zaman tüneli
lana del rey’in 15 senedir aynı benzinlikte ağlaması
2011'de bir girdi hayatımıza, o günden beri hep aynı benzinlikte ağlayarak şarkı söylüyo... bitmek bilmeyen 45 bpm hüznüyle hayatımızı karartmaya devam ediyo... şarkı girmeye bir başlıyo, ritim o kadar yavaş ki kalbim duracak sanıyorum. nabzım 40'a düşüyo, tansiyonum yerle bir oluyo...
geçen gün magazin sayfalarında gördüm, yine ağlarken yakalamışlar bunu. şaşırdık mı? tabii ki hayır! kadın bildiğin ağlamayı meslek edinmiş, kadrolu hüzün memuru gibi takılıyo. paparazzi fotoğrafı çekiyo, bu yine bir benzinliğin arkasında, üstünde 1950'lerden kalma gelinlik, elinde sigara, gözyaşları süzülüyo... kim bilir hangi şarkısına klip çekiyo benzinlikte...
gitsem yanına, elimi belime koyup bacım kalk bir yüzünü yıka, gel sana bi su alalım su iç kendine gel diye bağırsam yüzüme bile bakmaz. yine o uykulu, baygın gözleriyle boşluğa bakar, arkadan bir ağır keman girmesini bekler hüzünlenmek için.
geçen gün magazin sayfalarında gördüm, yine ağlarken yakalamışlar bunu. şaşırdık mı? tabii ki hayır! kadın bildiğin ağlamayı meslek edinmiş, kadrolu hüzün memuru gibi takılıyo. paparazzi fotoğrafı çekiyo, bu yine bir benzinliğin arkasında, üstünde 1950'lerden kalma gelinlik, elinde sigara, gözyaşları süzülüyo... kim bilir hangi şarkısına klip çekiyo benzinlikte...
gitsem yanına, elimi belime koyup bacım kalk bir yüzünü yıka, gel sana bi su alalım su iç kendine gel diye bağırsam yüzüme bile bakmaz. yine o uykulu, baygın gözleriyle boşluğa bakar, arkadan bir ağır keman girmesini bekler hüzünlenmek için.
devamını gör...
taylor swift'in aslında yapay zeka olması
ben bu kadının yapay zeka olduğunu düşünüyorum.
size de anlatacağım bunları... mesela adamın biri bundan ayrılıyo, aradan daha 3 gün geçmemiş, kadın 22 şarkılık albüm çıkarıyo. kapağı bastırmış, plakları basmış, stadyum turuna şarkıyı eklemiş bile! ulan sen ne ara ayrıldın, ne ara o stüdyoya girdin, ne ara o sözleri yazdın da prodüksiyonu bitirdin? ayrıldıktan hemen sonra bu kadar hızlı şarkı yazamazsın abi! insan bi 2 hafta yatakta cips yiyip ağlar, bu kadın ayrılık haberinin çıktığı akşam stadyumda o adama 8 dakikalık marş okuyo. bu hız bir insanın sinir sisteminin kaldıracağı şey değil, yapay olduğuna dair ilk kanıt bu.
yani bi insan 3.5 saat sahnede aralıksız hoplayıp zıplayıp, yağmurun altında şarkı söylerken nasıl 1 gram terlemez, hiç mi yorulmaz ya? kızın nefesi bile kesilmiyo! bütün konser boyunca yüzünde hep aynı sinsi, donuk, "ben çok tatlıyım ki :)" gülümsemesi var. gözlerinin içine bakıyo insan, valla bak gözlerinin içinde tek bir insansı kırıntı, bir duygu emaresi yok! cam gibi bakıyo kadın, boşluk gibi... yapay zeka olduğuna dair diğer kanıt.
diğer kanıt da şu, bu kadın dışarıya en ufak bi malzeme, en ufak bi insani açık vermemek için o kadar çırpınıyo ki... hani ulan bi kere de ayağın takılsın, bi kere de sümüğün aksın, bi frikik ver de ekonovich abimiz bayram etsin, yok abi, sıfır! kızın her kıkırdaması, elini saçının arkasına atışı bile daha önceden simulasyonda denenmiş gibi. her anı, her adımı o kadar milimetrik hesaplı ki....
kısacası bu kadın taylor swift falan değil kardeşim. duyguları, teri, yorgunluğu alınmış, stadyumlara sürülmüş bir algoritmadan başkası olamaz.
