zaman tüneli



niran ünsal oku zehirli işte atmayın şunu ya*
devamını gör...

küçük ayaklı kızların ayakları öpülür arkadaşlar konudan bağımsız.
evet.
devamını gör...

(bkz: 404 not found)

enn enn ennnn sevdiğim yemeği yapmak için bir keresinde 6 yıl kadar oyaladı beni. en sonunda komşumuz rahmetli f. teyze yapmıştı, üniversite sınavına hazırlandığım seneki doğum günüm şerefine...

annem o gün de yapmadı, sonra da yapmadı sağolsun.
devamını gör...

zannederim şevketi bostan veya fırında kuzu budu.
devamını gör...

duy armi'yi yönetsel garabet..*
devamını gör...

okuyan olursa, yönetim entryleri silmezse yarın devam ederim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yazın her günü 500 metre yüzmek
devamını gör...

benim dir.

çok eskiyince de arkasını keser bahçe işlerinde terlik yaparım.

minimalizm ya da mallık. has evladıyım bu işlerin.
devamını gör...

kalpten çok mideme dokunuyor.

bir günü daha bileklerinden kolonya eksik olmayan hassas türk annesi tadında geçirdik... midem bulanıyor a dostlar. üzüntüm mideme basınç yapıyor. tüm duygularımı kusmak istiyorum. ama ortada fiziki hiçbir sebep yok. üstünden 51 hafta geçmiş tamı tamına. o gün odağımı kaybetmemek adına ertelediğim ne kadar duygum varsa şimdi hepsi sıkıştırdığım yerden fırlamaya çalışıyor...
ağlıyorum olmuyor, ağlamıyorum geçmiyor. bu hisle nasıl baş edeceğimi de bilmiyorum. sadece benle sınırlı kalsa belki bırakırım. insan bir yandan kendi üzüntüsüyle baş edip bir yandan gözünün önünde her geçen gün ruhu çekilen dostunun ellerin kayıp gidişini görmeye nasıl tahammül eder bilmiyorum... kendimden çok onun için üzülüyorum. o beni üzmemek için daha çok bastırıyor. ben bastırdığını görüp daha çok üzülüyorum...
devamını gör...

duş alabilmek.
devamını gör...

insan boyutlarındaydı. üzerinde yırtılmış, çamurla kaplanmış eski bir palto vardı. arkası bana dönüktü. kafası öne doğru düşmüştü. yağmur altında hiç kıpırdamadan duruyordu.
kimsin diye bağırdım arabanın içinden. sesim arabanın camlarına çarpıp içimde yankılandı. dışarı çıkmaya cesaretim yoktu. ama içten içe sövüyordum.
cevap gelmedi.
arabanın kontağını tekrar çevirdim. motor marş bastı ama çalışmadı. bir kez daha çevirdim. motor sarsıldı, egzozdan patlama sesi geldi ama çalışmayı reddetti.
dışarıdaki siluet yavaşça hareket etmeye başladı.
acele etmiyordu. eklemlerinden gelen kırılma seslerini kapalı camların ardından bile duyabiliyordum. tıpkı kurumuş, kalın çam dallarının tek tek kırılması gibi çatırtılar yükseldi. dilediği yöne bükülemeyen bir kemik yapısı vardı.
ayağa kalkmadı. dizlerinin üzerinde, omurgası imkansız bir açıyla geriye doğru bükülerek yüzünü arabama doğru çevirdi.
o an dondum. bedenimdeki tüm kan çekildi, parmak uçlarım buz kesti.
adamın yüzü yoktu.
devamını gör...

cihazın mavi ekranı çıldırmış gibiydi. enlem ve boylam sayıları sabit durmuyor, sürekli değişiyordu. rakım göstergesi kontrolden çıkmıştı: +1200m... +800m... -200m... -1500m...
dünyanın yüzeyinde olmama rağmen gps beni deniz seviyesinin binlerce metre altında, yeryüzünün kabuğunun içindeki bir hiçlikte gösteriyordu. ekrandaki harita çizgileri birbirine girdi, tüm yol ağları silindi ve ekran simsiyah bir kütleye dönüştü.
tam o sırada farların ışığında bir şey belirdi.
frene basmamla arabanın çamurda kayması bir oldu. araç kendi etrafında yavaşça savruldu, arka tampon uçurum kenarındaki paslı demir bariyerlere çarparak metalik bir çığlıkla durdu. motor stop etti. arabanın içi aniden kapkaranlık ve zifiri bir sessizliğe büründü.
önümde, yolun tam ortasında duran şeyi görebilmek için ön cama doğru eğildim.
yolun kenarına devrilmiş, 1970'lerden kalma eski bir kamyonet duruyordu. paslanmış, kaportası çürümüş, üzerini yabani otlar ve çamur kaplamıştı. ama korkunç olan kamyonet değildi.
kamyonetin açık duran şoför kapısının hemen yanında, çamurun içinde diz çökmüş bir siluet vardı.
devamını gör...

radyoyu kapatmak için elimi uzattım.
tam o anda hoparlörlerden net, buz gibi bir ses yükseldi. babamın sesi değildi bu. kime ait olduğu belli olmayan, çatallı, fısıltılı bir kadın sesiydi. cümleleri tersten söylüyor gibiydi ya da dili bizim bildiğimiz hiçbir kelimeye uymuyordu.
sadece: buraya ait değilsin. ama derini burada bırakacaksın kısmını anladım.
elim hızla radyoyu kapattı. kalbim sanki kaburgalarımı kırıp dışarı fırlayacakmış gibi çırpınmaya başladı. şakaklarımdaki ağrı şiddetlendi, sağ şakağımdaki mor damar derimi yırtarcasına zorlayarak zonkladı. dikiz aynasına baktım. arabanın arka koltuğundaki karanlığın içinde iki küçük, soluk ışık noktası belirip kayboldu. hızla arkama döndüm.
arka koltuk boştu. sadece çantam ve babamın klasörü duruyordu.
direksiyona tekrar sarıldım. parmaklarım direksiyonun derisini o kadar sıkı kavramıştı ki eklemlerim bembeyaz kesilmişti.
yol giderek daralıyordu. sağ tarafım dik, simsiyah bir kaya duvarıydı. sol tarafım ise dibi görünmeyen, dipsiz bir uçurumdu. arabanın sol tekerlekleri her çamura battığında, uçurumdan aşağı kayan taşların boğuk düşüş seslerini duyuyordum. saniyeler sonra bile zemine çarpma sesi gelmiyordu. sanki solumdaki boşluk sonsuzluğa açılıyordu.
gps cihazına baktım.
devamını gör...

yola çıktıktan saatler sonra, saat gece yarısını geçtiğinde asfalt yol tamamen bitti.
karadeniz'in dik dağlarına tırmanan dar, virajlı yol artık yerini ıslak çamura, keskin çakıl taşlarına ve uçurum kenarlarından kayan çürük toprağa bırakmıştı. arabanın ön farları, karanlığın ve dağlardan süzülen sarımsı, yapışkan sisin içinde zar zor birkaç metre ötesini aydınlatabiliyordu. farların sarı ışığı sis tabakasına çarptığında, sanki ışık havada bir duvara tosluyor ve geri sekerek gözlerimi kör ediyordu.
silecekler camdaki çamurlu yağmur suyunu temizlemekte zorlanıyordu. her silme hareketinde camda yağlı, dumanlı bir tabaka kalıyordu. burnumu arabanın havalandırma ızgaralarına yaklaştırdım. dışarıdaki hava içeriye çekildikçe göğsüm daralıyordu. o nemli, soğuk havanın içinde sadece çamur kokusu yoktu. çürümekte olan büyük bir canlının organlarından yayılan o tatlımsı, baygın gaz kokusu vardı.
radyo düğmesine bastım. belki şehirlerden uzaklaşırken son bir insan sesi, bir müzik ya da bir haber bülteni yakalayabilirim umuduyla frekansları taradım. cızırtıdan başka bir şey yoktu.
frekans ibresi dijital ekranda hızla kaydı. hiçbir radyo kanalı çekmiyordu. sadece beyaz gürültü. ama dikkatle dinlediğimde o gürültünün arkasında düzenli bir ritim vardı. bir nefes alışverişi. tıpkı boğazına çamur dolmuş bir insanın boğulurken çıkardığı o hırıltılı, ıslak ve kesik nefesler gibi.
devamını gör...

mesaj atmışsınız ben değilim arkadaşlar. dayıya saygılar
edit: armullah nerelerde
devamını gör...

yaprak* sarması ve odun ateşinde kızartma.
devamını gör...

hesabını silmek istersin silemezsin, çünkü üç entrye muhtaç bir oluşum. altı ay içinde hesabın silinecek derler silemezler, çünkü üç entrye muhtaçlar. yazarı uçururlar entrylerini silmeye cesaret edemezler, çünkü üç entrye muhtaçlar. hadi hesabı sildiler diyelim gene entrylerini silemezler çünkü üç entrye muhtaçlar. sebepsizce entry silerler, bir açıklama bile yapmazlar ama sen "her seyimle buradan gitmek istiyorum, benim yazdıklarımla reklam geliri elde edemezsin" dediğin zaman "entry silmek sözlüğe ciddi zararlar verir, entry silme" diye yalvarır gibi sistem mesajı verirler. komik ve tutarsız editör kadrosu var burada ve aklı selim birileri çıkıp tepki gösterdiği zaman sözlüğün sahibi "buradan başka yazacak yeriniz yok" diyerek ortaya çıkar. bura hakkında gerçekleri yazar ya da buranın ne kadar çöp bir yer olduğunu kanıtlayan başlık açtığınız zaman, açtığınız başlık ya da entry girmiş olduğunuz başlık akıştan kaldırılır. eleştiriye zerre tahammülü olmayan bu çöplük bu hâliyle, üç entrye muhtaç haliyle kendini ekşi sözlükle bir tutar. bu apayrı bi komedi.

bütün entryelrimi sildim, sadece buranın ne derece çöp bir yer olduğunu anlatan bu entryim ve bunun yanında bir kaç entryi bıraktım.

şimdi hesabımı komple mi silersiniz, gene korkak davranıp bu başlığı akıştan mi kaldırırsınız ya da sadece bu entryi mi silersiniz bilmem. umrumda da değil.

altı ay için hesap falan sildikleri yok ama kafalarına göre entry silip "işine gelirse, yazacak başka yeriniz yok" derler. ezikler.
devamını gör...

çantayı omzuma taktım. babamın deri klasörünü ve haritayı göğsüme bastırıp evden çıktım. kapıyı arkamdan kilitlerken bir daha bu eve dönemeyebileceğimi biliyordum.
arabama bindim. motoru çalıştırdım. silecekler camdaki yağmur suyunu ritmik bir gıcırtıyla temizlerken, radyodan sadece yoğun bir cızırtı yükseliyordu. radyoyu kapattım.
gps cihazına babamın haritaya kazıdığı o koordinatları bir kez daha girdim: 40°58'12.4"n 40°42'08.1"e.
ekranda hedef belirdi. doğu karadeniz dağlarının en sarp, en ulaşılmaz noktası. otobandan çıkıp dağ yollarına vuracak, ardından asfaltın bittiği ve sadece çamurun başladığı o vadinin derinliklerine inecektim.
şehrin kasvetli binaları, sokak lambaları ve çizgi gibi uzayan araç ışıkları dikiz aynasında yavaşça küçüldü. doğuya doğru sürerken karanlık üzerime çöktü. yağmur şiddetleniyor, dağların dik yamaçlarından süzülen sis yola iniyordu.
geri dönmeyecektim. çünkü arkamda bırakabileceğim bir geçmişim zaten kalmamıştı.
devamını gör...

hesabını silmek istersin silemezsin, çünkü üç entrye muhtaç bir oluşum. altı ay içinde hesabın silinecek derler silemezler, çünkü üç entrye muhtaçlar. yazarı uçururlar entrylerini silmeye cesaret edemezler, çünkü üç entrye muhtaçlar. hadi hesabı sildiler diyelim gene entrylerini silemezler çünkü üç entrye muhtaçlar. sebepsizce entry silerler, bir açıklama bile yapmazlar ama sen "her seyimle buradan gitmek istiyorum, benim yazdıklarımla reklam geliri elde edemezsin" dediğin zaman "entry silmek sözlüğe ciddi zararlar verir, entry silme" diye yalvarır gibi sistem mesajı verirler. komik ve tutarsız editör kadrosu var burada ve aklı selim birileri çıkıp tepki gösterdiği zaman sözlüğün sahibi "buradan başka yazacak yeriniz yok" diyerek ortaya çıkar. bura hakkında gerçekleri yazar ya da buranın ne kadar çöp bir yer olduğunu kanıtlayan başlık açtığınız zaman, açtığınız başlık ya da entry girmiş olduğunuz başlık akıştan kaldırılır. eleştiriye zerre tahammülü olmayan bu çöplük bu hâliyle, üç entrye muhtaç haliyle kendini ekşi sözlükle bir tutar. bu apayrı bi komedi.

bütün entryelrimi sildim, sadece buranın ne derece çöp bir yer olduğunu anlatan bu entryim ve bunun yanında bir kaç entryi bıraktım.

şimdi hesabımı komple mi silersiniz, gene korkak davranıp bu başlığı akıştan mi kaldırırsınız ya da sadece bu entryi mi silersiniz bilmem. umrumda da değil.

hani altı ay içinde komple, entrylerle beraber siliyordunuz?
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim