moda sahnede * en son hizmetçiler adlı oyuna gittim.. kerem fırtına ve yılmaz sütçü oyunda fırtına gibi estiler.. yılmaz sütçü'nün oyundaki performansı muazzamdı. etkilenmiş olacağım ki, bu oyuncunun başka bir oyununa daha gitmeyi planlıyorum.. gerçekten iyi tiyatro oyunu ve oyunculuklar yüreğe su serpiyor. bazılarından çıkarken 'buna mı geldim' diyorsun o da ayrı bir konu..
üzücü bir mesele daha...
deniz kenarına gitmişsin yahut doğanın içindesin; güzel bir manzara karşında.. al işte, kafanı dağıt ne bileyim. al dostunu karşına, otur konuş, dertleş.. işte bu anlarda artık tek gördüğüm şey ellerinde telefon olan insanlar.. bakmıyorlar, konuşmuyorlar.. hemen her şeyden sıkılıyorlar.. tek motivasyon bu anları fotoğraflamak ve paylaşmak.. kaç beğeni ile mutlu oluyorsunuz? güzel bir anı yaşamak ve mutlu olmak varken insan bunu kendine neden yapar? şu an sadece yaşlılar her anını deneyimlemeye devam ediyor. gençler hep böyle .. ben de dahilim, kendimi köşe bucak çekip paylaşmıyorum allahtan ama sıkıldığım her an telefonu elime alıyorum.. bu konuda çok doldum ben.. nerede yanlışlık yaptık?
anlarla değil beğenilerle mutlu olunuyor şaka gibi..
kişinin sağlık problemi yoksa ve sürekli buluşmaya geç kalıyorsa yapılacak bir şey yoktur. çünkü kimse bu tarz gerginlikler yaşamak istemez. kendisini sonsuza dek hayatınızdan uğurlayabilirsiniz. bu insanlar her gün işe gidebiliyorlar, aktivitelerini zamanında gerçekleştirebiliyorlar; o halde buluşmaya neden geç gelinsin? orada umursamazlık hatası veriliyor. sistemimiz bunu kabul etmez..
ama arada bir olur canım; hepimiz insanız.. yani bazen aksilikler oluyor bunun içinde adam yakmayın..
en aza indirgeme konusunda kendini kandırmıyorsan harika bir çözüm bulmuşsun demektir. ancak üzülerek söylüyorum ki çoğu insan bunu başaramıyor; sözde başka şeyler söylenirken, hissiyatta bambaşka şeyler yaşanıyor. depresyona giriyorsun mesela ama mutluyum her şey yolunda diyorsun.. sözde yaptıysan bu işi hiçbir anlamı yok.. aynen ben de beklentiyi en aza indirdim. peki kafamdaki bu kadar tantana niye?
beklentimi bastırdım mı?
kendimi kontrol edemeyeceğimden korktuğum için mi yaptım bunu?
ben farkında olma seçeneğine gidiyorum. benim beklentim var, azını, çoğunu bilmiyorum ama ben bunu kabul ediyorum.. benim beklentim belki de benim gerçekten ihtiyacım olan şey.. ben bunu niye istemeyeyim ki?
ben de çok dikkat ediyorum. bir kaç kez deneyimledim bu durumu. bu kadar vahim sonuçlarla karşılaşacağımı da düşünmedim. kesin olacak dediğim işin başına gelmeyen kalmadı. gizlemeye başladım ben de.. bu seferde oldu ama kötü enerji bitmedi. olduktan sonra duyuldu ve ilk bir hafta yine başıma gelmeyen kalmadı. çok inandırıcı gelmiyor başta. nasıl bir güç olduğunu anlamıyorsun. ben eskiden şöyle düşünürdüm; oldu, bitti, olacak yok biri birini engelliyormuş ne alaka.. öyle olmuyor işte kötü enerji gerçekten başka bir şey... sen ne kadar enerjik bir insansın dediklerinin akşamı enerjin çekiliyor yataktan kalkamıyorsan burada tuhaf bir şeyler dönüyor demektir. her şeyimiz temkinli soran olursa akışta yaşıyoruz.. aslında korka korka yaşıyoruz.. gizlenmek bizim işimiz oldu resmen.
yalan haber olmasını temenni etmiştim. dünden beri haberleri çıkıyor galiba bu kez inanmak istemedim. çok değerli bir insandı, gençlere gerçekten örnek oldu. azmine hep hayran kaldım. elinde bastonuyla gitmediği yer yoktu. kendisiyle bir orkestra konserinde karşılaşmış, selamlaştım. belki ayakta zor duruyordu ama yine de yaşamın küçük zevklerinden vazgeçmiyordu...
en son okurlarına seslenmişti, unutmamız gerekiyor: sıkıntılı hayat yaşadığımızın, ekonomik dertlerle boğuştuğumuzun elbette farkındayım. ancak hayat, bütün bunların içinde kendimizi zehir etmeye gelmez. etrafımıza biraz daha dikkatli bakmak, hayatımızı küçük zevklerle de olsa yeniden düzenlemek bizim elimizde.
o gençlere umut aşıladı, yalın bir dil kullandı.
verimli bir ömür yaşadı, insan daha ne ister ki?
okuyalım, gezelim ve bundan sonra ilber hocayı analım.
görevini yapan insanların anılarını yaşatmak dileğiyle..
bu hesaba göre metro turizm'in otobüsle değil yeraltından gitmesi gerekirdi.
bu arada 'yeraltı turizmi' metro turizm için gayet uygun bir tabir oldu.. büyük resmi gördüm.. .işte bu.. *
kavga edilir, bütün taşlar dökülür bir rahatlama gelir sonra 'kusura bakma, kalbini kırdıysam' denir, arkasından 'gel bir çay içelim' gelir.
ben çok severim böyle şeyleri...
helalleşeceğim kavganın da, o çayında tadı bir başka olur..
rutinin dışına çıkıyorum, sonra bir bakıyorum; içi de aynı, dışı da... konfor alanımda daha çok eğleniyormuşum demeye başlıyorum hemen, bu basit şeyi fazla çılgın bulup başlangıç noktama geri dönüyorum.
nur topu gibi bir anksiyeteniz var demektir.
yalancı bir tehlike hissi.. hiçbir şekilde güvende hissetmezsin kendini. mantığın tamamen devre dışı çıktığını bir durum.
ben araba sürmeye çalıştığımda bu anı yaşıyorum. ana fazla odaklanıyorum, aklıma sadece kaza yapma olasılığım geliyor. böyle durumlarda ya savaşacaksın, ya kaçacaksın. ben ihtimalleri fazla taradığım için genelde kaçıyorum. geçmiş travmalarla bir ilgisi yoksa aşılmayacak bir dert değil aslında. bazen de genetik faktörler etkili oluyor. anneniz, babanız kaygılı insanlarsa siz de öyle olabiliyorsanız gibi..
umarım bir gün kaygılarımızı yenebiliriz...tabii önce savaşmak gerekli..
psikolojide empati: kendini karşındakinin yerine koymak.
bizdeki empati şöyle:
giriş-sonuç.. biz de gelişme yok gelişine var..
biz de empati kurabiliyorduk bir zamanlar ama hayat bize bunu öğretti.. anca kendime empati..
beklentiyi yüksek tutmadığım ama daha ilk bölümü ile beni içine çeken bir dizi oldu. polisiye- suç serüveninden çok psikolojik tahlilleri, gerilimi çok hoşuma gitti. dizi de hemen hemen herkes, konuk oyuncular dahil, çok iyi performans sergilemiş. sadece sibel adındaki sorgu memurunun aşırı tepkili duruşu beni biraz yordu; rolünün devamlılığı yok gibiydi.
tek plan çekimi yapılmış olmasına rağmen dizi kesinlikle sıkıcı değil. sıra dışı, ışıklı sorgu odası ve görüntü açıları oldukça başarılıydı.
ertan saban gerçeği ile bir kez daha yüzleşiyoruz efenim. bu adam gerçekten çok tatlı, şahsına münhasır bir karakter. bu durum oyunculuğunu farklı bir boyuta taşıyor. kendisi yiğit dağlı karakteri ile yazar, psikolog, suçlu, sorgu memuru, abi, baba, bacı* her şey olmuş diyebiliriz. yani fazla misyon yüklenen bir karakter. yiğit ile polis memuru eski eşi burcu'nun kişisel meselelerinden başlayan ters köşe başlangıç dizinin sonuna da yansımış; ters köşelerden düzü bulamaz hale gelmemizi sağlamışlardır.
ben yiğit ile burcu'nun hikayesinden çok sorgu ekibinin hikayesini daha başarılı buldum; bu yüzden bu eski karı-kocanın hikayesine odaklanılan son iki bölümü biraz sıkıcı buldum.
ecen uzun'un oynadığı bölüm efsaneydi.. aslında 50 yaşlarında erkek bir oyuncuya yazılan rolü ecem uzun oynamış -hem de ne oynama-kaşıyla, gözüyle her bir hareketiyle sadece oyunculuk izledim. fireya tujman dizide aklıma yer eden karakterlerden oldu.
sadece olaylar ve sorgu anlarıyla bile hikaye her türlü devam eder çünkü temelini sağlam kurmuşlar. dizinin devamını bekliyorum, umarım gelir..
hem mükemmeliyetçi olmadığımı, hem de mükemmeliyetçi olmama rağmen fazla kasıldığımı fark ettim. kendimce yine iyi iş çıkartıyorum.. tek sıkıntı şu: mucize kıvamın tam tersiyim..
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.