1973 yılı oscar ödül törenine damgasını vuran apaçi kabilesine mensup hanımefendi.

ödül töreninin sunuculuğunu yapan liv ullmann ve roger moore, marlon brando'nun oscarı kazandığını açıkladığında sahneye küçük tüy çıktı. izleyiciler onun ödülü marlon brando adına kabul edeceğini düşünüyordu. küçüktüy ödülü eliyle hafifçe iterek. teşekkür konuşmasının yapılacağı cam kürsünün önüne geldi. 1 dakikadan fazla konuşamayacağını biliyordu ve şu konuşmayı yapmaya çalıştı;


marlon brando benden zaman darlığı nedeni ile şu anda sizinle paylaşamayacağım uzun bir konuşma yapmamı istedi ancak basınla paylaşmaktan memnuniyet duyacağım şey şu ki o ; çok üzülerek bu cömert ödülü kabul edemiyor. ve bunun sebebi de günümüz film endustrisinin.. beni affedin.. ve televizyonlardaki filmlerdeki yeniden çevrimlerde amerikan yerlilerine yaptıkları ve wounded knee’deki son olaylardır. bu akşam aranızda bulunamadığım için beni affedin. gelecekte kalplerimiz ve anlayışlarımızda sevgi ve cömertlikte bir araya geleceğiz. marlon brando adına sizlere teşekkür ediyorum.


gösteri sorumlusu howard koch, küçük tüy'ü sahneden indirmeye çalışmışsa da, küçük tüy bir kaç kelam edebilmiştir. sonrasında konuşma metni gazetelerden yayınlanmış ve halk konuşma metninin tamamına ulaşmıştır.

marlon brando sonrasında bu konuşma ile ilgili şunları söylemiştir;


onu orada istemediler. kendilerince haklı oldukları taraflar da var çünkü öyle özel bir gecenin o konuşma ile bölünmesini istemediler. çünkü tatları kaçacaktı. ama yine de büyük zorluklara karşı sacheen littlefeather kızılderiler adına ilgili bir iki söz söylemeyi başardı. bu hareketinden ötürü onunla gurur duyuyorum. o oscar ödülüne ne oldu bilmiyorum. belki akademi bana yollamıştır ama yolladıysa da nerede olduğunu bilmiyorum.


marlon brando'nun 1973 oscar ödülünü niye ret ettiğine dair açıklama metni de şudur;


“200 yıl boyunca toprağı, yaşamı, ailesi ve özgür olma hakkı için savaşan yerli halka şöyle dedik: ‘indir silahını arkadaş, gel beraber oturalım. indirirsen eğer silahını arkadaş, barıştan söz ederiz senle, anlaşırız senin hayrına.’

silahlarını indirdiklerinde ise onları katlettik biz. onlara yalan söyledik. onları topraklarından koparmak için kandırdık. onları açlığa mahkûm ettik, ki hiçbir zaman sadık kalmadığımız ve adına antlaşma dediğimiz o kağıtları zorla imzalasınlar. onları, yalnızca yaşamın anımsayabileceği kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. ve tarihi nasıl yorumlarsanız yorumlayın, ne kadar çarpıtırsanız çarpıtın: biz doğru davranmadık. ne adil davrandık ne de dürüst. onlara ne haklarını iade etmek zorundaydık ne de antlaşmalarımıza sadık kalmak.. çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gaspetme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu. onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.

fakat bu sapkınlığın ulaşamayacağı bir şey var, o da tarihin büyük hükmü. emin olun tarih bizi yargılayacaktır. ama umurumuzda mı? bu nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki, tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar taahhütlerimizi yerine getirdiğimizi haykırırız da, tarihin tüm sayfaları ve amerikan yerlilerinin son 100 yıl boyunca geçirdiği tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam tersini söyler.

görülen o ki, bu bizim ülkede ''komşunu sev'' ilkesi ve bu ilkeye saygı artık işlemez hâle gelmiş ve tüm yaptığımız, gücümüzle yapmayı başarabildiğimiz ancak ve ancak, dost da olsa düşman da, yeni doğan ülkelerin umutlarını yok edecek şekilde onlara bizim insancıl, uygar olmadığımızı ve sözümüzü tutmadığımızı göstermek olmuştur.

belki de şu anda kendi kendinize, ''hay aksi şimdi bunun akademi ödülleri ile ne ilgisi var canım!’ diyorsunuz. bu kadın burada ne arıyor, hem akşamımızı berbat etti, hem de bizi ilgilendirmeyen konularla yaşamlarımıza girdi, üstelik umurumuzda bile değil. zamanımızı ve paramızı harcadığı gibi bir de evlerimize istemeden girdi.''

sanırım bu sorulmamış soruların cevabı, sinema dünyasının da en az diğerleri kadar yerlileri küçük düşürmekle, onları vahşi, düşmanca ve kötü göstererek karakterleriyle alay etmekle sorumlu olmasında yatıyor. bu dünya, çocukların büyümesi için zaten yeteri kadar zor. yerli çocuğu televizyon izlerken film de izler ve soyunu filmlerde anlatıldığı gibi görünce o zihinlerin nasıl zedelendiğini bilmemiz mümkün değildir.

geçenlerde bu durumu düzeltecek birkaç sendeleyen adım atıldı, ancak çok az ve çok aksak.. öyle ki, bu mesleğin bir üyesi olarak, bir birleşik devletler yurttaşı olarak bu gece bu ödülü kabul etmek içimden gelsin. öyle düşünüyorum ki bu ülkede şu anda ödül almak ya da vermek, amerikan yerlilerinin durumları önemli oranda düzeltilmediği sürece uygun değildir.

eğer kardeşimizden sorumlu olamıyorsak en azından celladı olmayalım. bu gece doğrudan sizinle konuşuyor olabilirdim ancak yaralı diz’e gidip, ırmaklar aktıkça ve otlar büyüdükçe onursuz kalmaya devam edecek bir barışın kurulmasını engelleyebilmek için elimden gelen yardımı yapmakla daha yararlı olabileceğimi hissettim.

ümit ederim ki şu anda dinleyenler bunu kabalık olarak addetmez de, yaşayan hafızanın ötesinden beri yaşamlarını destekleyen bu toprakların üzerinde tüm insanların özgür ve bağımsız kalma hakkı olduğuna inandığımızı söylemeye hakkımız olup olmadığı gibi önemli bir konuda dikkati çekmek için yapılmış samimi bir çaba olarak görürler.

bayan littlefeather’a gösterdiğiniz incelik ve nezâket için teşekkür ederim. hepinize teşekkür ederim ve iyi geceler dilerim.


açıklama metninde de belirttiği üzere marlon brando, o esnada 6 gündür süren yaralı diz katliamını protesto gösterilerine katılmıştı. kızılderililer bölgedeki toprak işletmeleri birliği başkan’ı richard willson'ın görevini bırakmasını istiyordu. daha önce yüzlerce insanın katledildiği topraklarda, bu seferde doğa katlediliyor, bölge ranta peşkeş çekiliyordu. amerikan hükümeti kızılderililerle yaptığı antlaşmalara riayet etmiyordu. kızılderililerin tek isteği antlaşma şartlarına uyulması ve wilson'un görevi bırakmasıydı. gösteriler 71 gün sürdü. kızılderili iki gösterici öldü.

tüm bu kaos ortamının, ilginç ayrıntısı ise küçük tüy oldu. oscar tarihine geçti.

devamını gör...
tam da akademinin 50 yıl sonra dilediği özrün hemen arkasından ölüm haberi gelen kızılderili aktivist, şahane kadın.

“ben gittiğimde, gerçeği savunduğunuzda, benim sesimi, milletlerimizin ve halkımızın sesini canlı tutacağınızı her zaman hatırlayın. ben sacheen littlefeather olarak kalacağım. teşekkürler”

sacheen littlefeather'ın hayatı ve aktivizmi hakkında bir belgesel; “sacheen breaking the silence” 2021'de yayınlanmıştı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
akademi töreninde marlon brando yerine sahneye çıkıp ödülü reddetmesiyle bilinen sacheen littlefeather hayatını kaybetti.

akademi 50 yıl sonra ona özürlerini sunmuştu ve o da özrü kabul etmişti.

akademi başkanı david rubin, yaptığı açıklamada, "maruz kaldığınız suistimal yersiz ve haksızdı. yaşadığınız duygusal yük ve sektörümüzde kendi kariyerinizin maliyeti onarılamaz” diye yazdı.


www.ntv.com.tr/galeri/n-lif...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim