1.
green beret (u.s. army special forces) hakkında konuşulunca milletin aklına iki şey geliyor: 1) sakal 2) gece görüş 3) call of duty’de “press x” ile ipten kayma. gerçek hayatta ise green beret dediğin şey, amerikan ordusunun “kapıyı tekmeyle kıran” kolu değil; kapıyı ya içeriden açtıran ya da kapının yerine başka bir kapı koyan koludur.
ne yapıyor bu eşşoğulları?
green beret’in olayı “komando daha komando” olmak değil. asıl uzmanlık alanı insan. hedef ülkenin coğrafyası kadar, kabile dengesi, yerel siyaset, komşu istihbarat servisleri, sınır kaçakçılığı, para akışı, hatta “kim kimin eniştesi” bilgisi bile işin parçası. o yüzden bunlar “vur-kaç”tan çok kur-çalıştır-büyüt işine bakar.
en net çerçeveyle üç ana işi vardır:
unconventional warfare (uw): düzensiz/yerel unsurlarla çalışıp karşı tarafa maliyet bindirme, rejim/örgüt/ordu dengesini bozma.
foreign internal defense (fıd): müttefik bir ülkenin ordusunu/polisini eğitme, danışmanlık, kapasite artırma (yani “senin yerine savaşmayayım, seni savaştırayım”).
special reconnaissance / direct action (kısıtlı): evet gerektiğinde vurur da; ama green beret’in “vurma” kısmı genelde ana yemek değil, garnitür. kapıyı kırma işi daha çok başka ekiplerin hamallığı.
12 kişilik tim efsanesi ve neden gerçekten önemli?
green beret’in temel birimi çoğu zaman 12 kişilik bir oda (operational detachment alpha) olarak anlatılır. olay şu: bu ekip, “12 tane rambo” değil; 12 tane farklı uzmanlığın paketlenmiş halidir.
kaba taslak:
komutan/astkomutan: plan, ilişki, karar işlerini halleder.
silah uzmanları: yerel silahlar dahil her şeyi öğretme ve savaşın “nasıl”ını kurar.
mühendisler: patlayıcıdan saha tahkimatına, köprüden tahribata tahribattan el yapımı bombaya.
sağlıkçı: “ilk yardım” değil, sahada küçük hastane gibi çalışmak zorundadır.
haberleşme: asıl sihir burada; doğru zamanda doğru yere doğru bilgi/ateş/ikmal lojistik süreçlerini yönetir.
bu yapı şuna yarar: 12 kişi, bir bölgede bir tabur kadar etki üretebilir. çünkü amaç “sayısal üstünlük” değil, kaldıraç görevi görüp bir şeyleri tetiklemeye yarar.
nasıl seçilir bu itler?
green beret olmak “zaten askerdim bir de bere taktım” değil. ciddi bir seçim ve eğitim hattı var: dayanıklılık, stres altında karar, yön bulma, ekip uyumu, liderlik, yalnız kalınca dağılmama… yani “ben çok sertim” diyen değil, işi bitiren kalıyor.
bir de en kritik ayrım: green beret’in işi çoğu zaman üniformayla değil, “sahada” yürür. bu yüzden dil ve kültür yükü ağırdır entelektüel olmak zorundadır. . yerelde güven kurmadan hiçbir şey olmuyor. güven kurmak da “merhaba ben özgürlük getirdim” diye olmuyor; senin sahada verdiğin sözle, yaptığın işle, gösterdiğin disiplinle oluyor.
oyunlar sana çatışmayı satar; green beret’in gerçekliği ise çoğu zaman çatışmayı satın almaktır: zamanı satın alır, bilgi satın alır, sadakati satın alır, bazen de sadece “karşı tarafın hata yapmasını” satın alır.
sahada gerçek şu döngü işler:
çevreyi oku (kim kimdir, kim ne ister)
doğru yerel ortağı seç (en zor adım bu)
eğit + donat + organize et
küçük zaferler üret (psikoloji ve moral)
karşı tarafı refleks göstermeye zorla
o refleksi avantaja çevir
bu süreçte “kahramanlık” değil, mühendislik, pragmatist davranmak ve doğru strateji kazandırır.
green beret, popüler kültürde “gizli rejim indirme” etiketiyle dolaşıyor. insanlar da “amerika düğmeye bastı mı” diye heyecan arıyor. halbuki gerçek hayatta böyle işler, ortada video game arasahnesi yokken, çoğu zaman sıkıcı evrak + sıkıcı toplantı + çok sıkıcı bekleme şeklinde akar. işin “aksiyon” kısmı varsa bile, genelde son 5 dakikadır; geri kalan 500 gün hazırlıktır.
sosyalist rejimlere dair en büyük komedi şudur: “anti-emperyalizm” diye başlar, sonunda ülkeyi bir avuç aparatçik elitin çiftliği yapar. marx’ı okuyunca insan şunu görür: teoride “özgürleşme” anlatır, pratikte “merkezi güç” tapıncı üretmeye çok müsaittir. bireyi ezer, devleti kutsar; sonra o devlet bir de “devrim” kisvesiyle dokunulmaz olur. sonuç: halk adına konuşan embesillerle dolu bir zümre, halka rağmen yaşar.
abd’nin derdi özgürlük falan mı? safça. büyük güçlerin derdi çıkar. ama sosyalist romantizmin derdi de hakikat değil; o da kutsal hikâye. iki tarafın da elinde propaganda var. aradaki fark şu: bir taraf bunu profesyonelce yapar, diğer taraf bunu “yoldaşlık” diye duygusallaştırır.
benim temel refleksim atatürk milliyetçiliği: bağımsızlık, kurum, ordu, akıl. devleti ideoloji tarikatına çeviren her şeyden tiksinirim. ister “serbest piyasa cenneti” diye gelsin, ister “halk devrimi” diye. çünkü ikisi de sonunda aynı yere bağlanır: ülke, sloganla yönetilmez.
green beret’i anlamak için “rambo”yu değil, sabırla kurulan saha düzenini düşünmek lazım. bu adamlar çoğu zaman görünmez; çünkü görünür oldukları gün genelde iş zaten bitmiştir ya da yanlış gitmiştir. ne cia kahramandır ne devrim masum. sahada kahraman arayan, eninde sonunda birilerinin propaganda broşürüne dönüşür.
devlet akılla ayakta kalır, ordu disiplinle ayakta kalır.
ne yapıyor bu eşşoğulları?
green beret’in olayı “komando daha komando” olmak değil. asıl uzmanlık alanı insan. hedef ülkenin coğrafyası kadar, kabile dengesi, yerel siyaset, komşu istihbarat servisleri, sınır kaçakçılığı, para akışı, hatta “kim kimin eniştesi” bilgisi bile işin parçası. o yüzden bunlar “vur-kaç”tan çok kur-çalıştır-büyüt işine bakar.
en net çerçeveyle üç ana işi vardır:
unconventional warfare (uw): düzensiz/yerel unsurlarla çalışıp karşı tarafa maliyet bindirme, rejim/örgüt/ordu dengesini bozma.
foreign internal defense (fıd): müttefik bir ülkenin ordusunu/polisini eğitme, danışmanlık, kapasite artırma (yani “senin yerine savaşmayayım, seni savaştırayım”).
special reconnaissance / direct action (kısıtlı): evet gerektiğinde vurur da; ama green beret’in “vurma” kısmı genelde ana yemek değil, garnitür. kapıyı kırma işi daha çok başka ekiplerin hamallığı.
12 kişilik tim efsanesi ve neden gerçekten önemli?
green beret’in temel birimi çoğu zaman 12 kişilik bir oda (operational detachment alpha) olarak anlatılır. olay şu: bu ekip, “12 tane rambo” değil; 12 tane farklı uzmanlığın paketlenmiş halidir.
kaba taslak:
komutan/astkomutan: plan, ilişki, karar işlerini halleder.
silah uzmanları: yerel silahlar dahil her şeyi öğretme ve savaşın “nasıl”ını kurar.
mühendisler: patlayıcıdan saha tahkimatına, köprüden tahribata tahribattan el yapımı bombaya.
sağlıkçı: “ilk yardım” değil, sahada küçük hastane gibi çalışmak zorundadır.
haberleşme: asıl sihir burada; doğru zamanda doğru yere doğru bilgi/ateş/ikmal lojistik süreçlerini yönetir.
bu yapı şuna yarar: 12 kişi, bir bölgede bir tabur kadar etki üretebilir. çünkü amaç “sayısal üstünlük” değil, kaldıraç görevi görüp bir şeyleri tetiklemeye yarar.
nasıl seçilir bu itler?
green beret olmak “zaten askerdim bir de bere taktım” değil. ciddi bir seçim ve eğitim hattı var: dayanıklılık, stres altında karar, yön bulma, ekip uyumu, liderlik, yalnız kalınca dağılmama… yani “ben çok sertim” diyen değil, işi bitiren kalıyor.
bir de en kritik ayrım: green beret’in işi çoğu zaman üniformayla değil, “sahada” yürür. bu yüzden dil ve kültür yükü ağırdır entelektüel olmak zorundadır. . yerelde güven kurmadan hiçbir şey olmuyor. güven kurmak da “merhaba ben özgürlük getirdim” diye olmuyor; senin sahada verdiğin sözle, yaptığın işle, gösterdiğin disiplinle oluyor.
oyunlar sana çatışmayı satar; green beret’in gerçekliği ise çoğu zaman çatışmayı satın almaktır: zamanı satın alır, bilgi satın alır, sadakati satın alır, bazen de sadece “karşı tarafın hata yapmasını” satın alır.
sahada gerçek şu döngü işler:
çevreyi oku (kim kimdir, kim ne ister)
doğru yerel ortağı seç (en zor adım bu)
eğit + donat + organize et
küçük zaferler üret (psikoloji ve moral)
karşı tarafı refleks göstermeye zorla
o refleksi avantaja çevir
bu süreçte “kahramanlık” değil, mühendislik, pragmatist davranmak ve doğru strateji kazandırır.
green beret, popüler kültürde “gizli rejim indirme” etiketiyle dolaşıyor. insanlar da “amerika düğmeye bastı mı” diye heyecan arıyor. halbuki gerçek hayatta böyle işler, ortada video game arasahnesi yokken, çoğu zaman sıkıcı evrak + sıkıcı toplantı + çok sıkıcı bekleme şeklinde akar. işin “aksiyon” kısmı varsa bile, genelde son 5 dakikadır; geri kalan 500 gün hazırlıktır.
sosyalist rejimlere dair en büyük komedi şudur: “anti-emperyalizm” diye başlar, sonunda ülkeyi bir avuç aparatçik elitin çiftliği yapar. marx’ı okuyunca insan şunu görür: teoride “özgürleşme” anlatır, pratikte “merkezi güç” tapıncı üretmeye çok müsaittir. bireyi ezer, devleti kutsar; sonra o devlet bir de “devrim” kisvesiyle dokunulmaz olur. sonuç: halk adına konuşan embesillerle dolu bir zümre, halka rağmen yaşar.
abd’nin derdi özgürlük falan mı? safça. büyük güçlerin derdi çıkar. ama sosyalist romantizmin derdi de hakikat değil; o da kutsal hikâye. iki tarafın da elinde propaganda var. aradaki fark şu: bir taraf bunu profesyonelce yapar, diğer taraf bunu “yoldaşlık” diye duygusallaştırır.
benim temel refleksim atatürk milliyetçiliği: bağımsızlık, kurum, ordu, akıl. devleti ideoloji tarikatına çeviren her şeyden tiksinirim. ister “serbest piyasa cenneti” diye gelsin, ister “halk devrimi” diye. çünkü ikisi de sonunda aynı yere bağlanır: ülke, sloganla yönetilmez.
green beret’i anlamak için “rambo”yu değil, sabırla kurulan saha düzenini düşünmek lazım. bu adamlar çoğu zaman görünmez; çünkü görünür oldukları gün genelde iş zaten bitmiştir ya da yanlış gitmiştir. ne cia kahramandır ne devrim masum. sahada kahraman arayan, eninde sonunda birilerinin propaganda broşürüne dönüşür.
devlet akılla ayakta kalır, ordu disiplinle ayakta kalır.
devamını gör...
2.
sürekli reklam peşindeler. foto yayınlarlar, büyük güneş gözlüklü. body çalışmış.
halbuki (bkz: sas) pek resim yayınlamaz. genellikle iri değillerdir. kaynakçı gözlüğü gibi büyük güneş gözlükleri takmaz. sakallıdırlar.
halbuki (bkz: sas) pek resim yayınlamaz. genellikle iri değillerdir. kaynakçı gözlüğü gibi büyük güneş gözlükleri takmaz. sakallıdırlar.
devamını gör...
3.
yaa ne demezsiniz.. aynen..! her biri on rambo gücünde o abd özel kuvvetleri, tüzel kuvvetleri, gözel kuvvetleri yok mu.. filmlerde izlediğiniz ne ki...?
'annadılmaz' efenim.. dehşetengizlerdir yav..
onca silah, onca teknoloji, onca reklam ve propaganda...
vietnamın silahsız yoksul köylülerinden yedikleri zopanın travmasına dair belki bin film, kitap yapmışlar, halâ belleklerindedir.. dünyanın yetmişiki düvelinden parayla adam bulamasalar, mayışı bir gün gecikse hatta sakızı bitse cepheden tüymeye hazır birer cengaverdirler..
'annadılmaz' efenim.. dehşetengizlerdir yav..
onca silah, onca teknoloji, onca reklam ve propaganda...
vietnamın silahsız yoksul köylülerinden yedikleri zopanın travmasına dair belki bin film, kitap yapmışlar, halâ belleklerindedir.. dünyanın yetmişiki düvelinden parayla adam bulamasalar, mayışı bir gün gecikse hatta sakızı bitse cepheden tüymeye hazır birer cengaverdirler..
devamını gör...
4.
en büyük becerileri bir ülkeye sızma, yalan dolan propaganda, casusluk, psikolojik savaş* ile sonunda başkalarının savaştığı* fiziksel savaşlar çıkarıp ülkeleri zayıflatma, istikrarsızlaştıma ve yıkma gibi görünen abd(amerikan değil, amerika koca bir kıta) ordusunun özel kuvvetleri.
utanmadan bir de "baskı altında olanları özgürleştirme"(to free the oppressed) diye motto uydurmuşlar kendilerine. ikiyüzlü herifler. kendileri bir ülkeye sızıp orayı işgal edince özgürleştirmiş oluyorlar. ama o ülkenin sahipleri* buna karşılık verince terörist ilan ediliyor. george carlin büyük adamdı. buradan
yüzeysel yorumumu yaptıktan sonra başlığı açan yazara verdiği bilgilerden dolayı teşekkürler deyip kaçayım. düşmanımızı tanımak adına güzel bir başlık olmuş.
utanmadan bir de "baskı altında olanları özgürleştirme"(to free the oppressed) diye motto uydurmuşlar kendilerine. ikiyüzlü herifler. kendileri bir ülkeye sızıp orayı işgal edince özgürleştirmiş oluyorlar. ama o ülkenin sahipleri* buna karşılık verince terörist ilan ediliyor. george carlin büyük adamdı. buradan
yüzeysel yorumumu yaptıktan sonra başlığı açan yazara verdiği bilgilerden dolayı teşekkürler deyip kaçayım. düşmanımızı tanımak adına güzel bir başlık olmuş.
devamını gör...
5.
bunlardan daha elit olarak lanse edilen delta force gibi bunların da, gizliliğin yarattığı merak ve efsaneleştirme eğilimi ile fazla abartıldıkları kanaatindeyim.
insanlar özel kuvvet birimlerini bir nevi insanüstü asker gibi algılıyor, devletler de doğal olarak bu algı aleyhine bir tutum benimsemiyor. çünkü neden benimsesin?
abd’nin bu tür şeyleri psikolojik savaş ve kültürel propaganda unsuru olarak değerlendirdiğini de göz önüne alırsak çok da şaşırtıcı değil.
nerd badass diye bilinen meşhur örneklerinden biri:
en.wikipedia.org/wiki/Mike_...
biraz daha realist bir bakış açısıyla görev tanımları ve farkları üzerine:
combatoperators.com/compari...
ancak şu bir gerçek ki, genel anlamda özel kuvvetler yetenek yönünden en iyilerin değil, mental olarak en iyilerin yeridir. en basitinden 50 km’lik yüklü ve yayan bir arazi intikalinde sadece fiziksel yetenek yeterli değildir. bir asker bunu başarsa bile mental yeterliliğini ölçmek için görev amacı açıklanmaksızın aperiyodik zamanlarda mesafe, süre, ağırlık, ekipman, çevresel şartlar vb kısıtlar değiştirilerek yeni hedef verilebilir. belirsizlik karşısında mental dayanıklılık ve ani değişimler karşısında anlık adaptasyon yeteneği belirleyicidir. buna sahip olmayan herhangi bir askerin özel kuvvetlerde işi olmaz, olmamalıdır.
keza gözü karalık, cesurluk vs. varsayımlar da çok yanlış bir algı üretiyor. bu tür bir niteleme pratik anlamda geri zekalılığa tekabül eder ve yine özel kuvvetlerde yeri yoktur. bir insan özel kuvvetlere gönüllü olarak başvurmuşsa ve hala bırakmamışsa yahut refüze edilmemişse yeterince gözü kara ve cesurdur zaten. ancak herhangi bir operasyonun gidişatı bunun daha fazlasını gerektiriyorsa (sonucundan bağımsız olarak) o operasyon ya planlama yahut öngörüsüzlük nedeniyle başarısız olmuştur. geçmiş olsun.
abd özel kuvvetlerine dair bu tür bir lansman internette çok yaygın olduğu için algı da çoğunlukla bu zemine kayıyor. zira o lansmanın hedefi öncelikle dünyanın geri kalanına üstünlük propagandası yapmak; ikinci olarak, kendi ordusu içinde özel kuvvetçi niteliğini haiz askerleri teşvik etmektir.
üniversite hayatımın belli bir döneminde ev arkadaşlarım özel kuvvet personeliydi. onlar vasıtasıyla en az 10-15 kişiyle daha arkadaşlığım, daha da fazlasıyla tanışıklığım oldu.
çoğunu sokakta görseniz özel kuvvetçi demezsiniz. hatta bazılarının askerlik mesleğinde olduğunu öğrenseniz inanmakta zorlanırsınız.
tabi ki, askeri anlamda fiziksel olarak çok yetenekli adamlar ama (stratejik bir gizlenme amacı olmaksızın) dış görünüş olarak gayet sıradanlar. (bodybuilding bağımlıları hariç.)
farklı farklı yeteneklere, uzmanlıklara, fiziksel özelliklere, eğitimlere, tecrübeye sahip insanlar. benim ev arkadaşlarımdan biri hafif silah uzmanı, bir diğeri sağlıkçıydı mesela. örneğin, sağlıkçının kendi boyundan 30 cm yüksek zemine ellerini koyup tek hamlede zıplayıp oturduğunu gördüm ama bu ona has bir esneklik. özel kuvvetçilik bakımından bir manası yok.
keza internette abd özel kuvvetlerine dair anlatıların %95’inin de bu çerçevede bir manası yok.
ancak bir sivil olarak tanıdıklarımdan algıladığım kadarıyla; hepsi için ortak özellik sayarsak, mental olarak sıradan insana göre çok daha sağlam adamlar. herhangi bir zamanda görev geldiğinde görevi, yeri, içeriği, olası tehlikeyi dert edineni görmedim mesela. yahut herhangi bir icraatı anlatma, sivile şov ve gösteriş yapma çabası olanı da görmedim. (hatta buna yorulacak küçük davranışlar bile dalga konusudur) ne bileyim, gecenin 4’üne konulmuş paraşüt indirme tatbikatı için eve dönüş saatini hesaplayan; arazide haftalarca sürecek görevde abur cubura yer kalmıyor diye mat götürmeyen; çatır ayazda çadır terletiyor diye ağaç kovuğunda yatan adamı psikolojik olarak çökertmek çok zor olsa gerek. günlük ıvır zıvır dertler dışında bir şeyden şikayet ettiklerini hiç görmedim. sivilde de gayet eğlenceli insanlar, hatta birkaç tanesi tanıdığım insanlar içinde en eğlenceli ve en pozitif insanlardı.
bir diğer ortak özellik de öz güvendir herhalde. (benlik sunumu olarak tariflenen o s.kko özgüvenden bahsetmiyorum) günlük hayatta herhangi bir konuya ilk bakış “hallolur” şeklindedir. “o iş olmaz” lafını hiç duymazsın. ortalama insan için ilk akla gelecek “nasıl hallolur, şöyle bir engel var, ya şöyle olursa/olmazsa, yan yatarsa, çamura batarsa” düşünceleri yerine, her zaman akla gelen ilk mantıklı aksiyonu alma eğilimi ön plandaydı.
(bu davranışsal refleks bir bakış açısı olarak aslında çok faydalı. mantık yürüterek hareket etmek lazım ancak bir konudaki en büyük engel çoğunlukla atalettir, o eşiği bir atlamak gerekiyor. keza her şeyi planlamak zaten makul de değil, olası olumsuzluğa hayata geçtiğinde adapte olma seçeneği varsa öncesinde bunu yük edinmenin manası yok.)
şovenist bir yaklaşımla söylemiyorum; diğer özel kuvvetlere dair muhabbetlerde, abd özel kuvvetlerini bırak övmeyi, ciddiye alan tek bir kişi görmedim. bunların içinde nato üslerinde, yurt dışı görevlerde abd unsurlarıyla çok kez karşılaşanlar vardı. genel söylem, görece iri yarı oldukları yönünde. hepsi bu. abd anlatısının tersine, örneğin afganistan’da yaşadıkları rezillikler pek yenilir yutulur cinsten değil.
gelgelim, farklı coğrafyalarda başarılı birçok operasyon da yapmışlardır.
ne de olsa; bir ülkenin özel kuvvet başarısının temelinde istihbarat, teknoloji, siyasi ve diplomatik etki yatar. yadsınamaz bir gerçek. bunların hepsi de para demektir. savunmasına yıllık 1 trilyon dolar; istihbaratına, siyasi/diplomatik tahakkümüne trilyonlarca dolar harcayan bir ülkenin özel kuvvetleri de bir şeyler yapsın bir zahmet. şüphesiz ki, dikkate alınmalarını gerektirecek niteliklere sahiptirler ancak lanse edildikleri kadar etkin olduklarına pek ihtimal vermiyorum.
diğer yandan, birçok ülke ordusu için türk özel kuvvetleri her daim ciddiye alınması gereken bir unsurdur. yine birçok ülke ordusu için, türk özel kuvvetlerinde özel kuvvet kursu almış olmak veya türk özel kuvvetleriyle birlikte çalışmış olmak elit askerlik anlamında önemsenen bir kriterdir.
ve son olarak; sıradan bir insanın, herhangi bir ülkenin, özel kuvvet dahil olmak üzere, kuvvet doktrinlerini bilme imkanı olmaz. hatta o ülkenin o kuvvetinin bizzat mensubu bile belli bir rütbe altında buna bütünüyle vakıf olmaz. bunu bilmiyorsak aslında hiçbir şey bilmiyoruz demektir ve doğalı da budur zaten.
fetöcü o…u çocuklarının bu ülkeye verdiği en büyük zararlardan birisi budur. umarım geçen süre zarfında gerekli tedbir ve değişiklerle önlemini alabilmişizdir.
insanlar özel kuvvet birimlerini bir nevi insanüstü asker gibi algılıyor, devletler de doğal olarak bu algı aleyhine bir tutum benimsemiyor. çünkü neden benimsesin?
abd’nin bu tür şeyleri psikolojik savaş ve kültürel propaganda unsuru olarak değerlendirdiğini de göz önüne alırsak çok da şaşırtıcı değil.
nerd badass diye bilinen meşhur örneklerinden biri:
en.wikipedia.org/wiki/Mike_...
biraz daha realist bir bakış açısıyla görev tanımları ve farkları üzerine:
combatoperators.com/compari...
ancak şu bir gerçek ki, genel anlamda özel kuvvetler yetenek yönünden en iyilerin değil, mental olarak en iyilerin yeridir. en basitinden 50 km’lik yüklü ve yayan bir arazi intikalinde sadece fiziksel yetenek yeterli değildir. bir asker bunu başarsa bile mental yeterliliğini ölçmek için görev amacı açıklanmaksızın aperiyodik zamanlarda mesafe, süre, ağırlık, ekipman, çevresel şartlar vb kısıtlar değiştirilerek yeni hedef verilebilir. belirsizlik karşısında mental dayanıklılık ve ani değişimler karşısında anlık adaptasyon yeteneği belirleyicidir. buna sahip olmayan herhangi bir askerin özel kuvvetlerde işi olmaz, olmamalıdır.
keza gözü karalık, cesurluk vs. varsayımlar da çok yanlış bir algı üretiyor. bu tür bir niteleme pratik anlamda geri zekalılığa tekabül eder ve yine özel kuvvetlerde yeri yoktur. bir insan özel kuvvetlere gönüllü olarak başvurmuşsa ve hala bırakmamışsa yahut refüze edilmemişse yeterince gözü kara ve cesurdur zaten. ancak herhangi bir operasyonun gidişatı bunun daha fazlasını gerektiriyorsa (sonucundan bağımsız olarak) o operasyon ya planlama yahut öngörüsüzlük nedeniyle başarısız olmuştur. geçmiş olsun.
abd özel kuvvetlerine dair bu tür bir lansman internette çok yaygın olduğu için algı da çoğunlukla bu zemine kayıyor. zira o lansmanın hedefi öncelikle dünyanın geri kalanına üstünlük propagandası yapmak; ikinci olarak, kendi ordusu içinde özel kuvvetçi niteliğini haiz askerleri teşvik etmektir.
üniversite hayatımın belli bir döneminde ev arkadaşlarım özel kuvvet personeliydi. onlar vasıtasıyla en az 10-15 kişiyle daha arkadaşlığım, daha da fazlasıyla tanışıklığım oldu.
çoğunu sokakta görseniz özel kuvvetçi demezsiniz. hatta bazılarının askerlik mesleğinde olduğunu öğrenseniz inanmakta zorlanırsınız.
tabi ki, askeri anlamda fiziksel olarak çok yetenekli adamlar ama (stratejik bir gizlenme amacı olmaksızın) dış görünüş olarak gayet sıradanlar. (bodybuilding bağımlıları hariç.)
farklı farklı yeteneklere, uzmanlıklara, fiziksel özelliklere, eğitimlere, tecrübeye sahip insanlar. benim ev arkadaşlarımdan biri hafif silah uzmanı, bir diğeri sağlıkçıydı mesela. örneğin, sağlıkçının kendi boyundan 30 cm yüksek zemine ellerini koyup tek hamlede zıplayıp oturduğunu gördüm ama bu ona has bir esneklik. özel kuvvetçilik bakımından bir manası yok.
keza internette abd özel kuvvetlerine dair anlatıların %95’inin de bu çerçevede bir manası yok.
ancak bir sivil olarak tanıdıklarımdan algıladığım kadarıyla; hepsi için ortak özellik sayarsak, mental olarak sıradan insana göre çok daha sağlam adamlar. herhangi bir zamanda görev geldiğinde görevi, yeri, içeriği, olası tehlikeyi dert edineni görmedim mesela. yahut herhangi bir icraatı anlatma, sivile şov ve gösteriş yapma çabası olanı da görmedim. (hatta buna yorulacak küçük davranışlar bile dalga konusudur) ne bileyim, gecenin 4’üne konulmuş paraşüt indirme tatbikatı için eve dönüş saatini hesaplayan; arazide haftalarca sürecek görevde abur cubura yer kalmıyor diye mat götürmeyen; çatır ayazda çadır terletiyor diye ağaç kovuğunda yatan adamı psikolojik olarak çökertmek çok zor olsa gerek. günlük ıvır zıvır dertler dışında bir şeyden şikayet ettiklerini hiç görmedim. sivilde de gayet eğlenceli insanlar, hatta birkaç tanesi tanıdığım insanlar içinde en eğlenceli ve en pozitif insanlardı.
bir diğer ortak özellik de öz güvendir herhalde. (benlik sunumu olarak tariflenen o s.kko özgüvenden bahsetmiyorum) günlük hayatta herhangi bir konuya ilk bakış “hallolur” şeklindedir. “o iş olmaz” lafını hiç duymazsın. ortalama insan için ilk akla gelecek “nasıl hallolur, şöyle bir engel var, ya şöyle olursa/olmazsa, yan yatarsa, çamura batarsa” düşünceleri yerine, her zaman akla gelen ilk mantıklı aksiyonu alma eğilimi ön plandaydı.
(bu davranışsal refleks bir bakış açısı olarak aslında çok faydalı. mantık yürüterek hareket etmek lazım ancak bir konudaki en büyük engel çoğunlukla atalettir, o eşiği bir atlamak gerekiyor. keza her şeyi planlamak zaten makul de değil, olası olumsuzluğa hayata geçtiğinde adapte olma seçeneği varsa öncesinde bunu yük edinmenin manası yok.)
şovenist bir yaklaşımla söylemiyorum; diğer özel kuvvetlere dair muhabbetlerde, abd özel kuvvetlerini bırak övmeyi, ciddiye alan tek bir kişi görmedim. bunların içinde nato üslerinde, yurt dışı görevlerde abd unsurlarıyla çok kez karşılaşanlar vardı. genel söylem, görece iri yarı oldukları yönünde. hepsi bu. abd anlatısının tersine, örneğin afganistan’da yaşadıkları rezillikler pek yenilir yutulur cinsten değil.
gelgelim, farklı coğrafyalarda başarılı birçok operasyon da yapmışlardır.
ne de olsa; bir ülkenin özel kuvvet başarısının temelinde istihbarat, teknoloji, siyasi ve diplomatik etki yatar. yadsınamaz bir gerçek. bunların hepsi de para demektir. savunmasına yıllık 1 trilyon dolar; istihbaratına, siyasi/diplomatik tahakkümüne trilyonlarca dolar harcayan bir ülkenin özel kuvvetleri de bir şeyler yapsın bir zahmet. şüphesiz ki, dikkate alınmalarını gerektirecek niteliklere sahiptirler ancak lanse edildikleri kadar etkin olduklarına pek ihtimal vermiyorum.
diğer yandan, birçok ülke ordusu için türk özel kuvvetleri her daim ciddiye alınması gereken bir unsurdur. yine birçok ülke ordusu için, türk özel kuvvetlerinde özel kuvvet kursu almış olmak veya türk özel kuvvetleriyle birlikte çalışmış olmak elit askerlik anlamında önemsenen bir kriterdir.
ve son olarak; sıradan bir insanın, herhangi bir ülkenin, özel kuvvet dahil olmak üzere, kuvvet doktrinlerini bilme imkanı olmaz. hatta o ülkenin o kuvvetinin bizzat mensubu bile belli bir rütbe altında buna bütünüyle vakıf olmaz. bunu bilmiyorsak aslında hiçbir şey bilmiyoruz demektir ve doğalı da budur zaten.
fetöcü o…u çocuklarının bu ülkeye verdiği en büyük zararlardan birisi budur. umarım geçen süre zarfında gerekli tedbir ve değişiklerle önlemini alabilmişizdir.
devamını gör...