bir insanı haksız yere öldüren bir kimse, bu dünyada ceza almadan yaşarsa, buna ne diyeceğiz? ya, binlerce insanı öldüren bir insan, işlediği bu suçlardan ceza almadan yaşarsa, adalet kavramını nasıl tanımlayacağız? hitler, stalin, saddam gibi, milyonlarca insanın ölümüne emir veren süper katiller için adalet ne olabilir?
dinler kolayını bulmuşlar. öbür dünya var. orada cezalarını çekecekler! bu, meseleyi savsaklamak değil de nedir? milyonlarca aç insanın derdine çare olarak, öbür dünyada cennet sözü, ne kadar anlamsız ise, öbür dünya adaleti de o kadar anlamsızdır.
bu günkü adalet anlayışımızda
“geciken adalet, adalet değildir” diyoruz; ölüm sonrasına ertelenen adalete, adalet mi diyeceğiz?
peki, o zaman ne olacak? bu süper katiller ne olacak? öbür dünya adaletine itibar etmiyorsak, bu dünyada da ceza almadıysalar, adalet bunun neresinde? bir şekilde ceza almışlarsa, işledikleri cinayetler karşısında bu cezalar, o kadar küçük kalıyor ki, asıl ceza ne zaman verilecek diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. ..."

...
bu sorular bana bana iki önemli yapıtı hatırlattı. ilki, büyük felsefeci karl jaspers'in (hitler almanya'sında ) 'suçluluk sorunu' diğeri hannah arendt'in 'kötülüğün sıradanlığı' kitabını...

iki yapıtı birlikte değerlendirdiğimde görüyorum ki, evrensel ceza hukuku kriterlerine göre suçluluk ve yaptırım, buz dağının görünen yüzü. ancak toplumsal vicdanlarda adalet duygusunu tatmin edemiyor. nazi soykırımını, ve modern zamanlarda genosid yapanların önemli bir kısmı yargılandılar ve büyük cezalar aldılar. (adolf eichman, saddam, karadziç, miloseviç vb.) dünyaya-ülkelerine kaos, zulüm, ölüm getiren liderlerin önemli bir kısmı adil bir yargılama onuruna bile erişemeden geberip gittiler.(mussolini, hitler, kaddafi, vs.) ancak, bu kişileri destekleyen, eylemlerini onaylayan onaylayan, yaptıklarına ses çıkarmayan ya da bildikleri kötülükler karşısında sessiz/ilgisiz kalanların durumunun ne olduğu konusu ceza felsefesinin karmaşık konularındandır.

jaspers kitabında tüm bunları muhteşem biçimde analiz eder. etik suçluluk ve sosyolojik suçluluk gibi kavramları değerlendirir. kaldı ki, büyük insanlık suçları işeyenlerin de zihnimizde yarattığımız 'şeytan' imgesinin aksine zavallı, küçük hesaplar peşinde, çoğu sıradan kişilikler olduğunu arendt kitabında çok güzel açıklar.

diğer yandan bir milyon insanı öldürme emrini veren adamı ceza olarak bir milyon kez idam etme olanağımızın olmaması bizi mistik ya da dinsel öteki dünya/ilahi adalet gibi tehlikeli bir alana itmemeli. çünkü bunun sonucu, “dişe diş kana kan” diyen sert asur yasalarına oradan da tevrat ve kuran’ın sakat anlayışına götürür. dünyadaki kötülüğü her ne olursa olsun bir insanın sonsuz sürece cezalandırılması, cehennemde yanması falan, bir kere yüksek adalet düşüncesiyle bağdaşmaz .

düşünsenize 1000 yıl, milyon yıl, kentilyon yıl falan değil. insanın aklının alamayacağı bir sayıdan, zamandan bahsediyoruz. dünyada hangi suç olsun ki cezası sonsuzca acı çekmek olsun. üstelik kuran’ın korku filmlerini anlatan cehennem azabı yöntemleriyle. keza, tarihte cezalandırma hukukunun geçirdiği aşamalar gözetildiğinde çağdaş ceza hukukçuları hangi suç için olursa olsun idam cezalarının suçu önlemede ve zedelenen adalet duygusunu tatminde bir yarar sağlamadığı sonucuna vardılar.

daha önceki yüzyıllarda hapis ve ölüm mahkumlarına korkunç işkenceler yapmak olağan ve zorunlu idi. insanlar idam cezası aldıklarında bile öyle hemen kolayca ölemiyorlardı. bu gün “ölüm yeterli olmaz işkence edelim” düşüncesini vicdanlı hiç kimse savunmaz sanırım.

bu nedenle, kişinin insan haysiyetine aykırı olmayacak bir ortamda ölünceye kadar hapis cezasına mahkum edilmesi, bir odada vicdanıyla baş başa bırakılması kötülük karşısında insanın bulabildiği en iyi yöntemdir kanımca. ayrıca hapis cezaları da küçümsemek gerek. bilen bilir, onurlu hiç bir insan için, süresi bilinemeyen bir mahpusluk; hiç de ekmek elden, su gölden bir yaşam olamaz. çünkü bu dünyadaki en yüce değer ne biçimde olursa olsun yaşamak değil, özgürlüktür.
devamını gör...
öncelikle bir insan zalimin cezasını allah versin diye ahirete bırakamaz, zalimliğe seyirci kalamaz. bununla birlikte o zalimin bir de ahirette karşılaşacağı bir ceza var. o gün onun gözleri dehşetle yerinden fırlar:

rasûlüm! sakın allah’ı zâlimlerin yaptıklarından habersiz sanma! allah onları cezalandırmayı dehşetten gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne ertelemektedir. (ibrahim suresi, 42. ayet)
devamını gör...
eğer bir yerde müslüman zulum görüyorsa bırak evini kabede kılınan namaz bile kabul değildir. ben bunu bilir bunu söylerim. o kadar islam devletide sadece kınamaktan öteye gidemiyorsa sizin gibi devletlerde yerin dibine girsin. şimdi yahudi sevicilerde çıkıp boş konuşursa sizinde insanlığınıza sokayım.
devamını gör...
zalimin hakkından zalim gelir. zalime allah bu dünyada başka bir zalimi musallat eder sonra da hepsini toplar cehenneme atar:

azîz ve celîl olan allah şöyle buyurdu; 'buğzettiklerimle buğzettiklerimden intikâm alırım. sonra da döner, hepsini cehenneme döker, sürer, atarım.' ” (mecmeu’z-zevâid, 7/289)
devamını gör...
zalim yaptığı ile kalacak
bu zamana kadar böyle oldu bundan sonra da böyle olacak
siz de cennette kralız be oğlum diye bekleyin
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"zalime ne olacak sorusu" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim