1.
modern denilen çağda hâlâ daha devrim devrim diye tutturan insanların saçmalamasıdır.
devrimci denilen kişiler döneme göre aykırı insanlar oldukları için devrimciydi.
modern çağda devrimci olmak mantık hataları ile dolu.
kendi döneminin devrimcileri,dönemin ekonomisini,sosyal mücadelesini kitaplara,halka duyururken zekice cümleler kurabiliyorken,hitap yetenekleri de etkiliydi.
günümüze gelindiğinde ekonomik şartlar,sosyal mücadele kötü lakin bu durumh ele alıp halkı mücadele vermeye teşvik edecek bir insan,grup topluluğu yok olsa da umursayan olmacak.çünkü insanlar susturuluyor,sineye çekmeye zorlanılıyor.
modern çağ,hızlı tüketiliyorken devrimci olunamaz.
devrimci denilen kişiler döneme göre aykırı insanlar oldukları için devrimciydi.
modern çağda devrimci olmak mantık hataları ile dolu.
kendi döneminin devrimcileri,dönemin ekonomisini,sosyal mücadelesini kitaplara,halka duyururken zekice cümleler kurabiliyorken,hitap yetenekleri de etkiliydi.
günümüze gelindiğinde ekonomik şartlar,sosyal mücadele kötü lakin bu durumh ele alıp halkı mücadele vermeye teşvik edecek bir insan,grup topluluğu yok olsa da umursayan olmacak.çünkü insanlar susturuluyor,sineye çekmeye zorlanılıyor.
modern çağ,hızlı tüketiliyorken devrimci olunamaz.
devamını gör...
2.
mücahitlerin müteahhit, devrimcilerin de kapitalist olduğu dönemde yaşıyoruz arkadaşlar. bir dönemin ahlaki/ideolojik iddiaları, zamanla statü ve sermayeyle yer değiştirdi. inançlı olduğu iddiasındakiler kutsal davadan ihaleye geçiş yaparken, ideolojik yaklaşımları için ölümü göze alanlar ise eşitlik davasından portföye geçiş yaptılar. o yüzden kendini devrimci sanmak doğal bir eylem. o nedenler çok da şey yapmamak lazım
küba'da bile devrim kalmadı. he devrim iktidarda diyebiliriz de, devrimciler yok. ekonomide dolar, turizm, eşitsizlik, ayrıcalıklar mevcut. devrimci olarak lanse edilenler de hayatta kalma modunda. gençler bizdeki gibi yurtdışı hayali kuruyor.
bizim memleketteki devrimcileri hiç konuşmuyorum bile. en büyük devrimcinin marka takıntısı, algısı var. kendi hayatından eksilecek bir konfora karşılık devrimin anasını, babasını bile satar. bakın kazanacağı bir şey için demedim dikkat ederseniz, mevcudu kaybetmemek için.
küba'da bile devrim kalmadı. he devrim iktidarda diyebiliriz de, devrimciler yok. ekonomide dolar, turizm, eşitsizlik, ayrıcalıklar mevcut. devrimci olarak lanse edilenler de hayatta kalma modunda. gençler bizdeki gibi yurtdışı hayali kuruyor.
bizim memleketteki devrimcileri hiç konuşmuyorum bile. en büyük devrimcinin marka takıntısı, algısı var. kendi hayatından eksilecek bir konfora karşılık devrimin anasını, babasını bile satar. bakın kazanacağı bir şey için demedim dikkat ederseniz, mevcudu kaybetmemek için.
devamını gör...
3.
mangalda savrulan külün sanrısı. eski tüfekler kırıldı, eski tüfekler dipçik gibi kapitalist oldu. devrim de hani iyi aile babası da değil, zira hep kendi evlatlarına kıydı. ve devrim karşı devrime hep gebe kaldı. dünyaya çok az devrimci gelmiştir, iz bırakmış ama yolları dikenli olduğu için tercihe soyunan olmamıştır. hele hele bu konfor çağında kimsecikler konforundan ödün vermez, konfor dediğin hayat memat meselesi. siyasi irade mesela, olayı öyle bir çözmüş ki; aç bırakılan tavukları seslerini kessinler diye yemlenmesi gibi, seçimler öncesinde irade bağıranların sesini yemleyerek keser. çağ şirket çağı, çağ kurumsallaşmış, kurum bağlamış ve bireysellik birer put olmuş. herkes kendi putuna metfun, herkes putperest de kimisi iman taklidi yapıyor, kimisi de eşeği çayıra salmış mevla'ya da inanmıyor.
cebellezine ve veladdallin...
cebellezine ve veladdallin...
devamını gör...
4.
bir zamanlar devrime inanıyordum. daha doğrusu, inanmanın mümkün ve anlamlı olduğuna. dünyanın adaletsizliklerle dolu olduğu açıktı, bunun geçici bir durum olduğu, bir noktada mutlaka değişeceği fikri insana güç veriyordu. sosyalist öğretiler bu umudu besliyordu, eşitlik, emek, dayanışma, insanın insana yabancılaşmasının sona ermesi… güzel bir hayaldi bu. hala güzel... ama hiçbir zaman tam anlamıyla kendine ait bir yaşam alanı bulamadı.
bugün geldiğimiz noktada devrim fikrine dair içimde neredeyse hiç umut kalmadığını fark ediyorum. çünkü karşı karşıya olduğumuz düzen, eskiden bildiğimiz kapitalizmden başka bir şeye dönüşmüş durumda. artık sadece patronla işçi arasındaki ilişkiyle açıklanabilecek bir sistem yok. daha kaygan, daha esnek, daha sinsi bir yapı var. insan yalnızca çalışırken değil, düşünürken, eğlenirken, itiraz ederken bile bu düzenin parçası haline geliyor. sistem, kendisine karşı olanı bastırmak yerine içine almayı, onu zararsızlaştırmayı öğrenmiş durumda.
eskiden düşman daha netti. sömürenle sömürülen arasındaki çizgi daha görünürdü. şimdi ise herkes biraz mağdur, biraz da bu düzenin gönüllü taşıyıcısı gibi. insanlar kendilerini özgür sanarak sistemin en sadık devamına dönüşüyor. devrim fikri de bu ortamda ya romantik bir anıya ya da zararsız bir slogana indirgeniyor.
sosyalizm adına iktidar olmuş devletlere bakınca bu hayal kırıklığı daha da derinleşiyor. sovyetler birliği, emek adına kurulan en büyük deneydi ama zamanla bürokrasinin ve gücün ağırlığı altında kendi iddiasını yitirdi. çin, devrimci bir çıkıştan bugün bambaşka bir düzene evrildi. küba, bütün direncine ve onuruna rağmen yıllarca kuşatma altında ayakta kalmaya çalışan bir istisna olarak kaldı. kuzey kore ise sosyalizmin adını taşısa da onun özgürleştirici ruhundan çok uzak bir tablo çiziyor. bu örnekler, hayalin neden geniş ve kalıcı bir karşılık bulamadığını açıkça gösteriyor.
tam da bu noktada bernard shaw’a atfedilen o söz akla geliyor, “yirmisinde komünist olmayanın kalbi, kırkında hala komünist olanın aklı yoktur.” bu söz çoğu zaman hafif bir alay gibi duyulur ama aslında acı bir gerçeğe işaret eder. gençlikte bu fikirlere yakın olmak, çoğu zaman adaletsizliğe karşı duyulan doğal bir tepkinin sonucudur, kalple ilgilidir. zaman geçtikçe, yaşananlar, görülenler ve sonuçlar insanı düşünmeye zorlar. aynı inancı, hiçbir şey olmamış gibi sürdürmek bazen direnç değil, körlük haline gelebilir.
bütün bunları söylerken devrimi küçümsemiyorum. aksine, onu fazla ciddiye aldığım için böyle hissediyorum. belki de sorun hayalin kendisinde değil, onun iktidara, devlete, katı yapılara dönüştüğü anda kaybettiği şeylerde. belki devrim, kalıcı bir düzen değil, insanın vicdanında zaman zaman ortaya çıkan bir itiraz halidir.
bugün kendini devrimci sanmak hala anlaşılır geliyor. çünkü bu düzen içinde başka bir şey düşlemek bile bir ihtiyaç. ama aynı zamanda bunun ne kadar zor, ne kadar sınırlı ve ne kadar kolay ehlileştirildiğini de görmek gerekiyor. devrim güzel bir hayaldi. belki hiçbir zaman tam anlamıyla yaşanamadı. ve belki de yaşanamamasının nedeni, dünyanın değil, insanın sandığımızdan daha karmaşık olmasıydı.
bugün geldiğimiz noktada devrim fikrine dair içimde neredeyse hiç umut kalmadığını fark ediyorum. çünkü karşı karşıya olduğumuz düzen, eskiden bildiğimiz kapitalizmden başka bir şeye dönüşmüş durumda. artık sadece patronla işçi arasındaki ilişkiyle açıklanabilecek bir sistem yok. daha kaygan, daha esnek, daha sinsi bir yapı var. insan yalnızca çalışırken değil, düşünürken, eğlenirken, itiraz ederken bile bu düzenin parçası haline geliyor. sistem, kendisine karşı olanı bastırmak yerine içine almayı, onu zararsızlaştırmayı öğrenmiş durumda.
eskiden düşman daha netti. sömürenle sömürülen arasındaki çizgi daha görünürdü. şimdi ise herkes biraz mağdur, biraz da bu düzenin gönüllü taşıyıcısı gibi. insanlar kendilerini özgür sanarak sistemin en sadık devamına dönüşüyor. devrim fikri de bu ortamda ya romantik bir anıya ya da zararsız bir slogana indirgeniyor.
sosyalizm adına iktidar olmuş devletlere bakınca bu hayal kırıklığı daha da derinleşiyor. sovyetler birliği, emek adına kurulan en büyük deneydi ama zamanla bürokrasinin ve gücün ağırlığı altında kendi iddiasını yitirdi. çin, devrimci bir çıkıştan bugün bambaşka bir düzene evrildi. küba, bütün direncine ve onuruna rağmen yıllarca kuşatma altında ayakta kalmaya çalışan bir istisna olarak kaldı. kuzey kore ise sosyalizmin adını taşısa da onun özgürleştirici ruhundan çok uzak bir tablo çiziyor. bu örnekler, hayalin neden geniş ve kalıcı bir karşılık bulamadığını açıkça gösteriyor.
tam da bu noktada bernard shaw’a atfedilen o söz akla geliyor, “yirmisinde komünist olmayanın kalbi, kırkında hala komünist olanın aklı yoktur.” bu söz çoğu zaman hafif bir alay gibi duyulur ama aslında acı bir gerçeğe işaret eder. gençlikte bu fikirlere yakın olmak, çoğu zaman adaletsizliğe karşı duyulan doğal bir tepkinin sonucudur, kalple ilgilidir. zaman geçtikçe, yaşananlar, görülenler ve sonuçlar insanı düşünmeye zorlar. aynı inancı, hiçbir şey olmamış gibi sürdürmek bazen direnç değil, körlük haline gelebilir.
bütün bunları söylerken devrimi küçümsemiyorum. aksine, onu fazla ciddiye aldığım için böyle hissediyorum. belki de sorun hayalin kendisinde değil, onun iktidara, devlete, katı yapılara dönüştüğü anda kaybettiği şeylerde. belki devrim, kalıcı bir düzen değil, insanın vicdanında zaman zaman ortaya çıkan bir itiraz halidir.
bugün kendini devrimci sanmak hala anlaşılır geliyor. çünkü bu düzen içinde başka bir şey düşlemek bile bir ihtiyaç. ama aynı zamanda bunun ne kadar zor, ne kadar sınırlı ve ne kadar kolay ehlileştirildiğini de görmek gerekiyor. devrim güzel bir hayaldi. belki hiçbir zaman tam anlamıyla yaşanamadı. ve belki de yaşanamamasının nedeni, dünyanın değil, insanın sandığımızdan daha karmaşık olmasıydı.
devamını gör...
5.
böyle biri var mı, gerçekten bu laf edildi mi bilmiyorum. o kısmı şimdilik es geçin ancak sabah x'te gördüğüm şu tivite sonuna kadar hak vermekteyim.

herkes kendi küçük azınlığıyla bişilerin devrimciliğine soyunmakta ve slogandan öteye geçmeyen boş sloganlarla kafa silkmekte. yetti galan.

herkes kendi küçük azınlığıyla bişilerin devrimciliğine soyunmakta ve slogandan öteye geçmeyen boş sloganlarla kafa silkmekte. yetti galan.
devamını gör...
6.
#3870996
tam olarak o cümleyi kurdu mu, bilmiyorum ama görüşleri genel olarak o yönde. batı solunun evrensellikten uzaklaşıp, kimlik ve ırk politikalarına sarıldığından bahsediyor ki aslında orada biraz yüzeysel bir yaklaşıma sahip. doğru olan kısmı ana akım sol partiler (ingiltere'de işçi partisi buna örnektir) tüm politikalarını temelde amerikalı şirketlerin çıkarlarına göre belirliyor ve bunda işçi partisi'nin yaklaşık 150 milletvekilinin israil tarafından finanse edilmesi ve tony blair döneminde parti içerisindeki sol görüşlü üyelerin tasfiye edilmesi etkili oldu.
ancak gözden kaçırdıkları nokta, vatandaşların çoğunluğunun fikirlerinin değişmemiş olmasıdır. aşırı sağ yükselirken, ispanya'da ve irlanda'da aşırı sol iktidarlar ortaya çıktı. ingiltere'de, başında eşcinsel, yahudi zack polanski'nin olduğu yeşiller partisi ciddi bir oy oranına ulaştı ve ancak tüm sağ partiler birleşip, ellerindeki medya gücünü kullanırsa başbakanlığına engel olabilecekler gibi duruyor. new york'un ve londra'nın belediye başkanları müslüman. biri avrupa'nın ve diğeri de dünyanın sermaye başkenti olan iki şehrinde, belediyeler sol görüşlü müslümanlara emanet edildi ki burada en önemli konu, 70 yıldır amerikalılara aşılanan komünizm canavarının bazı icraatlarını ilk defa, birinci elden görmüş ve denemiş olacaklar.
batı unutkandır. birinci dünya savaşı'ndan 30 yıl sonra daha büyük bir savaş çıkardılar. bunu yine yapabilirler fakat sivillerin eline bugüne kadar hayal bile edilemeyecek bir avantaj geçti; donald trump. bu adam, batının kendileri dışındaki her ülkeye tattırdığı ilacı şimdi batılılara tattırıyor. trump bugüne kadar ki amerikan başkanlarından tek farkla ayrılıyor; planlarını açık açık söylüyor.
lafı çok uzattım. batıda ırkçılık yükselişte ki dünyanın her yerinde böyle. işsizlik ve yaşam pahalılığı her toplumun yaşam standartlarını düşürdü ve medya hedef olarak göçmenleri ve mültecileri gösteriyor. bu durum ingiltere'de böyle, amerika'da böyle, türkiye'de böyle.
bu sözlükte, kürtlerle ilgili onlarca başlık var ve bu başlıklara yazanlar, avrupalıların zencilere ve hintlilere karşı işledikleri suçlar için kullandıkları "genetik olarak zayıf ırk" söylemine varan düşüncelere sahipler. oysa ki oturup biraz araştırsalar, kürtlerin 70 yıldır sağ politikacıların idaresinde köleleştirildiklerini, kendi dillerini konuşmalarının bile yasaklandığını görürler ama o zaman daha güçlü, daha donanımlı ve gerçek düşmanları olan sermayeye kafa tutmaları gerekir ki medya sayesinde hepsi bir gün zengin olacağına inandırıldığından, gelecekteki kokteyl arkadaşlarına tepki göstermek istemiyorlar.
bir noktadan sonra toplumlar gerçek düşmanlarının mülteciler değil, mültecilerin evlerini terk etmesine neden olan güçleri destekleyip, çatışma çıkararak silah satan ama vergi vermeyen sermaye ve sermayenin kontrolündeki siyasetçiler olduğunu anlayacaklar. hani bazı uzman arkadaşlar devrimin bir hayal olduğunu iddia etmiş ya; o devrim tam da karl marx'ın söylediği gibi, kapitalizmin en güçlü olduğu yerden başlayacak gibi görünüyor.
tam olarak o cümleyi kurdu mu, bilmiyorum ama görüşleri genel olarak o yönde. batı solunun evrensellikten uzaklaşıp, kimlik ve ırk politikalarına sarıldığından bahsediyor ki aslında orada biraz yüzeysel bir yaklaşıma sahip. doğru olan kısmı ana akım sol partiler (ingiltere'de işçi partisi buna örnektir) tüm politikalarını temelde amerikalı şirketlerin çıkarlarına göre belirliyor ve bunda işçi partisi'nin yaklaşık 150 milletvekilinin israil tarafından finanse edilmesi ve tony blair döneminde parti içerisindeki sol görüşlü üyelerin tasfiye edilmesi etkili oldu.
ancak gözden kaçırdıkları nokta, vatandaşların çoğunluğunun fikirlerinin değişmemiş olmasıdır. aşırı sağ yükselirken, ispanya'da ve irlanda'da aşırı sol iktidarlar ortaya çıktı. ingiltere'de, başında eşcinsel, yahudi zack polanski'nin olduğu yeşiller partisi ciddi bir oy oranına ulaştı ve ancak tüm sağ partiler birleşip, ellerindeki medya gücünü kullanırsa başbakanlığına engel olabilecekler gibi duruyor. new york'un ve londra'nın belediye başkanları müslüman. biri avrupa'nın ve diğeri de dünyanın sermaye başkenti olan iki şehrinde, belediyeler sol görüşlü müslümanlara emanet edildi ki burada en önemli konu, 70 yıldır amerikalılara aşılanan komünizm canavarının bazı icraatlarını ilk defa, birinci elden görmüş ve denemiş olacaklar.
batı unutkandır. birinci dünya savaşı'ndan 30 yıl sonra daha büyük bir savaş çıkardılar. bunu yine yapabilirler fakat sivillerin eline bugüne kadar hayal bile edilemeyecek bir avantaj geçti; donald trump. bu adam, batının kendileri dışındaki her ülkeye tattırdığı ilacı şimdi batılılara tattırıyor. trump bugüne kadar ki amerikan başkanlarından tek farkla ayrılıyor; planlarını açık açık söylüyor.
lafı çok uzattım. batıda ırkçılık yükselişte ki dünyanın her yerinde böyle. işsizlik ve yaşam pahalılığı her toplumun yaşam standartlarını düşürdü ve medya hedef olarak göçmenleri ve mültecileri gösteriyor. bu durum ingiltere'de böyle, amerika'da böyle, türkiye'de böyle.
bu sözlükte, kürtlerle ilgili onlarca başlık var ve bu başlıklara yazanlar, avrupalıların zencilere ve hintlilere karşı işledikleri suçlar için kullandıkları "genetik olarak zayıf ırk" söylemine varan düşüncelere sahipler. oysa ki oturup biraz araştırsalar, kürtlerin 70 yıldır sağ politikacıların idaresinde köleleştirildiklerini, kendi dillerini konuşmalarının bile yasaklandığını görürler ama o zaman daha güçlü, daha donanımlı ve gerçek düşmanları olan sermayeye kafa tutmaları gerekir ki medya sayesinde hepsi bir gün zengin olacağına inandırıldığından, gelecekteki kokteyl arkadaşlarına tepki göstermek istemiyorlar.
bir noktadan sonra toplumlar gerçek düşmanlarının mülteciler değil, mültecilerin evlerini terk etmesine neden olan güçleri destekleyip, çatışma çıkararak silah satan ama vergi vermeyen sermaye ve sermayenin kontrolündeki siyasetçiler olduğunu anlayacaklar. hani bazı uzman arkadaşlar devrimin bir hayal olduğunu iddia etmiş ya; o devrim tam da karl marx'ın söylediği gibi, kapitalizmin en güçlü olduğu yerden başlayacak gibi görünüyor.
devamını gör...
7.
başta şunu söyleyeyim ; devrimcilik veya devrim kelimelerine sadece ideolojik/siyasi pencereden bakmayı doğru bulmuyorum. nitekim tdk ya göre devrimci sözcüğünün karşılığı : " belli bir alanda, hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik yapan kimse" olarak geçer. bu anlamda hayatında hızlı, köklü ve nitelikli değşiklik yapan bir kimsenin kendisine devrimciyim demesi, dilbilgisi açısından hatalı bir tanımlama değildir. elbette bu ifade tartışmaya açıktır ama hayır devrimcilik bu değil veya sen devrimci değilsin demeniz tekrar söylüyorum dilbilgisi açısından çok anlamlı bir yere oturmaz.
kaldı ki devrime ideolojik açıdan bakarsanız da, ülkemizde her ne kadar sol ideolojiye yapıştırılan ve kendilerini solcu olarak ifade eden kişilerin de benimsediği bir etiket olsa da, pekala sağ hatta özellikle radikal sağ tarafından yapılan bazı girişimlerin de "devrim" sözcüğü ile karşılık bulması olağandır. mesela iran'da molla rejimi diye ifade ettiğimiz şeyin, siyaseten karşılık bulduğu açılımı "islami devrim" dir.
başlığın ilk tanımını okumadım ancak muhtemelen başlığı açan arkadaş bu genel yanılgıya düşüp, devrimciliği sol ideolojiye atfederek açmıştır diye düşünüyorum.
bu anlamda konuya bakarsak da sabah kadar tartışsak kim devrimci, kim değil, kim kendini devrimci sanıyor gibi öznel bakış açısı ile değerlendirilip, cevaplanabilen soruların karşılığını bulamayız.
ben ideolojik olmayan yanı ile söyleyeyim, kendi hayatında hızlı ve köklü değişiklik yapan her insan benim gözümde devrimcidir. ancak her devrim pozitif değerlendirilebilir mi , hah işte o da yine sabahlara kadar tartışılsa ortak bir sonuca varmanın mümkün olmayacağı bir başka konudur. naçizane önerim tartışmalara girmeden önce öznellik-nesnellik kavramları üzerinde kafa yormanızdır.
kaldı ki devrime ideolojik açıdan bakarsanız da, ülkemizde her ne kadar sol ideolojiye yapıştırılan ve kendilerini solcu olarak ifade eden kişilerin de benimsediği bir etiket olsa da, pekala sağ hatta özellikle radikal sağ tarafından yapılan bazı girişimlerin de "devrim" sözcüğü ile karşılık bulması olağandır. mesela iran'da molla rejimi diye ifade ettiğimiz şeyin, siyaseten karşılık bulduğu açılımı "islami devrim" dir.
başlığın ilk tanımını okumadım ancak muhtemelen başlığı açan arkadaş bu genel yanılgıya düşüp, devrimciliği sol ideolojiye atfederek açmıştır diye düşünüyorum.
bu anlamda konuya bakarsak da sabah kadar tartışsak kim devrimci, kim değil, kim kendini devrimci sanıyor gibi öznel bakış açısı ile değerlendirilip, cevaplanabilen soruların karşılığını bulamayız.
ben ideolojik olmayan yanı ile söyleyeyim, kendi hayatında hızlı ve köklü değişiklik yapan her insan benim gözümde devrimcidir. ancak her devrim pozitif değerlendirilebilir mi , hah işte o da yine sabahlara kadar tartışılsa ortak bir sonuca varmanın mümkün olmayacağı bir başka konudur. naçizane önerim tartışmalara girmeden önce öznellik-nesnellik kavramları üzerinde kafa yormanızdır.
devamını gör...
8.
ben değilim ama bizim bakkal devrimci. 5-6 metrekare yerde; menemenden tutun, tost, yumurtalı kavurma, haşlanmış yumurta, yağ ve bal’a kadar var. rönesans da diyebiliriz aslında.
devamını gör...
9.
vakti gelen devrim saniye beklemez.
devamını gör...
10.
duslerimle sinirsiz
diretmisligimle genc
saskinligimla cocuk devrederken sirdasima
usulca aciliverdi yanagimda tomurcuk
...
bekle beni anne
bir sabah cikagelirim
bir sabah anne bir sabah
acini supurmek icin actiginda kapini
adi baska sesi baska
nice yasitim
koynunda cicekler
cicekler icinde bir ulke getirirler
diretmisligimle genc
saskinligimla cocuk devrederken sirdasima
usulca aciliverdi yanagimda tomurcuk
...
bekle beni anne
bir sabah cikagelirim
bir sabah anne bir sabah
acini supurmek icin actiginda kapini
adi baska sesi baska
nice yasitim
koynunda cicekler
cicekler icinde bir ulke getirirler
devamını gör...
11.
#3870996 no'lu tanima genel olarak katilmaktayim ama biraz da kendi capimda turkiye ozelinde irdelemek isterim. cogunuzun bildigi uzere 80 darbesi turkiye solunun uzerinden silindir gibi gecti, diger ulkelerde oldugu gibi ama ortadogu cografyasinda gordugum kadariyla turkiye hakikaten 80 oncesi sol gelenegin en guclu oldugu ulkelerden birisi idi ve bundan dolayi abd ozellikle turkiye ayri bir ilgi gosterdi ve 80 darbesi de bunun sonucudur.
silindir gibi uzerinden gecilen sol hareket artik teorik anlamda guclu figurler uretmekte gercekten cok zorlandi ve bunun yansimalari ozellikle 2000-2010 arasinda odp hareketinde olup bitenler vasitasi ile incelenebilir. yetmez ama evetci kadronun buyuk bir kismi buradan cikmistir, bilmeyenler icin tekrardan hatirlatayim. burayi kisa gectikten sonra bizim icin asil kirilma noktasi olan gezi hareketi sonrasina odaklanmakta cok buyuk yarar goruyorum cunku basliga konu olan mevzu icin gercekten cok ama cok onemli oldugunu dusunuyorum.
gezi'yi yasayanlar muhtemelen bilir, gezi parki ele gecirildikten sonra irili ufakli pek cok sol egilimli yapinin stantlari vardi ve bunu gezinin halkin kendiliginden baslattigi hareket olmasina ragmen yapmislardi. bunu anlatmamin sebebi teorik acidan yeterlilige sahip olmayan lider kadrolarin cirit atmasindan kaynaklanan bir sey oldugunu dusunmemden ileri gelmektedir. hatta gezinin hemen ertesinde tkp'nin bolunmesi de buna tuz biber olmustur, o kadar buyuk bir suursuzluktu ki bu gercekten anlayamiyorum. normal sartlarda sol hareket teorik acidan yeterli olsa geziden kazanilan bu momentum cok daha iyi degerlendirilip, solun ozellikle genc kesim tarafindan yanlis anlasilmasinin onune gecilir hem de kendisini siyasi alanda ifade edilmedigini dusunen bu kesimin sol ile nefes almasi saglanabilirdi ama bu gerceklesmedi maalesef.
peki bundan sonra ne oldu? su anki sol hareket kendisini yavas yavas abd ve ab'den ithal kimlik siyasetine yavas yavas eklemledi ancak ortada soyle bir problem vardi. bu kimlik siyasetinin isledigi problemler, turkiye'nin gercekleri ile hicbir sekilde ortusmuyor ve bu da sol ya da devrimci hareketi realiteden iyice uzaklastirip gerceklikten iyice kopuk hale getirmistir. #3869151 no'lu tanim bu gelinen noktayi cok iyi bir sekilde aciklamaktadir. artik su anda yasanan kriz sudur, su anki duzenden olesiye nefret edip, ortaligi ayaga kaldiracak genclerin bu enerji dogru yerlere kanalize olamiyor ve bu da bir sarmala yol aciyor.
bunlari niye anlattim? birincisi artik su an sol ile tanimlanan seyin normal sartlarda sol ile alakasi yoktur. belki kimlik siyaseti yapan olusumlar diyebilirsiniz. kurt siyaseti, lgbti+ siyaseti gibi kimlik ustunden siyaset yapan yapilar artik yekpare bir ozne olan ezilenleri eparca pincik etmis, genel olarak ezilenlerin mucadelesine zarar vermistir. bu kimligin parcalanmasi sonucu devrimcilik, sol gibi kavramlarin ici de bosaltilmistir. butun bu yaygaranin sebebinin bu oldugunu dusunuyorum.
