ahievran yazar profili

ahievran kapak fotoğrafı
ahievran profil fotoğrafı
rozet
karma: 7511 tanım: 526 başlık: 2 takipçi: 69

son tanımları


bir yerde tek başına oturma öz güveni

özgüven olarak nitelendirilmesiyle bir yaşıma daha girdiğim hede.

kafe, restoran, bu mekanlar zaten insanların bireysel olarak kendine verebileceği hizmetleri para karşılığı veren yerler.

nasıl ki evde tek başınayken de kahve içilir, dışarıdaysan, kahve içmek istiyorsan oturursun bir kafeye içersin, amacı bu.

bu bir özgüven tartısı ise, insanların size bakınca "demek ki eşlik edecek kimsesi yok" diye düşüneceğinden korkuyorsanız, maalesef ki korkunun içeriği doğru olabilir.
yok değilse, düşünce hayli saçma. basitçe şunu düşünün, siz tek başına oturan biri gördüğünüzde hakkında abuk subuk şeyler mi düşünüyorsunuz yoksa hiç umrunuzda olmuyor mu. diğer insan davranışları da aynısı işte.
devamını gör...

mesut süre

iddia gerçektir değildir, şudur budur, bugün de talih kuşu mesut süre'nin üstüne sıçmış bulunmakta.

ispatmış, masumiyet karinesiymiş bunlar bu lincin konusu değil.

bu metoo hareketi, esasında insanların anonim olarak "ben de" dediği bir hareket değil.

bir kişinin bir isnadı sonucu, aynı kişiden mağdur olduğunu iddia eden "gerçek" kişilerin tırnak içinde itiraflarıdır.

böyle bir durumda, 10 farklı kişi aynı şeyi söylüyor, ateş olmayan yerden duman çıkmaz denebilir.
imkansız değil ama 10 farklı kişiyi ikna edip gerçek dışı bir senaryoyu söyletmek zor.

ancaaaak,
"anonim" hesap ve kişiler üzerinden öne sürülen iddiaların hiçbir anlamı yok. sıfır. olmamalı.

neden?
anonim hesapların hepsini tek kişi kontrol ediyor olabilir.
tamam 10-15 farklı kişi bir şeyi söylüyorsa, somut delil olmasa bile, bir şüphe uyandırır. rüşvetin belgesi mi olur hesabı, tacizin tecavüzün de belgesi olmayabilir.

ama diğer türlüsü, bir kişinin tek hasımı elinden bile üretilebilir. bitti.

anonim olan kişinin gerçek bir kişi olması ve anlattığı iddiaların doğru olma ihtimalinin hiç önemi yok zira bu ihtimale kapı aralamak, her insanın komploya uğrama ihtimaline kapı aralamak demek.

masum insanın cezalandırılması, suçlunun cezasız kalmasından daha kötüdür. adaletin eksik işlemesi birse, ters işlemesi on kötüdür.

bu anonim durumu öyle bir şey ki, iddianın failinin kanıt yollarını da kapatıyor.
faile yokluğu ispat yükü yüklüyor.

kadın dese ki ben ayşeyim, adam ben o gün fatma ile birlikteydim al bu da ispatı diyecek belki.

ama bu haliyle şahıs anonim, tarih anonim.
adam 15 ağustosta böyle bir şey olmadığını ispatlasa 16'sında olmuştu diyecek. 16'sını ispatlasa yok 14'üydü diyecek. bunun sonu yok ki.

ha mesele bir ceza davası olsa zaten ortada hiçbir delil yok, beraat.
ama adamın itibarı olunca o mahkemede kurtarılmıyor ki.

anonim iddiaların hiçbirinin aksi ispat edilemez. anonim iddialara prim vermemenin temel dayanağı bu olmalı. kişi yapmıştır yapmamıştır, başkaları da söylüyor söylemiyor değil.
devamını gör...

barış alper yılmaz

saçma bir şekilde, bir anda ülke gündemine oturan, 2000 doğumlu bir milenyum çocuğu.

kim söylemişse, zenginin malı züğürdün çenesini yorar sözünü ilk zikredeni bulup kabrine bir çiçek bırakmak lazım.

insanlar milyar lira, eski parayla "katrilyon" düzeyinde paralar dönen şahsi kontratlar hakkında aidiyet, iş ahlakı v.s kapsamında değerlendirme yapıyor. kim haklı kim haksız çıkarımı yapmaya çalışıyor.

şunu anlamak lazım. daha iyi kontratı görünce bin takla atmak, koz olarak maça çıkmamak gibi şeyler de, kulübede oturtmak, kadro dışı bırakıp bonservisi yakmak da profesyonel futbolun içinde şeyler. daha da ötesi, profesyonel futbolda iş ahlakı ile ilgisi bulunmayan şeyler.

bonservis denen şey sadece futbolda yoktur. bonservis, işin görülmesinde şahsa bağlılık ilkesi geçerli, ikamesi kısıtlı zamanda mümkün olmayan işler için, sadakati bir nevi cezai tazminat ile tesis eden bir olgu.

senin sözleşmen bitmeden takımdan ayrılman durumunda benim uğrayacağım zararı ben şu kadar hesapladım, bunun karşılığı sözleşmeden cayabilirsin demek.

bir nevi kişinin aidiyetine biçilen bedel.
sözleşmeyi feshetmek tek başına yetmez. takımlar ile usulüne uygun akdedilmiş sözleşme varsa, bu sözleşme süresi bitene kadar takımın rızası olmadan başka bir takımda oynayamaz.

şimdi işverenin elinde böyle bir koz var.
peki işçinin elinde ne var?

işçinin elinde de, işi gereği gibi yerine getirmeme kozu her zaman var.
iş hayatında işi savsaklayan kişiyi kapı dışarı edersin. ancak zaten kapı dışarı edilmek isteyen kişiyi işi savsakladı diye kapı dışarı edemezsin.

kaldı ki futbol çok çok çok daha sübjektif bir şey.
işi savsaklamak kitabına çok rahat uydurulur. standart bir iş ve işin görülme biçimi diye bir kural kaide yok.
sürekli ileri oynayan adam geri oynamaya başlar en basiti. ya da koşmaz. ne yapacaksın?

aslında grev ve lokavt benzeri bir durum karşılıklı olarak düşünülünce.
işçi grev yaparsa işverenin de lokavt ile top oynatmayıp, gelecek kariyerini baltalama hakkı var.
ha burada teknik fark, sözleşme sürecinde maaşın tamamının ödenmesi.
bir diğer teknik fark, bonservis bedeli gibi güzel bir avantanın uçup gitmesi.


burada iş, tarafların iyi niyetli davranması, dürüstlük kuralına uygun davranması beklentisinde bitiyor.
bonservisin, bir aidiyet belgesi olarak görülmemesi ve bu amaçla kullanılmaması, futbolcuların da takımı sabote etmeyi koz olarak kullanmaması beklenir.

barış alper yılmaz olayında ise ikisi de var. iki taraf da hatalı.

birincisi galatasaray. yukarıda dediğimiz gibi, bonservis bedelinin bir koz olarak kullanılması, özellikle sözleşmede kararlaştırılmayan durumlarda afaki rakamlar konuşulması bir yanlıştır.

futbolda bonservis bedeli, bir oyuncunun maaşının 10 katından fazla olmaz. bu ticari ve futbolla ilgili teamüllere aykırı. 10 kat bile çok çok nadirdir, genelde 5 kat civarı makul kabul edilir.

barış alper yılmaz örneğinde, futbolcunun 2 ila 2.5 milyon euro arası bir kazancı var.
adama bu kazancın 3 katı bir teklif gelmiş.
bu teklifler normal şartlarda gelmezken, "neom" gibi yapay ve bin selman puştunun kendini reklam edeceği takım ve benzerleri, bu gibi futbolculara çok yüksek maaş önerebiliyor.

şimdi 2.5 milyon euro kazanan bir topçuya biçilecek en yüksek değer 25 milyondur. "serbest kalma bedeli" olsun olmasın, bir futbolcu maaşının 7-8 katı bonservis getirebiliyorsa, kendi de gitmek istiyorsa yollanır.

en yakın örnek kerem aktürkoğlu.
fenere bir anda gelmek istedi.
şu an 3 milyon euroya yakın para kazanıyordu. serbest kalma bedeli ise 60 milyon euro.

bunun takımı 25 milyonu kabul etti.
ne oldu? fener son anda pazarlığa girişince transfer yattı.

her şey makul rakamlar içinde olduğundan ne benfica ile kerem arasında sorun oldu, ne kerem idmana çıkmamazlık etti.

çünkü fener 25 vermediyse, benfica 17ye razı olsun demek hakkaniyetli değil.

peki barış?
adama 2 milyon euro veriyosun. serbest kalma bedeli bile belirlenmemiş.
adam sana konuşulana göre 30 milyon euro bonservis getireceğini ve çok yüksek bir teklif aldığını söylüyor.

takım da 50 milyon euro üstü bir rakam telaffuz edince o artık yokuş yapmak oluyor.
çünkü bunun karşıtı da, madem ben 50 milyonluk adamım, 75 milyonluk adama verdiğinin en azından çeyreğini ver demek oluyor.

takım olarak diyorsan ki, sen 50 milyonluk adam değilsin ama transfer tahtası kapanmadan 1 hafta önce bizim senin yerini doldurmamız buna mal olacak, görece haklılık payı var.

ama burada da "kardeş" ve "camia" adı altında sadakat geliştirmiş türk takımlarından, "abilik" bekleneceği bir gerçek.

her zaman yerli oyunculara "bizi idare edin" şeklinde yönetim sergiliyoruz, sonra da oyuncu idare edilmek istenince hoppala.

bu durumun victor osimhen örneği ile de alakası yok.
birinde kadro dışı bırakılmış bir yıldız ve o yıldızı yakmak için 100 milyon euroyu yakabilecek bir psikopat var.
orada dahi oynadığı kumardı.
osimhem galatasaray'a kiralık gelmeseydi ya da gelip bilerek sallasaydı, kimse 20 milyon euro bile vermezdi. napoli de babayı alırdı.

burada ise öyle bir durum yok. satmak isteyen gs değil, bununla birlikte rakamlar da gerçekçi değil.

neticeten, futbol takımı yönetmek bir idarecilik becerisi ister. belli ki bu adamı 2 milyon euro civarına oynatamadılar.

ya göndereceksin, ya zam yapacaksın. olay basit.
ya da en baştan futbolculara kardeşim ayağına yatmayıp, hakkını zamanında vereceksin, fazlasını da vermeyeceksin.
durduk yere topçularını da medyada sürekli parlatmayacaksın.

isteniyor ki yok paraya adam oynatalım, 11'de parlatalım, sonra istediğimiz şartlarda istediğimiz kadar takıma hizmet etsin.

bu galatasaray değil, neredeyse tüm süper lig takımlarının gerçeği.
devamını gör...

suçun ve cezanın şahsiliği ilkesi

20. yüzyıl pozitif hukuk anlayışının, sosyolojiyi gözardı eder yapısı nedeniyle, kolektif suçların icrasında arkasına sığınılan bir ilke.

şimdi buraya 10 sayfa da izahat yazılır, ancak gerek yok.

bu ilke, bir komünitenin herhangi bir ferdinin işlediği suçtan o komünitenin değil, doğrudan bireyin sorumlu tutulmasıdır.

çok basitleştirirsek, kan davalarının önlenmesi için ortaya konmuştur.

a kabilesinden bir kişi, b kabilesinden bir kişiyi öldürdü diye, a kabilesinin değil, doğrudan failin sorumlu olmasını öngörür.

aksi durumda, fail cezasız kalacağı, karşılık olarak masum birinin öldürüleceği, bunun da doğuracağı haksızlığın kabileler arası bir savaşa evrildiği tarihsel bir gerçek.

ancak burada bir ayrım vardır. bu olay, a kabilesinden birinin münferit bir olayı ise bu ilke anlam kazanır.

a kabilesi, kabilece verilen bir suç işleme kararına binaen bir kişiyi öldürdüyse, bu durumda suç ve cezanın şahsiliğinden söz edilemez.

işte modern hukuk, özellikle ulus-devlet sistemiyle birlikte insanları kağıt üstünde tamamen eşit gören, tek farklılığın vatandaşlık olduğu bir sistem üzerine bina edildiğinden, halen var olan komüniteleri, kabileleri, aşiretleri, yapılaşmaları gözardı ediyor.

şehirlerdeki gettolaşmanın neticesinde de adı olmayan, sınırını çizemediğimiz, en kaba tabiriyle çete diyebileceğimiz komüniteler oluşuyor.

bu son olayda da görüldüğü üzere külli bir suç işleme iradesiyle, tüm aile fertlerince bir suç işleniyor.

suça teşvik, yardım yataklık, suç sonrası sahiplenme, suçu örtbas etmeye yarar başka suçlar işleme gibi topluca icra edilen eylemler var.

burada sırf tetiği çeken ya da bıçağı tutana fail senmişsin, gel cezayı da sen çek, diğerleri masum demek mümkün değil zira failin her an herhangi biri olabileceği bir oluşum var ortada.

bunun çözümü, ilk olarak kişileri suça iten bu yapılaşmanın ekonomik olarak kırılması.
ülkede vasıfsız bir kişi, ne çalışarak hayatını idame ettirecek parayı kazanabiliyor, ne yaşamasına yeter bir sosyal yardım mevcut.

suç dışında bir para kazanma yolu bilmeyen kişileri assan da kessen de suç işliyor. öyle görmüş, gördüğünün dışına çıkarabilecek bir mekanizma da yok. adam gibi bir meslek edindirme kursu bile yok ülkede.

bir ikincisi de bu oluşumları külli olarak irdelemek.

misal baba evde oturuyor, çocuklara hırsızlık yaptırıyor. devlet çocuklara sen hırsızsın diyip ceza kesiyor, baba keyfine bakıyor.
bu çocuk hırsızlık yapıyor, malı, parayı eve getiriyor. evde anne de, baba da bu parayla geçiniyor, yiyor içiyor. paranın kaynağını da biliyorlar.

artık bu noktada ebeveynlerin şerik yahut azmettirici sıfatıyla yargılanması, cezalandırılması şart.
tamam, ebeveynlerin suç işleyen çocuklarını ihbar etmesi beklenmez ancak suçlardan nemalanma varsa, bu noktada işin değişmesi şart.

ha bunu pozitif hukukla yapabilir miyiz? çok zor. kodifike etmek, kitabını yazmak neredeyse imkansız. ama kitabına uydurmak imkansız değil.

devletin de bu noktada biraz elini taşın altına koyması gerekiyor.
devamını gör...

ebob ekok'a obeb okek diyen kişisi

okullarda günümüzde tekrar obeb okek olarak kullanılmaya başlanmıştır bu kısaltmalar.

artık obeb okek diyen değil, ebob ekok diyen bizler ihtiyarlamaya başladık.
devamını gör...

kuyumcuya altın emanet etmek

kuyumcudan kuyumcuya, altından altına, amaçtan amaca değişen bir durumdur bu.

bir "kasa" görevi gören ve defter tutan, yeterince güvenilir kuyumcu sayısı az değildir.

avantajı nedir? birincisi bankaya sokup çıkarmak, tüm komisyon ve makaslarıyla birlikte %10'a varan bir kayıp yaratır. kaldı ki çoğu banka fiziksel olarak altın da vermez. bu iki handikap bertaraf edilmiş olur.
bir diğeri de gerekirse ister döviz, ister tl, ister fizilsel olarak her zaman her miktarda alabilme artısı.
bunun yanında o ya da bu sebepten varlığını resmiyete düşürmek insan çok. bu misyona da yardımcı olur.

esasen milletin tokatlandığı kuyumcular, vedia işi yapanlar değil. bu durum altın yumurtlayan tavuğu kesmek olur. 30 sene bir yerde çalışıp milleti dolandırıp kaçmaz insanlar durduk yere, çünkü başka bir yerde yapabileceğin bir iş değil.

20 kilo altın emanet alan bir kuyumcunun en az 1000 kişilik bir müşteri portföyü var demek. 100 milyon için can riski almaya, suç işleyip hapis yatma riski almaya değmez.

tokat yapanlar, verilen altına "faiz" ya da adı her neyse kazanç işletenler.

bir kuyumcu dese ki, bana 1 kilo altın bırak, 1 sene ellemezsen 10 gram da ben vereceğim. bu görece anlaşılır, piyasa koşullarında bir miktar olur.

ama bazıları, ayda yüzde 5-10 gibi rakamlar vaat ediyor. millet de ardını araştırmıyor para hırsıyla.

bakın böyle bir önerisi olan kuyumcu
1-baştan tokata çıkmıştır
2-gelen parayla süper riskli, kaldıraçlı işlem vs yapmaktadır.

bunun herhangi bir alternatifi yoktur. bu kadar basit.
işte genelde de ikinci seçenek olur ve o işlem bir defa patladığında, kuyumcuda para kalmaz. sonra dolandırıcılık hikayesi deriz.

ille kuyumcuda altın saklayacaksanız, güvendiğiniz biri olmasının yanı sıra, piyasa koşullarından farklı bir ticaret vaadinde bulunmamış olmasına dikkat edin.


bu işi para kazanarak yapamaz mıyız, yerine göre yapabiliriz.
biz bildiğimiz biriyle baştan sermaye ortağı olduk, 5 kilo altın verdik. bir miktar da kendisi koydu dükkanı büyüttü.
bize her ay, yaptığı kazancın bize düşen kısmını ayıklayıp, o kısımdan da yarısına yakını kendisine işletme gideri yazıp kalanı gönderiyor. bu haliyle bile bu tokatçıların 3 ayda verdiği kazancı biz neredeyse 1 yılda topluyoruz.

kaldı ki adama güveneceksin, hesabına güveneceksin, sermayeni koruduğuna güveneceksin.
bu kadar risk satın alarak bile, dümdüz altın emanet edip ayda yüzde 5 bekleyen birinin üçte birini alıyorsak, bu kişilerin tokatlanacağı sürpriz değil.
devamını gör...

babasına uyuşturucu verip tecavüz eden evlat

hatırlayamadığım bir dizide, detektif bir abimiz, 20 yıllık mesleki tecrübem sonucunda, ockham'ın usturası ile sadece taşaklarımı traş ederim diyordu.

bu olayda da olayların anlatıldığı/görüldüğü gibi olmadığı açık.

bence ilk olasılık, adam ters ilişki yaşıyor, ağrıdan sebep doktora gidiyor. doktor kendisine ters ilişki yaşadığını söylediğinde de inkara yatıyor.

ikinci olasılık, adam bir cisim sokarken yaraladı. inkar hususunu da biraz abarttı. madde öyküsü de varsa böyle bir durumda istismar öyküsü düşünülür.

bir üçüncüsü, olayın anlatıldığı gibi olması.
ama burada da ihtimaller dallanıyor. ilki, adamın babasına hallenen sapkınlığı. bu durum benim bile içimi kaldırdı.

ikinci dalda ise, çocuğun küçükken istismara uğrayıp intikam almış olması. bu külli olarak daha çok rahatsız etse de, en azından üstteki gibi kafaya sıkma isteği uyandırmıyor.

nereden bakılırsa bakılsın sıra dışı ve rahatsız edici bir olay ancak anlatılanla gerçek her zaman bir olmayabiliyor.
devamını gör...

enseye bıçak saplayan 16 yaşındaki ssç

suça sürüklenen çocuk tanımı, 18 yaş altına cezai indirimi kodifike eden söz dizisinden ibarettir.
bu bir ekstra ya da dünyadaki hukuk sisteminden farklılık değil, sadece bir isimlendirme.

insanlar ahmet minguzzi cinayetiyle birlikte böyle bir isimlendirme olduğunu öğrendi ve peşine bilirkişi kesildiler.

çözümü tanımlara sallamak mı? hadi dedik ki 15 yaşın üstü yetişkin gibi cezalandırılır. 14 yaş ne olacak?

hadi sınırı 12'ye çektik. bu adamlar aaa bizim ceza indirimimiz kalktı, artık suç işlemeyelim mi diyecekler?

hiç uzatmadan açıklayayım.
cezaevindeki hayatı ile dışarıdaki hayatı arasında nitelik olarak neredeyse hiç fark olmayan çocuk yaşlı herkes suça meyyaldir.

bunu da cezayla falan çözemezsin. kendiniz gibi düşünüp, cezası fazla olsa yapmaz diyorsunuz. "suça sürüklenme" kavramı orada başlıyor zaten. yaşadıkları hayat, cezaevine girmekten korkutmuyor bilakis bazısı için cezaevi stresten kurtulma yolu.

bunun çözümü cezada değil. ekonomide, eğitimde, bayındırlıkta, asayişte.

yok el salvador tipi mücadele edelim dersen, o cezaevlerinde bunlara yer kalmaz emin olun. kimlerin yatırılacağını da söylemeye gerek yok.
devamını gör...

furkan bölükbaşı

yurdum insanının hiçbir şekilde akıllanmayacağını tescilleyen bir zat.

şimdi birincisi, adamın adı bir olaya karışıyor ve tüm sosyal medyada adama binlerce kişi küfrediyor.

abicim burası, "sesli, yazılı ve görüntülü ileti ile hakaret" diye bir suç olan, ve bu suçun sınırlarının keyfekeder çizildiği bir ülke.
burası amerika birleşik devletleri değil ki first amendment falan diyelim.

bir suç duyurusu ile soruşturma geçirirsiniz. hadi ön ödeme kapsamına alındı bu suç, savcılık aşamasında ödeme yapar cezadan yırtarsınız.

peşine bir manevi tazminat davası yersiniz. 20 bin mahkeme hükmeder, 20 bin de vekalet ücreti çıkar, bu ikisi de icraya verilir bir 6 bin de oradan vekalet ücreti çıkar, tahsil harcı ve masrafı ile, ön ödeme aşamasında ödediğinizle birlikte 65 bin lira para ödersiniz.

bu paranın 20 bini kemiksiz bu vatandaşa, kalanı da bu vatandaşın vekiline gider.

kim nefret ettiği ve bu nefretini yazıya döktüğü kişiye 3 asgari ücret harcamak ister?
bu nasıl tutarsız bir davranış?

bir ikincisi, arkadaş bu adam kim?
ya da daha güzel soralım, bu adam ne?

bir siyasi figür mü, devlet görevlisi mi, kanaat önderi mi, gazeteci mi, yok.
adam sıradan biri.

millet şeriatçı falan diyor, gerçek şeriatçı adamlar ilk bunları tekfir eder.

insanlar kafalarında bir kitle kurup, bu gibi adamların da bu farazi kitlenin temsilcisi olduğunu varsayıp kuruluyor.

şu sözlükte bile hakkında 10 küsür entry yazılmış olması akıl alır gibi değil.

biz yazdıkça bu adamlar var oluyor. kendisine değil kendimize kızmamız lazım bizim.
devamını gör...

çeyrek altın

internette görülen fiyatı ile piyasası arasında her zaman oynama olan zımbırtı.

açtın google'a yazdın, alış 990 satış 1000 mi yazıyor?

işte piyasada 1090 satış 1100 alış olur genelde. tabi bu durum istanbul için, kapalı çarşı civarı muhitler için geçerli. kapalı çarşının kurunu takip etmek lazım.

ancak mesele bu değildir. altın, eski yatırım gücünü kesinlikle kaybetmiştir.

daha doğrusu, altın 2000li yılların başından bu zamana kadar rekor seviyede artmıştır.
2002-20012 arası altın biriktiren bir kimse dolar bazında 7-8 kat kazanç sağlamıştır.

2000-2025 arası tutan biri de aynı sürede 15 katına çıkarmıştır.

bu kazançlar artık bitti.
dünyadaki altın miktarı belli, nüfus artış hızı belli, para miktarı belli.

bu parametrelerin hepsi altının değerinin artışına işaret olmakla birlikte, son 25 yıllık grafiğe yaklaşır bir kazanç dahi sağlamayacağı kesindir.

eskiden niye alınırdı, alınırmış?
çünkü 2000'lerin başında gramı 9 dolar 10 dolar. kenara konulan cüzi paralarla üçer beşer alınabiliyor ve enflasyondan da kısmen koruyor.
döneminde ortalama bir maaşla 60-70 gram alınabilen bir emtiadan bahsediyoruz. arta kalan 3 kuruşla alıyorsun, dövizin üstünde bir getiri sağlıyor.

şimdi? asgari ücrete 5 gram gelmiyor.
alsan ne olacak? bir ons altın 40 bin dolar mı olacak? mümkün değil.

ayrıca şu an altının tarihi bir pik yaptığı dönemdeyiz.
insanlar hatırlamaz, 2013 yılında altın öyle bir verdi ki ellere, bir yıl öncesine dönebilmesi için küresel pandemi gerekti.

şimdi de benzer bir noktada.
rusya ukrayna ile israil filistin arası bir ateşkes, yüzde 25 dahi geri çekebilir anında.

altın, sermayeyi korumak değil de uzun vadeli yatırım amacıyla alınacaksa en kolay muhafaza edilebileni her zaman en iyisidir.
çeyrek altın tüm ülkede kabul görmüş bir takı olduğu için, her yerde her koşulda makul makaslar içerisinde geçer akçedir.
biraz zorlasan sokakta bile tedavüle sokabilirsin.

külçe altın olayına halen mesafeliyiz. banka bile kabul ettiği sertifikalı altını alırken ambalajını parçalayıp ekspere gösteriyor.

uzun vade tutulacaksa çeyrek, yarım, tam gibi darphane mamulü altınlar daha makuldür. paraya çabuk çevrilecekse hurda altın dikkatli muhafaza edilecekse ekonomik kaygılara karşı en iyisidir.
devamını gör...

enes batur

insanlık tarihinde, insanları eğlendirmekle görevli kişilerin, eğlendirdiği insanların üstüne çıkabilmesinin mazisi 50-60 yıldan fazla değildir.

buna şarkıcı, futbolcu, youtuber, meddah, daha uçlara çıkarsak eskort, fahişe hepsini ekleyebiliriz.

bunların hepsi ayrı ayrı "parayla saadet olmaz" sözünün doğruluğunu tescillemiştir zira paranın nasıl ve neden kazanıldığı hususları önemlidir.

bu eleman, çocukları eğlendiren videolarıyla ünlü oldu. bir nevi palyaçoluk yaparak ülkece tanınır hale geldi.
bu şöhret öyle zehirli ki, bir ülkede adını bilmeyen yok ama yaptığın iş çocuk eğlendirmek.

öyle bir çizgi ki, bir tarafında kendini tanrı sanırsın, diğer tarafında kendinle baş başa kaldığında lan ben ne yapıyorum diye düşünürsün.

bir yandan da yekten gelen korkunç paralar ve bu paraların mıknatıs gibi çektiği kan emiciler var. muhtemelen yanına şöhret basamaklarını tırmanırken gelenlerin hepsi aslansın kaplansın çekiyordu.

ama herkesin beklediği, daha ilgi çekici, daha absürt, daha saçma bir video paylaşman.

kendini tanrı gibi gören, burnu kaf dağında insanlar için bunlar bir sorun teşkil etmez. beni milyonlar takip ediyor ama ben soytarılık yapıyorum demez. ancak azıcık kafası çalışan, içgörü körlüğü yaşamayan, düzgün insani ilişkileri olsun isteyen kimselere bu durum tam bir eziyete dönüşüyor.

hele hele işin yarış boyutu bitince, ilk sıraya gelince heyecan faktörü de sıfırlanıyor.

konumuyla gelen sosyal ilişkilerin de sahteliğini fark etmeye başladıysa, muhtemelen o noktada kafayı çizmiştir.
eski sevgilisine takılması da bundan kaynaklı olabilir.

ne diyelim allah yardımcısı olsun
devamını gör...

mr çektirmek

mr denilen zımbırtı, benim için icadı ile modern ile post modern arasındaki farkı tescillemiş bir teknoloji harikasıdır.

manyetizma ve radyo dalgalarından bu şekilde yararlanmayı düşünmüş, denemiş ve sonuç almış insanoğlu, rüştünü ispatlamıştır benim için.

mr cihazlarının nasıl çalıştığını iyice öğrenip mr çektirmek, korkudan çok heyecan uyandıran bir şey haline geliyor. içindeyken periyodik aralıklarla vay mk diyesi geliyor insanın.

keşke şu alet şeffaf olsa da iyice görebilsek diye iç geçirmişliğim çoktur.
millete şunun nasıl bir devinim olduğunu anlatmak, ilgisini uyandırmak yerine korkmasınlar diye sakinleştirici veren "modern" tıbba da kafam girsin.
devamını gör...

enflasyonun düşmesi

pandemi zamanından beri ilk defa kısmen cereyan eden durum.

ancak sorun, enflasyonun düşüş ivmesiyle piyasadaki daralmanın oranının istenilen noktada olmamasıdır.

piyasaya aşırı miktarda para dağıtılmasını, aşırı miktarda para çekilmesiyle kapatamıyoruz.

otomotiv ise enflasyon hususunda verilecek en son örnek zira hem döviz kuruna bağlı, hem çok yüksek vergi alınıyor, hem de matrahlarda güncelleme yapıldı.

sıfır golf için 2.5 milyon lira istiyorlar.
her sene araba değiştiren biri, enflasyonu en sert hissedecek kişi olur.

fatih karahan aslen iyidir, bizzat tanıyan bilen kişiler beğeniyor. kendisinin selefi hafize gaye, en az 500 kere herhangi bir habere konu olmuşken, kendisini tanıyan bilen dahi az. böyle makamlarda sessizce işini yapmak, aykırı demeçler vermemek lazım.

böyle bir açıklaması olduysa talihsiz olmuş kendisi için.
devamını gör...

togg

fiyatı halen absürt olmayan, salt otomobil olarak bakıldığında da fena olmayan, ancak bir proje olarak hayli garip yol izleyen girişim.

elektrikli araba dünyası, öyle konvansiyonel dönemdeki gibi bir know-how yarışı değil. oyun basit, sadece oyunu kim daha ucuza oynayacak kapışması var.

fosil yakıtlı araçlar, üretimi hayli zor ve hayli ar-ge isteyen araçlar. 50 tane ilave parça var elektrikli araçlara göre.

en basit örnek şudur. size bir pil verseler, evdeki malzemelerle 1-2 saat içinde bir cismi döndürebilirsiniz. verimli olur olmaz, o ayrı.

ama bir bidon benzin verseler, en fazla evde yangın çıkarırsınız. içten yanmalı motoru verimli verimsiz sıfırdan imal etmek bile bir karın ağrısı.

eline bütün malzemeleri verip hadi bana bir bmw çıkar, 2 litre motoru olsun, 250 beygir gücü olsun desek, bunu halihazırdaki araç üreticileri dışında düzgün bir şekilde gerçekleştirecek kimse yok.

ama elektrikli araç işi öyle değil. tüm malzemeleri alan adam rahatlıkla eli yüzü düzgün bir şey çıkarır.

böyle bir oyunda, konu sadece kim daha ucuza imal edecek hususuna indirgeniyor.

böyle bir durumda da togg dediğimiz araç bir anda tesla'nın rakibi olabiliyor, ancak tesla ile aynı fiyatta yahut daha ucuza, daha iyi bir araç çıkarma ihtimali de yok. tesla hep aynı paraya daha fazlasını vaat edecek.

bunu kırmanın yolu, "yerli ve milli" gibi bir argümanı olan marka adı altında, herkese yönelik araç üretmek.

en temelinden 1.6 atmosferik, 6 ileri tork konvertörlü bir şanzımanla, fıat egea yerine alınabilecek bir sedan basmaları lazımdı. millet alsın, sorun çıkarmasın, rahatça lpg'yi taksın.

300-400 daha pahalı olurdu, onu da faizsiz kredi kampanyaları ile cazip hale getirirdin.

hatta iç piyasa aracı olacağı için bir kısım ab normlarına da uydurmak gerekmezdi. 1.4 atmosferik manuel arabaya şerit takip sistemi koyma gibi saçma bir regülasyonu da sallamazdın belki.
buradan elde edilecek bir gelir de olurdu ve diğer kanadın geliştirmesi için harcanabilecek bir bütçe olurdu. bu sayede hibrit modellere de göz kırpmak mümkün olurdu.

ama şu haliyle fiyatı orta sınıfa bile fazla, finansal rakipleri köklü firmalar olan bir piyasada tutunmak, atılım yapmak zor.

biz ab gümrük birliğinde bir ülkeyiz. yerliye şu kadar yabancıya şu kadar vergili diye bir sistem kuramıyoruz, bunu en fazla çin'e karşı yapabiliyoruz.
bu durumda düz bir elektrikli araç üretip bir atılım beklemek gerçekçi olmaz.
devamını gör...

regl ağrısına şüpheyle yaklaşmak

fantastik bir düşünce aramaya gerek yoktur bu konuda.

abicim insanların yarısının beli ağrıyor. kadını erkeği, yaşlısı genci, iki kişiden biri bel/boyun ağrısından şikayetçi. niye?
her halt masa başı. iş aynı, okul aynı.
arabada otur, iş yerinde otur, evde otur, okulda otur. hareket desen günde 300-500 adım.
denkleme bir de sigara, alkol gibi zımbırtılar da giriyor. topuklu ayakkabı bile başlı başına bir sıkıntı.

hal böyleyken abuk subuk fikirler üfürmenin hiçbir anlamı yok.
adet döngüsü zibilyon yıldan beri var, evet. ama denklemin diğer tüm değişkenleri 50-60 yıllık maziye dayanıyor.
devamını gör...

özlem çerçioğlu

2009 yılından beri aydın il belediye başkanı olan hanım.

insanlar mahalli idarelere yönetici seçerken kişiye oy verdiğinin farkında olmalı.

hadi genel seçimde partiye veriyoruz, partinin listesine bağlıyız. ötekinde doğrudan adaylar arası bir seçim söz konusu. kaldı ki bu kadın da 4. dönemine seçilerek girmiş.

bir milletvekili partisinden akpye geçince çıkıntılık yapmaz. akp'nin mecliste artı bir oyu olarak görev yapar.

ama belediye başkanı için aynı şeyi direkt söyleyemeyiz. kişi aynı. yer aynı. insanlar aynı. bağlantılar aynı.

aydınlılar bu kadının başkanlığından memnunsa, bu geçişten sonraki süreçteki işlerine bakmak lazım. bir değişiklik olmazsa sorun yok.

şayet memnun değillerse, zaten memnun olmadıkları bir başkan, partiyi satmış olacak. hatta bir ihtimal merkezi yönetimden daha kolay bütçe vs alacağı için icraatları artacak.

yok biz başa akp gelmesin diye chpye oy verdik diyenler varsa, onlar için zaten diyecek bir şey yok. ülkenin iki kanserinden bir tanesi de onlar.
devamını gör...

fenerbahçe'nin benfica ile eşleşmesi

bir fenerli olarak maalesef ki fenerbahçe'nin eleneceği kılavuz istemez bir gerçektir.

neden mi?
takımda 365 gün birlikte oynamış oyuncu neredeyse yok.

kilit noktalarda yeni transferler var. diğer as oyuncular da en fazla 1 senelik adamlar. "kaptan" diyeceğin bir adam yok sahada.

benfica gibi hep bir ortalamayı tutturan sistem takımıyla, bireysel yeteneklerde öne geçerek mücadele edemezsin.

bir hocaya, bir sisteme en az 3 sene yol vermek lazım ki böyle takımları elemekten söz edebilelim.
devamını gör...

kız arkadaşıma biri salça oldu

her ne kadar başlık troll olsa da, günlük hayatta rastlanabilir bir senaryodur.

insanlar genelde bu durumu, salça olan kişinin "belalılık" seviyesiyle ilişkilendirir ama genelde psikotik bir durum söz konusu olur.

bir arkadaşın kuzeni var, acayip düzgün bir çocuk. babadan kalan dükkanı işletiyor ama pek anlamıyor işlerden, yavaş yavaş batağa gidiyor.

bu çocuk bir diyetisyene gidiyor. diyetisyene tutulmuş. kız da bu tutulmayı fark etmiş olacak ki sosyal medyadan falan engellemiş, sadece telefonla randevu alıyor, hiçbir ekstra kontak kurmuyor.

çocuk diyor ki bu kız bana mesaj vermek için engelledi.
ınstagram takipçi sayısından kendisine mesaj verdiğini düşünüyor. benim takipçim 1 azaldı o da 1 azalttı diyor, 1 arttı onun da 1 arttı diyor.

çok basit bir durum. biri böyle böyle anlatsa oğlum ta.ak mı geçiyorsun kız engellemiş seni daha ne yapsın dersin, ama eleman nuh diyor peygamber demiyor.
çocuğu güç bela bir psikiyatriste götürmeye ikna ettik. bir araba ilaçla zihni azıcık berraklaştı.

böyle saplantılı insanlarla karşılaşan insanların hayli dikkatli olması lazım. gerekirse iletişime geçip ters psikolojiye oynamak lazım. böyle bir psikozun nesnesi olmamak için ilişkileri dikkatli kurmak lazım. kanunmuş nizammış hiçbir işe yaramıyor zira.
devamını gör...

oğlum kedi öldürdü diye mi yargılanıyor

yine dünya tarihi içinde bulunduğu yer ve zamandan ibaret sananlarca garipsenmiş söylem.

evcil hayvanlara zarar vermek, eskiye nazaran doğrudan çıkarılan kanuna dayanarak tecziye ediliyor, ki olması gereken de bu. en azından benim için.

ama bu kişinin yargılanmasının, hayvanın "kedi" olması ve olayın kameraya yansımasından kaynaklı olduğunun inkarı da mümkün değil.

aynı videonun nesnesi bir fare olsa idi, bu videonun komik videolar kapsamında paylaşımlara konu olacağı, hiçbir soruşturma ve kovuşturma başlatılmayacağı açık.

yahut bir kamera görüntüsü olmasa, ölü kediye otopsi yapıp bir soruşturma konusu edilmeyecekti.

bunlar bir tarafa.
şimdi bundan 35-40 sene önce, köpek sayısını kontrol etme yöntemi, bir bekçinin kamyonetle gelip, elinde tüfeğiyle gördüğünü indirip, kamyonetin kasasına koyup devam etmesiydi.

ülkede eşek s.kmekle ilgili yüz deyim, yüz bin menkıbe var.

kedi köpeğin kuyruğuna teneke bağlamak, bir neslin ata sporu.

atları yazın sömürüp, kışın "yılkı" adı altında bırakmak, ölenin ölmesi kalan sağların bir sene daha sağılması normal.

3 katırı olanın bir katırı dayaktan eziyetten ölür gider. bu oran değişmez.

kesinlikle yasak olmasına rağmen gırgır ya da trol ağ çok yaygın. hadi bunu geçtim, ufak çaylara nehirlere balık tutacağız diye misinayı gererler, balıklarını tutup zıkkımlandıktan sonra da orada bırakırlar. gelen geçen her balık telef olur.

yani bu ülkenin çok yakın geçmişinde ve an itibariyle hayvan öldürmek "anormal" değildir. en azından çoğu koşulda cezası yoktur.

bir kadının da oğlunun bu konudan yargılanacak olmasına şaşırması da hayli doğaldır.
belki yüz bin hayvan öldürülüyorsa bir tanesinin failine ez kaza ceza verildiği bir denklemde, eylemin yarattığı haksızlığın çok düşük olduğu düşünülecektir.

bana kalırsa bu olay gibi olayların faillerini önce adli psikiyatri servisine gösterip, gerçekten arızalı değillerse daha yüksek hapis cezalarıyla da cezalandırmak lazım.

ama işin özünde kediye köpeğe fazla pozitif ayrımcılık yapıldığını, aslen o kadar da hayvansever bir toplum olmadığımızı, bu tutarsızlığın da özellikle önceki kuşakları şaşırtmasının normal olacağı açık.
devamını gör...

üniversite disiplin soruşturması

taşrada neden üniversite olmaması gerekliliğini gösteren rezalet bir olay.

üniversite dediğimiz kurum, normal şartlarda öğrencisiyle, mezunuyla, dernekleriyle bir bütün oluşturur.

öğrencisinin de, hocasının da çilesini doldurup şehirden ayrılmak için gün saydığı yerde, mülki ve mahalli idarelerin de tarafı olduğu bir ahbap çavuş ilişkisi olacaktır, oluyor.

hal böyle olunca, normal şartlarda o kadar da değil denecek şeyler vuku bulabiliyor.

bereket ki bu olayda yazar, hukuk fakültesi öğrencisi ki hemen idari davayı yapıştırabilmiş. idare mahkemeleri halen kör topal işlese de düzgün kalan kurumlardan biri.

bu konuda en faydacı yaklaşım, lisans aşamasında sessiz sedasız bir şekilde mezun olup, o diplomayı alıp, yüksek lisans/doktora aşamasında ateş serbest diyerek takılmak.

diğer türlüsü sabır testi.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim