1.
tool
(editör)
hey there i am using whatsapp
son tanımları | başucu eserleri
5.
mehmet ali alabora sözlüğün konuğu olsa ne sorardınız sorusu
size kısaca malbora diyebilir miyiz?
devamını gör...
6.
creapure
almanya merkezli, %99,99 saflık oranına sahip, dünyanın en temiz ve en çok klinik araştırmaya tabi tutulmuş tescilli bir kreatin monohidrat markasıdır.
sadece bir ürün değil, bir üretim kalitesi sertifikasıdır. ancak, bu marka sadece hammaddeyi üretir. dolayısıyla herhangi bir markanın kutusunda creapure logosu görülebilir ve "%99,9 saflıkta alzchem tesislerinde üretilmiş" güveni oluşturur. hangi marka olursa olsun, markanın kendi kalitesinden ziyade içeriğin kalitesi tescillenmiş olur.
sadece bir ürün değil, bir üretim kalitesi sertifikasıdır. ancak, bu marka sadece hammaddeyi üretir. dolayısıyla herhangi bir markanın kutusunda creapure logosu görülebilir ve "%99,9 saflıkta alzchem tesislerinde üretilmiş" güveni oluşturur. hangi marka olursa olsun, markanın kendi kalitesinden ziyade içeriğin kalitesi tescillenmiş olur.
devamını gör...
7.
kreatin
sporcu takviyeleri (supplemetler) arasında üzerinde en çok bilimsel araştırma yapılmış, güvenilirliği ve etkinliği kanıtlanmış maddelerin başında gelir.
ani güç patlaması ve kısa süreli çok yüksek efor gerektiren sporlarda daha çok tercih edilir, çünkü vücudun yakıtı olan ve ancak kaslarda depolanan atp (adenozin trifosfat) çok yüksek bir efor sergilediğinizde, örneğin 100 kg'lık bir ağırlığı kaldırmak sitediğinizde deponuz 2-3 saniye içinde tükenir. kreatin burada devreye girer ve tükenen atp moleküllerini hızla yeniden sentezleyerek kaslarınıza ihtiyaç duyduğu enerjiyi saniyeler içinde geri kazandırır, yani sınırları zorlamanıza imkan tanır. bu nedenle vücut geliştirme gibi sporlarda da protein tozundan sonra kullanımı en yaygın besin takviyesi kreatindir.
vücutta doğal olarak üretilir, ancak yüksek yoğunluklu fiziksel performans için takviye olarak alınması çok daha faydalı olur. çoğunlukla toz formda alınması tercih edilir, çünkü toz formda günlük 5 gram alınması yeterli olurken, aynı miktar kreatin kırmızı etten karşılanmak istenirse, 1 kilogramdan fazla et tüketilmesi gerekir ki bu 2500 - 3000 kaloriye tekabül eder ve yüksek miktarda doymuş yağ alınmış olur. bu da yağ yakımı, form koruma gibi amaçlarla çelişir. zira sporcular beslenme konusunda genellikle makrolarını (protein, karbonhidrat, yağ) hesaplayarak ilerler. 3000 kaloriyi sadece kreatin almak için bir kilogram etten almak pek akıllıca değildir. ayrıca kalori fazlası ve yağ dışında ciddi oranda kolesterol de alınmış olur. ayrıca etin pişirilmesi esnasında kayda değer miktarda bri kreatin kaybı oluşur. tabii bir de işin mali boyutu var ki buna değinmeye gerek yok.
ekseriyetle monohidrat formu tercih edilir, çünkü bu form, kreatin üzerine yapılan araştırmaların %90’ına konu olmuştur ve bu anlamda daha güvenlidir. kana karışma oranı %99’dur, yani neredeyse vücutta kayıpsız kullanılır ve asıl kullanım amacı olan kas hücrelerindeki su tutumu ve dolayısıyla kasın dolgun görünümü açısından diğer formlardan daha etkilidir. ancak su tutumu dendiğinde akla ilk geldiği gibi bir ödem oluşturma durumu söz konusu değildir, kreatin suyu deri altında değil, kas hücrelerinin içinde tutar.
dünyanın en saf ve en kaliteli kreatin monohidrat markası ise creapure’dur ve hammadde saflığı %99.99’dur. bu nedenle fiyatı da biraz daha yüksektir. ilaç sanayi standartlarına yakın olan sertifikalarla üretilir ve üretilen her seri, bağımsız laboratuvarlar tarafından saflık testine tabi olur. boyutları mikronizedir, yani karıştırdığınız shaker’ın dibinde çökme yapmaz, suya karışır. midede yaratması ihtimal dahilinde olan problemler için de riski minimumdadır.
creapure markasının aşağıdaki linki üzerinden resmi satıcılara ulaşılarak satın alınması, sahte ürün kullanım riskini azaltır; ancak kreatin ve diğer tüm besin destek ürünlerinin kullanımı için öncesinde bir sağlık uzmanına danışılması gerekir.
creapure
ani güç patlaması ve kısa süreli çok yüksek efor gerektiren sporlarda daha çok tercih edilir, çünkü vücudun yakıtı olan ve ancak kaslarda depolanan atp (adenozin trifosfat) çok yüksek bir efor sergilediğinizde, örneğin 100 kg'lık bir ağırlığı kaldırmak sitediğinizde deponuz 2-3 saniye içinde tükenir. kreatin burada devreye girer ve tükenen atp moleküllerini hızla yeniden sentezleyerek kaslarınıza ihtiyaç duyduğu enerjiyi saniyeler içinde geri kazandırır, yani sınırları zorlamanıza imkan tanır. bu nedenle vücut geliştirme gibi sporlarda da protein tozundan sonra kullanımı en yaygın besin takviyesi kreatindir.
vücutta doğal olarak üretilir, ancak yüksek yoğunluklu fiziksel performans için takviye olarak alınması çok daha faydalı olur. çoğunlukla toz formda alınması tercih edilir, çünkü toz formda günlük 5 gram alınması yeterli olurken, aynı miktar kreatin kırmızı etten karşılanmak istenirse, 1 kilogramdan fazla et tüketilmesi gerekir ki bu 2500 - 3000 kaloriye tekabül eder ve yüksek miktarda doymuş yağ alınmış olur. bu da yağ yakımı, form koruma gibi amaçlarla çelişir. zira sporcular beslenme konusunda genellikle makrolarını (protein, karbonhidrat, yağ) hesaplayarak ilerler. 3000 kaloriyi sadece kreatin almak için bir kilogram etten almak pek akıllıca değildir. ayrıca kalori fazlası ve yağ dışında ciddi oranda kolesterol de alınmış olur. ayrıca etin pişirilmesi esnasında kayda değer miktarda bri kreatin kaybı oluşur. tabii bir de işin mali boyutu var ki buna değinmeye gerek yok.
ekseriyetle monohidrat formu tercih edilir, çünkü bu form, kreatin üzerine yapılan araştırmaların %90’ına konu olmuştur ve bu anlamda daha güvenlidir. kana karışma oranı %99’dur, yani neredeyse vücutta kayıpsız kullanılır ve asıl kullanım amacı olan kas hücrelerindeki su tutumu ve dolayısıyla kasın dolgun görünümü açısından diğer formlardan daha etkilidir. ancak su tutumu dendiğinde akla ilk geldiği gibi bir ödem oluşturma durumu söz konusu değildir, kreatin suyu deri altında değil, kas hücrelerinin içinde tutar.
dünyanın en saf ve en kaliteli kreatin monohidrat markası ise creapure’dur ve hammadde saflığı %99.99’dur. bu nedenle fiyatı da biraz daha yüksektir. ilaç sanayi standartlarına yakın olan sertifikalarla üretilir ve üretilen her seri, bağımsız laboratuvarlar tarafından saflık testine tabi olur. boyutları mikronizedir, yani karıştırdığınız shaker’ın dibinde çökme yapmaz, suya karışır. midede yaratması ihtimal dahilinde olan problemler için de riski minimumdadır.
creapure markasının aşağıdaki linki üzerinden resmi satıcılara ulaşılarak satın alınması, sahte ürün kullanım riskini azaltır; ancak kreatin ve diğer tüm besin destek ürünlerinin kullanımı için öncesinde bir sağlık uzmanına danışılması gerekir.
creapure
devamını gör...
8.
she's gone
black sabbath’ın 1976 tarihli technical ecstasy albümünde yer alan parça. oldukça duygusal bir rock baladıdır.
sevdiği kadın tarafından terk edilen bir adamın yaşadığı derin kederi ve çaresizliği anlatan bir parçadır. bir önceki tanımda bahsedilen steelheart şarkısı gibi yürek dağlar. zaten bir şarkıda bir kadın gidiyorsa, kalana yürek dağlamak düşer.
sevdiği kadın tarafından terk edilen bir adamın yaşadığı derin kederi ve çaresizliği anlatan bir parçadır. bir önceki tanımda bahsedilen steelheart şarkısı gibi yürek dağlar. zaten bir şarkıda bir kadın gidiyorsa, kalana yürek dağlamak düşer.
devamını gör...
9.
iş körlüğü
kişinin yaptığı işe, işin kurallarına ve çalışma ortamına alışması ve bir nevi duyarsızlaşması sonucu hataları, eksiklikleri veya iyileştirilmesi gereken noktaları fark edemez hale gelmesi durumudur.
beyin rutinleşen uyaranları arka plana atar. yeniyle ve yararlı olanla temas etmekten kaçınılır ve faydalı olsa dahi alışılmışın dışındaki fikirlere karşı saldırgan bir tutum sergilenir.
25 yılını kurumsal bir şirkette "harcamış" biri olarak söyleyebilirim ki her şirkette sorgulanması teklif dahi edilemeyen "kutsal" iş süreçleri vardır. içeriden birinin bunu bir süre sonra yapması pek mümkün değildir, ancak oluşuma yeni dahil olan biri, en temelden başlayarak şu soruyu sorar: bu kural neden var ve bu kuralı şu an yok sayarsak ne olur?
kurumsal şirketlerde çalışanlar, hayatta kalmak için kendi düzenlerini korumaya programlanmış organizmalar gibidir ve ilk tepkileri mantık dışı, savunma odaklı bir tepki olacaktır. sorsak, kimse bahse konu kuralın ne zaman ve neden çıktığını hatırlamayacaktır.
muhtemelen öncelikle ve en iy i ihtimalle ilk tepkiler "oğlum tosun, sen daha toysun, işlerin nasıl yürüdüğünü tam anlamıyorsun" veya "bu kuralı kaldırırsak tüm sistem çöker" benzeri refleksif savunmalar olacaktır.
benzer durumlara maruz kalındığında anarşist bir sorgulama ve kontrollü bir kaos mekanizması devreye sokulabilir. yahut bilinçli bir şekilde, askeri stratejiler de kullanılabilir. bir iş uzun bir süredir sürdüren bir ekibin karşısına, tek görevi o işi sabote etmek, açıklarını bulmak ve mevcut süreçlerin neden işlemeyeceğini kanıtlamak olan bir ekip kurulabilir. elbette bunlar, iş körlüğünden muzdarip bir oluşuma asıl meseleyi kabul ettirmekten çok daha zordur. belki de en iyisi ve kolayı, biraz dişini sıkıp o körlüğün bir parçası olmaktır.
beyin rutinleşen uyaranları arka plana atar. yeniyle ve yararlı olanla temas etmekten kaçınılır ve faydalı olsa dahi alışılmışın dışındaki fikirlere karşı saldırgan bir tutum sergilenir.
25 yılını kurumsal bir şirkette "harcamış" biri olarak söyleyebilirim ki her şirkette sorgulanması teklif dahi edilemeyen "kutsal" iş süreçleri vardır. içeriden birinin bunu bir süre sonra yapması pek mümkün değildir, ancak oluşuma yeni dahil olan biri, en temelden başlayarak şu soruyu sorar: bu kural neden var ve bu kuralı şu an yok sayarsak ne olur?
kurumsal şirketlerde çalışanlar, hayatta kalmak için kendi düzenlerini korumaya programlanmış organizmalar gibidir ve ilk tepkileri mantık dışı, savunma odaklı bir tepki olacaktır. sorsak, kimse bahse konu kuralın ne zaman ve neden çıktığını hatırlamayacaktır.
muhtemelen öncelikle ve en iy i ihtimalle ilk tepkiler "oğlum tosun, sen daha toysun, işlerin nasıl yürüdüğünü tam anlamıyorsun" veya "bu kuralı kaldırırsak tüm sistem çöker" benzeri refleksif savunmalar olacaktır.
benzer durumlara maruz kalındığında anarşist bir sorgulama ve kontrollü bir kaos mekanizması devreye sokulabilir. yahut bilinçli bir şekilde, askeri stratejiler de kullanılabilir. bir iş uzun bir süredir sürdüren bir ekibin karşısına, tek görevi o işi sabote etmek, açıklarını bulmak ve mevcut süreçlerin neden işlemeyeceğini kanıtlamak olan bir ekip kurulabilir. elbette bunlar, iş körlüğünden muzdarip bir oluşuma asıl meseleyi kabul ettirmekten çok daha zordur. belki de en iyisi ve kolayı, biraz dişini sıkıp o körlüğün bir parçası olmaktır.
devamını gör...
10.
rock'n roll
önceki tanımları tek tek okumadım, ancak müziğe dair yazılması gereken her şeyin yazılmış olduğunu farz ediyorum.
muhtemelen daha önce de değinildiği üzere rock 'n roll, kendi felsefesi olan bir yaşam tarzıdır. bir insanın sabah yataktan kalkışında, haksızlığa karşı kaşını kaldırışında veya herkesin doğuya gittiği bir dünyada inatla kuzeye yürüyüşünde gizlidir. burada yönlere herhangi bir anlam atfetmedim. sağ ve sol örneklerini verirsem daha farklı anlamlar yüklenebilir veya konu hiç istemediğim siyasi zeminlere kayabilir; oysa benim burada kastettiğim tek şey, kalabalıkların anonim akışına kapılmamak ve bireysel bir duruş sergileme iradesidir.
eğer bir insanın ruhunda rock 'n roll varsa, elinde gitar veya baget olmasına gerek yoktur; kaç yaşında olursanız olun, hangi işi yaparsanız yapın, o bir şekilde dışarı sızacak bir çatlak bulur ve kendini belli eder.
rock 'n roll bir duruş, bir tavır, kalabalıkların sıradanlığına karşı ferdiyetini koruma kararlılığıdır. bu müzikte de böyledir, edebiyatta da... sıradan bir ofis masasının üzerindeki küçük, kuralsız bir detayda dahi kendini gösterebilir ve bu detayı, belki o yüzlerce kişilik kalabalığın içinden seçip fark edebilen göz; işte o da aynı hamurdan yoğrulmuş, o rock'n roll ruhun bir parçasıdır.
muhtemelen daha önce de değinildiği üzere rock 'n roll, kendi felsefesi olan bir yaşam tarzıdır. bir insanın sabah yataktan kalkışında, haksızlığa karşı kaşını kaldırışında veya herkesin doğuya gittiği bir dünyada inatla kuzeye yürüyüşünde gizlidir. burada yönlere herhangi bir anlam atfetmedim. sağ ve sol örneklerini verirsem daha farklı anlamlar yüklenebilir veya konu hiç istemediğim siyasi zeminlere kayabilir; oysa benim burada kastettiğim tek şey, kalabalıkların anonim akışına kapılmamak ve bireysel bir duruş sergileme iradesidir.
eğer bir insanın ruhunda rock 'n roll varsa, elinde gitar veya baget olmasına gerek yoktur; kaç yaşında olursanız olun, hangi işi yaparsanız yapın, o bir şekilde dışarı sızacak bir çatlak bulur ve kendini belli eder.
rock 'n roll bir duruş, bir tavır, kalabalıkların sıradanlığına karşı ferdiyetini koruma kararlılığıdır. bu müzikte de böyledir, edebiyatta da... sıradan bir ofis masasının üzerindeki küçük, kuralsız bir detayda dahi kendini gösterebilir ve bu detayı, belki o yüzlerce kişilik kalabalığın içinden seçip fark edebilen göz; işte o da aynı hamurdan yoğrulmuş, o rock'n roll ruhun bir parçasıdır.
devamını gör...
11.
bir anı paylaş
pandemi yeni başlamıştı. kadıköy, şair latifi sokak’taki evimin karşı dairesinde 80-85 yaşlarında bir amca yaşıyordu. nusret bey. namıdiğer şair nusret.
kılık kıyafetiyle, beyefendiliğiyle, yürüyüşüyle, bakışıyla, konuşmasıyla ve hatta ses tonuyla tam bir şairdi; ancak şiirleriyle tam bir şair olduğunu söylersem ‘tam bir şair’ lere haksızlık etmiş olurum. bunu yalnızca mahallemizin duvarlarına yapıştırmak suretiyle yayımlayabildiği birkaç şiirinden biliyordum. yine de mezkur özelliklerinden mütevellit kendisi nazarımızda kadıköy’de yaşamış büyük şairler arasında addolunurdu; vakti geldiğinde ise muhtemelen kalbimizdeki şairler mezarlığının en nadide köşesine, geride kalanlar tarafından beş kuruş masraf edilmeden defnedilecekti.
bir akşamüstü, beyefendi kişiliği dolayısıyla münasip bir yere heykeli, hiç değilse büstü dikilmesi farz olan bu adamın, pencereden aşağı “senin feriştahını s…m it oğlu it!” diye, takma dişlerini yerinden etmeye zorlarcasına haykırdığına şahit oldum. aşağıdaki genç adam da kendisine hakaretle karşılık verdi. sonra bir süre de küfürsüz kavga ettiler.
kavgaya müdahil olmak hep kötü anılar biriktirmeme sebep olmuştur; bu nedenle bir kavgaya hiçbir aşamasında girmemeye özen gösteririm. ne öncesinde, ne sırasında, ne sonrasında… bilhassa sırasında.
fakat o akşam şair amcanın hatırına bu geleneğimi bozarak, “nusret bey haklı; apartmanın önüne bıraktığınız çöplerin ceremesini bütün mahalle çekiyor. iki adım yürüyüp de çöp tenekesine atmak bu kadar mı zor arkadaş? ne mütekahil insanlarsınız yahu!” diye aşağıdaki adama hiddetle seslendim. meğer mesele çöp meselesi değilmiş; garaj önüne park edilen araba meselesiymiş.
“olsun, her halukarda nusret bey haklı, bu kadar mı zor arkadaş?” dedim.
“mütekahil ne ulan? hem sen konuyu bilmeden her b*ka zıplama oradan” dedi şairden genç, benden yaşlı olan adam.
sinirlendim. bana “lan” demesine ayrı, sokağımızın yegane şairi nusret bey’e sarf ettiği nahoş sözlere ayrı sinirlendim. kendimi koyuverip adama bağırdım: “şairin dediği gibi: senin feriştahını s…im, it oğlu it!”
girizgah bu şekilde olunca, akabindeki küfür, sokağımızdaki bitişik nizam evlerin duvarlarında bir şiir gibi aksetmiş olsa gerek ki, adamdan herhangi bir kontra atak görmediğim gibi, pandemi döneminde, bir şey olsa da eğlenip alkışlasak diye bekleyen insanların birkaçının penceresinden ıslık ve alkış sesleri duydum. eksik olmasınlar. nusret bey ve bana hoş bir anı oldu.
kılık kıyafetiyle, beyefendiliğiyle, yürüyüşüyle, bakışıyla, konuşmasıyla ve hatta ses tonuyla tam bir şairdi; ancak şiirleriyle tam bir şair olduğunu söylersem ‘tam bir şair’ lere haksızlık etmiş olurum. bunu yalnızca mahallemizin duvarlarına yapıştırmak suretiyle yayımlayabildiği birkaç şiirinden biliyordum. yine de mezkur özelliklerinden mütevellit kendisi nazarımızda kadıköy’de yaşamış büyük şairler arasında addolunurdu; vakti geldiğinde ise muhtemelen kalbimizdeki şairler mezarlığının en nadide köşesine, geride kalanlar tarafından beş kuruş masraf edilmeden defnedilecekti.
bir akşamüstü, beyefendi kişiliği dolayısıyla münasip bir yere heykeli, hiç değilse büstü dikilmesi farz olan bu adamın, pencereden aşağı “senin feriştahını s…m it oğlu it!” diye, takma dişlerini yerinden etmeye zorlarcasına haykırdığına şahit oldum. aşağıdaki genç adam da kendisine hakaretle karşılık verdi. sonra bir süre de küfürsüz kavga ettiler.
kavgaya müdahil olmak hep kötü anılar biriktirmeme sebep olmuştur; bu nedenle bir kavgaya hiçbir aşamasında girmemeye özen gösteririm. ne öncesinde, ne sırasında, ne sonrasında… bilhassa sırasında.
fakat o akşam şair amcanın hatırına bu geleneğimi bozarak, “nusret bey haklı; apartmanın önüne bıraktığınız çöplerin ceremesini bütün mahalle çekiyor. iki adım yürüyüp de çöp tenekesine atmak bu kadar mı zor arkadaş? ne mütekahil insanlarsınız yahu!” diye aşağıdaki adama hiddetle seslendim. meğer mesele çöp meselesi değilmiş; garaj önüne park edilen araba meselesiymiş.
“olsun, her halukarda nusret bey haklı, bu kadar mı zor arkadaş?” dedim.
“mütekahil ne ulan? hem sen konuyu bilmeden her b*ka zıplama oradan” dedi şairden genç, benden yaşlı olan adam.
sinirlendim. bana “lan” demesine ayrı, sokağımızın yegane şairi nusret bey’e sarf ettiği nahoş sözlere ayrı sinirlendim. kendimi koyuverip adama bağırdım: “şairin dediği gibi: senin feriştahını s…im, it oğlu it!”
girizgah bu şekilde olunca, akabindeki küfür, sokağımızdaki bitişik nizam evlerin duvarlarında bir şiir gibi aksetmiş olsa gerek ki, adamdan herhangi bir kontra atak görmediğim gibi, pandemi döneminde, bir şey olsa da eğlenip alkışlasak diye bekleyen insanların birkaçının penceresinden ıslık ve alkış sesleri duydum. eksik olmasınlar. nusret bey ve bana hoş bir anı oldu.
devamını gör...
12.
üzümün kardeşliği
amerikalı yazar ve kedimin isim babası john fante’nin 1977 yılında kaleme aldığı, orijinal adı the brotherhood of the grape olan, otobiyografik kurgu türündeki romanıdır.
fante’nin olgunluk dönemine denk gelen bu romanın ana karakteri, yazarın alışılagelmiş alter egosu olan arturo bandini değil, henry molise’dir. romanın merkezinde henry’nin babası, huysuz bir taş ustası ve iflah olmaz bir alkolik olan nick molise bulunur. eserin ana teması, ekseriyetle baba-oğul ilişkisi üzerine kuruludur.
50 yaşındaki yazar henry molise, ailesinden gelen bir haberle anne ve babasının boşanmak üzere olduğunu öğrenir ve çocukluğunun geçtiği memleketine döner. taş ustası olan yaşlı babası nick; geçmişte önemli yapılarda emeği olan fakat şimdilerde kendini tamamen üzümün kardeşliği adını verdikleri arkadaş grubuyla şaraba vermiş, karısını aldatan ve ailesini huzursuz eden bir figürdür.
babası, sağlığı elvermediği halde son bir büyük iş daha yapmak ister; tüm olumsuz sağlık şartlarını göz ardı ederek bu işte ısrarcı olur. çünkü nick için emeklilik, bir nevi ölmek demektir. henry de bu son işte babasına refakat eder. dağda o duvarı örmeye çalışırken babasının yaşlılığını ve çaresizliğini ilk kez bu kadar yakından görür. bu proje, beklenmedik şekilde baba ile oğulun arasını hem bozan hem de onları tuhaf yollarla birleştiren bir deneyime dönüşür. ancak bu son iş, nick’in de sonu olacaktır. aslında o bu işi seçerken, yatağında huzur içinde ölmek yerine; elinde şarap kadehiyle, tozun toprağın içinde, gerçek bir taş ustası gibi çalışırken ölmeyi seçmiştir.
roman elbette bir başyapıt olan toza sor değil; ancak john fante’nin elinden çıkan her iş gibi başarılı, samimi, acı ve biraz da komik.
fante’nin olgunluk dönemine denk gelen bu romanın ana karakteri, yazarın alışılagelmiş alter egosu olan arturo bandini değil, henry molise’dir. romanın merkezinde henry’nin babası, huysuz bir taş ustası ve iflah olmaz bir alkolik olan nick molise bulunur. eserin ana teması, ekseriyetle baba-oğul ilişkisi üzerine kuruludur.
50 yaşındaki yazar henry molise, ailesinden gelen bir haberle anne ve babasının boşanmak üzere olduğunu öğrenir ve çocukluğunun geçtiği memleketine döner. taş ustası olan yaşlı babası nick; geçmişte önemli yapılarda emeği olan fakat şimdilerde kendini tamamen üzümün kardeşliği adını verdikleri arkadaş grubuyla şaraba vermiş, karısını aldatan ve ailesini huzursuz eden bir figürdür.
babası, sağlığı elvermediği halde son bir büyük iş daha yapmak ister; tüm olumsuz sağlık şartlarını göz ardı ederek bu işte ısrarcı olur. çünkü nick için emeklilik, bir nevi ölmek demektir. henry de bu son işte babasına refakat eder. dağda o duvarı örmeye çalışırken babasının yaşlılığını ve çaresizliğini ilk kez bu kadar yakından görür. bu proje, beklenmedik şekilde baba ile oğulun arasını hem bozan hem de onları tuhaf yollarla birleştiren bir deneyime dönüşür. ancak bu son iş, nick’in de sonu olacaktır. aslında o bu işi seçerken, yatağında huzur içinde ölmek yerine; elinde şarap kadehiyle, tozun toprağın içinde, gerçek bir taş ustası gibi çalışırken ölmeyi seçmiştir.
roman elbette bir başyapıt olan toza sor değil; ancak john fante’nin elinden çıkan her iş gibi başarılı, samimi, acı ve biraz da komik.
devamını gör...
15.
statik denge
vücudun belirli bir yerde ya da pozisyondayken dengesini sabit tutabilme yeteneğidir.
(bkz: dinamik denge)
(bkz: dinamik denge)
devamını gör...
16.
öz geçmiş
genellikle iş başvurularında, staj başvurularında veya akademik başvurularda kullanılan; kişinin hayatını, eğitimini ve yaptığı işleri anlatan kısa yazıdır.
türk dil kurumuna göre:
bir kimsenin doğumundan yaşadığı güne kadar geçirdiği belli başlı evreleri içeren yazı; hayat hikâyesi, hayat öyküsü, yaşam öyküsü, hâl tercümesi, tercümeihâl, biyografi.
türk dil kurumuna göre:
bir kimsenin doğumundan yaşadığı güne kadar geçirdiği belli başlı evreleri içeren yazı; hayat hikâyesi, hayat öyküsü, yaşam öyküsü, hâl tercümesi, tercümeihâl, biyografi.
devamını gör...
17.
metal müzik
t: hayatı ve meramını kimi zaman sert, kimi zaman duygusal bir dille anlatan ve dürüstlüğü sayesinde kuşaklar boyu devam ederek varlığını sürdürecek olan bir müzik türüdür.
gençlik yıllarında metal müzik dinleyip, zevkleri değişince bu kültürün de kendileriyle birlikte yok olduğunu sanan azımsanmayacak sayıda insan var. ekseriyetle değişen şey, metal müziğin varlığı değil, kişinin müzik zevki ve çevresi oluyor aslında. konuya türkiye sınırları dahilinde baktığımızda bile -tüm genel gidişata rağmen- istanbul ve ankara başta olmak üzere, her ay uluslararası düzeyde ekstrem türlerden onlarca grup gelip konser veriyor ve çok fazla sayıda izleyici bu tür etkinliklere katılım sağlıyor. eski zamanda yılda belki bir konser olduğunda sevinçten bayram edilir, o heyecanın etkisiyle konser mekanlarında bir gün önceden çadırlar kurulurdu. mesela motörhead gibi dev bir grup “az bilet satılması” gerekçesiyle 1998 türkiye konserini iptal etmişti. yanlış hatırlamıyorsam yalnızca 30 kişi bilet almıştı. şimdilerde ise insanlar konser etkinliklerini takip edebilmek için ajanda tutuyor, bilet alabilmek için ciddi bir bütçe ayırıyor ve neredeyse her konser etkinliğinin tüm biletleri kısa sürede tükeniyor. salt konser etkinlikleri bile bu algıyı kırmaya yeterli bir gösterge.
gençliğinde bu türü dinleyip bırakan birçok insanın haricinde, bu kültürü bir hayat felsefesi haline getirip ömrünün sonuna kadar sahip çıkan insanlar da var ki örneklerine normal sözlük'te bile rastlamak mümkün. bu çekirdek kitlenin varlığı, her yıl metal müziğe yeni katılan gençlerle birleştiğinde, dönemsel kopuşlara rağmen kümülatif bir artış yaratıyor; dolayısıyla zannedilenin aksine dinleyici sayısı azalmıyor. üstelik mesele yalnızca dinleyici kitlesin azalmaması da değil, müziğin kendisi de zaman içinde dönüşüyor, gelişiyor ve çeşitleniyor. her dönemde yeni alt türler ortaya çıkıyor ve metal müziğin bu dinamik yapısı sayesinde hem eski dinleyicilerin ilgisi canlı kalıyor hem de farklı estetik arayışlara sahip yeni kuşakların ilgisi çekilmiş oluyor.
velhasıl “metal müzik dinleyen kaldı mı ya?” gibi şaşırmalar, dünyayı kendi deneyim ekseninden algılayan, bu kültürün dönüşümünü ve kuşaklar arası sürekliliğini göz ardı eden yüzeysel bir algının ürünüdür.
gençlik yıllarında metal müzik dinleyip, zevkleri değişince bu kültürün de kendileriyle birlikte yok olduğunu sanan azımsanmayacak sayıda insan var. ekseriyetle değişen şey, metal müziğin varlığı değil, kişinin müzik zevki ve çevresi oluyor aslında. konuya türkiye sınırları dahilinde baktığımızda bile -tüm genel gidişata rağmen- istanbul ve ankara başta olmak üzere, her ay uluslararası düzeyde ekstrem türlerden onlarca grup gelip konser veriyor ve çok fazla sayıda izleyici bu tür etkinliklere katılım sağlıyor. eski zamanda yılda belki bir konser olduğunda sevinçten bayram edilir, o heyecanın etkisiyle konser mekanlarında bir gün önceden çadırlar kurulurdu. mesela motörhead gibi dev bir grup “az bilet satılması” gerekçesiyle 1998 türkiye konserini iptal etmişti. yanlış hatırlamıyorsam yalnızca 30 kişi bilet almıştı. şimdilerde ise insanlar konser etkinliklerini takip edebilmek için ajanda tutuyor, bilet alabilmek için ciddi bir bütçe ayırıyor ve neredeyse her konser etkinliğinin tüm biletleri kısa sürede tükeniyor. salt konser etkinlikleri bile bu algıyı kırmaya yeterli bir gösterge.
gençliğinde bu türü dinleyip bırakan birçok insanın haricinde, bu kültürü bir hayat felsefesi haline getirip ömrünün sonuna kadar sahip çıkan insanlar da var ki örneklerine normal sözlük'te bile rastlamak mümkün. bu çekirdek kitlenin varlığı, her yıl metal müziğe yeni katılan gençlerle birleştiğinde, dönemsel kopuşlara rağmen kümülatif bir artış yaratıyor; dolayısıyla zannedilenin aksine dinleyici sayısı azalmıyor. üstelik mesele yalnızca dinleyici kitlesin azalmaması da değil, müziğin kendisi de zaman içinde dönüşüyor, gelişiyor ve çeşitleniyor. her dönemde yeni alt türler ortaya çıkıyor ve metal müziğin bu dinamik yapısı sayesinde hem eski dinleyicilerin ilgisi canlı kalıyor hem de farklı estetik arayışlara sahip yeni kuşakların ilgisi çekilmiş oluyor.
velhasıl “metal müzik dinleyen kaldı mı ya?” gibi şaşırmalar, dünyayı kendi deneyim ekseninden algılayan, bu kültürün dönüşümünü ve kuşaklar arası sürekliliğini göz ardı eden yüzeysel bir algının ürünüdür.
devamını gör...
19.
rob zombie
gerçek adı robert bartleh cummings olan amerikalı müzisyen, yönetmen, senarist, yapımcı, tasarımcı ve daha niceleri...

müzik kariyerine white zombie adlı grubuyla başladı. akabinde 1998 yılında grubun faaliyetine son vererek, kendi solo projesi olan rob zombie ile devam etti.
industrial metal, alternative metal, groove metal ve horror metal karışımı bir tarzı olan rob zombie, 1998 tarihli ilk çıkış albümü olan hellbilly deluxe ile yakaladığı başarıya bir daha asla ulaşamadı. rob zombie denince herkesin aklına ilk gelen şarkılar olan dragula, living dead girl ve superbeast gibi hitler bu albümde yer aldı.
rob zombie'nin halihazırdaki grup elemanları gitarda john 5, bas gitarda robert "blasko" nicholson ve davulda ginger fish'tir. 8 stüdyo albümleri bulunur.
sahnede sert ve tekinsiz bir imajı olsa da, özel hayatında oldukça sakin ve disiplinli biri olduğu söylenir. içki ve uyuşturucu kullanmaz. vegandır.
firefly üçlemesi olarak geçen, house of 1000 corpses, the devil's rejects ve 3 from hell adlı korku filmlerini yazıp yönetti. ayrıca john carpenter’ın halloween filmini 2007 yılında kendi tarzıyla yeniden çevirdi. 2009 yılında ise devamı niteliğindeki halloween ii yayımlandı.

bunların haricinde de birkaç farklı sinema projesi vardır. ayrıca ozzy osbourne'un dreamer adlı şarkısının klibinin yönetmenliğini de yapmıştır.

müzik kariyerine white zombie adlı grubuyla başladı. akabinde 1998 yılında grubun faaliyetine son vererek, kendi solo projesi olan rob zombie ile devam etti.
industrial metal, alternative metal, groove metal ve horror metal karışımı bir tarzı olan rob zombie, 1998 tarihli ilk çıkış albümü olan hellbilly deluxe ile yakaladığı başarıya bir daha asla ulaşamadı. rob zombie denince herkesin aklına ilk gelen şarkılar olan dragula, living dead girl ve superbeast gibi hitler bu albümde yer aldı.
rob zombie'nin halihazırdaki grup elemanları gitarda john 5, bas gitarda robert "blasko" nicholson ve davulda ginger fish'tir. 8 stüdyo albümleri bulunur.
sahnede sert ve tekinsiz bir imajı olsa da, özel hayatında oldukça sakin ve disiplinli biri olduğu söylenir. içki ve uyuşturucu kullanmaz. vegandır.
firefly üçlemesi olarak geçen, house of 1000 corpses, the devil's rejects ve 3 from hell adlı korku filmlerini yazıp yönetti. ayrıca john carpenter’ın halloween filmini 2007 yılında kendi tarzıyla yeniden çevirdi. 2009 yılında ise devamı niteliğindeki halloween ii yayımlandı.

bunların haricinde de birkaç farklı sinema projesi vardır. ayrıca ozzy osbourne'un dreamer adlı şarkısının klibinin yönetmenliğini de yapmıştır.
devamını gör...
20.
içip içip hoşlaşılan yazarın profiline bakmak
bir sonraki aşama: içip içip hoşlanılan yazarın profil fotoğrafını mouse ile okşamak
devamını gör...




