zaman tüneli
yazarların nefret ettiği şeyler
anlaşılmamak ve en çok da yanlış anlaşılmak. yanlış anlaşılmak daha çok nefret ettiğim bir şey.
devamını gör...
şu anki mesleğinizi yapmasaydınız hangi mesleği yapacağınız sorunsalı
tiyatrocu
devamını gör...
seni bu dünyada en çok kim sever
ben severim tabii ki. başka kim sevecek? zaten insanı kendisinden başka kimse sevmez. bu bir realitedir.
devamını gör...
duygulardan yorulmak
yorulmak da bir duygu bence. yorulunca da türlü duygular içerisine giriyorsak, bence yorulmanın kendisi de bir duygumsu olabilir. evet, duygumsu.
devamını gör...
graveworm (yazar)
niyetim polemik değil. belli ki sözlükte bir grup tacizci toksik tip var. ve benim gözümden kaçmış. bu tipler, iğrenç şeyler yapmışlar. bundan dert yandığı başlıkta da bu tipler rencide olmasın diye nick de vermemiş kendisi.
ben de gayet sıradan bir başlık gibi tanım girince, bana sapık erkek savunucusu konumuna düşebilecek bir tanım girdiğim minvalinde çıkışmış.
benim olaydan haberim yok. kara kedi bir şeyler yazmış iyi kötü.
e soracağım o halde. birader,* hem bir iğrençliğin başlığını açıyorsun, hem de bahse konu rezilliği kimler yapmış, olay ne haberi yok milletin.
sonra da her şeyden habersiz tanım girien yazar sapık olmuyor. derdini adam gibi ilk tanımda anlatsan zaten kimse haksızsın demeyecekken üstelik.
rencide olmasın dediğin konunun muhataplarına gösterdiğin hassasiyeti anlatamadığın meseleden habersiz insanlara meseleyi anlatma konusunda göstersen bunlar olmayacak.
ben de gayet sıradan bir başlık gibi tanım girince, bana sapık erkek savunucusu konumuna düşebilecek bir tanım girdiğim minvalinde çıkışmış.
benim olaydan haberim yok. kara kedi bir şeyler yazmış iyi kötü.
e soracağım o halde. birader,* hem bir iğrençliğin başlığını açıyorsun, hem de bahse konu rezilliği kimler yapmış, olay ne haberi yok milletin.
sonra da her şeyden habersiz tanım girien yazar sapık olmuyor. derdini adam gibi ilk tanımda anlatsan zaten kimse haksızsın demeyecekken üstelik.
rencide olmasın dediğin konunun muhataplarına gösterdiğin hassasiyeti anlatamadığın meseleden habersiz insanlara meseleyi anlatma konusunda göstersen bunlar olmayacak.
devamını gör...
versace
gianni versace tarafından 1978 yılında kurulan dünyaca ünlü bir italyan markasıdır. ürün yelpazesi; pahalı moda kıyafetler, ayakkabılar, aksesuarlar, parfümler, takılar ve ev dekorasyon ürünlerinden oluşur.
devamını gör...
istediğimiz olmuş değildir
ayaküstü 5dk da hayat dersi istersen bu videoyu izle.
(link: www.instagram.com/reel/DdeI...)
(link: www.instagram.com/reel/DdeI...)
devamını gör...
duygulardan yorulmak
en güzel şey duygusuzluktur aslında. başınıza gelen şeylerden sonra artık uyuşmaya başlıyorsunuz ve pek bir şey hissetmiyorsunuz ki kendi sağlığınız açısından en güzeli budur. duygu dediğiniz insanın taşıdığı gereksiz bir yük. o yükten kurtulmayı kendi kendinize öğrettiğiniz vakit, ne kadar rahatlayacaksınız anlatamam. tavsiyedir...
devamını gör...
unutmak
unutmak diye bir şey yoktur. avunmak vardır.
devamını gör...
akıldan çıkmayan imgeler
müebbet değilsin ya.
elbette çıkarsın aklımdan.
elbette çıkarsın aklımdan.
devamını gör...
the exorcism of emily rose
the exorcism of emily rose filmine ilham veren anneliese michel vakası.

1952'de batı almanya'da doğan anneliese, 16 yaşında epilepsi nöbetleri geçirmeye başlıyor. tedaviye rağmen halüsinasyonlar ve tuhaf davranışlar ortaya çıkınca ailesi bunun hastalıktan ziyade şeytani bir durum olduğuna inanıyor.
1975'te kiliseden yardım istiyorlar ve yaklaşık 10 ay boyunca 67 şeytan çıkarma ayini yapılıyor. anneliese bu süreçte lucifer, yahuda, hitler ve nero gibi varlıkların kendisine musallat olduğunu söylüyor. giderek yemek yemeyi ve su içmeyi bırakıyor, 30 kiloya kadar düşüyor.
1 temmuz 1976'da, 23 yaşındayken açlık ve susuzluk nedeniyle hayatını kaybediyor.
sonrası mahkeme. ailesi ve ayinleri yöneten iki rahip, ihmale bağlı ölüme neden olmaktan suçlu bulunuyor. doktorların görüşü ise net: ortada doğaüstü bir durumdan çok ağır epilepsi ve psikolojik rahatsızlıklar var.
2005 yapımı the exorcism of emily rose bu vakadan esinleniyor. film kurmaca ama çıkış noktası gerçek. 23 yaşındaki bir kadının hastalığı tedavi edilmek yerine şeytan çıkarma ayinleriyle karşılanınca hayatını kaybetmesi, vakayı hâlâ ürkütücü kılan asıl şey. ayrıca filmde kullanılan ses kayıtlarının da gerçekten anneliese michel'e ait olduğunu söyleniyor.

edit: eklemeyi unuttum; bu film ilk çıktığı zaman gece seansına gitmiştim ve 4 gün uyuyamamıştım. o zamana kadar şeytanlı cinli filmleri izlerdim ama bu film nasıl etkilediysen beni, o zamandan beri elimi eteğimi çektim o tür filmlerden. bana göre zirvede bıraktım.*

1952'de batı almanya'da doğan anneliese, 16 yaşında epilepsi nöbetleri geçirmeye başlıyor. tedaviye rağmen halüsinasyonlar ve tuhaf davranışlar ortaya çıkınca ailesi bunun hastalıktan ziyade şeytani bir durum olduğuna inanıyor.
1975'te kiliseden yardım istiyorlar ve yaklaşık 10 ay boyunca 67 şeytan çıkarma ayini yapılıyor. anneliese bu süreçte lucifer, yahuda, hitler ve nero gibi varlıkların kendisine musallat olduğunu söylüyor. giderek yemek yemeyi ve su içmeyi bırakıyor, 30 kiloya kadar düşüyor.
1 temmuz 1976'da, 23 yaşındayken açlık ve susuzluk nedeniyle hayatını kaybediyor.
sonrası mahkeme. ailesi ve ayinleri yöneten iki rahip, ihmale bağlı ölüme neden olmaktan suçlu bulunuyor. doktorların görüşü ise net: ortada doğaüstü bir durumdan çok ağır epilepsi ve psikolojik rahatsızlıklar var.
2005 yapımı the exorcism of emily rose bu vakadan esinleniyor. film kurmaca ama çıkış noktası gerçek. 23 yaşındaki bir kadının hastalığı tedavi edilmek yerine şeytan çıkarma ayinleriyle karşılanınca hayatını kaybetmesi, vakayı hâlâ ürkütücü kılan asıl şey. ayrıca filmde kullanılan ses kayıtlarının da gerçekten anneliese michel'e ait olduğunu söyleniyor.

edit: eklemeyi unuttum; bu film ilk çıktığı zaman gece seansına gitmiştim ve 4 gün uyuyamamıştım. o zamana kadar şeytanlı cinli filmleri izlerdim ama bu film nasıl etkilediysen beni, o zamandan beri elimi eteğimi çektim o tür filmlerden. bana göre zirvede bıraktım.*
devamını gör...
duygulardan yorulmak
duygusuzluk kadar kötü değildir. hayattan aldığın marjinal zevk duygusuzları önünde diz çöktürür.
şiir şarkı resim ve tabi ki aşk senin içindir.
şiir şarkı resim ve tabi ki aşk senin içindir.
devamını gör...
şarap
öğrenciyken köpek öldüreni kola ile karıştırıp içerdik.
sonra para kazandık birkaç üst segmentte geçtik.
en iyisinin bordo şarabı olduğu düşünürüldü onu da içtim güzeldi.
ancak güzel marmaranın tadını veremedi.
sonra para kazandık birkaç üst segmentte geçtik.
en iyisinin bordo şarabı olduğu düşünürüldü onu da içtim güzeldi.
ancak güzel marmaranın tadını veremedi.
devamını gör...
farkına varmak
devamını gör...
sultangazi'de yaşamak
zamanında türk bayrağı açamazdın burada
devamını gör...
kadın görünce aklına seks gelen sözüm ona yazarlar
celladına aşık millet filan derken racon keser, delikanlılık yapar.
tecavüz fantexisi vardır. bikmediği siyasi nedenlerle tecavüz edenin amacı zevk almak değil karşısındakinin iradesini yok etmektir. bu jugu cuk yazdığım entryleri aykırı bulduğu için cinsel şiddetti onaylayan entryi giriyor.
jugu dlyrrak bir
tecavüz bir cinsel şiddettir şakası bile yapılmaz
iki entrylerini beğenmediğin insana bulaşma
üç kadınları makul ve mszbut sınırları içine sokma
ben reeldw bie sürü adam dövmüşüm cinsel tacizden dolayı. seni de döverim.
tecavüz fantexisi vardır. bikmediği siyasi nedenlerle tecavüz edenin amacı zevk almak değil karşısındakinin iradesini yok etmektir. bu jugu cuk yazdığım entryleri aykırı bulduğu için cinsel şiddetti onaylayan entryi giriyor.
jugu dlyrrak bir
tecavüz bir cinsel şiddettir şakası bile yapılmaz
iki entrylerini beğenmediğin insana bulaşma
üç kadınları makul ve mszbut sınırları içine sokma
ben reeldw bie sürü adam dövmüşüm cinsel tacizden dolayı. seni de döverim.
devamını gör...
farkına varmak
acıtır hocam... kabullendirir, kabullendikçe çürütür seni, yıpratır, tuhaflaştırır...
devamını gör...
iki yol
çocukluğumuzun parçalarından... hayatın en boktan taraflarından biri, bazı seçimlerin geri dönüşünün olmaması. mavisakal'ın iki yol'u da tam olarak bunun şarkısı bence.
karşında iki yol var. ikisi de bir yere çıkıyor, ikisinin de kendine göre güzelliği var, ikisinin de bedeli var. ama sen birini seçtiğin anda diğer yol senden sessizce uzaklaşıyor. ne kapıyı çarpıyor ne de sana veda ediyor. sadece gidiyor. ve yıllar sonra bazen aklına geliyor. "acaba?" insanın başına gelebilecek en ağır kelimelerden biri bu galiba. çünkü "keşke" geçmişe bakar, "acaba" ise hiç yaşanmamış bir geleceğe. belki diğer yolu seçseydin daha mutlu olacaktın. belki daha mutsuz. belki aynı insan olacaktın ama başka bir şehirde, başka insanlarla, başka bir hayatın içinde. bunu asla bilemeyeceksin. çünkü hayatın sana sunduğu en büyük zalimliklerden biri şu: aynı anda iki hayatı yaşayamazsın. birini seçiyorsun ve diğerini merak etmek zorunda kalıyorsun.
bazen bir insanı kaybettiğini sanıyorsun ama aslında onunla yaşayabileceğin hayatı kaybetmiş oluyorsun. bazen bir şehri, bir işi, bir ilişkiyi, bir ihtimali... ve yıllar sonra bir şarkı çalıyor. bir anlığına o diğer yol beliriyor gözünün önünde. orada başka bir sen var. belki daha mutlu, belki daha yalnız, belki bambaşka biri. sonra şarkı bitiyor. ve sen kendi yolunda yürümeye devam ediyorsun. çünkü bazı yollar geri dönülmek için değil, arkada bırakılıp hayat boyu merak edilmek için var. belki büyümek de biraz budur: seçmediğin hayatların yasını tutmayı öğrenip, seçtiğin hayatı yaşamaya devam etmek.
iki yol vardır. ama insanın ömrü, hangisinin doğru olduğunu öğrenmeye yetmez. zaten belki de mesele bu değildir. mesele, yürüdüğün yolu bir gün dönüp baktığında "iyi ki" diyebilecek kadar sahiplenebilmektir.
"gözyaşları bebeğim, hepsinin sonu ay-ay-aynı..."
karşında iki yol var. ikisi de bir yere çıkıyor, ikisinin de kendine göre güzelliği var, ikisinin de bedeli var. ama sen birini seçtiğin anda diğer yol senden sessizce uzaklaşıyor. ne kapıyı çarpıyor ne de sana veda ediyor. sadece gidiyor. ve yıllar sonra bazen aklına geliyor. "acaba?" insanın başına gelebilecek en ağır kelimelerden biri bu galiba. çünkü "keşke" geçmişe bakar, "acaba" ise hiç yaşanmamış bir geleceğe. belki diğer yolu seçseydin daha mutlu olacaktın. belki daha mutsuz. belki aynı insan olacaktın ama başka bir şehirde, başka insanlarla, başka bir hayatın içinde. bunu asla bilemeyeceksin. çünkü hayatın sana sunduğu en büyük zalimliklerden biri şu: aynı anda iki hayatı yaşayamazsın. birini seçiyorsun ve diğerini merak etmek zorunda kalıyorsun.
bazen bir insanı kaybettiğini sanıyorsun ama aslında onunla yaşayabileceğin hayatı kaybetmiş oluyorsun. bazen bir şehri, bir işi, bir ilişkiyi, bir ihtimali... ve yıllar sonra bir şarkı çalıyor. bir anlığına o diğer yol beliriyor gözünün önünde. orada başka bir sen var. belki daha mutlu, belki daha yalnız, belki bambaşka biri. sonra şarkı bitiyor. ve sen kendi yolunda yürümeye devam ediyorsun. çünkü bazı yollar geri dönülmek için değil, arkada bırakılıp hayat boyu merak edilmek için var. belki büyümek de biraz budur: seçmediğin hayatların yasını tutmayı öğrenip, seçtiğin hayatı yaşamaya devam etmek.
iki yol vardır. ama insanın ömrü, hangisinin doğru olduğunu öğrenmeye yetmez. zaten belki de mesele bu değildir. mesele, yürüdüğün yolu bir gün dönüp baktığında "iyi ki" diyebilecek kadar sahiplenebilmektir.
"gözyaşları bebeğim, hepsinin sonu ay-ay-aynı..."
devamını gör...
farkına varmak
"farkına" diye bir yer var.
"varmak" için ne çok yoruluyor insan...
"varmak" için ne çok yoruluyor insan...
devamını gör...


