, popüler kültür tarihinin en çok akademik incelemeye konu olan eserlerinden biri haline geldi. ancak buffy'nin feminizminin bu kadar başarılı olmasının altında yatan sebep, radikal olmasından çok, erkek egemen geek kitlesi tarafından kolayca sindirilebilir bir pakette sunulmasıydı. whedon'ın kendi sözleriyle: "eğer ergen erkekleri, durumun kontrolünü ele alan bir kızla, onlara feminizm sattığınızı fark ettirmeden rahat ettirebilirsem, bu daha iyidir". buffy, terminator 2'deki sarah connor gibi erkeksi bir savaşçı değildi; tam tersine, "pişmanlık duymadan kız gibi" davranan, modayı takip eden, zayıf ve heteronormatif olarak çekici bir karakterdi. bu, onun gücünü statükoya bir tehdit olarak değil, "girl power" akımının arzu edilebilir bir fantezisi olarak konumlandırdı.
whedon'ın imzasını taşıyan diyalog stili, yani "whedonspeak", kariyerinin hem en sevilen hem de en çok nefret edilen unsuru oldu. başlangıçta taze ve zeki olarak övülen bu stil , zamanla tembel, formülsel ve seyirciyi hikayeden koparan bir klişeye dönüştü. mcu ve diğer gişe filmlerinde o kadar yaygınlaştı ki, "ee, bu az önce oldu!" veya "tam arkamdalar, değil mi?" gibi klişeler izleyiciyi yordu. bu stil, her şeyin "aynı" duyulmasına neden oluyor ve samimi duygusal anları, sürekli bir espri beklentisiyle baltalıyordu. herkesi alaycı bir spider-man klonuna dönüştürerek karakter seslerini tek tipleştiriyordu. aslında bu, bir tür anlatısal korkaklıktı; duygusal riskleri önceden etkisiz hale getiriyor ve izleyiciye "bunun sadece bir film olduğunu" hatırlatarak eleştiriden kaçıyordu.
whedon'ın övülen kadın karakterlerini, sonradan ortaya çıkan suçlamalar ışığında yeniden değerlendirince, feminist cephedeki çatlaklar devasa yarıklara dönüşüyor.
(bkz: memeli erkekler): eleştirmenlere göre whedon'ın "güçlü" kadınları, aslında erkeksi aksiyon kahramanı özelliklerinin aşırı cinselleştirilmiş bir kadın bedenine aktarılmış haliydi. black widow, "havalı" şeyler yapan ama karakterizasyonunun "ergen bir nerd'ün ideal kadını" olmanın ötesine geçemediği bir örnek olarak gösterilir. whedon, "fetişleştirilmiş kadın kurbanı, fetişleştirilmiş kadın kahramanla" değiştirmişti; o hala bir "barbie"ydi, sadece "kung fu tutuşu" olan bir barbie.
(bkz: kadın travmasını erkek karakter gelişimi için kullanmak): 6. sezonda spike'ın buffy'ye tecavüz girişimi kilit bir örnektir. buffy'nin travması, spike'ın "sözde insanlığı için bir sıçrama tahtası" olarak çerçevelenir ve bu olay onun ruhunu geri almasına yol açar. tara maclay'in ölümü de willow'un karakter gelişimi için bir araçtı. kadın acısı, sık sık erkek karakterleri kurtarmak veya motive etmek için kullanılıyordu.
(bkz: xander harris sorunsalı): whedon'ın kendisine dayandırdığını doğruladığı xander karakteri , "etrafını güçlü kadınlarla çevrelediği için cinsiyetçi olamayacağı açık olan 'iyi çocuk' kılığındaki bariz bir yazar yansımasıdır". xander, buffy'nin reddedişlerini defalarca görmezden gelir, cordelia'ya zalimce davranır ve willow'u sadece başkasıyla birlikteyken arzular. bu, yaratıcının kendi sorunlu zihniyetinin diziye yansıması gibiydi.
ve sonra her şey patladı.
ilk günah: kai cole'un açık mektubu. whedon'ın eski eşi kai cole, onu "feminist idealleri vaaz eden bir ikiyüzlü" olarak nitelendirdi. 16 yıllık evlilikleri boyunca, buffy setinde başlayarak "aktrisler, iş arkadaşları, hayranlar ve arkadaşlar" ile birden fazla ilişkisi olduğunu iddia etti. en yıkıcı suçlama ise şuydu: whedon, "benimle olan ilişkisini bir kalkan olarak kullandı... böylece kimse onun diğer kadınlarla olan ilişkilerini sorgulamaz veya yazılarını feminist olmaktan başka bir şey olarak incelemezdi".
charisma carpenter (buffy/angel): whedon'ı "düşmanca ve zehirli çalışma ortamları" yaratmakla suçladı. hamileyken ona "şişman" dediğini, dini inançlarıyla alay ettiğini ve misilleme olarak onu kovduğunu iddia etti.
ray fisher (justice league): whedon'ın davranışlarını "kaba, tacizci, profesyonel olmayan ve tamamen kabul edilemez" olarak nitelendirdi.
gal gadot (justice league): whedon'ın yeni diyaloglara itiraz ettiğinde kariyerini "tehdit ettiğini" belirtti.
özür dilememe turu: whedon'ın new york magazine'e verdiği feci röportaj, çöküşünü mühürledi. ray fisher'ı "kötü niyetli bir güç" ve "kötü bir aktör" olarak nitelendirdi. gal gadot'un "ana dili ingilizce olmadığı için" onu yanlış anladığını iddia etti (gadot bu iddiayı "mükemmel bir şekilde anladım" diyerek yalanladı). carpenter'a karşı "nazik davranmadığını" kabul etti ama ona şişman dediğini reddetti.
whedon'ın bugünkü konumu, sektördeki itibarının ne denli sarsıldığını gösteriyor. hbo dizisi the nevers'tan ayrıldı ve bir zamanların endüstri devi, şimdi ibretlik bir hikayeye dönüştü.
peki, hala buffy izleyebilir miyiz? bu diziler whedon'ın eserinden daha fazlasıdır. karakterlere hayat veren oyunculara ve diğer yazarlara aittir. ancak şimdi, xander'ın hak iddia eden tavırlarını veya kadın karakterlere sürekli uygulanan travmayı, yaratıcının iddia edilen davranışlarının gölgesi olmadan izlemek imkansız hale geldi.
whedon'ın nihai mirası, yaratıcıları tanrılaştırmanın ve "müttefik", "feminist" gibi etiketleri gerçek bir ideolojiyle karıştırmanın tehlikeleri hakkında güçlü bir uyarıdır. "yutturmacaya inanmayın. kahramanlarınız karmaşık ve kusurludur". onun düşüşü, bize "haberciden önce idealleri" koymayı ve kendini bir kurtarıcı olarak pazarlayan herkesten sonsuza dek şüphe duymayı öğretir.
geek aleminin son 30 yılına tek bir isim verilecek olsaydı, o muhtemelen joss whedon olurdu. bir zamanlar nerd'lerin mesih'i, popüler kültürün feminist ikonu ve marvel sinematik evreni'nin mimarı olarak tapınılan bu adam, şimdilerde hollywood'un aforoz edilmiş, "aman adı anılmasın" denilen figürlerinden biri. kariyeri, kenarda kalmışların ana akımı ele geçirmesinin mükemmel bir özetiydi; düşüşü ise, yarattığı "güçlü kadın" mitinin arkasındaki adamın aslında ne kadar sorunlu olduğunu gösteren acı bir ders. whedon'ın hikayesi, sadece bir yönetmenin yükselişi ve düşüşü değil, aynı zamanda hayranlık kültürünün, sahte feminizmin ve sanat ile sanatçı arasındaki o tekinsiz çizginin de hikayesidir.
joss whedon, sahneye bir anda çıkmadı; 90'lar boyunca hollywood'un gizli silahı, filmlerin isimsiz kahramanıydı. stüdyoların elinde patlamaya hazır senaryoları alıp, onlara zeka ve ruh katan bir "script doctor" olarak ün salmıştı. speed, waterworld, twister gibi filmlerin diyaloglarını keskinleştirdi, karakterlerine derinlik kattı ama adı jenerikte pek geçmedi. bu isimsiz kahramanlık döneminin zirvesi ise, ona oscar adaylığı getiren toy story (1995) oldu.
ancak whedon'ı bir fenomene dönüştüren asıl işleri, televizyonda yarattığı "whedonverse" oldu:
buffy the vampire slayer (1997–2003): başyapıtı. lise koridorlarını cehennemin ağzıyla birleştiren, ergenlik sancılarını doğaüstü metaforlarla anlatan bir neslin manifestosu.
angel (1999–2004): buffy'nin daha karanlık, daha yetişkin kuzeni.
firefly (2002): belki de en büyük yarası ve hayranlarının en büyük aşkı. uzayda geçen bu western, kanal tarafından acımasızca iptal edilse de, hayranların eşi benzeri görülmemiş kampanyası sayesinde serenity (2005) filmiyle geri döndü.
bu diziler, whedon'ın alametifarikası olan zeki diyaloglar, karmaşık karakterler ve türleri ustaca harmanlayan yapısıyla o dönem için devrim niteliğindeydi. kült statüsü, marvel'ın onu the avengers'ı (2012) yönetmesi için işe almasıyla zirveye ulaştı. bu, geek kültürünün nihai zaferiydi. yıllarca küçümsenen "ineklerin" içinden biri, artık dünyanın en büyük film serisinin başındaydı.
whedon'ın tüm kamusal kimliğini üzerine inşa ettiği feminist manifestosu. whedon, buffy'nin çıkış noktasını hep aynı hikayeyle anlattı: korku filmlerindeki "karanlık bir sokağa giren ve bir yaratık tarafından öldürülen aptal sarışın kız" klişesinden duyduğu tiksinti. amacı, bu klişeyi yerle bir edip "geceyi geri alan" bir kahraman yaratmaktı.
buffy summers, kısa sürede bir feminist ikona dönüştü ve dizi, popüler kültür tarihinin en çok akademik incelemeye konu olan eserlerinden biri haline geldi. ancak buffy'nin feminizminin bu kadar başarılı olmasının altında yatan sebep, radikal olmasından çok, erkek egemen geek kitlesi tarafından kolayca sindirilebilir bir pakette sunulmasıydı. whedon'ın kendi sözleriyle: "eğer ergen erkekleri, durumun kontrolünü ele alan bir kızla, onlara feminizm sattığınızı fark ettirmeden rahat ettirebilirsem, bu daha iyidir". buffy, terminator 2'deki sarah connor gibi erkeksi bir savaşçı değildi; tam tersine, "pişmanlık duymadan kız gibi" davranan, modayı takip eden, zayıf ve heteronormatif olarak çekici bir karakterdi. bu, onun gücünü statükoya bir tehdit olarak değil, "girl power" akımının arzu edilebilir bir fantezisi olarak konumlandırdı.
whedon'ın imzasını taşıyan diyalog stili, yani "whedonspeak", kariyerinin hem en sevilen hem de en çok nefret edilen unsuru oldu. başlangıçta taze ve zeki olarak övülen bu stil , zamanla tembel, formülsel ve seyirciyi hikayeden koparan bir klişeye dönüştü. mcu ve diğer gişe filmlerinde o kadar yaygınlaştı ki, "ee, bu az önce oldu!" veya "tam arkamdalar, değil mi?" gibi klişeler izleyiciyi yordu. bu stil, her şeyin "aynı" duyulmasına neden oluyor ve samimi duygusal anları, sürekli bir espri beklentisiyle baltalıyordu. herkesi alaycı bir spider-man klonuna dönüştürerek karakter seslerini tek tipleştiriyordu. aslında bu, bir tür anlatısal korkaklıktı; duygusal riskleri önceden etkisiz hale getiriyor ve izleyiciye "bunun sadece bir film olduğunu" hatırlatarak eleştiriden kaçıyordu.
whedon'ın övülen kadın karakterlerini, sonradan ortaya çıkan suçlamalar ışığında yeniden değerlendirince, feminist cephedeki çatlaklar devasa yarıklara dönüşüyor.
(bkz: memeli erkekler): eleştirmenlere göre whedon'ın "güçlü" kadınları, aslında erkeksi aksiyon kahramanı özelliklerinin aşırı cinselleştirilmiş bir kadın bedenine aktarılmış haliydi. black widow, "havalı" şeyler yapan ama karakterizasyonunun "ergen bir nerd'ün ideal kadını" olmanın ötesine geçemediği bir örnek olarak gösterilir. whedon, "fetişleştirilmiş kadın kurbanı, fetişleştirilmiş kadın kahramanla" değiştirmişti; o hala bir "barbie"ydi, sadece "kung fu tutuşu" olan bir barbie.
(bkz: kadın travmasını erkek karakter gelişimi için kullanmak): 6. sezonda spike'ın buffy'ye tecavüz girişimi kilit bir örnektir. buffy'nin travması, spike'ın "sözde insanlığı için bir sıçrama tahtası" olarak çerçevelenir ve bu olay onun ruhunu geri almasına yol açar. tara maclay'in ölümü de willow'un karakter gelişimi için bir araçtı. kadın acısı, sık sık erkek karakterleri kurtarmak veya motive etmek için kullanılıyordu.
(bkz: xander harris sorunsalı): whedon'ın kendisine dayandırdığını doğruladığı xander karakteri , "etrafını güçlü kadınlarla çevrelediği için cinsiyetçi olamayacağı açık olan 'iyi çocuk' kılığındaki bariz bir yazar yansımasıdır". xander, buffy'nin reddedişlerini defalarca görmezden gelir, cordelia'ya zalimce davranır ve willow'u sadece başkasıyla birlikteyken arzular. bu, yaratıcının kendi sorunlu zihniyetinin diziye yansıması gibiydi.
ve sonra her şey patladı.
ilk günah: kai cole'un açık mektubu. whedon'ın eski eşi kai cole, onu "feminist idealleri vaaz eden bir ikiyüzlü" olarak nitelendirdi. 16 yıllık evlilikleri boyunca, buffy setinde başlayarak "aktrisler, iş arkadaşları, hayranlar ve arkadaşlar" ile birden fazla ilişkisi olduğunu iddia etti. en yıkıcı suçlama ise şuydu: whedon, "benimle olan ilişkisini bir kalkan olarak kullandı... böylece kimse onun diğer kadınlarla olan ilişkilerini sorgulamaz veya yazılarını feminist olmaktan başka bir şey olarak incelemezdi".
charisma carpenter (buffy/angel): whedon'ı "düşmanca ve zehirli çalışma ortamları" yaratmakla suçladı. hamileyken ona "şişman" dediğini, dini inançlarıyla alay ettiğini ve misilleme olarak onu kovduğunu iddia etti.
ray fisher (justice league): whedon'ın davranışlarını "kaba, tacizci, profesyonel olmayan ve tamamen kabul edilemez" olarak nitelendirdi.
gal gadot (justice league): whedon'ın yeni diyaloglara itiraz ettiğinde kariyerini "tehdit ettiğini" belirtti.
özür dilememe turu: whedon'ın new york magazine'e verdiği feci röportaj, çöküşünü mühürledi. ray fisher'ı "kötü niyetli bir güç" ve "kötü bir aktör" olarak nitelendirdi. gal gadot'un "ana dili ingilizce olmadığı için" onu yanlış anladığını iddia etti (gadot bu iddiayı "mükemmel bir şekilde anladım" diyerek yalanladı). carpenter'a karşı "nazik davranmadığını" kabul etti ama ona şişman dediğini reddetti.
whedon'ın bugünkü konumu, sektördeki itibarının ne denli sarsıldığını gösteriyor. hbo dizisi the nevers'tan ayrıldı ve bir zamanların endüstri devi, şimdi ibretlik bir hikayeye dönüştü.
peki, hala buffy izleyebilir miyiz? bu diziler whedon'ın eserinden daha fazlasıdır. karakterlere hayat veren oyunculara ve diğer yazarlara aittir. ancak şimdi, xander'ın hak iddia eden tavırlarını veya kadın karakterlere sürekli uygulanan travmayı, yaratıcının iddia edilen davranışlarının gölgesi olmadan izlemek imkansız hale geldi.
whedon'ın nihai mirası, yaratıcıları tanrılaştırmanın ve "müttefik", "feminist" gibi etiketleri gerçek bir ideolojiyle karıştırmanın tehlikeleri hakkında güçlü bir uyarıdır. "yutturmacaya inanmayın. kahramanlarınız karmaşık ve kusurludur". onun düşüşü, bize "haberciden önce idealleri" koymayı ve kendini bir kurtarıcı olarak pazarlayan herkesten sonsuza dek şüphe duymayı öğretir.
devamını gör...