1.
soul &funk; bünyesinde kilise müziği(siyahi tarzı gospel) blues jazz ve r&b barındıran bir afro amerikalı müzik tarzıdır. vokal ağırlıklı olan soul müzik, içerik olarak beste zenginliğine sahiptir. tek düze ve sürekli kendini tekrar eden bir şekilde değil jazz gibi parça sonuna kadar sololar ile değişim içindedir.
soul ve funk müziğin üstadı james brown dır.
soul ve funk müziğin üstadı james brown dır.
devamını gör...
2.
soul muzigin yaraticisi ray charles olarak gorulebilir. 1950'lerde, ray charles'in rythm and blues, blues ve gospel'i karistirarak besteledigi sarkilar, soul'un oncusu kabul edilir.
devamını gör...
3.
belki de ilk ve en büyük etkiye sahip örneklerinden biri, ahmet ertegün'ün desteğiyle ray charles'ın çıkardığı i got a woman albümü olan, kilise (gospel) müziğine sürekli halde blues vuruşları eklendiğinde oluşan leziz karışım.
devamını gör...
4.
tutkulu bir soul dinleyicisi olarak ilgilenenler için türü temsil eden sayısız güzel şarkıyı atıp onların neden güzel olduğunu ayrıca soulun neden mutlaka hayatınızda bulunması gereken bir tür olduğunu detaylı ve saatlerce konuşabilme potansiyeline sahip olduğunu belirtmek istedim.
devamını gör...
5.
harika bir türdür. çok üzülüyorum şu türlere yetişememiş olmama. kara ırkın icadı hiphop dünyayı kasıp kavururken bu insanların amerikan tv'lerinde ilk kez görünürlük kazanmayı başarmalarına önayak olan türlerden biriydi soul. whatcha see is whatcha get diyerek çıktı sahneye dramatics ve aretha franklin'in cenazesinde binler vardı çünkü bir ırkın makus talihini kırmak bu insanların çabalarıyla mümkün olmuştu.
dört yüz yıl!! dört koca yüzyıllık insanlık ayıbının son dönemi ve sahneye çıkan siyahi müzisyenler. üstelik muhteşem bir müzikalite ile. pek çok türü harmanlayan bir müziktir soul. adı gibi ruhu vardır diyebiliriz. blues esintilerine eklenen dinamik ritmler ve gospel havası. güçlendirilmiş synth dolu leadler ve her saniyesine çalışılmış armoniler. bir müzik türünden ne beklenirse o vardı işte. üstelik bu yorgun topluluk acılarından bahsedip sempati kazanmayı beklemiyordu müziğinde. hayatı, sevmeyi ve insanın uzun yolculuğunu anlatıyorlardı. syl johnson geçti sonra yüksek kaldırımların üzerinden. idris muhammad ona eşlik ediyordu.
resmen yıldızlar geçidiydi bu türün tepede olduğu kısa dönem. hiçbir türü bu kadar samimi bulmadım ben sonraları. bu kadar çok heyecanlanmamın nedeni budur anlatırken. hoş çok zengin bir tür olmasının da payı var tabi. başkası ne düşünür bilmiyorum fakat ben kilise müziğini çok severim. sunday service çıktığında benim için özellikle kurulmuş bir grup gibi kabul etmiştim kendilerini. sanki beni tanıyan birinin bana vermek istediği bir hediye gibiydi. o denli severim. the wire ve true detective'deki kilise sahnelerini başa alır alır o şarkılara eşlik ederim çünkü niteliklidir o parçalar. içeriğinde melodik çeşitlilik barındırırlar. işte soul müzik o tınıları döneminin güçlü gitar leadleri ve insanların uzaya ilgi duymasıyla ortaya çıkan synthlarla birleştirmeyi akıl edebilmişti. tıpkı mary shelly'nin frankenstein'ı yazdığı dönem insanlığın insan bedenini salt bir nesne olarak ele alıp sonunda bilimsel olarak incelemeye cüret ettiği dönem gibi. insanlığın merakları ürettikleri sanat eserlerini dönüştürmüştü. mary shelly'e frankenstein'ı yazdıran merak dramatics'e synthwave dediğimiz türe kaynaklık eden şarkıları bestelettirmişti.
bu etkileşim beni heyecanlandırıyor. bu yüzdendir ki soul müziğin gerçekten döneminin ruhunu yansıttığını düşünürüm ben. 70'ler bir çırpıda geçtiğinde 80'lere uzanan o serüven 20.yüzyılın en şahane eserlerini doğurmuştu. michael jackson'a kadar uzanan bir harika kuşaktan bahsediyorum. hak verirsiniz ki bir ruh aranacaksa eğer müzikte soul ön sıralara yazılmalıdır bu yüzden.
ve kapanışı en başta bahsettiğimiz dramatics yapsın o halde.
dört yüz yıl!! dört koca yüzyıllık insanlık ayıbının son dönemi ve sahneye çıkan siyahi müzisyenler. üstelik muhteşem bir müzikalite ile. pek çok türü harmanlayan bir müziktir soul. adı gibi ruhu vardır diyebiliriz. blues esintilerine eklenen dinamik ritmler ve gospel havası. güçlendirilmiş synth dolu leadler ve her saniyesine çalışılmış armoniler. bir müzik türünden ne beklenirse o vardı işte. üstelik bu yorgun topluluk acılarından bahsedip sempati kazanmayı beklemiyordu müziğinde. hayatı, sevmeyi ve insanın uzun yolculuğunu anlatıyorlardı. syl johnson geçti sonra yüksek kaldırımların üzerinden. idris muhammad ona eşlik ediyordu.
resmen yıldızlar geçidiydi bu türün tepede olduğu kısa dönem. hiçbir türü bu kadar samimi bulmadım ben sonraları. bu kadar çok heyecanlanmamın nedeni budur anlatırken. hoş çok zengin bir tür olmasının da payı var tabi. başkası ne düşünür bilmiyorum fakat ben kilise müziğini çok severim. sunday service çıktığında benim için özellikle kurulmuş bir grup gibi kabul etmiştim kendilerini. sanki beni tanıyan birinin bana vermek istediği bir hediye gibiydi. o denli severim. the wire ve true detective'deki kilise sahnelerini başa alır alır o şarkılara eşlik ederim çünkü niteliklidir o parçalar. içeriğinde melodik çeşitlilik barındırırlar. işte soul müzik o tınıları döneminin güçlü gitar leadleri ve insanların uzaya ilgi duymasıyla ortaya çıkan synthlarla birleştirmeyi akıl edebilmişti. tıpkı mary shelly'nin frankenstein'ı yazdığı dönem insanlığın insan bedenini salt bir nesne olarak ele alıp sonunda bilimsel olarak incelemeye cüret ettiği dönem gibi. insanlığın merakları ürettikleri sanat eserlerini dönüştürmüştü. mary shelly'e frankenstein'ı yazdıran merak dramatics'e synthwave dediğimiz türe kaynaklık eden şarkıları bestelettirmişti.
bu etkileşim beni heyecanlandırıyor. bu yüzdendir ki soul müziğin gerçekten döneminin ruhunu yansıttığını düşünürüm ben. 70'ler bir çırpıda geçtiğinde 80'lere uzanan o serüven 20.yüzyılın en şahane eserlerini doğurmuştu. michael jackson'a kadar uzanan bir harika kuşaktan bahsediyorum. hak verirsiniz ki bir ruh aranacaksa eğer müzikte soul ön sıralara yazılmalıdır bu yüzden.
ve kapanışı en başta bahsettiğimiz dramatics yapsın o halde.
devamını gör...
6.
devamını gör...