roman / edebiyat / biyografi-otobiyografi
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

nazım hikmetin kendi hayatından izler taşıyan romanıdır. 170 sayfalık kusursuz bir eserdir.
yazıma başlamadan önce nazım hikmetten esinlenerek şunu demek istiyorum bazı insanların kulağına küpe olması gerekir. “siyasi kafayla kitap mı okunur be kardeşim” evet siyasi kafayla kitap okunmaz eser hiç okunmaz ister sevin ister sevmeyin nazım hikmet çok büyük bir yazı adamıdır.
öncelikle nazım hikmetin şiirlerine alışmış bir okur olarak kitabı elinize alıyorsunuz ve çok güçlü bir yazıyla karşılaşıyorsunuz çok güçlü çok dolu bir yazı. bu kadar karmaşık bir kurguyu bu kadar yalın ve rahat bir şekilde ortaya çıkarmak ancak nazım hikmete yaraşır bir şeydir.
büyülendim şaşırdım hikâye arasında geçmişe gidiyor başka ülkeye gidiyor başka karakter oluyor ama hepsini son derece rahat ve kusursuz şekilde yapıyor.

--! spoiler !--

o kadar güçlü bir yazı icra etmiş ki işkence ve zulüm gören insanların çektiği acılar çok gerçek tasvir edilmiş.
anuşka adlı karaktere duyulan sevgi ve şefkat büyüleyici güzellikte. sevgi denen kavramı o kadar güzel ve insancıl şekilde aktarıyor ki neden nazım hikmet olduğunu gösteriyor bizlere.

--! spoiler !--

kısa ama dolu bir roman okunması tavsiye edilir.
yaşamak güzel şey be kardeşim. konuklarım kocamamış. onları son görüşümde kaç yaşındaysalar o yaştalar, ama ben altmışın içindeyim. beş yıl daha yaşayabilsem.
evet bu kadar acı çekmiş bir yazı adamından böyle bir söylem yaşama umutla bakmamıza sebep olacaktır şüphesiz.
yaşamak güzel şey be kardeşim.
devamını gör...
nâzım hikmet'in şairliği kadar yazarlığının da mükemmel olduğunu kanıtlayan eser. ardışık olarak birinci ve üçüncü şahıs bakış açısıyla kurgulanması romanın etkileyiciliğini artırmış. yazar kurtuluş savaşı dönemindeki anadolu'ya dair gözlemlerini, rusya'da eğitim alırken komünist parti saflarına katılmasını, türkiye'ye döndüğünde ideolojik sebeplerle yaşadığı kaçak hayatını harmanlayarak anlatıyor.

beni en çok etkileyen bölüm, çanakkale cephesi'nde sıhhiyeci olarak görev yapmış adamın eski tecrübelerine dayanarak kurtuluş savaşı'nda ağır yaralananları kontrol ettiği satırlardı. ıssız bir köy evine terk edilen askerlerin yüzüne tek tek bakıp kimine "sabahı görür" kimine "sabahı görmez" diye teşhis koyuyordu. vatanı için cepheye giden, orada ölümcül yaralar alan, nihayetinde kimsesiz bir yere bırakılan askerlerin ruh hâlini düşünmek ağır gelmişti. bir yabancı başınızı tutup elleri arasına alıyor, gözlerinize dikkatle bakıyor ve size yaşayıp yaşamayacağınızı soğukkanlı şekilde söylüyor...


yaralıları bu köyde gördüm. köy odasında, ocağın kızıllığında, yerde, toprakta yatıyorlardı. yan yana, kimi sırtüstü, kimi yüzükoyun. kanlı, pis sargıları, yırtık pırtık üniformaları, uzamış tıraşları, sakalları içinde. inlemiyorlar.

muhtar:
- dört gün önce yatsıda geldiler, dedi. sabaha gideriz, dediler, gidemediler. ikisi öldü. ötekiler de başımıza kaldı. kasabaya varıp bildirdim. bir icabına bakarız dediler, lakin arayıp soran yok daha.
- gidecekleri yer uzak mı burdan?
- her biri bir yana...
- nerde yaralanmışlar?
- kim bilir nerde!... yunan'la harp var ya şimdi...

muhtar "yunan'la harp var şimdi"yi sanki kimsenin bilmediği ve kendisini ilgilendirmeyen bir haber veriyormuş gibi söyledi.
yaralılara sokuldum, selam verdim, konuşmak istedim. karşılık vermediler. benim sürücü:
- bırak efendi, halleri yok, dedi.
sonra birinin başını tuttu, ocağın ateşinden yana çevirdi:
- yolcu bu, dedi, sabaha çıkmaz. (bunu yavaş sesle filan değil, hala avuçlarında tuttuğu yaralının yüzüne doğru söyledi, yüksek sesle.)
yaralı asker, sargıları kandan ve topraktan kapkara olmuş başını kaldırdı sürücünün avuçlarından, omuzları üstünde dikilmeye çabaladı, beceremedi, yardım ettim, dayandı duvara.
- orası bir allaha malum, dedi. (bunu yavaşça, ama fısıltıyla değil, yavaşça söyledi.)
sürücü:
- elbet allaha malum. lakin ben seferberlikte, çanakkale'de sıhhiye çadırında çalıştım, bana da malum, tövbe tövbe. sende sabaha çıkacak göz yok, dedi.
- çıkarım, çıkarım...

çıkmadı. horoz sesleri, köpek ulumaları ve kadın çığlıkları dışarda birbirine karışırken, o, içerde, ocağın yanında sırt hep öyle duvara dayalı, hırıltılarla can verdi. ölümü ilk önce böyle gördüm.


vaktiyle yaşanan, herkesçe bilinen ama kimse tarafından dile getirilmeyen acı gerçekleri eserlerinde anlatan nâzım hikmet, tıpkı memleketimden insan manzaraları ve kuvayi milliye kitaplarında yaptığı gibi bir dönemin resmini kalemiyle çizmiş. bize de bu tasvire bakıp hüzünlenmek kalıyor.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"yaşamak güzel şey be kardeşim" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim