#ödüllü filmler
orjinal adı: the silence of the lambs
thomas harris'in 1988 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan senaryosuyla 1991 yılında beyazperdeye aktarılan ve gerek oyunculuk performansları gerek de işleniş bakımından konunun ilgi çekiciliği sayesinde oldukça ses getirmiş olan jonathan demme filmi. sonrasında çekilen 3 ardıl film ile birlikte hannibal lecter'ın bir efsaneye dönüşmesini sağlayan bu kurguda başrollerde jodie foster ve anthony hopkins'i izliyoruz. film en iyi film ve yönetmen de dahil olmak üzere 5 dalda oscar almayı başarmış ayrıca başrol oyuncularına da çok sayıda ödül kazandırmıştır.
ımdb: 8.6
thomas harris'in 1988 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan senaryosuyla 1991 yılında beyazperdeye aktarılan ve gerek oyunculuk performansları gerek de işleniş bakımından konunun ilgi çekiciliği sayesinde oldukça ses getirmiş olan jonathan demme filmi. sonrasında çekilen 3 ardıl film ile birlikte hannibal lecter'ın bir efsaneye dönüşmesini sağlayan bu kurguda başrollerde jodie foster ve anthony hopkins'i izliyoruz. film en iyi film ve yönetmen de dahil olmak üzere 5 dalda oscar almayı başarmış ayrıca başrol oyuncularına da çok sayıda ödül kazandırmıştır.
ımdb: 8.6
yönetmen:
jonathan demme
oyuncular:
jodie foster
anthony hopkins
lawrence a. bonney
kasi lemmons
lawrence t. wrentz
scott glenn
jonathan demme
oyuncular:
jodie foster
anthony hopkins
lawrence a. bonney
kasi lemmons
lawrence t. wrentz
scott glenn
*akademi ödülleri 1992 - en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi kadın oyuncu, en iyi erkek oyuncu, en iyi uyarlama senaryo
*bafta ödülleri (1992)- en iyi kadın oyuncu, en iyi erkek oyuncu
*blue ribbon ödülleri (1992) - en iyi yabancı dilde film
edgar allan poe ödülleri (1992) - en iyi film
*altın küre (1992)- en iyi kadın oyuncu
film toplam 69 ödüle sahiptir.
*bafta ödülleri (1992)- en iyi kadın oyuncu, en iyi erkek oyuncu
*blue ribbon ödülleri (1992) - en iyi yabancı dilde film
edgar allan poe ödülleri (1992) - en iyi film
*altın küre (1992)- en iyi kadın oyuncu
film toplam 69 ödüle sahiptir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "vecheb" tarafından 20.12.2020 23:15 tarihinde açılmıştır.
1.
başrollerini jodie foster(clarice m. starling) ve anthony hopkins'in(dr. hannibal lecter) paylaştığı filmdir. 2 adet devam filmi vardır. hannibal ve red dragon.
starling'in bir seri katili yakalamak için bir başka seri katil olan ve yüksek güvenlikli bir tımarhanede bulunan hannibal'ın yardımına ihtiyaç duyar. ancak zamanla aralarında faustiyen bir ilişki oluşmaya başlar.
starling'in bir seri katili yakalamak için bir başka seri katil olan ve yüksek güvenlikli bir tımarhanede bulunan hannibal'ın yardımına ihtiyaç duyar. ancak zamanla aralarında faustiyen bir ilişki oluşmaya başlar.
devamını gör...
2.
bir filmde bu kadar az görünüp oscar alan başka kimse yok sanırım. kedime bir ara dr. lecter maskesi alacaktım çok saldırgandı. eski sahibi ruh hastası bir kadındı şiddet uyguluyordu 2 aylık kediye.
ibrahim tatlıses gibi kurtardım kedimi.
ibrahim tatlıses gibi kurtardım kedimi.
devamını gör...
3.
quid pro quo clarice, quid pro quo!
güzel filmdir. jody foster abla ile anthony hopkins abimiz karşılıklı ince göndermelerle birbirlerini zorlarlar filmin tamamında.
ikisinin de belli bir amacı vardır kendi iç hesaplaşmalarında.
güzel filmdir. jody foster abla ile anthony hopkins abimiz karşılıklı ince göndermelerle birbirlerini zorlarlar filmin tamamında.
ikisinin de belli bir amacı vardır kendi iç hesaplaşmalarında.
devamını gör...
4.
1991 tarihli gerilim ve suç filmi. başrollerde anthony hopkins ve jodie foster oynuyor. akademiden yeni mezun olan genç bir fbı ajanı kaybolan bir kadını bulmakla görevlendirilir. bu davayla ilgili olduğu düşünülen ve kurbanlarının derisini yüzdüğü bilinen bir seri katilin peşine düşer.
devamını gör...
5.
psikolojik gerilim filmlerine bayılıyorum ya. bu film ağır bir şekilde aksa da özellikle son 25-30 dakikası bile tatminkar bence. herkese hitap etmeyen bir tarz benimsemiş demme abimiz lakin hitap ettiği kesimi de fazlasıyla doyurmuş. se7en, chinatown,gone girl gibi suç-psikolojik gerilimleri sevenlerin kaçırmaması gereken bir yapıt.
devamını gör...
6.
thomas harris tarafından yazılan aynı isimli kitaptan uyarlanan 1991 tarihli jonathan demme filmidir ve açıklanana göre filmin esin kaynağı green river davasına yardımcı olan ted bundy'dir.
film hakları daha önce gene hackman tarafından alınsa da hem filmi yönetmek hem de dr. hannibal ya da jack crawford karakterlerini canlandırmak isteyen hackman mississippi burning filmindeki performansının ardından şiddet içeren bir rolde oynamak istemeyip filmden vazgeçmiştir.
akademiden yeni mezun olan fbi ajanı clarice starling'in kurbanlarının derisini yüzen bir seri katili yakalamak üzere başka bir seri katil olan hannibal lecter'dan yardım almasını konu edinen filmde olağanüstü bir performans ile dr. hannibal karakterine can veren aktör anthony hopkins rolüne seri katil dosyalarını okuyarak, hapishaneleri ziyaret ederek ve duruşmalara katılarak hazırlanmıştır.
film hakları daha önce gene hackman tarafından alınsa da hem filmi yönetmek hem de dr. hannibal ya da jack crawford karakterlerini canlandırmak isteyen hackman mississippi burning filmindeki performansının ardından şiddet içeren bir rolde oynamak istemeyip filmden vazgeçmiştir.
akademiden yeni mezun olan fbi ajanı clarice starling'in kurbanlarının derisini yüzen bir seri katili yakalamak üzere başka bir seri katil olan hannibal lecter'dan yardım almasını konu edinen filmde olağanüstü bir performans ile dr. hannibal karakterine can veren aktör anthony hopkins rolüne seri katil dosyalarını okuyarak, hapishaneleri ziyaret ederek ve duruşmalara katılarak hazırlanmıştır.
devamını gör...
7.
türkçe adı ''kuzuların sessiliği'' olan thomas harris tarafından kaleme alınmış serinin ikinci kitabı.
bu kez ilk kitabın aksine tamamen dr. lacter odaklı bir hikaye çıkıyor önümüze. ( tabii bunu kitabın sonlarına doğru fark ediyoruz). hikayedeki ana katilimiz genç kızları kaçırıp derilerini yüzen ve bu derilerden kendisine elbise diken buffalo bill'dir. ( gerçek ismi bu değildir. buffalo bill katile basın tarafından yakıştırılan isimdir.) buffalo bill'in son kurbanı ise bir senatör'ün kızıdır ve hâlâ sağ olma ihtimali yüksektir.
stajyer fbı ajanı clarice starling bilgi edinmesi için dr. lacter ile görüşmeye gönderilir. kitabın okuyucuyu en çok etkilediği bölümler bundan sonra başlar. hannibal lacter'in ajan starling'e yaptığı psikolojik baskıyı sanki kendimize yapılmışcasına hissederiz.
hikayenin en can alıcı kısmı ise ( dikkat spoiler) dr. lacter'in tüm yardım cabalarının, yaptığı anlaşmaların, hatta buffalo bill'in kendisinin bile bir kaçış planının parçası olduğunu okumaktır herhalde. hannibal kusursuz bir planla kaçmayı başarır. ve artık aramızdadır.
kitaptaki en sıkıntılı bölüm ise starling'in buffalo bill'i yakaladığı bölümdür. muhteşem bir final beklerken yanlışlıkla yakalanan bir katilin olması okuyucuda büyük bir hayal kırılkığına neden oluyor ne yazık ki.
bu kez ilk kitabın aksine tamamen dr. lacter odaklı bir hikaye çıkıyor önümüze. ( tabii bunu kitabın sonlarına doğru fark ediyoruz). hikayedeki ana katilimiz genç kızları kaçırıp derilerini yüzen ve bu derilerden kendisine elbise diken buffalo bill'dir. ( gerçek ismi bu değildir. buffalo bill katile basın tarafından yakıştırılan isimdir.) buffalo bill'in son kurbanı ise bir senatör'ün kızıdır ve hâlâ sağ olma ihtimali yüksektir.
stajyer fbı ajanı clarice starling bilgi edinmesi için dr. lacter ile görüşmeye gönderilir. kitabın okuyucuyu en çok etkilediği bölümler bundan sonra başlar. hannibal lacter'in ajan starling'e yaptığı psikolojik baskıyı sanki kendimize yapılmışcasına hissederiz.
hikayenin en can alıcı kısmı ise ( dikkat spoiler) dr. lacter'in tüm yardım cabalarının, yaptığı anlaşmaların, hatta buffalo bill'in kendisinin bile bir kaçış planının parçası olduğunu okumaktır herhalde. hannibal kusursuz bir planla kaçmayı başarır. ve artık aramızdadır.
kitaptaki en sıkıntılı bölüm ise starling'in buffalo bill'i yakaladığı bölümdür. muhteşem bir final beklerken yanlışlıkla yakalanan bir katilin olması okuyucuda büyük bir hayal kırılkığına neden oluyor ne yazık ki.
devamını gör...
8.
aslında alttan alta erkek egemen bir dünyada kısa boylu, genç bir kadının zafer kazanmasını anlatan ve mutlu eden bir polisiye başyapıtı.
'' bana kuzulardan bahset clarice. ''
ayrıca anthony hopkins'in hannibal lecter yorumu belki en klas ve kült rollerden biridir.
'' yemeğe bir misafirimi bekliyorum. ''
'' bana kuzulardan bahset clarice. ''
ayrıca anthony hopkins'in hannibal lecter yorumu belki en klas ve kült rollerden biridir.
'' yemeğe bir misafirimi bekliyorum. ''
devamını gör...
9.
bir dönem hemen hemen her gün izliyordum. bir insan neden silence of the lambs i her gün izler, tek açıklamam anthony hopkins in akıllara durgunluk veren oyunculuğu ve replikleri söyleyiş biçimi ben de müthiş hayranlık uyandırıyordu hâlâ da öyle, filmde kendisinin olduğu bütün replikleri ezberlemistim.
ve anthony hopkins bir filmde min süre görünüp tek oscar olan tek oyuncudur. kendisinin filmde görünme süresi 15 veya 20 dk civarı olması gerekiyor.
bu arada filmde anthony hopkins e karakterin nasıl davranması gerektiğini kimse söylememiş, gördüğünüz bütün o harektler hannibal lecter in konuşma tarzı bakışı duruşu anthony hopkins in doğaçlamasidir.
ve anthony hopkins bir filmde min süre görünüp tek oscar olan tek oyuncudur. kendisinin filmde görünme süresi 15 veya 20 dk civarı olması gerekiyor.
bu arada filmde anthony hopkins e karakterin nasıl davranması gerektiğini kimse söylememiş, gördüğünüz bütün o harektler hannibal lecter in konuşma tarzı bakışı duruşu anthony hopkins in doğaçlamasidir.
devamını gör...
10.
kuzuların sessizliği filmi, yazar thomas harris'in romanından uyarlanan, yönetmenlik koltuğunda jonathan demme'nin oturduğu, 1991 yapımı psikolojik gerilim türünde amerikan yapımı bir filmdir. ülkemizde 11 ekim 1991'de gösterime girmiştir.
kuzuların sessizliği filmindeki dr. hannibal lecter ile ajan clarice sterling’in ilk karşılaşma sahnelerinin bu filmin yaklaşık 12. dakikasında gerçekleşmektedir. ancak bu buluşma sahnesi gelene kadar neler yaşandığını çok kısa hatırlayalım.
film, amerika'da fbı eğitim kompleksinde bulunan ve bir ormanda yalnız başına hareket eden clarice sterling’in bir tepeyi tırmanırken verdiği görüntüler ile açılır. bütün bu sekans boyunca clarice sislerin içinde ve açıklıktan izole edilmiş bir şekilde seyirciye sunulur. bundan sonra yaşanan sahnelerde de film bize devamlı clarice’in erkekler üzerinden tanımlanan ve erkeklerle özdeşleşmiş olan bir meslekte kadın olması, erkeklere göre fiziksel olarak ufak tefekliği ve henüz bir ajan bile olmaması devamlı olarak vurgulanır.
daha sonra clarice bir ajan tarafından çağrılır ve eğitim merkezinde ajan crawford ile buluşmaya gider. clarice'nin buluştuğu ajan crawford henüz bir stajyer olan bu hanımefendiyi seri katil olarak tanımlanan ve 5. cinayetini de işlemiş olmasına rağmen halen yakalayamadıkları "buffalo bill" isimli bir seri katil hakkında bilgi edinebilmesi adına yine eski bir seri katil olan ve bayağı üne sahip bir kişi olan dr. hannibal lecter ile konuşması için onun yoğun güvenlik önlemleri altında hapis tutulduğu kliniğe göndermek ister. crawford, clarice’in görüşeceği dr. hannibal lecter’in çok zeki, acımasız ve hatta insan yiyen bir psikopat olduğunu bu kouşmalarında defalarca vurgular.
clarice kliniğe gittiğinde kliniğin üst yöneticisi olan dr. chilton tarafından karşılanır. aynı crawford’ın yaptığı gibi dr. chilton da, hannibal lecter’ın ne kadar tehlikeli biri olduğunu tekrarlamaya devam eder. onu hannibal’ın yanına götürürken de sanat dünyasında uzun bir yolculuğa çıkarlar. yolculuk esnasında dr chilton; clarice'i, hannibal'a hiçbir şekilde dokunmamasını ve cama yaklaşmamasını uyarıcı bir şekilde dile getirir ve vurgular. toplamda 3 kat aşağı inilen bir merdiven, uzun bir koridor ve 4 adet demir parmaklıklı kapıdan geçildikten sonra clarice, nihayet hannibal’ın tutulduğu hücrelerin bulunduğu yere gelmiştir. bu mahzen şeklinde görünen yerde 4 tane hücre vardır ve clarice sterling bu hücreleri geçtikçe her defasında bir önceki hücrede bulunandan daha korkutucu hastalarla karşılaşır. adeta oynadığımız oyunlarda karşımıza çıkan bölüm sonu canavarı edasıyla dördüncü bölmede ise adamımız olan dr. hannibal lecter vardır.
burda farklı olan şey şudur ki; hannibal lecter'in hücresi diğer hücreler gibi karanlık değildir. ayrıca hannibal'ın görüntüsü de hiç insan yiyen bir psikopata benzememekte, gayet normal denebilecek bir insan şeklinde karşımıza çıkmaktadır. diğer hücreler, demir parmaklıklarla korunurken, hannibal lecter'in hücresi tamamen camla kaplıdır. bu da clarice ile hannibal arasında hiç bir engel yokmuş gibi görünmesine neden olmaktadır.
bu sahneye kadar filmin yönetmeni jonathan demme, hikayeleri bize hep clarice'in gözünden gösterir. bu bakış açısının yanında clarice ile empati kurulabilmesinin kolay olması amacıyla pov (bakış açısı) çekimleri de yine bu açıdan yapılır. clarice ile hannibal'ın karşılaşma sahnelerinden itibaren de seyirci ister istemez hikayeye clarice sterling'in bakış açısıyla bakmaya devam eder.
sahne devamında, ikili arasındaki ilk diyalog'da hannibal clarice'nin kimlik göstermesini istemiştir. bu ise bir tesadüf değildir. olduğu yerden hareket etmeden, kimliği gösteren clarice, hannibal'ın yaklaş demesiyle bir anda irkilir. çekinse de hannibal'a biraz yaklaşan clarice, kimliği gösterdiği sahnede yönetmen hannibal'ın gözlerini direkt olarak kameraya bakar şekilde göstermiştir. bu sahnede, hannibal; yalnızca kimliğe ve clarice'e değil, biz seyircilere de doğrudan bakarak göz teması kurmaktadır.

bu çekim planında yönetmenin uyandırmaya çalıştığı his; bize acımasız, inanılmaz zeki ve yamyam hannibal lecter ile konuşma tecrübesidir. bunu yaşatmayı amaçlamaktadır. hannibal'ın, clarice’e doğru yavaşça yürüdüğü bu sahnede istemsizce bizler de kendimizi geri adım atma refleksi eğiliminde buluruz. bu durum, fiziksel olarak geriye atmak şeklinde olmasa da içimizde bedensel olarak bir hissiyat oluşur. çünkü hannibal bizde korku uyandırmaktadır. sobchack’in sinemanın bütün bedenimizle tecrübe ettiğimiz bir deneyim olarak tanımlaması da tam olarak bu sahnede hissettiğimiz şeyle alakalıdır. sobchack'in makalesinde değinmediği ama aslında bilimsel olarak bu sahneyi açıklayan da ayna nöronların bu olay ekranda cereyan ederken devreye girmesidir.
peki ayna nöronlar madem karşımızdaki canlıların eylemlerini taklit etmemizi sağlıyor, o zaman hannibal kameraya hareket ederken biz seyirci olarak neden ona doğru içgüdüsel bir hareket etme ihtiyacı hissetmiyoruz da tam tersi bir harekette bulunma refleksi gösteriyoruz? bunu da hayatta kalma içgüdüsü ile açıklayabilmemiz mümkün. her ne kadar ayna nöronlar bu sahnede hannibal’in eylemlerini taklit etmemizi sağlasa da filmin başından beri bize söylenen hem onun bir canavardan farksız olması hem de bilincimizin oluşturduğu ona yakın olmamamız gerekliliğinden dolayı, bu kendimizi hannibal’dan uzaklaşma isteği uyandırıyor. belki de kuzuların sessizliği filmindeki korku unsurlarını ortaya çıkartan şey bu ayna nöronlarla hayatta kalma içgüdümüz arasındaki çatışmanın kendisidir.
bu sahne analiz edilirken bir yönetmen için bedensel simülasyonun çok önemli bir silah olduğu ortaya çıkmaktadır. aslında yönetmen olarak, seçilen bütün kamera hareketi, açı ve ölçekleri ile karakterlerin sahnedeki kameraya göre pozisyonları seyirciyi fiziksel bir etkiye maruz bırakıyor.
hannibal’ın sahne boyunca yaptığı eylemler clarice karakteri ile birlikte doğrudan seyirciyi de derinden etkiliyor. nitekim yönetmenin sahne boyunca hannibal karakterini kameraya doğru ve yakın planlarla sunarken, clarice’i açılı ve daha genel planda bize sunmasını tam da nedeninin bununla alakalı olduğunu düşünüyorum. sahne boyunca kullanılan pov çekimlerin bu anlamda büyük bir etkisi var.
kuzuların sessizliği filmindeki dr. hannibal lecter ile ajan clarice sterling’in ilk karşılaşma sahnelerinin bu filmin yaklaşık 12. dakikasında gerçekleşmektedir. ancak bu buluşma sahnesi gelene kadar neler yaşandığını çok kısa hatırlayalım.
film, amerika'da fbı eğitim kompleksinde bulunan ve bir ormanda yalnız başına hareket eden clarice sterling’in bir tepeyi tırmanırken verdiği görüntüler ile açılır. bütün bu sekans boyunca clarice sislerin içinde ve açıklıktan izole edilmiş bir şekilde seyirciye sunulur. bundan sonra yaşanan sahnelerde de film bize devamlı clarice’in erkekler üzerinden tanımlanan ve erkeklerle özdeşleşmiş olan bir meslekte kadın olması, erkeklere göre fiziksel olarak ufak tefekliği ve henüz bir ajan bile olmaması devamlı olarak vurgulanır.
daha sonra clarice bir ajan tarafından çağrılır ve eğitim merkezinde ajan crawford ile buluşmaya gider. clarice'nin buluştuğu ajan crawford henüz bir stajyer olan bu hanımefendiyi seri katil olarak tanımlanan ve 5. cinayetini de işlemiş olmasına rağmen halen yakalayamadıkları "buffalo bill" isimli bir seri katil hakkında bilgi edinebilmesi adına yine eski bir seri katil olan ve bayağı üne sahip bir kişi olan dr. hannibal lecter ile konuşması için onun yoğun güvenlik önlemleri altında hapis tutulduğu kliniğe göndermek ister. crawford, clarice’in görüşeceği dr. hannibal lecter’in çok zeki, acımasız ve hatta insan yiyen bir psikopat olduğunu bu kouşmalarında defalarca vurgular.
clarice kliniğe gittiğinde kliniğin üst yöneticisi olan dr. chilton tarafından karşılanır. aynı crawford’ın yaptığı gibi dr. chilton da, hannibal lecter’ın ne kadar tehlikeli biri olduğunu tekrarlamaya devam eder. onu hannibal’ın yanına götürürken de sanat dünyasında uzun bir yolculuğa çıkarlar. yolculuk esnasında dr chilton; clarice'i, hannibal'a hiçbir şekilde dokunmamasını ve cama yaklaşmamasını uyarıcı bir şekilde dile getirir ve vurgular. toplamda 3 kat aşağı inilen bir merdiven, uzun bir koridor ve 4 adet demir parmaklıklı kapıdan geçildikten sonra clarice, nihayet hannibal’ın tutulduğu hücrelerin bulunduğu yere gelmiştir. bu mahzen şeklinde görünen yerde 4 tane hücre vardır ve clarice sterling bu hücreleri geçtikçe her defasında bir önceki hücrede bulunandan daha korkutucu hastalarla karşılaşır. adeta oynadığımız oyunlarda karşımıza çıkan bölüm sonu canavarı edasıyla dördüncü bölmede ise adamımız olan dr. hannibal lecter vardır.
burda farklı olan şey şudur ki; hannibal lecter'in hücresi diğer hücreler gibi karanlık değildir. ayrıca hannibal'ın görüntüsü de hiç insan yiyen bir psikopata benzememekte, gayet normal denebilecek bir insan şeklinde karşımıza çıkmaktadır. diğer hücreler, demir parmaklıklarla korunurken, hannibal lecter'in hücresi tamamen camla kaplıdır. bu da clarice ile hannibal arasında hiç bir engel yokmuş gibi görünmesine neden olmaktadır.
bu sahneye kadar filmin yönetmeni jonathan demme, hikayeleri bize hep clarice'in gözünden gösterir. bu bakış açısının yanında clarice ile empati kurulabilmesinin kolay olması amacıyla pov (bakış açısı) çekimleri de yine bu açıdan yapılır. clarice ile hannibal'ın karşılaşma sahnelerinden itibaren de seyirci ister istemez hikayeye clarice sterling'in bakış açısıyla bakmaya devam eder.
sahne devamında, ikili arasındaki ilk diyalog'da hannibal clarice'nin kimlik göstermesini istemiştir. bu ise bir tesadüf değildir. olduğu yerden hareket etmeden, kimliği gösteren clarice, hannibal'ın yaklaş demesiyle bir anda irkilir. çekinse de hannibal'a biraz yaklaşan clarice, kimliği gösterdiği sahnede yönetmen hannibal'ın gözlerini direkt olarak kameraya bakar şekilde göstermiştir. bu sahnede, hannibal; yalnızca kimliğe ve clarice'e değil, biz seyircilere de doğrudan bakarak göz teması kurmaktadır.

bu çekim planında yönetmenin uyandırmaya çalıştığı his; bize acımasız, inanılmaz zeki ve yamyam hannibal lecter ile konuşma tecrübesidir. bunu yaşatmayı amaçlamaktadır. hannibal'ın, clarice’e doğru yavaşça yürüdüğü bu sahnede istemsizce bizler de kendimizi geri adım atma refleksi eğiliminde buluruz. bu durum, fiziksel olarak geriye atmak şeklinde olmasa da içimizde bedensel olarak bir hissiyat oluşur. çünkü hannibal bizde korku uyandırmaktadır. sobchack’in sinemanın bütün bedenimizle tecrübe ettiğimiz bir deneyim olarak tanımlaması da tam olarak bu sahnede hissettiğimiz şeyle alakalıdır. sobchack'in makalesinde değinmediği ama aslında bilimsel olarak bu sahneyi açıklayan da ayna nöronların bu olay ekranda cereyan ederken devreye girmesidir.
peki ayna nöronlar madem karşımızdaki canlıların eylemlerini taklit etmemizi sağlıyor, o zaman hannibal kameraya hareket ederken biz seyirci olarak neden ona doğru içgüdüsel bir hareket etme ihtiyacı hissetmiyoruz da tam tersi bir harekette bulunma refleksi gösteriyoruz? bunu da hayatta kalma içgüdüsü ile açıklayabilmemiz mümkün. her ne kadar ayna nöronlar bu sahnede hannibal’in eylemlerini taklit etmemizi sağlasa da filmin başından beri bize söylenen hem onun bir canavardan farksız olması hem de bilincimizin oluşturduğu ona yakın olmamamız gerekliliğinden dolayı, bu kendimizi hannibal’dan uzaklaşma isteği uyandırıyor. belki de kuzuların sessizliği filmindeki korku unsurlarını ortaya çıkartan şey bu ayna nöronlarla hayatta kalma içgüdümüz arasındaki çatışmanın kendisidir.
bu sahne analiz edilirken bir yönetmen için bedensel simülasyonun çok önemli bir silah olduğu ortaya çıkmaktadır. aslında yönetmen olarak, seçilen bütün kamera hareketi, açı ve ölçekleri ile karakterlerin sahnedeki kameraya göre pozisyonları seyirciyi fiziksel bir etkiye maruz bırakıyor.
hannibal’ın sahne boyunca yaptığı eylemler clarice karakteri ile birlikte doğrudan seyirciyi de derinden etkiliyor. nitekim yönetmenin sahne boyunca hannibal karakterini kameraya doğru ve yakın planlarla sunarken, clarice’i açılı ve daha genel planda bize sunmasını tam da nedeninin bununla alakalı olduğunu düşünüyorum. sahne boyunca kullanılan pov çekimlerin bu anlamda büyük bir etkisi var.
devamını gör...
11.
the silence of the lambs
anthony hopkins ve jodie foster başrolünde olduğu 1991 yapımlı 2 saatlik psikolojik gerilim türünde yer alan film.
hannibal lecter adlı yamyamı ve yaşadıklarını konu edinir.

izleyeli çok olduğu için her detayı hatırlamıyorum.
anthony hopkins ve jodie foster başrolünde olduğu 1991 yapımlı 2 saatlik psikolojik gerilim türünde yer alan film.
hannibal lecter adlı yamyamı ve yaşadıklarını konu edinir.

izleyeli çok olduğu için her detayı hatırlamıyorum.
devamını gör...
12.
tamam anthony hopkins'i hepimiz biliyoruz lakin neden kimse (bkz: simon northwood) namıdiğer buffalo bill'in oyunculuğundan bahsetmemiş? buraya o kısa ama etkili dans sahnesini bırakıyorum:
devamını gör...
13.
clarice starling'in tek başına, crawford'un ise ekiple ev baskını yaptığı anda kapı zillerinin eş zamanlı çalışı ile hala heyecan yaratan, zamanlarötesi kült film. anthony hopkins, dr. lecter karakterini öyle harika canlandırmıştır ki, filmden sonra sette kostümcü bir kızı çok lezzetli bulup yemişti hatırlayacağınız üzere. bacaklarına saldırmıştı. kostümcüler ve götüntü yönetmenleri aşırı fena oluyor konu dışı olarak. buradan tüm sinema emekçilerimze de saygılarımı gönderiyorum. hastayım filme de, sanata da.
insana açız arkadaşlar. bu film, bu hislerimizi de gayet güzel ifade eden nefis bir eser. 5 oscarın hepsi helali hoş olsun, amen.
insana açız arkadaşlar. bu film, bu hislerimizi de gayet güzel ifade eden nefis bir eser. 5 oscarın hepsi helali hoş olsun, amen.
devamını gör...
14.
bir jonathan demme filmidir.

filmin senaryosunu ted tally yazmıştır. bu filmin senaryosu thomas harris'in aynı isimli romanından uyarlanmıştır. filmde bu filmdeki rolüyle en iyi erkek oyuncu oscar ödülünü kazanan büyük oyuncu anthony hopkins, yine bu filmdeki rolüyle en iyi kadın oyuncu oscar ödülünü kazanmış olan jodie foster, scott glenn, ted levine, anthony heald, brooke smith, diane baker ve chris isaak rol almıştır.
imdb top 250 listesinde an itibariyle 22. sırada bulunan film en iyi erkek oyuncu ve en iyi kadın oyuncu oscar ödüllerinin yanı sıra en iyi yönetmen, en iyi uyarlama senaryo ve en iyi film oscarını kazanmıştır. akademi tarihinde büyük beşliyi başaran üçüncü film olmuştur bu ödüllerle.
filmde fbi bünyesinde eğitim alan genç bir kadın bir seri katili yakalamak için eskiden psikiyatr olan başka bir seri katil hannibal lecter'dan yarım almak için kapatıldığı yere gider. ancak hannibal lecter öldürdüğü kurbanlarını yiyen bir yamyamdır ve insanların zihinleri üzerinde yönlendirici bir etkiye sahiptir.
hem sir anthony hopkins hem de güzeller güzeli jodie foster harikalar yaratmıştır bu filmde.

filmin senaryosunu ted tally yazmıştır. bu filmin senaryosu thomas harris'in aynı isimli romanından uyarlanmıştır. filmde bu filmdeki rolüyle en iyi erkek oyuncu oscar ödülünü kazanan büyük oyuncu anthony hopkins, yine bu filmdeki rolüyle en iyi kadın oyuncu oscar ödülünü kazanmış olan jodie foster, scott glenn, ted levine, anthony heald, brooke smith, diane baker ve chris isaak rol almıştır.
imdb top 250 listesinde an itibariyle 22. sırada bulunan film en iyi erkek oyuncu ve en iyi kadın oyuncu oscar ödüllerinin yanı sıra en iyi yönetmen, en iyi uyarlama senaryo ve en iyi film oscarını kazanmıştır. akademi tarihinde büyük beşliyi başaran üçüncü film olmuştur bu ödüllerle.
filmde fbi bünyesinde eğitim alan genç bir kadın bir seri katili yakalamak için eskiden psikiyatr olan başka bir seri katil hannibal lecter'dan yarım almak için kapatıldığı yere gider. ancak hannibal lecter öldürdüğü kurbanlarını yiyen bir yamyamdır ve insanların zihinleri üzerinde yönlendirici bir etkiye sahiptir.
hem sir anthony hopkins hem de güzeller güzeli jodie foster harikalar yaratmıştır bu filmde.
devamını gör...
15.
" hafıza, ajan starling;
bir manzara yerine sahip olduğum tek şey.."
senaryosu ted tally tarafından yazılan ve jonathan demme tarafından yönetilen 1991 çıkışlı psikolojik gerilim türünde yer alan amerikan filmi;

thomas harris'in kitabından sinemaya uyarlanmıştır.
başrolde ise bugün doğum günü olan anthony hopkins, jodie foster yer alır iken ana kadroda ise; scott glenn, ted levine, anthony heald, brooke smith, diane baker gibi isimler yer almıştır.
bu filmi yıllar önce bir kez izlemiştim, bu ikinci izleyişim oldu ve açıkçası ikinci izleyişimde filmi daha sarsıcı buldum, film üzerine yazmak için sabırsızlanıyorum ve hadi filmimize geçelim;
eski bir psikiyatr olan ve insan ruhunun derinliklerini anlaması birkaç saniye süren hannibal lecter ile fbi bünyesinde çalışan genç ajan clarice starling arasında gelişen tuhaf ve büyüleyici dostluk, genç ajanın başka bir katilin elinden bir kadını kurtarmak için verdiği mücadele, hannibal lecter sayesinde gerçeklere ulaşması ve kişisel hayatındaki bazı durumlar konu ediniliyor.
clarice, bir gün âmiri jack crawford tarafından bir rapor yazılması için görevlendirilir, hannibal lecter ile hücresinde görüşecek ve onu yakından gözlemleyecektir.
hannibal lecter bir yamyam ve eski bir psikiyatristtir, müthiş bir gözlem gücü ve çözümleme yeteneği olan bu yamyamın değer verdiği tek kişi ise clarice starling olacaktır çünkü clarice ona kendi geçmişini, acılarını anlatmıştır, hannibal lecter duymak istediği için.
daha sonra buffalo bill cinayetleri süregelir, senatörün kızını kaçıran bu adamdan kızı kurtarmak zorundadırlar, kurtarmak için ihtiyaç duyulan bilgiler ise hannibal lecter sayesinde gün ışığına çıkarılacaktır..
clarice starling eğer o kızı kurtarabilirse kuzuların çığlıkları dinecektir.
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
daha önce izlediğim için beni tümüyle şaşırtan bir film değildi ama bu çok iyi bir film olduğu gerçeğini değiştirmez elbette, yalnızca bu kez daha etkileyici buldum.
eski bir psikiyatrist ve yeni bir yamyam olan hannibal lecter'ın ruhundaki değişim bu sefer daha etkileyici geldi, genç ajanı tanıdıktan sonra geçirdiği dönüşüm üzerine düşünülesiydi.
genç ajan clarice starling'in çocukluğundaki acılar, travmalar, kuzularla olan anısı, mücadelesi onu daha güçlü biri haline getirmişti.
film beni en çok şu detay üzerine düşündürüyor;
bir insan sana ne zaman zarar vermez, sana inandığı, seni sevdiği zaman...
bir manzara yerine sahip olduğum tek şey.."
