1.
başını hollywood'un çektiği sinemadır. blair cadısı, the exorcist, korku seansı gibi kült, güçlü örnekleri vardır.
devamını gör...
2.
oscar'da sevilmez. yaşlı kaplumbağa jüriler müthiş filmlere bile çöp gözüyle bakarlar. ımdb puanları çoğunlukla hakettiklerinden 2 puan düşüktür.
devamını gör...
3.
the devil's castle, fransızca orjinal adı ile le manoir du diable filmi ile başlar bu sinema. bu film, sinema tarihinin ilk korku filmi olarak kabul edilen, 1896 yapımı kısa bir sessiz film. 3.5 dakika kadar sürüyor.
merak eden okurlar şuradan izleyebilir. muhtemelen güleceksiniz günümüz aklı ile bu görüntülere. lakin bunlar, o dönemin seyircisinin hayretle baktığı, komedi unsurlarından ziyade korku da barındıran, havada uçuşan yarasalar ve aniden beliren iblisler yaratmak için dondurulmuş kare tekniğini (stop trick) kullanan, o dönem için devrim mahiyetinde film öğeleri.
mesela bir kukla sahneden siliniyor, yerine hemen piç gibi başka bir yaratık peydah oluyor... ve düşünün, yönetmen bunu 19. yüzyılın sonunda, arka bahçesine kurduğu kartondan bir şatoda yapıyor. set o. tıpkı, daha çok bilinen le voyage dans la lune (aya yolculuk) filmi gibi bir ütopya o senelerde bunlar...
bu güzel kafayı taşıyan yönetmen aynı : (bkz: georges méliès). kendisine büyücü dedikleri kadar var. benim anne tarafından dedemin soyu yerçekimini bile 1990'larda öğrendiği için, bu adama laf edersem çarpılırım şu an. 100 yıl sonranın zihinleriymiş bunlar.
korku sineması 1920'lerden sonra nosferatu eine symphonie des grauens, the terror gibi filmlerle gelişimini sürdürüyor. vampirler, kurt adamlar, büyücüler, şeytanlar ile dolu bu dünyada çekilen filmlerin örneklerinden de ilerleyebilirim gelecek entrylerimde. şimdilik daha genel bir soru olarak kafalarda belirebilitesi yüksek olan, insan neden korku filmi izler sorusuna kendimce bir cevap vereyim.
freud'a göre, kadınların durduk yere nude atıp sevindirmesi ile aynı nedendenmiş bu. katarsis bağıntısına yorulmuş. güvenli alanımızda tehlikeli bir şeyler izleyip adranalin yapmak bizi rahatlatıyormuş. nude atmak da aynı şey... mesela kadın sanalda olmayıp yanımda olsa nude atmaz. "bacak attığım anda bu adam beni parçalar, içimden geçer" diye düşünür. çok sert seviştiğimi ve no mercy bir adam olduğumu sezer. sanal güvenlik duvarı, onu bu heyecanı yaşamaya itiyor ve nude'u konduruveriyor hemen. bir bakıyorum meme. sonrasında benim tepkilerim ile kadının adrenalini yükseliyor. "adres ne nerdesin" diyorum mesela. bu gibi çıkışlarım, ona güvenin içindeki korkuyu yaşatıyor. tedavi oluyor kadın benim manyaklaşmam sayesinde.
katarsis açıklaması mantıklı dursa da, korku filmi izlemediğim, daha doğrusu eskiden izlemiş olduğum filmler haricinde hiçbir yeni film izlemediğim bir dönem yaşadığım için şüpheyle yaklaşıyorum bu teoriye. bazen güvenli alanında olan insanların en ufak bir değişikliğe, adrenalin artışına, katartik psikoterapiye, bir süre korkup film bitince durumla başa çıkabildiği için edindiği hazza falan ihtiyacı olmaz. stabiilliğin bozulmamasını isterler. tedavi edici olan kaos değil düzendir. hatta bu sadece eskiden bildiği şeyleri tekrar tekrar izleme konusu da psikolojik bir kökene sahipti de, unuttum şimdi... kısaca düzen bozulmamalı kamil. benim stabil halim giderse, "battı balık yan gider" halim başlar. ondan korkarım işte. hiç iyi olmadı o hallerim.
merak eden okurlar şuradan izleyebilir. muhtemelen güleceksiniz günümüz aklı ile bu görüntülere. lakin bunlar, o dönemin seyircisinin hayretle baktığı, komedi unsurlarından ziyade korku da barındıran, havada uçuşan yarasalar ve aniden beliren iblisler yaratmak için dondurulmuş kare tekniğini (stop trick) kullanan, o dönem için devrim mahiyetinde film öğeleri.
mesela bir kukla sahneden siliniyor, yerine hemen piç gibi başka bir yaratık peydah oluyor... ve düşünün, yönetmen bunu 19. yüzyılın sonunda, arka bahçesine kurduğu kartondan bir şatoda yapıyor. set o. tıpkı, daha çok bilinen le voyage dans la lune (aya yolculuk) filmi gibi bir ütopya o senelerde bunlar...
bu güzel kafayı taşıyan yönetmen aynı : (bkz: georges méliès). kendisine büyücü dedikleri kadar var. benim anne tarafından dedemin soyu yerçekimini bile 1990'larda öğrendiği için, bu adama laf edersem çarpılırım şu an. 100 yıl sonranın zihinleriymiş bunlar.
korku sineması 1920'lerden sonra nosferatu eine symphonie des grauens, the terror gibi filmlerle gelişimini sürdürüyor. vampirler, kurt adamlar, büyücüler, şeytanlar ile dolu bu dünyada çekilen filmlerin örneklerinden de ilerleyebilirim gelecek entrylerimde. şimdilik daha genel bir soru olarak kafalarda belirebilitesi yüksek olan, insan neden korku filmi izler sorusuna kendimce bir cevap vereyim.
freud'a göre, kadınların durduk yere nude atıp sevindirmesi ile aynı nedendenmiş bu. katarsis bağıntısına yorulmuş. güvenli alanımızda tehlikeli bir şeyler izleyip adranalin yapmak bizi rahatlatıyormuş. nude atmak da aynı şey... mesela kadın sanalda olmayıp yanımda olsa nude atmaz. "bacak attığım anda bu adam beni parçalar, içimden geçer" diye düşünür. çok sert seviştiğimi ve no mercy bir adam olduğumu sezer. sanal güvenlik duvarı, onu bu heyecanı yaşamaya itiyor ve nude'u konduruveriyor hemen. bir bakıyorum meme. sonrasında benim tepkilerim ile kadının adrenalini yükseliyor. "adres ne nerdesin" diyorum mesela. bu gibi çıkışlarım, ona güvenin içindeki korkuyu yaşatıyor. tedavi oluyor kadın benim manyaklaşmam sayesinde.
katarsis açıklaması mantıklı dursa da, korku filmi izlemediğim, daha doğrusu eskiden izlemiş olduğum filmler haricinde hiçbir yeni film izlemediğim bir dönem yaşadığım için şüpheyle yaklaşıyorum bu teoriye. bazen güvenli alanında olan insanların en ufak bir değişikliğe, adrenalin artışına, katartik psikoterapiye, bir süre korkup film bitince durumla başa çıkabildiği için edindiği hazza falan ihtiyacı olmaz. stabiilliğin bozulmamasını isterler. tedavi edici olan kaos değil düzendir. hatta bu sadece eskiden bildiği şeyleri tekrar tekrar izleme konusu da psikolojik bir kökene sahipti de, unuttum şimdi... kısaca düzen bozulmamalı kamil. benim stabil halim giderse, "battı balık yan gider" halim başlar. ondan korkarım işte. hiç iyi olmadı o hallerim.
devamını gör...