sonuc olarak ozellikle turkiye'de devrim icin bir enerji oldugunu ama bu enerji dogru yone kanalize olmadigi icin cok da bir sey olacagini dusunmuyorum artik. su anda yapilabilecek en maksimum sey raki masasinda vatani kurtarmak olabilir.
silindir gibi uzerinden gecilen sol hareket artik teorik anlamda guclu figurler uretmekte gercekten cok zorlandi ve bunun yansimalari ozellikle 2000-2010 arasinda odp hareketinde olup bitenler vasitasi ile incelenebilir. yetmez ama evetci kadronun buyuk bir kismi buradan cikmistir, bilmeyenler icin tekrardan hatirlatayim. burayi kisa gectikten sonra bizim icin asil kirilma noktasi olan gezi hareketi sonrasina odaklanmakta cok buyuk yarar goruyorum cunku basliga konu olan mevzu icin gercekten cok ama cok onemli oldugunu dusunuyorum.
gezi'yi yasayanlar muhtemelen bilir, gezi parki ele gecirildikten sonra irili ufakli pek cok sol egilimli yapinin stantlari vardi ve bunu gezinin halkin kendiliginden baslattigi hareket olmasina ragmen yapmislardi. bunu anlatmamin sebebi teorik acidan yeterlilige sahip olmayan lider kadrolarin cirit atmasindan kaynaklanan bir sey oldugunu dusunmemden ileri gelmektedir. hatta gezinin hemen ertesinde tkp'nin bolunmesi de buna tuz biber olmustur, o kadar buyuk bir suursuzluktu ki bu gercekten anlayamiyorum. normal sartlarda sol hareket teorik acidan yeterli olsa geziden kazanilan bu momentum cok daha iyi degerlendirilip, solun ozellikle genc kesim tarafindan yanlis anlasilmasinin onune gecilir hem de kendisini siyasi alanda ifade edilmedigini dusunen bu kesimin sol ile nefes almasi saglanabilirdi ama bu gerceklesmedi maalesef.
peki bundan sonra ne oldu? su anki sol hareket kendisini yavas yavas abd ve ab'den ithal kimlik siyasetine yavas yavas eklemledi ancak ortada soyle bir problem vardi. bu kimlik siyasetinin isledigi problemler, turkiye'nin gercekleri ile hicbir sekilde ortusmuyor ve bu da sol ya da devrimci hareketi realiteden iyice uzaklastirip gerceklikten iyice kopuk hale getirmistir. #3869151 no'lu tanim bu gelinen noktayi cok iyi bir sekilde aciklamaktadir. artik su anda yasanan kriz sudur, su anki duzenden olesiye nefret edip, ortaligi ayaga kaldiracak genclerin bu enerji dogru yerlere kanalize olamiyor ve bu da bir sarmala yol aciyor.
bunlari niye anlattim? birincisi artik su an sol ile tanimlanan seyin normal sartlarda sol ile alakasi yoktur. belki kimlik siyaseti yapan olusumlar diyebilirsiniz. kurt siyaseti, lgbti+ siyaseti gibi kimlik ustunden siyaset yapan yapilar artik yekpare bir ozne olan ezilenleri eparca pincik etmis, genel olarak ezilenlerin mucadelesine zarar vermistir. bu kimligin parcalanmasi sonucu devrimcilik, sol gibi kavramlarin ici de bosaltilmistir. butun bu yaygaranin sebebinin bu oldugunu dusunuyorum.
sonuc olarak ozellikle turkiye'de devrim icin bir enerji oldugunu ama bu enerji dogru yone kanalize olmadigi icin cok da bir sey olacagini dusunmuyorum artik. su anda yapilabilecek en maksimum sey raki masasinda vatani kurtarmak olabilir.
devamını gör...
12.
faizsiz ve tekelsiz, emeğe ve üretime dayanan bir ekonominin savunucusuyum. devrimcilik biraz daha uzman işi, şuan ben özeniyorum.
devamını gör...