solun küresel olarak neden işlevsiz ve başarısız kaldığı ve kitleleri neden ikna edemediğini anlamakla, sağ görüşün yükselişini anlamak birbirine yakın olgular. son otuz yıldaki siyasi ve ekonomik süreçte solun yaptıkları hatalı tercihlerden öte, kasıtlı hamleler gibiler.

1990'larda blair, clinton ve schröder gibi isimler "üçüncü yol" diye bir stratejiyle solu sınıf siyasetinden uzaklaştırdılar. sendikalar ve işçi sınıfıyla bağlarını zayıflatıp finans piyasalarıyla ve büyük sermayeyle daha samimi haller aldılar. piyasa ile kavga etmek yerine, uzlaşıp, elde edilen ne varsa sosyal yardımlarla dağıtmak gibi tavırları benimsediler. ancak uzlaşırken, solun şirazesini dağıtmaya başlıyorlardı. çünkü kaba tabirle ekonomik sistemi değiştirme iddiasından vazgeçildiği anda, hiçbir sol partinin sağ partilerden yapısal bir farkı kalmıyordu.

bu dağılmanın en sert yansıması 2008 finansal krizinde yaşandı. kriz patlak verdiğinde, iktidardaki demokratlar sistemi değiştirmek (en azından modifiye etmek) için tarihi bir fırsat yakalamıştı. ancak barack obama ve dönemin bakanları, krizi yaratan bankacıları cezalandırmak veya finansal sistemi kamulaştırmak gibi çözümler yerine, halkın vergileriyle bu kurumları kurtarmayı seçti. evini kaybeden milyonlarca insan, kendilerini temsil etmesi gerekenlerin, onları sokağa atan bankaları kurtarışını izledi. bu an özellikle abd'de sağın yükselişinin başlangıcı olabilir, çünkü halkın sola dair inancını bitirmemişse bile, öfke dolu kitlelerin sağ popülizmine yönelmesini tetiklediğini söylemek yanlış olmaz.

yunanistan'daki syriza dönemi ve alexis tsipras ismi ise solun aslında bu değişimi yapmak konusunda halkın onayı verilse dahi çaresiz kalabildiğini gösterdi. yunan halkı, ab'nin dayattığı kemer sıkma politikalarına referandumda %62 ile hayır dediğinde hükümete ekonomik savaşın tüm faturasına katlanmayı göze aldığı mesajını vermişti. tsipras ve ekibi, bu desteği arkasına alıp kreditörlere rest çekmek yerine, referandumun hemen ertesinde teslim bayrağını çekti ve eskisinden daha ağır şartları kabul etti. bu olay özellikle sol seçmene, liderler ne kadar radikal görünürse görünsün, iktidara geldiğinizde finansal elitlerin dediklerini yapacakları gerçeğini gösterdi.

ekonomik alanda önüne gelen fırsatları tepen sol, (çaresizlikten midir bilinmez) varlık nedenini korumak için rotayı tamamen kimlik siyasetine kırdı. gelir dağılımı adaletsizliği, barınma krizi veya güvencesiz çalışma koşulları gibi sorunlar artarken, sol siyasetin derdi sembolik kültürel çatışmalar oldu. evet, kültürel çatışmalar da problem lakin, ekonomik olarak ezilen ama kültürel kodları elitist sol ile uyuşmayan devasa kitlelerin, kendilerini dışlanmış hissetmelerine ve sağa kaymalarına neden oldu.

günümüzde ise sol komadan çıkamayan hasta gibi. kapitalizmin dönüştüğü yeni hali okuyamıyor. amazon, google, apple veya meta gibi yapıları hala 20. yüzyılın klasik markaları sanıyor ve "vergilendirme" ya da "regülasyon" ile bunları kontrol edebileceğini düşünüyor. oysa bu yapılar artık birer piyasa oyuncusu değil, kendi kurallarını koyan dijital derebeyliklere döndüler. üretim araçlarının yerini davranış kontrol araçlarının aldığı bu yeni düzene dair solun, "daha fazla vergi" dışında önerdiği, mülkiyet ilişkilerini değiştirecek hiçbir somut modeli yok denebilir. gelecek vizyonu sunamayan, sadece olan biteni eleştiren bir şikayet mekanizmasına dönüşmüş durumda.

tüm bu analizi türkiye'ye uyarlamaya çalışmak ise büyük bir zaman kaybı aslında. benzerlikler elbette var ama türkiye'de "sol" kavramının, yukarıda anlatılan sınıf siyaseti, sermaye-emek çelişkisi veya finansal sistem eleştirisiyle uzaktan yakından ilgisi yok denecek kadar az. türkiye'de sol olgusu, yaşam tarzı, laiklik hassasiyeti ve devletin kurucu değerlerine bağlılık üzerinden tanımlanıyor.

türkiye'de kendini solcu olarak tanımlayan ana akım partilerin ekonomi programlarını incelediğinizde, sağ partilerin neoliberal programlarından hiçbir farkı olmadığını görüyorsunuz aslında. özelleştirmelerle, taşeronlaşmayla veya finansal sistemin işleyişiyle ilgili yapısal bir itirazları yok. buradaki işçinin değeri kavgası kimsenin derdi değil, "kimin ne içtiği, kimin nasıl giyindiği" kavgası bizim kavgamız. chp'nin sağdan oy alabilmek için sağcılaşmaya çalışması veya sosyalist hareketlerin sadece belirli etnik-kültürel kimliklerin sözcülüğüne soyunması, türkiye'de solun evrensel anlamda bir "sol" olmadığının, sadece kültürel bir kampın adı olduğunun ispatı niteliğinde. dünyada sol, ideallerinden saptıkça tükenirken, türkiye'de o idealler siyasetin gündemine hiç girmedi.
devamını gör...
bu kadar uzun yazmaya gerek yok,

sol kapitalist sistemin üretim araçları ile üretim yapmak zorunda dolayısı ile de sol dan aldıkları ile güçlenen ve güncellenen kapitalizm değişmeyen sola karşı her zaman öndeydi zaten.

bunun üstüne solcuların katı ve gelişime kapalı olmalarını eklersek bitmeye mahkumdu ve azalarak dahası aptallaşarakta bitiyor.
devamını gör...
ayı kardeş sol, (kapitalist sistemin sandığınız) üretim araçlarının, gerçekte de kamuya ait olduğunu ve eşitsiz düzen ve sömürü yolu ile sermayenin kontrolüne geçirildiğini, bu nedenle kamulaştırılması gerektiğini savunur. yani üretim araçları kapitalist sistemin değil, gerçekte üreten emekçi gücün ve üretim sisteminin bir parçası ve bileşenidir. ve emek üretim ilişkisinin vazgeçilmez bileşenidir. emek/emekçi yani üreten olmasa üretim olmaz, ekonomi olmaz hayat olmaz. sol düşünce de, üretim araçları mülkiyetinin emek yönetim ve iktidarında olmasını savunan bir ekonomik sistemi savunmaktır.
şurada başarılmıştır, burada başarılamamıştır vb tartışmalar ayrı bir konu.
üretim araçlarının kamulaştırılmasını savunmayan hiç bir düşünce, gerçekte sol değildir. bu nedenle kapitalizme nefes aldırıp, sistemi ayakta tutabilmek için, emekten yana kitlelere kısmen iyileştirmeyi savunan sosyal çüzüm(cü) program ve odakları, sol(muş) diye kabul edip, danışıklı başarısızlarını, sol dünya görüşüne mal etmemek gerekir.
türkiye de sol diye chp, hatta perinçek veya benzerleri çizgisini bile sol sanma sayma yanlışı var. gerçek sol düşünce, tu kaka ve tehlikeli diye anılamıyor bile, kitlelerle buluşması yasak iken, hangi başarısızlığından, yetersizliğinden söz edilebilir. bu somut gerçekte kendini gerçek solcu görenlerin/sananların, hata ve zaaflarının payı da tabii ki var. ama bunu sol dünya görüşünün iflası vs diye anlamak/sunmak zavallıca bir kapitalist propagandadır. ve gördüğünüz üzre bu koşullarda bile newyorkta kaybediyor.
dünya görüşleri, kendi temel tezleri ve savundukları ile tartışılmalıdır. bilimsel ve dürüst davranış budur.
birilerinin kendi yarattığı çizdiği sollara(!), kendi yazdığı senaryolardaki final ve kader düşleri ile yetinmemek, onlara aldanmamak gerekir. can çekişen kapitalizmin giderek zorbalaşarak emek güçlerine saldırısı, lokal seçim başarıları(!) kof propagandadan ibarettir.
işte g20 zirvesi: kim küresel olarak başarısız kalmış.? kim küresel iflas/son korkusu yaşıyor..?işte çöken, çürüyen, kaybeden kapitalizm ve öncüsü abd.yi.. dünyanın 2/3'ü tınlamıyor bile..
sizce aptallığı savunmak hangisi..?
devamını gör...

iman eylemlerle kanıtlanır

kardeşlerim, birisi, "benim imanım var" deyip de sözünü eylemleriy­le kanıtlamazsa bu neye yarar? böyle bir iman onu kurtarabilir mi? eğer bir kardeş ya da kız kardeş çıplaksa, o gün için gerekli yiyecekten yoksunsa, bu kişilere sizlerden biri, "esenlikle gidin; ısınmanızı, doyurulmanızı dilerim" derse, ama bu arada onlara be­denleri için gereken yardımı sunmazsa, bu neye yarar?

eylemlerle kanıtlanmayan iman kendi başına ölüdür.


yakup'un mektubu, 2: 14-17

(bkz: postmodernizm)
(bkz: post-truth)
(bkz: boş yapmak)
devamını gör...
#3801964
poetika kardeş,

üretim araçlarını devletleştirse de kapitalist sistemden devşirdiği için sıkıntı başlıyor zaten iflas etme sebebi de bu.

üretim üretimdir nereden devşirdiğinin önemi yok üretimi verimlileştirmek kapitalistlerin işi henry ford olmasa bu gün bant denen şey yoktu üretimde mesela? gibi gibi.

zaten solun üretim tarafında sendika dan başka söyleyecek sözünün kalmaması da bundan. sen bir ülke de devrim yaptın üretim araçlarını devletleştirdin diyelim ya kapitalist düzen de işletmeye devam edeceksin ama adına sosyalizm diyeceksin (sscb de olduğu gibi) yada sıfırdan bir sistem kurup bunun üzerinden gideceksin ikincisi hiçbir zaman olamadı çünkü sosyalizmin üretimi nasıl devletleştireceğine dair bir fikri yok mevcut üzerinden mış gibi yapıyor.

mesela çin' i ele alalım olanlar ortada üretim de kapitalizmin peygamberi ama sorsan ortamlarda komünistiz dersin kim bilecek modundalar.

kaldı ki solun artık gelecek için de söyleyecek bir şeyi kalmadı solun neredeyse bütün iyi taraflarını kapitalizm aldı ve uyguladı. ancak işte 100 yıllık boş hamaset kaldı.

sol, sosyalizm,komünizm adına ne derseniz diyin fikren bitmiş bir ideolojiden başka bir şey değildir. aancak işte birilerinin elinde vicdan,siyasi veya şov için kullanılır geçerliliği kalmamıştır.
devamını gör...

keir starmer'ın britanya'daki tecavüz cihadı skandalının kapsamlı soruşturulmasını ve yaşananların şeffaflığını engellemesi gibi, norveç'in işçi partili başbakanı jonas gahr støre; birçok yetkilinin (diplomatlar, eski dışişleri bakanı brende) epstein dosyalarında şüpheli bağlantıları, kredileri ve e-postaları ortaya çıkmasına rağmen dışişleri bakanlığı hakkında bağımsız bir soruşturma başlatmayı reddediyor.

işçi partileriyle ilgili bir şey var. sadece söylüyorum.



rebecca mistereggen
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"solun küresel iflası" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim