geçen akşam.. ya da dün gece miydi hatırlamıyorum, vaktin hükmünü yitirdiği o gece yarısı acıkması saatinde mutfağa sızdım. amacım sadece bir dilim ekmek kızartıp üzerine peynir sürmekti ama kaderin benim için daha epik daha yok artık dedirtecek planları varmış.

bizim kedi, yani tarçın, mutfak tezgahının üzerinde adeta bir ninja gibi pusuya yatmış. ben ekmeği kızartma makinesine ittirirken bu zıpçıktı, bir hışımla üzerime atladı. refleksle geri çekileyim derken, tezgahta duran ve içinde emekli ikramiyesi gibi sakladığım o özel karışım bitki çayım laptopun tam ortasına boca oldu. cihazdan gelen o cıızzt sesi, sanki ruhumun teslimiyet çığlığıydı.

panikle bilgisayarı kaptığım gibi balkona fırladım. hani belki serin hava devreleri kendine getirir, gökyüzü bana bir işaret gönderir diye... ama ne göreyim..? alt kat komşusu şükran teyze, balkonuna kurduğu devasa bir kazanda gece yarısı salça kaynatıyor. balkon değil, sanki dante’nin cehennemi mübarek..! buhardan göz gözü görmüyor.

o esnada şükran teyze yukarı bakıp; "kızım, bilgisayarı mı pişireceksin, getir içine iki domates atalım!" diye bağırdı.
"yok teyze, sistem çöktü, format atıyorum!" dedim ama sesimdeki o titremeyi ben bilirim.

tam o sırada, sokağın başından bizim mahallenin o meşhur modifiye tofaş çetesi göründü. müziğin sesi öyle bir yüksek ki, binanın kolonları ben gidiyorum anacım, siz takılın diyor. ben balkondan sarkmış, elimde sırılsıklam laptop, aşağıda kaynayan salça, arkada böğüren müzik... tam bir sinir boşalması.
ve beklenen an, apartman boşluğunda vuku buldu.

aşağı inip bilgisayarcı hüseyin’i -ki kendisi dükkanın arkasında yatıp kalkar- uyandırmaya karar verdim. terliklerimle merdivenlerden inerken, karanlıkta karşıma bir karaltı çıktı. hayırdır inşallah, demeye kalmadan, elinde dev bir rulo halı tutan bir adamla burun buruna geldim.

"bacım yardım et, bu halı bitirdi bizi!" dedi adam.
"benim bilgisayar yandı beyefendi, halı sizin olsun" dedim.

adam beni durdurdu "sen o musun yoksa?" dedi.
"kimim..?" dedim.
"halı yıkamacıdan kaçan o kadın değil misin sen? hani parasını ödemeden halıları balkondan sarkıtan..?"

haydaaa! ulan tipime baktım, üstümde lekeli bir tişört, elimde ıslak bilgisayar, saçlar zaten her zamanki gibi elektrik çarpmış süpürge modunda.. adam beni resmen mahallenin halı kaçağı ilan etti.

"beyefendi, ben akademisyen kadınım ya, ne halısı?" dedim ama adam kararlı. tam üzerime doğru halıyı sürerken, ayağım o meşhur apartman içi rutubeti yüzünden kaydı. ben lamba direği gibi hiç bükülmeden, elimde laptopla sırtüstü yere serildim.

kafamı yere vurduğum an, sanki beynimin içinde windows'un açılış cıngılı çaldı. bir rahatlık geldi ama yeri değildi tabii.. apartman boşluğunda sırtüstü yatıyorum, başımda tanımadığım bir adam halı rulosuyla bekliyor, aşağıdan salça kokusu geliyor. adam baktı ki ben kalkmıyorum, "valla bu o değil, bu bildiğin bayıldı" dedi ve halıyı bırakıp kaçtı.

beni apartman görevlisi bulup banka oturttu. elime de nerden bulduysa soğuk bir kahve tutuşturdu. hem içiyorum hem de kafamda oturtmaya çalışıyorum; ben niye buradayım..? halıcı niye kaçtı..? bilgisayardaki tez dosyam kurtulur mu..?

derin bir nefes aldım. "neyse" dedim, "en azından halı hırsızı damgası yemedik" eve çıktığımda tarçın kapıda beni bekliyordu. gözlerinin içine baktım sanki "bir format yedin, kendine geldin, hadi mamamı koy da yatalım" diyordu.

işte öyle... gece gece mahallece beni bir resetlediler. bilgisayar açılmıyor ama içimdeki o bahar dalları, boşveerrr, hayat zaten bir hata mesajından ibaret, diye fısıldıyor.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"mutfaktaki ninja" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim