zaman tüneli

bazıları erkekliğin kendini savunamayacak bir kıza bağırmak zannediyor yazık günlerdir içimdeydi yazmak istedim””””
devamını gör...

hepinizden nefret ediorum.
devamını gör...

altını ısıtıp ısıtıp duruyoruz.
yemeğin ne tadı kaldı ne tuzu!
devamını gör...

sağlık için yoğurt gibi yararlı.
devamını gör...

olacak olacak olacak
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eve davet etmiş işte
daha ne
devamını gör...

hayda rinna rinna rinna rinanay
devamını gör...

ideal kızdır. rabbim hepinize nasip etmesin beyler sonucta her gün pirzola yemek guta sebep olur.
devamını gör...

kuzu incik soğurken masada, o ilk kez beklemenin bir kaçış değil, kendine tanıdığı sessiz bir mola olabileceğini düşündü.
devamını gör...

neden hep kadınlar? erkekler sütten çıkmış ak kaşık mı?
devamını gör...

ya random atsaydı? beterin beteri var haline şükret dostum.
devamını gör...

mal gibi burçlara inanmıyordur.
devamını gör...

geride kalanlar onu o kadar çok incitmişti ki, hala menüye bakıyordu umarsızca, kuzu incik söyledi.beklemeye koyuldu.
devamını gör...

pink freud bir sabah divanından uyandığında kendini… pembe buldu. sakalı pembe, gözlükleri pembe, bilinçdışı fazla pembe. bunun bir sembol olduğuna emindi ama neyin sembolü olduğunu çözmek için önce kahvesini içmesi gerekiyordu.
“demek ki bastırılmış çilekli dondurma arzularım var” dedi kendi kendine.
tam o sırada kapı çaldı. içeri bir hasta girdi, dev bir flamingo. flamingo divana uzandı, divan “cırt” diye ses çıkardı.
- doktor freud, dedi flamingo,
- annemi gördüğümde istemsizce tek ayak üstünde duruyorum.
freud not aldı: oedipus ama daha uzun bacaklı..
seans ilerledikçe freud’un rüyaları hastaya, hastanın rüyaları freud’a karıştı. flamingo freud’un sakalını gagalayarak bağırdı:
— aslında sen benim bilinçdışımsın..!
freud panikledi, bilinçdışını yıkamak için çamaşır suyuna attı ama sonuç daha da pembe oldu. en sonunda durumu kabullendi.
“peki” dedi, “hayat anlamsız, her şey sembol, flamingolar annen olabilir.”
flamingo rahatladı, tek ayak üstünde dans ederek çıktı.
freud aynaya baktı, pembe yüzüne gülümsedi:
“bazen psikanaliz işe yaramaz. ama rengi güzel..”
ve böylece pink freud, bilinçdışını çözemedi ama modaya yön verdi.
devamını gör...

benim için erkektir eşim böyle şeyleri bilmemeli ve aynı zamanda zekası olmalı
devamını gör...

-nerelisin yiyen?
+antepliyim amca.
-olsun olsun, siz de insansınız.
+bak bu arkadaş da sinoplu.
-olsun, o da yarı insan sayılır.
+nasıl yani?
-sentor gibi düşün.
devamını gör...

hakkımız olmayandır.
devamını gör...

istemiyorum*
devamını gör...

geceydi.
karanlık vardı.
ve yağmur… romantik değil, direkt ıslatıp rezil eden türden.

eğlence mekanından yeni çıkmıştık. içeride dansöz dönmüş, masada kahkaha patlamış, rakılar sayılmış, humus, kabak tatlısı, ıspanak ve onca meze yerleştirilmişti. hesaba itiraz ettik tabii:

- bu kadar yemiş olamayız, dedi şerafettin amca.
garson fişi gösterdi.
fiş bir roman gibiydi, başlangıcı umutlu, sonu yıkım..

ama şerafettin amca tuvalete gitmeye fırsat bulamamıştı. midede biriken onca yemek, rakı ve kahkaha birleşmiş, gizli bir kriz sinyali veriyordu. her nefes hafif bir “pat” tehdidi taşıyordu. taksiye bindiğimizde durum zaten tehlikeliydi. taksi şoförü rakı etkisiyle kendini değerlendiremez haldeydi.

ve sonra: polisler.
yol çevirmesi.
mavi-kırmızı ışıklar yağmurla birleşmiş, asfalt disko pisti gibi parlıyordu.

- herkes aşağı, dedi polis.

indik.
yolun ortasındayız.
yağmur yağıyor.
şerafettin amca çözülüyordu.

polis sordu:
- içen var mı..?

taksi şoförü bir adım öne çıktı:
-ben biraz…

ama şerafettin amca’nın bedeni ve midede birikenler daha hızlı davranıyordu. önce bir yüz ifadesi.
sonra bir teslimiyet.

patır.
patır patır.

yağmurla birleşen boklar, şerafettin amca’nın pantolon paçasından asfaltla buluştu. midede birikenler, cebinde çıkan illegal şey ve pantolon paçasından akanlar birleşti; tam anlamıyla evrensel bir kaos. taksi şoförü başını göğe kaldırdı; “ben bunu niye gördüm” bakışı attı.

polis derin bir nefes aldı. yanındaki polisle bakıştı: “akademide bize bunu öğretmediler” bakışıydı.

- amca, cebinde ne var? dedi polis.
üst araması başladı. şerafettin amca’nın cebinden illegal bir şey çıktı. ne olduğu belirsiz, ama durum zaten kritikti.

- bu ne? dedi polis.
- valla… hatırlamıyorum, dedi şerafettin amca.
yağmur ve kaos her şeyi tamamladı.

taksi şoförüne dönüldü:
- sen içmişsin.
- bir iki… o kadar dedi.
polis tamamladı:
-fazla...

ehliyetler ve cüzdanlar toplandı, yağmurla birlikte devlet düzeni sağlanmış oldu.

ama polis illegal şeyi eline aldıktan sonra yüz ifadesi değişti. bu artık “hadi abi dağılın” yüzü değildi. bu, form doldurulacak bir yüzdü.

- amca, dedi,
- sen bizimle geliyorsun.

şerafettin dayı başını salladı. zaten başka bir şey sallayacak hâli yoktu. paçalar hala konuşuyordu. yağmur konuşmayı bastıramıyordu. devlet kararlıydı.

ama polis durdu.
bir adım geri attı.
durumu yukarıdan aşağı süzdü.

- böyle olmaz, dedi.
- karakola bu şekilde sokamayız.

bir polis arabaya işaret etti:
- benzinliğe uğruyoruz.

hayatımda ilk defa bir gözaltı, temizlik molası verdi.

benzin istasyonuna girdik. floresan ışıklar altında gerçek daha da gerçek oldu. polis, araba temizleme hortumunu aldı. şerafettin dayı’yı tutup yol kenarında yıkamaya başladı. paçalardan tarih aktı. asfalt rahatladı. hortumdan çıkan su, eğlence mekanındaki mezelerle vedalaştı.

şerafettin dayı titreyerek:
- evladım sıcak su yok mu, dedi.

polis sakin:
- yok amca, dedi,
- devlet soğuk çalışır.

taksi şoförü kenarda duruyordu. hala rakılıydı. hala anlamsız özgüveni vardı. bir polis yanına yaklaştı.

- alkolmetreye üfle, dedi.

üflendi.
cihaz bipledi.
hayat bipledi.

- alkollü araç kullanmaktan ceza, dedi polis.
defter çıktı.
kalem çıktı.
para cezası yazıldı.

taksi şoförü itiraz etti:
- ama müşteri…

polis kalemi kaldırmadan cevapladı:
- müşteri değil, kader.

ehliyet daha önce gitmişti. şimdi umut da gitti.

şerafettin dayı, hortumdan sonra yarı temiz, yarı gurursuz haliyle polis arabasına bindirildi. cebindeki illegal şey poşete kondu. pantolon artık susuyordu. midede hala küskün bir isyan vardı.

polis kapıyı kapattı.
- karakolda devam ederiz, dedi.

araba uzaklaştı. yağmur hâlâ yağıyordu. benzin istasyonunun ışıkları altında ben kaldım. taksi şoförü kaldı. ıslak asfalt kaldı..

kimse konuşmadı.
çünkü bu gecede söylenecek her şey fazla olurdu.

o an anladım:
bazı geceler eğlence mekanında başlar,
yol çevirmede büyür,
benzinlikte yıkanır,
karakolda biter...

ama şerafettin dayı…
o geceyi bedeniyle ve paçalarıyla imzaladı.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim