dux yazar profili

dux kapak fotoğrafı
dux profil fotoğrafı
rozet
karma: 4900 tanım: 599 başlık: 132 takipçi: 91
hey there i am using whatsapp

son tanımları | başucu eserleri


ceteris paribus

tr. diğer tüm değişkenler sabitken

"ceteris paribus, hızlı koşan at yavaş koşan attan daha iyidir." denilebilir örnek olarak.

ya da başka bir örnek: "para basarsanız, ceteris paribus, paranız değer kaybeder."

ya da biraz fantezi yapmak icap ederse; "ceteris paribus, ziyaretin kısası makbuldür" de diyebilirsiniz fakat bu yanlış anlamalara yol açabilir. çünkü doğrusu, ziyaretin kısas'ı, yani karşılıklı olanı makbüldür olacaktır. tabi bu yanlışlık ceteris paribus'tan kaynaklanmaz.

ceteris paribus'u anlayan kişi, aslında zihinsel bir sıçrama yaşar. (bkz: leap of faith). tartışmalarda ortak bir sonuca ulaşamayışımızın sebebi işte o seviyede olmayışımızdır. çünkü hep "sana katılıyorum ama şu da var", "haklısın ama buna ne diyorsun" gibi argümanlarla tartıştığımız şeyden uzaklaşır, başka konulara yelken açarız. yaptığımız tartışma, bir açıdan sesli düşünme mastürbasyonu haline gelir. (bkz: beyin fırtınası). özeleştiri yapanlar tartışmalardan zevk alır. ama aşk, bir sahip olma aktivitesine dönüşmüş ise, her zaman objeleştirilen bir taraf da olacaktır. yani tartışmalarda aşağılık duygulara kapılıp seslerini yükseltenler... en sonunda karşıdakine "abi ceteris paribus diyorum anlamıyor musun" serzenişleriyle karşı çıkmak icap etse de, gerçekliğin önüne geçen önyargıların dünyasında hayatta kalmak için sesi çok çıkanın söylediğine katlanarak yaşamaya devam ederiz.

sonuç olarak ceteris paribus önemlidir. severiz kendisini. ama hayatı o denli bilimselleştirdiğimizde rengini kaybeder mi? diye de sormamak, ceteris paribus, hiç de hoş olmayacaktır. o yüzden yaşasın delilik.
devamını gör...

attack on titan

... bekliyordun değil mi?
tüm bu zaman boyunca
2000 yıl boyunca beklemek
biri için...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
6 şubat 2022 tarihinde yayınlanan from you 2000 years ago (s04e21) bölümü ile tüyleri diken diken etmiştir. anime tarihinin en kaliteli içeriklerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. zulüm, sömürü, keder, dram, öfke ve intikam... her şey vardı. imdb puanı 10/10.

müzikler tek kelimeyle destansı. animedeki mitolojik atmosfere ve hikaye akışına uygun olarak, kimi zaman savaş alanında sıfır müzik ve saf sessizlikte vahşeti hisseden izleyici, kimi zaman yükselen dozla giren epik soundtrack'ler ile gerilimi tüm vücudunda hissediyor. mümkünse kaliteli bir ses sistemi ile izleyin derim, pişman olmazsınız.

animasyon stüdyosu son sezonda değişmişti. 4. sezonu devraldıktan sonraki ilk bölümlerde çok eleştirilse de, son bölümlerde gayet başarılı iş çıkarmış. seslendirme sanatçıları duyguları iyi yansıtmışlar, özellikle eren yeager... o çığlık -aman allahım- tek kelimeyle muhteşem. ses sanatçısı bu bölüm için "az kalsın sesimi kaybediyordum" demiş. tweet

sen bir köle değilsin,
tanrı da değilsin
bir insansın sadece


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hajime isayama, hiroyuki sawano, mappa ve bölümde katkısı olan diğer herkesin emeğine sağlık. iyi ki varsınız.

edit: orijinal soundtrack henüz çıkmadı. fan-made versiyonunu koyalım.

devamını gör...

neopatrimonyal sultanizm

2021 türkiye'sinin yönetim biçimidir. çok net bir şekilde sözlük tanımı olarak böyledir.

siyasal yönetim tek bir kişinin elinde olduğunda* ve onun yakınlarıyla aldığı bağlayıcı kararlar eliyle yürüdüğünde, liderin erkek veya kadın oluşuna göre buna patriyarkal veya matriyarkal yönetim deniyor.

bu yönetim biçimi örneğin; trt, tüik, yök, ösym, akademi *, anayasa mahkemesi, hsyk, polis vb. kamu kurumlarına sızdığında ve modern devlet kurumlarını ele geçirdiğinde; kamu yönetimi işlemez hale geliyor ve buna da neopatrimonyal bir yönetim deniyor.

vitrin gayet çağdaş ve hatta modern ama arkasında akrabalar ve arkadaşlarla yönetim var. max weber, bu türün en aşırı uygulamalarında yalnızca tek bir hükümran kişi eliyle de patrimonyal bir yönetim olabileceğini ileri sürmüş ve buna da sultanizm adını önermiştir.

neopatrimonyal sultanizmin sivil ve askeri kamu yönetiminin liderin kişisel aracı (instrument) haline dönüşmesi sultanizmi tanımlamayan temel özelliktir. 5 özellik taşır.

1. hükümet ve devlet arasındaki farkların bulanıklaşması (kuvvetler ayrılığının tersi), bir tür parti devletinin oluşması.
(bkz: bakan yardımcılarının akp toplantısına katılması) buradan
(bkz: boğaziçi gösterilerine destek vermek teröre destek vermektir)

2. kişiselliğin yönetim üslubuna egemen olması (personalism): siyasal kararların tek kişinin takdirine bırakılması (personal discretion of the leader); kurumların yokluğu veya kıymeti harbiyesinin olmaması, siyasal kurumların olmadığı bir yönetim biçiminin oluşması.
(bkz: cumhurbaşkanının atama yetkileri) buradan

3. anayasal takıyye*, mevcut anayasa, yasa ve genel olarak her kuralın seçici olarak uygulanması veya yönetimde hiç kale alınmaması.
(bkz: aym kararına uymuyorum, saygı da duymuyorum) buradan

4. rejimin toplumsal kökenlerinin zayıflayarak iktidarın merkezileştirilmesi, çoğulculuğun ortadan kaldırılarak devlet ve liderin sınırsız iktidarının kurulması. siyasal vatandaşlığın sadece liderin başarılarını desteklemek ve etkinliklerine destek vermek ve ona sahip çıkılmasına indirgenmesi.
(bkz: akp milletvekilinin şeriat açıklaması)
(bkz: akp bilecik kongresi küfür skandalı) *

5. ekonominin kurallarının çarpıtılması, kısa dönemli kararlara dayanan bir iktisat yönetimine dayalı belirsizlik içinde çalışan bir iktisadi yapının ortaya çıkması.
(bkz: faiz sebep enflasyon sonuçtur) buradan
(bkz: merkez bankası net rezervlerinin eksiye düşmesi) buradan
(bkz: berat albayrak nerede sorunsalı)

kaynak: buradan
ayrıca örnekleri ilk aklıma gelenlerden ekledim. çok daha fazlası bulunabilir.
devamını gör...

biyoloji

belirli bir genin sirke sineğinin gelişmesinde nasıl bir rol oynadığını araştıran moleküler biyoloji uzmanının, yeni kaledonya'daki bitki türlerini saptamaya çalışan botanikçinin, belirli bir hücre zarındaki hangi alıcının belirli bir hormona duyarlı olduğunu keşfeden fizyoloğun, 220 milyon yıl önce antarktika'da yaşamış bir sürüngenin fosilini bulan paleontoloğun veya bilgisayarın başına oturarak kemiricilerin yeni bir sınıflandırmasını yapan sistematik zooloji uzmanının çalışmaları arasında benzerlik kuran, ilgi alanının enginliği insanın başını döndüren bir bilim dalı.

türkiye'de ise iş alanı olmadığı argümanıyla aileler ve öğrenciler tarafından tercih edilmeyen üniversite bölümü, bir lisans eğitim programı.
devamını gör...
5. (tematik)

kıskandırıcı tüketim boyutuyla moda

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
moda, günümüzün kitle toplumu ve kitle kültürü ortamında bir iletişim kanalıdır. sokaklarda, konser salonlarında, otobüslerde, otellerin asansörlerinde ya da salonlarında, büyük mağazalarda birbirlerini bir an gören, fakat hep kalabalıklar içinde yaşayan insanlar birbirlerinden bir şeyler isterken aralarındaki iletişimin belirleyici ortamını üzerlerinde taşıdıkları oluşturmaktadır.

öte yandan, kentlerin anonim toplumsal karşılaşma ortamlarındaki demokratikleşme, insanlara, toplumsal hayattaki gerçek konumlarından daha yukarda konumlara sahipmiş gibi kendilerini gösterebilme olanağı sunmaktadır. bu durum, toplumsal sistemden yana işleyen bir aldanım olduğu kadar, derinden bakıldığında, dönüştürücü bir düş görme özelliği de taşıyor. düşlerin bu saklı duran dönüştürücü gücü, hiç umulmayan tarihsel anlarda harekete geçebilmektedir. günümüzde zorun, hâlâ düş olarak yaşadığımız, erişmeyi unutmadığımız birçok güzelliğin, toplumsal hayat tarzımızı oluşturan insan ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi ile gerçek hayata kazandırılabileceğinin kalabalıklarca anlaşılmasını sağlamaktır. insan ilişkilerine en temelden farklı bir gözle bakmadıkça düşlerimizin işlevsel olarak ‘evcilleştirilebileceğini’ de göz önünde tutmamız gerekiyor.

veblen’in (bkz: thorstein veblen) yaşadığımız yüzyılın başlangıcında söyledikleri hiyerarşik toplum ilişkileri içinde bir kıskandırıcı tüketim biçimi olarak kaldığı sürece, modanın içindeki farklı biri olabilme, güzel olma, yeni görünümlere bürünebilme, ferahlık duygusu gibi olumlu yanları ile bize yarattığı düşlerin bile ‘ziyan olabileceğini’ işaret ediyor. veblen’in amerikan toplumunda kitle kültürünün esas hatları ile oluşumunu tamamladığı günlerde söyledikleri ile, günümüzün önde gelen kültür sosyologlarından ya da kültür felsefecilerinden agnes heller’in söyledikleri sonuçta birleşiyor. her iki düşünür de, ‘insan’ın insan’a ‘avlanabilir bir hayvan’ olarak bakmasını olağan sayan bugünkü eşitsizlikçi ve hiyerarşik toplumlarındaki başat kültür eleştirel bir gözle ve kalabalıkların kendilerince en temelden eleştiriye tabi tutulmadığı sürece, günümüzün ve gelecek günlerin bilim ve teknolojideki gelişmeleri sayesinde maddi değer üretimi tam bir sınırsızlığa kavuşturulsa bile, insan’ın insan ile ilişkilerinin değişmeyeceğini ileri sürüyor.

veblen de, heller de, tarih boyunca çeşitli toplumsal formasyonlarda yaşandığı halde, en temelde, bugün de insanlığın efendi köle ilişkisinden kurtulamadığını işaret ediyor. hayat tarzımızı değiştirecek, mutluluk, onur ve itibar ölçütlerimizi yeniden biçimlendirecek bir kültürel eleştirinin toplumun her kesiminde yaygınlaşması sağlanmadıkça bilim ve teknolojideki gelişmeler ile tüketimin demokratikleştirilmesinin kültürel anlamda bir demokratikleşmeye erişmemize yetmeyeceğini vurguluyorlar.

veblen’in söyledikleri ile, burada görüşlerine yer veremediğimiz agnes heller’in ‘insan gereksinmelerinin kültürel boyutu’ üzerine söylediklerini birlikte ele aldığımızda günümüzün kapitalist toplumları için de, sosyalist toplumları için de sorunlara daha geniş boyutlar içinde bakmamız kolaylaşıyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şimdilik yalnızca thorstein veblen’in söylediklerini ele alıyoruz. tüketimin, tüketilen nesnelerin utility’sinden uzaklaştığı günümüz kültür ortamlarında tüketimin bir domination iletimleyicisi ve üreticisi oluşunu düşünmekte veblen’in öncülüğünü göz önünde tutarak yapıyoruz bu seçimimizi.

kuşkusuz, insan’a ve hayat’a ilişkin olguların tek bir kuramla açıklanamayacağını da unutmadan…

veblen’e göre insan “teleolojik” bir canlılığa, etkinliğe sahiptir. insan, bu nedenle, etkinlikte bulunmayı, çalışmayı sever. insandaki bu istek nesneldir, kişiye bağlı değildir. çok eski zamanlarda, topluluk üyelerinin mutluluğu birlikte aradıkları barışçı zamanlarda, veblen’e göre, insanlar birbirlerini değerlendirirken çalışma güçleri ile etkinlikte bulunma isteklilikleri ile birbirlerini gözlemlerlerdi. barışçı dönemlerde toplulukları oluşturan insanlar birbirlerini hemen görülebilir, göze hitap eden etkinlik ve bunlara bağlı başarıları ile karşılaştırırlardı.

bu nedendir ki, göze hitap eden başarı, tarihin en eski zamanlarından beri, kendi başına bir amaç olmuştur.

talan ve yağmacılık döneminde insanların değerlendirilmesinde ölçüt değişti. kişilerin birbirleri ile karşılaştırılmasında ve insanların birbirleri ile yarışmasında boyut değişti. talan ve yağmacılık döneminde kişilerin etkinliği sömürüyü temel aldı. cengaver’in av’ı, artık, başka avcılardı. göze hitap eden başarısı ise ganimeti oldu. saldırganlık, topluluğun anlayışınca, itibarlı bir davranış sayılmaya başladı. itibarlı biri olabilmek için saldırgan olan kişi, toplumun kendisine itibar göstermesi için, bu nitelikteki davranışları ile elde ettiği ganimet’ini saldırganlığının kanıtı olarak kullanmaya başladı. *

başkalarına meydan okuma ve gasp etme, barışçı dönemdeki insan ilişkilerinden farklı bir hayata yol açtı. bu yeni toplum hayatında imrenilen, itibarlı sayılan şeyler’e sahip olmak ve bu amaçla el koymak, işgal etmek, sömürmek değerli görülmeye başladı. çalışmak, üretmek itibarsız sayılmaya, buna karşılık sömüren olmak, talancı olmak üstünlük sayılmaya başladı.* barbarlığın bu yeni hayat anlayışında en “honourable” davranış, kişinin karşısındaki insanı avlanacak bir hayvan olarak görmesi ve onun canını alabilmesiydi. savaşmak, yenmek, öldürmek en onurlu etkinlik oldu. silahlar, can alıcı araç-gereçler de “honourable” sayılmaya başlandı. insan “tabiatının” savaşçı, kavgacı, hükmedici, can alıcı bir yön alması barbarlık döneminde oldu.

barışçı insan’dan talancı insan’a geçiş, insanların varlık sürdürmek için kullandıkları araç ve gereçlerin gelişmesinden sonra olabilmiştir. bu gelişmede, insanlara varlık sürdürmede bir “artık” yaratabilme olanağı vermişti. doğa ile etkileşiminde belirli bir derecede gelişkin teknoloji kullanabilmeye başlayan topluluklar bu düzeye gelememiş toplulukların göz dikebileceği bir “artık” yaratabilmekteydi. ilginçtir, doğa ile etkileşiminde başarılı olan toplumlar, bulundukları coğrafyanın da etkisi ile bunu başaramayan toplulukları talancı topluluklara dönüştürmüş oldular. insan’ın bir başka insanın gözünde “av” olarak görünmesi ile birlikte, “av” konumundaki insan kendisini avlamak için yaklaşan hemcinsini “başaçıkılmaz hayvan” olarak görmeye başladı. hükmedici, yakıp yıkan ve talan eden egemen insan’a “aslan” denmeye başladı. savaşmak, cenk etmek “şeref kazandırıcı” bir etkinlik oldu. ganimet ve ganimetlerden oluşan mülkiyet ise, savaşan insanın etkinliğinin, yeteneğinin kanıtı sayılmaya başladı. mülkiyet, bu dönemle birlikte, güçlülüğün kanıtı olmakla kalmayıp, kişinin toplum içindeki diğer üyeler karşısında nüfuz kazanmasına yaramaya başladı.

talancılık döneminden sonraki toplumsal hayatta çalışmaya, teknolojiler kullanarak üretimde bulunmaya önem verildi. fakat bu dönemde de talancı sömürünün zafer belirtisi olan toplanmış, biriktirilmiş servet güçlülüğün, itibarın, saygınlığın sembolü oldu. birikmiş servet, kişinin toplumsal hayattaki etkinliğinin, nüfuzunun belirtisi oldu. ayrıca, kişinin kendi talancılığı ile kazanabildiği servete oranla, babasından devraldığı servet daha itibarlı sayılmaya başlamıştı. toplumsal kurumların gelişmesi sayesinde babadan oğula aktarılabilen servetin kendisi “honourable” olmuştu artık. bu nedenle, itibarlı olmak için cengaver olmak, talancı olmak şart koşulmamaktaydı. servet, kimin elinde ise, kendisindeki itibarı ona da kazandırabilmekteydi. servetin kurumlaşması, bu yeni dönemde insanlığın her şeyi para ile değerlendiren kültüre (pecuniary culture) geçmesi sayesinde olabilmişti.

paranın her değerlendirmede tek ölçüt haline gelebilmesi ile birlikte, servet’e ne yolla olursa olsun erişebilmek, el koymak, sahip olmak toplum tarafından ayıplanmayan bir şey olmuştu. para ve servet, “baş tacı” idi artık.

paranın tek değer ve itibar ölçütü olduğu bu yeni kültür ortamına geçişle birlikte toplumdaki itibarlı kişiler de değişti. eski dönemlerin itibarlı kişileri olan cengaverler, talancılar ve yarı-talancı, mal ve mülk kazanımcı kişiler olan devlet adamları yerine para sahipleri, servet sahipleri itibarı sayılmaya başlamıştır.

bedensel güzellik ve güçlülük sahibi eski sınıfın silah kullanma yeteneği de aranan bir yetenek olmaktan çıkmıştır bu yeni dönemde. mülk edinmek, sahip olmak ise, varlık sürdürmek çabasından ayrılarak başlı başına bir amaç olmuştur. başkalarının sahip olduğundan daha fazlasına sahip olmak, bu yeni dönemde, varlık sürdürme endişelerinin çok ötesinde bir amaca yöneliktir: toplum içinde itibar gösterilen biri olabilmek, ve bu sayede kişinin kendi kendine saygı duyabileceği psikolojik bir denge tutturabilmek.

sahip olma’nın kendi başına bir amaç ve değer olması ile birlikte sahip olma’nın doyum sağlaması da sınırsız bir noktaya kadar geriye itilmiş oluyor. para kültürü’ne geçişten itibaren, dindar olan zahidler parayı ve para kültürü içerisinde onları değerlendiren toplumu küçüksemekle huzuru buluyorlar. paraya ve servete sahip olmakta sınır tanımayan kişilerde ise, “sahip olma” denetim dışı bir tutkuya dönüşüyor; hiçbir noktada doyum sağlayamıyor.

para kültürü’ne geçişin getirdiği bir yenilik de, toplumun her şeyi çok çok üretip adaletli bir biçimde herkese üleştirmesi ile de çözülemeyecek bir başka kültürel olgu oluyor: insanların birbirleri ile karşılaştırılıp değerlendirilmesinde kıskanmacı karşılaştırma temel alınmaya başlıyor. şey’lere sahip olmak, başkalarından daha güçlü olduğumuzu göstermemize yarıyor. tüketim, aşırı ve gereksiz tüketim, böylece, eşitsizliğe dayanan toplum yapıları içinde bir anda kültürel bir işlev edinmiş oluyor. tüketim’in güç ve toplumsal üst konumlara gelebilmiş biri olmanın göstergesi durumuna gelişi, tüketimin çalışan, üreten alt konumlardaki insanlar içintabu” sayılmasını da gerektiriyor. üretici olmayan toplumsal kesimler için “honourable” sayılan tüketim, çalışan ve üreten kesimlere yasaklanıyor. bu yasaklama üretilen şeylerin azlığından değil, tüketimde bulunmanın egemen konumda bulunmanın göstergesi oluşundan ileri geliyor. pahalı, ender şeyler ve konforlu bir hayat yaşama, egemen konumdaki erkeğin, patriyarkın, hükmedicinin ayrıcalığına göz dikebilecekleri “tedip etmek” için yalnızca egemen kesimlere açık tutuluyor.

içki ve narkotiklerin pahalı olanları, belirli kumaşlar, pahalı kötü alışkanlıklar çalışan kesimdeki insanlar için yasaklanıyor. bunların tüketimi söz konusu kesimlere açıldığında soyluluk ve itibar istemlerinin de kabaracağı düşünülüyor. faziletsizlik sayılan birçok davranış bile, çalışan kadının, kölenin, işçinin erişemeyeceği kadar pahalı biçimlerde yaşandığında toplum tarafından faziletsizlik sayılmamaya başlıyor. bunlar da, hiyerarşik toplum yapısında kıskandırıcı/farkındalık kazandırıcı davranışlar sayılıyor. günümüz toplumlarında varlık sürdürmek için emek sarf etmek zorunda olmayan “leisure class”ın kadınlarının pahalı giysilere, süs eşyalarına ve pahalı içkilere erişebilmiş olmaları bile, veblen’e göre , “efendilerine sağlayacakları ek mutluluk” nedeni ile oluyor. çok eski zamanlarda kendi ürettiklerinin çok büyük bölümünü erkeğine “yediren” kadın, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren “ev”in ve “ev”deki iç mekânın da iş hayatının ve iş hayatı mekânının “mütemmimcüzü ü durumuna gelmesi ile birlikte, kocasının ev dışı hayattaki yırtıcılığının, başarılarının gösterimlenmesi için düzenlenen birçok ritualistik tüketimin icracısı oluyor. ev’de çalışıp üreten kadın olmaktan çıkarak, kocasının yırtıcılığının hem seyyar büfesi/vitrini oluyor, hem de ev’i iş hayatından, o hayat çevresinden gelenlere, davet edilenlere işlevsel bir amaçla sunulmaya hazırlanan hizmetkârların nezaretçisi oluyor. ayrıca, üst sınıflar için pahalı ve zor elde edilen şeyleri bulmak ve tüketmek de yetmiyor. bunların neler olduğunu, nasıl yenileceğini, nasıl giyileceğini öğrenmek için binbir inceliklerle kurallara bağlanmış bir “adab-ı muaşeret” çıkıyor. bunu kocalarına öğretmek de kadınların görevi oluyor. 19. yüzyıl sonlarına doğru varlıklı ailelerin kızlarının gönderildiği bunlar büyük bir önemle öğretilmeye başlıyor. balolar, yemekler büyük önem kazanıyor. bu ritualistik harcamaların seyri sırasında kimin kimin yanına oturtulacağı, yemeğin başlayacağı anda mumları ev sahibesinin mi, yoksa en kıdemli uşağın mı yakacağı ev sahibesinin toplumsal görgüsünün göstergesi haline geliyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
19. yüzyılın viktoryen ingiliz toplumunda burjuvazi bunları aristokrasiden öğreniyor. jules verne’in “şehir kulüplerindeki yeni zengin burjuvalarla, yoksullaşmasa da yeni dünya”da denetimi elinden kaçırmış aristokratların ilişkileri bu açıdan ilgi çekicidir. kendi dünyasını kurmakla meşgul burjuvazi henüz “ertelenmiş doyumlar” dönemindedir. 80 günde devri alem’de şehir kulübünde dünyayı seksen günde dolaşıp aynı kulübe dönebileceğini aristokrat üyelerle iddialaşan burjuva mühendis, hindistan’da bir racanın tasallutundan kurtardığı ve âşık olduğu kadını londra’ya dönüp nikâh masasına oturuncaya kadar “ertelenmiş” ya da programlanmış doyum anlayışı içinde yanında tutar. burjuvazinin rahatlaması, tüketiminde ve mutluluk arayışında beklemeye tahammül edememezliği daha sonraları olur. toplumun üretim teknolojisi ve çalışan kesimleri denetleme bilgileri arttıkça servet birikimi de artar. servet birikimi arttıkça, bir süre sonra, üst sınıfın kendi içinde de farklılaşmalar artar. mertebe ve rütbe farklılıkları daha ayrıntılı betimlemeye başlar. veraset yolu ile servet ve itibar sahibi olmuş kişiler, yenilere oranla daha yüksek itibara sahiptir. üst sınıf üyeleri, kendi aralarında farklılaşarak, en zengin ve en güçlü olana bağımlı zenginler haline gelirler. bu bağımlı gelmenin aynı sınıf içindeki alt kesimlerdeki üyelere ideolojik olarak benimsetilmesi için birçok kültürel düzenlemelere gidilir. bunlar, bir çeşit “üniforma giymek” sayılabilir. “üniforma”, tek olan efendi’ye bağımlılığı kabul etmek sayesinde elde edilen toplumsal üst konumun göstergesidir. “üniformalı” bir üretim dışı kesimi beslemek, güçlülüğün, servetin, “efendi” konumunun görsel ifadesi olur. kan rengi ve mavi’nin karşısında bu kesimin üniformaları kahverengi ve tonları olur.

sosyal sınıflar arasındaki sınırların netliliğini kaybettiği, bir sınıftan diğerine geçişe olanak bulunabildiği günümüzün toplumlarında üst sınıfın örneklediği, hatta bir anlamda empoze ettiği itibarlılık normları alt sınıflarca da kabul edilir. toplumsal hiyerarşide yer alan tabakaların hayat şemasını benimsemeye ve ona uymaya çalışır. bu işteki başarısızlığını kendisi için hem toplumun gözünde, hem de kendi gözünde itibar yitirimi sayar.

iletişim ve ulaşım olanaklarının geliştiği, nüfusun hareketlilik kazandığı günümüzün toplumlarında insan, başka insanlarla karşılaşmakta ve onların kısa, anlık karşılaşmalar sırasında gözlemleri altında yaşamaktadır. bu herkes için böyle olduğundan herkes başkalarınca buanlık karşılaşma mekanlarında algılanırken üzerinde giymekte olduklarıyla, tüketimiyle değerlendirilmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
modern toplumlar kişileri ve aileleri yan yana konumlamakta, fakat sosyolojik anlamda tanıdık, arkadaş, komşu yapamamaktadır. bütün bu durumlardaki ilişkiler yakınlama, yaklaşık olarak değerlendirme diyebileceğimiz juxtaposition’a varıp, orada kalmaktadır. sokaklar, çarşılar, tiyatrolar, kilise, otobüsler, metrolar insanı kalabalıklar içinde kendini başkalarının gözetimine açma durumunda bırakmaktadır. kişi, öz saygısını yitirmemek için, kendi toplumsal konumunu yanından geçip giden kalabalıkların okuyabileceği kadar büyük harflerle yasmak zorunda kalmaktadır.

bu yeni durum yüzünden günümüzde, servetin ve gücün gösteriminde kıskandırıcı leisure’dan çok, kıskandırıcı tüketim kullanılmaktadır. kişinin, günümüzdekine oranla daha küçük topluluklar içinde yaşadığı ve insanlar arasındaki ilişkilerin bugünkü kadar anonim olmadığı biraz daha eski zamanlarda kıskandırıcı leisure kibarlığın, üst konumda olmanın belirtkeni olarak daha yaygın kullanılmaktaydı. günümüzde kıskandırıcı tüketim önem kazanmıştır. iyi biri olmak, yüksek konumda biri olmak (decency), günümüzde, kıskandırıcı leisure (bkz: conspicous leisure) ile değil kıskandırıcı tüketim (bkz: conspicous consumption) ile kanıtlanmaktadır.

bugün kırsal yerlerde yaşayanlar tüketimlerinde daha çok beslenmeye yönelirken, kentlerin kültürel ortamı yüzünden, kentlerde yaşayan çalışan kesimler tüketimlerinde gösterime daha uygun şeylere yönelmektedir. bunun nedeni, toplumdan itibarlı biri olarak kabul görme isteminin, kırsal hayat alanlarına oranla kentlerin kültürel ortamında daha ucuza gerçekleştirilebilmesidir. bugün de kırsal kesimlerde itibar isteminde bulunmak ciddi bir harcama ile, örneğin yeni bir traktör ya da kamyon alabilmekle olmaktadır. kentlerin anonim toplumsal ilişkileri, aynı istemi orta halli konfeksiyon bir ceket almakla ileri sürmenizi sağlayabilmektedir. dar gelirli kesimlerin temelde pek bir işe yaramayan bir sürü ıvır zıvıra para vermesinde gözlemlediğimiz maymun iştahlılık da, hayatlarını esas olarak değiştiremeyen bu kesimlerinumutsuz çabalarından kaynaklanıyor.

venlen’e göre günümüz toplumlarında tüketiciler gerekli gereksiz birçok şey satın almaktadır. “kıskandırıcı tüketim” nesnesi olarak satın alınan bu ucuz, basit ve frapan şeylerin satın alınması bir “ziyandır.” ama buna mecbur olan tüketicilere sorulduğunda söz konusu harcamaların “ziyan” olduğu kabul edilmemektedir. bu harcamalarını, insan’ın başka insanlara “av” gözü ile baktığı ve başka insanlara “av” olarak gözüktüğü günümüzün hiyerarşik toplumlarında kendi mutluluğu için vazgeçilmez sayan günümüzün tüketicisi, yaptığı işin kültürel boyutunu düşünmekten hoşlanmamaktadır.

venlen’e göre insan’ın insan ile bu derece çarpık bir rekabet ortamı içinde yaşaması, başka insanları kendi mutluluğu için rakip görmesi bu tür kıskandırıcı tüketimleri rasyonelleştirmekte ise de, bu harcamalar insan mutluluğuna ve hayat’a katkıda bulunmaktan çok uzaktır.

veblen günümüzün insanına rasyonel gelen bu tüketimleri değerlendirirken her şeyi paraya göre ölçüp değerlendiriren pecuniary culture ortamından, zihniyetinden uzaklaşmayı öneriyor.

insanların birbirlerini başka yetenekleri ile, başka alışkanlıkları ile, başka hünerleri ile değerlendirebilecek kadar farklı bir hayatı, farklı bir toplumu, farklı bir yaşama tarzını bir an gerçekleştirebilmiş bir durum gibi düşünmemizi ve bugünkü tüketimlerimizi böyle bir hayat içinde nasıl bulacağımızı düşünmemizi öneriyor.

kaynak: ünsal oskay, "kıskandırıcı tüketim boyutuyla moda ve thorstein veblen", gergedan, sayı 1, mart 1987
devamını gör...

geceye ilginç bir bilgi bırak

himalaya zıplayan örümceği (ing. himalayan jumping spider) dünyanın en yüksek yerinde (bkz: everest) ikamet eden nadir canlılardan biridir ve 6700 metre yüksekliğe kadar yaşam koşullarına uyum sağlayabilir.

latince ismi euophrys omnisuperstes, her şeyin üzerinde duran (bkz: standing above everything) anlamına gelir. o kadar da cooldur.

kıyamet gününde hayatta kalacak canlılardan biri olarak gösterilmektedir. ne kadar sahih bir hipotez olduğu tartışıla görsün (bkz: tartışıla görmek), favori hayvanlardandır.
devamını gör...

travail opium unique

travail, opium unique

"çalışma, biricik afyon" anlamına gelen ifade. ingilizcede "work, (a) unique opium" anlamına gelir. "work, the one and only drug" olarak da ifade edilebilir.

richard sennett'in zanaatkâr adlı kitabı bu ifadeyle başlar. olumlu anlamda kullanılmıştır.

farklı anlamda muadil bir betimlemeyi karl marx yapmıştır. marx "die religion ... ist das opium des volkes" (din, toplumların afyonudur) derken, afyonu sınıflararası tahakküm aracı olarak olumsuz anlamda kullanmıştır.

diğer taraftan homeros, zanaarkârların usta tanrısı hephaistos için yazdığı destanda zanaati topluma mal etmiştir. destanda zanaatkâr için, demioergos kelimesi kullanılır. bu da demios (kamu) ve ergon (üretken) kelimelerinden oluşur. bu açıdan marx'ın toplumun afyonu olarak nitelediği din'den farklı olarak, biricik afyon olarak çalışma toplum için uygarlaştırıcıdır.

farklı bir ifadeyle inanç merkezli yaşayanlara şöyle denilebilir: "tanrıyı düşünmek yerine, tanrının yarattığı dünya ve toplum için tanrı adına çalış!"

sonuç olarak marx'ın din için kullandığı afyon kavramı ile ve travail, opium unique ifadesinde çalışma kavramına aftedilen afyon kavramında farklı anlamlar vardır. fakat bu, yalnızca tasvirdeki farklılıktan kaynaklanır. çünkü marx da çalışma kavramını, benzer bir açıdan yaklaşarak, "kişinin kendisini yarattığı" bir eylem olarak tanımlamıştır.
devamını gör...

ilham perileri

iki üstteki tanımda zeus'un 9 kızının ilham perisi olduğu bir tablo görüyoruz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ortada duran apollo, tablonun ana figürü olarak konumlanmış, bir elinde lir* diğer elinde defne çelengi tutuyor. sanırım hemen sağ yanındaki ikiz kız kardeşi artemis, geriye kalan 9 kız da ilham perisi oluyor (sağda 4 ve solda 5).

fakat tabloda ilginç bir detay var. bu arkadaş da zeus olabilir diye düşünüyorum. gölgede ve arka planda, çocuklarının yanında. bir taraftan da hizmetçi gibi de duruyor, gösterişsiz bir tanrı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

vagabond (manga)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hikayesi ve çizimleri (bkz: takehiko inoue)'ye ait manga. 1998-2015 yılları arasında toplamda 327 bölüm (37 cilt) çıkmıştır ve hikaye çok heyecanlı bir noktada kalmıştır, ara vermiştir.

aksiyon, seinen, macera, dram, tarihi, samuray türlerine ait manga, 16. yüzyıl japonya'sında shinmen takezou adında vahşi ve agresif bir gencin güç arayışını anlatır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hikaye, kendilerine isim yapmak amacıyla köyünden ayrılan takezou ve yakın arkadaşı matahachi'nin katıldığı ve canlarını zar zor kurtarabildikleri bir savaş sahnesiyle başlar. sonrasında ikilinin yolları ayrılır, köye geri dönen takezou arkadaşının katili olarak suçlanır ve bir ağaca asılarak ölüme terk edilir. şiddete eğilimli geçmişi sebebiyle şeytanın çocuğu olarak da adlandırılan takezou'ya acıyan gezgin bir keşiş ise onu gizlice serbest bırakır ve ona miyamoto musashi adını verir.

vagabond tarihin en büyük kılıç ustalarından biri olan ve "kılıç bilgini" (bkz: kensei) ünvanını alan miyamoto musashi'nin hayatını anlatır. güneşin altında yenilmez olmak için yolculuğuna başlayan musashi, yenilmezliğin gerçek anlamını sorgulayacaktır.

-kimi iddialara göre mangakanın sağlık sorunlarından ötürü- 2015 mayıs ayından beri yeni bölüm çıkmamıştır. beklemekteyiz.

çok güçlü ve derin bir hikayesi vardır. çizimleri başlı başına sanat eseridir. okunması şiddetle tavsiye edilir. buradan

linkler ölüyor bazen. görsel şölen:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

budizm

--- alıntı ---

budizm'de hiç zorlama yoktur. olduğunuz gibi olunuz. hepsi bu kadar... karnını doyur, bağırsaklarını güzelce boşalt, çişin gelince işe, yorulunca da git yat. cahiller bu sözlerime gülecekler ama bilgeler ne demek istediğimi anlayacaklar.

--- alıntı ---
devamını gör...

yaşamak

insanın çevresini değiştirmesi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim