zaman tüneli
the exorcism of emily rose
the exorcism of emily rose filmine ilham veren anneliese michel vakası.

1952'de batı almanya'da doğan anneliese, 16 yaşında epilepsi nöbetleri geçirmeye başlıyor. tedaviye rağmen halüsinasyonlar ve tuhaf davranışlar ortaya çıkınca ailesi bunun hastalıktan ziyade şeytani bir durum olduğuna inanıyor.
1975'te kiliseden yardım istiyorlar ve yaklaşık 10 ay boyunca 67 şeytan çıkarma ayini yapılıyor. anneliese bu süreçte lucifer, yahuda, hitler ve nero gibi varlıkların kendisine musallat olduğunu söylüyor. giderek yemek yemeyi ve su içmeyi bırakıyor, 30 kiloya kadar düşüyor.
1 temmuz 1976'da, 23 yaşındayken açlık ve susuzluk nedeniyle hayatını kaybediyor.
sonrası mahkeme. ailesi ve ayinleri yöneten iki rahip, ihmale bağlı ölüme neden olmaktan suçlu bulunuyor. doktorların görüşü ise net: ortada doğaüstü bir durumdan çok ağır epilepsi ve psikolojik rahatsızlıklar var.
2005 yapımı the exorcism of emily rose bu vakadan esinleniyor. film kurmaca ama çıkış noktası gerçek. 23 yaşındaki bir kadının hastalığı tedavi edilmek yerine şeytan çıkarma ayinleriyle karşılanınca hayatını kaybetmesi, vakayı hâlâ ürkütücü kılan asıl şey. ayrıca filmde kullanılan ses kayıtlarının da gerçekten anneliese michel'e ait olduğunu söyleniyor.

edit: eklemeyi unuttum; bu film ilk çıktığı zaman gece seansına gitmiştim ve 4 gün uyuyamamıştım. o zamana kadar şeytanlı cinli filmleri izlerdim ama bu film nasıl etkilediysen beni, o zamandan beri elimi eteğimi çektim o tür filmlerden. bana göre zirvede bıraktım.*

1952'de batı almanya'da doğan anneliese, 16 yaşında epilepsi nöbetleri geçirmeye başlıyor. tedaviye rağmen halüsinasyonlar ve tuhaf davranışlar ortaya çıkınca ailesi bunun hastalıktan ziyade şeytani bir durum olduğuna inanıyor.
1975'te kiliseden yardım istiyorlar ve yaklaşık 10 ay boyunca 67 şeytan çıkarma ayini yapılıyor. anneliese bu süreçte lucifer, yahuda, hitler ve nero gibi varlıkların kendisine musallat olduğunu söylüyor. giderek yemek yemeyi ve su içmeyi bırakıyor, 30 kiloya kadar düşüyor.
1 temmuz 1976'da, 23 yaşındayken açlık ve susuzluk nedeniyle hayatını kaybediyor.
sonrası mahkeme. ailesi ve ayinleri yöneten iki rahip, ihmale bağlı ölüme neden olmaktan suçlu bulunuyor. doktorların görüşü ise net: ortada doğaüstü bir durumdan çok ağır epilepsi ve psikolojik rahatsızlıklar var.
2005 yapımı the exorcism of emily rose bu vakadan esinleniyor. film kurmaca ama çıkış noktası gerçek. 23 yaşındaki bir kadının hastalığı tedavi edilmek yerine şeytan çıkarma ayinleriyle karşılanınca hayatını kaybetmesi, vakayı hâlâ ürkütücü kılan asıl şey. ayrıca filmde kullanılan ses kayıtlarının da gerçekten anneliese michel'e ait olduğunu söyleniyor.

edit: eklemeyi unuttum; bu film ilk çıktığı zaman gece seansına gitmiştim ve 4 gün uyuyamamıştım. o zamana kadar şeytanlı cinli filmleri izlerdim ama bu film nasıl etkilediysen beni, o zamandan beri elimi eteğimi çektim o tür filmlerden. bana göre zirvede bıraktım.*
devamını gör...
duygulardan yorulmak
duygusuzluk kadar kötü değildir. hayattan aldığın marjinal zevk duygusuzları önünde diz çöktürür.
şiir şarkı resim ve tabi ki aşk senin içindir.
şiir şarkı resim ve tabi ki aşk senin içindir.
devamını gör...
şarap
öğrenciyken köpek öldüreni kola ile karıştırıp içerdik.
sonra para kazandık birkaç üst segmentte geçtik.
en iyisinin bordo şarabı olduğu düşünürüldü onu da içtim güzeldi.
ancak güzel marmaranın tadını veremedi.
sonra para kazandık birkaç üst segmentte geçtik.
en iyisinin bordo şarabı olduğu düşünürüldü onu da içtim güzeldi.
ancak güzel marmaranın tadını veremedi.
devamını gör...
farkına varmak
devamını gör...
sultangazi'de yaşamak
zamanında türk bayrağı açamazdın burada
devamını gör...
kadın görünce aklına seks gelen sözüm ona yazarlar
celladına aşık millet filan derken racon keser, delikanlılık yapar.
tecavüz fantexisi vardır. bikmediği siyasi nedenlerle tecavüz edenin amacı zevk almak değil karşısındakinin iradesini yok etmektir. bu jugu cuk yazdığım entryleri aykırı bulduğu için cinsel şiddetti onaylayan entryi giriyor.
jugu dlyrrak bir
tecavüz bir cinsel şiddettir şakası bile yapılmaz
iki entrylerini beğenmediğin insana bulaşma
üç kadınları makul ve mszbut sınırları içine sokma
ben reeldw bie sürü adam dövmüşüm cinsel tacizden dolayı. seni de döverim.
tecavüz fantexisi vardır. bikmediği siyasi nedenlerle tecavüz edenin amacı zevk almak değil karşısındakinin iradesini yok etmektir. bu jugu cuk yazdığım entryleri aykırı bulduğu için cinsel şiddetti onaylayan entryi giriyor.
jugu dlyrrak bir
tecavüz bir cinsel şiddettir şakası bile yapılmaz
iki entrylerini beğenmediğin insana bulaşma
üç kadınları makul ve mszbut sınırları içine sokma
ben reeldw bie sürü adam dövmüşüm cinsel tacizden dolayı. seni de döverim.
devamını gör...
farkına varmak
acıtır hocam... kabullendirir, kabullendikçe çürütür seni, yıpratır, tuhaflaştırır...
devamını gör...
iki yol
çocukluğumuzun parçalarından... hayatın en boktan taraflarından biri, bazı seçimlerin geri dönüşünün olmaması. mavisakal'ın iki yol'u da tam olarak bunun şarkısı bence.
karşında iki yol var. ikisi de bir yere çıkıyor, ikisinin de kendine göre güzelliği var, ikisinin de bedeli var. ama sen birini seçtiğin anda diğer yol senden sessizce uzaklaşıyor. ne kapıyı çarpıyor ne de sana veda ediyor. sadece gidiyor. ve yıllar sonra bazen aklına geliyor. "acaba?" insanın başına gelebilecek en ağır kelimelerden biri bu galiba. çünkü "keşke" geçmişe bakar, "acaba" ise hiç yaşanmamış bir geleceğe. belki diğer yolu seçseydin daha mutlu olacaktın. belki daha mutsuz. belki aynı insan olacaktın ama başka bir şehirde, başka insanlarla, başka bir hayatın içinde. bunu asla bilemeyeceksin. çünkü hayatın sana sunduğu en büyük zalimliklerden biri şu: aynı anda iki hayatı yaşayamazsın. birini seçiyorsun ve diğerini merak etmek zorunda kalıyorsun.
bazen bir insanı kaybettiğini sanıyorsun ama aslında onunla yaşayabileceğin hayatı kaybetmiş oluyorsun. bazen bir şehri, bir işi, bir ilişkiyi, bir ihtimali... ve yıllar sonra bir şarkı çalıyor. bir anlığına o diğer yol beliriyor gözünün önünde. orada başka bir sen var. belki daha mutlu, belki daha yalnız, belki bambaşka biri. sonra şarkı bitiyor. ve sen kendi yolunda yürümeye devam ediyorsun. çünkü bazı yollar geri dönülmek için değil, arkada bırakılıp hayat boyu merak edilmek için var. belki büyümek de biraz budur: seçmediğin hayatların yasını tutmayı öğrenip, seçtiğin hayatı yaşamaya devam etmek.
iki yol vardır. ama insanın ömrü, hangisinin doğru olduğunu öğrenmeye yetmez. zaten belki de mesele bu değildir. mesele, yürüdüğün yolu bir gün dönüp baktığında "iyi ki" diyebilecek kadar sahiplenebilmektir.
"gözyaşları bebeğim, hepsinin sonu ay-ay-aynı..."
karşında iki yol var. ikisi de bir yere çıkıyor, ikisinin de kendine göre güzelliği var, ikisinin de bedeli var. ama sen birini seçtiğin anda diğer yol senden sessizce uzaklaşıyor. ne kapıyı çarpıyor ne de sana veda ediyor. sadece gidiyor. ve yıllar sonra bazen aklına geliyor. "acaba?" insanın başına gelebilecek en ağır kelimelerden biri bu galiba. çünkü "keşke" geçmişe bakar, "acaba" ise hiç yaşanmamış bir geleceğe. belki diğer yolu seçseydin daha mutlu olacaktın. belki daha mutsuz. belki aynı insan olacaktın ama başka bir şehirde, başka insanlarla, başka bir hayatın içinde. bunu asla bilemeyeceksin. çünkü hayatın sana sunduğu en büyük zalimliklerden biri şu: aynı anda iki hayatı yaşayamazsın. birini seçiyorsun ve diğerini merak etmek zorunda kalıyorsun.
bazen bir insanı kaybettiğini sanıyorsun ama aslında onunla yaşayabileceğin hayatı kaybetmiş oluyorsun. bazen bir şehri, bir işi, bir ilişkiyi, bir ihtimali... ve yıllar sonra bir şarkı çalıyor. bir anlığına o diğer yol beliriyor gözünün önünde. orada başka bir sen var. belki daha mutlu, belki daha yalnız, belki bambaşka biri. sonra şarkı bitiyor. ve sen kendi yolunda yürümeye devam ediyorsun. çünkü bazı yollar geri dönülmek için değil, arkada bırakılıp hayat boyu merak edilmek için var. belki büyümek de biraz budur: seçmediğin hayatların yasını tutmayı öğrenip, seçtiğin hayatı yaşamaya devam etmek.
iki yol vardır. ama insanın ömrü, hangisinin doğru olduğunu öğrenmeye yetmez. zaten belki de mesele bu değildir. mesele, yürüdüğün yolu bir gün dönüp baktığında "iyi ki" diyebilecek kadar sahiplenebilmektir.
"gözyaşları bebeğim, hepsinin sonu ay-ay-aynı..."
devamını gör...
farkına varmak
"farkına" diye bir yer var.
"varmak" için ne çok yoruluyor insan...
"varmak" için ne çok yoruluyor insan...
devamını gör...
normal sözlük sugar mommy aranıyor ilanları
bana da lazım acilen arkadaşlar. elden ele yayalım.
devamını gör...
celladına aşık olmuşsa bir millet
güven, adalet, barış ve düzen arayışındaki bireylerin özgürlüklerinden feragat etmesidir.
tırt bir yorum olarak "eğitimsiz ve cahildir" denmiş başlıkta ama çağımızın sorunudur.
tırt bir yorum olarak "eğitimsiz ve cahildir" denmiş başlıkta ama çağımızın sorunudur.
devamını gör...
kadın görünce aklına seks gelen sözüm ona yazarlar
#4065713
konuyu tam olarak bilmiyorsanız atlamayın güzel kardeşlerim. konunun muhatapları belli. burada isim vererek rencide etmek istemedim. seks gelebilir, bunu her yerde açıkça ve iğrenç bir dille anlatmak ayrı....
konuyu tam olarak bilmiyorsanız atlamayın güzel kardeşlerim. konunun muhatapları belli. burada isim vererek rencide etmek istemedim. seks gelebilir, bunu her yerde açıkça ve iğrenç bir dille anlatmak ayrı....
devamını gör...
minimal yaşam tarzı
yaprağı yemişsiniz haberiniz yok!
devamını gör...
kadın görünce aklına seks gelen sözüm ona yazarlar
kadın görmeyince de aklımıza seks gelmiyor mu abi?
devamını gör...
duygulardan yorulmak
duygularını mantığının önüne koyan insanın sıradan bir serzenişidir.
duygusal dürtüleriyle yaşayan birinin kalbinde savaş pek bitmez. mantık her olayda devreye girmeye çalışsa bile duygular bir türlü izini vermez. kendi duyguları yetmiyor gibi başkalarının üzüntüsünü, derdini, yükünü de sırtlanır. yorgunluk dediğimiz şey de burada devreye giriyor. insan, başkalarının yüklerini kendi sorumluluğu sanmaya başlıyor. bıraksa vicdanı rahat etmez, taşısa kendi tükenir.
sonra bir gün her şeyin tükendiği yerde aslında insanlardan değil, her şeyi bu kadar derinden hissetmekten yorulduğunu fark eder.
duygusal dürtüleriyle yaşayan birinin kalbinde savaş pek bitmez. mantık her olayda devreye girmeye çalışsa bile duygular bir türlü izini vermez. kendi duyguları yetmiyor gibi başkalarının üzüntüsünü, derdini, yükünü de sırtlanır. yorgunluk dediğimiz şey de burada devreye giriyor. insan, başkalarının yüklerini kendi sorumluluğu sanmaya başlıyor. bıraksa vicdanı rahat etmez, taşısa kendi tükenir.
sonra bir gün her şeyin tükendiği yerde aslında insanlardan değil, her şeyi bu kadar derinden hissetmekten yorulduğunu fark eder.
devamını gör...
eugen cicero
caz piyanisti.
"hatırla ey peri" yorumu da güzeldir ama gerry mulligan'dan sonraki en prelude in e minör yorumu, kral!...
"hatırla ey peri" yorumu da güzeldir ama gerry mulligan'dan sonraki en prelude in e minör yorumu, kral!...
devamını gör...
hiposeksüalite
cinsel dürtünün son derece düşük, hatta baya yerlerde olmasına verilen literatürdeki sıfat. cinsel dürtünün kontrol edilemeyecek kadar yüksek seviyede olduğu hiperseksüelliğin zıttı ve tam karşısında yer alan cinsel dürtüsüzlük hali denilebilir.
devamını gör...
ay yola
homay şarkısı ural-batır efsanesininden alıntı olan,aynı şarkının klibinin daha çok başkurditan özerk bölgesi tanıtım videosuna benzedigi etno-pop grubu.homay şarkısın dinlerken çok ilgincime gitti çok az nogayca kulağım var,bazı sözleri hiç de yabancı gelmedi bana.
devamını gör...
çükü büzüşesice
(bkz: hiperseksüel)
devamını gör...


