negatif duyguların da hayatın bir parçası olduğunu, bazen yaşadığını hissetmek için yere sert çakılmak gerektiğini ve sevginin her şeyden güçlü olduğunu unutmayın. sevin ve de sevilin. gerisini sonra düşünürüz
bir devlet ideolojisi haline gelmesine gerek yoktu. zaten o yüzden aslan beklenirken kuzu geldi. ideoloji ya da din değil bir ilişkidir, tanrı ile doğrudan ilişki olmadan kurtuluş da mümkün değildir zira hiçbir devlet sizi bu bağlamda kurtaramaz. ama evet, sonradan teokrasiye döndürüldü ama bu isa'nın öğretileri ile pek de uyuşan bir şey değil, özellikle pratikte uygulanan hristiyan teokrasisi.
sınırsızca özgür olmamızın temelinde yatan motivasyonun sınırlar koymak olması çok kutsal bir ironi değil mi?
(elmayı yemek serbestti aslında sadece yenmemesi söylendi o kadar)
ama burada harika bir kavram devreye giriyor bence. sevgi.
çok klişe bir söz var ya "günahı yasak olduğu için değil tanrı'yı sevdiğimiz için işlememeye başlayınca gerisi çok kolaylaşıyor."
gerçekten de sevginin gücü bambaşka. sevince kocaman bir okyanusun içinde kendine bir akvaryum yapmak istiyorsun ve orada kendi balığınla yaşamak istiyorsun. sonra yetmiyor o akvaryumu tüm okyanustan daha güzel bir hale getirmeye çalışıyorsun.
özgürsün ama onu hep sınırlar koymak için kullanıyorsun.
çöküyorum.bu alelade bir çöküş değil. olduğum yerde değil, olduğum yer ile çöküyorum. bir mezar kazılmış altımda belki daga küçükçe bir kuyu. içine giriyorum metrelerce, sonra etrafımdaki her şey beni takip ediyor. eziliyorum, sıkışıyorum. artık çıkamıyorum. hayatım kötü olduğundan mı?
hayır. zaten her şey orada başlıyor. çocukken hayalini kurduğum her şeye sahibim. ve hatta bir yetişkinin sahip olmak istediği her şeye. maddi bir sıkıntun yok, ailem sağ ve sağlıklı. özlediğim birisi yok. yeteneklerim var. iyi bir vücudum var. insanlar bana ilgi gösteriyor, saygı duyuyorlar. henüz 27 yaşındayım. çok bilinidk, güçlü bir şirkette sorumluluk sahibi bir yöneticiyim. 12 ülke gezdim. yabancı diller konuşuyor, müzik yapabiliyor, insanlarla iyi derecede iletişim kurabiliyorum.
fakat ben çöküyorum. nefes alamıyorum.
sonra güzel bir gün batımına denk geliyorum. adını bilmediğim renklerle bezenmiş bir gökyüzü. içim umut doluyor. mutlu hissediyorum. sonra istemsizce soruyorum. bu mutluluk mu? yoksa sadece kendimi avutmaya mı çalışıyorum? kendime plastik çiçekler edinip solmadıkları için seviniyor muyum? hatta bunu hayat zannedip onlarla yaşamak mı istiyorum? yine de merak ediyorum. neden bu kadar güzeldi? güzellik hep böyle mi düşündürür? güzel olanı gören herkes böyle mi düşünür?
hiç sanmıyorum. sonra yine soruyorum. bu soruları soranlar ve hiç görmeden geçip gidenler. biz aynı şey için mi yaratıldık? bu gökyüzü herkes için mi böyle boyandı? öyleyse benim amacım ne bu dünyada? amacı olmayanlar mı paylaşmak burayı?
boş. boşlar boşu. güneş altında didinip emek verdiği onca işten insanın ne kazancı var?
bir nesil gidiyori bir nesil geliyor. yer yüzü sonsuza dek duruyor.
sonra orada tanrıyı görüyorum. günb atımında gizli. söz'ü işitmek istiyorum, mucizeler sıralanıyor. körler yeniden baharlar görüyor, sağırlar kuş cıvıltılarına uyanıyorlar. ölmüş olanlar ciğerlerini yeniden dolduruyor, tertemiz hava ile, nefes yaşam veriyor neredeyse çürüyecek bedenlerine.
bir daha olsun istiyorum. tanıklık edeyim söz'ün mucizesine. tek bir açılmış mezar göremiyorum. tekrar kan ile dolmuş bir beden yok etrafa. peki ya sonra ne oluyor? kendime bakıyorum. ölmüş ruhum bir gün batımı ile yeniden canlanıyor. umut ediyorum. mutlu oluyorum.
ben çöküyorum.
ama kurtuluyorum. ben her güzel şeyde kurtuluş ile müjdeleniyorum. aklıma geliyor o defalarca sorduğum soru. ne ki benim amacım burada? neden yaratıldım bunca şeyin arasında. sonra belirli belirsiz bir şimşek çakıyor. 'çökmeye rağmen mutlu olmak.' sıkıştığım yerde nefes alabilmek. önce öğrenmek, sonra yapmak, sonra yapmayı öğretmek. tüm sıkışanlara umut olabilmek için.
peki nereden geliyor bana vermek, paylaşmak istediğim bu umut?
söyledim ya. ben tanrı'yı görüyorum. bir gün batımında, bir bulutta, sonsuz yıldızlarda ve de yemyeşil ormanlarda. konuşuyorum onunla. sonra o'nu duyuyorum. üstelik kendi sesimde. fark ediyorum, ben değilim konuşan. bir sohbete dönüyor sonra.
ben çöküyorum. tanrı beni kurtarıyor her seferinde.
tanrı ışığımdır, kurtarıcımdır. beni kim korkutabilir?
tanrı yaşamımın hisarıdır. beni kim dehşete düşürebilir?
yüreğime korku düşmez.
bana karşı savaş açılsa, güvenim asla eksilmez.
benden yüz çevirme, beni kovma.
beni bırakma, beni terk etme.
bana ümit bağla.
bir dinin varlığının ispatı sorusu ile farklı bir soru. önce tanrı kavramının yeniden gözden geçirilmesi gerekir. yine de düşüncem ispat olan yerde inancın kaybolması kaçınılmaz olduğundan inananlar bir ispata gerek duymaz. zaten her denklem çözülse bir anlamı kalmaz yaşamın.
bir sır daha var, çözdüklerimizden başka!
bir ışık daha var, bu ışıklardan başka.
hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye:
bir şey daha var bütün yapıtlardan başka
ömer hayyam'ın dediği gibi o sır hep kalacak orada.
ve tabii ki rab kutsal kitabı yuhanna 20:29'da dediği gibi:
“beni gördüğün için mi iman ettin?
görmeden iman edenlere ne mutlu!”
4 sevgi sabırlıdır ve iyidir; sevgi kıskanmaz; sevgi övünmez, kibirlenmez.
5 kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolayca öfkelenmez, kötülüğü düşünmez.
6 haksızlığa sevinmez, fakat gerçekle sevinir.
7 her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyde umut eder, her şeye dayanır.
8 sevgi asla düşmez (asla sona ermez)…
günaydın sevgili sözlük dostları, bir süredir buralarda takılmıyorum.
fakat bugün buraya bir şeyler yazmak istedim, birkaç dakika önce bu istek belirdi içimde, uzun zamandır içimi kemiren fakat az önce somut olarak tekrar içselleştirdiğim bir olay nedeni ile.
bazı eski dostlar, eğer hala buradalarsa, bilirler ki ben dalyan'da yaşıyorum (hayır kavgaya çağırsanız gelmem, açık adres paylaşmam) ve burası canım ülkemin en turistik yerlerinden birisi. öyle ki yaz sezonunda bu küçük kasaba neredeyse yarı yarıya yabancı nüfusuna ev sahipliği yapıyor.
ben de doğal güzelliğinin tadını çıkartmak, sağlıklı bir hayat sürmek ve güne enerjik başlamak için fırtınalar kopmadığı sürece her sabah altı suları bisiklet sürmeye çıkarım. erken bir saat olması nedeniyle çok fazla insanla karşılaşmıyorum ama karşılaştığım insanların oranı da aynı nüfus gibi neredeyse yarı yarıya, türkler ve avrupalı * turistler.
velhasıl, canım vatandaşlarımın yüzü, ki çoğu köylüm olur, en ufak gülümsemeden yoksun, yaşama sevincinden çok uzakta sadece toprağın altına girmeye bir gün daha yakınlar ve gün sayıyorlar gibi. tanıdık tanımadık herkese selam vermeye çalışıyorum ama geri dönüş alabildiğim selamların sayısı o kadar az ki... hatta bazen selam verdiğim için sinirli bir tavır bile takınıyorlar.
diğer yandan diğer ülke vatandaşlarına bakıyorum, yaşları kaç olursa olsun gözlerinin içi gülüyor, ben kafamı kaldırır kaldırmaz selam veriyorlar hiç yoksa gülümsüyorlar ve hatta bir şey bulurlarsa onun üzerinden kısa bir sohbet bile başlatıyorlar.
her sabah beni ayakta tutacak hormonlarım tavan yapsın diye bisiklet sürmeye çıktığım zamanlarda bile bir memleket meselesi sarıyor etrafımı. tüm dünyanın 'misafirperver' dediği canım vatandaşımın boynu o kadar bükülmüş, öyle bir yaşam savaşı içinde ki samimi bir selama bile yüz çevirir olmuşlar. ve bu yüzden onlara 'neden' diye sitem bile edemiyorum.
ne çalmışlar bizden ne kadar zarar vermişler her duygumuza nasıl bir tahribat bırakmışlar, inanın her sabah bunu deneyimlemek o kadar zoruma gidiyor ki...
yetmiş yaşında bir ingilizin gözlerindeki yaşam sevincini yirmi yaşındaki hemşerimde görememek anlık bir huzursuzluk veriyor bana. ne yapabilirim, elimden ne gelir ya da nasıl kurtuluruz bundan inanın hiç bilmiyorum ve yine karabulutlar çöküyor üstüme.
neyse güzel bir sabah manzarası bırakıp öyle gideyim (bkz: günaydın sözlük)
bugünlerde emeklerin boşa gitmesi olayından çok nefret ediyorum. bu dediğim şey hepimiz için geçerli aslında, sizin emeklerinizin boşa gitmesinden de nefret ediyorum çünkü bu ülkede hepimiz heba oluyoruz
toplumun parçalara ayrılma sorunu resmedilmiş.
aslında özüne baktığınızda her biri benzer renkleri ve aromaları taşıyor fakat bir topluluk ileride diğeri ise geride duruyor. kuvvetle muhtemel kendi durdukları cenahı savunuyorlar ve diğer gruba karşı düşmanlık ediyorlar. hangi grubun daha lezzetli olduğunu belirleyen bir üst akıl var ve bu gruplaşmaya bu akıl sebebiyet veriyor. fakat onlar bunun farkında olmadan kendi davalarına körü körüne sarılmış durumdalar. bu yolda asıllı asılsız yüzlerce argüman türetmiş ve inanmaya başlamışlar bile.
bir de arada kalan bir azınlık var. bu görseldeki başrol o aslında. ne oraya ne de buraya mensup olabilmiş o azınlık. deyim yerindeyse arafta kalmışlar, kimi zaman cereyanda kaybolmuşlar. kalplerindeki filizlenmeyi korumak istiyorlar, bir kıyıya yanaşmak istemiyorlar ama ezildikçe ezilmeye devam ediyorlar. varoluşsal sancılar asla peşlerini bırakmıyor.
ne yazık, bir taraf olmayanlar bertaraf oluyor.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.