bu bir sanat eseri olabilir, bir gereç olabilir, bir yazılım olabilir veya insanların yerken mutlu olduğu bir pasta olabilir.

ülkemizdeki insanlarda çok az bulunan bir haz çeşididir. bu yüzden kolay olan tüketerek mutlu olma yolunu tercih ediyorlar. ancak, geldiğimiz noktada, ekonominin durumu göz önünde bulundurulduğunda artık bunu da yapamayacaklar.
devamını gör...
uzun zamandır yaşayamadığım hazdır. müthiştir. insana yaşadığını hissettirir.

yakın zamanda karalamalarıma devam etmeyi düşünüyorum.
devamını gör...
en çok tatmin eden duygudur. benim için en üst seviyesi “özgün bir şey üretmek”, yani yaratmaktır. bir de yaratılan fikir, kültür, sanat eseri, obje vb.yi incelemek, farkına varmak, hayran olmaktır.
şimdi düşününce çok kolay mutlu olan bir insan olduğumu anladım. erişte kesmek, resim yapmak, bir yazarın fikirlerini okumak, trafik ışıklarına bakıp düşünmek (onun boyasını, direğini, ampulünü üretecek bilginin edinilmesi, teknolojinin gelişmesi, herkes tarafından kullanılan bir sistem haline gelmesi vb) gibi şeylerden…
devamını gör...
ürettiğini yok etmek daha haz verir ama. seni yaratırım, ama yok da edebilirim demek. güzel...
devamını gör...
bu aralar ellerim kaşınıyor. para falan geleceğinden demeyin hemen, benimki gibi bünyelerle paranın ilişkisi tek yönlüdür zaten: para ancak gider bizden, geri de gelmez. ikinci ihtimali de hemen eleyeyim…

ellerim boş durmaktan da kaşınmıyor zira halihazırda yapmam gereken, yapmaya çalıştığım (ama başarabildiğim ama başaramadığım) o kadar çok şey var ki, koltuğuma sığdıracak karpuz bulmakta hiç sıkıntı çekmediğimi rahatça söyleyebilirim. bu kaşıntı yabancı değil bana, daha önce de geldiği olmuştu. somut bir şey üretememenin sancısı, kaşıntısı, isyanı bu. az biraz da üşengeçlikle yontulmuş tembellik diyelim.

somut bir şey derken kastettiğim şey para kazanmak için icra ettiğim meslek değil. elbette siz bu konuda benimle tartışmaya girebilir, aklın ışığıyla yıkılan dogmaların, olumlu yönde değiştirilen fikirlerin de elle tutulur sonuçlar vereceğini iddia edebilirsiniz. yeterince dil dökseniz ben bile hak verebilirim size.

aslında benim sıkıntım, özümüzde bulunduğuna inandığım ve giderek yitirmekte olduğumuzu düşündüğüm somut bir şeyler üretme ihtiyacı ile çağımızın bireylere biçtiği rol doğrultusunda üretimde somuttan soyuta, hatta sanala geçişin doğurduğu çelişki. tıpkı ayağını çıplak toprağa değmeden yıllarca alışveriş arabasıyla bir alışveriş merkezinde gezmiş, akıl almaz bir statik elektrikle yüklenmiş gibiyim. bir yanda sabun mu yontsam, kil mi yoğursam, resim mi çizsem, tahta mı çaksam diye ne yapacağını bilemeyen ve kabzaya çeyrek kala seyiren bir silahşör eli misali beklentili bir el, diğer yanda hayat standardının kişinin fantezi dünyasıyla ters orantılı olduğu bir dünya. salt duyularla algılanabilirliğini yitirmiş bir şeyler üretmekten sıtkı sıyrılmış bir adam için yaman çelişki doğrusu!

bu gidişata dayalı kestirimlere, aralarında bir ilişki olup olmadığını bilmediğim, biri 50'li diğeri 60'lı yıllarda yazılmış iki bilimkurgu kitabında rastladığımı anımsıyorum. birisi, insanların gittiği yoldan giderek sadece fiziksel çabayı değil, fiziksel varlığını da (vücutları) geride bırakmış, saf enerjiye dönüşmüş bir ırktan bahsediyordu ve gayet iyimserdi. bir diğeri ise aynı fikri bir adım ileriye taşıyor, ama bizi biz yapan o doymak bilmez iştahı, "daima elinde olmayanı isteme" unsurunu da işin içine katıyordu: kendi vücutlarını geride bırakıp salt enerjiye dönüşen, ama asla unutamadıkları tensel zevkleri tatmin etmek ve bazen sırf eskiyi anımsamak etmek için başka varlıklardan beden çalmaktan geri durmayan bir ırktı burada anlatılan; gözüme de daha akla yatkın görünmüştü.

bunlar boş şeyler… klavye başında yazdığımız onca tanım, elektrikler kesilene, sabit diskler göçene, flashbellekler yanana kadar… onca sayfa, onca kitap ne olacak deseniz, lem’in küvette bulunan günce'sinde olduğu gibi selüloza kıran girse (papiraliz miydi kitaptaki kağıt yiyen salgının adı?) koca uygarlık elden gitti demektir. geriye taş, tahta ve maden kalıyor. sizi bilmem ama ben hayatımın geri kalanını bunların en azından biriyle uğraşarak kazanmayı, hiç değilse ek meslek yapmayı aklıma koydum, size de şiddetle öneririm.
devamını gör...
veya üretememenin verdiği hazımsızlık...
devamını gör...
öldüğünüzde o ürettiğiniz şeylerin sizden bir hatıra olarak kalacağını düşünürseniz daha da bir anlam kazanır. en azından benim için öyle.
devamını gör...
üretmek,
bazen eski bir eşyayı tamir veya başka bir nesneye dönüştürmek de olabilir.
hayat tamircisi kanalında hayvanlar için yapılan örnekleri var.

yeni bir yemek tarifi de deneyebilirsiniz, sevdiğiniz fakat bıraktığınız herhangi yeteneğinizi olduğu bir iş de olabilir.

sizden sonra örnek alacaklar da olabilir, veya sizden öğrendiği tekniği kullananların hayatına katkı sağlamış olacaksınız.

öğrenmek veya öğrenmek kolaylaşıyor internet sayesinde,ufak da olsa deneyin.

içinizde picasso veya mozart olmasa da , yeter ki temize çekin.
devamını gör...
hayatta varolduğunu hissettiren bir iz bırakmışlık duygusu..
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"üretmenin verdiği haz" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim