filozof atakanın bu başlığa tanım girmesini her şeyden çok isterdim.
nihilizm kısaca hiççilik yokçuluktur efenim.
devamını gör...
çok büyük yanılgıdır ki nietzsche nihilist sanılır fakat nietzsche ideal belirlemiş bir insandır; ideal belirlemiş bir insan nihilist olamaz. nietzsche'ye göre nihilizm yanlızca bir aşamadır, insan önce nihilist olmalı, ardından kendi değerler sistemini oluşturmalıdır.
devamını gör...
her gerçeği, her değeri inkâr şeklinde var olan; her şeye şüphe ile yaklaşan ve kesin olarak hiçbir şeyin var olamayacağını savunan felsefi görüş.
görüşün temelleri antik yunan filozoflarından biri olan gorgias’ın üç önermesine dayanmaktadır. işbu üç önerme: (1) hiçbir şey yoktur, (2) bir şey olsa bile bilemeyiz, (3) bilsek bile başkalarına anlatamayız şeklindedir.
ayrıca tevfik fikret tarafından özet kıvamında bir tanımı mevcuttur:
“her şeref yapma, her saadet piç;
her şeyin ibtidası, ahiri hiç.”
devamını gör...
--- alıntı ---

insan hiçbir şey istememektense, hiçi istemeyi tercih eder.

nietzsche

--- alıntı ---
devamını gör...
inandığım ve desteklediğim görüş.
devamını gör...
hiççilik veya en yaygın bilinen adıyla nihilizm latince bir kök olan nihil(hiç) teriminden türetilmiştir. 19. yüzyılın başında ilk defa kullanılan (friedrich jacobi kullanmıştır) nihilizm kavramı idealizm kavramını olumsuzlamak için kullanılmıştır. fakat daha sonraki yıllarda rus aydınları arasında oldukça yaygınlaşmış sanat, ahlak, siyaset, bilgi de dahil olmak üzere birçok alanda taraftar bulmuş felsefi bir akımdır.

nihilizm, en genel tanımıyla tüm varlığı kökten bir şekilde reddeden felsefi bir akımdır. her şeyin anlam ve değere sahip olmadığını ileri sürer. nihilist var olan tüm siyasi, ahlaki veya dini düzene baş kaldırmış kişidir. bir nihilist için her türlü bilgi, değer ve anlam aslında insanın varlıklara yüklemeye çalıştığı hiçlerdir. kökten bir şüpheciliğe sahip nihilist akımlar değerlere karşı radikal bir eleştiriyi benimserler.

epistemolojik anlamda nihilizm, insanın algılayabileceği veya bilgisinin nesnesi yapabileceği hiçbir varlığın olmadığını, dolayısıyla bilgi denen olgunun tamamen bir yanılsama olduğunu ileri süren felsefi anlayıştır. nihilistler, bilginin olmadığı bir evrende bilgiye dayalı varlığın ve ahlakında dahil olduğu tüm toplumsal değerleri reddederler. toplumsal bir baskının ürünü olduğu için reddedilen bu değerler ve kurumlar içinde aile ve devlet kurumları da dahildir.

nihilizm türleri

a- burjuva nihilizmi

bu anlam emek gücü, insan onur ve saygınlığının reddedildiği serbest ticaret adı altında her şeyin metalaştırıldığı anlamında kullanılır. para kazanma hırsının ve kişisel güç kazanma arzusunun tüm değerleri yok etmesidir.

b- anarşist nihilizm

çar dönemi rusya’sında görülen nihilist duruştur. bu önem nihilist akımlar anarşist akımlarla iç içe geçmiştir. çara karşı köylü sınıfını harekete geçirmeye çalışan narodnik hareketi bunun güzel bir örneğidir.

c- despotik nihilizm

tiranların ve diktatörlerin benimsediği nihilizmdir. kendi iktidarları ve servetleri için kolaylıkla binlerce yurttaşının hayatına mal olacak bir iç karışıklık çıkarmaktan çekinmezler. çünkü bu kişiler için insan hayatı ve onuru bir hiçtir.

d- akademik nihilizm

bu nihilizm bilim ve sanatın ilerlemesini önleyen en büyük köstektir. akademik camiayı ele geçiren güçler yeni ve ilerici tüm çalışmaları engeller ve değersizleştirir. bir süre sonra üretilen tüm çalışmalar içi boş fakat yapılması gerektiği için yapılan akademik yayınlarla dolar. bir yardımcı doçent bilim aypma adına değil sayıyı tutturmak için akademik yayın çıkarır. bir doçent profesör olmak için değer adına yoksun çalışmalar yapar. sonuçta ortaya değerden yoksun ama değerli kabul edilen eserler çıkar.

(bkz: friedrich nietzsche)
devamını gör...
ınsanların çoğu bir anlam arama eğiliminde ve dinlerin de varolma sebeplerinden biri de bu. hiçbir şey sebepsiz değildir düşüncesi varken, kolayca bir sebep bulup rahat etmek, çoğunluğun arasında kolayca yaşamak varken her şeyin aslında bir hiç olduğunu anlamak zor ve hissedilen zorluk çok zevkli. anlam arayışında olan insanlar için çok zor gibi gözükebilir bu düşünce tarzı ama zaten zevk vermesinin sebebi de bu. o zevk nasıl anlatılır bilimiyorum.. hani çok zeki ve bir o kadar da kibirli insanların her yerde "yalnızım" demesine rağmen, yalnızlığından gurur duyması vardır ya... zorluklardan hoşlanma gibi bir huyunuz yoksa yazdıklarım saçma gelebilir size. bilemiyorum.. doğru ve yalnışın, iyi ve kötünün, kötü günde sığınacağın tanrının, sonuna kadar savunabileceğin bir düşüncenin olmayışı... onların verdiği yokluk, anlamsızlık, "niye yaşıyorum ki" hissi.. size anlatamayacağım kadar güzel. bunlar beraberinde insanlardan uzaklaşmaya eğilimli olmayı da getiriyor ve bunun kötü yanını görmedim. evet, yalnızlık çok zor. bazen keşke çok aptal olsaydım en azından derdimi anlatacağım arkadaşım olurdu diyorum. içimdeki kibir o kadar kuvvetli ki, kendimi başka insanlardan üstün görecek kadar zavallı oluşum, beni mutlu ediyor.
devamını gör...
dopamin eksikliğinden kaynaklı patalojik bir rahatsızlık. var olduğumuz dünyada bir şey hissetmeyen, bir şeye değer vermeyen insan mağarada yaşasaydı ölür giderdi. o yüzden nihilizm bir rahatsızlıktır.
devamını gör...
doğa suskundur. içinde bulunduğumuz ve dünya diye adlandırdığımız uzam bize hiçbir şey söylemez, sorularımızın hiçbirine bir cevap vermez. biz sadece varız, ötesi yok. varlık sartre'ın deyimiyle maruz kalınan bir şeydir yani edinilmemiştir. varolmayı kimse bir elbise seçer gibi seçmedi şu an varolan herkes ona maruz kaldı. insan önce vardır, yani varlığından önce varoluşunu nasıl sürdürmesi gerektiğine veya neyi nasıl yapmasına dair herhangi önceden verili bir reçetesi yoktur insanın. güdüleriyle birlikte çırılçıplak doğaya fırlatılmış bir şekilde varlığa gelir insan. yani varoluş özden önce gelir. varolduktan sonra kendi özünü inşa eden insan, bu özün de kendi eliyle yaptığı sahte bir değerler silsilesinden ibaret olduğu gerçeğiyle yüzleşemez. çünkü insanın var kalmak adına amaçlara ihtiyacı vardır.
sürekli seçimler yaparız, bu seçimler bizi sorumluluk almaya iter ve bu durum bir süre sonra bizi yormaya başlar.
ancak eğer insan kendi üzerinde başka güçler tarafından yaratıldığını ve varolmadan önce özünün kendi dışında tanımlanamaz akli veya dini güçler tarafından kendisine verildiğini düşünmeye başlarsa karar vermek zorunda kalmaz, seçimler yapmak zorunda kalmaz kendisine muazzam bir konfor alanı yaratır. tüm hakikatler önceden verilidir, onlar zaten inşa edilmiştir ve artık onu sıfırdan inşa etme zorunluluğu ortadan kalkmıştır. her şeyin cevabı bellidir. kurulan devasa anlatılarda insan kendi yaşam amacının ve doğasının kendisine verildiğini düşünerek tüm kararlarını düşünmeden bazı sabitelere dayanarak kolayca alır ve tüm sorumluluklardan sıyrılır. tabi ki bu anlatılar yapay olduğu için insan bu tarz anlatılara ve dinlere bağlandığı ölçüde kendisine ve doğasına git gide yabancılaşmaya başlar ve olan her şeyi çarpıtarak kendi inandıklarına uygun bir şekilde algılamaya başlar. bunun psikolojik olarak tehlikeleri olduğu gibi yarattığı konfor alanı ve toplumsallık-birliktelik-gaibe ertelenmiş sürekli bir amaçsallık dolayısıyla büyük faydaları da vardır ancak ben uzun vadede bunun insan psikolojisinde ciddi yaralar açtığı düşüncesindeyim özellikle 21.yy'da entegrasyonun bu denli geliştiği çağda kendi dünyasına kapanmaya çalışan bireyi büyük bunalımlar beklemektedir.
düşünmek zor bir iştir, varlığın özden önce geldiğini düşünürseniz önceden verili hiçbir anlatı ve hakikatiniz olmadığı için tüm değerlerinizi, estetiğinizi, dünya görüşünüzü düşünerek kurmak zorunda kalırsınız ve bu hiç de kolay bir şey değildir.
çünkü bu sayede insanın kendisi ve doğası hakkında düşünmesi gerekmez, kendinden soyutlanır ve o kafasında kurduğu büyük bir anlatıdaki küçük bir özne olarak kalır. işte insanı ve doğayı tüm bu anlatılardan soyup da olduğu gibi kavramaya çalıştığınızda da ona sonradan kültür yoluyla giydirilen bütün anlamlandırmaların insan yapımı ve suni olduğunu dolayısıyla her an insan eliyle yıkılabileceğini gördüğünüz için bunların -kültür- sahte yapıntılardan ibaret olduğunu anlarsınız ve sonrasında bunun yerine yapmaya çalışacağınız bütün anlamlandırma girişimlerinin tarihsellik ve öznellik kıskacında kalacağını bilirsiniz.
aklımız kendinde belli bir takım sınırlara sahip, kusurlu bir yapı. ve bu yapı kant'tan bu yana biliyoruz bir filtre gibi. dıştan gelen veriyi belirli işlemlerden geçirip önünüze koyuyor, yani kant'ın cümlesiyle; "zihin kendisini doğaya dayatır" ve dayatmaktadır.
ondan dolayı doğayı dahi olduğu gibi değil olduğumuz gibi görürüz. varlığın ötesinde bilgilerimiz de görüngülerden ibarettir.
bütün bunların sonunda varacağımız yer, hayatın çıplak olarak hiçbir anlamı, dolayısıyla amacı yoktur. onu anlamlandırmaya çalışırız ancak hiçbir zaman mutlak bir hakikate ulaşamayız, mutlak doğru, mutlak yanlış, mutlak erek, öz yoktur. hiçbir sabiteden bahsedilemez bunlar doğanın kendisinde olan şeyler değildir, tinseldirler. yani doğanın kendisinde bulunmayan sadece akli, kavramsal olarak insan zihninde varolan şeylerdir. ondan dolayı nihilizm dünyayı en gerçekçi kavrayış ve muhtemelen son çıkıştır. (muhtemelen diyorum çünkü hiçbir hakikat beyan etmek istemiyorum, evet ben bir postmodernistim lol)
devamını gör...
saçma salak bir görüş. her şeyi inkar etmek hayatı, yaşamı kolaylaştırmaz, aksine zorlaştırır. "ben yokum dostum.." falan triplere bak. ne gerek var abi? varlık boşunaymış, anlamsızmış dolayısıyla bir hiçmiş. abicim, bu durumda, bizim türkiyede de yüzde 60-70 oranda insan nihilist zaten. bizim türkiyede de belli bir çoğunluğa göre, tanrı yok, ahlak "tabu" olarak niteleniyor ve yıkılması hedeflenmiş, özellikle ergenler arasında yaşam falan boşuna, insanlar anlamsız. bilginin imkanını nihilistler reddediyorsa, bizde de, kitaplar insanlara hiçbir şey katmaz anlayışı var. kitaplar boşunaysa, yaşlıların, internetteki bilgiler palavra demeleri var. ee bilgi de yalan bizim topluma göre. tam nihilist değil miyiz zaten. ülkenin geriye kalan yüzde 10-20si de durmuş, bunları izleyip, "eeheheheh sizi gidi cahiller" diye gülüyor. haklılar da. illa monotonluğa karşı çıksın elalem, bekleyin. 1-2 yıla kalmaz, neler-neler duyacağız daha..
devamını gör...
boş yapma sanatı.
devamını gör...
bittiği varsayılan ama aslında tamamen bu çağın tanımlaması olan, her geçen gün geçerliliğini daha da arttıran durum.

saçma olduğunu düşünenlere soruyorum:

neyin anlamı var?

tatmin edici bi cevap üretebiliyor musunuz?
devamını gör...
paranoyak olmada tavan olmak.
devamını gör...
ateistlerin neden uyup uygulamadığı felesefe?
"allah'ın olmadığı yerde günah(yasak) kavramı yoktur, günahın olmadığı yerde her şey mübahtır"
birkaç ülke, bu akım dahilinde bazı uygulamalardan yaptırımı kaldırıp yasallaştırmış.
devamını gör...
özellikle 19. yüzyılda rusya’da taraftar bulmuş bir akım. bunda en büyük etki tabii ki turgenyev’dir. yazdığı “babalar ve oğullar” kitabındaki yevgeniy bazarov karakteri sanki gerçek bir kişiymişçesine nihilist akımın önderi gibidir.

kitaptaki karakterlerden biri şöyle tanımlar nihilisti, “nihilist, hiçbir otorite karşısında eğilmeyen, ne denli saygın olursa olsun, hiçbir prensibi eleştirmeden benimsemeyen insandır”.
devamını gör...
hiç, hiçler, hiçiz, hiçsiniz, hiçleriz, hiççilik.
devamını gör...
hiççilik anlamına gelen ortaçağ sonrası kiliseye karşı popülerleşen akım.
devamını gör...
"hiçbir şeye inanmamam dışında nihilist olabilirim."
`mitchell heisman` , suicide note
-
[bu manzarada perde çekilebilir. ne şair ne de görücü öteye bakamaz. ahlaksızlığıyla bilinçsiz, güzelliğiyle büyüleyici, zulmünde vahşi, harikası emperyal ve sarsıntılarında dehşet verici olan doğa, sadece sağır değil, aynı zamanda dilsizdir. herhangi bir temyize cevap yok. yapabileceğimizin en iyisi, şimdiye kadar yapılmış en iyi, evreni yöneten yasaların amansız olduğunu kabul etmek ve geldiğimiz ve hepimizin kaybolacağımız hiçliği olabildiğince sakin bir şekilde düşünmektir. tuttuğumuz tek teselli, her ne kadar yanıltıcı da olsa, ölüm geldiğinde korku ve umudun sona erdiği inancından ibarettir. sonra merak durur; çözülmeyen artık kafasını karıştırmıyor; alan kayboldu; sonsuz boşluktur; saçmalık bitti. edgar saltus , anatomy of negation (1886) olumsuzluğun anatomisi, s. 226]

bizi böcek gibi ezecek en ufak sismik bir sarsıntı sonumuz olabilir. betonarmenin altında bırakacak yer küreyi çok unutuyoruz. biz, böcek gibi didişenleri ezip geçecek; bir belirsizlik ilkesiyle ne yapacağı kestirilemeyen, ne gibi bir etki göstereceğinin sonuncu yıkımla gelen, bir kütlenin merhamet göstereceğini sanamayız.

''hayatın tanımını yapmanında bir manası yok.'' -u.g. krishnamurti

bu evrensel gibi görünen görüngüler tuzağını iyi işleyen bu parçanın oluşturduğu kırıntılar; attığımız her ufak dokunuşta ve attığımız her adımda simüle edilen parçacık evrenin de soluk alıp verişe ortak olduğumuza işaret ediyor.

ez cümle agent smith 'in anlamsız var oluş diye irdelediği de kaçınılmazlığıyla, ters yüz oldu: ve her şeyi yutar vaziyeti aldı, üstüne neye kapıldığının en ufak ehemmiyeti kalmadı. noktanın tam kenarına kapılıp, saldırganlıkla ve kifayetsizlikle, ancak yaşamın formun boyunduruluğu altında, artık tüm olgular-fenomenlerle kendini onaylıyor: yani kıstası olmayan evren yokluk yaratıyor!

`tekno-evrenle`r -`teleuzay`- `sanal insan`, aygıtların uzaya dağılımı. psikotik insan modernite havuzunda yok oldu. yerine alan bambaşka bir tür. bunun gelişimi ve aşamaların sözde evrensel boyutu -hiçi kuşandı! uzaya taşınan bir savaş! gettolarda ve banliyolardaki yıkılmış ve yitikliğe sinmiş hiçlik burada yok. uzlaşma yok. yaratımın ölümsüzlüğü istemesi var.

buradaki yeni kuşak tayfanın da içini kemiren ve devamlı üzerine oynadıkları bireysel yamanmaya dayalı dikkat toplamaya ve ekseriyetle;''toplumsal da toplumsal'' bazlı konularda, gerçekliğini yitirerek sadece yazılımdan ibaret laflar olduğunu kanıksamaktayız. (beş parçaya bölünen katledilmiş birinin üzerinden, hayatiyet konusu olacak vakıaları, kim neden dinlemek istesine varır... kötü-bakış açısı her bireyde bulunmaz. zaten devamlı realist ve kötücül olandan dem vurup, ''içimizi karartın be bir sus'' lafıyla öteye itilir. bunlardan bahsedenin de alıcısı hiç olmaz.) ve griyi kuşanmışlar pek azdır:

-papini bitik adam-
benim için artık hiçbir şey yok. kusursuz bir `hiççiyim`. artık hiçbir şeye inanmıyorum. kusursuz bir kuşkucuyum. artık hiçbir şeye inanmıyorum: kesin, mutlak ve bütünsel bir ateistim; antik mitoloji inançlarının yerine geçen mantıksal, felsefi ve `hümanist laik inançların dahi önünde diz çökmeyen bir ateist.`
çabalarımızın hiçbir fayda sağlamayacağını biliyorum; her şeyin sonunun hiçlik olduğunu biliyorum; her eserin karşılığı, yüzyıllar sonra, sadece ve sadece hiçlikten ibaret olacak, biliyorum.
bütün yapılarımızın yerle bir olacağını, yangınlarımızdan geriye küller dahi kalmayacağını; ulaştığımız ve hükmettiğimiz ideallerimizin unutuluşun ve sondaki yok oluşun ebedi karanlığına düşeceğini biliyorum. yüreğimde hiç ama hiç umut kalmadı, kendime ya da başkalarına hiçbir, ama hiçbir söz veremem; eylemlerimden kar-şılık, düşüncelerimden hiçbir sonuç bekleyemem. bütün insanları büyüleyen, tüm sonuçların süregelen sebebi bu gelecek, benim için yok oluşun yalın perspektifinden başka bir şey değildir.
-papini bitik adam-

`kinizm`: ''insanın koyduğu her şey doğaya aykırıdır; bunların bir kısmı gereksiz, bir kısmı soysuzlaştırıcıdır. doğaya dönmek, doğal yaşama dönmek onlar için ana düşüncedir.''

ama hangi yöne? taoist `mother gaia` için methiyeler dizilemez.

u.g. krishnamurti - hayat, düşünce, zihin ve benlik:
''benim karamsar, sinik ya da buna benzer bir şey olduğumu söyleyebilirsiniz ama umarım bir gün yaptığımız hataların her şeyi yok edeceğinin farkına varırız. gezegen tehlikede değil. biz tehlikedeyiz.''

`mülevves döngü`! başkalaşımın sadece insan yarına ve zararcı tahripkar mekanikliğine karşın işlemesi. insansız bir evre diye üzerinde duruyorum. nihilismus kendi başına bir hiçe karşıdır. yoktur! öyleyse, onun için bir dil veya dünya canlılığı taşıyacak etkenler, oluşumlar evrensellik yoktur onun adına. nitekim hep yeniledim: (insansızlaşmayı yutacak bir kırılma anı, ekosistem veya bizsiz oluşumun anlamsızlığı kendiliğindenliğini sağlayacaktır.) ta ki hiçbir dünya hayatı boyunca, bizden dahası hiçten ve doğmadan önceki evreden, bizlerden bir şey kalmayana denk.

[insanlık kendi iradesiyle varlığını sona erdirmelidir. - peter wessel zapffe]

amma heyhat! kötümser de yoktur. o da gizlediği ağlamalarıyla daha da sonuna hazırlanır. biz sefilmiyiz? ucubeleştik mı? teknoloji-tanrım mı? nedensellik oluşmaması gereken evre bir bükülme kırılma. bunu okuyacak gözlerin beyninde korku mu var? kendine ağlayıp sonsuz saygı mı sunuyor gene kendine. evren bu ölümcül bedene ait değil. bir gün ölümsüzlüğü harmanlayıp sunanlar olacak, bizim yokluk aklımız orada olmayacağından, hiçbir şey yerimizi alacak. ne eser, ne de en hiç olmuş dünya reddiyecileri. işte bu yüzdendir ki; fiiliyattımı deşip sefaletin hükmünden kendimi azade edene kadar içkin bir benzeşmenin kesinliğini biliyorum. bilmiyorum lafı dünyayı onaylıyor. kendimi öldürebilirsem tüm bunlar tamamlanacaktır. onunda ana-baba dışında kimsesi yoktu. benimde yok. bekliyorum onun iskeletleşmiş kafatası sızıyor yer küreden kafama.

mösyö albert caraco'nun yolu çok kaim ve var olmayan `bodhisivatta`'ların yolunu izlemiştir. ölüme yönelik düş kırıntıları, ve yaşanamaz bu sefil halimden/halimizden ve sefaletin dindirilemez aymazlığından, ancak bu düşün beyinlerinden çıkmış trajik uyanış gelir aniden bedeni yok etmeyi yeğlemek.
ben dünyaya gelmeyi vahşete tanık olma ve ilk adım olarak tanımlayacağım: ağzı açık bir kafatasını görüp, sonunda o olacağını bilen bir insan formu -yaşama kavuşmayı dahi istemez idi! biz ister miyiz? bencillik diyelim; kendi insani bir güdüsünü tamamlayacak bir varlık olmaması dışında, bir şeyi de kabul de etmek istemez. hiçbir önerme ve insani düsturun da yerini dolduramaz gibi görünür... tam tersidir, bunların hiçbir ehemmiyeti yoktur sadece uyuklayıp dururuz! bugün dünyaya çocuk getiren, hiçliğini de -zilletiyle beraber dünyaya bırakıyor.
bizler azız. kırarsak ürkünç korkuyu, izdeşi olacağımız bu adam olacak. bizi yok sayanlar olacaktır, onların kıvrak gibi görünen nöronları kibarlıkla en aşağılık noktada olsa bile serin sakinlikle kendi ölümümüze doğru yoğunlaşmalıyız.
hastalık bir beyin mi? dünyanın kendisi nerede bu evrede? sen nerede ben denilenen çarpık yanılsamanın baş tacı nesnellik ve yitik entropi nerede? kökten reddiyeciler benim denktaşım. bu kopuk anda biyolojik külfetin zehirli yaşamında, birinden sonra çok ani bir ölümü onun kucaklaştığı gibi yeğliyorum.

u.g. krishnamurti: ''illüzyonun bitmesi senin bitişindir. ölüm budur.''

paralellik ile iç içe geçmiş sadece cins ölümleri farklı onun ailesinde. bu kadar ortak sefil bedenimizden ayrılacağımız için ve hâlâ çiplenmeden onlar takılmadan, ölmek bir lütuf olacaktır.
tekrar aksi adam `u.g. krishnamurti` değimiyle;
''farkındalık kazanmak kendini keşfetmektir, kendini keşfetmek ise keşfedecek bir kendinin var olmadığını keşfetmektir. bunu anlamak o kadar şoke edici olacaktır ki, vücudunuzdaki her bir sinir ucunu, her bir hücrenizi, kemiklerinizin iliğindeki hücreleri bile infilak ettirecektir.''

dolayısıyla avut kendini geç -hepsi avunma olmaktan öteye özel bir şey değil. terennüm edip dur!
''iki aykırı yazanın yazdığına bak! kendinle kıyasla, ötele intiharını'' ağlaklıkla romantize edilen; 'ölüm lafına kucak aç' burada teselli ancak bu kadardır.

(kanımda devinen hücrelerin aktığı kandan bile tiksinen biriyim. bu zamana kadar döllenip, bu dünya vahşetine atılmak; her bireyin bu görüşü yani antinatalist görüşü, tahakkuk etmesi zaten beklenemez. çok kötümser veya iyimserliğe bile varmayan görüştür. var olmamanın gizemli bir yanı olmadığını en aptal kafa bile bir yerinden tutup sindirir.)
beyne yapışıp kaldıkça beynin fonksiyonlarının sonlanmasıyla bir yere gitme 'arzusunu' içeriyor. ama çok yetersiz bir arzu. bu gibi çıkışı olmayan girdap sorgucu ve kendinle konuşma dünyada aşılamıyor. `entropi` içine hapis olacak beden ilk solukta basıyor zırlamayı, ve mağlubiyetin kapısı dünyaya iniyor. öyle ührevi manada süslü evren emareleri yaratarak değil. istenmemesi gereken bir yere zorlana atılan bir canlılık bu olsa gerek. insan olarak doğmak kabul edilemez.

en komplike sorulardan ve çocuksu merakların bir an önce bulunması ve zincirlendiğimiz dünyada bu eziklik halinin ortadan kaldırılma onu bildikten sonraki evreye geçilmeye götürülmek isteniyor. disütopik serzenişler milyarlarca sayfa kat etti ve hale no answer!!!

yok `mokşa`sından gireriz yok benim gibi dünyaya gelmeyi ezeli nedamet: `dukkha`sı olarak göreceklere kadar varır ve bunlar çok azdır. ilk tohuma kaos deyip besleyenler bugünün tekno-yaratımlı insanına kadar getirdiler.
ah! çivili yatakta dünyadan vazgeçen adamlar bugün aynı soruyu iphone tablete bakarak ön kamerasında kendini görerek iç içe geçmiş labirentimsi yanılsamanın medyatik haline kadar sürüklüyor.

[iki şey kabul edilemez: doğum ve ölüm. onları istemedim ve kabul etmiyorum.
`eugene ionesco` , un homme en soru , 1979]

(`bu bedenlerden olmadan`, bu dünyada oluşmadan önceki halimiz diye tasarladığımız karanlık-dışı çünkü karanlığı bu dünyada algıladık, bir gün nereden indiğimiz dnalara işlenecek mi? o zaman doğmadan önceki karanlığımız soluk kalacaktır. her daim ayrılıp ayrılıp yeniden karma yaratımına kapı açmak isteyenlerden olacaksak, dünya-dışı ölüme muhtaç olacağız.)

heideggerian terminology üslubuyla, - keiji nishitani şöyle der;
''ölüm durumunda, uzak bir gelecekte bizi bekleyen bir değil, daha doğduğumuz an dünyaya kendimizle birlikte getirdiğimiz bir şeyle karşı karşıyayızdır. yaşamımız her adımında ölüme toslar; bir ayağımız sürekli olarak ölüm vadisine saplıdır.

yaşamımız hiçlik uçurumunun eşiğinde sallantıda durur ve her an ona geri dönebilir.''

alyuvarlarımız çatladı. sinir doku hücrelerindeki devinimini parçalandı. meta-biyotik hâl kendini aştı ve ulaşılamaz oldu. biyokimyanın oyuncağı olan kanlara sahibiz. kanın metalsi tatması mı? uçuşuyor sadece.
artaud 'un organsız bedeni, bu ikilemsiz devamlılığı devalarak kaybolan kansız imge de, bunun üzerini kapatırdı sanıyorum.

yutaka haniya:
[insanın eyleme geçebileceği en bilinçli iki eylem vardır: intihar ve terkedilmiş üreme.] 1997

-
hiçlik, ölüm veya ardı arkası kesilmez -metaetik dışı biyolojik külfet. vb. bunlar affedilebilir ya da sonunda yoklukla serimlenebilir. ve bugünlerde bizlerin geviş getirdiği yüzeysellikle ortaya dökülen (doğumsa: asla affedilip kabul edilemez!)

[alaycı olmak iyidir - memnun bir kedi olmak daha iyidir - ve hiç var olmamak en iyisidir. evrensel intihar, dünyadaki en mantıklı şeydir - sadece ilkel korkaklığımız ve çocukça karanlık korkumuz nedeniyle reddediyoruz. h. p. lovecraft, nietzscheism and realism, 1921]

karıncanın üzerinde taşıdığı bitkin ağırlığı taşıyıp yuvasına götürmesi onun için bir sorun mudur? bir sineğin ya da havada soluk alıp verirken göremediğimiz; mikro ölçekli canlılar bu yaşamı kabul ederler miydi? bunlar sanı sanı! kıyaslanamazlık. evet bunun dışında kalıyoruz: onun içindir ki, hiçbir insan masumiyet doğurmaz. insansı varlığın bugün geldiği nokta, (yapay gübrelerle yaşamının kökünü kazımak.) çevre etiğini bugün biraz uyanmış bizler zaten masalsı benzetmeler diyoruz. buz adam otzi'nin son yemeği keçi yağı idi. biyolojik külfetin alt edilemez dayatmasının yanında bir de boyunduruluğu altında onu doyurmak! zorunluluk ve nesnel vahşet denen yer olmaksızın şöyle diyeceğim: (artaud'un orgasınsız imgesiyle yaşarım ama nasıl? bu evreni kabul etmeksizin.)

(yarın yok olsaydık, bu gezegende hiçbir organizma bizi özleyemezdi. doğada hiçbir şeyin bize ihtiyacı yoktur. - `thomas ligotti` insan ırkına karşı komplo: korkunun doğuşu (2010)

ekseriyetle nihil düşünceden geçenler: antinatalizm, `efilizm` , `anarko natalizm` felsefi kötümserlik geçebilir. ve onunla da kalmaz. `philipp mainlander` , `julius bahnsen`' den büyük boşlukçuların `form is emptiness emptiness is form` budist külliyata kadar vardırılabilir.

`anti everything` demek bir nihilist yaklaşımdır:
yaşamsızlığın doktrini uygulayanda, çokça plastik ya da atık çıkaracağına tüketeceğine, tek seferde onun içindeki dış etkenli biyokimyasal bir bileşenle, -yaşamını sonlandırması daha cazip olacaktır diyen bir yaşantısız görüş nihilizmdir.

''ben ve kafatasım gerçek anlamda hayat olmadığını ve gerçek anlamda ölüm olmadığını biliyoruz" - lieh tzu

`white pill` ucundan bir nihil görüşü temsilcisi gibidir. öyle ki 20.yy harap olmuş yıkık dökük yerleşkelerde kitap yazan birçok kafalar vardır. hayata ve evrene karşı nokta dahi bırakmayanların, anarko tutumlarla bir şeyin reddiyesini salık vermeğe bile yeltenmez. beyaz hap ezeli bir nötr-eleşti ön planda tutuyor. çat çat neyse ne! sonuç mu: getirisi hiçbir şey de değil. yer yer pek `negativist` ve gri bir dünya tasavvuru yapmak, aşırılıkçıya kaça realistlikten olabilir.
hayır! dünyaya karşı 'hayır çekmek' bir nevi intiharını kucaklamaya benziyor. nasıl ve nedenselliğin mühim olan kısmı örtüklüğüyle beraber siliniyor. bunların üzerine konuların zincirleme bağlantısı varmış gibi demenin bir olanağı da nerede duruyor?
anlamsızlık üzerinden anlam çıkarılan bir dünyada, kime ne söyleyecek olursak; sadece gürleyen duvarlara karşı alogerik iticilikle kendimizi geri çekmeye çalışmaktan başka bir şey gütmeyeceğiz. gezenin ve evrenin gri bir ihtişama bürünmesinin beyaz hap vb. düşün mirasında en ufak ehemmiyeti yok.

bir de bunun `nonexistent` yönü var kaldı ki onda bile, yutkunmaya vakit olmadığından; artık var olunmayacak bir var oluşu gerçekmiş gibi pazarlandığına göre, üstüne immortality'i birebir isteyenlerin, en son düşüneceği ve yadsıyacakları bir var olmama halini ölümle bir tutacaklardır. 21.yy neslinin ölümün içini çıkarması ve olmamışlığın hiçbir şey ifade etmemesi gibi. anlamızlığa tapınılan bu çağda var olmamak, tahammül/tahayyül edilmek zaten istenmiyor. bolca `ölümsüzlük arayışı`nın itici hızı bunu parçaladı.

ancak son olarak sarkastik sayıklamayı sonladırmadan, atık tesisleri süzülen biyoatıkları dönüştürüp gene kanımızın akış hızıyla bedene zerk edilip verilir. her yandan kirlilik akan biyolojik paradoksun mantık yönünden açık bir süzgeç bırakanlar, bilime yamayanlar da bu çirkinlik dolu bedenin gelişimin kokuşmuşluğuna ortak olurlar.
öldürülen böcek, biyosferden sızan ve damıtılan iğrençleşen mavilik, gece gündüzün hızlanan `solar system`'e good bye deme yönündeki yakıştırmalar. tüm bunların tasarımı hızın getirisiyle sürdürülüyor. yüzyıldan sonra doğanın soluklaşmasıyla sıra kozmik kirliliğin devamlılığı yönünde işleyecektir.

nihlizm '`izm` eklerinde tanımı olmayan böyle içkin bir yazıyı dahi hak etmeyen kendi başına bir hiç.
tumturak ilerlemekte olan yitik insanlığın arta-kalacak bir mirası kalırsa eğer ki; en son yapmaktan da sakınacağı tek gayesi, (dünyayı kendi sessizliğine bırakmak olmalıdır.)
devamını gör...
"eğer tanrı ve günümüze kadar gelen tanrılar yoksa, iyi ve kötü, doğru ve yanlış yoksa, hiçbir anlam ve amaç yoksa: eğer doğal olarak değerli değerler yoksa; sonuçta haklı hiçbir adalet; temelde rasyonel hiçbir mantık, o zaman bilim, din, ırkçılık, felsefe, milliyetçilik, sanat, muhafazakarlık, nihilizm, liberalizm, sürrealizm, faşizm, çilecilik, eşitlikçilik, öznelcilik, elitizm, izmarasında seçim yapmak için aklı başında bir yol yoktur. eğer akıl nihai, keyfi olmayan insan biter ve hiçbir şey sonuçta daha önemli olarak değerlendirilebilir, o zaman özgürlük kölelik eşittir; zulüm iyilik eşittir; aşk nefrete eşittir; savaş barışa eşittir; haysiyet aşağılama eşittir; yıkım yaratılışa eşittir; hayat ölüme eşittir ve ölüm de yaşama eşittir. nihilizm, büyük değerlerimizin ve ideallerimizin nihai mantıksal sonucunu temsil eder, çünkü bu "değerlerin" gerçekte ne kadar değerli olduğunu öğrenmeden önce nihilizmi deneyimlememiz gerekir."
`mitchell heisman`, intihar notu
devamını gör...
[insanlık kendi iradesiyle varlığını sona erdirmelidir. - peter wessel zapffe]

amma heyhat! kötümser de yoktur. o da gizlediği ağlamalarıyla daha da sonuna hazırlanır. biz sefilmiyiz? ucubeleştik mı? teknoloji-tanrım mı? nedensellik oluşmaması gereken evre bir bükülme kırılma. bunu okuyacak gözlerin beyninde korku mu var? kendine ağlayıp sonsuz saygı mı sunuyor gene kendine. evren bu ölümcül bedene ait değil. bir gün ölümsüzlüğü harmanlayıp sunanlar olacak, bizim yokluk aklımız orada olmayacağından, hiçbir şey yerimizi alacak. ne eser, ne de en hiç olmuş dünya reddiyecileri. işte bu yüzdendir ki; fiiliyattımı deşip sefaletin hükmünden kendimi azade edene kadar içkin bir benzeşmenin kesinliğini biliyorum. bilmiyorum lafı dünyayı onaylıyor. kendimi öldürebilirsem tüm bunlar tamamlanacaktır. onunda ana-baba dışında kimsesi yoktu. benimde yok. bekliyorum onun iskeletleşmiş kafatası sızıyor yer küreden kafama.

mösyö `albert caraco`'nun yolu çok kaim ve var olmayan bodhisivatta'ların yolunu izlemiştir. ölüme yönelik düş kırıntıları, ve yaşanamaz bu sefil halimden/halimizden ve sefaletin dindirilemez aymazlığından, ancak bu düşün beyinlerinden çıkmış trajik uyanış gelir aniden bedeni yok etmeyi yeğlemek.
ben dünyaya gelmeyi vahşete tanık olma ve ilk adım olarak tanımlayacağım: ağzı açık bir kafatasını görüp, sonunda o olacağını bilen bir insan formu -yaşama kavuşmayı dahi istemez idi! biz ister miyiz? bencillik diyelim; kendi insani bir güdüsünü tamamlayacak bir varlık olmaması dışında, bir şeyi de kabul de etmek istemez. hiçbir önerme ve insani düsturun da yerini dolduramaz gibi görünür... tam tersidir, bunların hiçbir ehemmiyeti yoktur sadece uyuklayıp dururuz! bugün dünyaya çocuk getiren, hiçliğini de -zilletiyle beraber dünyaya bırakıyor.
bizler azız. kırarsak ürkünç korkuyu, izdeşi olacağımız bu adam olacak. bizi yok sayanlar olacaktır, onların kıvrak gibi görünen nöronları kibarlıkla en aşağılık noktada olsa bile serin sakinlikle kendi ölümümüze doğru yoğunlaşmalıyız.
hastalık bir beyin mi? dünyanın kendisi nerede bu evrede? sen nerede ben denilenen çarpık yanılsamanın baş tacı nesnellik ve yitik entropi nerede? kökten reddiyeciler benim denktaşım. bu kopuk anda biyolojik külfetin zehirli yaşamında, birinden sonra çok ani bir ölümü onun kucaklaştığı gibi yeğliyorum.

u.g. krishnamurti: ''illüzyonun bitmesi senin bitişindir. ölüm budur.''

paralellik ile iç içe geçmiş sadece cins ölümleri farklı onun ailesinde. bu kadar ortak sefil bedenimizden ayrılacağımız için ve hâlâ çiplenmeden onlar takılmadan, ölmek bir lütuf olacaktır.
tekrar aksi adam u.g. krishnamurti değimiyle;
''farkındalık kazanmak kendini keşfetmektir, kendini keşfetmek ise keşfedecek bir kendinin var olmadığını keşfetmektir. bunu anlamak o kadar şoke edici olacaktır ki, vücudunuzdaki her bir sinir ucunu, her bir hücrenizi, kemiklerinizin iliğindeki hücreleri bile infilak ettirecektir.''

dolayısıyla avut kendini geç -hepsi avunma olmaktan öteye özel bir şey değil. terennüm edip dur!
''iki aykırı yazanın yazdığına bak! kendinle kıyasla, ötele intiharını'' ağlaklıkla romantize edilen; 'ölüm lafına kucak aç' burada teselli ancak bu kadardır.

(kanımda devinen hücrelerin aktığı kandan bile tiksinen biriyim. bu zamana kadar döllenip, bu dünya vahşetine atılmak; her bireyin bu görüşü yani antinatalist görüşü, tahakkuk etmesi zaten beklenemez. çok kötümser veya iyimserliğe bile varmayan görüştür. var olmamanın gizemli bir yanı olmadığını en aptal kafa bile bir yerinden tutup sindirir.)
beyne yapışıp kaldıkça beynin fonksiyonlarının sonlanmasıyla bir yere gitme 'arzusunu' içeriyor. ama çok yetersiz bir arzu. bu gibi çıkışı olmayan girdap sorgucu ve kendinle konuşma dünyada aşılamıyor. entropi içine hapis olacak beden ilk solukta basıyor zırlamayı, ve mağlubiyetin kapısı dünyaya iniyor. öyle ührevi manada süslü evren emareleri yaratarak değil. istenmemesi gereken bir yere zorlana atılan bir canlılık bu olsa gerek. insan olarak doğmak kabul edilemez.

en komplike sorulardan ve çocuksu merakların bir an önce bulunması ve zincirlendiğimiz dünyada bu eziklik halinin ortadan kaldırılma onu bildikten sonraki evreye geçilmeye götürülmek isteniyor. disütopik serzenişler milyarlarca sayfa kat etti ve hale no answer!!!

yok mokşasından gireriz yok benim gibi dünyaya gelmeyi ezeli nedamet: dukkhası olarak göreceklere kadar varır ve bunlar çok azdır. ilk tohuma kaos deyip besleyenler bugünün tekno-yaratımlı insanına kadar getirdiler.
ah! çivili yatakta dünyadan vazgeçen adamlar bugün aynı soruyu iphone tablete bakarak ön kamerasında kendini görerek iç içe geçmiş labirentimsi yanılsamanın medyatik haline kadar sürüklüyor.

[iki şey kabul edilemez: doğum ve ölüm. onları istemedim ve kabul etmiyorum.
eugene ıonesco , un homme en soru , 1979]

(bu bedenlerden olmadan, bu dünyada oluşmadan önceki halimiz diye tasarladığımız karanlık-dışı çünkü karanlığı bu dünyada algıladık, bir gün nereden indiğimiz dnalara işlenecek mi? o zaman doğmadan önceki karanlığımız soluk kalacaktır. her daim ayrılıp ayrılıp yeniden karma yaratımına kapı açmak isteyenlerden olacaksak, dünya-dışı ölüme muhtaç olacağız.)

heideggerian terminology üslubuyla, - keiji nishitani şöyle der;
''ölüm durumunda, uzak bir gelecekte bizi bekleyen bir değil, daha doğduğumuz an dünyaya kendimizle birlikte getirdiğimiz bir şeyle karşı karşıyayızdır. yaşamımız her adımında ölüme toslar; bir ayağımız sürekli olarak ölüm vadisine saplıdır.

yaşamımız hiçlik uçurumunun eşiğinde sallantıda durur ve her an ona geri dönebilir.''

alyuvarlarımız çatladı. sinir doku hücrelerindeki devinimini parçalandı. meta-biyotik hâl kendini aştı ve ulaşılamaz oldu. biyokimyanın oyuncağı olan kanlara sahibiz. kanın metalsi tatması mı? uçuşuyor sadece.
`artaud` 'un organsız bedeni, bu ikilemsiz devamlılığı devalarak kaybolan kansız imge de, bunun üzerini kapatırdı sanıyorum.

yutaka haniya:
[insanın eyleme geçebileceği en bilinçli iki eylem vardır: intihar ve terkedilmiş üreme.] 1997

-
hiçlik, ölüm veya ardı arkası kesilmez -metaetik dışı biyolojik külfet. vb. bunlar affedilebilir ya da sonunda yoklukla serimlenebilir. ve bugünlerde bizlerin geviş getirdiği yüzeysellikle ortaya dökülen (doğumsa: asla affedilip kabul edilemez!)

[alaycı olmak iyidir - memnun bir kedi olmak daha iyidir - ve hiç var olmamak en iyisidir. evrensel intihar, dünyadaki en mantıklı şeydir - sadece ilkel korkaklığımız ve çocukça karanlık korkumuz nedeniyle reddediyoruz.h. p. lovecraft, nietzscheism and realism, 1921]

karıncanın üzerinde taşıdığı bitkin ağırlığı taşıyıp yuvasına götürmesi onun için bir sorun mudur? bir sineğin ya da havada soluk alıp verirken göremediğimiz; mikro ölçekli canlılar bu yaşamı kabul ederler miydi? bunlar sanı sanı! kıyaslanamazlık. evet bunun dışında kalıyoruz: onun içindir ki, hiçbir insan masumiyet doğurmaz. insansı varlığın bugün geldiği nokta, (yapay gübrelerle yaşamının kökünü kazımak.) çevre etiğini bugün biraz uyanmış bizler zaten masalsı benzetmeler diyoruz. buz adam otzi'nin son yemeği keçi yağı idi. biyolojik külfetin alt edilemez dayatmasının yanında bir de boyunduruluğu altında onu doyurmak! zorunluluk ve nesnel vahşet denen yer olmaksızın şöyle diyeceğim: (artaud'un orgasınsız imgesiyle yaşarım ama nasıl? bu evreni kabul etmeksizin.)

(yarın yok olsaydık, bu gezegende hiçbir organizma bizi özleyemezdi. doğada hiçbir şeyin bize ihtiyacı yoktur. - thomas ligotti insan ırkına karşı komplo: korkunun doğuşu (2010)

ekseriyetle nihil düşünceden geçenler: `antinatalizm`, `efilizm` , `anarko natalizm` felsefi kötümserlik geçebilir. ve onunla da kalmaz. `philipp mainlander` , `julius bahnsen`' den büyük boşlukçuların `form is emptiness emptiness is form`budist külliyata kadar vardırılabilir.

anti everything demek bir nihilist yaklaşımdır:
yaşamsızlığın doktrini uygulayanda, çokça plastik ya da atık çıkaracağına tüketeceğine, tek seferde onun içindeki dış etkenli biyokimyasal bir bileşenle, -yaşamını sonlandırması daha cazip olacaktır diyen bir yaşantısız görüş nihilizmdir.

''ben ve kafatasım gerçek anlamda hayat olmadığını ve gerçek anlamda ölüm olmadığını biliyoruz" - lieh tzu

`white pill` da ucundan bir nihil görüşü temsilcisi gibidir. öyle ki 20.yy harap olmuş yıkık dökük yerleşkelerde kitap yazan birçok kafalar vardır. hayata ve evrene karşı nokta dahi bırakmayanların, anarko tutumlarla bir şeyin reddiyesini salık vermeğe bile yeltenmez. beyaz hap ezeli bir nötr-eleşti ön planda tutuyor. çat çat neyse ne! sonuç mu: getirisi hiçbir şey de değil. yer yer pek `negativist` ve gri bir dünya tasavvuru yapmak, aşırılıkçıya kaça realistlikten olabilir.
hayır! dünyaya karşı 'hayır çekmek' bir nevi intiharını kucaklamaya benziyor. nasıl ve nedenselliğin mühim olan kısmı örtüklüğüyle beraber siliniyor. bunların üzerine konuların zincirleme bağlantısı varmış gibi demenin bir olanağı da nerede duruyor?
anlamsızlık üzerinden anlam çıkarılan bir dünyada, kime ne söyleyecek olursak; sadece gürleyen duvarlara karşı alogerik iticilikle kendimizi geri çekmeye çalışmaktan başka bir şey gütmeyeceğiz. gezenin ve evrenin gri bir ihtişama bürünmesinin beyaz hap vb. düşün mirasında en ufak ehemmiyeti yok.

bir de bunun `nonexistent` yönü var kaldı ki onda bile, yutkunmaya vakit olmadığından; artık var olunmayacak bir var oluşu gerçekmiş gibi pazarlandığına göre, üstüne immortality'i birebir isteyenlerin, en son düşüneceği ve yadsıyacakları bir var olmama halini ölümle bir tutacaklardır. 21.yy neslinin ölümün içini çıkarması ve olmamışlığın hiçbir şey ifade etmemesi gibi. anlamızlığa tapınılan bu çağda var olmamak, tahammül/tahayyül edilmek zaten istenmiyor. bolca ölümsüzlük arayışının itici hızı bunu parçaladı.

ancak son olarak sarkastik sayıklamayı sonladırmadan, atık tesisleri süzülen `biyoatıklar`ı dönüştürüp gene kanımızın akış hızıyla bedene zerk edilip verilir. her yandan kirlilik akan biyolojik paradoksun mantık yönünden açık bir süzgeç bırakanlar, bilime yamayanlar da bu çirkinlik dolu bedenin gelişimin kokuşmuşluğuna ortak olurlar.
öldürülen böcek, biyosferden sızan ve damıtılan iğrençleşen mavilik, gece gündüzün hızlanan `solar system`'e good bye deme yönündeki yakıştırmalar. tüm bunların tasarımı hızın getirisiyle sürdürülüyor. yüzyıldan sonra doğanın soluklaşmasıyla sıra kozmik kirliliğin devamlılığı yönünde işleyecektir.

nihlizm 'izm eklerinde tanımı olmayan böyle içkin bir yazıyı dahi hak etmeyen kendi başına bir hiç.
tumturak ilerlemekte olan yitik insanlığın arta-kalacak bir mirası kalırsa eğer ki; en son yapmaktan da sakınacağı tek gayesi, (dünyayı kendi sessizliğine bırakmak olmalıdır.)
devamını gör...
Bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

"nihilizm" ile benzer başlıklar

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.