aramıza alt devrelerden bir tanesi teşrif etmişti. dışa dönük, girişken ve ağzı laf yapan biri olduğunu kısa zamanda hissettirmiş, hemen her akşam etrafına topladığı askerlere başından geçen *enteresan olayları ballandıra ballandıra, bire bin katarak anlatır olmuştu.
işin daha egzantrik tarafı, hayatın ağır yükleri altında ezilmemek adına yegane kurtuluş yolunun budizm'den geçtiğini savunuyor, babadan oğula azılı birer budist olmakla övünüyordu. biz uhud'da, bedir'de şehit düşen müminlere ağlarken o, çektiğimiz bunca azabı acıyı dindirmenin sekiz dilimli yolu olan doğru anlayıştan, doğru niyetten, doğru sözden, doğru davranıştan, doğru geçimden, doğru çabadan, doğru farkındalıktan ve doğru konsantrasyondan uzak olmamıza bağlıyordu.
neye inandığı, kime taptığı hiç umrumda değildi fakat çok atıp tutuyor, fena sallıyordu yahu. sırf tatlı tatlı anlattığı için kimse kendisini bozmuyor, zaman geçsin şafak atsın diye herkes öylece, sessizce onu dinliyordu.
lisedeyken okullar arası basketbol turnuvası yapılmış, finalde de bütün takım arkadaşları rahatsızlanınca bizimki tek başına sahaya çıkıp kupayı müzesine götürmüş.
bir oturuşta iki tepsi baklava yer, bana mısın demezmiş. yine bir keresinde buzdolabını sırtladığı gibi on ikinci kata hiç duraksamadan taşımış.
bir gece, yatağıma uzanıp nöbet vaktimin gelmesini bekliyordum. ranzasını çevreleyen erlere yirmi kişiye karşı nasıl kahramanca mücadele ettiğini, alayıyla nasıl göğüs göğüse vuruştuğunu zırvalamaya başladığında tepem attı. kafamı uzatıp aşağı doğru seslendim:
-yeter be, amma sıkıyorsun bu gece.
+yalanım varsa şurdan şuraya...
-sen kim yirmi kişiyi dövmek kim oğlum?
+ister inan, ister inanma.
-lan tükürüğümle boğarım seni.
+peki neden kandırayım sizi söyler misin?
atışma uzadı da uzadı. ne dese tersliyor; uyduruyorsun, hayal aleminde yaşıyorsun, ruh hastasısın lan diyerek iyice köşeye sıkıştırıyordum. koğuştakiler bir ona bir bana bakıyor, muhtemelen içten içe hararetli tartışmamızın okkalı bir kavgaya dönüşmesini umuyordu.
bay doğru, titrek bir sesle birdenbire kur'an çarpsın yalan söylemiyorum diye bağırıp ortamı terk etti. arkasından bakakaldık. helikopterden helikoptere atlarken şarjör değiştiren aslan parçası hikayelerini çok duymuştum ama yalandan yalana atlarken din değiştirenine kanlı canlı ilk defa orada rastlamıştım.
devamını gör...