bu dönemde erkek yazarlara tavsiye edilebilecek çok az şey var. bunlardan bir tanesi işsizliğe, hakkınızın ödenmemesine, bazılarınızın yaşı çoktan kendi hayatını kurmuş olmayı gerektirecek kadar büyük olmasına rağmen ülkemizin koşulları nedeniyle gerçekleştirememesine rağmen, umudunuzu kaybetmemenizdir. erkeklerin güçlü olmasına, tüm halkın ihtiyaçlarını omuzlarına sorumluluk olarak almalarına hepimizin ihtiyacı var. erkek yazar, erkek okuyandır. okuyan erkekler uzlaşabildikleri anda tüm sorunlarımız çözülür.
tamamen ekonomik nedenlerle böyle şeyler yapılır. gözlerimle gördüm. ilk eş genelde çok eşli bir baba tarafından erkek için seçilen kadın oluyor (akraba olma ihtimali yüzde yüze yakın). ondan olan çocuklar asil muamelesi görüyor. kağıt üzerinde nikah varsa da bu kadın sahip oluyor. daha sonrakiler geleneksel olarak bu güya güçlü yapıya eklemlenerek bir büyük aileyi oluşturuyorlar. ayrıca eş sayısında sınır yok. ortak amaç duygusuyla hareket ediyorlar. ortak amaç genelde fiziki güç gerektiren bir iş çerçevesinde şekilleniyor (karın tokluğuna çalışmak). çoğalmanın amacı iş gücüne katılacak aile bireylerinin sayısını artırmak. ülkemizde en çok orta anadolu (konya ve çevresi) benim gördüğüm kadarıyla çok yaygın bir simbiyotik yaşam biçimi. hep beraber yemek yiyorlar, hep beraber gülüyorlar ve ağlıyorlar. çok çok acaip bir şey. gözlerimle görmesem inanmazdım. işin karısını aldatmakla, çok cinsellik düşünmekle ya da tek eşle yetinememekle alakası bile yok. bir nevi ne kadar çok olursak hayatta kalma şansımız o kadar çok olur içgüdüsü. fırsat bulmuşken buralara iyice yerleşelim telaşı. bakterilerin koloni oluşturma telaşıyla hemen hemen aynı. bunlar sadece insan.
konut fiyatları. bunu okuyan demir, çimento, gazbeton... gibi dolara endeksli malzemelerden kaynaklı olduğunu düşünebilir. ama öyle değil. insan başkasına faydalı olmak istediği zaman barınma ihtiyacını sadece işçilik ve zaman maliyetine karşılayabiliyor. hem de çok daha doğa dostu ve huzurlu bir yaşam vaat ediyor.
en temel ihtiyaçlarımızı diğerlerine ekonomik olarak hükmetmek isteyen insanların eline emanet ediyoruz. sonuç: yeni yapılan x rezidansının 53. katını kiraladım, şehir manzarası seyrediyorum. asla satın alamayacağım servet değer biçilmiş beton yığınına düzenli ödeme yapıyorum. bedava olması gereken, toplumsal olarak başkalarına karşı sorumluluğumuzun olduğu yemekten sonraki en temel ihtiyaç.
0 malzeme maliyetiyle yapılabiliyor:
başka bir şey yoksa çayla güzel oluyordu (içine invert şeker şurubu katılmadan önce). şimdi tadı kaçtı. tadı kaçmasa bile yine içinde normal pancar şekeri dururken neden mısır şurubu kattıklarına bir türlü anlam veremediğim ama daha fazla tercih ettiğim probis de yenmez oldu. her şeyi sağlıklı pişirmenin bir yolu mutlaka var, bu katkı maddelerine çok ihtiyaç varmış gibi neden her şeyin içinde anlamıyorum. sadece şeker pancarından yapılan normal şekerle pişirilmiş bisküvileri bulunca hazine bulmuş gibi seviniyorum. ne hale geldik.
her ata sözü gibi işimize geldiği zaman kullandığımız için dezenformasyona uğramış sözdür. eğer az maaş alan, ay sonunu getiremeyen birine söylenirse hakarettir. bu mantıkla, bu insan aldığı maaşa kanaat etmeli ve bir gün (allah bilir ne zaman) çok maaşı bulacaktır. 50 yıl önce mümkün müydü? evet! böylece bu kişiler kanaat etmeyenlere örnek gösterilebilirdi. ama şimdi bu atasözünü şu şekilde güncellemek gerekiyor: aza kanaat eden, elindekini de kaybeder.
her iki kişiden biri işsiz olduğu için nerede çalışıyorsun, ne kadar maaş alıyorsun... gibi sorular kimseye sorulmamalı. belki de karşınızdaki insan tam da işsiz olduğunu unutmuş, normal bir gün geçirmeye çalışıyordur. böyle sorular sorup tekrar hatırlatmak, kalpleri kırmak olur mu?
insanın yaşamak için ihtiyaç duyduğu malzemeler: 1- yemek 2- su 3- başını sokacak bir ev 4- bol bol kitap 5- kendi gücünün yetmediği işlerde destek alacağı toplum... bunlara bağlı birkaç şey daha listeye eklenebilir. bu listede siyasetçiler, seçimler ve dünyada yarattıkları bozgunculuk yoktur. hiç olmayacak. biz yine ekmek yiyeceğiz, su içeceğiz, güvenli bir yaşam arzulayacağız.
seçimle kim gelirse gelsin sonuç değişmeyecek daha beter olacaktır, tüm dünyada artık seçimlerin hiç bir işe yaramadığı anlaşılmıştır. her yaşlanmış ve artık organları gerektiği gibi çalışmayan sistem, insan, düşünce gibi seçim sistemleri de ölmeye mahkumdur.
politika çoktan ölmüş, çürümüş fakat bunu bırakmaktansa cesediyle beraber yaşamayı tercih edenlerin elinde oyuncak olmuş.
hiç oy vermedim, vermeyeceğim. benim oyum senin demek, ben kendimi, paramı, haklarımı yönetmekten acizim, gel beni sen yönet, paramı nasıl kullanacağıma sen karar ver, neye ne kadar hakkım olduğu konusunda beni sınırla demektir. zamanın ruhuna aykırıdır.
oğlak. yorucudur. 'ben sana demiştim.' sözünü en sık söyleyen kişiler oğlak burcundan çıkar. ancak yükselen burç kaderin şekillenmesinde çok daha etkilidir. zira doğduğunuz saat, doğduğunuz enlem boylam ve tarih, sizin nasıl bir hayatınız olacağını belirler, bu da yükselen burca işaret etmektedir. doğum haritasında yine jüpiter'in düştüğü ev sizin hangi alanda başarılı olabileceğinize işaret eder ve bu bilgi yıllarca sınava hazırlanan ancak bir türlü istediği bölümü kazanamayan öğrenciler, mutsuz çalışanlar, ortalamanın hep altında kalan bir yaşamı kaderi sananlar için hayatidir... astroloji derya denizdir.
not: sözlük yazarı ya da değil, bir gün herkes kendi hayatının jokeri olmak zorundadır. (tarot kartları ve burçlar arasındaki bağıntı göz ardı edilemez.)
2 çeşit ölüm vardır, vakti zamanı gelince direne direne ölmek ve ölmeden önce bilinçli olarak ölmek.
tüm olup bitenlere teslim olmak, tam da hayatın olması gerektiği gibi olduğunu kabul etmek, bedenden ibaret olmadığını anlamak, yaşanan acıların bile sadece bedene ait olduğunu fark etmek ölmeden önce ölenlerin hali.
can havliyle başardığımızdır. fakirler ''ben göremedim gününü hayatın, genlerimi aktarayım da belki onlar görür gününü.'' diye nüfus olarak büyüdü. zenginler de fırsat bu fırsat diye paralarını büyüttü. kocuman olduk.
tarot kartlarının açılımlarını öğrenmek. sen de kendi hayatının joker'isin. kendi yolculuğunu keşfetmek dururken neden karalar bağlayasın. belki kader çarkı büyük arkana kartı açarsın, her şey değişir.
iş yeri sahibine (patron sözünden hiç hoşlanmadım) mobing konulu makale göndermiştim. ertesi gün aramızda şöyle bir diyalog geçti:
- sen bana nasıl böyle bir makale gönderirsin?
- neden göndermeyeyim? ben okudum, sizinle de paylaşmak istedim.
- ben patronum, benden korkman gerekir!
sonra eşyalarımı topladım ve ayrıldım.
not: deneme süresinin 4. ayıydı. sigorta bu sürede yoktu. haftada en az 3 gün gece saat 11 e kadar ofiste kalınıyordu. deneme süresi için maaş yoktu, sadece 500 tl harçlık vardı.
mobing başka bir şey, yanlış makale gönderdiğimin sonradan farkına vardım. :) belki doğru makaleyi gönderseydim...
kutsal kitapları en çok inanmayanlar okur zaten. bunu da laf ola beri gele değil, insan kitlesi davranışlarının, geleneklerinin ne olduğunu anlamak için yaparlar. yahudileri tevrat'tan bağımsız düşünemeyeceğimiz gibi, hristiyanları incil'siz düşünemeyiz. 'müslümanım ama kuran'ı hiç okumadım.' diyen insanları da böyle tanıyabiliriz. ama bu tersten bir tanımadır.
inanmayan şunu bilir: eğer bir kutsal kitapta çalmayın diyorsa, hemen dünyada en çok hırsızlığın olduğu topluma bakılır. hangi toplumun kutsal kitabı olduğu şıp diye ortaya çıkar. hırsızlığın olmadığı yerde tanrının emir olarak 'çalmayacaksın!' demesi beklenemez.
gıda krizi önümüzdeki 50 yıl dünyanın en önemli sorunu olacak. ismi ne olursa olsun, siyasi görüşü ne olursa olsun hiç bir seçilmiş, seçilmemiş kişi, eline kazmayı küreği alıp dudakları güneşte çatlayana kadar, elleri toprak çapalamaktan su toplayana kadar, hangi bitkinin yanına ne ekilir öğrenene kadar buna çözüm bulamaz. beton şehirlerde büyüyen, elmanın markette yetiştiğini sanan bir nesil geliyor. her konuda olduğu gibi halk kendi göbeğini kesmeyi öğrenecek. toprağa en yakın olanlar, aralarında organize olarak toprağa en uzak olanlara örnek olacaklar. (şehirden kaçmak istemeyen var mı?) üretimin amacı karı maksimize etmek değil, yaşamın devamını sağlamak olmalı. tüm dünya siyasetçileri karı maksimum hale getirmek isteyenler tarafından domine edilmektedir. (borsada balinalar, dolar kuruyla ha bire oynayanlar, ekonomi politikalarını belirleyenler ve en yakın hatırlayabileceğimiz gibi rus oligarkların savaş karşısındaki tutumları...)
biri bizi kurtarsın diye bekleyenler çok beklerler.
çözüm en dipten gelecek.
insan öldürmek! hem ölenlerin yakınları hem de öldüren için yaşam boyu bir ıstırap. köpek bahane, insanları öldüreni aklamaz ama hiç de küçümsenmeyecek bir sebep.
çocukken her sokakta bir bilemedin iki köpek olurdu. kimsenin evde beslediği köpeği yoktu (şehrin göbeğinde). doğal olarak tüm köpekler sokak köpeğiydi ve sadece çok aç ve susuz kalmışlarsa yerleşim yerlerine yaklaşırlardı.
şimdi el birliğiyle tüm doğal alanları istila ettik, köpeklerin avlayıp karnını doyuracağı daha küçük hayvanların yuvalarını dağıttık. sokak aralarında onları besleyerek, o bölgeleri sahiplenmelerine sebep oluyoruz. bunlar, içgüdüsel olarak buraları sahipleniyor, çeteleşiyor ve yolda yürümek artık çok riskli hale geliyor. çünkü adı üstünde hayvan, avcı bir hayvan. yiyeceğini tehlikede görürse ne zaman saldıracağı belli olmaz.
kaldı ki bazı türlerde besin kaynağını (sahibini) korumak için bize sebepsiz gelen zamanlarda saldırıya geçen türler son zamanlarda küçücük çocuklara bile neler yaptı. hayvandır, yapar. köpeklerin böyle davranması normal.
insanların onları yaşam alanlarından uzak tutmaları, kendi coğrafyalarının dışına çıkarmamaları (en tehlikeli türler melez olanlardan çıkıyor), bakamayınca (ya da dövüştürmek için satamayınca) sokağa atmamaları, ''köpeğime dokundurmam, benim köpeğim senin sağlığından daha değerlidir.'' imasında bulunmamaları, zaten zor olan yaşam mücadelesini daha da çekilmez hale getirmemeleri ne iyi olur.
keşke kendimizi her şeyin sahibi zannetmesek.
evde 3 hafta yoktuk. döndüğümüzde duvarları, küçük olanlar sarı-beyaz, büyük olanlar kahverengi-siyah böcekler istila etmişti. geceleri daha çok görülüyorlar. 0.1 le 1 mm arasında değişen boyutlarıyla dikkat edilmezse fark edilmeyen cinstenler. bayer'in k-otrine isimli rengi beyaz, kokusu olmayan böcek ilacını su ile karıştırıp salon ve yatak odasında uyguladım. süpürgelikler dolap arkaları için püskürtme yöntemi kullandım. mutfak ve banyoya da bugün uygulayacağım. böcekler hemen ölmüyor. düne göre sayıları çok daha az. herhalde duvarda kalanlardır diye düşünüyorum. 1 ay sonra yine ilaçlayacağım duruma göre. benim merak ettiğim dolap içinde kalan kıyafetleri yıkamak gerekir mi? bir de 10 gün ıslak temizlik yapmamak gerekiyormuş. evin içinde çıplak ayakla gezmek sorun olur mu bilemedim. maxforse yi bilmiyorum ama k-otrine 3 ay etkili yazıyor üzerinde.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.