senaryosu ted tally tarafından yazılan ve jonathan demme tarafından yönetilen 1991 çıkışlı psikolojik gerilim türünde yer alan amerikan filmi;

thomas harris'in kitabından sinemaya uyarlanmıştır.
başrolde ise bugün doğum günü olan anthony hopkins, jodie foster yer alır iken ana kadroda ise; scott glenn, ted levine, anthony heald, brooke smith, diane baker gibi isimler yer almıştır.
bu filmi yıllar önce bir kez izlemiştim, bu ikinci izleyişim oldu ve açıkçası ikinci izleyişimde filmi daha sarsıcı buldum, film üzerine yazmak için sabırsızlanıyorum ve hadi filmimize geçelim;
eski bir psikiyatr olan ve insan ruhunun derinliklerini anlaması birkaç saniye süren hannibal lecter ile fbi bünyesinde çalışan genç ajan clarice starling arasında gelişen tuhaf ve büyüleyici dostluk, genç ajanın başka bir katilin elinden bir kadını kurtarmak için verdiği mücadele, hannibal lecter sayesinde gerçeklere ulaşması ve kişisel hayatındaki bazı durumlar konu ediniliyor.
clarice, bir gün âmiri jack crawford tarafından bir rapor yazılması için görevlendirilir, hannibal lecter ile hücresinde görüşecek ve onu yakından gözlemleyecektir.
hannibal lecter bir yamyam ve eski bir psikiyatristtir, müthiş bir gözlem gücü ve çözümleme yeteneği olan bu yamyamın değer verdiği tek kişi ise clarice starling olacaktır çünkü clarice ona kendi geçmişini, acılarını anlatmıştır, hannibal lecter duymak istediği için.
daha sonra buffalo bill cinayetleri süregelir, senatörün kızını kaçıran bu adamdan kızı kurtarmak zorundadırlar, kurtarmak için ihtiyaç duyulan bilgiler ise hannibal lecter sayesinde gün ışığına çıkarılacaktır..
clarice starling eğer o kızı kurtarabilirse kuzuların çığlıkları dinecektir.
şimdi ise filmle ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;
daha önce izlediğim için beni tümüyle şaşırtan bir film değildi ama bu çok iyi bir film olduğu gerçeğini değiştirmez elbette, yalnızca bu kez daha etkileyici buldum.
eski bir psikiyatrist ve yeni bir yamyam olan hannibal lecter'ın ruhundaki değişim bu sefer daha etkileyici geldi, genç ajanı tanıdıktan sonra geçirdiği dönüşüm üzerine düşünülesiydi.
genç ajan clarice starling'in çocukluğundaki acılar, travmalar, kuzularla olan anısı, mücadelesi onu daha güçlü biri haline getirmişti.
film beni en çok şu detay üzerine düşündürüyor;
bir insan sana ne zaman zarar vermez, sana inandığı, seni sevdiği zaman...
devamını gör...
16.

arkadaşlar merhaba filmi izledim açıkçası incelememi yarına bırakmak istemedim ve hemen başlamak istedim. kuzuların sessizliği
ilk defa izledim, ismini pek çok kez duymama rağmen. açıkçası bana “sinema sanatı tam olarak bu işte" dedirten başyapıt. üzerinden 30 küsur yıl geçmiş olmasına rağmen bir gram eskimemesi inanılmaz bir olay.
hakkında bin tane şey söylenebilir ama bence filmi kült mertebesine çıkaran temel şey, gerilimi kan veya vahşet üzerinden değil, tamamen bakışlar ve kelimeler üzerinden kurmasıdır. bakışlar demişken ben bir ara sanırsam filmin ortalarında dr.hannibal ile göz göze gelemedim,korktuğumu hissettim. insanın ruhuna dokunan o tekinsiz nezaketi falan gerçekten ürpertici. adam gözünü kırpmadan konuşurken siz ekran başında rahatsız oluyorsunuz.
filmdeki clarice starling karakteri ise sinema tarihindeki en iyi yazılmış kadın karakterlerden biri olabilir. oyuncumuz o taşralı, tırnaklarıyla kazıyarak bir yere gelmeye çalışan ama içindeki o küçük kız çocuğunun travmalarından da kurtulamayan ajanı muazzam oynamış. asansör sahnesi vardır mesela; etrafındaki bütün o devasa fbi ajanlarının arasında ne kadar eğreti ve yalnız durduğunu tek bir kareyle anlatır yönetmen.
birkaç ufak detayla neden bu kadar iyi olduğunu özetlemem gerekirse yakın plan çekimler: film boyunca karakterler sanki doğrudan sizinle konuşuyormuş gibi kameraya bakarlar buffalo bill'in o nemli ve karanlık evi... mekanlar bile hikaye anlatıyor resmen.
kısacası bana göre türünün en iyisi, gerilim ve psikoloji zirvesidir. bugün benden tam puan aldı bu film her sahnesi ders niteliğindeydi
şans verin derim. not: korku yok filmde sizi sadece gerecek ve psikolojinizin derinliklerine inecek bir başyapıt var….
devamını gör...
