1.
orta çağ’da herkesin kafayı sıyırması çok normaldi. yani gerçekten, bir şeyler ters gitse dehşet içinde oluyorsunuz. tamam, soğuk zindanlar, pis kokular ve böcekler falan vardı ama asıl mesele akıl sağlığıydı. eğer o zamanlar aklını kaybettiysen, birincisi çok şanssızdın, ikincisi de büyük ihtimalle "cadı" olarak etiketlenip bir süre sonra ya yakılıyordun ya da işkence ile sorgulanıyordun. tabii, senin kafayı sıyırman, kimsenin umurunda değildi, çünkü 13. yüzyılda akıl hastalıkları ne alakaysa günah sayılıyordu.
o zamanlar kafayı sıyıran biri için doktora gitmek bir opsiyon değildi. bunun yerine, hemen "bunun içinde şeytan var!" diye bağırıp, seni bir kenara çekerlerdi. "gel bakiyim sen falanlar?" eğer şeytan seni ele geçirmişse, o zaman dünyayı yakmak için devreye girersin. ama senin kafan karıştıysa, o şeytanın etkisi olabilir, he? bir tür zihinsel işgal yani. ve bu işgalin sonucunda ya cadı olur, ya da lanetli bir insan ilan edilirdin. o dönemlerde depresyon falan gibi yeni nesil hastalıklar hak getire, hemen yaftayı yapıştırıp icabınıza bakıyorlardı.
asıl bomba olan cadı olmak, işin sonunda ya yakılmak ya da kellenizin kasaba meydanında gezdirilmesi demekti. bayağı sert bir muamele..! eğer biraz dengesiz davranıyorsan, biraz da "yavaş yavaş kafayı yiyorsan", tamam bu kesin cadı derlerdi... orta çağ’da insanlar korkudan delirmişti ve bu korku çok stratejik bir şekilde toplumu kontrol etme aracına dönüşmüştü. orta çağdan modern çağa kalmış en büyük miras bu diyebiliriz. korku ile kitleleri kontrol etme stratejisi.
kendisini normal hisseden birkaç kişi, ortada bir sorun görmeyen insanlar ve kiliseden size bağıran rahipler, senin akıl sağlığının bozulması için mükemmel bir ortam oluşturuyordu. tabii, bu ortamda dikkat etmen gereken bir şey vardı: "sen niye huzurlu görünüyorsun? bu, bir şeyin habercisi." en küçük bir hareketini, garip bakışlarını veya sıra dışı davranışlarını, hemen cadı etiketiyle tanımlıyorlardı. kafayı yemiş demek, o dönem için cadı demekti.
ve asıl tuhaf olan kısmı. eğer kadınsan, şansın sıfır. kadın olmak, o dönemde kafayı sıyırmakla eşdeğerdi. neden diye soracak olursanız. çünkü kadınlar, o dönemde toplumun ezilen kesimiydi, doğru düzgün eğitim alamıyorlardı ve toplumsal baskılar nedeniyle hep şüpheli görülüyorlardı. işte bu yüzden, akıl sağlığının bozulduğunda, "bunun içinde şeytan var" diye kadını hedefe koyuyorlar, sonra da bir taşla iki kuş vuruyorlardı. hem bir cadıyı öldürüp hem de kadınları eğitimden alıkoyarak rahatlıyorlardı. "cadı avı okulları kapatılsın."
tabii, tam cadı muamelesi görmeden önce, orada da bazı eğlenceli testler vardı. mesela, su testi? cadı olduğuna inanılan biri, bir kovaya suya batırılır ve orada rahatlıkla kalıp kalmadığına bakılırdı. eğer kişi batarsa, kadının suçsuz olduğu kabul edilirdi. ama, bu testin harika bir yanı vardı: eğer kişi sudan çıkamazsa, o zaman kadın cadı olarak kabul edilip yakılırdı. bu da neydi?* geriye dönüp baktığımızda, sadece çok güzel bir görüntüleme tarzı. yani bu test, kimseyi kurtarmıyor, sadece işin dramatik kısmını şölene dönüştürüyordu.
işin özü, orta çağda en ufak bir beyin sarsıntısı bile geçirseydiniz hemen cahil cühela tipler size teşhisi koyup aksiyon alıyordu. ortadan kaldırmak istediğiniz kişileri bu şekilde yaftalamak mükemmel bir suikast aracıydı. hoş insan kafasına bir şeyi taktığı zaman şeytana bile ihtiyaç duymadığı için çokta şey etmemek lazım...
o zamanlar kafayı sıyıran biri için doktora gitmek bir opsiyon değildi. bunun yerine, hemen "bunun içinde şeytan var!" diye bağırıp, seni bir kenara çekerlerdi. "gel bakiyim sen falanlar?" eğer şeytan seni ele geçirmişse, o zaman dünyayı yakmak için devreye girersin. ama senin kafan karıştıysa, o şeytanın etkisi olabilir, he? bir tür zihinsel işgal yani. ve bu işgalin sonucunda ya cadı olur, ya da lanetli bir insan ilan edilirdin. o dönemlerde depresyon falan gibi yeni nesil hastalıklar hak getire, hemen yaftayı yapıştırıp icabınıza bakıyorlardı.
asıl bomba olan cadı olmak, işin sonunda ya yakılmak ya da kellenizin kasaba meydanında gezdirilmesi demekti. bayağı sert bir muamele..! eğer biraz dengesiz davranıyorsan, biraz da "yavaş yavaş kafayı yiyorsan", tamam bu kesin cadı derlerdi... orta çağ’da insanlar korkudan delirmişti ve bu korku çok stratejik bir şekilde toplumu kontrol etme aracına dönüşmüştü. orta çağdan modern çağa kalmış en büyük miras bu diyebiliriz. korku ile kitleleri kontrol etme stratejisi.
kendisini normal hisseden birkaç kişi, ortada bir sorun görmeyen insanlar ve kiliseden size bağıran rahipler, senin akıl sağlığının bozulması için mükemmel bir ortam oluşturuyordu. tabii, bu ortamda dikkat etmen gereken bir şey vardı: "sen niye huzurlu görünüyorsun? bu, bir şeyin habercisi." en küçük bir hareketini, garip bakışlarını veya sıra dışı davranışlarını, hemen cadı etiketiyle tanımlıyorlardı. kafayı yemiş demek, o dönem için cadı demekti.
ve asıl tuhaf olan kısmı. eğer kadınsan, şansın sıfır. kadın olmak, o dönemde kafayı sıyırmakla eşdeğerdi. neden diye soracak olursanız. çünkü kadınlar, o dönemde toplumun ezilen kesimiydi, doğru düzgün eğitim alamıyorlardı ve toplumsal baskılar nedeniyle hep şüpheli görülüyorlardı. işte bu yüzden, akıl sağlığının bozulduğunda, "bunun içinde şeytan var" diye kadını hedefe koyuyorlar, sonra da bir taşla iki kuş vuruyorlardı. hem bir cadıyı öldürüp hem de kadınları eğitimden alıkoyarak rahatlıyorlardı. "cadı avı okulları kapatılsın."
tabii, tam cadı muamelesi görmeden önce, orada da bazı eğlenceli testler vardı. mesela, su testi? cadı olduğuna inanılan biri, bir kovaya suya batırılır ve orada rahatlıkla kalıp kalmadığına bakılırdı. eğer kişi batarsa, kadının suçsuz olduğu kabul edilirdi. ama, bu testin harika bir yanı vardı: eğer kişi sudan çıkamazsa, o zaman kadın cadı olarak kabul edilip yakılırdı. bu da neydi?* geriye dönüp baktığımızda, sadece çok güzel bir görüntüleme tarzı. yani bu test, kimseyi kurtarmıyor, sadece işin dramatik kısmını şölene dönüştürüyordu.
işin özü, orta çağda en ufak bir beyin sarsıntısı bile geçirseydiniz hemen cahil cühela tipler size teşhisi koyup aksiyon alıyordu. ortadan kaldırmak istediğiniz kişileri bu şekilde yaftalamak mükemmel bir suikast aracıydı. hoş insan kafasına bir şeyi taktığı zaman şeytana bile ihtiyaç duymadığı için çokta şey etmemek lazım...
devamını gör...
2.
insanların gördüklerin ziyade, duyduklarına inandıkları bu çağda kafayı sıyırmayı başaran kişiler kilise tarafından aziz ilan edildiği için, faydalıdır.
devamını gör...
3.
dinler de bu durumu o dönemin yaygın inanışı, görüşü olduğu üzere cin, min, şeytanla ilişkilendirdiği, izah ettiği için maalesef çok hoş olmayan şeyler yaşanmıştır.
din bilim kitabı değil iyi lakin yanlış anlaşılmalara ya da yanlışa hizmet de etmemeli değil mi? tanrı katından geliyorsa hani...
din bilim kitabı değil iyi lakin yanlış anlaşılmalara ya da yanlışa hizmet de etmemeli değil mi? tanrı katından geliyorsa hani...
devamını gör...
4.
kafa sıyıracak daha güzel dönemler var. yontma taş ile cilali taş bu devirlerden bazıları. aslına bakılırsa yaşadığımız dönemxe pek uygum gibi.
devamını gör...
5.
eğer batı avrupada erkek isen kurt adam, kadın isen cadı olarak fişlenip yakılıyordunuz. kadınlar daha bahtsız tabi. cadı olarak fişlenmek için illaki akıl hastası olmalarına gerek yok saçlarının kızıl olması bile yetiyordu. düşünün ortaçağda irlandalıların halini.
devamını gör...
6.
(bkz: bir antidepresanın bile olmaması)
(bkz: dua'nın hastalıkları iyileştiremiyor oluşu)
(bkz: melisa çayının faideleri üzerine)
(bkz: psikoanaliz'in dört asır sonra doğacak olması)
(bkz: modern psikoloji'ye çok uzak oluşumuz)
(bkz: dua'nın hastalıkları iyileştiremiyor oluşu)
(bkz: melisa çayının faideleri üzerine)
(bkz: psikoanaliz'in dört asır sonra doğacak olması)
(bkz: modern psikoloji'ye çok uzak oluşumuz)
devamını gör...
7.
hem orta çağ, hem kafayı sıyırma iddiaları sıkıntılı. yani başlık komple sıkıntılı dkjvnkdf. cadı avı denen olayın yaygın bir pratik haline gelmesi 16. yüzyılda, yani orta çağın bitmesiyle beraber başlıyor, 19. yüzyıl başlarına kadar da devam ediyor. yani aslında bizatihi erken modern döneme, hristiyan "reform" hareketlerine tekabül eden bir olay. sanayi devrimi sonrası pozitivist anlatıda orta çağ "karanlığına" itelenen bir utanç dönemi olarak yeniden kurgulanıyor. "cadı" ilan edilen kadınlar da "kafayı sıyıranlar" değil, çeşitli sosyal-politik-ekonomik sebeplerle kafayı sıyırmış olarak damgalananlar.
devamını gör...
8.
(bkz: kingdom come deliverance)
(bkz: kingdom come deliverance 2)
ortaçağ da hissetmek isteyenlerin sevebileceği oyunlar.
(bkz: kingdom come deliverance 2)
ortaçağ da hissetmek isteyenlerin sevebileceği oyunlar.
devamını gör...
9.
veba bunda bir etken olmuştur elbette. tarihi, kültürü değiştiren bir illetti veba. okuduğum bir makalede, özellikle şu satırlar beni o günlerin dehşetine götürüyor ve çok etkiledi. gel de sıyırma.
...bu ortamdaki bazı insanlar aşırı çileciliğe, dini psikoza ve aşırı kendine hakim olmaya düşkünken, diğerleri yarının gelmeyebileceğini fark ederek oburluğa ve sarhoşluğa düşkünlük göstermiş, paralarını kolay elde edilen kadınlarla çarçur etmiş ve bu da salgını daha da yoğunlaştırmıştır.
diğer birçokları yukarıda bahsedilen iki yolun ortasını tuttular: birincisi gibi yemekte kendilerini kısıtlamadılar, ikincisi gibi içki ve diğer aşırılıklarda sınırı aşmadılar, tüm bunları ölçülü ve ihtiyaçlarına göre kullandılar, kendilerini kilitlemediler, ama ellerinde bazı çiçekler, bazı güzel kokulu otlar, sık sık kokladıkları başka güzel kokulu maddeler tutarak dolaştılar, beyni bu tür kokularla tazelemenin yararlı olduğuna inandılar - çünkü hava cesetlerin, hastaların ve ilaçların kokusuyla kirlenmiş ve kokuşmuş görünüyordu.
bazıları ise daha sert ama belki de daha doğru bir görüşe sahipti ve salgın hastalıklara karşı kaçmaktan daha iyi bir çare olmadığını söylüyorlardı. bu inancın rehberliğinde, kendilerinden başka hiçbir şeyi umursamadan, çok sayıda erkek ve kadın doğdukları şehri, evlerini ve konutlarını, akrabalarını ve mülklerini terk edip şehrin dışına, başkalarının mülklerine ya da kendi mülklerine gittiler, sanki adaletsiz insanları bu vebayla cezalandıran tanrı'nın gazabı onları nerede olurlarsa olsunlar aramayacakmış da, sanki orada kimsenin sağ kalmayacağına ve son saatinin geldiğine inanıyorlarmış gibi, şehrin duvarları içinde kalanların üzerine kasten düşecekmiş gibi." (boccaccio)
"hem ilahi hem de beşeri yasaların otoritesi neredeyse çöktü ve yok oldu, çünkü bakanları ve uygulayıcıları ve diğerleri ya öldü ya da hastalandı ya da o kadar az hizmetkârları kaldı ki hiçbir görevi yerine getiremediler; bu nedenle herkesin istediği her şeyi yapmasına izin verildi" (boccaccio).
sadece af ve para vaatleriyle bu işe çekilebilen mahkûmlar ve kürek mahkûmlarından devşirilen mezar kazıcılar, yetkililer tarafından terk edilmiş kasabalarda cirit atıyor, evlere giriyor, öldürüyor ve yağmalıyorlardı. genç kadınlar, hastalar, ölüler ve ölmek üzere olanlar şiddet uygulamak isteyenlere satılıyor, cesetler o günlerde inanıldığı gibi kaldırım boyunca ayaklarından sürükleniyor, kasıtlı olarak yanlara kan sıçratılıyordu, böylece mahkumların cezasız kaldığı salgın mümkün olduğunca uzun süre devam edecekti. hastaların da ölülerle birlikte mezar hendeklerine yığıldığı, diri diri gömüldüğü ve kimin kurtarılabileceğinin düşünülmediği vakalar vardı.
her kiliseye her gün ve neredeyse her saat getirilen çok sayıda cesedin gömülmesi için yeterli kutsanmış toprak olmadığından, her şeyin kalabalık olduğu kiliselerin mezarlıklarında büyük çukurlar kazıldı ve yüzlerce getirilen cesetler içine yerleştirildi, bir gemideki mallar gibi sıralar halinde yığıldı ve mezarın kenarlarına ulaşana kadar hafifçe toprakla dolduruldu.
veba hastalarının bulunduğu evler bir çarpı işaretiyle işaretlendi. hapishane mahkumları ve el arabalı gönüllüler sokaklarda devriye gezerek insanları ölüleri çıkarmaya çağırıyor ve ünlü "canlılar, ölülerinizi çıkarın!" çığlığıyla sokakları çınlatıyorlardı. cesetler daha sonra şehrin dışındaki büyük veba çukurlarına götürülür ve hızla saklanırdı.
bir vatandaş diğerinden kaçınıyor, bir komşu komşusuyla neredeyse hiç ilgilenmiyor, akrabalar birbirlerini nadiren ziyaret ediyor ya da hiç ziyaret etmiyor ya da uzaktan görüyorlardı: felaket erkeklerin ve kadınların kalplerinde öyle bir dehşet yarattı ki, kardeş kardeşi, yeğen amcayı, erkek kardeş kız kardeşi ve çoğu zaman kocanın karısını terk etti; dahası ve daha inanılmaz olanı: babalar ve anneler çocuklarını ziyaret etmekten kaçındılar ve sanki onlar çocukları değilmiş gibi peşlerinden gittiler. bu nedenle, hastalanan ve sayıları sayılamayacak kadar çok olan kadın ve erkeklerin, arkadaşlarının sadakasından (ki sayıları çok azdı) ya da yetersiz bir maaşın cazibesine kapılan hizmetçilerin bencilliğinden başka bir yardımı yoktu; ve sayıları çok fazla olmayan bu kişiler, bu tür bir bakıma alışkın olmayan kaba mizaçlı erkek ve kadınlardı, hastalara hizmet etmekten, ne gerekiyorsa yapmaktan ve bittiğinde bakmaktan başka bir şey yapamazlardı; böyle bir hizmette bulunurken, çoğu zaman kazançlarıyla birlikte hayatlarını da kaybederlerdi" (boccaccio).
...bu ortamdaki bazı insanlar aşırı çileciliğe, dini psikoza ve aşırı kendine hakim olmaya düşkünken, diğerleri yarının gelmeyebileceğini fark ederek oburluğa ve sarhoşluğa düşkünlük göstermiş, paralarını kolay elde edilen kadınlarla çarçur etmiş ve bu da salgını daha da yoğunlaştırmıştır.
diğer birçokları yukarıda bahsedilen iki yolun ortasını tuttular: birincisi gibi yemekte kendilerini kısıtlamadılar, ikincisi gibi içki ve diğer aşırılıklarda sınırı aşmadılar, tüm bunları ölçülü ve ihtiyaçlarına göre kullandılar, kendilerini kilitlemediler, ama ellerinde bazı çiçekler, bazı güzel kokulu otlar, sık sık kokladıkları başka güzel kokulu maddeler tutarak dolaştılar, beyni bu tür kokularla tazelemenin yararlı olduğuna inandılar - çünkü hava cesetlerin, hastaların ve ilaçların kokusuyla kirlenmiş ve kokuşmuş görünüyordu.
bazıları ise daha sert ama belki de daha doğru bir görüşe sahipti ve salgın hastalıklara karşı kaçmaktan daha iyi bir çare olmadığını söylüyorlardı. bu inancın rehberliğinde, kendilerinden başka hiçbir şeyi umursamadan, çok sayıda erkek ve kadın doğdukları şehri, evlerini ve konutlarını, akrabalarını ve mülklerini terk edip şehrin dışına, başkalarının mülklerine ya da kendi mülklerine gittiler, sanki adaletsiz insanları bu vebayla cezalandıran tanrı'nın gazabı onları nerede olurlarsa olsunlar aramayacakmış da, sanki orada kimsenin sağ kalmayacağına ve son saatinin geldiğine inanıyorlarmış gibi, şehrin duvarları içinde kalanların üzerine kasten düşecekmiş gibi." (boccaccio)
"hem ilahi hem de beşeri yasaların otoritesi neredeyse çöktü ve yok oldu, çünkü bakanları ve uygulayıcıları ve diğerleri ya öldü ya da hastalandı ya da o kadar az hizmetkârları kaldı ki hiçbir görevi yerine getiremediler; bu nedenle herkesin istediği her şeyi yapmasına izin verildi" (boccaccio).
sadece af ve para vaatleriyle bu işe çekilebilen mahkûmlar ve kürek mahkûmlarından devşirilen mezar kazıcılar, yetkililer tarafından terk edilmiş kasabalarda cirit atıyor, evlere giriyor, öldürüyor ve yağmalıyorlardı. genç kadınlar, hastalar, ölüler ve ölmek üzere olanlar şiddet uygulamak isteyenlere satılıyor, cesetler o günlerde inanıldığı gibi kaldırım boyunca ayaklarından sürükleniyor, kasıtlı olarak yanlara kan sıçratılıyordu, böylece mahkumların cezasız kaldığı salgın mümkün olduğunca uzun süre devam edecekti. hastaların da ölülerle birlikte mezar hendeklerine yığıldığı, diri diri gömüldüğü ve kimin kurtarılabileceğinin düşünülmediği vakalar vardı.
her kiliseye her gün ve neredeyse her saat getirilen çok sayıda cesedin gömülmesi için yeterli kutsanmış toprak olmadığından, her şeyin kalabalık olduğu kiliselerin mezarlıklarında büyük çukurlar kazıldı ve yüzlerce getirilen cesetler içine yerleştirildi, bir gemideki mallar gibi sıralar halinde yığıldı ve mezarın kenarlarına ulaşana kadar hafifçe toprakla dolduruldu.
veba hastalarının bulunduğu evler bir çarpı işaretiyle işaretlendi. hapishane mahkumları ve el arabalı gönüllüler sokaklarda devriye gezerek insanları ölüleri çıkarmaya çağırıyor ve ünlü "canlılar, ölülerinizi çıkarın!" çığlığıyla sokakları çınlatıyorlardı. cesetler daha sonra şehrin dışındaki büyük veba çukurlarına götürülür ve hızla saklanırdı.
bir vatandaş diğerinden kaçınıyor, bir komşu komşusuyla neredeyse hiç ilgilenmiyor, akrabalar birbirlerini nadiren ziyaret ediyor ya da hiç ziyaret etmiyor ya da uzaktan görüyorlardı: felaket erkeklerin ve kadınların kalplerinde öyle bir dehşet yarattı ki, kardeş kardeşi, yeğen amcayı, erkek kardeş kız kardeşi ve çoğu zaman kocanın karısını terk etti; dahası ve daha inanılmaz olanı: babalar ve anneler çocuklarını ziyaret etmekten kaçındılar ve sanki onlar çocukları değilmiş gibi peşlerinden gittiler. bu nedenle, hastalanan ve sayıları sayılamayacak kadar çok olan kadın ve erkeklerin, arkadaşlarının sadakasından (ki sayıları çok azdı) ya da yetersiz bir maaşın cazibesine kapılan hizmetçilerin bencilliğinden başka bir yardımı yoktu; ve sayıları çok fazla olmayan bu kişiler, bu tür bir bakıma alışkın olmayan kaba mizaçlı erkek ve kadınlardı, hastalara hizmet etmekten, ne gerekiyorsa yapmaktan ve bittiğinde bakmaktan başka bir şey yapamazlardı; böyle bir hizmette bulunurken, çoğu zaman kazançlarıyla birlikte hayatlarını da kaybederlerdi" (boccaccio).
devamını gör...
10.
devamını gör...
11.
çok riskli ama mümkün.
cadı avları, engizisyon, veba, savaş, açlık, hijyen sıfır.
bunların içinde "ben biraz delireyim ya" demek de biraz şey. zaten ortam yeterince delirmiş.
şimdilerde kafayı sıyırınca en fazla kişisel gelişim kitabı yazıp spiritüel koç oluyorsun. ortaçağda ise ya aziz oluyorsun ya da şeytanın uşağı/cadı falan.
cadı avları, engizisyon, veba, savaş, açlık, hijyen sıfır.
bunların içinde "ben biraz delireyim ya" demek de biraz şey. zaten ortam yeterince delirmiş.
şimdilerde kafayı sıyırınca en fazla kişisel gelişim kitabı yazıp spiritüel koç oluyorsun. ortaçağda ise ya aziz oluyorsun ya da şeytanın uşağı/cadı falan.
devamını gör...
12.
orta çağda yaşamış olsaydım cadı olduğum gerekçesiyle yakılacağımı düşünüyorum.. mevcut sisteme uymayan herkesin başına geleceği giibi.
devamını gör...
"orta çağ'da kafayı sıyırmak" ile benzer başlıklar
orta çağ
16