1.
bir zed's dead baby ukdesi.
yarı megaloman yöneticilerden mi yoksa kullandıkları şirket bilgisayarlarının türkçeyi desteklememesinden mi dolayı bilmiyorum ama kelimenin tam anlamıyla "kırık bir türkçe" ile hayatını idame ettirenlerin dilidir.
büyük ihtimal; uzun yıllar yurtdışında bulunan bazı üst düzey yöneticilerin yerleşik konuşma kalıplarını terk edememeleriyle cümle içinde acemi photoshopu gibi ingilizce kelime kullanmalarıyla başladı her şey. yani aslında sorun bizde değil onlardaydı.
tabii üst düzey oldukları için kimse onlara "daha konuşmayı bilmiyorsun kıro!" demedi. zamanla bu durum ingilizce bilenlerin gizli gizli tasladığı bir üstünlük aracına dönüşmüş olabilir.
"bakın o kadar harikayım ve sizin öğrenemediğiniz dili o kadar iyi biliyorum ki artık ana dil yerine bunu benimsedim, türkçeyi konuşamaz oldum" imasına evrilmiş olabilir.
burada yine kimse bu zat-ı şahaneye "hele git önce düzgün konuşmayı öğren" dememiş. çok belli.
sonra sonra herkes yöneticisiyle yakınlık kurmak için toplantı "set etmeye", mailin "to'suna" bilmem kimi eklemeye, itiraz etmek yerine "charge" etmeye falan başlar oldu.
her şey bir yana, kendini nimetten sayan bazılarının ne kadar az kitap okuduğu belli olmuş oluyor. okusa böyle konuşmaz çünkü.
yarı megaloman yöneticilerden mi yoksa kullandıkları şirket bilgisayarlarının türkçeyi desteklememesinden mi dolayı bilmiyorum ama kelimenin tam anlamıyla "kırık bir türkçe" ile hayatını idame ettirenlerin dilidir.
büyük ihtimal; uzun yıllar yurtdışında bulunan bazı üst düzey yöneticilerin yerleşik konuşma kalıplarını terk edememeleriyle cümle içinde acemi photoshopu gibi ingilizce kelime kullanmalarıyla başladı her şey. yani aslında sorun bizde değil onlardaydı.
tabii üst düzey oldukları için kimse onlara "daha konuşmayı bilmiyorsun kıro!" demedi. zamanla bu durum ingilizce bilenlerin gizli gizli tasladığı bir üstünlük aracına dönüşmüş olabilir.
"bakın o kadar harikayım ve sizin öğrenemediğiniz dili o kadar iyi biliyorum ki artık ana dil yerine bunu benimsedim, türkçeyi konuşamaz oldum" imasına evrilmiş olabilir.
burada yine kimse bu zat-ı şahaneye "hele git önce düzgün konuşmayı öğren" dememiş. çok belli.
sonra sonra herkes yöneticisiyle yakınlık kurmak için toplantı "set etmeye", mailin "to'suna" bilmem kimi eklemeye, itiraz etmek yerine "charge" etmeye falan başlar oldu.
her şey bir yana, kendini nimetten sayan bazılarının ne kadar az kitap okuduğu belli olmuş oluyor. okusa böyle konuşmaz çünkü.
devamını gör...
2.
gülse birsel’in bu konuyla ilgili çok güzel bir konuşması var.
linkleyemedim saçmaladı klavye “gülse birsel uydurukça”yazarsanız çıkar.
linkleyemedim saçmaladı klavye “gülse birsel uydurukça”yazarsanız çıkar.
devamını gör...