birkaç hafta sonra 5 yıllık yazarı olmuş olacağım. o zamanlar bir arkadaş grubu ile toplu olarak kayıt olmuştuk, bazıları halen yazıyor bazıları bıraktı, biz de çoğuyla koptuk zaten.
çok aktif bir yazarı da sayılmam, üç beş ayda bir iki şey karalar, kimi akşamlar da aklıma düştüğünde açar bi akışı yoklar yatarım.
ilişkim bu kadardır.
yalnız ben bu sözlüğe ne zaman girsem muhakkak normal sözlük başlığını sol akışta görüyorum, sürekli bir homurdanma ve memnuniyetsizlik hakim. arkadaşlar yazmayın o zaman? girmeyin yani bunlar çok basic,temel şeyler.
bir dönem reklam vardı, artık reklam da yok bildiğim kadarıyla paralı üyelik falan da yok burada.
sözlükten bir şey istemek için önce vermek gerekmiyor mu?
biz yazarlar (ben de dahil) ne veriyoruz tam olarak buraya? maddi olmaz farklı türden olur, nitelikli içerikler olur bir şey olur.
takip listemde çok güzel yazarlar var, onları tenzih ederek söylüyorum kimsenin pek de umurunda değil nitelik.
ama eleştirmeye gelince herkes en önde bayrak taşıyor. hayatımda hiç ne yöneticisi ne moderatörü ne bir şeyi kimseyle tek bir kelime yazışmam tanışmışlığım yok. ben onlardan herhangi birinin yerinde olsam hiçbir şekilde görev yapmazdım motivasyonum kalmazdı çünkü.
hep isteyen ve hep eleştiren bir kalabalık var burada. yazık yani.
ya etikten uzaklaşıp, çok zengin olur refah içinde yaşarsın ya da idealizm uğruna her an tutuklanma korkusuyla bir apartman dairesinde vasat bir hayat sürersin.
ne yazık ki bu ülkede arası deresi yok.
orta ölçekli bir metonya kurardım. şöyle 100.000 nüfus yeter.
100.000 adet de kedi getirttirdim. kişi başı 1 adet kediden sorumlu olurdu herkes.
insanları kedilere kölelik yaptırtırdım.
“köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
çünkü onlar ağırkanlı adamlardır.
değişen bir dünyaya karşı
kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, kaba ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca yalan söylerler.
paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünemezler...
ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını
büyütmeye çalışırlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar karılarını döverler
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
karşılığı olmadan kimseye yardım etmezler.
adım başı pınar olsa da köylerinde
temiz giyinmez ve her zaman
bir karış sakalla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştirmezler
evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
birgün olsun dişlerini fırçalamaz
ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
kendilerinden olanlarla alay edip
tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.
enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
onbir ay gökyüzünden bereket beklerler,
dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar
harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
şehre giderler!...
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler
birbirlerinin evlerine ancak
ölümlerde ve düğünlerde giderler.
şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
binlerce yılın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
aldanmak korkusu içinde
sürekli birbirlerini aldatırlar.
bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
karılarından en az on adım önde yürürler
ve bir erkeklik işareti olarak
onları herkesin ortasında azarlarlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar otobüslerde ayakkabılarını çıkarırlar
ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatır,
yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
zengin akrabalarından söz ederler.
kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
ama sokağa çıkar çıkmaz hünküre hünküre
yollara tükürürler...
ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar ilk akışamdan uyurlar.
yarı gecelerde yıldızlara bakarak
başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
ve yaz güneşlerini, ekinlerini yeşertirse severler.
hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-bu, verimi yüksek bir tohum bile olsa-
sonuçlarını görmeden inanmazlar.
dünyanın gelişimine katkıları yoktur.
mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği
küçücük topraklarının ipoteği altındadır
ve bir kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden,
zamanın derin ırmakları önünde...
anathema'nın, vücutta uzun süre tesirini bırakan afyon parçası.türkçe karşılığı "fena halde vicdanım azaplarda" gibim bişi denebilecek ingilizce sözcük.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.