size de anlatacağım bunları... mesela adamın biri bundan ayrılıyo, aradan daha 3 gün geçmemiş, kadın 22 şarkılık albüm çıkarıyo. kapağı bastırmış, plakları basmış, stadyum turuna şarkıyı eklemiş bile! ulan sen ne ara ayrıldın, ne ara o stüdyoya girdin, ne ara o sözleri yazdın da prodüksiyonu bitirdin? ayrıldıktan hemen sonra bu kadar hızlı şarkı yazamazsın abi! insan bi 2 hafta yatakta cips yiyip ağlar, bu kadın ayrılık haberinin çıktığı akşam stadyumda o adama 8 dakikalık marş okuyo. bu hız bir insanın sinir sisteminin kaldıracağı şey değil, yapay olduğuna dair ilk kanıt bu.
yani bi insan 3.5 saat sahnede aralıksız hoplayıp zıplayıp, yağmurun altında şarkı söylerken nasıl 1 gram terlemez, hiç mi yorulmaz ya? kızın nefesi bile kesilmiyo! bütün konser boyunca yüzünde hep aynı sinsi, donuk, "ben çok tatlıyım ki :)" gülümsemesi var. gözlerinin içine bakıyo insan, valla bak gözlerinin içinde tek bir insansı kırıntı, bir duygu emaresi yok! cam gibi bakıyo kadın, boşluk gibi... yapay zeka olduğuna dair diğer kanıt.
diğer kanıt da şu, bu kadın dışarıya en ufak bi malzeme, en ufak bi insani açık vermemek için o kadar çırpınıyo ki... hani ulan bi kere de ayağın takılsın, bi kere de sümüğün aksın, bi frikik ver de ekonovich abimiz bayram etsin, yok abi, sıfır! kızın her kıkırdaması, elini saçının arkasına atışı bile daha önceden simulasyonda denenmiş gibi. her anı, her adımı o kadar milimetrik hesaplı ki....
kısacası bu kadın taylor swift falan değil kardeşim. duyguları, teri, yorgunluğu alınmış, stadyumlara sürülmüş bir algoritmadan başkası olamaz.
devamını gör...
knockin' on heaven's door
“cennetin kapısına katır tekmesi”
devamını gör...
taylor swift'in sinsiliğini anlatacak kelime bulamamak
kadının ne yaptığını tam olarak açıklayamıyorum. böyle bir “ben hiçbir şey yapmadım ki :)” enerjisi var kadında.
dua lipa’yla husumetim net, balkan damarıydı, ne bakıyon kızım kavgasıydı, delikanlıcaydı... ama bu taylor swift bambaşka bir seviye. bu kadının sinsiliği çok korkutucu geliyor bana... teke tek kavgada taylor swift beni rahatlıkla döver...
sanki lise yıllarında senin arkandan bütün okula dedikodu yaymış, sınıfa girdiğinde de elinde piknik bisküvisiyle "ay naber tatlım, saçın ne tatlı olmuş" diye sarılmış gibi bir hava var. bak yemin ediyorum, o kırmızı rujun arkasında çok korkunç bi sinsilik yatıyor...
geçen gün belgeseline denk geldim, kedi severken gülümsüyo, sırıtıyo falan.... ama o gülümseme gülümseme değil... korkunç bir hırs, açıklanamaz bi sinsilik var... tüylerim ürperdi kadına bakarken, korktum....
mesela bu kadının husumeti de fena ilerliyo... birine gıcık mı oldu? gidip evinin önünde bağırıp çağırmıyo, oturuyor, o kişiyi mahvedecek 4 dakikalık bir country-pop marşı yazıp üzerine 3 tane grammy alıyo, bir de stadyum konserinde 80 bin kişiye aynı anda söyletiyo. sinsi gücün büyüklüğüne bakar mısın?
yani bunun sinsiliği anlatılamaz, ancak tecrübe edilir. allah tecrübe edenlere yardım etsin.
dua lipa’yla husumetim net, balkan damarıydı, ne bakıyon kızım kavgasıydı, delikanlıcaydı... ama bu taylor swift bambaşka bir seviye. bu kadının sinsiliği çok korkutucu geliyor bana... teke tek kavgada taylor swift beni rahatlıkla döver...
sanki lise yıllarında senin arkandan bütün okula dedikodu yaymış, sınıfa girdiğinde de elinde piknik bisküvisiyle "ay naber tatlım, saçın ne tatlı olmuş" diye sarılmış gibi bir hava var. bak yemin ediyorum, o kırmızı rujun arkasında çok korkunç bi sinsilik yatıyor...
geçen gün belgeseline denk geldim, kedi severken gülümsüyo, sırıtıyo falan.... ama o gülümseme gülümseme değil... korkunç bir hırs, açıklanamaz bi sinsilik var... tüylerim ürperdi kadına bakarken, korktum....
mesela bu kadının husumeti de fena ilerliyo... birine gıcık mı oldu? gidip evinin önünde bağırıp çağırmıyo, oturuyor, o kişiyi mahvedecek 4 dakikalık bir country-pop marşı yazıp üzerine 3 tane grammy alıyo, bir de stadyum konserinde 80 bin kişiye aynı anda söyletiyo. sinsi gücün büyüklüğüne bakar mısın?
yani bunun sinsiliği anlatılamaz, ancak tecrübe edilir. allah tecrübe edenlere yardım etsin.
devamını gör...
dua lipa hakkında olumlu konuşan insanlarla mesafeyi açmak
artık kaçıncı seviye bir radikalleşme bilmiyorum ama bu kadını öven biriyle aynı masada oturmak bile istemiyorum.
sakın karşıma geçip, ''ya ama abla kızın aurası çok başka, levitating’de falan çok cool duruyor'' demeyin. sakın bunu yapmayın arkadaşlar... benim o sırada mideme giren kramptan haberiniz var mı sizin? yok! kadın ekrana çıktığı an ben böbreğimi masada bırakıp kaçmak istiyorum mesela ben... şehir değiştirmek istiyorum, imkanım olsa ülke değiştireceğim...
yani bir insan dua lipa’yı nasıl olumlu anabilir ya? o yüzündeki "ben aslında pazarda domates seçerken kavga edecek insanım ama lüks markalar beni ambalajladı" havasını bir tek ben mi görüyorum? bu kadını öven adam yarın gider akepeye oy de verir lan.
kısacası benim çevremde dua lipa övülemez kardeşim. bu kadını övenle araya mesafe koymak değil, direkt diplomatik ilişkileri kesmek farzdır.
sakın karşıma geçip, ''ya ama abla kızın aurası çok başka, levitating’de falan çok cool duruyor'' demeyin. sakın bunu yapmayın arkadaşlar... benim o sırada mideme giren kramptan haberiniz var mı sizin? yok! kadın ekrana çıktığı an ben böbreğimi masada bırakıp kaçmak istiyorum mesela ben... şehir değiştirmek istiyorum, imkanım olsa ülke değiştireceğim...
yani bir insan dua lipa’yı nasıl olumlu anabilir ya? o yüzündeki "ben aslında pazarda domates seçerken kavga edecek insanım ama lüks markalar beni ambalajladı" havasını bir tek ben mi görüyorum? bu kadını öven adam yarın gider akepeye oy de verir lan.
kısacası benim çevremde dua lipa övülemez kardeşim. bu kadını övenle araya mesafe koymak değil, direkt diplomatik ilişkileri kesmek farzdır.
devamını gör...
çiğ köfte yiyebilecek bir mideye sahip olmak
bu devirde artık kesinlikle yenmemesi gereken bir yiyecek türüdür. şu an bu ürünü kimsenin hakkıyla yaptığını düşünmüyorum. içine ne koyuyorlar, hangi ortamlarda bekletiliyor ve hangi koşullarda saklanıyor çok önemlidir.
çiğ köfte inanılmaz hızlı bakteri üretir. bu yüzden yapıldığı an tüketilmesi gerekir. günlerce bekletilmeye gelmez. saklama koşulları uygun olmadığında, hızlıca bozulur. bu yüzden dışarıdan mümkün olduğunca satın almayın. evde yapın veya yaptırın. çiğ köftenin bozulması durumunda, vücut anında ishale döner. ne olduğunu anlayamazsınız.
çiğ köfte inanılmaz hızlı bakteri üretir. bu yüzden yapıldığı an tüketilmesi gerekir. günlerce bekletilmeye gelmez. saklama koşulları uygun olmadığında, hızlıca bozulur. bu yüzden dışarıdan mümkün olduğunca satın almayın. evde yapın veya yaptırın. çiğ köftenin bozulması durumunda, vücut anında ishale döner. ne olduğunu anlayamazsınız.
devamını gör...
dua lipa'yı görünce aşırı sinirlenmek
kadın bana hiçbir şey yapmadı farkındayım ama kendisini gördüğüm an tansiyonum fırlıyo... o cool havalar, o rahat tavırlar... direkt karnım ağrı hissiyle kasılmaya başlıyo kadını görünce, benimki tamamen biyolojik bi reddediş...
yani bunun tıp literatüründe bir karşılığı var mı bilmiyorum ama bu kadının ekrana düştüğü an vücudum doğrudan laktoz intoleransı reaksiyonu veriyo.. bu kadın benim biyolojik sınır testimdir... kendisini gördüğüm an mideme giren o krampla ben bu hayatta her türlü çileyi çekerim, ama bu kadının cool tavırlarını çekemem kardeşim.
acil şifalar dileyin bana.
yani bunun tıp literatüründe bir karşılığı var mı bilmiyorum ama bu kadının ekrana düştüğü an vücudum doğrudan laktoz intoleransı reaksiyonu veriyo.. bu kadın benim biyolojik sınır testimdir... kendisini gördüğüm an mideme giren o krampla ben bu hayatta her türlü çileyi çekerim, ama bu kadının cool tavırlarını çekemem kardeşim.
acil şifalar dileyin bana.
devamını gör...
teke tek kavgada dua lipa'yı tokatlarım
evet iddialıyım. yemin olsun ki dua lipa'yı tokatlarım.
kendisi arnavut, ben boşnağım... hani meşhur bir laf var bilirsiniz, arnavut'a neden çıplak geziyorsun diye sormuşlar, birisi bir şey dese de dövsem diye geziyorum demiş.... atasözü gibi tespit, kabul ediyorum ama bu delikanlılık numaraları bana işlemez kardeşim. biz de sandžak hamuruyla büyüdük, bünyede börek ve inat var... ayrıca yugoslavya dağılırken genç olsaydım bir sürü savaş suçum ve en az 40 leşim vardı, neyse.
kendisi podyumlarda, stadyumlarda levitating diye süzülürken gayet havalı duruyor olabilir. sesi de kontralto falan filan... ama benim oktav aralığım sinir krizlerimde öyle bir noktaya ulaşıyor ki, kulak zarını patlatıp dengesini bozarım. o "one kiss is all it takes" diye söze girerken ben arkadan 128 bpm bassline'ı bir basarım, neye uğradığını şaşırır.
kadın 1.73 boyunda, bende ise 1.59 boy var. evet, aramızda tam 14 cm var ama bu benim için bir engel değil, tamamen bir ayrodinamik avantaj lan! yerçekimi merkezi bana daha yakın bir kere... götü yere yakın olandan korkacaksın demedi bunca sene insanlar! o yukarıdan kombo yapmaya çalışırken ben fırtına gibi bacaklarına dalar, direkt dengesini alt-üst ederim.
o pilates yapar, kişisel antrenörlerle kardiyo çalışır. ben ise senelerdir akepe hümümetiyle mücadele ediyorum, klavye başında parmak kası yapıp kafa patlatıyorum. girdiği en sert kavga prodüktörüyle telif kavgasıdır, benimki ise katıksız mahalle ve geleneksel balkan inadı.
kendisi arnavut, ben boşnağım... hani meşhur bir laf var bilirsiniz, arnavut'a neden çıplak geziyorsun diye sormuşlar, birisi bir şey dese de dövsem diye geziyorum demiş.... atasözü gibi tespit, kabul ediyorum ama bu delikanlılık numaraları bana işlemez kardeşim. biz de sandžak hamuruyla büyüdük, bünyede börek ve inat var... ayrıca yugoslavya dağılırken genç olsaydım bir sürü savaş suçum ve en az 40 leşim vardı, neyse.
kendisi podyumlarda, stadyumlarda levitating diye süzülürken gayet havalı duruyor olabilir. sesi de kontralto falan filan... ama benim oktav aralığım sinir krizlerimde öyle bir noktaya ulaşıyor ki, kulak zarını patlatıp dengesini bozarım. o "one kiss is all it takes" diye söze girerken ben arkadan 128 bpm bassline'ı bir basarım, neye uğradığını şaşırır.
kadın 1.73 boyunda, bende ise 1.59 boy var. evet, aramızda tam 14 cm var ama bu benim için bir engel değil, tamamen bir ayrodinamik avantaj lan! yerçekimi merkezi bana daha yakın bir kere... götü yere yakın olandan korkacaksın demedi bunca sene insanlar! o yukarıdan kombo yapmaya çalışırken ben fırtına gibi bacaklarına dalar, direkt dengesini alt-üst ederim.
o pilates yapar, kişisel antrenörlerle kardiyo çalışır. ben ise senelerdir akepe hümümetiyle mücadele ediyorum, klavye başında parmak kası yapıp kafa patlatıyorum. girdiği en sert kavga prodüktörüyle telif kavgasıdır, benimki ise katıksız mahalle ve geleneksel balkan inadı.
devamını gör...
gay pornosu
olaya asla homofobik bir açıdan bakmıyorum çünkü kesinlikle homofobik değilim. erkekler arasında cinsel ilişkinin anal yoldan yapılıyor olmasından ötürü başlığa yazmayı tercih ettim.
ben her 2 cinsiyet içinde anal ilişkiye karşıyım. bunun sebebi tamamen anatomiye ve tıbba dayanıyor. anatomi bilgim çok yüksek olduğu için, anüs bölgesinde bulunan 2 farklı kas grubunun ( iç anal sfinkter ve dış anal sfinkter) ve pelvik kasların zorlanmaya açık olmadığını ve zedelenmesi durumunda cerrahi operasyonun gerektiğini biliyorum.- çünkü bu kaslar kopabiliyor veya ciddi hasarlar alabiliyor.. -
ayrıca, anüs maalesef ki vajina gibi esnemeye uygun yapılmış bir yapıya sahip değil. bu yüzden anal seks ilk birkaç seferde feci can yakar. kimse ciddiye almasa da, gerçekler göz ardı edilemeyecek kadar büyük problemlere yol açabiliyor. anal seksin başlıca risklerini şöyle özetleyebilirim:
doğal koruma ve nem eksikliği:
vajina kendi kendini kayganlaştırabilen, kalın ve çok katmanlı bir epitel dokuya sahiptir. anüs ve rektum ise salgı üretemez ve dokusu tek katmanlı, son derece ince ve kırılgandır. bu yüzden ne kadar suni kayganlaştırıcı kullanılırsa kullanılsın, mikroskopik düzeyde yırtılmalar kaçınılmazdır.
yüksek enfeksiyon riski:
rektum, doğası gereği milyarlarca bakterinin (bakteriyel flora) barındığı bir yerdir. ilişki sırasında oluşan mikro yırtıklardan bu bakteriler kolayca kana veya partnerin üreme organlarına karışabilir. ayrıca, hıv, hpv, hepatit ve bel soğukluğu gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların geçiş riski, dokunun ince olması sebebiyle anal sekste çok daha yüksektir.
uzun vadeli anatomik hasarlar:
anüs kasları dışkıyı tutmak için tasarlanmıştır, içeriye kronik olarak bir cisim alacak şekilde sürekli zorlandığında (yıllar içinde) kas tonusunu kaybedebilir. bu durum ilerleyen yaşlarda kronik gaz kaçırma veya dışkı kontrolü sorunlarına (inkontinans) zemin hazırlayabilir.
anüs kasının yırtılması veya zedelenmesi ciddi beladır dostlar. ben kendi kız arkadaşlarıma bile anal ilişkiye girmemelerini söylüyorum. erkek istediği kadar talep etsin, insanın sağlığı bozulunca geri gelmiyor. kimse kişinin kendi beden sağlığından değerli değildir. yırtılmış bir anüs kasıyla hayata nasıl devam etmeyi düşünüyorsunuz? operasyonunu olsanız bile başarı yüzdeniz nedir sadece tanrı bilir...
bunları bildiğim için anal seksi izlemek- düşünmek beni rahatsız ediyor. benim olayım anatomik olarak vücudu zorlamanın bir sorun oluşturduğunu bilmekten geliyor.
yani bu iş ciddi riskli. anal seksi, fantezi diye pazarlıyorlar ama biraz
tıbbi bilgisi olan kimse bu işi önermez.
kas gruplarınızın sağlığı için uzak durun.
ben her 2 cinsiyet içinde anal ilişkiye karşıyım. bunun sebebi tamamen anatomiye ve tıbba dayanıyor. anatomi bilgim çok yüksek olduğu için, anüs bölgesinde bulunan 2 farklı kas grubunun ( iç anal sfinkter ve dış anal sfinkter) ve pelvik kasların zorlanmaya açık olmadığını ve zedelenmesi durumunda cerrahi operasyonun gerektiğini biliyorum.- çünkü bu kaslar kopabiliyor veya ciddi hasarlar alabiliyor.. -
ayrıca, anüs maalesef ki vajina gibi esnemeye uygun yapılmış bir yapıya sahip değil. bu yüzden anal seks ilk birkaç seferde feci can yakar. kimse ciddiye almasa da, gerçekler göz ardı edilemeyecek kadar büyük problemlere yol açabiliyor. anal seksin başlıca risklerini şöyle özetleyebilirim:
doğal koruma ve nem eksikliği:
vajina kendi kendini kayganlaştırabilen, kalın ve çok katmanlı bir epitel dokuya sahiptir. anüs ve rektum ise salgı üretemez ve dokusu tek katmanlı, son derece ince ve kırılgandır. bu yüzden ne kadar suni kayganlaştırıcı kullanılırsa kullanılsın, mikroskopik düzeyde yırtılmalar kaçınılmazdır.
yüksek enfeksiyon riski:
rektum, doğası gereği milyarlarca bakterinin (bakteriyel flora) barındığı bir yerdir. ilişki sırasında oluşan mikro yırtıklardan bu bakteriler kolayca kana veya partnerin üreme organlarına karışabilir. ayrıca, hıv, hpv, hepatit ve bel soğukluğu gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların geçiş riski, dokunun ince olması sebebiyle anal sekste çok daha yüksektir.
uzun vadeli anatomik hasarlar:
anüs kasları dışkıyı tutmak için tasarlanmıştır, içeriye kronik olarak bir cisim alacak şekilde sürekli zorlandığında (yıllar içinde) kas tonusunu kaybedebilir. bu durum ilerleyen yaşlarda kronik gaz kaçırma veya dışkı kontrolü sorunlarına (inkontinans) zemin hazırlayabilir.
anüs kasının yırtılması veya zedelenmesi ciddi beladır dostlar. ben kendi kız arkadaşlarıma bile anal ilişkiye girmemelerini söylüyorum. erkek istediği kadar talep etsin, insanın sağlığı bozulunca geri gelmiyor. kimse kişinin kendi beden sağlığından değerli değildir. yırtılmış bir anüs kasıyla hayata nasıl devam etmeyi düşünüyorsunuz? operasyonunu olsanız bile başarı yüzdeniz nedir sadece tanrı bilir...
bunları bildiğim için anal seksi izlemek- düşünmek beni rahatsız ediyor. benim olayım anatomik olarak vücudu zorlamanın bir sorun oluşturduğunu bilmekten geliyor.
yani bu iş ciddi riskli. anal seksi, fantezi diye pazarlıyorlar ama biraz
tıbbi bilgisi olan kimse bu işi önermez.
kas gruplarınızın sağlığı için uzak durun.
devamını gör...
godfather tarzı normal sözlük yazarları

bu alemde herkesin bilmediği karanlık bir kuralım vardır... ben tetiği asla kendim çekmem. birini infaz etmeden önce odadaki ışıkları loşlaştırır, sehpanın üzerindeki mini usb midi klavyemin başına geçerim. kurbanım son anlarını yaşarken, ona synth pad’lerle saçma sapan sesler çalarım, kurbanımın duyduğu son şey bu katmanlı synth'ler olur...
bu yüzden bana la donna midi derler.
devamını gör...
makyaj yapmayan insan
makyaj yapmayan kadınlardan biriyim.
doğal güzelliğimi ya da doğal halimi göstermekten çekinmiyorum. hepimiz yaş alıyoruz ve yüzümüzde kusurlar var. kimimiz sivilceli, kimimizin yağ gözenekleri büyük, kimimizin güneş lekeleri veya çilleri var. neden illa bunları kapatmak için tonlarca kimyasalı günlük olarak kendimize sıvamamız gerekiyor?
genç kızlığımdan beri makyaja mesafeliyim. asla oturup saatlerce yüzüme makyaj yapmakla uğraşmadım. fondoten kullanmaya bile üniversitenin son senelerine doğru başladım. sivilcelerimin ergenlikten ötürü yoğun oldugu dönemde( 21-22 yaşa tekabül ediyor. bu arada dermatolojik bir problemim yoktu. sadece hormonel süreçten ötürü cıkıyordu), bir süre maybelline new york'un su bazlı ( yağsız) fondotenini kullandım.
ilk kez fondoten kullanan biri olarak, inanılmaz rahatsız hissediyordum çünkü makyaj genel hatlarıyla yüze inanılmaz bir ağırlık yapıyor. cildiniz nefes alamadığı için( üstüne sürdüğünüz maddeler gözenekleri kapatıyor), aslında sivilce cıkartmaya daha elverişli hale geliyorsunuz. cildiniz hormonlardan ayrı, üstü sürekli makyajla kapatıldığı ve nefes almadığı için ayrı sivilceleniyor.
bir gün bana geldiler ve ansızın fondöten kullanmayı ve makyajı bıraktım. zaten yapmayı çok seven bir yapım yoktu fakat yüzümde yarattığı o ağırlık ve yapış yapış kimyasal hissi yüzünden( fondöteni temizlemek çok lanet bir süreçtir. yüzü 2-3 katmanlı temizlemeniz gerekir. tüm kalıntıları ancak çıkar) kendisini terk ettim ve bir daha asla dönmedim.
yüzüm kendi kendisinin dengesini ergenlik bitince zaten buldu. bu genelde 25-26 yaşlardan itibaren başlayan bir süreç. herkesin hormon ve cilt yapısı kendisine has olduğu için, yüzün sivilcelenmesinin durması kişiden kişiye değişiyor ama inanın bitiyor.
sunu ekarte etmeyelim. özellikle kadınlarda sivilce her yaşta çıkıyor. bu hayatın gerçeği. bundan kaçamazsınız. 35 bile olsanız, regl döngünüz geldiğinde, bir anda sivilceleriniz çıkabiliyor. bu vücudunuzun çalışma biçimi.. maalesef engelleyemezsiniz. bu hususu "geçmeyen sivilce problemi" sanarak, sosyal medyada satılan abuk subuk ürünleri lütfen kullanmayın. cilt sağlığınızı bozup, olmayan problemleri edinebilirsiniz.
hikayeme geri dönecek olursam, yıllardır ( iş hayatında olmama rağmen) makyaj yapmıyorum. yaptığım en fazla rimel ve nivea'nın pembemsi renk veren rujlarından sürmek. bu kadar. başka hiçbir şey yok. kışın hava çok soğuk olduğunda, yüzümün beyazlığını orantılayabilmek için doğal bir allık ekliyorum. kısaca hayatım makyajsız geçiyor. zerre pişman değilim. birçok makyaj malzemesinin ne için kullanıldığını bile bilmiyorum.
cildim kusursuz mu? - hayır.
insanların ne düşündüğü umurumda mı? - yine hayır.
hayatımın sonuna kadar cildimi bebek poposu gibi tutmaya saplantı geliştiremem çünkü yetişkin bir bireyseniz, bu imkansız. gerçekten bu işi obsesyon haline getirip, 7/24 cilt bakımcıların kapısında yaşamanız gerekir. cilt doğal bir yapıdır. yaş alır ve yaşlanır. çok normal.
insanın olduğu şeyle gurur duyması gerekiyor.
kapitalizm ise, sürekli gizlemeyi öğütlüyor.
doğal güzelliğimi ya da doğal halimi göstermekten çekinmiyorum. hepimiz yaş alıyoruz ve yüzümüzde kusurlar var. kimimiz sivilceli, kimimizin yağ gözenekleri büyük, kimimizin güneş lekeleri veya çilleri var. neden illa bunları kapatmak için tonlarca kimyasalı günlük olarak kendimize sıvamamız gerekiyor?
genç kızlığımdan beri makyaja mesafeliyim. asla oturup saatlerce yüzüme makyaj yapmakla uğraşmadım. fondoten kullanmaya bile üniversitenin son senelerine doğru başladım. sivilcelerimin ergenlikten ötürü yoğun oldugu dönemde( 21-22 yaşa tekabül ediyor. bu arada dermatolojik bir problemim yoktu. sadece hormonel süreçten ötürü cıkıyordu), bir süre maybelline new york'un su bazlı ( yağsız) fondotenini kullandım.
ilk kez fondoten kullanan biri olarak, inanılmaz rahatsız hissediyordum çünkü makyaj genel hatlarıyla yüze inanılmaz bir ağırlık yapıyor. cildiniz nefes alamadığı için( üstüne sürdüğünüz maddeler gözenekleri kapatıyor), aslında sivilce cıkartmaya daha elverişli hale geliyorsunuz. cildiniz hormonlardan ayrı, üstü sürekli makyajla kapatıldığı ve nefes almadığı için ayrı sivilceleniyor.
bir gün bana geldiler ve ansızın fondöten kullanmayı ve makyajı bıraktım. zaten yapmayı çok seven bir yapım yoktu fakat yüzümde yarattığı o ağırlık ve yapış yapış kimyasal hissi yüzünden( fondöteni temizlemek çok lanet bir süreçtir. yüzü 2-3 katmanlı temizlemeniz gerekir. tüm kalıntıları ancak çıkar) kendisini terk ettim ve bir daha asla dönmedim.
yüzüm kendi kendisinin dengesini ergenlik bitince zaten buldu. bu genelde 25-26 yaşlardan itibaren başlayan bir süreç. herkesin hormon ve cilt yapısı kendisine has olduğu için, yüzün sivilcelenmesinin durması kişiden kişiye değişiyor ama inanın bitiyor.
sunu ekarte etmeyelim. özellikle kadınlarda sivilce her yaşta çıkıyor. bu hayatın gerçeği. bundan kaçamazsınız. 35 bile olsanız, regl döngünüz geldiğinde, bir anda sivilceleriniz çıkabiliyor. bu vücudunuzun çalışma biçimi.. maalesef engelleyemezsiniz. bu hususu "geçmeyen sivilce problemi" sanarak, sosyal medyada satılan abuk subuk ürünleri lütfen kullanmayın. cilt sağlığınızı bozup, olmayan problemleri edinebilirsiniz.
hikayeme geri dönecek olursam, yıllardır ( iş hayatında olmama rağmen) makyaj yapmıyorum. yaptığım en fazla rimel ve nivea'nın pembemsi renk veren rujlarından sürmek. bu kadar. başka hiçbir şey yok. kışın hava çok soğuk olduğunda, yüzümün beyazlığını orantılayabilmek için doğal bir allık ekliyorum. kısaca hayatım makyajsız geçiyor. zerre pişman değilim. birçok makyaj malzemesinin ne için kullanıldığını bile bilmiyorum.
cildim kusursuz mu? - hayır.
insanların ne düşündüğü umurumda mı? - yine hayır.
hayatımın sonuna kadar cildimi bebek poposu gibi tutmaya saplantı geliştiremem çünkü yetişkin bir bireyseniz, bu imkansız. gerçekten bu işi obsesyon haline getirip, 7/24 cilt bakımcıların kapısında yaşamanız gerekir. cilt doğal bir yapıdır. yaş alır ve yaşlanır. çok normal.
insanın olduğu şeyle gurur duyması gerekiyor.
kapitalizm ise, sürekli gizlemeyi öğütlüyor.
devamını gör...
ya sidi
giriş kısmını her dinlediğimde büyüleyen şarkı. ölmeden önce iki şarkı dinleme hakkım olsa bunu ve fairuz'un konna netlaka şarkısını dinlemek isterdim
devamını gör...
80'ler tarzı sözlük yazarları
sözlükte ısrarla anonim kalmayı tercih eden tek kişi benim sanırım.
btw eko yakıyor gene
btw eko yakıyor gene
devamını gör...
80'ler tarzı sözlük yazarları
80ler çok iyi olmuş. hayret.
devamını gör...
bahisten kazanılan parayı kripto ile almamak
haberden bağımsız; sözlükte bir tane yasadışı bet reklamcısı dangalak var birazdan damlar ben x yerden oynuyorum çekimde sorun yaşamıyorum falan der. rez alalım şimdiden
devamını gör...
makyaj yapmayan insan
makyajsız sözlük kızları foto atın hemen dm.
evet.
evet.
devamını gör...
normal sözlüğün enleri
en güzeli: k. e. k. p. (durduk yere kıza piyasa yaptırmak istemiyorum)
en asabisi: ihtimaller perisi
en asabisi: ihtimaller perisi
devamını gör...
mehdi olduğuma kimseyi ikna edememem
üzücü bir durum.
dmden yaptığım çağrılara sadece devotus ve pazuzu dönüş yaptı ama onların inançlı olduğuna emin olamadım.
devotus fark etmez abi ben herşeye inanırım diyor.
pazuzu elinde putuyla geziyor.
ikisini toplasam yarım mürid etmez.
neyse sağolsun mümü_psikoloji mürid toplayabileceğim bir sağlık kuruluşu olduğunu söylüyor. şansımı orada deneyecegim
dmden yaptığım çağrılara sadece devotus ve pazuzu dönüş yaptı ama onların inançlı olduğuna emin olamadım.
devotus fark etmez abi ben herşeye inanırım diyor.
pazuzu elinde putuyla geziyor.
ikisini toplasam yarım mürid etmez.
neyse sağolsun mümü_psikoloji mürid toplayabileceğim bir sağlık kuruluşu olduğunu söylüyor. şansımı orada deneyecegim
devamını gör...
kiss
“i was made for lovin’ you baby, you was made for lovin’ me”
devamını gör...
palyatif toplum
yorgunluk toplumu kitabından hemen sonra okunduğunda insana "hee anladım" dedirten chul han kitabı.
acıyı keşfetmek acıyı çözmek yerine onu uyuşturuyoruz belirli şekilde uyuşturuyoruz. maddelerle uyuşturuyoruz.* palyatif toplum sürekli acıyı halının altına süpürüyor ve süpürmeye çalışıyor. ilaçlarla, sosyal medyayla, netflixle alışverişle, eğlenceyle vs vs.
chul han bunları söylerken "dünyayı yöneten aileler var yeğen" kafasıyla söylemiyor ve bence burası çok kritik.
acı çek, rahatsız ol, acıyı uyuştur acıdan kurtul sonra geçici şekilde rahatla ve tekrar acı çek. palyatif toplum tamamen bu şekilde devam ediyor.
neyse gidiyom ben reels kaydırcam. ahahah.
acıyı keşfetmek acıyı çözmek yerine onu uyuşturuyoruz belirli şekilde uyuşturuyoruz. maddelerle uyuşturuyoruz.* palyatif toplum sürekli acıyı halının altına süpürüyor ve süpürmeye çalışıyor. ilaçlarla, sosyal medyayla, netflixle alışverişle, eğlenceyle vs vs.
chul han bunları söylerken "dünyayı yöneten aileler var yeğen" kafasıyla söylemiyor ve bence burası çok kritik.
acı çek, rahatsız ol, acıyı uyuştur acıdan kurtul sonra geçici şekilde rahatla ve tekrar acı çek. palyatif toplum tamamen bu şekilde devam ediyor.
neyse gidiyom ben reels kaydırcam. ahahah.
devamını gör...