ulaştırma bakanı zavallı bir arkadaştır
başlık "sailoreee" tarafından 10.04.2022 02:04 tarihinde açılmıştır.
1.
kaynak
ulaştırma ve altyapı bakanı adil karaismailoğlu'nun, "atatürk havalimanı hikayesi kapandı, gitti. oranın şimdi bu kuzey-güney pisti 'millet bahçesi' olarak işe başlanıyor zaten" sözlerine tepki gösteren ekrem imamoğlu:
"ulaştırma bakanı zavallı bir arkadaştır. hayatında bekçi kulübesi dikmemiş bir arkadaş 'atatürk havalimanı konusu kapandı' diyor. sanki orası kendisine miras kaldı. onun aklı ermez o işlere. sen atatürk havalimanı'na bir şey yapacaksan önce millete bir sor. sen önce yapılmamış bir ihalenin parasını nasıl ödettiğinin hesabını ver."
"istanbul'da ekrem imamoğlu var, önce önünü ilikleyeceksin, onu 16 milyon seçti. sen kimsin 'hizmette yarışalım' diyorsun! senin imzanla durdurulmuş metroları bitiren bir belediye var. sen hayatında bekçi kulübesi dikmemişsin geçiyorsun gerile gerile laflar ediyorsun." açıklamasında bulunmuş.
ulaştırma ve altyapı bakanı adil karaismailoğlu'nun, "atatürk havalimanı hikayesi kapandı, gitti. oranın şimdi bu kuzey-güney pisti 'millet bahçesi' olarak işe başlanıyor zaten" sözlerine tepki gösteren ekrem imamoğlu:
"ulaştırma bakanı zavallı bir arkadaştır. hayatında bekçi kulübesi dikmemiş bir arkadaş 'atatürk havalimanı konusu kapandı' diyor. sanki orası kendisine miras kaldı. onun aklı ermez o işlere. sen atatürk havalimanı'na bir şey yapacaksan önce millete bir sor. sen önce yapılmamış bir ihalenin parasını nasıl ödettiğinin hesabını ver."
"istanbul'da ekrem imamoğlu var, önce önünü ilikleyeceksin, onu 16 milyon seçti. sen kimsin 'hizmette yarışalım' diyorsun! senin imzanla durdurulmuş metroları bitiren bir belediye var. sen hayatında bekçi kulübesi dikmemişsin geçiyorsun gerile gerile laflar ediyorsun." açıklamasında bulunmuş.
devamını gör...
2.
hangisi doğru?
veya,
hangisi yanlış?
bu sorular, sahip olduğunuz dünya görüşü ve bu görüşün sandığa yansıması ile direkt ilintilidir. eğer bakanın savunduğu görüşü savunuyor ve onun arkasında duruyor iseniz; her dediğine doğru, her eylemine doğru demek için kendinizi zorunlu hissedersiniz. ha keza, bu acı konuşmayı yapan başkanın görüşünü savunuyor ve seçimlerde ona oy vermişseniz; onun her dediğine doğru, her eylemine doğru dersiniz.
peki can alıcı soru şu; eski dönem yazılı kağıdı okuyan bir edebiyat öğretmensiniz, ismi kağıdın köşesinde muska biçiminde gizlenmiş iki öğrencinizin kağıtları geldi, onları okudunuz, yazdıkları edebi metine not veriyorsunuz; sizce bu iki öğrenci not olarak kaç alırdı? çünkü eski eğitim sisteminde öğrencinin kim olduğunu bilmeksizin kağıdı okumak durumundasınız, örneğin not olarak "44" verdiniz, ancak bundan sonra kağıdın köşesindeki kısmı makas yardımı ile açıp, kime bu notu verdiğinizi öğrenci not çizelgesine işlersiniz (şimdilerde e-okul a girersiniz).
evet iki öğrenci de, bu edebî metin ile çok fazla not alamaz sanki. ama diyeceksiniz ki biz edebiyat öğretmeni değiliz, örnek veriyorum ben sağlık çalışanıyım, veya ben bir esnafım, ben edebi konuşmayı anlamam ki. bu edebî metinleri değerlerdirmek için, edebiyat öğretmeni olmaya gerek yok. (sakın yanlış anlaşılmasın; öğretmenleri ve dahi edebiyat öğretmenlerinin işini küçümsemiyorum, onlar her fırsatta desteklenmesi gereken, değer verilmesi gereken, eli öpülesi insanlar topluluğudur; yalnızca 24 kasım da, ayak ayak üstüne attığı gerekçesi ile azarlanacak bir zümre olmamalıdır.) evet ne diyordum; bu edebî metinleri kimin dediğine bakmaksızın bir gazete yazısında okuduğumuzda, çok basit ve rahatsız edici bir metin olduğunu anlarız.
rahmetli, doğan cüceloğlu'nun "savaşçı" isimli kitabında bir bölüm vardı, ankara da bir yerde yaşanan bir kriz anında, kolluk görevlisi üst düzey görevli kişi ile, vatandaş tartışıyor; ikisi de birbirine ağır cümleler kullanıyor, ikisi de birbirine karşı "sen benim kim olduğumu biliyor musun" tarzı cümleler kullanıyor, sonra restleşme savaşı, ardından iç işleri bakanı kolluk görevlisini aratıyor, durum sivil vatandaş (sanırım siyasi kişilik) lehine sonuçlanıyor. olay burda kapansa iyi ya, sivil vatandaş "zafer kazanmış, muzaffer komutan edası ile" sana nasıl haddini bildirdim gibi bir cümle kuruyor. olay burada bitiyor veya yazar burada olayı tahlile geçiyor. diyor ki yazar; her ikisi de sahip olduğu gücü kullanarak üstünlük kurmaya çalıştı, sonra her ikisi de bataklıkta kaldı, gibi bir cümle kuruyor. (bu kitap çok önemli bir kitaptır, zaman bulursanız eski kitap demeyin lütfen okuyun!!! çünkü o kolluk görevlisi de, sivil vatandaşta aramızda her gün farklı formda yaşıyor.)
birde eski bir filmden bahsedip konuyu son bir cümle ile nihayete erdirelim. film, hint filmi, "üç idiot" eğitimde ki yanlış eğitim modeli, ezberci eğitimi yerden yere vuran çok güzel duygusal bir film. filmde bir sahne var, öğrenciler sınava giriyor, zil çalıyor ama üç kişi kağıtlarını teslim etmiyor, öğretim görevlisi artık getirmeyin almayacağım sınavınız geçersiz diyor. başrol oyuncusu (emir khan) üç kağıdı alıp hocanın yanına geliyor, diyor ki "sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun, hocam" diyor (biz bu cümleye çok aşina bir toplumuz), hoca bu cümle karşısında "başbakanın oğlu olsan fark etmez, kağıdını almayacağım" diyor; öğrenci diyor ki "yeni bizim ismimiz ne, biliyor musunuz?" diyor. öğretmen, öğrencinin ne yapacağını kestirmeden, tanımıyorum diyor. işte o noktada, üç sınav kağıdını, diğer sınav kağıtlarının ortasına koyup, kağıtları karıştırıp kaçıyor. öğretmen üç öğrencinin ardından koşturuyor, sizin isminiz ney diye bağırıyor. (izlememişseniz, kesin izleyin derim; izlemişseniz zamanınız olursa hatırlatma için izleyin derim);
son cümle; yanlış üslûp, doğru sözün katilidir.
veya,
hangisi yanlış?
bu sorular, sahip olduğunuz dünya görüşü ve bu görüşün sandığa yansıması ile direkt ilintilidir. eğer bakanın savunduğu görüşü savunuyor ve onun arkasında duruyor iseniz; her dediğine doğru, her eylemine doğru demek için kendinizi zorunlu hissedersiniz. ha keza, bu acı konuşmayı yapan başkanın görüşünü savunuyor ve seçimlerde ona oy vermişseniz; onun her dediğine doğru, her eylemine doğru dersiniz.
peki can alıcı soru şu; eski dönem yazılı kağıdı okuyan bir edebiyat öğretmensiniz, ismi kağıdın köşesinde muska biçiminde gizlenmiş iki öğrencinizin kağıtları geldi, onları okudunuz, yazdıkları edebi metine not veriyorsunuz; sizce bu iki öğrenci not olarak kaç alırdı? çünkü eski eğitim sisteminde öğrencinin kim olduğunu bilmeksizin kağıdı okumak durumundasınız, örneğin not olarak "44" verdiniz, ancak bundan sonra kağıdın köşesindeki kısmı makas yardımı ile açıp, kime bu notu verdiğinizi öğrenci not çizelgesine işlersiniz (şimdilerde e-okul a girersiniz).
evet iki öğrenci de, bu edebî metin ile çok fazla not alamaz sanki. ama diyeceksiniz ki biz edebiyat öğretmeni değiliz, örnek veriyorum ben sağlık çalışanıyım, veya ben bir esnafım, ben edebi konuşmayı anlamam ki. bu edebî metinleri değerlerdirmek için, edebiyat öğretmeni olmaya gerek yok. (sakın yanlış anlaşılmasın; öğretmenleri ve dahi edebiyat öğretmenlerinin işini küçümsemiyorum, onlar her fırsatta desteklenmesi gereken, değer verilmesi gereken, eli öpülesi insanlar topluluğudur; yalnızca 24 kasım da, ayak ayak üstüne attığı gerekçesi ile azarlanacak bir zümre olmamalıdır.) evet ne diyordum; bu edebî metinleri kimin dediğine bakmaksızın bir gazete yazısında okuduğumuzda, çok basit ve rahatsız edici bir metin olduğunu anlarız.
rahmetli, doğan cüceloğlu'nun "savaşçı" isimli kitabında bir bölüm vardı, ankara da bir yerde yaşanan bir kriz anında, kolluk görevlisi üst düzey görevli kişi ile, vatandaş tartışıyor; ikisi de birbirine ağır cümleler kullanıyor, ikisi de birbirine karşı "sen benim kim olduğumu biliyor musun" tarzı cümleler kullanıyor, sonra restleşme savaşı, ardından iç işleri bakanı kolluk görevlisini aratıyor, durum sivil vatandaş (sanırım siyasi kişilik) lehine sonuçlanıyor. olay burda kapansa iyi ya, sivil vatandaş "zafer kazanmış, muzaffer komutan edası ile" sana nasıl haddini bildirdim gibi bir cümle kuruyor. olay burada bitiyor veya yazar burada olayı tahlile geçiyor. diyor ki yazar; her ikisi de sahip olduğu gücü kullanarak üstünlük kurmaya çalıştı, sonra her ikisi de bataklıkta kaldı, gibi bir cümle kuruyor. (bu kitap çok önemli bir kitaptır, zaman bulursanız eski kitap demeyin lütfen okuyun!!! çünkü o kolluk görevlisi de, sivil vatandaşta aramızda her gün farklı formda yaşıyor.)
birde eski bir filmden bahsedip konuyu son bir cümle ile nihayete erdirelim. film, hint filmi, "üç idiot" eğitimde ki yanlış eğitim modeli, ezberci eğitimi yerden yere vuran çok güzel duygusal bir film. filmde bir sahne var, öğrenciler sınava giriyor, zil çalıyor ama üç kişi kağıtlarını teslim etmiyor, öğretim görevlisi artık getirmeyin almayacağım sınavınız geçersiz diyor. başrol oyuncusu (emir khan) üç kağıdı alıp hocanın yanına geliyor, diyor ki "sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun, hocam" diyor (biz bu cümleye çok aşina bir toplumuz), hoca bu cümle karşısında "başbakanın oğlu olsan fark etmez, kağıdını almayacağım" diyor; öğrenci diyor ki "yeni bizim ismimiz ne, biliyor musunuz?" diyor. öğretmen, öğrencinin ne yapacağını kestirmeden, tanımıyorum diyor. işte o noktada, üç sınav kağıdını, diğer sınav kağıtlarının ortasına koyup, kağıtları karıştırıp kaçıyor. öğretmen üç öğrencinin ardından koşturuyor, sizin isminiz ney diye bağırıyor. (izlememişseniz, kesin izleyin derim; izlemişseniz zamanınız olursa hatırlatma için izleyin derim);
son cümle; yanlış üslûp, doğru sözün katilidir.
devamını gör...
3.
beni sevindirdi. fazla sakin kalabilen insanların tehlikeli olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
4.
destan yazmaya gerek yok. ekrem başkanım doğru demiş az bile demiş. sapla başkanım bu halk öyle kibarlık üslup şart zırt bilmez. dümdüz çıkarıp masaya vuracaksın.
devamını gör...
5.
bütün siyasi fanatikliğinizi bir tarafa bırakıp doğruya doğru demek zorundasınız bu söylem için. imamoğlu atanmışların kraldan çok kralcı olan tavırlarına sağlam bir kapak yapmıştır. erdoğan'ın gücü nereden geliyor ? halkın çoğunluğundan aldığı oydan. yani seçilmiş bir politikacı olmasından. imamoğlu da 16 milyon seçmenin oyunu almış siyasi bir kimlik. o yüzden atanmış bir bürokratın sırf yağcılık olsun diye kendisini küçümseyen bu tavrına daha doğrusu atanmış memurun seçilmiş başkana posta koymasına sessiz kalmamakla iyi etmiştir. madem demokrasi herkes kuralına göre oynasın.
devamını gör...
6.
atanmış biri, seçilmişe meydan okursa, aynen bu şekilde cevabını alır.
eskiden atanmışların devlet adabı vardı. siyasete pek girmezlerdi, seçilmişe laf etme cüretine sahip değillerdir.
şimdi ise siyasi parti lideri gibi seçilmişlere laf atıp duruyorlar. görevlerinden başka ne varsa onu yapıyorlar.
imamoğlu hak edene, hak ettiği şekilde cevap vermiştir. zira bunlar bu dilden anlıyor. atatürk havaalanı hikayesi bitti ne demek ya. ya arkadaş; siz kimsiniz ??.
++
mansur da, ekrem de, su bidonu da olsa oyumuz ona. bu düzen değişecekse bu şart. ama şu çıkış neden imamoğlu sorusunu bir kez daha perçinliyor.
eskiden atanmışların devlet adabı vardı. siyasete pek girmezlerdi, seçilmişe laf etme cüretine sahip değillerdir.
şimdi ise siyasi parti lideri gibi seçilmişlere laf atıp duruyorlar. görevlerinden başka ne varsa onu yapıyorlar.
imamoğlu hak edene, hak ettiği şekilde cevap vermiştir. zira bunlar bu dilden anlıyor. atatürk havaalanı hikayesi bitti ne demek ya. ya arkadaş; siz kimsiniz ??.
++
mansur da, ekrem de, su bidonu da olsa oyumuz ona. bu düzen değişecekse bu şart. ama şu çıkış neden imamoğlu sorusunu bir kez daha perçinliyor.
devamını gör...
7.
son birkaç aydır muhalefet kısmında söylemlerin asabileştiğini görüyorum. onların da asfalyaları attı artık herhalde*. aptal, salak, beyinsiz, zavallı vs. tarzında tutturdular bir yol ya da vardı da ben fark etmemişim. "beynini kuşa taksak ters uçar" şeklinde halkın içinden cümle kalıpları da isteriz.
devamını gör...