zaman tüneli
öldürdükleri gencin babasını tehdit eden hırtlar
ailecek yeterince dayak yememiş olan hırtlar. gerekirse her yanlış hareketlerinde ölesiye dayak yemeleri gerek. başka türlü suç işlemekten çekinmezler. insan hakları falan diye gelmeyin bana. canavarın insan hakkı olmaz. hem zarar gören/görecek kişilerin insan hakları ne olacak? insan dediğin adam öldürüp üstüne babasını tehdit etmez. insan dediğin işlediği cinayetten utanır, vicdan azabı çeker, kaçıp saklanmak yada teslim olmak ister.
toplum bu gibi hırtlara karşı birleşip gerekirse yasadışı yollarla "icaplarına" bakmadığı sürece ve suçlular yolsuz hükümet tarafından korunup baş üstüne çıkarıldığı için bu arsızlar ailecek bu kadar azıtabiliyor. cesareti bizzat saray hükümetinden ve onun fanatik tayyipçi seçmeninden alıyorlar.
hani olur ya, memleketi bu şehir eşkıyalarından koruyacak, gerekirse bir kaç tanesini uygun şekilde cezalandıracak mahalle abilerinden oluşan bir çete, maddi manevi her türlü desteği veririm. böyle bir organizasyon kurulmalı. halk tabandan birleşip yukarıya kadar uzanan suçlulardan kendini korumak için bir araya gelmeli.
toplum bu gibi hırtlara karşı birleşip gerekirse yasadışı yollarla "icaplarına" bakmadığı sürece ve suçlular yolsuz hükümet tarafından korunup baş üstüne çıkarıldığı için bu arsızlar ailecek bu kadar azıtabiliyor. cesareti bizzat saray hükümetinden ve onun fanatik tayyipçi seçmeninden alıyorlar.
hani olur ya, memleketi bu şehir eşkıyalarından koruyacak, gerekirse bir kaç tanesini uygun şekilde cezalandıracak mahalle abilerinden oluşan bir çete, maddi manevi her türlü desteği veririm. böyle bir organizasyon kurulmalı. halk tabandan birleşip yukarıya kadar uzanan suçlulardan kendini korumak için bir araya gelmeli.
devamını gör...
siyah tişört siyah kot siyah mont giyen insan
perdelerini kaldırdığında rengarenk bir insandır.
devamını gör...
coffee break (yazar)
#3851791
eğer burada yazdıkları kadar altyapısı varsa bir foşik olarak bilgili bir marksist ile hele şükür tartışabileceğim demektir.
eğer burada yazdıkları kadar altyapısı varsa bir foşik olarak bilgili bir marksist ile hele şükür tartışabileceğim demektir.
devamını gör...
yemeğin fotoğrafını çekmek
yemeği soğutarak lezzetinden mahrum kalmaktır.
devamını gör...
wifi şifresini soran komşu
ortak ödemiyorsanız vermeyin abi. benden söylemesi.pişman olursunuz sonra.dediydi dersiniz.
devamını gör...
yemeğin fotoğrafını çekmek
sosyal medyada paylaşma ihtimali yüksek eylem.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
uykusuzluk... kahve dahi etkilemez.
devamını gör...
siyah tişört siyah kot siyah mont giyen insan
gizemli gözükmek isteyen insandır.
devamını gör...
ilgili minörü (yazar)
sayin yoldas benjamin franklin, trump ile bu arkadasi sozlukten kalici bir sekilde nasil cikarabileceginize dair fikir alisverisinde bulunsaniz, zannimca sozluk ahalisi cok rahatliyacaktir.
yok mu bir abd ozel timi bu arkadasi sozlukten kalici bir sekilde sutlayacak? ya bu adam yuzunden kendimi surekli tayyip'ten ricaci olan rizeli dayi gibi hissettim.
cozun bu isi baskanim.*
yok mu bir abd ozel timi bu arkadasi sozlukten kalici bir sekilde sutlayacak? ya bu adam yuzunden kendimi surekli tayyip'ten ricaci olan rizeli dayi gibi hissettim.
cozun bu isi baskanim.*
devamını gör...
siyah tişört siyah kot siyah mont giyen insan
galiba siyahı seviyor.
devamını gör...
hayata dair iç burkan detaylar
bir sabah uyandım ve hayatın anlamını sorgulamak yerine daha acil bir sorunla karşılaştım: evde kahve bitmişti. tam bu varoluşsal krizi sindirmeye çalışırken kapı çaldı. kapıyı açtım; karşımda karl marx, nietzsche ve freud. üçü de aynı anda içeri girip ayakkabılarını çıkarmadan salona daldı. belli ki tarihin tozlu raflarından kaçıp benim eve düşmüşlerdi.
marx hemen mutfağa yöneldi. “buzdolabı kimin?” diye sordu.
“benim,” dedim.
“yanlış,” dedi marx. “üretim araçları herkesindir.”
ve peyniri alıp ekmeğime ortak oldu. o an anladım: komünizm teoride güzel, pratikte kahvaltım küçülüyor.
nietzsche pencerenin önüne geçti, dışarı baktı. “bu apartman,” dedi, “sürü ahlakının somut örneği.”
“alt kattaki teyze mi?” diye sordum.
“evet,” dedi. “her sabah aynı saatte halı silkeliyor. tanrı öldü ama halı ritüeli yaşıyor.”
freud ise koltuğa uzanmıştı bile. bana baktı ve ciddi bir ses tonuyla konuştu:
“bu üçlüyle aynı evde olman tesadüf değil.”
“neden?”
“bilinçaltında otorite figürleriyle hesaplaşmak istiyorsun.”
“ben sadece kahve istiyorum,” dedim ama dinlemedi.
dışarı çıkmaya karar verdik. en yakın çay ocağına gittik. çaycı, marx’a baktı, “abi kaç şeker?” dedi.
marx düşündü: “sınıfsız toplumda şeker de sınıfsızdır,” dedi ve hepsini aldı.
nietzsche çayını içmedi. “bu çay zayıf,” dedi. “güç istenci yok.”
freud çayı karıştırırken bana döndü: “farkında mısın, çayı karıştırma biçimin annenle ilişkin hakkında çok şey söylüyor.”
o an freud’un bardağını yanlışlıkla devirmek istedim ama bastırdım. bastırmak önemliydi, freud’a göre.
yan masada biri telefonla konuşuyordu: “patron yine zam yapmadı.”
marx ayağa fırladı: “işte!” dedi. “yabancılaşma!”
nietzsche de ayağa kalktı: “hayır!” dedi. “bu adam kendi değerlerini yaratamıyor!”
ikisi tartışırken freud bana döndü: “bu kavga seni neden rahatsız ediyor?”
“çünkü çay dökülecek,” dedim.
“hayır,” dedi. “çünkü baba figürleri çatışıyor.”
hesabı ödemeye gelince sessizlik oldu. marx kasaya baktı, “bu sistemi meşrulaştıramam,” dedi.
nietzsche, “üstinsan hesabı ödemez, aşar,” dedi.
freud cüzdanıma baktı: “ödemek istiyorsun çünkü suçluluk duyuyorsun.”
sonunda ben ödedim. kapitalizm yine kazandı.
eve dönerken üçü birden kayboldular. sanki hiç gelmemişlerdi. sadece boş buzdolabı, yarım ekmek ve kafamda yankılanan bir düşünce kaldı:
hayat anlamsız olabilir, bastırılmış olabilir, sömürüyor da olabilir…
ama çay ocağında filozoflarla oturuyorsan, en azından anlatacak güzel bir denemen vardır.
marx hemen mutfağa yöneldi. “buzdolabı kimin?” diye sordu.
“benim,” dedim.
“yanlış,” dedi marx. “üretim araçları herkesindir.”
ve peyniri alıp ekmeğime ortak oldu. o an anladım: komünizm teoride güzel, pratikte kahvaltım küçülüyor.
nietzsche pencerenin önüne geçti, dışarı baktı. “bu apartman,” dedi, “sürü ahlakının somut örneği.”
“alt kattaki teyze mi?” diye sordum.
“evet,” dedi. “her sabah aynı saatte halı silkeliyor. tanrı öldü ama halı ritüeli yaşıyor.”
freud ise koltuğa uzanmıştı bile. bana baktı ve ciddi bir ses tonuyla konuştu:
“bu üçlüyle aynı evde olman tesadüf değil.”
“neden?”
“bilinçaltında otorite figürleriyle hesaplaşmak istiyorsun.”
“ben sadece kahve istiyorum,” dedim ama dinlemedi.
dışarı çıkmaya karar verdik. en yakın çay ocağına gittik. çaycı, marx’a baktı, “abi kaç şeker?” dedi.
marx düşündü: “sınıfsız toplumda şeker de sınıfsızdır,” dedi ve hepsini aldı.
nietzsche çayını içmedi. “bu çay zayıf,” dedi. “güç istenci yok.”
freud çayı karıştırırken bana döndü: “farkında mısın, çayı karıştırma biçimin annenle ilişkin hakkında çok şey söylüyor.”
o an freud’un bardağını yanlışlıkla devirmek istedim ama bastırdım. bastırmak önemliydi, freud’a göre.
yan masada biri telefonla konuşuyordu: “patron yine zam yapmadı.”
marx ayağa fırladı: “işte!” dedi. “yabancılaşma!”
nietzsche de ayağa kalktı: “hayır!” dedi. “bu adam kendi değerlerini yaratamıyor!”
ikisi tartışırken freud bana döndü: “bu kavga seni neden rahatsız ediyor?”
“çünkü çay dökülecek,” dedim.
“hayır,” dedi. “çünkü baba figürleri çatışıyor.”
hesabı ödemeye gelince sessizlik oldu. marx kasaya baktı, “bu sistemi meşrulaştıramam,” dedi.
nietzsche, “üstinsan hesabı ödemez, aşar,” dedi.
freud cüzdanıma baktı: “ödemek istiyorsun çünkü suçluluk duyuyorsun.”
sonunda ben ödedim. kapitalizm yine kazandı.
eve dönerken üçü birden kayboldular. sanki hiç gelmemişlerdi. sadece boş buzdolabı, yarım ekmek ve kafamda yankılanan bir düşünce kaldı:
hayat anlamsız olabilir, bastırılmış olabilir, sömürüyor da olabilir…
ama çay ocağında filozoflarla oturuyorsan, en azından anlatacak güzel bir denemen vardır.
devamını gör...
korkutucu mekanlar
hasta olarak gidilen hastane.
devamını gör...
korkutucu mekanlar
terk edilmiş yerlerdeki kimsenin yaşamadığı camları kırık,kapısı aralık evler..
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
kafam ses kaldırmıyor.
devamını gör...
korkutucu sesler
ani fren sesi.
devamını gör...
çok kaynamış suyun çaydanlıktan bardağa doldururken fokurdaması
dikkat etmek gerek. yakmayın bir yerinizi.bekleyin 1 dakika öyle koyun çayı.aceleye gerek yok.
devamını gör...
iş yerinden iğrendiren şeyler
küçük dağları yarattığını zanneden doktorlar, özel sigorta poliçe kapsamını bilmeyip muayeneye ret gelince kavga çıkarmaya çalışan hastalar.
devamını gör...
veri merkezlerinin uzaya taşınması
mantıklıdır. aksi halde gezegende içme suyu kalmayacak.
devamını gör...
saçına ilk beyaz ne zaman düştü ve ne hissettin sorusu
4 mart 2021, afyon/dinar.
kuzenime ziyarete gitmiştim, kuzenimin çocuğu teyze teyze diye üstümde zıplayarak uyandırdı. yüzümü yıkamak için lavaboya gittiğimde gördüm. çamaşır makinesinin kenarına çöküp ağlayarak babamı aradım. babam da "saçma sapan şeyler için bana niye telaş yaptırıyorsun" diye kızıp sonra dalga geçmişti.
kuzenime ziyarete gitmiştim, kuzenimin çocuğu teyze teyze diye üstümde zıplayarak uyandırdı. yüzümü yıkamak için lavaboya gittiğimde gördüm. çamaşır makinesinin kenarına çöküp ağlayarak babamı aradım. babam da "saçma sapan şeyler için bana niye telaş yaptırıyorsun" diye kızıp sonra dalga geçmişti.
devamını gör...
kadir şekerci olayı gibi olmasın bu
tayyipin sokağa saldığı yada en baştan içeri almadığı suçlulara denk gelmenin de dahil olduğu kötülüklere karşı genel bir tepki vermekten çekinme düşüncesi.
eskiden insanlar sokakta bir kavga gördüğünde ayırmaya, hatta zayıf biri dayak yiyorsa korumaya çalışırmış. adalet bilerek sağlanmadığı için artık insanlar bulaşmak istemiyorlar. en iyi ihtimalle güvenli bir mesafede polise telefon edip yollarına devam ediyorlar. polisin yada devletin suçlulara bir şey yapmadığını bildiğimizden aslında boşa vicdan rahatlatmak için polis aranmış oluyor. ama insanlar başına bir şey gelmeden ancak bu kadarını yapabiliyor. akp türkiye'yi bu hale düşürdü işte. suçlulara karşı çeteler kurulup dinsizin hakkından imansız gelmediği sürece de bu durumun iyileşme ihtimali yüksek değil.
daha da hayal kırıklığı yaratan durum ise bambaşka. muhalefet bunları akp seçmenine anlatamıyor ve oy koparamıyor. muhalefetin hemen her ses getiren hareketi akp'nin işine gelecek bir şey oluyor. ve muhalefet seçmeninin de çoğu bu durumu göremiyor yada çözmek için muhalefete karşı bile protesto yapmıyor. iktidarı değiştirmek için önce muhalefeti değiştirmemiz gerektiğini göremiyorlar. halkın en kalabalık iki kutbunu popülizmle ve öğrenilmiş çaresizlikle koyun gibi güdüyorlar.
eskiden insanlar sokakta bir kavga gördüğünde ayırmaya, hatta zayıf biri dayak yiyorsa korumaya çalışırmış. adalet bilerek sağlanmadığı için artık insanlar bulaşmak istemiyorlar. en iyi ihtimalle güvenli bir mesafede polise telefon edip yollarına devam ediyorlar. polisin yada devletin suçlulara bir şey yapmadığını bildiğimizden aslında boşa vicdan rahatlatmak için polis aranmış oluyor. ama insanlar başına bir şey gelmeden ancak bu kadarını yapabiliyor. akp türkiye'yi bu hale düşürdü işte. suçlulara karşı çeteler kurulup dinsizin hakkından imansız gelmediği sürece de bu durumun iyileşme ihtimali yüksek değil.
daha da hayal kırıklığı yaratan durum ise bambaşka. muhalefet bunları akp seçmenine anlatamıyor ve oy koparamıyor. muhalefetin hemen her ses getiren hareketi akp'nin işine gelecek bir şey oluyor. ve muhalefet seçmeninin de çoğu bu durumu göremiyor yada çözmek için muhalefete karşı bile protesto yapmıyor. iktidarı değiştirmek için önce muhalefeti değiştirmemiz gerektiğini göremiyorlar. halkın en kalabalık iki kutbunu popülizmle ve öğrenilmiş çaresizlikle koyun gibi güdüyorlar.
devamını gör...