1.
doğrunun ortaya çılmasıyla nefrete dönüşebilecek davranış.
devamını gör...
2.
aciz insan işidir bırakın biri sizi sevecekse iyisiyle kötüsüyle sizi siz olduğunuz için sevsin.
t: abuk eylem.
t: abuk eylem.
devamını gör...
3.
o zaman siz değil yalanlarıniz sevilir.
doğru ve dürüst olun ki bir duvarın altında kalmaya siniz.
yoksa gün olur kendinizi tanıyamaz siniz.
doğru ve dürüst olun ki bir duvarın altında kalmaya siniz.
yoksa gün olur kendinizi tanıyamaz siniz.
devamını gör...
4.
türkiye'de her insanın hayatının bir noktasında yapmak zorunda kaldığı şey.
hatta sizin çaba göstermenize gerek yok.
girdiğiniz iş yerinde, arkadaş ortamında vs. default türk, müslüman ya da baskın siyasi görüş neyse ona mensup olarak görülüyorsunuz. aksi bir durum olduğu ortaya çıkarsa ordaki hayatınız kabusa döner ve sizi kamufle olmaya iten topluluk yine sizi yalancı çıkarır.
hatta sizin çaba göstermenize gerek yok.
girdiğiniz iş yerinde, arkadaş ortamında vs. default türk, müslüman ya da baskın siyasi görüş neyse ona mensup olarak görülüyorsunuz. aksi bir durum olduğu ortaya çıkarsa ordaki hayatınız kabusa döner ve sizi kamufle olmaya iten topluluk yine sizi yalancı çıkarır.
devamını gör...
5.
biri sizi sevecekse siz oldugunuz icin sevsin olmadiginiz biri icin sevilmeye hiç gerek yok zaten mutlu da etmez
devamını gör...
6.
bak yine başkası sevildi. sen değil, ben değil bir yalan sevildi. bir beden değil, bir ruh değil. yalan sözler sevildi.
devamını gör...
7.
üniversitede ev arkadaşım vardı. muharrem. sevdiği kızı bi saat görebilmek için 600 kilometre giderdi(izmir'e). bi saat görürdü çünkü kızın işten çıkıp sakat annesinin yanına gitmesi için bi saati vardı. cebinde bi yirmi lirası varsa bi gün daha kalır, ertesi sabah kız işe giderken bi saat daha görür, sonra akşama kadar istasyonda trenin gelmesini beklerdi.
aşıktı muharrem ama aşkına pek anlam veremezdim. taşradan büyük şehre yeni taşınmış, mutassıp bir ailenin arada kalmış oğluydu muharrem. babası inşaat işçisi, annesi yok. bi kardeşi askeri okulda intihar etmiş, diğeri henüz 5 yaşındaydı o zamanlar.
muharrem muhafazakar yetiştirilmiş, tertemiz bi insan. üniversite hayatı onu da değiştirdi. yeni yeni kitaplar okuyup yeni insanlarla tanışınca inandığı dinden soğudu. dinsiz olmaya karar verdiğini söyledi bi gün. tavrı, dürüstlüğü, saf kalbi hiç değişmedi ama. aşık olduğu kız da değişmedi. bi gün geç vakitte kız arkadaşımla beraber eve geldik. muharrem salonda, her zaman dizinde bilgisayar ile oturduğu koltukta bilgisayarsız oturuyordu. dizlerini karnına çekmiş, kafasını dizlerinin arasına gömmüş şekilde ağlıyordu sessiz sessiz. kız arkadaşım ağladığını anlamadı ama ben anladım. kızı odama gönderdim, oturdum muharrem'in yanına. anlat dedim anlattı.
aşık olduğu hatun kansere yakalanmış. çok konuşamadı zaten. sonra kız arkadaşımı evine bırakıp geri döndüm. yarım rakı vardı evde. dönerken de çiğköfte almıştım. muharrem o gün ilk defa alkol aldı, rakı içtik beraber.
mide kanseriymiş kız. kızın babası da yıllar önce terk etmiş aileyi. bi sakat anası var, bi ablası, bir de kız kardeşi. ablasıyla beraber çalışıp evi geçindiriyorlar. kız ailesine
söylememiş kanser olduğunu. zaten hemşireyim, kendim tedavi olurum hastanede demiş.
sana niye söyledi dedim, bilmiyorum dedi. ama desteğe ihtiyacı var, destek olmam lazım dedi. hak verdim.
kızcağız muharrem'i seviyor. ama aşık değil. aslında muharrem'i sevmiyor. muharrem'in ona olan sevgisini ve ilgisini seviyor. kız mertmiş ama. açık açık söylemişti bunu muharrem'e. gerçekten çok da güzel severdi bizim oğlan. gidip gelmeleri sıklaştırdı. kaçak sigara içmeye başladı, ev masrafını azalttı, okula yürüyerek gidip gelmeye başladı kısaca tırnağından arttırdığı paralarla izmir'e gitmeye başladı.
her gittiğinde daha kötü bi moralle dönüyordu muharrem.
kız günden güne eriyor dedi. zayıflamış biraz. psikolojisi bozulmuş. muharrem'i sürekli azarlıyormuş. e bizimki de perişan, babasından kardeşinden gizli gizli haftasonları çekip gidiyor bilmediği şehre. okulu da ara sıra asıyor, dersleri de kötü bu yüzden.
muharrem ile abi kardeş gibiydik. çok işini gördüm onun. keza o da benim. bi gün tertemiz elbiselerle asker gibi dikildi karşıma. aga dedi ben gidiyorum izmir'e. iyi git dedim. gözüyle valizi işaret etti. kocaman valiz hazırlamış. temelli gidiyorum dedi. zaten bu dönem bütün derslerden kalıcam, vizeler bombok. seneye tekrar okurum bu dönemi, belli. en iyisi kızın yanında olayım beş altı ay dedi. giderse dönmez biliyorum. altı ay diyo ama güzel iş bulsa temelli kalır veya tekrar sınava girer izmir'de boktan bi bölüm okur. ciğerini biliyorum muharrem'in.
dedim tren biletine bakiyim bi saat kaçta tren. bileti uzattığı gibi aldım yırttım. o gün küstü bana. ertesi sabah bütün ortak arkadaşlarımızı eve topladım. babamı aradım, muharremi çok severdi babam. para etmedi. üç gün kaldı, dördüncü gün gizli gizli gitmiş pezevenk.
ben de kızdım ona, bir ay aramadım sormadım. bi ay sonra izmir'e gittim ben de. aradım piçi dedim nerdesin. sesindeki özlemi çok iyi hissettim. alsancak garında kıbrıs şehitleri caddesine sora sora yürü dedi.
bi restoranda çalışıyordu. beyaz gömlek giymiş kısa kollu. antre izni istedi, yolun karşısında sigara içtik beraber.
geldiği zaman ikinci gün burayı bulmuş, komi olarak başlamış işe. bir hafta boyunca sadece bardak kurulayıp tuvalet temizlemiş. şimdi komiyim dedi.
ilk üç gün basmane'deki bok kokan hostellerde kalmış. o zamanlar suriyeliler yok oralarda ama ne kadar ayyaş varsa basmane'de takılır, biliyorum az çok.
parası bitince bi gün sokakta kalmış. sonra patrondan restoranda uyumak için izin istemiş. patron yok demiş. şef garsonu kafalamış, anahtarı kopyalatmış, restoranda kalmaya başlamış. ikinci gün patron kameradan görmüş bunu. acımış haline bi bekar evine yerleştirmiş, ilk ayın kirasını da maaşından düşmüş.
keyfin yerinde mi dedim.
keyfim yerinde. bir de o'nu görebilsem iyiydi dedi.
nasıl yani niye göremiyorsun dedim. sallamıyormuş kız bunu. günde otuz kere arıyorum, iki defa açıyor. onda da yok işim var yok anneme bakıyorum yok arkadaşım şehir dışından geldi.
bi yığın bahane dedi. iki günde bir gelirmiş restorana, muharrem de antre izni alır, onbeş dakika sigara içerken ayaküstü görüşürlermiş.
haftada 1 gün izni var o izin günlerinde de hastaneye gidermiş kızın yanına.
allah'tan bi gün iznim var dedi sigarasından bi nefes çekmeden önce. sonra dumanı üfledi. allah yok ki dedi gülerek. neyse uzatmayalım.
ben bir hafta kalacaktım izmir'de, kuzenim 9 eylül'de tıp okuyordu. muharrem'i de yanıma aldırdım, bir hafta kuzenimin evinde kaldık. sabah 11de işe gider, akşam 1de dönerdi.
beşinci gün mü ne muharrem'in izin günüydü, hastaneye gitti yine. ben de urla'da takılıyorum o gün. gam yok keder yok. muharrem'e de üzülüyorum ama kendimi yerden yere vuracak değilim, anam değil babam değil neticede.
akşamüstü pat bi telefon. aga nolur gel diyo ağlaya zırlaya. küfür ede ede kuzenle ben gittik bunun yanına. kordon'da banka oturmuş, o gün onu evde bulduğum pozisyonda ağlıyor. dedim karı öldü mü noldu lan.
bizimki, hemşirelerin odasında otururken birden şeytana uymuş. kızın çantasını karıştırmış. bak bu kullandığım ilaçlar dediği ilaçların ismini googlelatmış. ilacın kanserle falan alakası yok. sonra biyopsi raporu falan diye gösterdiği evrakların, hepsini almış. telefondan kuzenime gösteriyor doğru mu değil mi diye. neyse uzatmayalım. kuzenimin hocalarına falan gittik, kızın çalıştığı hastaneye gittik vs kuzenim sayesinde her şeyi öğrendik. kız hasta falan değil, bizim kerizi yiyor. bir de tesadüfen o şehir dışından çocukluk arkadaşım geldi dediği kişi yeni flört etmeye başladığı oğlanmış, onu öğrendik. şehir dışından falan da gelmemiş.
ilgi çekmek için, daha çok ilgisini görmek için kandırmış muharrem'i. muharrem bizle vedalaştı, valizini aldı kuzenimin evinden de ayrıldı. utanıyordu çünkü, onu ayıpladığımızı, dalga geçtiğimizi falan düşünüyordu.
sonra kızla ne konuştu ne etti hiç anlatmadı. boşver abi deyip durdu her zaman. muharrem bi daha kimseye güvenmedi. hiç yeni arkadaşı bile olmadı, sadece bizle takıldı. kene gibi yapıştım size derdi gülerek. ne bi arkadaş, ne bi sevgili, ne bi tek gecelik ilişki. hiçbir şey ya. sıfır... zaten becermesi de zordu zira karşı cinsle konuşmayı da unutmuştu. beceremiyordu muhabbet etmeyi.
okulum bitmeden ben başka bi yere gittim. arkamdan muharrem de bırakmış okulu. sekiz yıl hiç görüşmedik. geçenlerde tekrar iletişim kurduk. kız evlenmiş dedi. dedim olm napalım onu amg kaç senelik mesele. sende bi gelişme var mı dedim. nişanlanıyorum ben de bu hafta dedi. artık bilmiyorum doğru mu değil mi ama görücü usulü birini bulmuş halası. sosyal medya hesabı da yok, takip edemiyorum. umarım doğrudur.
mutluluğu en çok hak eden insandı. olmadı. yolu açık olsun.
velhasıl, sevilmek için yalan söyleyenin bacağına tüküreyim. iki yakası bi araya gelmesin.
aşıktı muharrem ama aşkına pek anlam veremezdim. taşradan büyük şehre yeni taşınmış, mutassıp bir ailenin arada kalmış oğluydu muharrem. babası inşaat işçisi, annesi yok. bi kardeşi askeri okulda intihar etmiş, diğeri henüz 5 yaşındaydı o zamanlar.
muharrem muhafazakar yetiştirilmiş, tertemiz bi insan. üniversite hayatı onu da değiştirdi. yeni yeni kitaplar okuyup yeni insanlarla tanışınca inandığı dinden soğudu. dinsiz olmaya karar verdiğini söyledi bi gün. tavrı, dürüstlüğü, saf kalbi hiç değişmedi ama. aşık olduğu kız da değişmedi. bi gün geç vakitte kız arkadaşımla beraber eve geldik. muharrem salonda, her zaman dizinde bilgisayar ile oturduğu koltukta bilgisayarsız oturuyordu. dizlerini karnına çekmiş, kafasını dizlerinin arasına gömmüş şekilde ağlıyordu sessiz sessiz. kız arkadaşım ağladığını anlamadı ama ben anladım. kızı odama gönderdim, oturdum muharrem'in yanına. anlat dedim anlattı.
aşık olduğu hatun kansere yakalanmış. çok konuşamadı zaten. sonra kız arkadaşımı evine bırakıp geri döndüm. yarım rakı vardı evde. dönerken de çiğköfte almıştım. muharrem o gün ilk defa alkol aldı, rakı içtik beraber.
mide kanseriymiş kız. kızın babası da yıllar önce terk etmiş aileyi. bi sakat anası var, bi ablası, bir de kız kardeşi. ablasıyla beraber çalışıp evi geçindiriyorlar. kız ailesine
söylememiş kanser olduğunu. zaten hemşireyim, kendim tedavi olurum hastanede demiş.
sana niye söyledi dedim, bilmiyorum dedi. ama desteğe ihtiyacı var, destek olmam lazım dedi. hak verdim.
kızcağız muharrem'i seviyor. ama aşık değil. aslında muharrem'i sevmiyor. muharrem'in ona olan sevgisini ve ilgisini seviyor. kız mertmiş ama. açık açık söylemişti bunu muharrem'e. gerçekten çok da güzel severdi bizim oğlan. gidip gelmeleri sıklaştırdı. kaçak sigara içmeye başladı, ev masrafını azalttı, okula yürüyerek gidip gelmeye başladı kısaca tırnağından arttırdığı paralarla izmir'e gitmeye başladı.
her gittiğinde daha kötü bi moralle dönüyordu muharrem.
kız günden güne eriyor dedi. zayıflamış biraz. psikolojisi bozulmuş. muharrem'i sürekli azarlıyormuş. e bizimki de perişan, babasından kardeşinden gizli gizli haftasonları çekip gidiyor bilmediği şehre. okulu da ara sıra asıyor, dersleri de kötü bu yüzden.
muharrem ile abi kardeş gibiydik. çok işini gördüm onun. keza o da benim. bi gün tertemiz elbiselerle asker gibi dikildi karşıma. aga dedi ben gidiyorum izmir'e. iyi git dedim. gözüyle valizi işaret etti. kocaman valiz hazırlamış. temelli gidiyorum dedi. zaten bu dönem bütün derslerden kalıcam, vizeler bombok. seneye tekrar okurum bu dönemi, belli. en iyisi kızın yanında olayım beş altı ay dedi. giderse dönmez biliyorum. altı ay diyo ama güzel iş bulsa temelli kalır veya tekrar sınava girer izmir'de boktan bi bölüm okur. ciğerini biliyorum muharrem'in.
dedim tren biletine bakiyim bi saat kaçta tren. bileti uzattığı gibi aldım yırttım. o gün küstü bana. ertesi sabah bütün ortak arkadaşlarımızı eve topladım. babamı aradım, muharremi çok severdi babam. para etmedi. üç gün kaldı, dördüncü gün gizli gizli gitmiş pezevenk.
ben de kızdım ona, bir ay aramadım sormadım. bi ay sonra izmir'e gittim ben de. aradım piçi dedim nerdesin. sesindeki özlemi çok iyi hissettim. alsancak garında kıbrıs şehitleri caddesine sora sora yürü dedi.
bi restoranda çalışıyordu. beyaz gömlek giymiş kısa kollu. antre izni istedi, yolun karşısında sigara içtik beraber.
geldiği zaman ikinci gün burayı bulmuş, komi olarak başlamış işe. bir hafta boyunca sadece bardak kurulayıp tuvalet temizlemiş. şimdi komiyim dedi.
ilk üç gün basmane'deki bok kokan hostellerde kalmış. o zamanlar suriyeliler yok oralarda ama ne kadar ayyaş varsa basmane'de takılır, biliyorum az çok.
parası bitince bi gün sokakta kalmış. sonra patrondan restoranda uyumak için izin istemiş. patron yok demiş. şef garsonu kafalamış, anahtarı kopyalatmış, restoranda kalmaya başlamış. ikinci gün patron kameradan görmüş bunu. acımış haline bi bekar evine yerleştirmiş, ilk ayın kirasını da maaşından düşmüş.
keyfin yerinde mi dedim.
keyfim yerinde. bir de o'nu görebilsem iyiydi dedi.
nasıl yani niye göremiyorsun dedim. sallamıyormuş kız bunu. günde otuz kere arıyorum, iki defa açıyor. onda da yok işim var yok anneme bakıyorum yok arkadaşım şehir dışından geldi.
bi yığın bahane dedi. iki günde bir gelirmiş restorana, muharrem de antre izni alır, onbeş dakika sigara içerken ayaküstü görüşürlermiş.
haftada 1 gün izni var o izin günlerinde de hastaneye gidermiş kızın yanına.
allah'tan bi gün iznim var dedi sigarasından bi nefes çekmeden önce. sonra dumanı üfledi. allah yok ki dedi gülerek. neyse uzatmayalım.
ben bir hafta kalacaktım izmir'de, kuzenim 9 eylül'de tıp okuyordu. muharrem'i de yanıma aldırdım, bir hafta kuzenimin evinde kaldık. sabah 11de işe gider, akşam 1de dönerdi.
beşinci gün mü ne muharrem'in izin günüydü, hastaneye gitti yine. ben de urla'da takılıyorum o gün. gam yok keder yok. muharrem'e de üzülüyorum ama kendimi yerden yere vuracak değilim, anam değil babam değil neticede.
akşamüstü pat bi telefon. aga nolur gel diyo ağlaya zırlaya. küfür ede ede kuzenle ben gittik bunun yanına. kordon'da banka oturmuş, o gün onu evde bulduğum pozisyonda ağlıyor. dedim karı öldü mü noldu lan.
bizimki, hemşirelerin odasında otururken birden şeytana uymuş. kızın çantasını karıştırmış. bak bu kullandığım ilaçlar dediği ilaçların ismini googlelatmış. ilacın kanserle falan alakası yok. sonra biyopsi raporu falan diye gösterdiği evrakların, hepsini almış. telefondan kuzenime gösteriyor doğru mu değil mi diye. neyse uzatmayalım. kuzenimin hocalarına falan gittik, kızın çalıştığı hastaneye gittik vs kuzenim sayesinde her şeyi öğrendik. kız hasta falan değil, bizim kerizi yiyor. bir de tesadüfen o şehir dışından çocukluk arkadaşım geldi dediği kişi yeni flört etmeye başladığı oğlanmış, onu öğrendik. şehir dışından falan da gelmemiş.
ilgi çekmek için, daha çok ilgisini görmek için kandırmış muharrem'i. muharrem bizle vedalaştı, valizini aldı kuzenimin evinden de ayrıldı. utanıyordu çünkü, onu ayıpladığımızı, dalga geçtiğimizi falan düşünüyordu.
sonra kızla ne konuştu ne etti hiç anlatmadı. boşver abi deyip durdu her zaman. muharrem bi daha kimseye güvenmedi. hiç yeni arkadaşı bile olmadı, sadece bizle takıldı. kene gibi yapıştım size derdi gülerek. ne bi arkadaş, ne bi sevgili, ne bi tek gecelik ilişki. hiçbir şey ya. sıfır... zaten becermesi de zordu zira karşı cinsle konuşmayı da unutmuştu. beceremiyordu muhabbet etmeyi.
okulum bitmeden ben başka bi yere gittim. arkamdan muharrem de bırakmış okulu. sekiz yıl hiç görüşmedik. geçenlerde tekrar iletişim kurduk. kız evlenmiş dedi. dedim olm napalım onu amg kaç senelik mesele. sende bi gelişme var mı dedim. nişanlanıyorum ben de bu hafta dedi. artık bilmiyorum doğru mu değil mi ama görücü usulü birini bulmuş halası. sosyal medya hesabı da yok, takip edemiyorum. umarım doğrudur.
mutluluğu en çok hak eden insandı. olmadı. yolu açık olsun.
velhasıl, sevilmek için yalan söyleyenin bacağına tüküreyim. iki yakası bi araya gelmesin.
devamını gör...
8.
bu durumun en çok görülen örneği "evet " demektir. bir nevi susarak yalan söylemektir.
hoşuna gitmeyen bir durum da olsa, terk edilme ve sevilmeme korkusuyla siner insan. açık açık istemiyorum dese sanki herkes bir anda yüz çevirecektir ondan.
ya da sırf arkadaşları birine düşman kesildi diye o da kesilir. "yapmayın haksızsınız" diyemez.
sevilmek için yalan söylemek sadece sözlerle değildir, sözsüz de mümkündür ve söyleyen kişi için çok acıdır.
sizi siz olduğunuz için sevecek bir kişi mutlaka olur. herkes sizi seviyorsa zaten ya sinmişsinizdir ya da çevreniz sizi sömürüyordur.
başkası olmayın kendiniz olun.
hoşuna gitmeyen bir durum da olsa, terk edilme ve sevilmeme korkusuyla siner insan. açık açık istemiyorum dese sanki herkes bir anda yüz çevirecektir ondan.
ya da sırf arkadaşları birine düşman kesildi diye o da kesilir. "yapmayın haksızsınız" diyemez.
sevilmek için yalan söylemek sadece sözlerle değildir, sözsüz de mümkündür ve söyleyen kişi için çok acıdır.
sizi siz olduğunuz için sevecek bir kişi mutlaka olur. herkes sizi seviyorsa zaten ya sinmişsinizdir ya da çevreniz sizi sömürüyordur.
başkası olmayın kendiniz olun.
devamını gör...
9.
kendine yapılacak kötülüklerden biri.. gerçek seni değil oluşturduğun seni seviyor...
devamını gör...
"sevilmek için yalan söylemek" ile benzer başlıklar
yalan söylemek
101