1.
avrupa'nın en kalabalık kavmi olan rus, bulgar, makedon, sırp, hırvat, boşnak, ukran, polonez/lehli, karadağlı, belarus/beyaz rus, rusin, slovak, sloven, çek, gorani gibileri kapsar.
slav, slovo kelimesinin köküdür. slovo kelime demektir. slovene ise anlaşılabilir dil konuşan insan demektir. o yüzden aynı dili konuşanlar manasında kendilerine böyle demişlerdir. slavlar kendileri haricindeki halkları ise nemets yani dilsizler olarak adlandırılmışlardır. slavların gözünde, kendi dillerini anlamayan herkes konuşamayan birer yabancıdır. nemet ise günümüz rusçasında alman demektir. bu da osmanlıcaya nemçe şeklinde geçmiştir.
son zamanlarda inceden inkar edilmeye çalışılsa da slav sözcüğü tarihte slave yani köle kelimesinin kaynağıdır. orta çağ'da doğu avrupa'dan islam ve latin dünyasına çok sayıda slav köle götürülmüş, özellikle venedikli, cenevizli tüccarlar slavları köle olarak satmışlardır. sonrasında osmanlı'da uzunca yıllar bu slav köle ticaretine devam etmiştir. bu yüzden latincede sclavus kelimesi önce slav demek iken sonra köle anlamına kaymıştır. aynı coğrafyadaki türkler, moğollar gibi atlı göçebeler aksine slavlar yerleşik köylülerdi. sığır besler, darı eker, balık tutar ve ormanda avcılık yaparlardı. bu yüzden ilk slavlar devletleşemediler, daha çok dağınık kömünarlar yaşadılar. bu da kolayca köylerinin yağmalanmasına, dört bir yana köle olarak satılmalarına ön ayak oldu. bir de bugünkü polonya-rusya hattı slavların merkezi gibi bilinir ama ilk slav kabileleri muhtemelen pripyat bataklıkları ve karpatların kuzeyinde, yani bugünkü ukrayna-belarus sınırlarında ortaya çıktılar. bu yüzden tarihçiler slavları bazen bataklık kavmi olarak da anmışlardır. ukrayna'nın kumlu kara toprağının değerli ve bereketli olması onları hep bu bölgede tutmuştur. bugün yapılan savaşın altında dahi bu toprakların bereketli ata toprakları olmasıyla ilintilidir.
çok enteresandır ilkcağda slavlar yoktur. anca 6. yüzyılda bizanslı tarihçi prokopios, tuna'nın kuzeyinde yaşayan gizemli bir halktan bahseder. bu kadar geç sahneye çıkmaları ve kısa sürede balkanlardan baltık kıyılarına yayılmaları, birçok tarihçiye göre ya büyük bir göç dalgasını ya da etnogenetik bir dönüşümün işaretidir.
batı slavları olan lehler, çekler ve slovaklar katoliktir ve latin alfabesi kullanırlar. doğu slavlar yani ruslar, ukranlar, belaruslar ise ortodokstur ve kiril alfabesi kullanırlar. bu fark, sadece dini değil, tüm tarih algılarını, batıya bakışlarını, hatta müzik ve mutfaklarını bile ayrıştırır. aynı soydan gelmelerine rağmen, bir lehli slav kimliğini ruslar ve ukranlar gibi benimsememiş hatta sarmatizm gibi akımlara dayanarak iskit-sarmat gibi irani kökleri olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmişlerdir, benzeri de hırvatlarda cermen köken iddia edecek şekilde gelişmiştir.
slavlar yazılı kültüre çok geç geçtiler. kiril alfabesini 9. yüzyılda bizans'tan gelen rahipler kiril ve metodius oluşturdu. ama ilk slav yazıtları glagolitik denen başka bir alfabeyle yazıldı, kiril alfabesi sonradan gelişti. bir de altın orda ve daha geniş türk-moğol hakimiyeti döneminden hiç haz etmez özellikle ruslar.
rusların türk düşmanlığının da garip bir tarihi vardır. 1453'te konstantinapolis düşünce, moskova kendini hristiyanlığın özellikle ortodoksluğun yeni merkezi ilan etti. işte bu ilan beraberinde ruslara bir tür ağalık kompleksi getirdi. sonra yunanlılar gibi, konstantinapolis'i geri alacağız kafasına girdiler. istanbul'un işgalinde bile rahat durmayıp ortodoks kilisesi dikmeye çalışmaları, ortodoks haklarını bahane göstererek işgali haklı çıkarma çabaları bu yüzdendir. yani o sıcak denizlere inme planları bir klişeden ziyade çok uzun dönemli bir plandır.
işin kötü tarafı tarihi yazılı olmayan biz türklerin tarihimizin bir kısmını rus kayıtlarından öğreniyoruz. kafalarına göre çarpıtmış, bir çok değerimizi hor görmüş, bütün devlet, yönetim modelini altın orda'dan almalarına rağmen komplekslerinden ötürü atlı göçebe kül türünü aşağılamaktan geri kalmamışlardır.
rus imparatorluğu'nun bugün bildiğimiz hali, batılı tarih kitaplarında avrupa'nın doğal bir genişlemesi gibi anlatılır ama işin gerçeği altın orda devleti olmadan rusların o noktaya kavuşması mümkün değildi. ruslar altın orda'dan neredeyse tüm devlet yapısını kopyalamalarına rağmen tarih yazımında türk-moğol dönemini karanlık asırlar diye küçümseyip üstünü örttüler. moskova knezliği, 14. yüzyılda altın orda için vergi toplayan küçük bir prenslik idi. altın orda yıkılana değin kendilerine çar gibi unvan bile veremediler. cengiz han'ın getirdiği yassa düzeni uzunca yıllar doğrudan moskova knezliği tarafından uygulandı. bugünkü rusya'nın merkeziyetçi vergi sistemi, valilik idaresi, hatta kolluk kuvvetleri modeli bile hala altın orda'dan mirastır. rus çarının tahta çıkma törenleri, hediyeler, biat ritüelleri yüzde yüz altın orda’nın tahta çıkma geleneklerinin birebir devamıdır. korkunç ivan'ın, oprichnina adını verdiği askeri teşkilat, cengiz han'ın keşik-havtul kraliyet muhafızları sisteminin kopyasıdır. teknik olarak divide et impera yani böl ve yönet sistemini de direkt tatarlardan almışlardır ama egoları olan bir halk oldukları için hiç kabul etmezler.
kiev knezliği olarak bilinen ilk büyük slav devleti bile 9. yüzyılda viking kökenli rurik hanedanı tarafından kurulmuştur. bu devletin merkezi bugünkü ukrayna'daydı, yani rusya’nın beşiği diye sunulan bu geçmiş aslında moskova değil kiev'dir. bu süreçte bir süre genişlemiş, doğudan türk-moğol akınları gelince parçalanmış ve kukla haline gelmişlerdir.
mitolojileri ise baltlar, traklar ve frigler ile birçok benzerlik taşıyan fakat finli-eston etkisinde kalmış varsayılan ortak bir proto-hint-avrupa dininin bir uzantısı olarak tanımlanır. slav (ve baltık) dini ve mitolojisi, diğer hint-avrupa kökenli geleneklere kıyasla daha muhafazakâr ve iddia edilen orijinal proto-hint-avrupa dinine daha yakın kabul edilir; çünkü slavların tarihi boyunca, diğer hint-avrupa kökenli dini kültürlerde olduğu gibi, entelektüel elitler tarafından yeniden işlenip geliştirilmek yerine halka ait bir din olarak kalmıştır. bu nedenle, slav dini diğer hint-avrupa inançlarını anlamak için paha biçilmezdir.
slav, slovo kelimesinin köküdür. slovo kelime demektir. slovene ise anlaşılabilir dil konuşan insan demektir. o yüzden aynı dili konuşanlar manasında kendilerine böyle demişlerdir. slavlar kendileri haricindeki halkları ise nemets yani dilsizler olarak adlandırılmışlardır. slavların gözünde, kendi dillerini anlamayan herkes konuşamayan birer yabancıdır. nemet ise günümüz rusçasında alman demektir. bu da osmanlıcaya nemçe şeklinde geçmiştir.
son zamanlarda inceden inkar edilmeye çalışılsa da slav sözcüğü tarihte slave yani köle kelimesinin kaynağıdır. orta çağ'da doğu avrupa'dan islam ve latin dünyasına çok sayıda slav köle götürülmüş, özellikle venedikli, cenevizli tüccarlar slavları köle olarak satmışlardır. sonrasında osmanlı'da uzunca yıllar bu slav köle ticaretine devam etmiştir. bu yüzden latincede sclavus kelimesi önce slav demek iken sonra köle anlamına kaymıştır. aynı coğrafyadaki türkler, moğollar gibi atlı göçebeler aksine slavlar yerleşik köylülerdi. sığır besler, darı eker, balık tutar ve ormanda avcılık yaparlardı. bu yüzden ilk slavlar devletleşemediler, daha çok dağınık kömünarlar yaşadılar. bu da kolayca köylerinin yağmalanmasına, dört bir yana köle olarak satılmalarına ön ayak oldu. bir de bugünkü polonya-rusya hattı slavların merkezi gibi bilinir ama ilk slav kabileleri muhtemelen pripyat bataklıkları ve karpatların kuzeyinde, yani bugünkü ukrayna-belarus sınırlarında ortaya çıktılar. bu yüzden tarihçiler slavları bazen bataklık kavmi olarak da anmışlardır. ukrayna'nın kumlu kara toprağının değerli ve bereketli olması onları hep bu bölgede tutmuştur. bugün yapılan savaşın altında dahi bu toprakların bereketli ata toprakları olmasıyla ilintilidir.
çok enteresandır ilkcağda slavlar yoktur. anca 6. yüzyılda bizanslı tarihçi prokopios, tuna'nın kuzeyinde yaşayan gizemli bir halktan bahseder. bu kadar geç sahneye çıkmaları ve kısa sürede balkanlardan baltık kıyılarına yayılmaları, birçok tarihçiye göre ya büyük bir göç dalgasını ya da etnogenetik bir dönüşümün işaretidir.
batı slavları olan lehler, çekler ve slovaklar katoliktir ve latin alfabesi kullanırlar. doğu slavlar yani ruslar, ukranlar, belaruslar ise ortodokstur ve kiril alfabesi kullanırlar. bu fark, sadece dini değil, tüm tarih algılarını, batıya bakışlarını, hatta müzik ve mutfaklarını bile ayrıştırır. aynı soydan gelmelerine rağmen, bir lehli slav kimliğini ruslar ve ukranlar gibi benimsememiş hatta sarmatizm gibi akımlara dayanarak iskit-sarmat gibi irani kökleri olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmişlerdir, benzeri de hırvatlarda cermen köken iddia edecek şekilde gelişmiştir.
slavlar yazılı kültüre çok geç geçtiler. kiril alfabesini 9. yüzyılda bizans'tan gelen rahipler kiril ve metodius oluşturdu. ama ilk slav yazıtları glagolitik denen başka bir alfabeyle yazıldı, kiril alfabesi sonradan gelişti. bir de altın orda ve daha geniş türk-moğol hakimiyeti döneminden hiç haz etmez özellikle ruslar.
rusların türk düşmanlığının da garip bir tarihi vardır. 1453'te konstantinapolis düşünce, moskova kendini hristiyanlığın özellikle ortodoksluğun yeni merkezi ilan etti. işte bu ilan beraberinde ruslara bir tür ağalık kompleksi getirdi. sonra yunanlılar gibi, konstantinapolis'i geri alacağız kafasına girdiler. istanbul'un işgalinde bile rahat durmayıp ortodoks kilisesi dikmeye çalışmaları, ortodoks haklarını bahane göstererek işgali haklı çıkarma çabaları bu yüzdendir. yani o sıcak denizlere inme planları bir klişeden ziyade çok uzun dönemli bir plandır.
işin kötü tarafı tarihi yazılı olmayan biz türklerin tarihimizin bir kısmını rus kayıtlarından öğreniyoruz. kafalarına göre çarpıtmış, bir çok değerimizi hor görmüş, bütün devlet, yönetim modelini altın orda'dan almalarına rağmen komplekslerinden ötürü atlı göçebe kül türünü aşağılamaktan geri kalmamışlardır.
rus imparatorluğu'nun bugün bildiğimiz hali, batılı tarih kitaplarında avrupa'nın doğal bir genişlemesi gibi anlatılır ama işin gerçeği altın orda devleti olmadan rusların o noktaya kavuşması mümkün değildi. ruslar altın orda'dan neredeyse tüm devlet yapısını kopyalamalarına rağmen tarih yazımında türk-moğol dönemini karanlık asırlar diye küçümseyip üstünü örttüler. moskova knezliği, 14. yüzyılda altın orda için vergi toplayan küçük bir prenslik idi. altın orda yıkılana değin kendilerine çar gibi unvan bile veremediler. cengiz han'ın getirdiği yassa düzeni uzunca yıllar doğrudan moskova knezliği tarafından uygulandı. bugünkü rusya'nın merkeziyetçi vergi sistemi, valilik idaresi, hatta kolluk kuvvetleri modeli bile hala altın orda'dan mirastır. rus çarının tahta çıkma törenleri, hediyeler, biat ritüelleri yüzde yüz altın orda’nın tahta çıkma geleneklerinin birebir devamıdır. korkunç ivan'ın, oprichnina adını verdiği askeri teşkilat, cengiz han'ın keşik-havtul kraliyet muhafızları sisteminin kopyasıdır. teknik olarak divide et impera yani böl ve yönet sistemini de direkt tatarlardan almışlardır ama egoları olan bir halk oldukları için hiç kabul etmezler.
kiev knezliği olarak bilinen ilk büyük slav devleti bile 9. yüzyılda viking kökenli rurik hanedanı tarafından kurulmuştur. bu devletin merkezi bugünkü ukrayna'daydı, yani rusya’nın beşiği diye sunulan bu geçmiş aslında moskova değil kiev'dir. bu süreçte bir süre genişlemiş, doğudan türk-moğol akınları gelince parçalanmış ve kukla haline gelmişlerdir.
mitolojileri ise baltlar, traklar ve frigler ile birçok benzerlik taşıyan fakat finli-eston etkisinde kalmış varsayılan ortak bir proto-hint-avrupa dininin bir uzantısı olarak tanımlanır. slav (ve baltık) dini ve mitolojisi, diğer hint-avrupa kökenli geleneklere kıyasla daha muhafazakâr ve iddia edilen orijinal proto-hint-avrupa dinine daha yakın kabul edilir; çünkü slavların tarihi boyunca, diğer hint-avrupa kökenli dini kültürlerde olduğu gibi, entelektüel elitler tarafından yeniden işlenip geliştirilmek yerine halka ait bir din olarak kalmıştır. bu nedenle, slav dini diğer hint-avrupa inançlarını anlamak için paha biçilmezdir.
devamını gör...
2.
türktür.
devamını gör...
3.
#3734219 @emre_1974tr yüzde iki yüz yirmi üç nokta on dört haklıdır.
devamını gör...
4.
yok ermenidir.
devamını gör...