21.
tarihi iskelesinde kahvaltı etmek özlenen, çay bahçesinde her yaştan insanın tatlı vakit geçireceği, bir şekilde sokaklarında dolaşmanın duygular uyandırdığı kadıköy semti. bahariye'den başlayıp ara sokaklardan geçerek moda'ya gitmek keyiflidir. belki yaşanmışlıklardan, belki değil, burada mekanın bir kimliği vardır. moda semti deyince akla vanilya kokusu gelebilir. hem burada güzel dondurmacılar ve iskeledeki restoranda otururken denize bakıp seyredebileceğiniz balıklar vardır.
devamını gör...
22.
moda kavramını çok saçma buluyorum. insanlar ne giymek istiyorsa onu giymeli. giydiği kıyafetler modaya uymuyor diye eleştirilmemeli. evet var böyle tipler...
devamını gör...
23.
moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler.
oscar wilde
devamını gör...
24.
moda sana yakışanı gitmektir bence.
devamını gör...
25.
26.
27.
1.değişiklik gereksinimi veya süslenme özentisiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik.
2. belirli bir süre etkin olan toplumsal beğeni, bir şeye karşı gösterilen aşırı düşkünlük
3.geçici olarak yeniliğe ve toplumsal beğeniye uygun olan
bunlar sözlük manaları. geçici olanın değil de kalıcı olanı arasak daha güzel değil mi?
2. belirli bir süre etkin olan toplumsal beğeni, bir şeye karşı gösterilen aşırı düşkünlük
3.geçici olarak yeniliğe ve toplumsal beğeniye uygun olan
bunlar sözlük manaları. geçici olanın değil de kalıcı olanı arasak daha güzel değil mi?
devamını gör...
28.
içinde bir sihir taşıyan kadıköy yerleşim birimi. özellikle gençler çok sever burada vakit geçirmeyi. her sokağı, her tarafı ayrı bir güzellik içerir.
devamını gör...
29.
istanbul'un eski semtlerindendir.
devamını gör...
30.
31.
32.
33.
istanbul semtlerinin en güzelidir. özellikle bizim sokak.
devamını gör...
34.
piksel düşmanı kadın taklidi yapan sapık erkekleri pek sevmezler o sokaklarda ama neyse.
devamını gör...
35.
görünenden çok daha nezih semtimizdir, çok sayıda günlük ziyaretçi alır, bu sebeple oluşan kozmopolit yapı bazen bu nezihliğe gölge düşürebilir, fazlasıyla severiz bu semtimizi.
devamını gör...
36.
37.
kadıköy'ün iki ve üç katlı evleri ile bitişik nizamlı binalarının, bolca sokak kedilerinin bulunduğu semti. bu binaların çoğu da 1960'lı yıllardan kalma yapılar ve her birinde ayrı bir hatıralar, yaşanmışlıklar mevcut.
devamını gör...
38.
39.
ünlü alman kadın yönetmen leni riefenstahl'ın yedinci sanatı propaganda aracı olarak keşfettiği 1936 yılında berlin caddelerinde nasyonel sosyalizmin parlak üniformalı yüz binlerce fanatiği toplu yürürken, dünyada birçoklarının aklına bu üniformaları nazilerin parisli modacılara tasarlatılmış olacağı gelmemişti herhalde; gelemezdi de... yakında tüm bu tüyler ürpertici manzaranın dünyaya kan kokan kara bulutları sürmeye başladığı günlerde, ekonomik buhrandan yeni çıkmış insanlığın aklına gelecek en son şey bu olurdu galiba...
modernite ve yeni birçok kavramın büyümeye başladığı 20 yy. aslında cihana iki adet nur topu gibi evlat vermişlerdi: "faşizm" ve "moda"... 1930’lı yıllarda moda olan şeylerin başında chanel’in devrimci çizgilerinin yanında bir de faşizm geliyordu. moda olgusu bilerek veya bilmeyerek bu ideolojiye bir bakıma hizmet etmiş oluyor, kitlelerin propaganda metodlarıyla hipnoz edilmesine, çizdiği ve yarattığı baştan çıkartıcı, pasifize eden ve bir o kadar korkutucu üniformalarla yardım ediyordu. bunu yaparken faşizmle karşılıklı etkileşim içinde olarak bir fikir birliğinde buluştular: herkesi tek tip yapmak, tek bir form içine sokmak! nasıl ki faşizmde uymak zorunda olmak, yaşamak ve var olmak için elzem bir düstursa, moda da modern ve post modern toplumların bilinçaltına bu pratiği her türlü iletişim aracıyla kazımış oldu. böylece uymak zorunda hissettirmek, giymek zorunda hissettirmek ile yaşanır kılınırken, ideolojilerin modası geçerken kendini yenileyen ve illüzyonlardan makyajlı ve tek tip yığınlar yaratan moda, her daim bir çıkış yolunu birçok söylemle kolayca bulmayı başardı. buna "modanın simgesel faşistliği" diyebileceğimiz gibi "gündelik hayatın faşizan yüzü" de diyebiliriz herhalde. referansını şiddetten alan bir kavramın etkilediği diğer kavrama bu yüzünü vermemesi mümkün olmayacağından, bireylere uygulanan duygusal ve soyut şiddetten de söz edebiliriz. peki 70 küsür yıl önce sokakalarda aynı ritmle yürüyen üniformalılarla 21.yy’da caddelerde afili kulaklarında mp3 melodileri ve giydikleri kıyafetleri aynı marka olan insancıkların bir farkı yok mudur ? giyecek şey bulamamak nasıl ki çıplaklığa sebep ise, seçim yapamamak, daha doğrusu özgür olamamak da bir diğer çıplaklık değil midir? faşizm önünde seçim yapılmaz, otorite önünde şiddete maruz bırakılarak çaresizlik tüm benliğe şırınga edilir. ve galiba çaresizlikle bu şiddete maruz kalmak da bir çeşit "çıplaklık" olabilir. bu kadar giyinikken ve bu kadar seçilmiş-seçmiş iken "çıplak" olmak belki ürkütücü belki de trajikomik.
kim bilir belki bu anlattıklarımın hepsi safsatadır? modanın bu şiddetli değişime kucak açan, istediğini yapabilen güçlü yüzü de var olmanın ve şiddeti taşımanın farkında olmaksızın mutluluğu, gururudur belki de? aslında çok fazla takılmaya, takıp takıştırmaya da gerek olmayabilir hani...
ne için çıplak kalmamak istediğimizi biliyor muyuz acaba?
modernite ve yeni birçok kavramın büyümeye başladığı 20 yy. aslında cihana iki adet nur topu gibi evlat vermişlerdi: "faşizm" ve "moda"... 1930’lı yıllarda moda olan şeylerin başında chanel’in devrimci çizgilerinin yanında bir de faşizm geliyordu. moda olgusu bilerek veya bilmeyerek bu ideolojiye bir bakıma hizmet etmiş oluyor, kitlelerin propaganda metodlarıyla hipnoz edilmesine, çizdiği ve yarattığı baştan çıkartıcı, pasifize eden ve bir o kadar korkutucu üniformalarla yardım ediyordu. bunu yaparken faşizmle karşılıklı etkileşim içinde olarak bir fikir birliğinde buluştular: herkesi tek tip yapmak, tek bir form içine sokmak! nasıl ki faşizmde uymak zorunda olmak, yaşamak ve var olmak için elzem bir düstursa, moda da modern ve post modern toplumların bilinçaltına bu pratiği her türlü iletişim aracıyla kazımış oldu. böylece uymak zorunda hissettirmek, giymek zorunda hissettirmek ile yaşanır kılınırken, ideolojilerin modası geçerken kendini yenileyen ve illüzyonlardan makyajlı ve tek tip yığınlar yaratan moda, her daim bir çıkış yolunu birçok söylemle kolayca bulmayı başardı. buna "modanın simgesel faşistliği" diyebileceğimiz gibi "gündelik hayatın faşizan yüzü" de diyebiliriz herhalde. referansını şiddetten alan bir kavramın etkilediği diğer kavrama bu yüzünü vermemesi mümkün olmayacağından, bireylere uygulanan duygusal ve soyut şiddetten de söz edebiliriz. peki 70 küsür yıl önce sokakalarda aynı ritmle yürüyen üniformalılarla 21.yy’da caddelerde afili kulaklarında mp3 melodileri ve giydikleri kıyafetleri aynı marka olan insancıkların bir farkı yok mudur ? giyecek şey bulamamak nasıl ki çıplaklığa sebep ise, seçim yapamamak, daha doğrusu özgür olamamak da bir diğer çıplaklık değil midir? faşizm önünde seçim yapılmaz, otorite önünde şiddete maruz bırakılarak çaresizlik tüm benliğe şırınga edilir. ve galiba çaresizlikle bu şiddete maruz kalmak da bir çeşit "çıplaklık" olabilir. bu kadar giyinikken ve bu kadar seçilmiş-seçmiş iken "çıplak" olmak belki ürkütücü belki de trajikomik.
kim bilir belki bu anlattıklarımın hepsi safsatadır? modanın bu şiddetli değişime kucak açan, istediğini yapabilen güçlü yüzü de var olmanın ve şiddeti taşımanın farkında olmaksızın mutluluğu, gururudur belki de? aslında çok fazla takılmaya, takıp takıştırmaya da gerek olmayabilir hani...
ne için çıplak kalmamak istediğimizi biliyor muyuz acaba?
devamını gör...
40.
"moda" ile benzer başlıklar
moda sahili
45