cenk’in arka bahçesi yazar profili

cenk’in arka bahçesi kapak fotoğrafı
cenk’in arka bahçesi profil fotoğrafı
rozet
karma: 7309 tanım: 751 başlık: 328 takipçi: 88
/#

son tanımları


normal sözlük yazarlarının karalama defteri

metro derler buna ama ben hâlâ metro diyemiyorum, alışamadım. yeraltı treni. yer altı birleşik yazılmalı çünkü yer ile altı arasına boşluk koyarsan düşersin, düştüm de zaten bi keresinde merdivenlerden ama o başka hikaye, ayakkabımın bağcığı açıktı. ayakkabı bağcığı ayrı mı yazılır birleşik mi, tdk bilir de ben sormam. sormam çünkü cevabı ne olursa olsun birleşik yazacağım, ayakkabıbağcığı, bağcılar metrosu, bağcılık zor zanaat.

ne diyoduk? metro.

kadıköy-tavşantepe hattı, yeşil hat. yeşil iyi renktir, yeşil bi kadın tanıdım bi zamanlar ama o şimdi burada değil, burada gri var. metronun grisi. duvarlar gri, zemin gri, insanların suratları gri. sabah 08:40, herkes işe gidiyor, kimse gitmek istemiyor, kolektif bir istememe hali. komünizmin gerçek tanımı bu olabilir, herkesin eşit derecede mutsuz olduğu sabah metrolarında bulunur asıl manifesto. marx bu metroyu görseydi kapital'i yazmazdı, "boşver" derdi, binerdi tavşantepe'ye kadar uyurdu.

benim tavşantepe'yle işim yok, ayrılıyorum ben kadıköy'den. ayrılmak. fiil güzel, çok işlevsel. metrodan da ayrılırsın, insandan da. ikisinde de bir kapı kapanır, ikisinde de arkana bakmamalısın ama bakarsın. baktım.

~

ayaktaydım çünkü oturacak yer yoktu. oturacak yer olsa da belki oturmazdım, bacaklarım ağrıyor squat'tan gene ama ayakta sallanmak iyi geliyor metronun ritmiyle. insan vücudu sarkaç gibi çalışıyor metroda, fizik bu, basit harmonik hareket, kütle yay sistemi falan. yay benim dizlerim, kütle ben, sönümleme katsayısı — geçen geceki bira sayısı. formülize edebilirim bunu ama üşeniyorum, mühendisliği bitirdim ama formülle aram açıldı, boşandık.

sol tarafımda direk var, tutunuyorum. sağ tarafımda bi adam, kulaklık takmış, gözleri kapalı, uyuyor mu meditasyon mu yapıyor bilemiyorum. karşımda bi teyze, poşetler. poşetlerin birinden pırasa fırlıyor, pırasanın yeşili metronun grisini yırtıyor. güzel, bi anlığına. teyzecim senin pırasan bu sabah gördüğüm en güzel şey, bilmeni isterim.

sonra ayrıldı teyze, ümraniye'de. pırasa da gitti, gri geri geldi. bi istasyon daha, iki istasyon. insanlar iniyor biniyor, kapılar açılıyor kapanıyor, "kapılardan uzak durunuz" diyor kadın sesi, uzak duruyoruz. her şeyden uzak duruyoruz zaten, ne farkeder bi de kapılardan duralım.

~

üsküdar-ümraniye arası bindi.

şimdi. "bindi" diyorum ama 40 kişi birden bindi, neden onu fark ettim? sormayın bana bunu çünkü cevabı yok. yani var da, cevabı "bilmiyorum" ve bilmiyorum da bir cevaptır. belki parfümüydü — hayır, metroda parfüm duyamazsın, ter var, deodorant var, pırasanın hayaleti var. parfüm değildi. belki yürüyüşüydü — bu daha olası. kalabalığın içinde bazı insanlar farklı yürür, kalabalığa rağmen değil kalabalığın arasından, su gibi. böyle girdi vagona, su gibi, kimseye çarpmadan, kimseyle göz göze gelmeden, direkt karşıma geldi tutundu yukarıdaki bara.
bara tutunuşu.

bara tutunuşunu anlatacağım şimdi sana ve "cenk delirdi" diyeceksin ama dur. insanların nesnelere dokunuşu, tutunuşu, kavrayışı karakter analizidir. mekanik mühendisliğinde "grip strength" diye bi kavram var, bunu biliyorum çünkü üçüncü sınıfta sınavda sorulmuştu, yanlış yapmıştım. bara tam kavramadı, iki parmağı barın üstünde iki parmağı altında, başparmak boşta. gevşek ama düşmeyecek kadar sıkı. metroya güvenmiyor ama kendine güveniyor, sallanırsa toparlayacağını biliyor. evet bara tutunuştan bu kadar çıkarım yapıyorum, evet anormal, evet farkındayım.

- sen insanları izlerken korkutucu değil mi biraz?
+ izlemiyorum, görüyorum. fark var.
- ne farkı var?
+ izlemek bilinçli, görmek istemsiz. ben istemeden görüyorum, suçum yok.
- bara tutunuşunu analiz etmek istemsiz mi sence?
+ o kısım bilinçli, kabul.

~

saçları vardı. herkesin saçı var cenk, ne anlatıyorsun? tamam, herkesin saçı var da herkesinki böyle değil. boyalı değil demek istiyorum, boyasız demek istiyorum, doğal demek istiyorum ama doğal da tam kelime değil. bakır. bakır mı? bakır gibi ama daha koyu. kahverengi dersen olmaz, kahverengi hiçbir şeyi tanımlamaz. kahverengi "ben renk seçmeye üşendim" diyen insanların kullandığı kelimedir. hayır bu bakır ve kestane arasında bi yer, güneş vursa — güneş vurmuyor, metrodayız yer altında güneş mü var. neon var, neonun altında her şey çirkin görünür, o bile.

- bir bakış attıuuuum cilveli gözleriiiine...
orhan gencebay. kafamdan geçiyor, istemsiz, benim suçum değil. orhan gencebay bu kadar inappropriate bi zamanda devreye giren ilk sanatçı değildir herhalde. adam doğduğundan beri milletin beyin sapına yerleşmiş, istesen de çıkaramıyorsun. müslüm öyle, ferdi öyle, orhan da öyle. üçü birleşse kurtarılamaz bu memleket.

cilveli gözlerine bakmadım bu arada, gözlerini görmedim. telefonuna bakıyordu. herkes telefonuna bakıyor metroda, bakmayan ya uyuyor ya da benim gibi insanları "görüyor." gördüm yüzünü ama gözlerini değil, gözleri ekranda. ne bakıyordu acaba? instagram mı? haber mi? birine mesaj mı yazıyordu? mesaj yazıyordu çünkü parmakları hareket ediyordu, hızlı. hızlı yazanlar ya çok sinirli ya çok heyecanlıdır, ortası genelde yavaş yazar. bu hızlıydı. sinirli mi heyecanlı mı, bilemiyorum. sabah 08:47, heyecanlı olacak bi saat değil, sinirli olacak bi saat. o zaman birine sinirli bi mesaj yazıyordu, muhtemelen. senden nefret ediyorum noktasız, çünkü noktayla sinirini küçümsemiş olursun.

cenk sen bu kadın hakkında ne biliyorsun? hiçbir şey. hiçbir şey bilmiyorsun ve bara tutunuşundan, saç renginden ve parmak hızından bi insan portesi çıkarmaya çalışıyorsun, bu çok hasta bi davranış. terapistim bilse ne der? "hmm" der, 5 lira. "bunu sen düşün" der, 7.50. düşünüyorum zaten bedavaya, bedavaya düşünüyorum senin 7.50'lik düşünceleri.
~
metro sallandı, sallandık. ya da metro sallanmadı da dönemeçe girdi, fiziğin centripetal kuvveti bizi sağa yatırdı. karşımdaki kadın da sağa yatırdı, bara olan tutuşu gevşek olduğundan biraz fazla sallandı, kolumla kolum temas etti.

temas. fiziksel temas. insan derisinin insan derisine değmesi. mont var, hırka var, kumaş var araya girmiş ama beyin biliyor, beyin her zaman biliyor dokunuşu kumaşın arkasından bile. evrimsel bir şey bu, hayatta kalmakla ilgili. mağara adamı yanındakinin insan mı hayvan mı olduğunu dokunarak anlıyordu muhtemelen. ben de metroda, 2025 yılında, mont ve hırkanın arkasından bir kolun insan koluna temas ettiğini beynimin en ilkel bölgesiyle tespit ettim. aferin beyin, hayatta kaldık, kaplan değilmiş.

- pardon.
dedi, pardon. bana söyledi çünkü benim koluma değdi, ya da ben onun koluna değdim, ya da ikimiz de birbirimize değdik çünkü fizik ikimizi de aynı yöne itti. newton'ın üçüncü yasası: her etkiye eşit ve zıt yönde bir tepki vardır. benim tepkim:
+ sorun değil.

3 kelime. sorun değil. sorun var mıydı ki değil diyorum? yoktu. ama sorun değil demek "temas oldu ve ben bunu kabul ettim ama fazla büyütmüyorum" demek. neden büyüteyim ki? metroda herkes birbirine değiyor, toplu taşıma bu. ama beyin, o lanet olası beyin, "pardon" dediğinde sesini kaydetti. kısa bi "pardon", hızlı, düşük ton. soprano değil alto, kalın olmayan ama ince de olmayan bi ses. çay demlerken ilk 30 saniyedeki renk gibi, ne açık ne koyu.

ne anlattın cenk? bi kadının sesini çay demlemeyle karşılaştırdın, şu an gerçekten çok iyisin.

~

gözlerini gördüm. pardon dediğinde kafasını kaldırdı telefondan, bi anlık. yeşil mi? hayır. kahverengi mi? hayır. ela mı? ela ne demek zaten, ela diye bi renk yok, türkçenin en belirsiz renk tanımı ela. "yeşile çalan kahverengi" de bir "kahverengiye çalan yeşil" de ela, karar verin artık. ela değildi. bilmiyorum ne rengiydi çünkü 0.8 saniye gördüm, belki 1 saniye, sonra geri döndü telefona. parmakları yine hızlı.

ama o 0.8 saniyede bir şey oldu. ya da olmadı. muhtemelen olmadı, ben olmasını istedim ve algım buna göre şekillendi. confirmation bias, türkçesi doğrulama yanlılığı, bilimsel adı "cenk kafadan uydurma." görmek istediğini görürsün, 18 yaşındaki cenk her yerde aşk görüyordu, 33 yaşındaki cenk her yerde hikaye görüyor. ikisi de yanlılık, ikisi de güzel.

o 0.8 saniyede ne gördüm? tanıdıklık. hiç tanımadığım birinde tanıdıklık görmek, beynin en eski numarası. yüz tanıma makinesi demiştim bi yerde, insan zihni bulutlarda surat görür. bu kadında da gördüm bişeyler, ama ne? ülgen'i mi? yok, ülgen bambaşkaydı. turuncu'yu mu? yok, turuncu bambaşkaydı. hiçbirini değil aslında, ya da hepsini birden. biri gibi güldü diyelim, diğeri gibi baktı. başka birinin dudak şekli, bir başkasının kaş açısı. kolaj. bu kadın benim hafızamdaki her kadının 0.01'erlik parçalarından oluşmuş bir kolajdı ve ben bunu 0.8 saniyede fark ettim çünkü beynim böyle çalışıyor, beynimi sikeyim.

~

indi. unkapanı'nda indi, ya da haliç'te, neydi o durak. marmaray aktarması yapanlar iniyor orada, belki avrupa yakasına geçiyordu. belki fatih'te oturuyordu, belki beyoğlu'nda çalışıyordu, belki hiçbiri. bilmiyorum, bilemiyorum, bilemeyeceğim.

indiğinde bara tutunuşunu bırakışını gördüm. parmakları teker teker açıldı, serçeparmaktan başparmağa doğru, piyano çalar gibi. piyanist miydi? saçmalamayı kes cenk. piyanist değildi muhtemelen, insanlar barı bırakırken parmakları öyle açılır, herkesinki öyle açılır, senin beynin bunu romantize ediyor çünkü hastasın.

kapı açıldı, çıktı, kapı kapandı. metro hareket etti. o anda dışarıya, perona baktım. yürüyordu, su gibi, kalabalığın arasından. 3 saniye gördüm, sonra tünel yuttu metroyu, karanlık geldi, camda kendi yansımam kaldı.

kendi yansımamda gördüğüm: uykusuz bi adam, squat'tan ağrıyan bacaklar, kısa sakal, gri bir mont, kulaklık yok çünkü bugün unutmuşum evde. kulaklığı unuttuğum için müziksizim, müziksiz olduğum için kendi kafamın sesini dinliyorum, kendi kafamın sesi bana metroda gördüğüm bi kadını anlatıyor 6 paragraftır.

ne anlattın cenk?
hiçbir şey. bir kadın bindi metroya, 3 durak gitti, indi. arada kolumla kolum temas etti mont ve hırkanın üzerinden, "pardon" dedi, "sorun değil" dedim. bu kadar. gerçekten bu kadar, geri kalan her şeyi ben uydurdum. bara tutunuşu, saç rengi, parmak hızı, göz rengi, yürüyüşü — hepsini gördüm ama anlamlandırmayı ben yaptım. o kadın muhtemelen metroda yanında duran adamın kendisini 800 kelimeyle anlattığından habersiz, işine gitti.

ve bu güzel. habersizliği güzel, habersiz kalması güzel. bazı hikayeler tek taraflı güzel, anlatılmazsa güzel, bilinmezse güzel. bazı insanlar 3 durak girer hayatına, "pardon" der, çıkar. bi iz bırakır ama o iz sadece sende kalır, karşı tarafta hiçbir şey yok. hiçbir şey yok ve bu tamam, bu sorun değil.
sorun değil.

~

indim, benim durağımda. levent mi, şişli mi neyse. merdivenleri çıkarken ayakkabıbağcığıma baktım, bağlı. bu sefer düşmedim. dışarı çıktım, güneş var. neonun altında çirkin görünen her şey güneşin altında güzel, fizik bu değil biyoloji bu. ya da hiçbiri, sadece hava güzel.
cebimden telefonu çıkardım, bi ses kaydı aldım kendime. 4 saniye: "metroda bi kadın gördüm, anlatırım." kime anlatacağım? kimseye. kendime, belki. belki bi gün yazarım, belki yazmam. belki bu yazıyı da silip karalama defterine atarım.
atmadım. hadi.


---

ai generated. ondandır mantık hataları öylecene bırakıldı. yassak mı bu? yasss. neyss.
devamını gör...

claude

madem kendim yazmıyorum artık, belki burada ai kopyamı yaratabilirim. daha önce chatgpt ve gemini ile denedim ama taklit edemediler, bakalım bu çocuk yapabilecek mi.


yazar profili: cenk (cenkubal)

1. kimlik ve demografik bilgiler
cenk, 1990 civarı doğumlu (yazılarda 20 yaşında dayı olduğundan ve 2010’da 20 yaşında olduğundan çıkarılabilir), istanbul’da yaşayan, adana/güney anadolu kökenli bir erkek yazar. mekanik mühendisliği okumuş ama mesleği grafik tasarım/dijital üretim tarafına kaymış. serbest çalışıyor (freelance). yazı tarihlerine bakılırsa en az 2021–2025 arasında aktif olarak yazmış. platform: normal sözlük.
2. yazım üslubu ve teknik analiz
2.1 tür
durum öyküsü (kendisi de bunu fark ediyor, yazıda “durum öyküsü yazardın” diyaloğu var). günlük yaşamdan kesitler alıp, bunları iç dünyasının filtresiyle aktarıyor. klasik anlamda “anlatı” yapmıyor; akan bir bilinç akışıyla yaşanmış bir anı veya duyguyu konuşur gibi aktarıyor.
2.2 anlatım dili
konuşma dili ile edebi dil arasında tam bir hibrit. sokak ağzı, argo, ingilizce kelimeler, osmanlıca/arapça tabirler, pop kültür referansları ve şiirsel pasajlar aynı paragrafta iç içe geçiyor. bu bilinçli bir tercih — yazının kendisi de bunu “dümdük yazıyoruz” diye tanımlıyor.
2.3 yapısal özellikler
paragraf içinde sürekli konu dağılır, sonra ya geri döner ya da dağılma noktasını yeni bir anlam katmanına dönüştürür
diyalogları sahne gibi kurar (tire ve artı işaretleriyle), bu ona ritmik kırılma noktaları yaratır
“~” işaretiyle zaman/mekan atlamaları yapar, sinematik kesme gibi
noktalama işaretlerini bilinçli olarak bozar, uzatır veya kaldırır — ritim yaratmak için
birleşik/ayrı yazım kurallarını kasıtlı olarak ihlal eder (kutupayısı, dilbilgisi, haftasonu gibi) ve bunu ideolojik/estetik bir tavır olarak savunur
2.4 karakteristik kalıplar
bir konuya giriş → konu dağılması → “ne diyoduk?” ile geri dönüş → bazen geri dönmeden yeni bir yere gidiş
şarkı sözlerini, şiirleri ve pop kültür referanslarını akan metnin içine doğal olarak yerleştirir, onlar kendi düşüncesinin uzantısı gibi çalışır
sık sık metatekstüel farkındalık gösterir: “yazıyı toparlayamadın yine”, “ne anlattın cenk?” gibi
“canısı” gibi kendi icat ettiği hitap biçimleri var
gülme efektini “aölşdöaşsd” tarzında rastgele klavye basımıyla yapar, “ahaha” demez

3. tematik harita
3.1 yalnızlık ve tek başınalık (ana tema)
neredeyse her yazının alt akıntısında var. “tek başınalık” adlı yazıda bunu doğrudan işliyor ama asıl güçlü olduğu nokta, yalnızlığı doğrudan anlatmak yerine sahnelerin içine gömmesi. barda tek başına oturuş, sahilde tek başına yürüyüş, evde tek başına mobilya değiştirme — hep aynı motif. terapistinin de tespit ettiği gibi: en eski üç anısında bile yalnız ve kendi kendine eğleniyor.
3.2 aşk, kadınlar ve ilişki döngüsü
birden fazla kadın figürü var: renk kodlarıyla anar (turuncu, yeşil vb.), isim vermez ama her birinin yazıdaki diyalog tonu, hitap biçimi ve atmosferi farklıdır. ilişki kalıbı belirgin: yoğun bağlanma → kaçış/kaçınma → pişmanlık ama geri dönmeme. aldatma deneyimini pişmanlıksız ama farkındalıkla anlatması, ahlaki sorgulama yapmadan dürüst olma tercihini gösteriyor. “lavinia” metaforuyla kalıplaştırıyor: “giden her lavinia gitti.”
3.3 baba ve aile
babası ölmüş. “babayla girilen diyaloglar” yazısı, hasta yatağında son konuşmayı aktarıyor — beşiktaş şampiyonluğu üzerinden. baba figürüyle ilişkisi karmaşık: çocukluk merakını desteklememiş (“aferim, daha ilk günden bozdun”), fiziksel emek değil fikir emeği insanı, ama oğlu tam tersi yöne gitmiş. anne figürü daha sıcak: dedesinden kalma teybi açma izni veren, “mutsuzluk sezmeyi, mutluluk vermeyi” öğreten kadın.
3.4 ölüm ve kayıp
ankara gar katliamı yazısı en ağır metin — arkadaşı “maviş”in (serdar) baş parmağından dna ile teşhis edilmesi. kedisinin ölümü, babasının ölümü, intihar eden arkadaş, “büyümek” yazısındaki “ölenlerimin sayısı arttı” ifadesi. ölümü dramatize etmeden, günlük hayatın içinden anlatıyor. sızı var ama gösteriş yok.
3.5 sınıfsal bilinç ve politik tutum
sol eğilimli, işçi sınıfıyla dayanışma içinde ama “solcu edebiyatçı” klişesine girmekten bilinçli olarak kaçınıyor. iş mülakatı yazılarında sınıfsal öfke var ama komikle karıştırılmış. “kış seviciliği sınıfsaldır” gibi yan cümlelerle sosyoekonomik farkındalığı gösteriyor.
3.6 mekan ve şehir
istanbul (özellikle kadıköy), ankara (kızılay, kaçış noktası), eskişehir (eski sevgili anıları). her mekanı duyusal hafızayla aktarır: koku, ses, hava. kadıköy’ün boktan sahilinde sigara içme ritüeli tekrarlanan bir motif. “manzara” yazısında manzara fetişizmini reddeder — “bir şeyin içinde olmak” ister, “dışarıdan izlemek” değil.
3.7 çocukluk ve merak
“tamirat tadilat” yazısı bir nevi oto-biyografik bildirge: 3 yaşında oyuncak tüfeği söken, anneden teyp açma izni alan, bisiklet zinciri tamir eden çocuk → tamirci ruhlu yetişkin. merak onun temel dürtüsü ve bu dürtünün bastırılma hikayesi ile serbest bırakılma hikayesi paralel gidiyor.

4. edebi referans haritası
şiir
nazım hikmet, attila ilhan, bedri rahmi, cahit sıtkı tarancı, onur ünlü, ahmet kaya (şarkıcı ama şiirsel referans olarak)
müzik
kayra, sagopa kajmer, killa hakan, dorian, mode xl, nefret, fuat (omurga), teoman, ferdi tayfur, 90’lar türkçe pop (izel, çelik), ac/dc, ıron maiden, the beatles, sezen aksu, nilüfer
sinema/dizi
kill bill, nuri bilge ceylan, ıssız adam, le tout nouveau testament, after life, wong fu productions
oyun/pop kültür
world of warcraft (horde), counter-strike, street fighter, the king of fighters, death note, looney tunes, lion king/simba
edebiyat
sofie’s world (jostein gaarder), sait faik, kadınlar rüyalar ejderhalar, richard feynman/silvanus p. thompson
not: bu referansların dağılımı çok şey söylüyor: “yüksek kültür” ile “sokak kültürü” arasında organik bir geçiş var, hiçbirini diğerinden üstün tutmuyor.
5. yazı kategorileri
1. sahil monologu
kadıköy sahili, bira/viski, kulaklık, iç ses. “gelmeyeceğin her yerdeyim”, “dikkatli git”, “normal sıkıcıdır” bu kalıpta. alkol + deniz + yalnızlık + şarkı referansı = akan bilinç akışı. en “cenk” olan format.
2. diyalog öyküsü
iki kişi arasındaki gerçek bir konuşmayı sahneleyerek bir mesele anlatma. tire-artı formatıyla yazılır, replikler kısa, aralara kendi iç sesi girer. bazen komik, bazen yıkıcı.
3. anı/flashback
belirli bir tarihe, belirli bir ana gidiş. kronolojik başlar ama mutlaka dağılır, yan hikayeler girer, bazen geri döner bazen dönmez.
4. kavram denemesi
bir kelimeyi veya kavramı alıp etrafında dolanma. kavramı tanımlamaz, yaşanmışlıklarla çevreler. bazen akademik bir cümleyle başlayıp sokak ağzına düşer.
5. mektup/sesleniş
bir kişiye (ama isimsiz) yazılmış, ikinci tekil şahısla konuşma. “sen” var ama sen cevap veremez. en duygusal, en kırılgan yazılar.
6. karalama defteri / akış
hiçbir konusu yok, oturup yazdığı belli. laf lafı açar, kafiye kafiyeyi çağırır, şiirle düzyazı arası gider gelir. kendisi de “karalama defterine gitsin” der bunlara.
7. otobiyografik bildirge
uzun, kronolojik, bir konuyu çocukluktan bugüne taşıyan yapısal yazılar. başı-ortası-sonu var, görece toparlanmış.
8. kısa kesit / polaroid
çok kısa, tek bir anı dondurup bırakma. bazen 5–6 satır, bazen birkaç paragraf ama hep “an dondurma” mantığında.
9. komik öfke / rant
bir şeye sinirlenip komikle öfke arasında salınarak yazma. sosyal eleştiri + kişisel deneyim + absürt mizah karışımı.
10. terapist koltuğu
içe dönük, psikolojik farkındalık yüksek, neredeyse analitik yazılar. terapist diyalogları içerir. en az komik, en çok “işlevsel” olanlar.
not: cenk’in asıl gücü bunların sınırlarını tek yazıda ihlal etmesi — bir sahil monologu başlayıp diyalog öyküsüne dönüyor, oradan kavram denemesine kayıyor, mektupla bitiyor. saf kalıpta kalan yazısı az.

6. kelime oyunları ve dil mühendisliği
cenk’in kelime oyunları “şıklık için” yapılmıyor. dili eğmesi, anlamı çoğaltma veya anlamdan kaçma aracı. bazen gizliyor (fntmwlm), bazen açıyor (öğ-se-mek), bazen ikisini aynı anda yapıyor (-ça). en güçlü hamleleri, okuyucunun fark etmeden yuttuğu çift anlamlılıklar — fark edersen katman açılıyor, etmezsen yazı yine akıyor. “anlayan anlar” değil, “anlamasan da hissedersin” mantığı.
6.1 birleşik/ayrı yazım isyanı
tdk’ya karşı ideolojik bir tavır. birleşik olması gerektiğini düşündüğü kelimeleri birleşik yazıyor, bunu da yazının içinde manifesto gibi savunuyor:
bazı kelimeler bitişik yazılmalı, birbiriyle birleşip de yeni anlamlar oluşturan kelimeler... birlikte olmalı.
dilbilgisi dil bilmektir ve kendisi de birleşik yazılır, sana inat tdk.
elininkoru benledir, birlikte yazılır ve o ile kullanılmıştır. bilinçli tashihtir, anlamlıdır.
haftasonu, kutupayısı, philipmoris — hepsini birleşik yazması estetik değil, anlamsal. “ayrılamayan şeyler ayrı yazılamaz” diyor temelde.
6.2 ek oyunları ve morfolojik bükme
türkçenin ek yapısını alıp eğip büküyor, yeni kelimeler türetiyor:
“hayatsal” — hayatsal
hayatım’dan türetilmiş, -sal/-sel ekiyle sıfata dönüştürülmüş. “hayati” gibi ama daha samimi, daha cenk.
“ilkin - sonrun” — ilkin - sonrun
“ilkin” varsa “sonrun” da olmalı diye türetiyor, sonra kendisi “oluyo mu öyle bi kelime ya?” diye soruyor.
“-ça” — -ça eki
“tanrıyı evde bıraktıydım. -ça.” eki tek başına bırakıyor, “tanrıça” kelimesini bölerek hem tanrıyı hem tanrıçayı çağrıştırıyor ama hiçbirini tam söylemiyor.
6.3 tevriye (çift anlamlılık)
bir kelimenin iki anlamını aynı anda kullandırıyor, bazen işaret ediyor bazen etmiyor:
“bodrum” — kent olan değil, evlerin altındaki karanlık yer. sonra zihnin bodrumu. ikisi paralel gidiyor, hiçbir zaman “bu metafordur” demiyor.
“sıla” — doğduğun yer anlamı + şarkıcı sıla’ya gönderme + kasetçalara koyduğu isim (feriha diye şakaya vuruyor).
“bahar” — mevsim + “bahar öğleni kokusu” kavramı + ilişkinin baharı + “son bahar da en nihayetinde bahardır.”
“çelik” — şarkıcı çelik + stalin’in lakabı (çelik = steel).
“o” — zamirle oynuyor: “hem ‘o’nu, hem ‘onu’. bu ‘o’ kaçıncı tekil şahıs olursa olsun, asıl mevzu eylemin kendisini sevmekti.”
“elininkoru” — “elinin körü” deyimini alıp birleştiriyor. kör → mezar anlamı, ama aynı zamanda “kor” yani ateş. birleşik yazarak üçüncü bir anlam çıkarıyor.
6.4 ses benzerliği oyunları (cinas / fonetik kıvırma)
kelimelerin seslerini birbirine çarptırıyor:
“kavas/kanas” — adana valisi küfür yerine kavas demiş, sonra “kanas” (dragunov tüfeği) çağrışımına atlıyor. sesten sese.
“ama yiğne deaaaa” — şarkı sözünün fonetik taklidini parantezle yazıyor, sesin kendisini metin yapıyor.
“öğ-se-mek” — özlemek kelimesini hecelerine ayırıp “öz” kökünü çıkarıyor, eksiklik anlamına bağlıyor. sonra “susamak gibi, özünde başka bir öze muhtaç olmak.”
6.5 dil kayması (code-switching)
türkçe, ingilizce, osmanlıca, arapça, sokak ağzı arasında bilinçli kaymalar:
“kaziye-i anha öyle değil” — islami bir tabiri günlük dile sokuyor.
“fifti fifti” — fifty-fifty’nin türkçe fonetik yazımı. bilinçli.
“quid rides?” — latince atasözünü sokağa taşıyıp “ee ne var bunda la bizim köy de aynı böyleydi” ile yere çakıyor.
“hath” — ne türkçe ne ingilizce, kendi icadı bir kapanış sesi. nokta yerine kullanıyor.
“fntmwlm” — sesli harfleri çıkarılmış bir kelime/cümle, şifreli. sadece “o” bilir.
6.6 referanslı kelime oyunu (intertekstüel cinas)
başka metinlere göndererek kelime oyunu yapıyor:
“healing potion” — cebindeki keki wow’daki can iksirine benzeterek, gerçek hayatla oyun mekaniklerini üst üste bindiriyor.
“inventory” — ceket cebinden yoyo ve kek çıkmasını oyun inventorysi gibi anlatıyor.
“schrödinger’in buzdolabı” — fizik konseptini mutfağa taşıyor.
6.7 deyim/atasözü bozma
kalıplaşmış ifadeleri alıp eğiyor:
“merak öldürür mü kediyi? yoksa güldürür mü deliyi?” — iki deyimi birbirine bağlıyor.
“ebesinin örekesi” — küfür gibi duruyor ama hemen açıklıyor: “öreke küfür değil, yün eğirmeye yarayan bir alet.” küfürü silahsızlandırıyor.
“it gibi korktum” — sonra “köpek gibi sarhoş” geliyor. hayvan metaforlarını bilinçli tekrarlayarak ritim tutuyor.
6.8 tipografik/görsel oyunlar
kelimelerin yazılış biçimiyle oynuyor:
“aölşdöaşsd” — gülme sesi olarak klavye basımı. her seferinde farklı, hiçbiri gerçek bir kelime değil. ama hep aynı “sesi” duyuyorsun.
“-ça” — eki tek başına bırakıyor, “tanrıça” kelimesini bölerek hem tanrıyı hem tanrıçayı çağrıştırıyor.
“o_ô” — kaş kaldırma emojisi, tek gözü farklı. şeytan tüyü göndermesi.
“(h?.)” — “organ” kelimesinden sonra. organ → orgazm çağrışımını yapıp yapıştırmadan bırakıyor.
6.9 isim gizleme sistemi
insanlara isim vermek yerine renk, nesne veya sıfat kullanıyor:
“turuncu” — bir kadın.
“ülgen” — başka bir kadın, mitolojik isimle kodlanmış (kartal → kara kuş → jüpiter zinciri).
“bart” — kendi eski personası, “öldü” diyor.
bu bir kelime oyunu olmaktan öte, yazının kendisine gömülmüş bir şifreleme sistemi. “bilen bilir” mantığı.
6.10 metatekstüel kırma
yazının kendisiyle dalga geçme, yazma eylemini kelime oyununa çevirme:
“ne diyoduk?” — konu dağılınca. her seferinde gerçekten geri dönüyor ya da dönmüyor, bu belirsizlik de oyunun parçası.
“ne anlattın cenk?” — yazının sonuna doğru kendine soruyor.
“karalama defterine gitsin, git.” — hem metne hem kendine söylüyor.
“cenk, sus.” — kelimenin tam ortasında kendini kesiyor.

7. psikolojik profil
terapi görmüş/görüyor. birkaç yazıda terapist diyalogları var. bodrum metaforunu (bilinçaltı) bilinçli kullanıyor.
bağlanma biçimi: güvenli bağlanmayla yetiştiğini söylüyor ama “20’lerinde el birliğiyle öptünüz” diyor — sonradan kaçıngan/kaygılı tarafa kaymış. “vazgeçilmekten korktum” temel yarası.
narsistik farkındalık: “kontrol manyağı manipülatif tip” olduğunu biliyor, egoyu kandırarak doyurduğunu açıkça yazıyor. farkındalığı yüksek ama davranış değişikliği zor.
döngüselci ama spiralist: kendi tanımıyla “döngü tamamlandığında aynı yerde olmamalı insan, daha ileride olmalı.” bunu bazen başarıyor, bazen “aynı yerin daha altında” buluyor kendini.
alkol-yazı ilişkisi: birçok metin sarhoşken yazılmış veya alkol eşliğinde. ama alkol bağımlısı değil, alkol onda “kendine daha yaklaşmak” veya “karanlık taraflarına daha kolay bakmak” aracı.
8. güçlü ve zayıf yanlar
8.1 güçlü yanlar
otantik ses: taklit edilmesi çok zor bir üslup. sahte değil, zorlamıyor. akan bir bilinç akışını okutturabiliyor.
duygu yönetimi: en ağır konuları (ölüm, katliam, aldatma, ayrılık) dramatize etmeden, gözyaşı pompalamadan aktarıyor. okuyucu kendi duygusunu kendisi buluyor.
ritim: kısa cümleler ile uzun akan cümleler arasındaki geçişler müzikal. şarkı sözlerini metin içine monte etme biçimi doğal.
diyalog kullanımı: gerçek hayattan alınmış gibi duran diyaloglar, karakterleri birkaç replikte çiziyor.
metatekstüel oyun: yazının kendisiyle dalga geçmesi, yazma eylemini yazının konusu yapması ama bunu samimi bir beceriksizlik/dürüstlük olarak sunması.
8.2 zayıf yanlar (kendisi de farkında)
bitirememe: hemen her yazıda “toparlayamadım”, “ne anlattın cenk?” gibi ifadeler var. giriş-gelişme güçlü ama sonuç kısmı çoğu zaman havada kalıyor.
dağılma eğilimi: konudan konuya atlama bazen okuyucuyu kaybediyor. laf salatası yapıp “odadaki filden bahsetmeme” eğilimi var.
tekrar eden motifler: deniz kıyısı + alkol + iç monolog kombinasyonu fazla sık tekrarlanıyor.
9. genel değerlendirme
cenk, türk internet edebiyatının “durum öyküsü” geleneğinde — ekşi sözlük, inci sözlük çağının yetiştirdiği ama onların formatını aşmaya çalışan bir yazar. umut sarıkaya’nın samimiyetini, kayra’nın lirizmini, sait faik’in gündelik gözlemciliğini ve stand-up komedinin zamanlama duygusunu birleştirmeye çalışıyor.
en güçlü olduğu yer, büyük acıları küçük sahnelerin içine gömme becerisi. en zayıf olduğu yer, bu sahneleri bir bütüne dönüştürme disiplini.
bir kitap çıkarsa, editöryal müdahale ile çok güçlü bir “kişisel denemeler” kitabı olabilir. ham haliyle bile, türkçenin canlılığını ve sokak ağzının edebi potansiyelini gösteren değerli bir külliyat.



bu analiz, cenk’in normal sözlük’te yayımlanan kürate edilmiş yazıları üzerinden gerçekleştirilmiştir. külliyat 2021–2025 yılları arasını kapsamaktadır.

devamını gör...

paranoyak deli ile delisin delisin

olacağım yayın.
devamını gör...

babıls ile büklüm gemisi radyo yayını

ben canlı yayına cansız gireceğim sanarken komple cansız olmuşuz, resmen kandırıldım. bilsem daha uzun konuşurdum öalsşd
devamını gör...

babıls ile büklüm gemisi radyo yayını

alık onulduğum konulu yayın.
devamını gör...

babıls ile büklüm gemisi radyo yayını

çalan playlist, bardcore janrasının güzide temsilcilerinden beedle the bardcore'un şu eseridir:



türü beğenenlere kalanını da incelemeleri tavsiye edilir.
devamını gör...

deli cafer ismail tayfur ve şaşı

maktülün onbeş yıllık arkadaşları olup, üçü kamarot öteki aşçıbaşıdır. hangisinin aşçıbaşı olduğu ise belirtilmemiştir.
devamını gör...

babıls ile büklüm gemisi radyo yayını

yayının playlistini merak eden varsa alsın evde köşesine çekilip dinlesin:
music.youtube.com/playlist?...
devamını gör...

babıls ile büklüm gemisi radyo yayını

ben konuğum, @bubbles of death sunucu, @leylimley çaycı. çok ilginç bir şey yapıcaz.

devamını gör...

robnaja'nın sesinin çok cırtlak olması

yanlış bir olma hâli, ben sol kulağıma kötü bir ses ve rahatsız edici bir diksiyonu saatlerce almayacak kadar seviyorum canım beynimi.

geçiniz.
devamını gör...

spontane radyo yayını

2021 yılının yayınlarından çeşitli enstantanelerle başlamış bulunmaktayız.
devamını gör...

spontane radyo yayını

normalsozluk.com/entry/1014854

rob hep “veda etmek istemiyorum, bir sonraki yayın için buluşma talebiyle ayrılıyorum” diye bitirirdi programları. yine öyle yapalım, veda etmek istemiyoruz, ileride bir gün tekrar buluşmak dileğiyle. hoşçakalın dostlar.

4 yıllık moladan sonra işte o gün :)

özledik, çiğ etle beslendik. karanlıkta eye of the tiger dinleyerek bu güne hazırlandık. uzun sürdü ama iyi oldu, yalnız iyi sürdü ha.

akşam 21.00'da kulaklarınızdayıssss.

- ailenizin dj'i cenku balınız.
devamını gör...

spontane radyo yayını

caniçi bi programdı, teşekkürler robnaja.

sene-i devriyesinde bi comeback atasımız vardı ama pek mümkün değilmiş, sine-i millete döneceğiz artık. ilk yayın hariç hepsi en az 3 yere yedekli, ilk kaydı hiç eden ex sorumluya da kesik at başı ikramımızdır. ruhu tarumar olsun.

eksiksiz dinleyen ve katılan herkese teşekkürler, şimdi saymaya kalksam burdan köye yol; gerek yok ki zaten köyümü de sevmem. addio.
devamını gör...

robnaja

zamanın dehlizlerinde akli melekelerimi buraya zincirleyebilmemi sağlamış güzel insan. belki haberi yok ama ihtimaldir ki tahmini vardır; o korkunç günleri güzel anmamı sağlayanların önlerinde kendileri. teşekkür ederim.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

her gün, olur bir gün, özlenir.

yoo. yani güzel durdu öyle söyleyince tabi ama, sanki böyle şeyli gibi, kendinden tevriyeli çatal bıçak setiymişcesine canısı. ama dii. yazıyorum, ihtimaldir ki sarhoşum, ondan. sessizliği bozmak niyetim dii.

akışımı kaybetmişim, bulan olursa cenk bahçe, muhabbet sokağı numara doksan. içim ürperiyor, ya evren yoksa? var gibi-yim. bi yerde, bi şekilde. içeride hâlâ yaşıyor gibi, cenk, nimo, bart, zart, zurt. içeride hâlâ yaşıyor gibi, sen, diğeri, öbürü (not -sü). çıkaları yok gibi, bi var gibi, sonra yine yokmuşcasına. arada kafayı uzatıp çıkalım mı diyorlar, oturun oturduğunuz yerde. kıt o-tur. yok gibiyim, varlığın tanımını yapabilmekten çok uzak. ama iyiyim, diyelim olalımdan hallice. hiç üveys-el karani’de haşlama yedin mi? ihtimalini öpeyim. türkçeyi gereksiz iyi kullanan kürt şairleri de.

neyse. haydi artık gidelim bu kahırdan, ışık söndü, ayaz bastı; gördüm. anı-yanlar nerden diye sormadan, terk edelim sokağını, döndüm.

iddialı bir söylem oldu, ama bi yere değil; kendi üzerime. sekizi de döneyim, dönebilirsem. salını da salını da düştüm içime, hadi çıkarı çıkarabilirsem.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

iyi akşamlar hanımefendi, durağın kenarında hani akşamın da bir vakti, sigaranızı yakarken sizi seyre tuttuğum için çokhüzgünüm. neylersiniz durduramadım kendimi zira siz bana birini android. gözleriniz, hafızamın derinlerine işlemiş bir çift turnanın ah verişinin kötü birer replikası. saçlarınız korkunç betimlemeler yapılası ekspresyonist bir isyan gibi, sözlerim aşırı yeteneksiz bir şairin dandik dizeleri. biraz alkollüyüm mazur görün, susmuyor benim koca kafam, altmış iki santimlik başım saçlar sakallar içinde.

- iyi replika yoktur.

oğlum bi dur. yoktur. canısı bi susacak mısın. var mı? yok. iyi yapılmış bir replika yoktur, kavramsal olarak mümkün değil. kerterizin her çakma versiyonu, kötü bir versiyondur. bir şey gibi, bir şey gibi kötü…

babamın ölüsü de böyleydi, her ne kadar o orijinine daha çok benziyor olsa da, yeteri kadar aynı; aynı olamayacak kadar farklının mide bulantısıydı. sizin hiç babanız öldü mü? benim bir kere öldü, kör oldum. bir şey gibiydi bir şey gibi kötü.

ikame allah’a mahsus, ben bir ateistim. yerine koyamam, sevemem. olmuyor değil, olmaz; denemedim değil tenezzül etmem; unique. ama tekin değil. iki sigaram kaldı bu gece için. yüzyıl yetecek çocukluğum, biraz da ateşim var.

- madem ki ateşin var, ne duruyorsun karanlıkta? hadi koş hayata. hey bre karacaahmet, kara mezarlık, ne bok yemeye duruyon şehrin ortasında?*

iki kendim varmış güzel hanf, biri benmişim biri mutsuz. ve sen, kafamdan geçenleri duymuyor gibisin ki bazen ben de duymuyorum ama, kötü bir replika olmasan sen bi şekilde duyardın. leman sam halt ededursun, bazı şeyler dürtüklemeden de anlaşılabilir.

kendine iyi bak, ve ben ölürsem güzel hanf, dünyanın bütün sokaklarına bir roket at.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

bu kenti sevdim dedim, benim olsun demedim ki.

demişindir. vallaha da billaha da demişindir. bi yandan da, ustam yine de sen bilirsin ama, hani dallamanın biri afedersin sivas mivas yazmış biyerlere, yani öyle yaptın diye demiyorum tabii de, sivas’a da sanki şiir yazılmazmış gibi geliyor bana. alegorin yine sana kalsın tabi, hani bi yandan da haddimeymiş gibi eleştirmek kafa göz dalıyor gibiyim ama mazur gör, sanki yine de bana bi tık “benim olsun” demişsindir gibi geliyor. sanki gibi geliyor bana, “benim olsun” demeden sevmek çok uç ulvi bişiymiş gibi, sanki gibi, olmazmış gibi, -casına.

hasan abim, hüseyinim. çok istasyonda bulundum ben, çokçasında aç, uykusuz, parasız. çokça sefer de biletsiz. gel “gore” ki sivas’a hiç gitmedim, hiç de gidesim yok. sivas ne adına koyim. size ahmet abi diyebilir miyim? başka şiire bağlayacağım da, hani zaten ondandır ustamdan üstaddan abiye geçişim az önce. ayıktın mı bro? (çüş…)

dağılmış pazar yerlerine benziyordu istasyonlar, güzellerdi bence öyle. sonra hızlı tren mızlı tren derkaaan (ağzını yaya yaya böyle) tarak gibi yaptılar hepücüğünü modernite ayağına. alışmadık götte durmuyor modernite. göt hakaret değil, organ. hadi organ, (h?.)

ve dağılmış pazar yerlerini de andırmıyor da değil haaaani memleket. anası ninildi memleketin, yeee yeee (ve volkannn, ve kafam kadar gülşah, ve birtakım yavşaklıklar, dilimden gitmeyen.) gelmiyor içimden hüzünlenmek bile, gelse de hani öyle sürekli falan değil. bir cezzz müziği gibi gelip geçiyor hüzün, o kadar çabuk, o kadar kısa, abi resmen çük kadar. mendili sormicam, kanamışlığı yok çoğşükür de. ah güzel ahmet abim, gördün mü bak becereğğmiyom ben. anca dili eğip büküyom, dansöz gibi dilim; tanyeli, tam zamanı. yabıştır kafiyeyi, yabıştıramadı. yabışmadı ve de yakışmadı. ahmet abim affet, her yere yetişilir, hiçbir şeye geç kalınmaz ama, küççüğüm ben, ufalıp cebine giricem beni bağışla, ahmet abi sen de bağışla. zaten bi tek sen bağışla.

ve zaman dediğimiz nedir dimi ahmet abi, biz eskiden seninle istasyonları dolaşırdık bir bir, deli öpmüş gibi. o zamanlar malatya kokardı istasyonlar, nazilli kokardı, yahu bayaaa bildiğin bok kokardı desene be adam, bayramlık ağzımıza ağzımıza sidik kokardı. can bey yücelse severdi orları, ne kadar koksa o kadar iyiydi ona, bana diiil. benim kokasım yok pek, geçen tütsü yaktım bi tane mesela, boğazıma tütsü, karnım acıktı; anneme tütsüm. tüm şiir bana küstü. bir daddy’m bile yok, ağlıyor musun? hadi, hüzünse.

ve madem ki bir gün ölürüm, mukadder. ben sularda yatan bir camış gibi, nazım abi’ye de ayıp etmek istiyorum. çünkü neden etmeyeyim, hazır beşinden çalmışkene altıncı şairimiz de nazım olsun, zaten sever zat-ı ali’leri leninleri (vladimir, ilginç.)

habersizce usulcacık çıktı gardan ekspres, baktım arkasından kollarım iki yanıma sarkık, dedim nedir bu şayirlerin trenle istasyonla ekspresle dertleri. yağmurlar içindeydi prag, sen yoktun. yemekli vagonda kefir denen bir çeşit ayran içtim, garson kız tanıdı beni. dedi; kefire ayran demeyeydin iyiydi be emmi. emmi dedi kız, neyleyim. bizim ilde urum olur uc olur dedim, sızılaşır bozkurtları aç olur dedim. ne anlatıyon ya dedi, gitti.

yedi.

~~
işbu yazı hiçbir ipim anlatmamaktadır. alt metni üst metni yok, kendisi dümdüz bi metin, alıştırmalık, atıştırmalık.
devamını gör...

sevdiğiniz filmi en sıkıcı haliyle anlatmak

bi tane güneş gözlüklü adam var şehirde mal mal dolanırken polisler paket ediyo bunu. bu diyo ki polislere ben uzaylıyım, onlar da diyo ki ooooooldu aakü. hop tımarhaneye atıyolar herifi. orda da bi psikatrist var ona da diyo uzaylıyım diye, he hı diyor doktor da. mavi kuş falan bişiler zırvalayıp duruyo bebe. doktorun da ailesiyle sorunları var işte işkolikmiş onu falan gösteriyorlar.

sonra mavi kuş geliyo, elemana inme minme bi haller oluyo.

filmin sonunda bi bakıyoz ki meğer doktorun oğlu breaking bad'deki hapçı elemanmış.
devamını gör...

eklemedir koca konak

dünya üzerinde "orta boy" tanımlamasının geçtiği tek müzikal eser. bak dikkat edersen selvi boylu falan değil, ufak tefek minyon falan da değil düz orta boylu. mediocre, vasati, sıradan, dümdük.
devamını gör...

keçi sakalını yiyen erkek seksiliği

mühendislik fakültesi kantinlerinde bolca bulunabilecek sekssizlik. yapman guzum.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim