1.
tanım: insanın kendi zihniyle kurduğu son bağın da kopup, düşüncelerinin kontrolsüz bir karanlığa savrulması.
delilik, bilincin sönmesi değildir.
asıl dehşet, bilincin sonuna kadar açık kalmasıdır.
aklın bedenini terk etmez…
sen, onun seni terk edişini izlemeye mahkûm edilirsin.
o an… geri dönüşsüz olan o an…
idrakin, kendi üzerine kapanır.
ve sen, kendi farkındalığının içine gömülürsün.
bu bir yıkım değil.
bu, içe doğru çöken bir çöküştür.
tersyüz olmuş bir aydınlanma… ama ışık vermeyen, sadece gözlerini yakan bir aydınlanma.
insanların "hayat" dediği o kalın, güvenli duvar…
senin için bir anda incelir.
sonra çatlar.
ve nihayet yırtılır.
arkasında ne vardır biliyor musun?
hiçlik değil…
hiçliğin bile anlamlı kaldığı, daha derin bir boşluk.
ve sen, o boşlukla göz göze gelirsin.
gözlerini kaçırmak istersin… ama kaçıracak bir yön yoktur.
her şey usulca başlar.
zihnine bir düşünce sızar.
önemsiz sanırsın.
geçer dersin.
ama geçmez.
geri gelir.
biraz daha kök salar.
biraz daha içine girer.
sonra bir sabah uyanırsın…
ve fark edersin ki artık senin içinde değildir o düşünce.
sen, onun içindesindir.
kafanın içi artık bir sığınak değildir.
duvarları olmayan bir yankı mezarlığıdır.
düşünceler sana ait değildir.
sen, onların üzerinde gezindiği, çürüyen bir zemin olursun.
her fikir, her anı, her korku…
birbirine dolanır.
çözülmez bir düğüme dönüşür.
ve o düğüm…
zihninin tam ortasında nefes almaya başlar.
bağırır.
ama sesi yoktur.
çünkü bu çığlık, sadece kafatasının içinde yankılanır.
ve o yankı…
hiç durmaz.
en korkuncu da budur:
sessizlik artık yoktur.
uyku?
bir kaçış değil.
sadece sahnenin değişmesidir.
zihnin, seni başka bir dekorun içine sürükler.
ama sen yine oradasındır.
yine onun içindesindir.
gerçeklik ve sanrı birbirine karışmaz…
birbirinin içine sızar.
ayrım çizgisi erir.
uyanmak kurtuluş getirmez.
çünkü asıl kabus, gözlerin açıkken devam ediyordur.
aklını kaybetmek yalnızlık değildir.
aksine…
kendinden asla kaçamamaktır.
kendi varlığın, sana kapanan bir tuzağa dönüşür.
bedenin, zihnin tarafından örülmüş bir kafestir.
duvarları düşüncelerindir.
zemini korkularındır.
tavanı anılarınla kaplıdır.
ve bu zindanın bir kapısı yoktur.
en acımasız gerçek ise şudur:
anahtar hala senin elindedir.
ama parmakların artık sana ait değildir.
uzanamazsın.
tutamazsın.
açamazsın.
zaman çözülür.
saniyeler uzar… uzar…
sonra parçalanır.
saatler çürür.
dakikalar erir.
geçmiş…
bitmeyen bir döngü gibi boynuna dolanır.
gelecek…
asla ulaşamayacağın donmuş bir noktaya dönüşür.
ve sen…
ikisinin arasında asılı kalan bir hata olursun.
dış dünya akmaya devam eder.
insanlar güler.
konuşur.
yaşar.
ama onların sesi sana ulaşmaz.
çünkü sen artık onların dünyasında değilsindir.
sen, o zarın öte tarafındasındır.
perdenin arkasında.
ve orada…
hiçbir şey yoktur.
ne anlam.
ne düzen.
ne umut.
sadece farkındalık.
ama bu sıradan bir farkındalık değildir.
bu, insanın kendi üzerine çöken bir ağırlık gibi…
içten içe kemiren, öğüten, yok etmeyen ama sürekli eksilten bir farkındalıktır.
ve en karanlık yüzleşme şudur:
bir noktadan sonra…
delilik korkutucu olmaktan çıkar.
çünkü korku için bile bir anlam gerekir.
sen ise…
anlamın tamamen buharlaştığı yerde kalırsın.
bağırmazsın artık.
çünkü sesin yoktur.
çırpınmazsın.
çünkü yön yoktur.
yardım istemezsin.
çünkü yardımın ne olduğunu unutmuşsundur.
sadece kalırsın.
kendi zihninin uçurumunda…
düşmeden…
ama asla da kurtulamadan.
ve orada, sonsuz bir yankının içinde…
sen artık bir insan değil, kendi kendini tüketen bir boşluk olursun.
delilik, bilincin sönmesi değildir.
asıl dehşet, bilincin sonuna kadar açık kalmasıdır.
aklın bedenini terk etmez…
sen, onun seni terk edişini izlemeye mahkûm edilirsin.
o an… geri dönüşsüz olan o an…
idrakin, kendi üzerine kapanır.
ve sen, kendi farkındalığının içine gömülürsün.
bu bir yıkım değil.
bu, içe doğru çöken bir çöküştür.
tersyüz olmuş bir aydınlanma… ama ışık vermeyen, sadece gözlerini yakan bir aydınlanma.
insanların "hayat" dediği o kalın, güvenli duvar…
senin için bir anda incelir.
sonra çatlar.
ve nihayet yırtılır.
arkasında ne vardır biliyor musun?
hiçlik değil…
hiçliğin bile anlamlı kaldığı, daha derin bir boşluk.
ve sen, o boşlukla göz göze gelirsin.
gözlerini kaçırmak istersin… ama kaçıracak bir yön yoktur.
her şey usulca başlar.
zihnine bir düşünce sızar.
önemsiz sanırsın.
geçer dersin.
ama geçmez.
geri gelir.
biraz daha kök salar.
biraz daha içine girer.
sonra bir sabah uyanırsın…
ve fark edersin ki artık senin içinde değildir o düşünce.
sen, onun içindesindir.
kafanın içi artık bir sığınak değildir.
duvarları olmayan bir yankı mezarlığıdır.
düşünceler sana ait değildir.
sen, onların üzerinde gezindiği, çürüyen bir zemin olursun.
her fikir, her anı, her korku…
birbirine dolanır.
çözülmez bir düğüme dönüşür.
ve o düğüm…
zihninin tam ortasında nefes almaya başlar.
bağırır.
ama sesi yoktur.
çünkü bu çığlık, sadece kafatasının içinde yankılanır.
ve o yankı…
hiç durmaz.
en korkuncu da budur:
sessizlik artık yoktur.
uyku?
bir kaçış değil.
sadece sahnenin değişmesidir.
zihnin, seni başka bir dekorun içine sürükler.
ama sen yine oradasındır.
yine onun içindesindir.
gerçeklik ve sanrı birbirine karışmaz…
birbirinin içine sızar.
ayrım çizgisi erir.
uyanmak kurtuluş getirmez.
çünkü asıl kabus, gözlerin açıkken devam ediyordur.
aklını kaybetmek yalnızlık değildir.
aksine…
kendinden asla kaçamamaktır.
kendi varlığın, sana kapanan bir tuzağa dönüşür.
bedenin, zihnin tarafından örülmüş bir kafestir.
duvarları düşüncelerindir.
zemini korkularındır.
tavanı anılarınla kaplıdır.
ve bu zindanın bir kapısı yoktur.
en acımasız gerçek ise şudur:
anahtar hala senin elindedir.
ama parmakların artık sana ait değildir.
uzanamazsın.
tutamazsın.
açamazsın.
zaman çözülür.
saniyeler uzar… uzar…
sonra parçalanır.
saatler çürür.
dakikalar erir.
geçmiş…
bitmeyen bir döngü gibi boynuna dolanır.
gelecek…
asla ulaşamayacağın donmuş bir noktaya dönüşür.
ve sen…
ikisinin arasında asılı kalan bir hata olursun.
dış dünya akmaya devam eder.
insanlar güler.
konuşur.
yaşar.
ama onların sesi sana ulaşmaz.
çünkü sen artık onların dünyasında değilsindir.
sen, o zarın öte tarafındasındır.
perdenin arkasında.
ve orada…
hiçbir şey yoktur.
ne anlam.
ne düzen.
ne umut.
sadece farkındalık.
ama bu sıradan bir farkındalık değildir.
bu, insanın kendi üzerine çöken bir ağırlık gibi…
içten içe kemiren, öğüten, yok etmeyen ama sürekli eksilten bir farkındalıktır.
ve en karanlık yüzleşme şudur:
bir noktadan sonra…
delilik korkutucu olmaktan çıkar.
çünkü korku için bile bir anlam gerekir.
sen ise…
anlamın tamamen buharlaştığı yerde kalırsın.
bağırmazsın artık.
çünkü sesin yoktur.
çırpınmazsın.
çünkü yön yoktur.
yardım istemezsin.
çünkü yardımın ne olduğunu unutmuşsundur.
sadece kalırsın.
kendi zihninin uçurumunda…
düşmeden…
ama asla da kurtulamadan.
ve orada, sonsuz bir yankının içinde…
sen artık bir insan değil, kendi kendini tüketen bir boşluk olursun.
devamını gör...
2.
kafayı sıyırmak aklın değil aslında tahammülün tükendiği o andır.
üzmeyin güzel insanları, kırmayın. sonra bu insanlar hiç bir zaman eskisi gibi olamıyorlar. sabır taşı çatlıyor ve bir daha asla yerine gelmiyor.
üzmeyin güzel insanları, kırmayın. sonra bu insanlar hiç bir zaman eskisi gibi olamıyorlar. sabır taşı çatlıyor ve bir daha asla yerine gelmiyor.
devamını gör...
3.
bazen gerçekten sıyırmak değil de, sanki herkes aynı oyunu oynarken senin kuralları biraz fazla ciddiye alman söz konusu oluyo.. aslında senin kafanın içindeki denklem tıkır tıkır çalışıyor. sebep-sonuç ilişkileri yerli yerinde, çıkarımlar gayet tutarlı… ama dışarıdan bakanlar için anlaşılır dilde bir altyazı yok. onlar sadece sonucu görüyor ve bu ne anlatıyor ya bakışı...
işin trajikomik tarafı, sen düşüncelerini mantıksal bir zincire oturtmaya çalıştıkça, zincirin kendisi başkalarına daha da garip görünmeye başlıyor. bir noktadan sonra kendini savunmak bile suç delili gibi duruyor. bakın aslında şöyleyken böyle… diye başladığın her cümle, karşı tarafta hah işte yine başladı tipini sevdiğim etkisi yaratıyor.
en acısı da içeride her şey açıklanabilir, dışarıda hiçbir şey anlatılamaz oluşu. sanki zihninin içinde çok net bir harita var ama başkalarına gösterdiğinde onlar sadece karalamalar görüyor. ve bu kopukluk insanı gerçekten yalnızlaştırıyor.
“belki dünya delirmiştir, ben normalim” ihtimali teorik olarak mümkün tabii… ama pratiğe gelince, onu bırak insanlara anlatmayı, evdeki kediye bile kabul ettiremiyorsun. kedi bile sana mamayı ver de canım felsefeyi sonra yaparız bakışı atıyor.
belki de normal dediğimiz şey, çoğunluğun üzerinde uzlaştığı bir hikayedir. sen o hikayeden biraz sapınca delilik etiketi hızlıca yapışmıştır. heeç..
işin trajikomik tarafı, sen düşüncelerini mantıksal bir zincire oturtmaya çalıştıkça, zincirin kendisi başkalarına daha da garip görünmeye başlıyor. bir noktadan sonra kendini savunmak bile suç delili gibi duruyor. bakın aslında şöyleyken böyle… diye başladığın her cümle, karşı tarafta hah işte yine başladı tipini sevdiğim etkisi yaratıyor.
en acısı da içeride her şey açıklanabilir, dışarıda hiçbir şey anlatılamaz oluşu. sanki zihninin içinde çok net bir harita var ama başkalarına gösterdiğinde onlar sadece karalamalar görüyor. ve bu kopukluk insanı gerçekten yalnızlaştırıyor.
“belki dünya delirmiştir, ben normalim” ihtimali teorik olarak mümkün tabii… ama pratiğe gelince, onu bırak insanlara anlatmayı, evdeki kediye bile kabul ettiremiyorsun. kedi bile sana mamayı ver de canım felsefeyi sonra yaparız bakışı atıyor.
belki de normal dediğimiz şey, çoğunluğun üzerinde uzlaştığı bir hikayedir. sen o hikayeden biraz sapınca delilik etiketi hızlıca yapışmıştır. heeç..
devamını gör...
"kafayı sıyırmak" ile benzer başlıklar
sıyırmak
3